Ece Temelkuran

Ece Temelkuran

Yazar
7.9/10
1.138 Kişi
·
3.621
Okunma
·
811
Beğeni
·
29.538
Gösterim
Adı:
Ece Temelkuran
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 22 Temmuz 1973
Ece Temelkuran (d. 22 Temmuz 1973, İzmir, Türkiye), gazeteci ve yazar.

Biyografi

1991 yılında Bornova Anadolu Lisesi'ni, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1993 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Patika dergisi'nde yayınlandı.

Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı, röportajlar yaptı. Almanya'da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ancak bu mesleği henüz icra etmedi. Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk'te muhabirlik yaptı. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003'te Brezilya'ya, 2004'teHindistan'a gitti. Venezüella'daki sosyalist devrimini ve Arjantin'de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları "Buenos Aires'te Son Tango" adı altında yazı dizisi olarak Milliyet'te yayınlandı. Milliyet gazetesinde "Kıyıdan" adlı köşesinde yazdı. Habertürk Gazetesi'nde 8 Şubat 2010 gününden itibaren yazmaya başlayan Temelkuran'ın yazı günleri Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi oldu. Ancak 4 Ocak 2012 tarihinde Temelkuran'ın işine son verildi.

Her yıl Dünya Sosyal Forumu'nu yerinde izlemeye devam ediyor.

Ece Temelkuran, Aslı Erdoğan, Ümit Kıvanç, Bejan Matur, Beliz Güçbilmez, Murat Uyurkulak ve Şamil Yılmaz ile birlikte Son Bir Kez oyununun yedi yazarından biridir.

17 Ekim 2010 tarihinden itibaren Habertürk TV kanalında her pazar yayınlanmaya başlanan "Kıyıdan" adlı bir programı hazırlayıp sundu.

Özel yaşamı

Girişimci ve yazar Metin Solmaz ile 1996 yılında evlenip 1998 yılında boşanmıştır. Bir suikaste kurban giden Uğur Mumcu ile CHP İzmir Milletvekili, TBMM Başkan Yardımcısı Güldal Mumcuçiftinin oğlu Özgür Mumcu ile 2007 yılında evlenip 2009 yılında boşanmıştır. (Özgür Mumcu, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk doktorası yapmış ve şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde asistanlık yapmaktadır.) Ece Temelkuran, film yönetmeni İnan Temelkuran'ın ablasıdır.
" Kurnazlığı zeka zannedenlerin topraklarında nezaketiniz sizi aptal gösteriyor olabilir. Aldırmayalım. "
Kendinizi bu kadar ciddiye almayın. Ne siz, ne prensipleriniz ve hatta hepimizden sakladığınız sırrınız bile o kadar önemli değil. Bu kadar önemli olduğunuzu sanırsanız, gün gelir intihar edersiniz.
''Hayatlar evler gibi olabilse keşke.
Kapısına kilit vurup biraz dışarı çıkabilseniz.
Selam veren tanıdıklara, 'Kusura bakmayın ben bir süreliğine ben değilim, kendim de.
Tatildeyim' diyebilseniz.''
“Dilini bilmediğin bir yerde ağlamak fenadır. Çünkü seni, senin dilinde susturacak kimse yoktur.”
''Kadınlar, dünya üzerinde yaşayan, verilmiş sözlere inanan son canlı türüdür...''
109 syf.
Kitabın arka kapağındaki yazıyı okuduktan sonra anladım ki serim düğüm ve çözüm zincirlemesi olan bir düzyazı beklememeliyim. Öyle de oldu.  "Kadının bütünlüklü bir öyküsü olamayacağını düşünüyorum çünkü bütünü, bizlerde bir bütün olarak yola çıkanlar, parçalara böldüler ... " diyor Ece Temelkuran. Kitabın adını unutmayın.  Bizim kafamız karışık, duygularımız, ruhlarımız karışık. Bölük pörçük. Temelkuran, bunun içimize işlemesini istiyor o yüzden uzun uzun yazılmış, mutlak bir olay örgüsü oluşturmuyor. Hatta başlarda yazdığı kesik öykülerin altına parantez açıp iç sesini de konuşturmuş, düzgün yaz bunları, olay örgüsü oluştur, insanlar anlamayacaklar diye... Ama o son parantezde niyetini belli etmiş. Anlattıklarının kolayca anlaşılıp sindirilip unutulmasını istemediğini, insanın boğazında düğümlenmesini, akılda yarım kalmasını istemiş. Çünküsü de var tabii.

Çünkü biz ölüyoruz.

Aslında her kadının çok doğal bir şey olarak yaşadığı ve göze bile çarpmayan şeylerin dramatikliğini fark etmek beni etkiledi. Mutfağa gittiklerindeki ettikleri sohbetle salona döndükleri sohbetin farklılığı bile bu kadar derin miydi? Derindi. Sıradan veya önemli, herhangi bir günde bir kadının neler yaşadığına, aklından neler geçtiğine şahit olacaksınız. Bol bol imge kullanıldığından belki kitabın içine girmekte biraz zorlanırsınız ama ilerledikçe yüzünüzde acı bir gülümsemenin oluşacağına eminim.
Kitaptan bir alıntı ile bitireyim bu eşi benzeri olmayan kalem ısırtacak edebiyat harikası incelememi :$

BİZ ÖLÜNCE - SİZ SUSUYORSUNUZ YA, BİZ ONDAN ÖLÜYORUZ IŞTE - ÖLÜNCE BİZ, KARŞISINDA DURUP SUSACAĞINIZ KİMSE OLMAYACAK. SİLAHLARINIZLA YALNIZ BAŞINIZA KALACAKSINIZ.

HOŞÇA KALIN.
512 syf.
·Beğendi·10/10
Tunuslu dansçı Amira, Mısırlı akademisyen Maryam ve Türk gazeteci yazarımızın yolları Tunus'ta bir otelde kesişir. Renkli kişiliği ile Madam Lillai'nin da aralarına katılması ile Tunus, Libya, Mısır ve Lübnan'ı kapsayan gizemli yolculukları tam bir maceraya dönüşür. Arka planında Arap Baharı diye lanse edilen ama ne yazık ki, coğrafyayı parçalayıp kaosa sürükleyen olaylarında yer aldığı çok güzel bir kitap.
512 syf.
·Puan vermedi
Belki de Arap baharını en iyi anlatan kitaplardan birisi. Bir kadının intikam almak için giriştiği dolaylı serüven. Türkiye ve ortadoğu gerçeğini, kadın-devrim ilişkisini eşsiz mitolojik örnekler ile süsleyen Ece Temelkuran ,geniş hayal dünyası veya deneyimi ile muazzam bir eser sunuyor.
512 syf.
·Puan vermedi
Aşk hanımlar, yoklukla oynanan bir oyundur.

Bundan 3 yıl önce yurt bahçesinde kulakları çınlasın Havva diye bir arkadaşım vardı. Kendisi tam bir edebiyat aşığı idi. Sohbet sohbeti açarken seni okuduğum kitaptaki bir kahramana benzetiyorum. Kime benzediğini söylemeyeceğim oku ve kendin bulursun dedi. Aradan 1 yıl geçti. Getirttim kitabı okumaya başladım. Beni çok etkilemişti.

4 kadın hepsinin hikayesi birbirinden farklı, amaçları da lakin kimileri icin alakasiz bir amac icin birleştiler orta doğu sahraların da. Aşktan vurgun yiyenlerin seçtikleri bir idam sehpasında cellat olmak değilmiş meğersem hayalleri olan.
512 syf.
·Puan vermedi
Yarası olan üç güçlü kadın.Hepsinin hesabı ayrı, ortak noktalarıysa bu yaraları açanların bir erkek olması.Kitap başlarda ağır aksak ilerlese de ortalarına doğru akıcı hale geliyor ve elinizden düşüremez hale geliyorsunuz.Ders niteliğinde o kadar öğüt verici cümleleri var ki, kendinizi bu hikayeye kaptırıveriyorsunuz.

''Birini sevince...Birinin seni sevmesine izin verince ...Peki teslim olunca diyelim...Teslim olunca insanın göbeğinde...Evet göbek deliğinin etrafında...Daha önce orada olduğunun farkında olmadığı bir yara peydahlanıyor.Artık o yaranın sızısı ancak o teslim olduğun kişi orada olunca geçiyor.Hayatta kalmaktan, ayakta kalmaktan daha çok düşündüğün başka bir şey oluyor artık.Böylece küçülüyorsun, yumuşuyorsun, güçsüzleşiyorsun.Anlıyor musun acaba beni?'' syf 377
112 syf.
·3 günde
Kafamın en karışık olduğu bir zamanda bu kitabı okudum .Dura dura, dinlenerek , arada bir düşünerek. Öyle okudum ışte. Çünkü okurken kitabı degil kendimi okuyordum. Kendimi okuduğum bir kitap daha. Kitap bitti şöyle bir durdum 1-2 dk kendime gelemedim gibi ayaklarım yere basmadı sanki afalladım, sarsıldım, belki beni sarsan okuduğum gerceklerdi belkide okuduğum gerçekleri yaşıyor olmamdı. Ece Temelkuran o kadar güzel anlatmıştı içimde ki beni. Icimde ki benle tanışmak bu kitaba nasip oldu gibi. Kimisi demiş kitap çok bölük pörcüktü. Mevzuda bu zaten "Kafamız karışık" kafamız bu denli karışıkken, toplumun kadınlara biçtiği kaftan bu denli ağırken sizler nasıl bu kitabi bir bütün halinde görmek istersiniz.(şiirden pek anlamıyor. süreya'yı seviyor , ama anlamıyor bence . o güzel, yumuşak şiirlerin ne tür bir acı yüzünden yazıldığını anlamıyor. o sağlam çünkü . yaralanmamış). Anlamadınız çünkü siz sağlamsınız.Ya kafası hiç karışmamış bir kadın. Ya da erkeksiniz. Hepimizin kafası karışık ve bu karışıklığın sebebi de bizi hiç anlamıyor olmanız.
.
Birden bedenlerimiz büyüdü . en başından yorgun ve küsmüştük. biz, küsmüştük . ne garip , oysa bir çoğumuzun adı, çağrı , umut , barış , devrim, savaş veya özgür'dü . adlarımızın anlamlarını ezberleyip sonra da unutmaya çalışarak , bedenlerimizi büyüttük . biz ne savaşabildik , ne de barışabildik dünyayla, ne özgürdük ne de umudumuz vardı. işte bu yüzden böyle öyküler yazdık, kırık ve bağlantısız.
.
112 syf.
Yazarımız kendinden yola çıkarak kadınların ruh halini, psikolojilerini ve içinde bulundukları durumlara verilen tepkileri anlatmış, öyle roman tadında falan değil bildiğiniz dümdüz ne paragraf başı yapmış, ne noktosına virgülüne dikkat etmiş, çok tepkili olduğunu düşündüğüm yerleri tamamen kocaman harflerle yazmış.

İlkokulda yaşadığı ilk haksızlığı, lisedeki mağlubiyetini, üniversitede oldum büyüdüm sanırken daha çok yolu olduğunu ama hayatın kadınlara nedense hep erkeklerden farklı davrandığını, sevgilisini, annesini, babasını, kardeşini yazmış...

Ben sevdim, samimi de buldum üstelik ayrıca altını çizdiğim bir sürü de cümlem oldu, tavsiye ederim.

İyi okumalar dilerim
144 syf.
·2 günde·8/10
(Bu kitap yüksek sesle okunmalıdır.)

"Müjdeliyorum;
Yeni çağın yeni kıtası, "iç"tir.
Kıpırtısız seyahatlerin vakti gelmiştir.Pek yakında insan, kendi "iç"ine gidecektir."

"Yazmak, müzik, dans, oyun, anlatmak...değil; Sen, içini çıkarıp vermek istiyorsun başkalarına. Başkaları da bilsin, sana baksınlar diye... değil.
Sen gibi baksınlar dünyaya diye. Çünkü orada baktıkça, tanıdıkça, anlattıkça, çoğalan, gerçekleşen bir acı var. Bütün organlarını yuvalarından çıkarıp başkalarına vermek istiyorsun. Bilsin bakalım onlar da, nasıl oluyormuş hiç anlaşılamayacak bir dilde oluşan bir başka evreni... taşımak.... içinde."

Psikolojik ve sosyolojik analizleri, zekası, duruşu, özellikle de 'köşe yazıları'ndan kendisine hayran olduğum Ece Temelkuran'a hayranlığımı belirtmeden geçemedim. Bu kitabını okumayı düşünenler; Kitap 6 düğüm ve bunların çözümlerinden bölümlerle bizlere sunulmuş, her bölümü iki defa okumanızda fayda var...
496 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
"Zararın neresinden dönülse kardir." Diye bir atasözü vardır. Çok doğru ve yerinde bir söz. Elin adamı daha ilkokuldan başlar kitap okumaya, ben ise üniversiteden mezun olduğum zaman başladım okumaya. ( önceden de okurdum elbette ama 2-3 ayda bir kitap ).
Sene 2013 Mayıs ayı van kitap fuarı. Üniversite son sınıftayim. Okuma aşkımın filizlendigi zamanlar. Aynı zamanda bu ülkenin tarihinde büyük bir yer tutacak olan gezi direnişinin başladığı zamanlar.
Ev arkadaşlarıma yaptığım davetler sonuçsuz kalınca tek başıma fuara katıldım. Gelen yazarlar arasında Ece Temelkuran'i görünce büyük bir mutluluk yaşadım.
Gazeteci yazar aktivist bir kimliği olan bu değerli kadınla bir saniye bile olsa tanışmak istedim. Hemen aldım bir kitabını. 'Ne anlatayım ben sana' kitabını aldım. Daha önce hiçbir yazardan imza almamıştim. Ama ne olursa olsun Ece abladan o imzayı alacağım dedim ve gectim sıraya. Bedava baklava verseler sanırım sıra ancak o kadar uzun olurdu. Bekle bekle bir türlü gelmiyor sıra. Ece ablanın eli imzada kulağı haberlerde aklı gezi olaylarında. En ufak ayrıntıyı kaçırmamaya çalışıyor. Sanırım gazeteci ve devrimci gazeteci olmak böyle bir şeymiş.
Güneşin altında yaklaşık iki saat süren imza sıram nihayet geldi. Ece ablanın elini tutunca yaşadığım mutluluk bambaşkaydi. Şöyle bir söz söyledi: ne kadar çok okuyorsunuz siz.
Oysa ben daha yeni yeni başlamıştım okumaya. Tabi Ece ablaya böyle demedim. Sanırım imza atmak yormustu. Şu ana kadar imza aldığım tek yazar. İmza almak istediğim yazarlar elbette var. Her ne kadar çoğu için artık mümkün olmasa da.

Aradan geçen bu 4 sene ( nerdeyse 5 olacak ) zarfında ne yazık ki Ece ablayi okumadım. Şimdi bu kitabı okuyunca kendime kızdım. İncelemenin başında da dediğim gibi zararın neresinden dönsek kardır diye. En kısa zamanda tüm kitaplarını alıp okuyacağım.

Ve gelelim kitaba; empati denen bir kavram vardır. Çok güzel ve anlamlı bir kavram. Ama ne yazık ki bazı şeylerin empatisi olamaz. Bazı şeyleri düşünerek kendini onun yerine koymaya çalışarak tam olarak anlayamazsin. İşkence görmüş bir insanın empatisini yapamazsın. Şiddet görmüş bir çocuğa empati yapamazsın. Tecavüze uğramış bir kadına empati yapamazsın. En fazla yaptığın onları anlamaya çalışmak. O da ne kadar olursa artık.

Devir bir devrin kitabı. 12 eylül faşist darbesine giderken bu ülkenin özellikle Ankaranın içinde bulunduğu durumu iki çocuk Ali ve Ayşenin dilinden anlatılıyor.

Gazeteci kimliğinin de verdiği ayrıcalık ile Ece abla dönemi çok güzel bir şekilde anlatıyor. Ve çocukların dilinden anlatması o kadar güzel ki sanki Ali ve Ayşe karşında konuşuyor.
O dönemi az da olsa bilmek isteyenlerin mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.
Herkese keyifli okumalar...
112 syf.
·Beğendi
Anlaşılamayan cümlelerle aslında çok şey anlattığına inanmakta olduğum bir kitap. Çok anlam karmaşası yaşasam da o hüznü içimde hissetmiştim okurken.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ece Temelkuran
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 22 Temmuz 1973
Ece Temelkuran (d. 22 Temmuz 1973, İzmir, Türkiye), gazeteci ve yazar.

Biyografi

1991 yılında Bornova Anadolu Lisesi'ni, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1993 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Patika dergisi'nde yayınlandı.

Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı, röportajlar yaptı. Almanya'da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ancak bu mesleği henüz icra etmedi. Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk'te muhabirlik yaptı. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003'te Brezilya'ya, 2004'teHindistan'a gitti. Venezüella'daki sosyalist devrimini ve Arjantin'de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları "Buenos Aires'te Son Tango" adı altında yazı dizisi olarak Milliyet'te yayınlandı. Milliyet gazetesinde "Kıyıdan" adlı köşesinde yazdı. Habertürk Gazetesi'nde 8 Şubat 2010 gününden itibaren yazmaya başlayan Temelkuran'ın yazı günleri Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi oldu. Ancak 4 Ocak 2012 tarihinde Temelkuran'ın işine son verildi.

Her yıl Dünya Sosyal Forumu'nu yerinde izlemeye devam ediyor.

Ece Temelkuran, Aslı Erdoğan, Ümit Kıvanç, Bejan Matur, Beliz Güçbilmez, Murat Uyurkulak ve Şamil Yılmaz ile birlikte Son Bir Kez oyununun yedi yazarından biridir.

17 Ekim 2010 tarihinden itibaren Habertürk TV kanalında her pazar yayınlanmaya başlanan "Kıyıdan" adlı bir programı hazırlayıp sundu.

Özel yaşamı

Girişimci ve yazar Metin Solmaz ile 1996 yılında evlenip 1998 yılında boşanmıştır. Bir suikaste kurban giden Uğur Mumcu ile CHP İzmir Milletvekili, TBMM Başkan Yardımcısı Güldal Mumcuçiftinin oğlu Özgür Mumcu ile 2007 yılında evlenip 2009 yılında boşanmıştır. (Özgür Mumcu, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk doktorası yapmış ve şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde asistanlık yapmaktadır.) Ece Temelkuran, film yönetmeni İnan Temelkuran'ın ablasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 811 okur beğendi.
  • 3.621 okur okudu.
  • 101 okur okuyor.
  • 1.679 okur okuyacak.
  • 156 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları