Dücane Cündioğlu

Dücane Cündioğlu

8.5/10
446 Kişi
·
1.516
Okunma
·
612
Beğeni
·
26.836
Gösterim
Adı:
Dücane Cündioğlu
Unvan:
Türk Yazar, Düşünür
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 21 Ocak 1962
1962 yılında İstanbul Üsküdar'da doğdu. 2 Nisan 1980 tarihinde başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazarak devam etti. 1981 yılında Kur’an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim'in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998’ten 2011'e kadar Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 5 Şubat 2011 tarihinde 'Son Günah' adlı son yazısı ile gazetedeki yazılarına son verdi. 1993 yılında Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Hak Dini Kur’an Dili: Kur’ân ve Meâlini' hazırlayıp notlandırdı.
En iyi bildiğim iştir yalnız kalmak.
İnsanlarla temas ya beni incitiyor ya onları,
İflah olmaz bir uyumsuzum.
Kimse sana sende olmayani veremez; bu nedenle sen sende olani bulmali, bulman gerekeni sen kendinde aramalisin.
''Kapıyı her çalışımda içeriden gelen 'kim o?' sorusuna verdiğim yanıt hiç değişmedi: 'bilmiyorum'...''
Karıncanın ayak sesini duymayan hakikatin sesini de duyamaz, hakikatin eşiği zarefettir çünkü.
Göz İzi yazarin birbirine bağlı denemelerinden oluşan yoğun bir eser.Ozellikle felsefe alanına ilgisi olan arkadaslarin tercihlerine göre sevebilecegini düşünüyorum.Oyle bir cirpida anlasilabilecek kolay bir eser degil belki defalarca okunmayi,fikir jimnastigi yapmayi gerektiren dolu dolu bir eser.Göz İzi yazarla ilk tanışma kitabım.Yazar gercekten donanimli ,
sinemaya,sanata vakif çok yönlü ,güclü bir kalem.Cok da geç kaldım farkindayim lakin hem benim okuma isteksizliğimden hem de okunacak kitap listesinin çokluğu gibi çeşitli sebeplerden sıra gelmedi bir türlü kendisine.Ama listeme yeni bir yazar daha eklemiş oldum bu vesileyle.

Dücane Cündioglu tam bir kelime mühendisi.Anlamı yakalamamiz ve zihnimizde irdelememiz için sözcükleri ölçüp biçerek,kilcallarina ayırarak bal mühendisi arılar misali şeker şerbet sunuyor kalbimize yazar adeta.Yazar bizlere hazır menü sunup (pisir-ısıt-ye) mantığı ile bizlerin hazıra konmasını istemiyor kesinlikle.Bizleri zihin mutfağına sürükleyerek kelimelerle hasr neşr olmamızı sağlayarak,onlari ovalayip,doğrayıp kalbimizde ve ruhumuzda sorgulamalarla yoğurup şekil verdirerek başka bir tabirle nadasa çekilmiş zihinlerimizi çalıştırarak kelimelere çokça anlam yükleyerek emegimizle hazırladığımız mükellef sofrayla doyuma ulaşmamızı istiyor.Atistirarak gecistirmek yerine kelimelerin çeperlerini aşarak ,künhüne dokunarak kalıcılık ve aynel yakinlik sağlıyor .

Hatta şöyle söyleyeyim yazarın kaleminde sözde bildiğinizi düşündüğünüz kelimeleri yeniden tanıyorsunuz.Anlam haritalari olusturarak kendinizi yeniden kesfediyorsunuz.
Kelimeleri sadece dille değil ; akilla ,kalple de özümsemeye calisiyorsunuz.Evet diyorsunuz kelimeleri tanımak gerek sadece kalıbından değil ama özlerinden de.Kainat kitabının en kıymetli bir meyvesi olarak ,kitabın her bir sayfasına derinden saygı duyarak tanımak ...

Kelimeleri tanımadan ne varlık,ne hayat ne de eşya tanınamaz hiçbir şey.Hatta insan kendisinin bile yabancısı sayılır.Yaşamın gayesini sorgulamadikca,aslına ermedikçe,özüne dokunmadikca yazarın ifadesiyle varlıkla carpismadikca,bilgi toprağını derinlemesine kazmadikca,
merak etmedikçe,
sasirmadikca,sorgulamadikca oturduğumuz yerden eylemsizce harflerin kendiliginden dizilmesini bekleyerek hayatın anlam kozasini öremeyiz elbette .

Ancak gafletimizden hayatın anlam kozasını öremedigimiz gibi kendimizi de cözümleyemiyoruz.İstikamet yönümüze yanlış ilmekler attırıp kalp meydanimizi karanlıkta bırakıyoruz.Ruhumuzun sokaginda cikmazlara varip yaratılış gayemizi çözümlemek yerine dügüm atiyoruz kayboluslarimiza her gün bir yenisini ekleyerek . Efendimiz'in (sav) imanımızı sürekli canlı tutmak adına "Rabbim ilmimizi ziyadelestir " duasına ilim taleb edecek ne halimiz ne de mecalimiz var.Yarinsiz yaşayarak bize ait kitabın sayfasını müsveddelerle ciziktiriyoruz, kalbimizi temize çekmeye vaktimiz yok.Bilerek dünya hayatının ahiret hayatına tercih edildiği yasadigimiz çağda yazarın ifadesiyle en azından ümit ederek "Rabbim hayretimizi arttir" duasını kendimize vird edinebilirsek,ilmin peşinde koşabilirsek hayretimiz ölçüsünde hayranligimiz artabilir ; ilmimizle de amel edebilirsek kim bilir belki o zaman hayata yakışırız.Belki o zaman kainat korosunun müthiş ahengini bozamayiz.

Yarınlı yaşamak lazım.Sadece bugunun zevk ve sefasina dalip yarini,öteleri unutmadan.Bundan dolayı varlıkla carpismali,hayatın sırlı an'larina tanıklık etmeli ,varlığı derinlemesine mütalaa etmeli,yenilenmeli,tazelenmeliyiz.

Keyifli Okumalar...
Birkaç ay önce netteki bir haberi okuduğumda; Dücane Cündioğlu’nu okunacak yazarlar listemin başlarına ekledim. Zamanın Aile Bakanının engelli çocukları ziyarete gittiğinde minicik yüreklere uygun gördüğü hediyenin çerçeveli Cumhurbaşkanı ve Başbakanın fotografları olmasına verdiği derin, cesaretli ve bir o kadar hassas bir kalemin tepkisiydi haberin konusu… Her şeyden önce bir insan olarak, bir anne olarak, meslektaşı olarak kızgınlığıma, menfaatine secde eden zihniyete duyduğum öfkeye, ve dahi yüreğimin tarif edemediğim tepkisine tercüman olduğu için teşekkürler borçluyum Dücane Cündioğlu’na …

Cenab-ı Aşk ilk okuduğum eseri yazarın. Bence Cündioğlu okumak Alzheimer hastalığını engelleyecektir zira okurken o kadar beynimi zorladım ki, ciddi başağrıları yaşadım diyebilirim:) Uzun zamandır bu kadar düşünerek okuduğum bir kitap olmamıştı.

Görünürde kelime ancak içinde kocaman cümleler içeren, anlamak ve sindirmek için bir cümlede 5 dakika tefekkür ettiğim sonu üç noktalarla biten satırlar. Kendim de edebi ve yazı hayatımda çok sık kullanıyorum cümlelerin sonunda çoklu noktaları. Anlatılmak istenenin, hissedilenin çok yoğun olduğundan kelimelerin kifayetsiz geldiğini ve belki de noktaların yardımcı olduğunu düşündüğümden muhtemel…

Kitabı okumaya başladığımdan beri daha az konuşur, daha çok susar oldum. Kendimce yazarın yaptığı gibi kelimeler üzerine tefekkür seanslarına başladım. Kendime daha çok zaman ayırma, kendimle hasbihal etme, kendimi dinleme , tanıma ve sorgulama yapmak adına güzel bir adım oldu bu kitap. Okuduklarımı sindirip, zihnimi biraz dinlendirdikten sonra yazarın diğer kitaplarını biran önce okumayı planlanlıyorum.

Tasavvuf ve felsefeyi çatışmadan, ahenk içinde buluşturması bence çok başarılı yazarın. Belki de en başta kendini sorguladığı için paylaştığı eleştiriler itici ve rahatsız edici değil bence. Ama derin, içten, hassas,ve oldukça gerçek…

Kitabın -kendini bilen Rabbini bilir mesajını – özellikle vurgulayarak, kendini tanımak isteyen ya da dünyevi kalabalıklar içinde kendini unutan herkese tavsiye ediyorum.
Ne zaman sessiz, kimsesiz bir yer bir dağ başı görsem hemen oracıkta küçük bir ev inşa ederim, zihnimde. Kimsenin geçmediği, geçenin de sormadığı bir yer... Şehirden, insanlardan, betondan, yıldızları göstermeyen binalardan uzak, insanın kendiyle kaldığı, gürültülü kalabalıktan sıyrıldığı bir yer... Niçin peki? Kendisini görmesi, bilmesi ve tanıması için. Doğrusunu söylemek gerekirse bunlar için çok uzaklara, kimsesiz diyarlara gitmeye gerek yokmuş, yukarıya yazdıklarım benim zihnimdekiler sadece. Kalabalık içinde de insanın içine yönelmesi pekâlâ mümkünmüş, kitap bunu çok güzel dile getirmiş.
Sus ve dinle kendini. Gemin biraz da sessizliğin sularında yol alsın...
Ara, bul içindeki... Bulamazsan da niyetini belli et. Düş yola... Ama dönmeyi de bil, takılıp kalma, her neye takılıp kalacaksan.
Bir derdin olsun, bir meselen olsun... Bilmek için hayret gerek hayret için görmek gerek görmek için ise devr gerek, yani "mânen âlemi temaşaya çıkmak" lazım ki bunun içinde dert lazım "dertsiz/gamsız insan gaflet içinde demektir, zihnen hareketsizdir..."
Umursama sayıları, sakın ola onlarda arama hakikati.
Niçin? Durmadan sor bu soruyu kendine kendine. Mesela niçin inandığını bil önce.
Az çok sen de öğrendin değil mi bu hayatın "her an çatırdayan incecik bir buz tabakası" olduğunu, işte bu yüzden durma, durursan hiçbir farkın kalmayacak diğerlerinden. Durma, koş...
Yola çıktıysan, düşeceksin ama bak ne diyor yazar; "düşmekten korkmamalı, bilâkis öylece düşüp kalmaktan, düşüp kalkamamaktan korkmalı."
Okurken "bügücük kuşu"nu çok sevdin demi. Ama üzüldün de bir hüzün çöktü içine. Sinirlendin, kızdın, meylettin yine dünyaya küsmeye, ama başaramadın.
"herkes önce elindeki fidanı dikmeye bakmalı!" bunu okurken ise dünyaya küsmek değil de ne yapman gerektiğini öğrendin, ne güzel anlatmış yazan yapılması gerekeni.
Bir de bir şey daha öğrendin sanırım, aradığın hakikat uzakta değildi, buralarda bir yerlerdeydi eğer gözlerini kendine çevirebilirsen bulmak için ilk adımı atmış olacaktın. O halde ne duruyorsun?

Bir küçük not:
"Çıktım erik dalına anda yedim üzümü!"
Yunus Emre
Şimdi git ve biraz da bunu düşün.

Bir küçük not daha: Ben bu yazı da içimle konuştum.
An itibari ile büyük bir zevk ile okumuş olduğum, Dücane Cündioğlu'nun Cenab-ı Aşk adlı kitabını bitirmiş bulunmaktayım. Sizlerle paylaşmış olduğum alıntılardan da fark etmiş olduğunuz üzere kitap son derece hassas konuları içeriyor. Sizleri bulunduğunuz ortamdan alıp bambaşka diyarlara, başkalarının penceresinden dünyaya bakış açısı kazandırıyor. İçeriği dolu dolu olan bu kitabı siz değerli bütün arkadaşlarıma okumalarını tavsiye ederim. Şimdiden iyi okumalarınız olsun.
Dücane Cündioğlu..
Farklı söylemleri,entelektüel bakış açısı ve yalnızlığı sevmesi ile tanınan bir düşünür.
Uzun zaman önce bir makalede aynen şu ifadeyi kullanmıştı;
Günümüz insanının en büyük 3 problemi; Okumamak;Araştırmamak ve Düşünmemek…
Ve bu şablon hala gözümün önünde bir şerit gibi hayatıma yön veriyor.
Bir de Özellikle Kur’an’a Dair incelemeleriyle ilgili kitaplarını okuduğumda o kadar netlik kazandırmıştı ki meal ile ilgili karmaşık kavramlarıma, işte o günden itibaren takdire şayan bir şahsiyet olduğunu düşünmeye başladım.
Kitabına gelince;
Mimarlık ve sanat üzerine kurulu ve bu doğrultuda kaleme alınmış bir eser..Osmanlı mimarisinden tutun Avrupa mimarisine kadar yazarımız detayları ile ilgili açıklamalarda bulunmuş.Günümüz mimarisinin geçmişte en güzel şekilde inşa edilen eserlerle alakadar olmadığını, şimdiki eserlerin sanatsal özelliklerinden ziyade sadece görselliğe hitap ettiğini ve eski sanat eserlerimizin de bu görsellik adına nasıl mahvedildiğini kendine özgü anlatımıyla çok güzel bir şekilde açıklamış.Bu doğrultuda şu an en çok merak ettiğim yer;
Üsküdar Kuşkonmaz Camii.Yazarımızın bu kapsamda örnek verdiği tek tarihi eser.
Tabii mimarlık üzerine fazla bir bilgim olmadığı için kavramları anlamakta zorlanmam eksi yönler ve kitap biraz ağır.
Sonuç olarak ne olursa olsun Üstad düşünmenin hakkını yine vermiş.
Keyifli okumalar…
Sinemayı, hakikati, kendinizi sorgulayacağınız güzel ve ağır bir kitap. Dili biraz ağır insanı bazen yoruyor ama bazı pasajlar kafanıza balyoz gibi indiği için okumayı bırakamıyorsunuz. Felsefeye, sinemaya merakı olan herkesin okumasını şiddetle tavsiye ederim.
"Bir Mabed İşçisi, Dücane Cündioğlu‘nun kendine has üslubuyla,bir fikir adamı olarak, mütefekkir Cemil Meriç’i ele aldığı ve yorumladığı eseri."

Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/bir-mabed-iscisi/
Merhaba kıymetli okurlar… Bugün size bir arkadaşımın tavsiyesiyle kendisini tanıdığım, sonrasında da bizzat söyleşilerine katıldığım bir yazarın kitabını tanıtacağım. Yazarımız Dücane Cündioğlu, kitabıysa Hz. İnsan. Yazarın hem kendi ismine hem de kitabının ismine şaşırmış olabilirsiniz fakat kendisinin de sıradanlıktan epeyce uzak farklı bir kişiliğe sahip olduğunu hissettiğinizde şaşkınlığınız saygınlığa dönüşecektir diye umuyorum.

Kitapla ilgili yazımızın devamı : http://1cay1kitap.com/hzinsan/
Nuh gemisine almadı beni; tektim çünkü.
Elendim ve elenişin sırrını sulara gömdüm.
Sahilsizdim. Hakikat gibi.
Bir türlü göremedi dünya, ben bir hakikat idim.
Dücane Cündioğlu ile kıymetli bir hocam sayesinde tanıştım kitabını da hediye etti . Bugün okuma fırsatım oldu bir kaç saatte bitirilebilecek harika bir deneme kitabıydı ; lakin bir kez daha okunmak suretiyle ...

Kitabı okurken kendime çok kızdım bunca zamandır neden bu yazarı keşfetmemiş ve kitaplarından istifade edememişim diye . İlerledikçe olsun , ya hiç tanımamış olsaydın diye düşünmekten de alıkoyamadım kendimi vesile olana teşekkürler...

Gözümüzü kapattığımız , dilimizi lal ettiğimiz , gerçeklik arayışındaki gerçeklere , kendi gerçeklerimiz gözüyle bakıp bizden istenen asıl hakikat gerçeğinden nasılda uzaklaştığımızı gördüm . Okuduklarım gördüklerimin , hissettiklerimin de ötesinde. Kitabında ana teması şaşakalmanın şaşkınlığı içerisindeyim !

“ isteseydin eğer, bir kere isteseydin , evet bir kez gerçekten isteseydin olan olurdu ...

Sen hiç istemedin ki dostum ! İstemek nedir bilmedin ki ! Hiç tutulmadın sen ! Tutkuların için ölmedin ki ! İsteseydin ölürdün , ölseydin olurdun ! Sen hiç olmadın ki ! Evet , olmadın , çünkü sen hiç ölmedin! Ölecek kadar istemedin , ölümün pahasına istemedin , ölümüne istemedin...

Sen hiç istemedin ki dostum ! İstemesini bilemedin , istemek nedir bilemedin ! Çünkü sen ol deyince olduranı hiç tanımadın ! “


Deneme türünde; edebiyat-felsefe alanında çalışmaları seviyorsanız Dücane hocadan istifade edeniz derim .

Keyifli okumalar ...

Yazarın biyografisi

Adı:
Dücane Cündioğlu
Unvan:
Türk Yazar, Düşünür
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 21 Ocak 1962
1962 yılında İstanbul Üsküdar'da doğdu. 2 Nisan 1980 tarihinde başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazarak devam etti. 1981 yılında Kur’an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim'in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998’ten 2011'e kadar Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 5 Şubat 2011 tarihinde 'Son Günah' adlı son yazısı ile gazetedeki yazılarına son verdi. 1993 yılında Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Hak Dini Kur’an Dili: Kur’ân ve Meâlini' hazırlayıp notlandırdı.

Yazar istatistikleri

  • 612 okur beğendi.
  • 1.516 okur okudu.
  • 61 okur okuyor.
  • 1.262 okur okuyacak.
  • 32 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları