Doris Lessing

Doris Lessing

7.7/10
83 Kişi
·
175
Okunma
·
38
Beğeni
·
4.344
Gösterim
Adı:
Doris Lessing
Unvan:
Nobel Ödüllü Britanyalı Yazar
Doğum:
Kermanşah, İran, 22 Ekim 1919
Ölüm:
17 Kasım 2013
2007 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olan İran doğumlu İngiliz yazar.

Doris Lessing, 22 Ekim 1919'da İran'da doğdu. Gerçek adı Doris May Tayler olan yazarın annesi de babası da İngilizdi. İngilizlerin İran ile yakın ilişkiler içinde olduğu yıllarda babası Alfred Tayler, I. Dünya Savaşı gazisi olarak İran Kraliyet Bankası'nda çalışıyordu. Annesi Emily Maude Tayler ise hemşireydi. Doris Lessing, babasının İran Kraliyet Bankası'nda görevlendirilmesi ile İran, Kermanşah'a taşındığı sene doğdu.

1925 yılında babasının mısır tarlası alması üzerineGüney Rodezya'ya (Zimbabwe) bir İngiliz kolonisine taşındılar. Ancak mısır tarlasından istedikleri verimi alamayınca ailenin zor günleri başladı. Doris, Harare'de Dominik Katolik Lisesi'ne başladı. Ancak okuldaki rahibelerin ona karşı sert tutumu yüzünden okulu bıraktı. Ardından 15 yaşına geldiğinde çocuk bakıcısı olarak çalışmak için evden ayrıldı. Zamanının çoğunu politika ve sosyoloji okuyarak geçiriyordu. Yazmaya da bu dönemde başladı. İlk yazılarını gazete ve dergilere gönderdi.

1937 yılında Salisbury'e taşınan Lessing, burada telefon operatörü olarak iş buldu. Kadınların ikinci plana atıldığı bir dönemde evlenerek evde çalışmayı reddeden Lessing, tüm bunlara rağmen 19 yaşında ilk eşi Frank Wisdom ile evlendi. 1943 yılına kadar süren bu evlilikten iki çocuğu oldu. Kısa bir süre sonra Komünist Parti Üyesi Gottfied Lessing ile evlendi ancak bu evliliği de sadece 6 yıl sürdü.

1949 yılında nükleer silahlara karşı yürüttüğü çalışmalar yüzünden ülkede yasaklandı ve uzun süre Rodezya'ya girişi engellendi. Bunun üzerine Londra'ya dönen Lessing, ilk romanı "Türkü Söylüyor Otlar" (The Grass is Singing) yayımlandı. Romanda baskı altına alınan kadın cinselliği ve beyaz bir kadının siyah uşağı ile aralarındaki ilişkiyi anlatıyordu. Hemen ardından 1951 yılında "Afrika Öyküleri ya da Burası Yaşlı Şefin Ülkesiydi" (African Stories or This was The Old Chiefs Country) adlı öykü kitabı yayımlandı. Yazdıkları yüzünden 1956 yılında artık Güney Rodezya'da istenmeyen kişi haline gelmişti.

1962 yılına gelindiğinde "Altın Defter" (The Golden Notebook) adlı kitabı yayımlandı. 1984 yılında Jane Somers takma adıyla iki kitabını yayımlatmak istediyse de İngiliz yayıncıların bunu kabul etmemesi yüzünden Amerikalı yayıncı Alfred A. Knofp ile anlaştı. İngiltere başkanı Tony Blair, Lessing'i Kraliçe'nin asil ilan edecekleri listesine eklemişti. Lessing ise buna tepki gösterdi ve asalet ünvanını reddetti. Sakin bir hayat süren Lessing'in, 11 Ekim 2007'de Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olduğu açıklandı. 87 yaşındaki yazar bu ödülü almış en yaşlı insan olma ünvanına da sahip oldu.

Feminist ve mistik bir tarzı olan Doris Lessing'in Yazın yaşamının üç evre geçirdiği söylenebilir. 1944-1956 arası dönemde içinde bulunduğu gruplardan da etkilenerek Komünist ve sosyal temalar üzerine yazdı. Ardından 1956-1969 yılları arası psikolojik temalara ağırlık verdi. Son olarak gizemci ve mutasavvıf bir yapıya dönüşen edebiyat dili Mısır kültüründen etkilendiğinin göstergesidir.
İç dünyama, oradaki gerçek yaşamıma ilişkin, bütün sıradanlık beklentilerimden vazgeçeli çok olmuştu.
Durmak ve ne yaptığını görmek öyle büyük bir acı verebilir ki, insan bunu göze alamaz.
“İyi ama, kendine hiçbir şey katamayan insan dışarıya ne verebilir ki? İçim bomboş, tükenmiş; öğle olmadan bitkin düşüyorum ve sadece uyumak istiyorum. Ah, eskiden nasıl biri olduğumu, nelere muktedir olduğumu düşündükçe! Bir kez olsun yorulduğumu hissetmezdim; kitabın kapağını açacak vakti olmayan bir kadın olup çıkacağım aklıma bile gelmezdi. Ama işte, karşınızdayım.”
Kendini yeniden yansıtmış, hatırlatmıştı; kendisini görünür kılmak için bir bedene ya da aynaya ihtiyaç duymamış, sadece içimdeki o tatlı özlem duygusunu kullanmıştı; bu açlık ona gereksindiği havayı sağlamıştı.
Distopik Kitaplar Serisi Vol 6

Bir kitabı anlatırken ilk defa bu kadar zorlanıyorum. Gerçi aynı şeyi Sadık Hidayet'in Kör Baykuş kitabında da yaşamıştım. O yüzden Kör Baykuş'a inceleme yazmaktan vazgeçmiştim. Yani şöyle bir his, bu kitabı okuyun gerçekten çok güzel diyorum, ama nedenini tam anlamıyla dile getiremiyorum. Sadece kısacık nasıl bir olayı işlediğinden bahsedeceğim.

Hayatta Kalma Güncesi, tam olarak konu bu. Hayatta kalmaya çalışan insanları tahlil ediyor, ama zaman ve mekan belirsiz. Bir ülkenin doğu ve güneyinden gelen çeteler var ve de bunlar batı ve kuzeye doğru göç ediyorlar. Olayı bize, bu göç olayının uğrak noktası olan adı belirsiz kentin ortasında, bir binanın giriş katında yaşayan yaşlı bir zat birinci ağızdan anlatıyor. Tanıtım bülteninden öğrendiğim kadarıyla kapitalist düzenin yıkılmasından sonraki yaşam koşullarının kıtlaştığı, insanların ve çocukların bir araya gelerek batı ve kuzeye göç etmek zorunda kaldığı bir zaman diliminde geçiyor olaylar. Giriş katta oturan kişinin, bu göç esnasında gözlemlediği olguları, tahlilleri bize sunmasıyla devam ediyor roman sürekli. İşin en sevdiğim yanıysa, bu kişinin, salonun duvarına bakarak başka bir alem düşlemesi ve orada gezinmesi. Bu gezinti esnasında, yanına emanet bırakılan 12 yaşındaki kızın geçmişine dair psikolojik tahliller yapması. Hem kendisi üzerine hem de çevresi üzerine yaptığı tahliller gerçekten müthiş. Hayatın her alanına değiniyor, bunu sadece birkaç konu ile sınırlandırmam çok zor. Bu tahlillere dair kitapta geçen kısımları buraya yazsam inceleme okunmayacak bir hal alırdı. O yüzden kitaptan yaptığım alıntılara bakmanızı tavsiye ederim, kitabı okuyup okumama kararınızı, pozitif yönde etkileyeceğini düşünüyorum.

Biliyorum biraz karmaşık oldu incelemem ama Hayatta Kalma Güncesi öyle diğer romanlar gibi anlatabileceğim basit bir kitap değil maalesef. Ama ben fazlasıyla beğendim ve de distopik kitap okumayı sevenlerin, listelerine kesinlikle eklemelerini tavsiye ederim.
Doris Lessing'i belki 25 sene önce okumuştum ilk kez, Türkü Söylüyor Otlar çok ilginç, gerilimli ama bir yandan sessiz bir kitaptı, iyi hatırlıyorum. Lessing'in Altın Defter'ini de okumaya çalışmış ve benden beklenebileceği gibi yarıda bırakmıştım. Kedilere Dair adlı eserinin ilk on on beş sayfası ise kitabı okumaya devam etmemem için yetti de arttı, zira Zimbabwe doğumlu yazarın Afrika'daki çocukluk günlerinde yabani ve evcil kedilerle ailecek yaşadıkları "sıkıntılar" şu yaşımda taşıyabileceğim birşey değil, yeterince kötü şey oluyor ve sayıları fazla diye çiftliklerinin etrafındaki 50-60 kediyi yok etmek için önce kloroform bulmaya çalışan ve bunu yapamayınca kedilerin tamamını odaya doldurup yazarın babası tarafından tüfekle katledilmeleri gibi "hatıralar" da bana hiç kaldırabileceğim birşey gibi gelmiyor. Bugün sosyal medyada sadece canı istediği için yavru kedinin gözlerini oyup bir de resmini çekip her yerde paylaşan çocuk yaşta bir pisliğin haberi vardı. Ayrıca bir de su hortumunu eşeğin makatına sokarak hayvanı öldüren sapıklar aranıyordu... Kitapla ilgili birk aç yere baktım, bazıları güzel şeyler söylemiş, muhakkak ki yazar kedilerin hayatındaki yeri hakkında olumlu ve güzel şeyler söyleyeceği noktaya doğru götürüyordur hikâyesini; ama bir başka okurun yazdığı gibi, kedi sevenlerin dayanabileceği gibi bir eser de olmayabilir, her 5 dakikada bir kedi ölüyor çünkü, daha 15 sayfa içerisinde tüfekle kedi katliamı dışında yılan öldürelim derken tüfekle vurulan ve kalbi dışarı çıkan yavru kedi, şahinler tarafından kapıp kaçırılan yavru kedi gibi bir sürü olaya tanık oluyoruz. Yani kedilerle ve hayvanlarla küçük yaşta bu kadar kötü deneyimler yaşayan birisinin ileride kedi ve hayvan sevgisi ile dolması- tabii ki hüsn-ü niyetle söylüyorum- mümkünse, âlâ... Doris Lessing'in kedi ölüsü dolu kitabı bana hitap etmedi açıkçası. Belki de çok soğuk bir şekilde bahsetmesi sebebiyle de olabilir bu. Entelektüel manada onların değerini kavramış ve ifade ediyor olsa bile duygusal manada soğuk kaldığı için, ya da bana öyle geliyor belki de.

Kitabı okumayı düşünenlere iyi okumalar.
2007 yılında nobel ödülü alan Doris Lessing'in 1950 yılında yazdığı ilk kitabı.kitabın konusu Güney Afrikadaki Rodezya da geçiyor.şehir yaşantısına alışık olan Mary'nin,kırsal bölgedeki bir çiftlik sahibiyle evlenmesi ve sonrasındaki dramatik yaşam hikayesi anlatılıyor.bu arada o dönemdeki Rodezya da yerlilerle beyazlar arasındaki yaşam farklılığı,sosyal ilişki ve sömürgeciliğin bütün yönleri ayrıntılı olarak gözler önüne seriliyor.kitap gayet akıcı bir dille yazılmış,doğa,mekan,kişi ve insan iç dünyası tasvirleri mükemmel bir şekilde yapılmış.hikaye bir anda sizi sarıyor ve sıkılmadan kendini okutturuyor.Kitap,yazarın ilk kitabı olmasının yanında, aynı zamanda benimde yazarın okuduğum ilk kitabı olma özelliğini taşıyor.ben beğenerek okudum.fırsat oldukça yazarın diğer kitaplarından da bir kaçını okumayı düşünüyorum.son cümle olarak, kitap için,okunması gereken harika kitaplardan birisidir diyorum.
Kitabin ilk bolumunu okuyunca buyuk bir hayal kirikligi yasadim. "Bulbulu Oldurmek" kitabinin birebir kopyasi gibi bir izlenime kapildim, cunku yine bir cinayetle basliyor, suclumuz siyahi bir calisan, sorusturmayi yuruten beyazlar da hic bir arastirma yapmadan sirf ten renginden oturu adamin suclu olduguna ikna oluyorlar. Beklentim, kitabin yargilama sureciyle ilintili olmasi uzerineydi.
Ancak ikinci bolumden itibaren kitap, cinayetin yillar oncesine dondu ve olay akisinin nasil ve hangi sartlarda ilerleyip cinayete zemin hazirladigini anlatti.
Kitap yalnizca irkcilik uzerine degil, ayni zamanda kadin ve erkek esitsizlikleri, toplumsal algi ve baskilar uzerine elestiriler ve yorumlar iceren oldukca basarili bir eser. Oldukca akici bir dili ve surukleyici hikayesi ile oldukca kisa zamanda okuyucuyu etkisine alan ve kitabin sonuna kadar temposunu dusurmeden ilerleyen bir eser.
bir kedi sever olarak ve çocukluğumdan beri kedilerle muhabbeti olan biri olarak,kitabı severek okudum,bir evde kedi varsa ,o evde huzur,güzellik,sevgi vardır,bu pozitif hayvanlar insanın nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama ruhsal yapısını olumlu yönde değiştirmeyi başarabiliyorlar,
Bu kitap, benim için anısı olan kitaplardan biri. Çömezliğin verdiği şevk ile -akılsızlık da diyebiliriz- “ben 45 gün staj yaparım ya ne var ki” diyerek başladığım staj anım. Ha bitti ha bitecek diye şafak sayar gibi çetele tuttuğum stajım biterken, iyi ki tanışmışım dediğim güzel yürekli editör abimden hediye olarak geldi bana.

On Dokuz Numaralı Oda, Doris Lessing’in daha önce başka yerlerde de yayımlanmış olan hikayelerinden oluşuyor. Farklı dillerde çevirileri yapılan bu hikayeler için Lessing, kitabın önsözünde “... yayımlandıklarından beri hareketli ve bağımsız yaşamlar sürdüler” sözlerini kullanır. Lessing’in atıfta bulunduğu gibi her bir hikaye birbirinden bağımsız. Bağımsız olan sadece hikayeler değil, karakterler de birbirini tekrar etmiyor. Hatta aynı hikayeyi paylaşan iki karakter kendi içinde barındırdığı başka bir hikayeyi de okura sezdiriyor. Bu durumun sonucu karşılaştığımız geniş karakter yelpazesi ile kadın-erkek ilişkisinin anlatıldığı hikayelerde birbirinden farklı kadın ve erkek kişiliklerini görüyoruz.

Genç bir kadına duyduğu umutsuz aşkı, başka bir genç kadınla evlenerek çözmeye çalışan orta yaşlı bir erkeğin hikayesini okurken, aynı hikaye içinde bu orta yaşlı adamın kendine bulduğu kaçış yöntemi sonucu hayatı etkilenen başka bir erkeğin hikayesi ortaya çıkıyor. Çocuğunu korumaya çalışırken onu dünyadan soyutlayan ama bunun farkına varmayan bir anne modeli görürken, başka bir hikayede anne olduğu için kocasına “hayatına başka bir kadın alma hakkı” tanıyan, annelik sonrası kadın olgusu ile anneliği dengeleyememiş başka bir karakter okuyoruz. Kadınlar için en önemli işin yemek, çocuk ve ev işi olduğunu düşünen ancak boş vakti olduğunda -hobi gibi- bir işte çalışabileceğini ifade eden erkek ya da “isterim ve alırım” mantığı ile kadına duygulardan arınmış bir şekilde yaklaşan başka bir erkek.

Her ne kadar karakterler birbirine benzemese de hikayelerde kadına ya da erkeğe yüklenmiş olgularda genel bir negatiflik mevcut. Bunlara kadının kadına yüklediği anlam ve erkek için kullandıkları “istediğini alır” etiketi dahil.

Kitabın önsözünde hikayelerin nasıl yazıldığı ya da kimden etkilendiğine dair bilgiler bulunmakta. İçlerinden bazıları Doris Lessing’in bizzat gözlemlediği ve yaşayan karakterlere sahipken, birkaç tanesi Lessing’in kendi yaşamından izler taşıyor.

Ben kitabin önsözünü okurken en sona bıraktım ama bilinçli yaptığım bir şey değildi. Fakat iyi ki öyle yapmışım. Çünkü en çok etkilendiğim hikaye kitapla aynı ismi taşıyan On Dokuz Numaralı Oda oldu. Hikayede biraz Virginia Woolf etkisi hissediliyor. Lessing de önsözünde bu hikayeye epey bir yer vermiş zaten. Hatta hikayedeki ana kadın karakter için “ne istediğini bildiğine inanmıyorum” sözlerini kullanıp, “sürükleniyor, ama ne yüzünden?” sorusunu sorarak kendi yazdığı karakteri sorgulamış. Bu nedenle önsözü sonraya bırakmış olmam benim açımdan iyi bir şey oldu.

Kitabı okurken en çok zorlandığım şey ise dili oldu ama bunu sadece yazar ile açıklamam doğru olmaz. Bana göre sorunun büyük kaynağı çevirmendeydi. Sanki cümleler birebir çeviri yapılmış ve Türkçeye tam oturtulmamış gibi. Özellikle okurken cümle devam ettiği halde duraklama hissi vermesi ve bir türlü cümlenin devamının gelmemesi ya da özne ve yüklemin uyuşmaması gibi sorunlar gözüme iyice battı diyebilirim.

Dil sorununu göz ardı edersek erkeğin kadına ve kadının da kendisine yüklediği kalıpları Doris Lessing’in kurgusu ile okumak isteyenlere önerimdir.
Çok keyif alarak okudum diyemem. Hatta son hikayeyi okuyamadım biraz saçma geldi. Sadece kitaba ismini veren Büyükanneler hikayesi güzeldi. Hatta filmi de yapılmış. ''Yasak aşk'' olarak geçiyor filmin ismi. Naomi Watts oynuyor, tavsiye ederim. Keyifli okumalar herkese.
“ Kişinin yüreği, genellikle bir tek nedenden ötürü yanmaz, hele ileri yaşta, çünkü geçmişin acılarında koşar o zaman yardımına ...” “Aşk hastalığı ne demekmiş anlıyorum.” Kitap yaşıma hitap etmesede kendimden çok şey buldum. Bir çok duygu öğrendim.
2010 yılında İngilizce aslında okuduğum ilk Doris Lessing kitabıdır. Burjuvazi bir ailenin kızı Alice'in evinden kaçarak sığındığı terörist eylemler yapan bir gruba katılmasını onu alır. Alice'in "ait olduğu" sınıf sıkışmışlığı yeni katıldığı bu terörist grup arasındaki kabul görme çabasını konu alır. Lessing Alice'i öyle güzel tasvir eder ki içine doğduğumuz toplumsal normların dışına çıkmanın ne kadar zor olduğunu düşünürüz. Sözgelimi yaşadıkları evin tadilatına kafayı takan bir kadın vardır romanda. Teröristlerin yaşadığı derme çatma evi bir "ev" haline getirmeye çabalayan bir kadın... Çok başarılı bir romandır, mutlaka kitaplığınızda yer açıp okumalısınız...
"Yasalarla koruyarak ya da demokrasinin çekici bir fikir olduğunu düşünerek demokrasiye ulaşamazsın. Bizse hep bunu yaptık. Bir tarafta 'sen iyi bir kızsın, sen kötü bir kızsın' yargıları , kurumlar, hiyerarşiler ve emir komuta zincirinde bir halka; öteki yandaysa demokrasiyi dayatan yasalar çıkarmak, habire amma da demokratik olduğumuzu söylemek. Kısacası, bu konuda kendini kötü hissetmene hiç gerek yok. Senin başına gelen şey, zaten her daim olup biten şey ..

- Doris Lessing

Yazarın biyografisi

Adı:
Doris Lessing
Unvan:
Nobel Ödüllü Britanyalı Yazar
Doğum:
Kermanşah, İran, 22 Ekim 1919
Ölüm:
17 Kasım 2013
2007 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olan İran doğumlu İngiliz yazar.

Doris Lessing, 22 Ekim 1919'da İran'da doğdu. Gerçek adı Doris May Tayler olan yazarın annesi de babası da İngilizdi. İngilizlerin İran ile yakın ilişkiler içinde olduğu yıllarda babası Alfred Tayler, I. Dünya Savaşı gazisi olarak İran Kraliyet Bankası'nda çalışıyordu. Annesi Emily Maude Tayler ise hemşireydi. Doris Lessing, babasının İran Kraliyet Bankası'nda görevlendirilmesi ile İran, Kermanşah'a taşındığı sene doğdu.

1925 yılında babasının mısır tarlası alması üzerineGüney Rodezya'ya (Zimbabwe) bir İngiliz kolonisine taşındılar. Ancak mısır tarlasından istedikleri verimi alamayınca ailenin zor günleri başladı. Doris, Harare'de Dominik Katolik Lisesi'ne başladı. Ancak okuldaki rahibelerin ona karşı sert tutumu yüzünden okulu bıraktı. Ardından 15 yaşına geldiğinde çocuk bakıcısı olarak çalışmak için evden ayrıldı. Zamanının çoğunu politika ve sosyoloji okuyarak geçiriyordu. Yazmaya da bu dönemde başladı. İlk yazılarını gazete ve dergilere gönderdi.

1937 yılında Salisbury'e taşınan Lessing, burada telefon operatörü olarak iş buldu. Kadınların ikinci plana atıldığı bir dönemde evlenerek evde çalışmayı reddeden Lessing, tüm bunlara rağmen 19 yaşında ilk eşi Frank Wisdom ile evlendi. 1943 yılına kadar süren bu evlilikten iki çocuğu oldu. Kısa bir süre sonra Komünist Parti Üyesi Gottfied Lessing ile evlendi ancak bu evliliği de sadece 6 yıl sürdü.

1949 yılında nükleer silahlara karşı yürüttüğü çalışmalar yüzünden ülkede yasaklandı ve uzun süre Rodezya'ya girişi engellendi. Bunun üzerine Londra'ya dönen Lessing, ilk romanı "Türkü Söylüyor Otlar" (The Grass is Singing) yayımlandı. Romanda baskı altına alınan kadın cinselliği ve beyaz bir kadının siyah uşağı ile aralarındaki ilişkiyi anlatıyordu. Hemen ardından 1951 yılında "Afrika Öyküleri ya da Burası Yaşlı Şefin Ülkesiydi" (African Stories or This was The Old Chiefs Country) adlı öykü kitabı yayımlandı. Yazdıkları yüzünden 1956 yılında artık Güney Rodezya'da istenmeyen kişi haline gelmişti.

1962 yılına gelindiğinde "Altın Defter" (The Golden Notebook) adlı kitabı yayımlandı. 1984 yılında Jane Somers takma adıyla iki kitabını yayımlatmak istediyse de İngiliz yayıncıların bunu kabul etmemesi yüzünden Amerikalı yayıncı Alfred A. Knofp ile anlaştı. İngiltere başkanı Tony Blair, Lessing'i Kraliçe'nin asil ilan edecekleri listesine eklemişti. Lessing ise buna tepki gösterdi ve asalet ünvanını reddetti. Sakin bir hayat süren Lessing'in, 11 Ekim 2007'de Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olduğu açıklandı. 87 yaşındaki yazar bu ödülü almış en yaşlı insan olma ünvanına da sahip oldu.

Feminist ve mistik bir tarzı olan Doris Lessing'in Yazın yaşamının üç evre geçirdiği söylenebilir. 1944-1956 arası dönemde içinde bulunduğu gruplardan da etkilenerek Komünist ve sosyal temalar üzerine yazdı. Ardından 1956-1969 yılları arası psikolojik temalara ağırlık verdi. Son olarak gizemci ve mutasavvıf bir yapıya dönüşen edebiyat dili Mısır kültüründen etkilendiğinin göstergesidir.

Yazar istatistikleri

  • 38 okur beğendi.
  • 175 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 416 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları