Ebubekir Subaşı

Ebubekir Subaşı

8.1/10
72 Kişi
·
213
Okunma
·
15
Beğeni
·
2.874
Gösterim
Adı:
Ebubekir Subaşı
Unvan:
Türk Yazar, Tarihçi ve Tercüman
Doğum:
Erzurum, Ovacık, 1965
Ebubekir Subaşı (d. 1965 ),Türk yazar, tarihçi ve tercüman.

Hayatı
Ebubekir Subaşı 1965 yılında Erzurum ilinde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Erzurum'da tamamlamışdır. 1982 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri bölümünü bitirmiş 1986 yılında İstanbul'a gelip yayıncılık , tercüme , tashih ve redaksiyon gibi işlerle uğraşmıştır. Askerlik hizmetini yaptıktan sonra bir müddet daha yayıncılık işleri ile uğraşmış olup 1990 yılı Mart ayında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Başkanlığın'da arşiv hizmetlerinde çalışmaya başlamıştır ve halen bu görevde bulunmaktadır. Ebubekir Subaşı Arapça , Farsça , Osmanlıca ve İngilizce olmak üzere dört dil bilmekte olup 1987 yılından beri araştırma ve yazarlık faaliyetlerine devam etmektedir.

Özel Yaşamı
Evli ve üç çocuk babası olup Ebubekir Subaşı aynı zamanda yeminli mütercimlik yapmakta ve sporla'da ilgilenmektedir.
Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir.
Ben kudüsü almak için haçlılarla savaşırken civardaki müslüman atabeylikler ve anadolu selçukluları bana saldırıyorlardı bu durum beni çok üzdü ben kâfir topluluğuyla mücadele ederken onların bize saldırmaları müslümanlara çok zarar veriyor.
Halid bin velid anladı ki insan, kendi vicdanından her hangi bir şeyi gizlemekten âcizdir, orada hak olanı tasdikten başka çare yoktur.
Bu mesele uzundur, ama şu kadarını söyleyeyim ki, bizde Allah birdir, onlarda teslis dedikleri üçlük vardır. Yani Baba, Oğul İsa ve Meryem.. Bir'in sağladığı birlikle, üç'ün ortaya çıkardığı farklılık aynı mı? Sonra onlarda şahsi menfaat esastır,bizde ise herkesin mutluluğu gözetilir. Bizim coğrafyamızda komşusu açken, tok yatılmaz.
Bir ara iki ordu arasındaki dengesizliği gören Sultan Selâhaddin’in askerleri¸ çekingenlik göstermiş ve geri dönmek istemişlerdi. Selâhaddin ise ileri atılıp¸ şu müthiş sözlerle askerlerini toparlamaya¸ azim ve cesaretlerini bilemeye kâdir olmuştu: “Madem ki ölümden korkuyoruz; niçin evlerimizde oturup çoluk çocuğumuzla zevk ve sefa içinde yaşamıyoruz? Bizim vazifemiz düşmanın azlığını ve çokluğunu mukayese etmek değil¸ onun karşısına çıkmaktır!” Harp gecesinde ise¸ Allah’a şöyle derin bir yakarışta bulunmuştu: “Allah’ım¸ bilirsin ki ben bu harplere şöhret ve mevkî için atılmadım. Tek gayem¸ Senin ismini yüce tutmak ve yeryüzüne gerçek adaleti¸ ahlâk ve fazileti yaymak¸ insanları birbirine kardeş etmektir. Sadece sana güveniyoruz. İnancımızda en ufak bir sarsıntı olmadı ve olmayacak da. Bedir aslanlarına olan yardımını bizden de esirgeme!..”
Neticede Richard’ın öncülüğünde sulh istemek zorunda kalan Haçlılar¸ 1 Eylül 1192’de imzalanan anlaşmayı müteakip çekilmişlerdi. Selâhaddin şahsında¸ Müslümanların üstünlüğünü Haçlılara bir defa daha tasdik ettirmiş; Kudüs ve Ortadoğu’daki İslâm varlığını söküp atmanın kolay olmadığını tekrar ispatlamıştı.
Gözümün ani nazarıyla onun yanağına bir gül dikiverdim
Diktiğim gülü dermek de hırsız gözümün hakkı değil midir?
Mute günü sahabe arkadaşları Cafer'i şehit edilmiş olarak bulduklarında, onun vücudunda süngü ve kılıç darbesi olarak elli yara saydılar. Öyle ki; vücudunun ön tarafında yara alacak hiç bir yeri kalmamıştı. Fakat ne büyük şeref, ne erişilmez bir kahramanlıktı ki, bu elli yaradan hiç biri sırtında değildi. Anlamışlardı ki, Cafer şehadete giden kanlı can pazarında, bir tek can için, kum gibi kaynayan kuvvetli düşman ordusuna arkasını dönmeye tenezzül etmemişti.
Han'ım! Gaybın perdesi kapalı olduğundan, biz zavallı insanlar bazen gülecek şeylere ağlarız, ama işin aslını biz değil, Allah bilir.
Merama ulaşmak �stediğini elde etme yolunda beşer olarak takati nin en son derecesine kadar kullanılmasıdır çölün derinliğindeki Leyla'ya kavuşmak isteyen önce çölün sıcağına kumuna göğüs germeyi bilmelidir
Kitap gayet anlaşılırdı bence ve gayet güzel anlatılmış. Evet soru cevap kısmı ilk okurken beni de rahatsız etmedi değil. Lakin yazarın diğer kitaplarını incelediğimde de aynı usluba rastladım. Ve bir müddet sonra uslup hoşuma gitmeye başladı. Yani okurken gözden kaçırabileceğimiz bazı ince ayrıntıları soru sorarak güzel bir şekilde hatırlatmış
"Ey General! Çar'ına şöyle haber ver ki; Kafkasya'nın bağrında daha binlerce Ahulgo gibi kaleler var ve on binlerce Surhay kule yerini almıştır. Bunların hepsi Rabbine baş kaldırıp eceline susamış olanları beklemektedir. Silahlarınızın vücûdumda açtığı üç yarayı şifalı Dağıstan otlarından kendi ellerimle yaptığım ilâçlarla şimdiden iyileştirdim ve size karşı harp etmek üzere hazırlandım. Kalbimde açtığınız evlâd ü ıyâl ve hemşiremden gelen ayrı ayrı dört yaranın hiçbir hükmü yoktur. Geri kalan evlâd ü ıyâlimi de daha şimdiden vatana ve Allah yoluna kurban olarak adadım. Size ve Çar'ınıza her şeyi bol bol vereceğiz, fakat vatanın hürriyet ve şerefini asla! Ahulgo'da aldığınız kanlı ders kâfi gelmediyse, zengin Çar'ınızın ordularını ve hazinelerini ortaya dökerek tekrar geliniz. Askerlik şerefini lekeleyerek yalan söyleyiniz, vaadlerinizi inkâr ediniz, ormanlarımıza kundak sokunuz, ekinlerimizi yakınız, meyva ağaçlarımızı, bahçelerimizi kavurunuz. Bütün bunlar Kafkas'ın ezelî hürriyet ve istiklâl aşkını körüklemekten başka hiçbir işe yaramayacaktır! Çarlar ölecektir, Petro'larınız ve Katerina'larınız gibi Nikolay da gözleri arkasında geçip gidecektir. Fakat Kafkasya mutlaka kurtulacak, hür ve mes'ud olacaktır. Allah, hak ve vatan uğrunda çarpışanların yardımcısı olsun!"

(İmam Şamil'in hezimete uğrattığı, Kafkaslarda Ahulgo kalesini kuşatan
Rus Çar'ı Nikolay'ın generaline gönderdiği mektup)
Yazar bu kitabında Hz.Hamza'nın hayatını anlatıyor.Fakat yetersiz bilgiden kaynaklanmış olacak ancak kitabın ancak onda birinde Hazreti Hamza ile ilgili konular anlatılıyor.Bu kalınlıkta bir kitap olmayabilir di diye düşünüyorum.Belki aynı konuları bir başka kitaplarda okumuş olmam bana bu hissi veriyor da olabilir.Tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
Müşriklikten sahabeliğe giden iman yolu. Allah'ın kılıcı Halid Bin Velid. Uhud savaşında müşriklerinden safında yer alırken iman edip sahabe olan, sonrasında müşriklene kan kusturan yiğit.
Kur-an ve sünnete bağlı peygamberin metodunu izleyen itikadı oldukça kuvvetli ibadete düşkün her konuda Allaha tevekkül eden muttaki bir lider dindar bir devlet adamıydı.
Bu kitaba inceleme yapan ilk kişiyim. Bu kitabı daha ben 4. Sınıftayken sınavdan Hamza diye bir arkadaşımızla din kültürü sınavından ikimiz de 100 almıştık. Bunun sonucunda çok değerli Eda Hocamız bana Hz. Hatice yi arkadaşımıza da Hz.Hamza yı hediye etmişti. Ama nedense bu kitabı okumak 5 sene sonrasında nasip oldu. Tatlı bir cep boyu kitap ve Hz. Hatice nin o fedakar eşin hayatını sıkmadan bizlere anlatmış. Hz. Hatice yi merak eden kişilerin okuyacağı bir yudumluk sıkmayan bir kitap. Merak edenlere tavsiye ederim
Çok akıcı ve heyecan verici bir kitap
Kitabı okurken bir an o döneme gittiğimi bile hissettim o derece iyi bir kitap...Yazar bazı yerlerde yazım yanlışlıkları yapmış olsa dahi benim kanaatimce çok emekle hazırlanmış bir kitap
yazarı severek takip ediyorum. tarihimizin önemli şahsiyetlerini güzel ve akıcı bir dille bizlere anlatıyor. hiç savaş kaybetmeyen savaş dehası bir sahabe hep daha yakından tanımak okumak istiyordum sonunda elde ettim.
Kitabı hevesle ve heyecanla sipariş ettiğim de çok güzel bir kitap bekliyordum lakin yazarın abartılarından dolayı kitabın 3de 1inde çok sıkıldım. Yazar olur olmadık yerlerde hep şiir dediği yazıları yazmış çok saçmaydı bence birde saltuk buğra hanın hocasıyla geçen konuşmalarındaki soru cevap kısımları çok sıkıcıydı kitap beklentilerimi karşılayamadı Halid b. Velid gibi muazzam bir sahabi ve komutan daha güzel anlatılabilirdi kitaba notum 10/7
İsminden de anlaşıldığı gibi Halid Bin Velid'in hayatını anlatan bir kitap.Ben beğendim.Özellikle Hz Ebubekir döneminde İslam ordularına komutanlık yapmış.Bilgi dağarcığıma eklemeler yapmış oldum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ebubekir Subaşı
Unvan:
Türk Yazar, Tarihçi ve Tercüman
Doğum:
Erzurum, Ovacık, 1965
Ebubekir Subaşı (d. 1965 ),Türk yazar, tarihçi ve tercüman.

Hayatı
Ebubekir Subaşı 1965 yılında Erzurum ilinde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Erzurum'da tamamlamışdır. 1982 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri bölümünü bitirmiş 1986 yılında İstanbul'a gelip yayıncılık , tercüme , tashih ve redaksiyon gibi işlerle uğraşmıştır. Askerlik hizmetini yaptıktan sonra bir müddet daha yayıncılık işleri ile uğraşmış olup 1990 yılı Mart ayında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Başkanlığın'da arşiv hizmetlerinde çalışmaya başlamıştır ve halen bu görevde bulunmaktadır. Ebubekir Subaşı Arapça , Farsça , Osmanlıca ve İngilizce olmak üzere dört dil bilmekte olup 1987 yılından beri araştırma ve yazarlık faaliyetlerine devam etmektedir.

Özel Yaşamı
Evli ve üç çocuk babası olup Ebubekir Subaşı aynı zamanda yeminli mütercimlik yapmakta ve sporla'da ilgilenmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 213 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 107 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.