Doğan Yurdakul

Doğan Yurdakul

7.9/10
364 Kişi
·
1.313
Okunma
·
18
Beğeni
·
2.119
Gösterim
Adı:
Doğan Yurdakul
Unvan:
Yazar
Doğum:
Aydın, 1946
1946’da Bozdoğan’da (Aydın) doğdu. İlkokulu baba memleketi olan Sivas’ta okudu. Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi’ni ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Paris Sorbonne ve Vincennes üniversitelerinde lisansüstü eğitim yaptı. Cenevre Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Uygarlığı eğitimi gördü.
Gazeteciliğe 17 yaşındayken, 1963 yılında Yenigün gazetesinde başladı; Ulus gazetesi, Kim, Yön ve Devrim dergilerinde devam etti. 12 Mart döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde iki yıla yakın tutuklu kaldı. 1974 yılında afla çıktıktan sonra Vatan gazetesinde çalıştı. Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı ve Ankara Temsilciliği yaptı. 12 Eylül döneminde Aydınlık kapatılınca Yankı dergisine yazı işleri müdürü oldu. Yazdığı yazılar nedeniyle toplam 222 yıl ceza alınca yurtdışına çıktı. Brüksel, Cenevre ve Paris’te çeşitli işlerde çalıştı. Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesi kaldırılınca 1991’de yurda döndü. Evrensel gazetesi Ankara temsilciliği, Siyah Beyaz gazetesi genel yayın yönetmenliği, Günaydın gazetesi Ankara haber müdürlüğü yaptı. 1997 yılında “32.Gün” programı Ankara temsilcisi iken kitap yazmak üzere kendi isteğiyle emekli oldu. 2008 yılından itibaren yaptığı Odatv yayın koordinatörlüğü sırasında 6 Mart 2011’de tutuklanıp Silivri Cezaevi’ne kapatıldı, 23 Şubat 2012’de tahliye oldu.
Rahmetli babam, ‘Bir kaba cesaret vardır, insanın tabiatından kaynaklanır, insana delice işler yaptırır. Bir de medeni cesaret vardır, bilgiden kaynaklanır,’ derdi
Oflu Hasan’ın ölümünden sonra onun tahtına kimin geçeceği merak ediliyordu. Aslında bunu merak edenler sadece bizlerdik, yani yeraltı dünyasıyla ara sıra sansasyonel bir olay patlak verdiği zaman “vay canına” diye ilgilenen sahne dışındaki seyirciler. Eğer Oflu Hasan’dan sonra onun yerine başka birinin “en büyük” olması söz konusu olsaydı, bunu Dündar Kılıç’a yakıştıranlar çoğunluktaydı. Örneğin Cemal Süreya “Yeraltı dünyasında hiyerarşi yok derler. Yine de bir numara, Marlon Brando, Napolyon odur” diyordu
avukat beni uyarmak gereğini duydu: “Doğan Bey, siz siz olun yine de bu hesaba çok fazla güvenmeyin. Çünkü Abi hapisteyken ara sıra geceleri çıkar, sabaha karşı dönerdi. Bu giriş çıkışlarında da bazı ‘temeller atmış’ olabilir!” dedi.

Evet, ister inanın ister inanmayın, Dündar Kılıç tutuklu veya mahkûm olduğu cezaevlerindeyken geceleri çıkıp sabahleyin geri dönebiliyordu!
Gece hapishaneyi dışarıdan makineli tüfeklerle taradılar, yani bir gözdağı verdiler. Ertesi gün şimdi adını hatırlayamadığım bir tuğgeneral geldi. Tehditkâr bir nutuk attı. Dündar’ı herhalde tanımış olacak ki, ‘Sen öbür tarafa geç’ deyip onu devrimcilerden ayırmak istedi. Dündar öbür tarafa geçmedi ve şöyle dedi: ‘Ben de devrimcilerden yanayım, bunların hepsi halk çocuğudur, ben de halk çocuğuyum.’ Bunun üzerine general bunu azarlayınca da ‘Ne azarlıyorsun beni,’ dedi, ‘sen beni yakası karanfilli ibnelerden mi zannediyorsun?’
Davutpaşa’da iken Cemal Madanoğlu çıkıyor mahkemede diyor ki ‘Siz beni yargılayamazsınız, beni ancak halk yargılayabilir, sizin böyle bir hakkınız yok.’ Ertesi günü bunu gazeteler yazıyor, Madanoğlu böyle böyle dedi diye. Dündar da bunu ya okuyor ya da duyuyor. Birkaç gün sonra da onun mahkemesi var. Dündar da çıkıyor askeri mahkemenin önüne, o da ‘Beni siz yargılayamazsınız, beni halk yargılar,’ demiyor mu? Mahkemede bulunan görevliler de tabii bunu ‘Sus bakalım, sen kim oluyorsun’ falan diye susturuyorlar.”
Mario Puzo’nun Baba romanında bu sistemin açılımı da vardır. Mafyadan haraç alan polislerden biri haddini aşıp çeteler savaşında taraf olmaya kalkışınca öldürülür. Bu olay üzerine haraç düzenindeki dengeler bozulacak gibi olur. Ama bu polisin kurallara karşı geldiği için öldürüldüğü öğrenilince diğer polislerin intikam almak için duydukları istek yavaş yavaş biter. Düzen yeniden kurulur: “Üstelik hepsinin de ödemek zorunda oldukları ipotek borçları, arabalarının taksitleri, öğrenim yapan çocukları vardı. Sonunda para üstün geldi. Haracı çoğalttılar, gangsterlerin çalışmalarına izin verdiler. Bir kez daha haraç tarifesi hazırlandı, herkesin aydan aya ne alacağı kararlaştırıldı. Toplum düzeni bir dereceye kadar yeniden kuruldu...”
Yılmaz Güney, sık sık “Ben insanları eğitirim, en azından bunu denerim,” derdi
28 yaşındaydı ve girdiği yolun başlarında olmasına karşın hızlı adımlarla ilerlemekteydi. Ama onu başkalarından ayıran en önemli özelliği kendisine çizdiği uzun vadeli bir projesi olmasıydı: “En büyük olmak!”
Bu kitabı okuyunca, ülkede milli istihbarat diye bir şey olmadığını,tamamen abd 'nin kuklası olduğumuzu anladım.Çok öğretici oldu benim için.Şimdi durum daha da beter ya neyse.
Ah mit diyoruz ama ortada Mit yok. Herkes herkesin arkasından kuyu kazıyor. Birileri koltuk uğruna Türkiyeyi kullanıyor. Son aylarda yaşanılan 15 temmuz darbe girişimi gibi, oyunlar oyunlar baş roller değişiyor ama kurumlar değişmiyor. Film yeniden çekiliyor yine aynı senaryo Mitin olanlardan haberi yokmuş gibi. birileri koltuğunu sağlamlaştırma için birilerini bir yerlere getiriyor sonra çıkar çatışması çıkıyor olan yine demokrasiye Türkiye'ye oluyor. Okuyun daha iyi anlayacaksınız, Siyasetin, Mitin arka sokaklarında dönen oyunları.
Kitabi 3 günde ite kaka zorla bitirdim. Açık konuşmak gerekirse Dursun önkuzu çatıdan kaymış düşmüş, ölmüş gibi lanse edilmese daha bir ciddiyetle okuyacaktım. "Daldan dala" diye tabir edeceğim bir olay örgüsü var. Kitabın önsözünde "objektif" davranılmış olduğu söylensede kitap buram buram Soner Yalçın "ideolojisi" kokuyor. Tüm sağcılar cahil, tüm ülkücüler katil... Hı evet evet!!!
Ülkemizde özellikle 1960 şanlı 27 Mayis devrimi sonrası oluşan kırıntıda olsa özgürlük ortamı yeni bir bilnçlen me dalgası estirdi bu en çok başta abd ab ve yeri işbirlikçi parababalarını korkuttu 12 mart askeri faşist darbesi oldugun da o dönem ki gene kurmay başkanı bunu şu cümleler le özetledi "sosyal bilinç ekonomik bilincin önüne geçti durdurmak lazım " özellikle üniversite gençliğinin dalga dalga yükselen mücadelesi bir takım çevreleri çok korkuttu dört koldan saldırıya geçtiler mehmet şevket eygi gibi cia işbirlikçileri islamı kullanarak amerikan şeriatı propagandası yapıyor abd eliyle ilim yayma cemiyetleri fetullah gülenin de kurucuları arasında yer aldıgı kominizm le mücadele dernekleri gibi dernekler kuruluyordu ortaçağcı şeriatçı cephede durum bu iken aynı zamanda bir cephede milliyetçi kesimde açıldı 27 mayısa ihanet eden faşist albay türkeş ve arkadaşları abd de kontra gerilla eğitimi alarak türkiyey döner dönmez cmkp yi ele geçirip adını mhp koyarak saldırıya gectiler bir cok provakasyon eylemlri yaptılar belli çevrelerce desteklenerek kontra kamplarında ülkücü komandolar yetiştirip grevdeki işçilere saldırttılar hakkını arayanları ülkücü terörle yıldırmaya çalıştılar bir fabrikaya sendikamı görecek hemen komandolar o fabrikayı basıp işçileri öldürüp sendikalaşmayı engellemeye çalışırlardı örnek Kale Kilit fabrikası örnek Ford fabrikası gibi ülkücü komandolar ülke tarihinin en buyuk katliamlarını da yaptılar Maraş ta sivas ta çorum da kadın yaşlı çoluk cocuk demeden okuldaki öğretmende üniversitede ki bilim insanları öğretim üyelerine kadar aralarında Adana emniyet müdürü Cevat Yurdakul Ankara cumhuriyet baş savcısı Doğan Öz olmak üzere yaklaşık 5000 insanı katlettiler işte reiste anlatılan bunlardır nasıl yetiştrildiler kimler el atından bunlara yardımcı oldu tüm bu detayları bu kitapta okuyacaksınız ...
Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul'un araştırmalarının derlendiği kitap, Selçuk Yöndem'in canlandırdığı ve Kurtlar Vadisi hayranlarının Arslan Bey olarak tanıdıkları eski MİT müsteşarı Hiram Abbas'ın hayat hikayesi ekseninden, kan ve irin bağlamış yakın Türk siyasi tarihinin menfaat dolu çarpık ilişkilerini anlatıyor. En tiksindirici olan ise tüm bu bokları yiyenlerin "ben ne yaptıysam ülkem için yaptım" kisvesi altında kendi politik ve maddi çıkarlarına kılıf uydurması, dahası birilerinin de buna inanması. Günümüze bakınca aslında tarihimizde çokta değişen bir şey olmadığını görüyorsunuz. Ucuz provokasyonlar, tahmin edilebilir ve aslında önlenebilir cinayetler, sömürü, insanların dini ve milli duygularını istismar, hatta 1950 den bugüne çoğu oyuncular bile hala tanıdık. Göründüğü kadarıyla zaman zaman düzen değişse de düzülen hep aynı... Sadece eskiden kendi tarafındaki liderler (daha geniş bir ifadeyle unsurlar da diyebiliriz sanırım) at koştururken yapılan haksızlıkları umursamayan -sözümona- aydınlar, gazeteciler, insan hakları savunucuları, günümüzde insiyatif başkasının eline geçip sopa kendi kafalarına indiği için bu kadar rahatsızlar...
bu kitap suikaste uğrayanları düşündüğümde yazık dediğim fakat okuduktan sonra bazılarının suikastı geç bile olmuş dediğim bir bilgiye sahip.bu kadar vatan haini koltuk sevdalısı içinde bu ülke çok iyi ayakta durmuş.Şimdi bunları öğrenince soruyorum acaba biz bu kitapla geçmişte yaşananları öğrenirken günümüzde acaba ilerde öğreneceğimiz neler yaşanıyor ne dersiniz ?
Hiram Abas isimli istihbarat şefinin yaşamından kesitlerin yanısıra kitap, 1950'li yıllardan 1990'lı yıllara kadar MİT'in istihbarat gelişim sürecini anlatıyor.
kitabin ismi de resmide beni çok etkiledi oyuzden okumak istedim. bide arkadaşlarım tavsiyede bulunmuştu.
her ne kadar kitap hiram abas üzerine yazılmışsada türkiyenin son 60 yıllık serüveni de anlatıyor..darbeler,muhtıralar,asker sivil çatışması ve gizli örgütler.günümüze kadarki iç çatışmaları ve rekabeti gözler öününe seriyor
Bir MİT görevlisinin sıradışı yaşamı
Kitapta ilk başlarda mit görevlisi olan Hiram Abasın ölümü anlatılıp devamında hayatı anlatılmıştır. En ince ayrıntısına kadar yer verilmiştir. Tabi kitapta da dönemin siyasi olaylarınada yer verilmiştir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Doğan Yurdakul
Unvan:
Yazar
Doğum:
Aydın, 1946
1946’da Bozdoğan’da (Aydın) doğdu. İlkokulu baba memleketi olan Sivas’ta okudu. Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi’ni ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Paris Sorbonne ve Vincennes üniversitelerinde lisansüstü eğitim yaptı. Cenevre Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Uygarlığı eğitimi gördü.
Gazeteciliğe 17 yaşındayken, 1963 yılında Yenigün gazetesinde başladı; Ulus gazetesi, Kim, Yön ve Devrim dergilerinde devam etti. 12 Mart döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde iki yıla yakın tutuklu kaldı. 1974 yılında afla çıktıktan sonra Vatan gazetesinde çalıştı. Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı ve Ankara Temsilciliği yaptı. 12 Eylül döneminde Aydınlık kapatılınca Yankı dergisine yazı işleri müdürü oldu. Yazdığı yazılar nedeniyle toplam 222 yıl ceza alınca yurtdışına çıktı. Brüksel, Cenevre ve Paris’te çeşitli işlerde çalıştı. Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesi kaldırılınca 1991’de yurda döndü. Evrensel gazetesi Ankara temsilciliği, Siyah Beyaz gazetesi genel yayın yönetmenliği, Günaydın gazetesi Ankara haber müdürlüğü yaptı. 1997 yılında “32.Gün” programı Ankara temsilcisi iken kitap yazmak üzere kendi isteğiyle emekli oldu. 2008 yılından itibaren yaptığı Odatv yayın koordinatörlüğü sırasında 6 Mart 2011’de tutuklanıp Silivri Cezaevi’ne kapatıldı, 23 Şubat 2012’de tahliye oldu.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 1.313 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 382 okur okuyacak.
  • 41 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları