Eda Aksan

Eda Aksan

YazarÇevirmen
7.7/10
567 Kişi
·
1.087
Okunma
·
2
Beğeni
·
622
Gösterim
Ve cok guzel olurduk biz biliyor musun? Tamanlandiginj hissetmek icin sadece gozlerini kapaman yeterdi benimle. Ve kahramanim olurdun her donemedigim donemecinde hayatin...
Tum sahne ayni da, bende bir tuhaflik var sanki.kendimi butun cocuklarin evlerine dagildigi ve kimsenin beni sobelemedigi bir saklambac icinde hapis hissediyorum
Kalbim dolu ama bir o kadar da bos odalari, 2 oda 1salon gorunumlu kalbim. Simdi camlar acildi mi cok serin esiyor iceride
176 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Aslında kitabı daha önceden bitirdim ama incelemeyi sonraya bıraktım.
Çünkü bir anda değildir her gün baska bir mektubu, her bir hikayeyi farklı günlere pay etmek daha güzel geldi..

[Tabi böyle güzel bir kitabı (ayrıca baska 2 kitap) hediye eden Gökhan K. ' ya teşekkür ederim çok anlamı ve değeri çok büyük ]

Osho'nun 100 mektubunu okucaksınız bu kitap da.. İçindeki bilgiler "umut ve mutluluk verici"..

Kendisi Buda inancına sahipken
Kitabın içinde farklı inançlara dinlere ait kısa kısa öyküler yer alıyor bu da ayrıca çok hoşuma gitti...

İnsanı hem düşündüren hem yol gösteren felsefik bir kitap..
hiç sıkıcı bir kitap değil..

Kitabı okurken hayatta aslında hiç dikkat etmediğimiz bir çok güzelliğin farkına varıyoruz...

"Mutluluğu bulmak için belirli bir anı beklemek boşunadır. Bunun farkında olanlar her anı mutluluğa dönüştürebilirler. Doğru fırsat için bekleyenler ise, o fırsatın kendisini kaybederler. Yaşamın tamamlanması tek bir seferde elde edilemez, bu kocaman bir yığın değildir. Aksine, her bir anın içinde küçük parçalar halinde keşfedilecektir."


Okunması gereken tam bir başucu kitabı...
96 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Stefan Zweig'in okuduğum ikinci kitabı ama tek kelime ile özetleyebilirim
HA-Rİ-KA bir kitap. Anlatım zaten başka bir olay. Bu kitap 24 saat içinde okunacak bir kitap her ne kadar bazı sebeplerden dolayı 3 gün içinde bitirdim. Şuan tekrar tekrar okuma isteği var. Bir erkek bir kadının hislerini duygularını tutkusunu ancak bu kadar anlatabilirdi. Belki biz kendimizi bile bu kadar iyi tanımıyoruzdur.
Bir kadının yaşamından 24 saat... Bir insanın hayatı bir gecede nasıl değişebilir? Hisleri nasıl altüst olur ? Bunların cevabı bu kitap da.
Bayan C' nin yaşadığı olay o kadar acı ki siz birine güveniyorsunuz kalbinizi açıyorsunuz herşeyi herkesi geride bırakacak kadar cesaret toplayıp bir kişi ve tanımadığınız sadece bir gece geçirdiğiniz bir kişi ile gitmeyi göze alıyordunuz ve karşınızdaki kişi sizi hayal kırıklığına uğratıyor. Sonrasında toparlanmak gerçekten zor. Psikolojisi altüst oluyor. Ama bu insanı dıştan yargılayamazsınız. Ne yaşadığını ne hissetiğni bilemeyiz. O yüzden bu kitap da insanlara ön yargılı olmamamız gerektiğini de bir kez daha bizlere kanıtlamış oluyor. Herkesin bu kitabı okuması gerekiyor diye düşünüyorum bu kitap dan mahrum kalmamanızı temenni ediyorum. Çok fazla spoi vermemeye özen gösterdim çünkü çoğu kişi bu alıntılardan fikir alıp okuyabiliyorlar. Ve bazı önemli yerleri öğrendikten sonra okuma hevesleri kalmıyor o yüzden kimsenin hakkına girmek istemem.
Zweig, olağanüstü gözlem yeteneği ve güçlü cümleleri ile bir kadının kalbinin derinliklerine inerek, aşk ve tutku kavramlarını yeniden sorgulatıyor.
~İyi okumalar~
368 syf.
·Beğendi·10/10
Okurken hoş vakit geçirmenizi sağlayan zamanı unutturan keyifli bir kitap iki aşık anlatan bir kitap okumanızı tavsiye ederim . :) Teşekkürler ......
272 syf.
·2 günde·8/10
Birkaç aydır instagramda keşfettiğim ve burada da takip edildiğini gözlemlediğim “evladımsanadiyorum/ Alternatif Eğitim Okumaları” grubuyla birlikte eğitim okumaları yapmaya gayret ediyorum. Bu vesileyle hem branşım adına teknik, hem çocuk psikolojisini temel alan çocuk-aile-öğretmen-çevre ilişkileri üzerine kurmaca metinler okuyorum. Aslında birkaç yıldan bu yana çocuk edebiyatındaki eksikliğimi görüp okumalar yapıyordum. Fakat bu, kütüphaneden seçtiğim çoğunlukla ismini duyup merak ettiğim kitapları tercih etmemle ilerleyen bir okuma süreciydi. Şu ara etap etap okuduğum kitapların birbiriyle olan ilişkisini hissedince bu alanda hakikaten kendini yetiştirmiş kimselerin tavsiyesine uyarak ilerlemenin daha faydalı olduğunu gözlemledim kendi adıma. Yani 2. Etap kitaplarının ( Sınıftan Yükselen Sesler Ödül Yok - Ceza Yok ! Bu Nasıl Disiplin? Karne Oyunu ) boşu boşuna bu sırayla seçilmediğini, bir kitapta (eğitim bilimleri/ psikoloji adına) teorik olarak anlatılanın diğer kitaplarla (kurmaca metin/romanlar) sebep ve sonuç ilişkisi içerisinde pratiğe döküldüğünü görmüş oldum ve bu beni ayrıca mutlu etti.

Bu çocuk edebiyatı alanındaki ilk incelemem. Bu sebeple kitabı incelemeden önce çocuk edebiyatı üzerine görüşlerimden bahsetmek istiyorum. Çoğu kişi çocuk kitaplarını, hikayeleri, masalları oldukça basit bulur. Ne var ki canım çocuk kitabı yazmakta, der. Elinin kiridir çocuk kitabı yazmak. Kendi yaşıtlarıyla iletişim kuramayan kimseler çocuğun seviyesine inip, onların zihin ve ruh işleyişini kavrayıp, onlara uygun kitap yazabileceğini iddia eder. Özellikle bizim okul öncesi grubu içinde bu kafayla yazılmış çocuk psikolojisi ve pedagojiden bihaber, edebi zevkten nasibini almamış, -sözde- mesaj kaygısıyla yazılmış öyle kötü eserler var ki… Neyse yaramı deşmiyorum.

Hasıl işin içine girdikçe anlarsınız ki kazın ayağı hiç de öyle değildir. Şöyle ki; biz yetiskinlere hitap eden bir hikaye yada roman yazarı, metnini oluştururken “Acaba bu okurun seviyesine uygun mudur?” kaygısı içine düşmez. Kendisi bir yetişkindir ve yetişkinlere neyi nasıl anlatması gerektiği çok iyi bilir. Anlaşılma derdinden ziyade edebi oyunlar ve metnin kurgusu üzerine yoğunlaşır, edebi açıdan yeni teknikler deneme peşindedir çoğunlukla, daha güzeli bulma gayretindedir, kelimeler onun oyuncağıdır. Yazarken kalemini, edebi zevkini ispata çalışır çoğu yazar. Ama çocuk edebiyatı kurgulamak bambaşka bir bakış açısı ister. Zihni dünyayı yeni yeni kavrayan henüz işlem öncesi yahut somut işlemler dönemindeki bir bireye uygun sağlam bir kurmaca ürün ortaya getirmek hiç de o kadar kolay bir şey değildir. Neyi nasıl anlatacağınızı, hangi kelimeleri tercih etmeniz gerektiğini, cümle uzunluğunu, yapacağınız betimlemenin seviyeye uyumunu, cümlelerinizin somut bir şekilde zihinde canlanabilme gücünü, mizahı ve sayamadığım nice şeyi düşünmek zorundasınızdır. Yaş seviyesi düştükçe, o seviyeye hitap edecek kurguyu hazırlamak o kadar güçleşir ve emek ister. Şimdi bu anlattıklarımın akabinde bakmak istedim Sınıftan Yükselen Sesler kitabına.

Kitabın orijinal adı ‘Because of Mr. Terupt” yani “Mr. Terupt’ın Yüzünden”. Lakin kitap bizde “sınıftan yükselen sesler” olarak çevrilmiş. Kitabı okuduktan sonra orijinal ismini daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Çünkü kitabın adı, kitap boyu karakterlerin ve benim zihnimizde dolanan “Kimin suçu?” sorusunun cevabıymış meğer. Bizim çevirmenler spoiler vermeyelim diye de bu şekilde çevirmiş olabilir pek tabi.
Kitapların kapağına hiç dikkat etmem. Çoğunlukla okuduktan sonra incelerim ve isim ile kapağın kurguyla olan ilişkisine bakarım. Kitabın kapak seçimini de oldukça yerinde buldum. Elinde kar topu olan bir çocuk resmi. Ve kapakta da John Irving “Romandaki üzücü kaza tam anlamıyla bir kaza değil. O da hikaye gibi ustaca hazırlanmış ve sürükleyici bir kurguyla gizlenmiş.” Yorumu aslında kitabı özetler nitelikteymiş. Bu seçimleri beğendim. Neden derseniz, başlayalım.

Hayatta çoğu zaman elimizde olmayan ya da sebebini çözemediğimiz durumlardan dolayı istemediğimiz sonuçlarla karşılaşırız. Karşılaştığımız bu sonuçlar kafamızda genellikle;
Neden böyle oldu?
Bu neden benim başıma geldi?
Bunun sebebi ne? Sebep ben miyim? Ben değilsem kim? Bu olanlar kimin suçu?
Sorularının dolaşmasına sebep olur. İçimize devrilen bu soruların muhatabı olmak bizi öyle ağır gelir ki, ne görmezden gelmek bizi rahatlatır, ne de suçu başkasına yıkmak gönlü serinletir. İstemeden de olsa yaptığımız şeylerin kötü sonuçları altında ezilir, küçücük kalırız. Kalbimizin labirentli yollarında bizi sıkan bu olayların suçlusunu bulmak için delicesine dolaşırken; vicdanımızın, bizi bu asıl sebeplerin el salladığı çıkış kapısına götüremediği her saniye daha da yok olmak, görünmezlik pelerinine bürünmek isteriz. İşte bu içsel muhasebeden çıkış yolunu bulmak her zaman kolay olmaz. Çünkü vicdan, görünmeyen ruhumuzu kaplayan en ağır yüktür. En ufak hatada su almış bir sünger gibi şişiverir. Gelsin, biri sıksın şu süngeri de içimiz boşalsın diye bekleriz. Biraz içgörüye sahipsek ve şansımız da yaver giderse vicdan süngeri sıkılıverir güçlü bir el tarafından. –bunu sıkmaya kendi gücün yetiyorsa ne mutlu tabi. Ezcümle kimse hatalı olduğunu düşündüğü, kendinden şüphe ettiği ama emin olamadığı durumlar karşısında, biri gelip de ona canı gönülden “Senin hatan değildi.” demedikçe vicdanının süngerine birikmiş suyu boşaltamaz. Vicdanının ağırlığından kurtulamaz.

Peki sorunu nasıl çözeceğiz? Bizi istemediğimiz durumlarla baş başa bırakıp bunca sancıyı çekmemize sebep olan şeyi nasıl bulacağız? Beni incelemeyi yazmama iten şey bu içsel muhasebeyi en güzel şekilde yapan kitabın birbirinden mizaca sahip 11 yaşındaki karakterleri Peter, Alexia, Danielle, Luke, Jessica, Anna ve Jeffrey.

Kitap Snow Hill okuluna yeni gelen 5. Sınıf öğretmeni Bay Terupt un okula adım atmasıyla başlar. Sınıf içerisinde dikkati çeker özellikleri olan; zıpır diye tanımlayabileceğimiz Peter, zorba bir kız profili çizen Alexia, içe kapanık Anna, sınıfın zekisi Juke, sınıfın tontik ve bir o kadar temiz yürekli alıngan kızı Danielle, yaşına göre oldukça olgun düşünebilen Jessica, sessiz duygusal çocuk Jeffrey’nin öğretmenleriyle ve birbirleriyle olan iletişimini, yaşadıkları talihsiz olay sonrası bu karakterlerin düşünce ve davranışlarında meydana gelen olumlu yöndeki değişimleri konu alır.

Kitabın daha ilk cümlesinde Peter’in belirttiği gibi yeni ve tecrübesiz öğretmenler çocuklar tarafından her zaman daha çok sevilir. Çünkü onlara göre bu yeni öğretmenin sınırını aşmak, kendilerini kabul ettirmek daha kolaydır. Fakat bu sefer malum öğrencilerimiz sert kayaya çarpar Bay Terupt hiç de öyle çaylak sayılacak türde bir öğretmen değildir. Umarsamaz görünen dikkati ve sınıfa hakimiyeti öğrencilerin gözünden kaçmaz. Bay Terupt’ın ders anlatım biçimi de diğer öğretmenlere benzemez. Öğrenme sorumluluğu çocukların üzerindedir, projelerini kendileri seçer, hazırlar ve sunarlar. Yaparak yaşayarak öğrenirler pek çok şeyi. Bu teknik gitgide çocukların sosyal hayatlarında da yer bulmaya başlar.

Burada Bay Terupt’ın yaptıkları hatalar sonrasında çocuklarla olan iletişimini oldukça sevdim. Çocukların öğretmenlerinden öğrendiklerini, olumlu düşünebilmeyi, bilmedikleri konular/yaşamlar hakkındaki önyargılarını kırma süreçleri oldukça başarılı işlenmiş.

Olaylar yedi çocuğun gözünden anlatılarak ilerliyor kitap boyunca. Burada her çocuğun karakterini dolduran küçük ayrıntıları çok sevdim. Örneğin Luke’un sürekli dolar sözcükleri oyununu hayatının bir parçası yaparak bu sözcülerle konuşması, Jessica’nın babasının mesleği sebebiyle yaşadığı bölümleri tiyatro piyesi gibi anlatması, (1.perde 1.sahne gibi…) Alexie’nın hep felan’lı konuşması karakterlere dair güzel ayrıntılardı. Bu akışta yazar kurgunun içine yedi çocukla birlikte yedi hikaye yerleştirmiş. Ve her bölümde birbirinden farklı özelliklere sahip bu çocukların sergilediği davranışların nedenlerini öğreniyoruz aslında. Yazar hiçbir davranış sebepsiz değildir teorisine ayna tutuyor bir manada. Özellikle çocukların birbirleriyle olan diyaloglarını ve kendi ağızlarından duygularını aktardığı bölümleri oldukça başarılı buldum ben. Yazar karakterlerini ve verebilecekleri tepkileri gerçekçi bir şekilde aktarmış. Özellikle Jeffrey’nin hikayesi, olaylar karşısındaki tepkileri, kardeşinin hastalığı ve ölümü üzerine yaşadığı duygu durumları oldukça etkiledi beni. Çocukların özel eğitim öğrencilerine bakış açıları ve onlarla iletişime geçtikten sonraki hislerini anlattıkları bölümler yürek ısıtan türdendi. Yine burada şunu öğreniyoruz; sorunlu bir davranış sonrasında, davranışını hissetmek/kişiye ayna tutmak ve davranışlarının sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmek bizi iyileşmeye götüren yol aslında. Kurgu boyunca da Bay Terupt’ın yaptığı şey buydu. Davranışa ışık tutup çocuğun davranışlarının sorumluluğunu almasını sağlamak, bu bir nevi vicdan güçlendirme sporuydu.

Her şey çok iyi giderken Bay Terupt’ın başına gelen, onun aylarca komada yatmasına sebep olan kaza sonrası yedi çocuğun yapmış olduğu iç muhasebe kitabın bence en başarılı bölümüydü diyebilirim. Kitabın temposu ilk bölümde hızla akarken kazadan sonra göz açıp kapar gibi yanıp sönen film sahneleri gibiydi çocukların o anı anlatışı. Üzüntülerini, o üzerlerine çözen suçluluk hissiyle birlikte ben de ağırlaştım. En çok altını çizdiğim bölümler oldu bu kısımlar.

Çok uzattığımın farkındayım. Yedi farklı karakter ve yedi farklı dünyadan bahsediyoruz. Her bir çocuğun dünyası üzerine konuşulacak o kadar çok şey var ki. Toplantı vakti gelse de şu yedi afacanı çekiştirelim diye bekliyorum. Öyle sevdim, sahiplendim yavrucukları.

Hoş, kitapta öğretmen-öğrenci arasında hele ki 11 yaş çocuğu için bize fazla rahat gelebilecek, “Şşşş, çocuğum, sen hayırdır?” dedirten diyaloglar da yok değil. Ama “Öhömmöhöömm şirin çocuk senii” deyip çok takılmadım oralara. Sonuçta çeviri bir metin okuduğumuz şey ve illa ki kültür farkını yansıtan unsurlar olacaktır.

9-10 yaş üzeri herkesin okuyabileceği, özellikle ebeveynlerin ve çocuklarla ilgilenen herkesin okuması gerektiğine inandığım, dil, kurgu ve anlatım yönüyle keyif aldığım bir kitap oldu Sınıftan Yükselen Sesler.

Niyet edene keyifli ve verimli okumalar olsun.
176 syf.
·Puan vermedi
Yeni bir incemeleme ile merhaba; kısa kısa hikâyelerden oluşan az ve öz dediğimiz türden çok güzel bir kitaptı, hatta o kadar güzeldi ki kitabın bazı kesitlerini annemle paylaştim tabi buda annem de bayağı merak oluşturdu bugün gördüm ki oda kitaba başlamış


Kitaptan çıkaracağım inceleme ise;
Hayatin her bir anı önemlidir. Ve hiçbir an diğerlerinden daha az ya da daha çok değerli sayılamaz. Mutluluğu bulmak için belirli bir anı beklemek boşunadır. Bunun farkında olanlar her anı mutluluğa dönüştürebilirler. Doğru fırsat için bekleyenler ise, o fırsatın kendisini kaybederler. Yaşamın tamamlanması tek bir seferde elde edilemez, bu kocaman bir yığın değildir. Aksine, her bir anın içinde küçük parçalar halinde keşfedilecektir.
96 syf.
·Beğendi·10/10
Tek solukta okuduğum bir kitap. Öylesine güzel, öylesine heyecanlı duygular tattırdı bana. Bir kadının, hayatından 65 yılı devirmesi ve hala yıllar önce yaşadığı 24 saatlik bir olayda takılı kalması... Sonu acı vermedi değil. Çünkü ben, en azından kitaplarda olsun insanlar hiçbir şey düşünmeden yüreğinin sesini dinlesin, mutlu olsun istiyorum. Kitap, bir otele genç ve ilgi çekici bir adamın gelmesi ve sonrasında evli bir kadınla ortadan kaybolması ile başlıyor. 7 kişilik bir arkadaş grubunda herkes bunun önceden planlanmış bir yasak aşk olduğunu düşünürken,kitabı anlatan kişi tam tersine bir insanın Yıldırım aşkı ile birini sevebileceğini söylüyor.Sonrasında ise 65 yaşındaki bir İngiliz kadın bu adama yıllar yılı içinde bir sır olarak büyüttüğü 24 saatlik zaman diliminde yaşadıklarını anlatıyor. Bir nebze içini rahatlatmak için. Mutlaka okumalısınız🤗
96 syf.
·Puan vermedi
Aşkın her yaşta olması fikrine katılmıyorum ve yaş farkı varsa anlaşılması zor olur . Her şeyin belli bir düzen içinde kurulmuştur bunları bozmanın gereği yok . İstenen düşünce benimsetilmeye çalıştığında kitabı sevemiyorum. Ama gerçeklerden farkındalık oluşturdum zihnimde üzülerek bencil kötü insanların var olduğu hayatta iyiler ne zaman mutlu olacak merak ediyorum
96 syf.
·1 günde·7/10
Bir çırpıda bitiveren kitap.. Uzun uzadıya yapılan betimlemeleri insanı hiç sıkmayacak türdendi. Okurken gerçekten de anlatılanı yaşıyor ve hatta görüyor gibi hissettim. İlk dokuz sayfasında sıkıldığımı ve neler olup bittiğini anlamadığımı itiraf etmeliyim ama şimdi iyi ki sabretmiş ve okumaya devam etmişim diyorum. 24 saatte insanın hayatında çok fazla şey değişebilir ve insan hiç yapmayacağını düşündüğü, hatta bir başkasından duyduğunda yargılayacağı şeyleri olağandışı bir normallikle yapabilir. Duyguların hayatımızı ne derece yönlendirebileceğini hiçbir zaman tahmin bile edemeceğiz belki de.. Bir kadının geçmişini her şeyiyle kabul edip, artık tek şahit olmaktan kurtulma çabasına tanıklık ediyoruz bu kitapla. Her insanın kendi hayatına göre bir anlam çıkarabileceğini düşünüyorum olanlardan. Sakin bir kafayla okunması ilk tercihtir..
96 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Stefan Zweig, bi hayli zevk alarak sıkılmadan okuduğum bir yazar oldu kendisi. İtiraf etmeliyim ki bu okuduğum ilk kitabıydı..
Zweig'in en hayran olduğum yönü kuşkusuz bizi bizden biriymiş gibi anlatması, bir kadının hissettiklerini hemcinsi olmamasına rağmen en yoğun haliyle bize yansıtması..
Kitaba gelecek olursak; Mrs. C. isimli kadının yaşamından bir yirmi dört saati ve sonrasında oluşan hissiyatını tüm duygusal yönleriyle anlatıyor kitap. Zweig'in anlatımından mı kaynaklandı yoksa Mrs. C.'yi çok mu benimsedim bilmiyorum ama aynı durumda olsam ben de aynı şeyleri yapardım diye düşünmekten alamadım kendimi kitabı okurken. Belki de o sebeple daha samimi buldum anlatımı. Bol tasvirleri ile anlatımın süslendiği kitabı okumanızı elbette tavsiye ederim. Şuraya da bir alıntı iliştirip incelemeyi bitiriyorum:

"O gün beni o kadar çok yaralayan şey, hayal kırıklığıydı.. bu genç insanın öyle boyun eğerek çekip gitmesinden duyduğum.. hayal kırıklığı.. yani beni tutmak, benim yanımda kalmak için hiç çaba harcamadan.. evine dönmesi, ilk söylediğimde boyun eğerek, saygıyla kabul etmesi... beni kendine çekmek yerine... bana, yoluna çıkmış bir azize gibi tapması... ve... beni bir kadın gibi görmemesi !"
176 syf.
·5/10
Öncelikle kitap kişisel gelişim kitabıdır.Derin düşünmemizi ,bakış açımızı değiştirmemiz gerektiğini anlatan yüz mektuptan oluşan ve bu yüz mektupta da farklı farklı dersler veren kitap...

Yazarın biyografisi

Adı:
Eda Aksan
Unvan:
Çevirmen, yazar

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 1.087 okur okudu.
  • 30 okur okuyor.
  • 550 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları