Edip Cansever

Edip Cansever

YazarDerleyen
8.4/10
3.323 Kişi
·
13,4bin
Okunma
·
3.229
Beğeni
·
79bin
Gösterim
Adı:
Edip Cansever
Tam adı:
Ömer Edip Cansever
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
İstanbul, 8 Ağustos 1928
Ölüm:
İstanbul, 28 Mayıs 1986
Edip Cansever (8 Ağustos 1928–28 Mayıs 1986), Türk şair.

8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. Bodrum'da tatildeyken beyin kanaması geçirdi, tedavi için getirildiği İstanbul'da 28 Mayıs 1986’da yaşamını yitirdi.

Yaşamı

İlk şiiri 1944'te İstanbul dergisinde yayınlandı. Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini "İkindi Üstü" kitabında topladı. Bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı. 1951'de "Nokta" dergisini çıkardı. Bu dergi genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı "Dirlik Düzenlik" bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayınlanan "Yerçekimli Karanfil" ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postası, Yeni Dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. Şiirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "Dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. "Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çağrılmayan Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini gözardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.

Eserleri
Şiir Kitapları

İkindi Üstü (1947)
Dirlik Düzenlik (1954)
Yerçekimli Karanfil (1957)
Umutsuzlar Parkı (1958)
Petrol (1959)
Nerde Antigone (1961)
Tragedyalar (1964)
Çağrılmayan Yakup (1966)
Kirli Ağustos (1970)

Sonrası Kalır (1974)
Ben Ruhi Bey Nasılım (1976)
Sevda ile Sevgi (1977)
Şairin Seyir Defteri (1980)
Yeniden (1981)
Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
İlkyaz Şikayetçileri (1984)
Oteller Kenti (1985)

Hikaye,Roman

Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden sonra, 1987)
Şiiri Şiirle Ölçmek: Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar. Hazırlayan: Devrim Dirlikyapan. Yapı Kredi Yayınları, 2009.

Ödüller

1958 Yeditepe Şiir Armağanı: "Yerçekimli Karanfil"
1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü: "Ben Ruhi Bey Nasılım"
1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü: "Yeniden"
Geçen gün gördüm
Acımayı unuttum
Sevinmeyi unuttum
Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim şuramda bir ağrı duydum
Ağrı da değildi belki, hani, nasıl
Gövdemi yeniden buldum
616 syf.
“İnsanın insandan başka dayanağı yok. Yalnızlık bile başka insanların varlığı bilindikçe bir anlama kavuşuyor. Öyleyse bizim yalnızlık dediğimiz şey, bir kendini ayırmadan (tecrit etmeden) çok, kendine yönelme, kendini daha yakından inceleme yetisi olmalı.”

Bazı yazılar vardır. Okumaya başladığınız zaman kelimeler yavaşça kıpırdaşıp canlanmaya, sayfadan çıkıp sizinle beraber soluk almaya başlar. Beraber yürür, beraber içer, beraber ağlarsınız. İşte Cansever’in anlatımı bu şekildedir. Kelimetraştır. Kelimeleri biçimden biçime sokup karşınıza oturtur. Kimi zaman Ruhi Bey olup çarşıda dolanır, kimi zaman Yakup olup çağrılmayı bekler. Kirli bir Ağustos’ta, Umutsuzlar Parkı’nda elinde Yerçekimli Karanfil ile Gelmiş bulunur çoğu zaman. Bazen de Oteller Kenti’nde Gül döndürür avucunda sonrasını bekleyerek… Ama bilir, tıpkı Öncesi’nin kaldığı gibi Sonrası da Kalır…

“Hiçbir yere taşmıyorum, kendime sızıyorum yalnız
Ben dediğim koskocaman bir oyuk”

Modern Türk şiirinin yenilikçi ve en üretken -17 şiir kitabı yayınlamış- şairlerinden biridir Cansever. Edebiyatımızda dramatik monologun -bir ya da birden fazla karakterin anlatısına dayanan çoksesli şiir türü- babasıdır. Şiirlerindeki bu çoksesli anlatımının nedenini ise; insanın, günlük eylemlerini gerçekleştirirken, her biri için farklı rollere bürünüp zamanla yaşadığı kişilik karmaşasıyla asıl kişiliğini yitirmesi olarak belirtir. Yani onun monologları bireyin bölünmüşlüğü ve çelişkileri üzerinedir. Edip Cansever'e göre; “Direnmekle çevreye uymak arasında şaşkına dönen ve sürekli olarak çeşitli rollere bürünen bireyin şiirde hakkıyla temsil edilebilmesi, şiirde anlatıcılara bölünmesiyle yani dramatik bir şiirle mümkündür.”

Cansever’i okurken düz bir şiir bekleyenler büyük bir yanılgıya düşeceklerdir. Onun anlatımı, düzyazıya özgü olan öyküleme, diyalog, iç monolog, oyunlaştırma gibi tekniklerin yardımıyla; imgelemeler ve sembollerle oluşturulan yeni bir şiir formudur. Şiirlerinde, kentleşmenin getirdiği bunalımla beraber çevresine yabancılaşmış, çoğunlukla yalnız, umutsuz, sıkıntılı insanları işler.

“Üstüme pek uymayan bu yalnızlığı ben
Taşımışım bir yolcu gibi çocukluğumdan bu yana”

“Şiirle düşünmek, yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır.” dese de şiirlerinde varoluşçu felsefenin izleklerini taşır.
Peki, nedir bu varoluşçu felsefe? Søren Kierkegaard’ın temellerini atıp Nietzsche’nin kolonlarını dizdiği, Camus’nün önemli dokunuşlar yapıp ve son olarak Sartre’ın tamamladığı, yepyeni bir anlayışla “insani deneyimi” odağa getiren, yaşamın anlamını arama ve kişinin kendisini bulmasını sağlama çabası olan felsefedir. Varoluşçulara göre insan bu evrene fırlatılıp atılmıştır. Dolayısıyla bilinç değil, bu dünyada var olmak asıl gerçekliktir. Sartre'ın deyişiyle insan giderek "nedensiz, zorunsuz, anlamsız bir varlık" haline giriyor. "Geçmişsiz, desteksiz, yapayalnız bir varlık." Tarih denen arabaya hayvanca koşulmuş, savaşı ve ölümü bekleyen bir varlık... Ve insanın bu durumdan kurtulması için kendi özünü oluşturması gerekir. Onun şiirlerinde de karakterler özlerini bulmaya çalışır.

“Bir kara parçası sanır insan
Düştü mü başı derde
Kendini açık denizlerde.”

İkinci Yeni akımının önemli isimlerindendir. Şiirlerinde Dadaizm (1), Sürrealizm(2) akımlarının etkisi vardır. Anlatımı kapalı ve alegoriktir.(3) Ama daha sonra ‘Tragedyalar’ ile beraber açık anlatıma gidecektir. Şiirlerinde, alışılmamış bağdaştırmalar(4) ve yeni sözcükler türetilerek oluşturulan günlük konuşma dili hakimdir. Öyle ki sizi evinizden çıkarıp sokaktaki yalnızlığa götürür.

Yazdıklarının aksine çok umutlu biridir Cansever. İnsanın umutsuz yaşayamayacağı söyler. Yine de şiirlerinde, hayatlarda gizli özne olmuş, herkesin hayatına dokunan ama görülemeyen insanları işler. Sebebini de; böyle insanların olduğu ve onların da anlatılması gerektiği olarak açıklar. Yoksa ölüm temasını ağırlıklı olarak işleyen bir şair şöyle dizeler yazar mıydı?

“Ölüler ki bir gün gömülür
İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler
İnsan yaşıyorken özgürdür
İnsan
yaşıyorken
özgürdür.”

Hayatını sadece şiire adamıştır. “Şiirle düşünmek, yalnız buna inanırım” der. Ve kıymetli dostu Cemal Süreya’nın dediği gibi:
“Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.”

Ruhi Bey’i, Yakup’u, Seniha’sı, Cemal’i, Hilmi Bey’i, Ahmet Abi’si ve gönlümde yer edinen daha pek çok karakteriyle bu dünyadan bir Ömer Edip Cansever geçti. Huzurla uyu ama şunu belirtmek isterim ki ‘mezarlı ölümsüz’lerdensin.’

Ve son olarak şu dizeleri fısıldıyor ruhumuza:

“Ne gelir elimizden insan olmaktan başka”

İnsan olduğumuzu hatırlayıp, insanca yaşadığımız bir dünyaya uyanmak dileğiyle.




EK BİLGİLER:
(1) 1916'da dil ve estetik kurallarını tanımayan, kelimelerin anlamlarına önem vermeyen, anlatım tarzı olarak olabildiğince çağrışımlara dayalı yöntem izleyen akım. 

(2) 1924'te Fransa'da ortaya çıkmıştır. Sürrealistler, Freud'un psikanaliz yönteminden yola çıkmışlardır. Sanatçı bilinçaltındakileri dışa vurarak eserini oluşturur. Akıl ve mantık değersizdir. İnsanı yönlendiren iç güdülerdir, bilinçaltıdır.

(3) Bir fikrin, davranışın eylemin, duygunun, bir kavramın ya da bir nesnenin simgelerle, sembollerle ifade edilmesi.

(4) Birbiriyle uyuşmayan ifadelerden oluşturulan bağdaştırmadır. Kelimeler yan ve mecaz anlamlarıyla kullanılır. İmgesel, sanatlı bir anlatım vardır.
116 syf.
·9/10 puan
Edip Cansever 'in masası önümde şimdi. Serdim üstüne tüm şiirleri

"Masada masaymıs ha"

Boşluğunu koydum almadı
Yokluğunu koydum dolmadı.

Sonra bir rakı içtik. Yer çekimli bir karanfil düştü içimize ve elden ele dolaştırıyoruz. Bir sevdayı büyütüyoruz birlikte. Vur kadehi Edip Baba.

Sahi neredeymiş Ruhi bey, her yere baktım bulamadım. Bütün ölüleri hala gömemedi mi?

Hey gidi duyumuna yandığımın Cansever'i
Böyle de şiir yazılmaz ki.

Edip Cansever nasıl anlatsam sanki insanı kendisinin iç dünyasında gezintiye çıkartan, hikaye anlatır gibi, çocuk ruhuyla avareliğin en güzel şiirlerini yazmıştır. Çünkü o kendine has sarhoşluğu içinde kendine bakmış kendini görmüştür. Kendi acısını, sevincini, yalnızlığını, duygusunu, tutkusunu ve içinde kopan tüm fırtınaları görmüş ve hayalleriyle onları tamamlamıştır.

Her şiiri herkese hitap eder diyemem ama her insan muhakkak bir şiirinde bir hatırasına dokunan, bir aşk acısını anımsatan kısaca kendinden bir şeyler bulacaktır.
668 syf.
Ne zaman bir kaç satır yazmaya kalksam her şeyi bir anda anlatma çabamdan olsa gerek, hiç bir şey yazamıyorum.
Baştan söyliyeyim dağınık bir yazı olacak...

Sevgili Edip merak buyurma
Senden bu yana yer çekimine meydan okuyoruz,maviyi huy edinmiş sevgiler büyütüyoruz...
Ve artık anlıyorum her şiirinin bir öyküsü var, birileri kahraman, birileri izleyen... Bir resmi var her dizenin bir rengi her kahramanın, soluk teni... Bir tadı var acı, tatlı, ekşi, kokusu burnumda; alkol kokar bazı bazı... Bazıları tuzu fazla kaçırmış bazıları acıyı, göz yaşartır istemsiz...
Sözcükler öyle buluşurlarki olmadık şeyleri tarife başlar,kimi zaman bölük pörçük aslında parçalar birbirinden ayrılınca daha bütün.parçalar bütünden daha kymetli mesela her satırı bin parçaya ayırıyorum ne güzel oluyor.
Karanfillerden gökdelenler yapıp, bir uçağa binip içinden geçiyor ve tuz buz ediyorum olmuyor sonra olan bana oluyor yerle bir oluyorum bu sefer hayatımı 10'a bölüp bakıyorum, her parçada bir parça karanfil.Aklım almıyor.hem güçlü hem güçsüz, hem haklı hem haksız...

Olmadık öykülerin olmadık kahramanlarını omzuma yerleştirir, ertesi gün Ruhi beyden bir nasılım tiradı bırakmaz peşimi ve artık nerde nasıl olduğumu Ruhi beyden öğrenirim.sana dair daha birçok şeyi öğrendiğim gibi...bilirim;
Bir rengin varsa mavidir,mevsimin ise sonbahardır, kuş olsa martıdır, bir içki olsa şaraptır, biraz tütün çokça hüzün kokarsın,saatlerce sıkılmadan denize bakabilir,uzaklara dalar uzun uzun ,bir çocuğun gözlerinde yaşama sevincini bulabilir, bazen de boş bir masaya öylesine bakabilirsin...

Yakup çağrılmadı belki kirli ağustosun bir ikindiüstüsünde, ama biz seni ara ara çağırıyoruz edebi şölenlere üstelik yalnız değilsin Tomris'de var kendisini pek sevdiğim söylenemez şimdi bir sığ görüş olarak kıskanıyor dersen buna sadece tebessüm ederim..
Her yıl hediye ettiğin şiirlerinin naifliği söz konusu; "sahi ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç"
Bilirsin ya aşk, kelime değiştirir. yerine ve kimine göre acı, çirkin, güzel, iyi ya da vahşi bir şey olabilir. ve bazen bir gülüş, içinde acı bir yarayı barındırabilir.sözgelimi bazı gülüşlerden gizli, koyu bir kan sızar.ve tek bir imge ile yalnızlıkla sevişmiş olmanın tasviri...


"her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla"
hayatımdaki tüm vedalarda ben bu dizeleri okudum içimden.

Biliyorum kızgınsın ama asla kırgın değil.
Yeni bir dünyada tanrısız bir evrende buluşmak üzere...
668 syf.
·18 günde·8/10 puan
Sizin hiç; "Bu hayatta bir şeyleri engelleme imkânım olsa şunları engellerdim." dediğiniz bir şeyler oldu mu? Sizleri bilmem ama benim oldu. İki şeyi engellemeyi çok isterdim. Sesi güzel olmayanların toplum içersinde şarkı söylemesini ve şâir kimliğine sahip olmayanların şiir yazmasını kat'i surette engellemek isterdim. Hatta olur da bir gün Cumhurbaşkanı bir arkadaşım olursa bizzat kendisinden böyle bir şeyi rica eder, Resmi Gazete'de yayınlamasını dilerdim.


Şiir yazmak ciddi bir iştir abiler. Şiir yazmak özel bir iştir. Şiir kalemle yazılmaz, zekâyla yazılmaz, şiir kalp ile yazılır abiler, şiir yürekle yazılır. Hepiniz roman yazabilir, öykü yazabilir, destan/masal yazabilir, deneme/makale yazabilirsiniz. Hepiniz ana yasayı bile hazırlayabilirsiniz lakin hepiniz şiir yazmasınız abiler. Mânâlı sözleri bir araya getirerek şiir yazmış olmuyorsunuz abiler. Duygularını kaleme almakla şiir yazmış olmuyorsunuz. Sevdiğiniz şâirlerin şiirlerindeki  kalıpları kullanarak kelimeleri kendiniz dizayn edip bizlere sununca şiir yazmış olmuyorsunuz. Şiir, düşünceyi duygu haline getirinceye kadar yoğurmaktır, der Yahya Kemal Beyatlı; şiir emek ister. Alelâde şiir yazamazsınız. Şiir ahenk ister abiler. Tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, Faruk Nafiz Çamlıbel'in, Sezai Karakoç'un şiirleri gibi. Şiirde ahenki reddediyorsanız Orhan Veli gibi yazmanız gerekir abiler. Şiirde gerçekleri anlatmak istiyorsanız Nâzım gibi yazacaksınız abiler, Attila İlhan gibi, Ahmed Arif gibi. Şiirlerinizin bir anlamı olmalı abiler. Cahit Sıtkı Tarancı'nın, Necip Fazıl'ın şiirleri gibi.
Şiirde anlam açıklığını reddediyorsanız Cemal Süreya gibi, Cahit Zarifoğlu gibi, Turgut Uyar gibi, Ece Ayhan gibi, Edip Cansever gibi yazmanız gerekir abiler, Edip Cansever gibi. Sessiz bir çığlık olmalı abiler şiirleriniz. Mesela Cansever'in;

"Sıktı artık bu kent beni
Çekip gitmeliyim hiç düşünmeden
Bulmalıyım aradığım o yeri." mısralarında olduğu gibi.

Şiirlerinizi kendiniz pazarlamamalısınız abiler, şiirlerinizi gözlere sokmamalısınız.Şiirleriniz okunmayı beklemeli. Şiirleriniz keşfedilmeyi beklemeli. Mesela Cansever'in;

"Belki de alıp başımı gideceğim
Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
Nereye, ama nereye olursa gitmenin
Hüzünle karışık bir ağrısı." mıslaraları günün birinde elbette keşfedilir. Yine de keşfedilmemeniz uzun sürüyorsa abiler, elbette isyan edebilirsiniz. Lâkin sağa sola saldırarak, hareketler yağdırarak değil. Mesela Cansever'in;

Unutulmuş gibiyim ben
Ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir
Bilmem ki nasıl anlatmalı?
Yalnız bile değilim." mısralarında olduğu gibi.

Şiirlerinizi bilinçli yazmanız gerekir abiler. Neden şiir yazıyorsunuz bilmeniz gerekir. İçinizden gelen üç beş cümleyi kağıda dökmekle şiir yazmış olmuyorsunuz abiler. Neden yazdığınızın ve nasıl yazdığınızın bilincindeysiniz şiir yazmış oluyorsunuz. Mesela Cansever'in;

"Neden yazılır bir şiir
Neden okunur bunca yazı
Çünkü nasıl aşılabilir başkaca
İnsanın karmaşıklığı." mısralarında olduğu gibi.

Şiirlerinizde sadece yaşama yönelmeniz şiiri durağan bir yazın kılar abiler. Şiirde gözlem de önemlidir. Şâirin kendisine göre bir gözlemi, bir bakış açısı olmalı. Bizlerden farklı görmeli ve şiirlerine öyle yansıtmalı. Mesela Cansever'in;

"Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu

Masada masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke." mısralarında olduğu gibi.

Şâirin dili diğer insanlardan farklı olmalı abiler. Bir farkı olmalı şâirin. Şâirin farklı bir dili olmalı, olayları farklı yansıtmalı şiirlerine. Mesela Cansever'in;

"Konuşuyoruz desem konuşmuyoruz da
Ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik
Birbirimize bakarak
Ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi
Ne varız ne de yokuz gerçekte
İki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
Aydınlatan odayı
Değilsek de yakın birbirimize
Uzak da sayılmayız büsbütün
Gökyüzünde iki uçurtma başıboş
Yan yanayızdır sadece." mısralarında olduğu gibi.

Ha ben demiyorum ki sizlere şiir yazmayın, şiirlerinizi paylaşmayın. Mesela Cansever gibi olun. Cansever ilk şiirlerini Ahmet Hamdi Tanpınar'a göstermiş ve onun da desteğiyle şiir yazmaya devam etmiş. Hiçbir zaman da şâirim ben havalarına girmemiş. Mesela üç beş şiir yazıp kendini Nâzım Hikmet sanmamış, biraz daha geriye gidelim kendini Recaizade Mahmut Ekrem sanmamış, Fuzûlî sanmamış. Öyle acınası triplere girmemiş. İnsanları aşağılamamış. Anlam kapalılığı yüzünden kendisini eleştiren insanlara kükrememiş, onları şiir cahili ilan etmemiş, onlardan illa kendisini  beğenmelerini hatta bununla da kalmayıp övmelerini beklememiş. Edip Cansever ile beraber askerde bot bağlamamış ve beraber aynı koğuşu paylaşmadım lakin Tomris'in, Cemal Süreya'nın, Turgut Uyar'ın, İsmet Özel'in Edip Cansever ile ilgili söylediklerini okuduktan sonra bu kanıya vardım. Sizlerde de okursanız aynı şeyleri düşüneceğinizi düşünüyorum.

Usta şâir Cansever, kendi şâirliğini şöyle tanımlar:

"Her şâiri öteki şâirlerden ayıran birtakım özellikler vardır. Bu özelliklerden biri ya da bir kaçı ağır basar. Bu ağır basan özellikler de genel olarak kişiliği belirler. Benim anlatıcı tavrım, şiirin sınırlarını geçmeden ortaya konmuş bir anlatım biçimidir." 

Burdan şöyle bir yorum çıkarabiliriz abiler. Edip Cansever şiirin özüyle fazla oynamadan kelime oyunları yapan bir şâirdir. Şiirin sınırlarını iyi bilir ve o sınıra ulaşınca duraklar. Kapalı anlatıma özen gösterir. Herkesin kendisini anlamasını istemez. Bundan dolayı da bazen kapalı olmak, zor anlaşılmak pahasına şiirlerinde anlaşılması güç, çok değişik şeyler yazmıştır. Bu çabayı net bir şekilde gözlemleyebiliyorsunuz abiler. Örneğin ikinci kitabın 12. baskısının 42. sayfasında şöyle bir şiir vardır.

"Geçen gün gördüm
Acımayı unuttum
Sevinmeyi unuttum
Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim şuramda bir ağrı duydum
Ağrı da değildi belki, hani, nasıl
Gövdemi yeniden buldum."

Okurken "Ne diyor bu adam?" diye sorgulayabilirsiniz. Mesela bu şiirinde bir şeyi gördüğünü, ardından unuttuğunu, sonra duyduğunu ve ağrı olduğunu düşünüp yeni bir şey bulduğunu belirtmiş. Yani usta bir kelime oyunuyla okuyucuyla adeta La Casa De Papel'de Profesör'ün Albay Prieto'yla oynadığı gibi oynamış. Takdire şayan.

Edip Cansever o kadar çok şiir yazmış ki, insan düşünmeden edemiyor; bu adam yemek yerken, arkadaşlarla çay içerken, banyodayken ya da uyanır uyanmaz direkt şiir mi yazıyor? Bu sorunun cevabını gerçekten bulunamazken  lakin Cemal Süreya olayı çok güzel özetliyor.

"Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever."

Fark ettiniz mi bilmem, o kadar şâirden bahsettim. Edip Cansever, Cemal Süreya, Nâzım Hikmet, Turgut Uyar, Cahit Zarifoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl ve daha niceleri.. Hepsi de aynı yüzyılın şâirleri. Aralarında fazla bir sene farkı oynamıyor. Peki neden artık şâir çıkmıyor? Neden böyle şâirler çıkmıyor? Neden böyle şâirlerin yerini şiir katilleri alıyor? Şiir neden katlediliyor? Bu durumla ilgili Ataol Behramoğlu'nun çok hoşuma giden bi cevabı var.

" -Hala şiir yazabiliyor musunuz?
-Keşke yazabilsem."

Bence şiir insanlık ile orantılı olarak azalmakta. Bundan dolayı sanıyorum ki şiir değerini kaybediyor. Hoş, Fuzuli'nin şiirlerini, Şeyh Galip'in şiirlerini anlayamayan, İstiklal şâirimiz Mehmet Akif'in şiirlerini anlayamayan, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni bile anlayamayan nesillerin değil şiir yazması, kendi hislerini ifade etmesi bile mucize.


İnsanlıktan son bir isteğim var abiler:

"Şiiri rahat bırakın."

Hoşça kalın.
116 syf.
·2 günde·7/10 puan
Gelmiş Bulundum, Edip Cansever'in şiirlerinin bulunduğu Bedirhan Toprak'ın “Bir”in Derdi “İki” yazısıyla başlayan ve yazarın hayatı ile sona eren, Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan eser.

Sevgi, ölüm, yalnızlık temaları şair tarafından başarılı biçimde ele alınmış. Bir solukta bitebilecek, içinde altını çizeceğiniz bol bol dizenin yer aldığı bir kitap. Madem her şey bu kadar olumlu o halde kitaba neden "7" verdiniz derseniz, son günlerde o kadar çok şiir kitabı, o kadar güzel dizeler okudum ki her dizide o mükemmelliği aradığımdan olsa gerek...

Şiir kitaplarını incelemekte zorlandığımı daha önce de ifade etmiştim. Beğendiğim ve okuma sürecimde sizle paylaştığım birkaç dizeyi buraya ekleyerek incelememe son vereceğim.

Günaydın!
Sabahlarınız gibidir beni sevmek.

Sanki hiçbir şey uyaramaz
İçimizdeki sessizliği
Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey
Gözleri getirin gözleri!..

Elleri vardır bilseniz, durmadan sizi gösterir elleri Baksanız bakılırlar, sevseniz sevilirler kimseye benzemeden

Zamanla değil, bir yerde
Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum

Ben suyun bir dakika durduğu
Durunca boğulduğu bir yerdeyim.

İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden?

Ben sanki bir gazetenin hiç okunmayan yerlerindeyim.

Hiçbir dilde söylenmemiş
Hiçbir dilde yazılmamış
Sözler ve şarkılar içindeyim.

Kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğun.

Duyguyla okunması temennisiyle...
109 syf.
·2 günde·8/10 puan
Bir akım gibi bir şey oldu şiir kitaplarına şiirli inceleme yapmak...
Bu da benden olsun dostlarım...
Sevgiyle...

"Bazen ödünç alıyorum seni
Çoğu kez geceleri"
Yanımda varlığını bilerek yumuyorum gözlerimi
Ellerin saçlarımdayken hissediyorum şefkatini
Ve her sabah kayboluyorsun
Bir şimal yıldızı gibi...

Hani güneş tam batarken turuncu küçük bir top
Komik, koca dünyayı ısıtanın topa düşürülmesi
Yokluğun seher vaktinin soğuğu,
Varlığın kaynayan bir güneş,
Ne gelmeye niyetin, ne kalmaya gücün
İçin yorgun dışın sergüzeşt…

"Sözlerim kendim üstüne
Gölgem beni istedi"
Sen ki gölgemi bile
Götürmüşken beraberinde...
"Özlemim sanadır,varsın
Kar yağsın, daha yağsın
Seni andırıncaya kadar"
Yağmurlar yağsın,
Dolular da insin beynime beynime
Ben olmayayım artık
Baştan sona sen olmuşken,
Varlığım bir doğa olayları altında
Son bulsun...

"Ey benim ıslak yalnızlığım
Umudum senden doğsun."
Baktırma beni kimsenin gözlerine,
İstetme tek bir kırıntısını
Gücüm yalnızlığımdan oluşsun,
Gözyaşlarım hatalarımı yıkasın!


"Ah güzel yaşam! Sevgilim ölüm!"
Ne olur biriniz bari
Sevin artık beni...
668 syf.
·39 günde·9/10 puan
Ne güzel yolculuktu;

Ruhi Bey, Ahmet Abi, Yakup, Stefan, Hilmi Bey, Cemal, Bayan Sara ve diğerleri ile...

Bitti şimdilik. Sizin ömür boyu şiir içinde yaşadığınız sarhoşluğu bir nebze olsun ben de yaşadım bu süreçte.

En bilinen şiiriniz Yerçekimli Karanfil'den öteye geçişim "Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka" ile olmuştu. Sonra canım Aysss ın alıntılarını takip ederken sizi baştan sona keşfetme isteğim depreşti.

Yky, Sonrası Kalır ismi ile tüm şiirlerinizi bir araya toplamış. Beni yansıtmıyor diye hiç haz etmediğiniz ilk şiirler ve yayımlamadığınız son şiirleriniz de dahil. Hayatta olsaydınız bu durum sizin hiç hoşunuza gitmezdi sanırım. Ama biz okurlar için 40'lardan 80'lere şiirinizin gelişimini takip etmek adına çok iyi olmuş bu basım.

İlk cildi elime aldım, birkaç şiiri okudum ama olmayacağını anladım. Bölük pörçük bilgilerle olamazdı. Sizi etraflıca tanımadan , şiirde "derdinizin" ne olduğunu anlamadan sizi tam idrak edemeyecektim. Ben de önce A'dan Z'ye Edip Cansever kitabını okudum hayatınızı anlamak için. Sonra fikirlerinizi tanımak adına yıllarca çeşitli yerlerde yayımlanmış eleştirilerinizin, söyleşilerinizin,röportajlarınızın, mektuplarınızın derlendiği Şiiri Şiirle Ölçmek 'i okudum. İyi ki de bu şekilde okumuşum. Çok doyurucu bir okuma oldu. Bütün şiirlerinizi okumak isteyen herkese de bu şekilde okumalarını tavsiye ederim.

Ben, özellikle uzun şiirlerinizi okurken şair bunları yıllarca düşünüp bir oturuşta yazmış herhalde, derdim. Oysa siz nasıl da titiz , ilmek ilmek çalışmışsınız, bazen silip başa dönmüşsünüz. Kalabalık yerlerde insanları izlemiş, onları tanımak için sohbetler etmişsiniz. Balıkçılara, cenaze kaldırıcılara işin inceliklerini sorup öğrenmişsiniz.

#84556865

Ben,böyle ince fikirli bir insan çok sakin, içe kapanık olmalı derdim, oysa siz misafir ağırlamayı dost sohbetlerini, fikir alışverişlerini ama en çok da kendi şiirlerinizi anlatmayı çok severmişsiniz.

Ben, böyle şiirler yazan, yalnızlığı bu denli anlatan bir şair epey yorucu bir hayat yaşamış herhalde derdim. Oysa siz maddi anlamda hiç sıkıntı çekmemiş normal bir ailenin oğluymuşsunuz. Çok genç yaşta evlendiğiniz Mefharet Hanım ile ölene kadar (39 sene) evli kalan bir eş ve bir babaymışsınız.

ŞİİRLERİNİZ:

Sadece şiirle uğraşıp başka türle ilgilenmeyen ve bunu bir ömür sürdürüp başarılı olan nadir şairlerdensiniz.

"Şiirle düşünmek, yalnız buna inanırım."

Diyerek şiirde kuru duygunun yanı sıra fikri de sahip çıkmışsınız. Yeni bir ifade tarzı yaratmak istemiş, yaratmışsınız. Kendi adıma başarılı olduğunuza inanıyorum. Çünkü bazen tek bir şiiri bile defalarca okuduğum ve üzerine düşündüğüm hatta akıl danıştığım çok oldu. Bu durum hem ruhum hem de beynim için çok doyurucuydu.

" Yaşamayla düşünceyi birbirinden ayıramıyorum böylece evrenden, evrenle ilgisizliğe kadar kocaman bir sıkıntı oluyor şiirim."

Diyerek şiirlerinizdeki hakim ruh halini vurguluyorsunuz "sıkıntı". Bu kadar keyfi yerinde, normal gibi görünen bir adamın yaşama sıkıntısı, yaşama yorgunluğu... Bize de öyle sirayet ediyor ki... Ama olumsuz anlamda değil. Hani:

" Nasıl aşılabilir başkaca insanın karmaşıklığı " diyorsunuz ya, öyle. Anlamaya yaklaşmak için, sıkıntıya dayanmak için okuyoruz. Çünkü şiir bana göre bir tahammül etme biçimi.

Oltu'da askerlik yapan Erdal Öz'e yazdığınız mektupta:

"Sen de sıkıl Erdal, sıkıntının değerini bil. Herkes sıkılamaz." deyip gülümsetiyorsunuz bizi.

En sık kullandığınız ve çok güzel tanımladığınız "yalnızlık" tanımı hayatı yaşanabilir kılıyor gerçekten.
#84274508

Bir şiir kitabı nasıl güzel anlatılır bilmiyorum, tek bir şiir bile anlatılabilir mi? Onu da bilmiyorum. Ama siz kırk küsür senelik yazın hayatınızda kahramanlarınızla, anlattıklarınızla, sezdirdiklerinizle , susturduklarınızla, düşündürdüklerinizle koca bir evren yaratmıssınız.

Şiirlerinizde büyük bir çok seslilik, karmaşa ve uğultu hakim. Ama benim kafama iyi geliyor bu.

Şiirlerinizi okurken kaç öykü, roman, tiyatro, mektup okudum kimbilir. Metinler arasılık, bilinç akışı, monolog gibi modern teknikler, yeni bir söyleyiş, ritm... Aradığım her şey vardı.

Bir romanın iyi ve kötü olduğu az çok biliniyor ama şiire değer biçmek daha zor. O yüzden en büyük şair, en iyi şair tanımlarından sıkılırım ben. Ama emin olduğum bir şey var, okumaktan en keyif aldığım, ve sayı bakımından en çok sevdiğim şiirler size ait...

Artık bir güzelliğe baktığımda, bir duyguya daldığımda sizden üç beş dize anmamam mümkün değil.

Ruhunuz şad olsun, şiirde anlaşılmayı değil ama derdinizi anlatmayı çok istemişsiniz, bunu anlamaya çalışan okurlarınız var:)
116 syf.
·21 günde·8/10 puan
| Merhaba,

Edip amcayla yollarımızı ayırdık. Çocukken yazarlara amca,teyze diye hitap ederdim. Bugün, ortaokuldaki Türkçe öğretmenim bana bu durumu hatırlatınca bu şekilde yazmak istedim. :)
Burada sevdiğimiz şiirlerden kısımlar paylaşıyoruz. Buna ben de dahil olmak üzere. Oysa bir şiiri anlamak için kısımlara değil,bir bütünü okuma lüzumu vardır bana kalırsa. Özellikle İkinci Yeni akımının önemli isimlerinden biriyse…İlk şiirlerinde Garip akımına benzetilse bile,daha sonraları İkinci Yeni topluluğuna mensup olduğu anlaşılmıştır Canseverin. Topluluğu içinde kendine has şiir yazma tekniğiyle döneminde itibar görmesini unutmamak gerek. Gelmiş Bulundum şiir kitabında topluluğun özelliklerini taşıdığı bireysel konulu şiirlerinin yanında, monolog,iç monolog,birkaç şiirinde “ben” üzerinden toplumdaki ruh halinin yansımasını görüyoruz. Bir o kadar,sevgi,yalnızlık,varoluşçuluk felsefesi…Edip amcanın şiir kitabını yatağımın ucundaki komodinin üzerine koyup,ortalık sessizken, bazen de hüzünlüyken okudum. Aceleye getirmeyerek, usul usul. İyi ki böyle yapmışım. Onun dizelerini usul usul okumak, onu bana daha çok hissettirdi. Ve eminim ki yaşanılanlar artınca olacağı gibi…

https://www.youtube.com/watch?v=2CuFoIlrLuY

Yazarın biyografisi

Adı:
Edip Cansever
Tam adı:
Ömer Edip Cansever
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
İstanbul, 8 Ağustos 1928
Ölüm:
İstanbul, 28 Mayıs 1986
Edip Cansever (8 Ağustos 1928–28 Mayıs 1986), Türk şair.

8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. Bodrum'da tatildeyken beyin kanaması geçirdi, tedavi için getirildiği İstanbul'da 28 Mayıs 1986’da yaşamını yitirdi.

Yaşamı

İlk şiiri 1944'te İstanbul dergisinde yayınlandı. Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini "İkindi Üstü" kitabında topladı. Bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı. 1951'de "Nokta" dergisini çıkardı. Bu dergi genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı "Dirlik Düzenlik" bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayınlanan "Yerçekimli Karanfil" ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postası, Yeni Dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. Şiirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "Dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. "Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çağrılmayan Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini gözardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.

Eserleri
Şiir Kitapları

İkindi Üstü (1947)
Dirlik Düzenlik (1954)
Yerçekimli Karanfil (1957)
Umutsuzlar Parkı (1958)
Petrol (1959)
Nerde Antigone (1961)
Tragedyalar (1964)
Çağrılmayan Yakup (1966)
Kirli Ağustos (1970)

Sonrası Kalır (1974)
Ben Ruhi Bey Nasılım (1976)
Sevda ile Sevgi (1977)
Şairin Seyir Defteri (1980)
Yeniden (1981)
Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
İlkyaz Şikayetçileri (1984)
Oteller Kenti (1985)

Hikaye,Roman

Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden sonra, 1987)
Şiiri Şiirle Ölçmek: Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar. Hazırlayan: Devrim Dirlikyapan. Yapı Kredi Yayınları, 2009.

Ödüller

1958 Yeditepe Şiir Armağanı: "Yerçekimli Karanfil"
1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü: "Ben Ruhi Bey Nasılım"
1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü: "Yeniden"

Yazar istatistikleri

  • 3.229 okur beğendi.
  • 13,4bin okur okudu.
  • 330 okur okuyor.
  • 3.716 okur okuyacak.
  • 81 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları