Eduardo Galeano

Eduardo Galeano

Yazar
8.5/10
519 Kişi
·
1.206
Okunma
·
306
Beğeni
·
15.065
Gösterim
Adı:
Eduardo Galeano
Tam adı:
Eduardo Germán Hughes Galeano
Unvan:
Uruguaylı Gazeteci, Yazar.
Doğum:
Montevideo, Uruguay, 3 Eylül 1940
Ölüm:
Montevideo, Uruguay, 13 Nisan 2015
Galeano Montevideo'da, orta sınıf Katolik bir ailede doğmuştur. Çocukluğunda futbol oyuncusu olmak istemiş, gençliğinde birçok farklı işte çalışmıştır. 14 yaşında ilk politik çizgi romanını, Sosyalist Parti'nin haftalık yayın organı El Sol'a satmıştır.
Gazetecilik kariyerine 1960lar'da, Marcha'da editör olarak başlamıştır. 1973'te bir askeri darbe nedeniyle Uruguay'ın iktidarı değişince Galeano hapse atılmış, daha sonra da sürgüne yollanmıştır. Arjantin'e yerleşmiş ve kültürel bir dergi olan, Crisis'i kurmuştur. 1976'da Videla rejimi, askeri bir darbe ile, Arjantin'de iktidara gelince ülkeden İspanya'ya kaçtı. Burada ünlü triyolojisi, Memoria del fuego "Ateş Anıları"nı kaleme aldı.
Yazar genel olarak Latin Amerika'daki örneklerden yola çıkarak dünya sorunlarından bahsetmiştir. Kölecilik, kadın taciri ve mütemadiyen artmakta olan suç oranı irdelediği sorunlar arasındadır. Kitaplarında çoğunlukla gazete haberleri kullanarak örneklendirmeler yapılmaktadır.
1985'in başında Galeano Montevideo'ya döndü ve hâlâ orada yaşamaktadır.
"Düşünürseniz, acı çekersiniz,
Şüphe ederseniz, delirirsiniz,
Hissederseniz, yalnız kalırsınız…"
Oysaki bizim tek bilmek istediğimiz yoksulların neden yoksul oldukları. Sakın onların açlığı bizi doyuruyor ve çıplaklığı bizi giydiriyor olmasın?
"Kuzeydoğuda ilerleme bile ilerici değildir, çünkü bir avuç toprak sahibinin denetimindedir.MUTLU AZINLIĞIN DOYMASI İÇİN YIĞINLARIN AÇLIKTAN ÖLMESİ GEREKİR."
Eduardo Galeano
Sayfa 93 - Sel Yayıncılık 1.Baskı 2015
"Brezilyalı bir işçi , Fransız bir işçinin bir saatte kazandığı parayı kazanmak için iki buçuk gün çalışmak zorundadır.Kuzey Amerikalı bir işçi, Rio de Janeiro 'da çalışan bir işçinin bir aylık ücretini , on saatten biraz fazla bir sürede kazanır.YineRio de Janeirolu bir işçi , sekiz saatlik bir iş gününde , bir İngiliz ya da Alman işçisinin yarım saatte kazandığından daha az ücret alır."
Eduardo Galeano
Sayfa 318 - Sel Yayıncılık 1.Baskı 2015
Eğer hünerliysen, beceriksizi oyna.
Eğer güçlüysen, zayıfmış gibi görün.
Eğer yakındaysan, uzaktaymış gibi yap.
...
Düşmanı tanımak için önce kendini tanı.
Eduardo Galeano
Sayfa 31 - Sel Yayınları, 8.baskı, Türkçesi : Süleyman Doğru
Dünyɑdɑ ɑçlɑr ile obezlerin sɑyısı eşit. Açlɑr çöplüklerden toplɑdığı; obezler ise McDonɑld'stɑn ɑldıklɑrı çöplerle besleniyorlɑr.
Vaftiz hariç yıkanmaktan kaçınılırdı çünkü bu keyif verir ve günaha davet ederdi.
...Hiçbir aziz ya da azize asla banyoya adım atmamışlardı ve krallar arasında da yıkanmak nadir rastlanan bir olaydı; nitekim parfüm de bu yüzden icat edilmişti.
Eduardo Galeano
Sayfa 100 - Sel Yayınları, 8.baskı, Türkçesi : Süleyman Doğru
197 syf.
“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Virginia Woolf


SUS
OTUR
DİNLE
GEZME
GİYME
YAPMA
İSTEME
SEVME
BAKMA
.
.
.
Eeee nefes alayım mı??


Gelin size bir hikâye anlatayım.
“Bir gün, bir baba ve oğlu geziye çıkarlar, hava yağışlıdır. Baba, direksiyon hakimiyetini kaybeder ve kaza yaparlar. Baba, kan revan içindeki oğlunu kucakladığı gibi hastaneye götürür ve çocuğu hemen ameliyata alırlar. Cerrah gelir önlüğünü giyer, eldivenini takar tam çocuğun üstüne eğilirken ;
“Ben bu ameliyatı yapamam der, bu benim oğlum.”

Ne oldu, mantık hatası mı arıyorsun ? Kadının aldattığı falan da gelmiştir belki aklına. Yoo olay gayet açık, cerrah aslında çocuğun annesidir.

Bu hikayeyi yazmamdaki amaç sonucu bulmanız değil. Belli bir mevkideki birinden bahsedilince aklınıza ilk kimin geldiği. Ve sonuç tabii ki erkek..

Halbuki hizmetçi-temizlikçi desem aklına direkt kadın gelirdi değil mi?
Mesela Jetgiller çizgi dizisine bakın. Ordaki robot bile (hizmetçi bu arada) kadın şeklinde çizilmiş. Robot bile erkek şeklinde çizilmeye layık görülmemiş. Çizgi dizi bile olsa mazallah erkeğe zeval gelir. Neden ? Çünkü erkeğin görevi değil bunlar kadının görevi. Çünkü kadın dünyaya erkeğin ve dahi tüm ailenin temizliğini yapmak, kusursuz bir hizmette bulunmak, evlenene kadar baba-abi-kardeş evlendikten sonra koca-kocanın ailesi-çocuklarının hizmetini yapmak, ne koşulda olursa olsun erkek kahrı çektiği halde susmak, erkek boyunduruğu altında yaşamak için dünyaya gelmiştir.

“Kadın fikir üretmek için değil, süt ve gözyaşı üretmek için doğuyor; hayatı yaşamak için değil, yarı kapalı pencerelerin ardından seyretmek için doğuyor.” Syf:39

Ha ama şöyle bir şey var. Yönetici, müdür, ceo, başhekim, başkan vs dediğimde aklına ilk ne gelir ? Saçmaladım değil mi? Tabii ki ERKEK gelir.
Kadın kısmı bu işten anlamaz çünkü. O evinde otursun, ayak altında dolanmasın, zaten iş piyasası kadınlar geldi diye çöktü, mümkünse sussun, bir dediğimi iki etmesin, eşit koşullarda çalışıyor olsak bile eve geldiğinde sofrayı donatsın tuzu eksik-fazla olursa bırak kavgayı öldürürüm bile kimse ses etmesin çünkü ben erkeğim.


Dur bitmedi daha canım, çocuk yapabilsin bu çok önemli çocuk yapmayan kadın yarımdır çünkü!! Yapacaksa da erkek çocuk yapsın bi zahmet çünkü cinsiyeti de o belirliyor X Y hepsi onda!
Haa kahkaha da atmasın kadın kısmı kahkaha atmaz tahrik mahrik eder günah katiyen de caiz değildir. Sakız çiğnerse kesin yolludur. Açık giyiniyorsa aranıyordur ha kapalıysa da anam biz bunların içini biliyoruzdur!! Okumasın, ama hasta olduğunda karıma çocuğuma kadın doktor baksın.


Küfürlerin %99’u kadınlar üzerinedir. Kadının organlarına, uzuvlarına en çok da cinsel organına çalışılır. Aklı hiçbir şeye çalışmayan bu amipler kadına gelince yeni bir gezegen yaratacak potansiyele ulaşırlar. Bazı sözler kısaltılıp dillerinde pelesenk halini alır. Kullanmadıkları zaman eksik bir şey varmış gibi bile hissederler, artık o söz cümle sonunda emoji kıvamına ulaşmıştır.

Övecek miyiz— Adam-erkek gibi yaptın
Yerecek miyiz— Karı gibisin
Küçümseyecek miyiz— Kız gibisin
Uyarımı yapılacak— Sen bir ̶ba̶y̶a̶n̶s̶ı̶n̶
Nasihat mi verilecek— Benim annem de bir ba̶y̶a̶n̶

İşte bu kitap; tıpkı kozasını yırtıp çıkan bir kelebek gibi; tüm bu baskıları, tabuları, önyargıları, sapkın düşünceleri yıkıp; ucunda işkence, sürgün, engizisyon, tecavüz, şiddet, ölüm ... bile olsa düşüncelerinden vazgeçmeyen, kendilerinin de var olduğunu, erkeklerden daha bilgili, daha güçlü, daha cesur olduklarını kanıtlayan, ilkleri başarmış, evlerinde oturup kendilerine şiir yazılmasını bekleyen değil, kendi şiirlerini kendileri yazan, birçok kadının yolunu kendi bedenini yere serip açmış KADINLAR’ın anlatıldığı; Galeano’nun diğer kitaplarından derlenmiş bir kitap.

O güçlü kadınlardan birkaçı;
#36256568
#36258247
#36296131
#36103315


Ama kozasını delemeyip içinde çürümeye mahkum edilen, zindanından çıkamayıp ölen, öldürülen kadınlar’ın sayısı da çok fazla.

Peki ne yapmalı?
Öncelikle üzülerek söylüyorum ki bu durumun en büyük sebebi biziz. “Aha yine kadın suçlu oldu!” deme maalesef ki tek suçlu olduğumuz nokta bu. Çünkü o erkekleri yetiştiren biziz. Kızları korku kültürüyle yetiştiren biziz.( #36297664 )
O erkekleri kadından daha üstün olduğuna inandıran, alıştıran biziz. Kızımızı eve kapatıp, oğlumuzu gece yarılarına kadar dışarda olmasına ses etmeyen, evleneceği zaman “Verdim kızımı gitti” deyip eşyaymış gibi erkeğe lütfeden, oğlumuzu kazanana kadar okutup, kızımızı ikinci denemesinden sonra evlendiren, kocası aldattığında “erkek bu kızım yapar arada” diyen, baskı yapınca “sevdiğinden yapıyor” diyen, şiddet görünce “bu seferlik alttan al her evde olur böyle şeyler” diyen biziz.
( #36115230 )

Önce kendi zihniyetimizi düzeltmeliyiz. Çocuklarımızı yetiştirme tarzına dikkat etmeliyiz. İlk eğitim evde başlar. Sonra tabii ki eğitim almalıyız. Okuyup kazanmalı, başkasının eşeğine muhtaç olacağımıza kendi atımıza sahip olmalıyız. Ve asla pes etmemeliyiz. Elalem ne dere bakmamalıyız. Elalem her zaman diyecek bir şey bulur.

Bunları yapacam ama zaman alır biraz diyorsan, o zaman işe Bukowski’nin kadını aşağıladığı 680 küsür okunmuş Kadınlar kitabı yerine, Galeano’nun 200 küsür okunmuş kitabını okuyarak başlayabilirsin.

“Eğer dünya üzerinde ‘İyi’ yoksa onu icat etmek gerekir.“ syf:136

Unutmayın erkek için haksa kadına da haktır.

Seksizmin olmadığı bir dünyada uyanmak dileğiyle...
392 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı bu sefer epey öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...galeano-aynalar.html

Ayna ayna söyle bana var mı benden daha ırkçısı, kadın düşmanı, bilim karşıtı, para kölesi bu dünyada?

Eduardo Galeano - Aynalar kitabı 1000kitap 2. İstanbul Buluşması için oylama usulüyle belirlenmiş kitaptır.

Küçüklüğünüzde ya da etrafınızdaki eğlence mekanlarında mutlaka görmüşsünüzdür sizi olduğunuzdan şişman, zayıf, uzun ya da kısa gösteren aynaları... Bu "olduklarından farklı görünme" konusu bana bu incelemeyi yazma konusunda da küçük bir ilham oluşturdu. Galeano aslında Kuzey Amerika, İngiltere ya da diğer Avrupa ülkelerini Aynalar kitabında bahsettiği konularla iğneleyici bir dille eleştirirken aslında bu kıtalarda halkını kapitalist bir düzenle yönetmeye alışmış liderlerin, iktidarların ve diktatörlerin ülkelerinin masum görüntülerinin altında yatan şeytani ve göründükleri gibi masum olmayan geçmişlerini hatırlatmak istemişti.

Güzel şeylerin olduğu ve insanların mutlu hissetmeye başladığı anda, Orfe'nin lirini çaldığı ve etrafındaki insanları dans ettirmeye hazırlanıp farklı bir şeyler yapmaya kalkıştığı sırada sanki tepelerinde beliren bir Zeus kitabın 49. sayfasında da "Zeus bir yıldırım gönderdi ve bu küstahlıkların yazarını ikiye biçti." belirtildiği gibi insanların mutlu olmalarını istemiyor gibiydi.

Dünyada herkes kadın ve bilim düşmanı, farklı düşüncelere kapalı olmaya başlamışken ortaya çıkan Erasmus, Galileo, Rembrandt, Hypatia, More, Kopernik gibi aydın isimler kilisenin hakimiyetinde olan dönemlerde belirttikleri bilimsel ve o zamanki zihniyete göre ütopik düşünceleriyle aslında çok büyük bir cesaret ve özgüven oyunu oynuyorlardı. Ama kilisenin onların ağzını kapatması tabiri caizse "KİLİSELENMELERİ" çok da geç olmadı.

Aslında Galeano dünyanın kanayan yarası olan kölelik konusunun üzerine fazlasıyla eğilmeyi amaçlamıştı. Onun 170. sayfada yazdığına göre Afrika köle satıp silah satın alıyordu: kol gücünü şiddetle değiş tokuş ediyordu. Böylelikle Afrika tam bir zenci köle üretim makinesine dönüşmüştü.

Galeano'nun düşüncelerine paralel olarak Lord Byron daha 19. yy'ın başlarında bir söz söylemişti ki bu cümlesi tam da Aynalar kitabında anlatılan şeyleri doğrular nitelikteydi : "Günümüzde artık insan üretmek makine üretmekten daha kolay." Ford Sistemi'ndeki üretim sistemi gibi kapitalizmi çağrıştıran düzenler aslında zenci köleleri, köleleşmek için üretilen ve yaşatılan insanları bir üretim makinesinde görmeye benziyordu. Parayla köle satın alınıyor fakat sonucunda daha da çok para kazanılıyordu. Zaten böyle Avrupa'daki Sanayi Devrimi ya da Amerika'daki bütün o teknolojik gelişmelerin temeli atıldı.

İşgalci patronlar ve para babaları daha çok para kazanmayı arzu ettikleri, yerel insanların yaşadığı ve hiç keşfedilmemiş yerlerin bulunduğu ülkelere giderken aslında bu yerel insanların ağızlarına resmen para tıkayarak onları bir bakıma susturuyor ve böylelikle sadece kendilerine çalışılması için kalplerini çalıyordu.

Kadın yasağın kelime karşılığıydı zaten... Zevklerden, yaşama, düşünce ve fikirlerini özgürce belirtme hakkından, ötekileştirilememelerden, istedikleri gibi giyinmelerinden, bilimsel icatlardan, sevinç, duygu, eğlence gibi bütün manevi haklardan kadınların arınması gerekiyordu. Bu nedenle kadın denilen bu illet görüldüğü yerde susturulmaya çalışılıp kilise tarafından çarmıha asılan bir tarihsel sembol haline getirilmeliydi. Galeano da zaten tam olarak bunların farkındalığını kazandırmak istiyordu.

Liderlerin ve para babalarının dünya yansa da umurlarında değildi zaten. Onlar köleleriyle beraber saydıkları paranın keyfini sürerken birileri zaten onlara o sıralarda para kazandırıyordu.

Galeano aslında hiç kimsenin duymak istemeyeceği, ışık tutulmamış konulara bir fener niteliği olma özelliğini anlatmaya çalışırken dünyada her şeyin erkekleştirilmeye ve kadınsızlaştırılmaya başladığı yerde bir farkındalık yaratmaya çalışıyordu.

Kapitalizmin nasıl yok edilebileceğine dair ütopik bir öneriydi Muse'un Animals şarkısı. https://www.youtube.com/watch?v=tFG_5PBl2K8 Belki de Galeano da bir Muse hayranıydı, kim bilir?

10 puan üzerinden verdiğim 7 puana ve eleştirilerime gelecek olursak; puan kırdığım yerler aslında Galeano'nun bu emek dolu kitabının genel aurasına gölge düşürmeyecek şekildeydi. Fakat Türkler ve Osmanlı Devleti gibi konulardan neredeyse hiç ve Atatürk, Dostoyevski gibi dev isimlerden hiç bahsedilmemiş olması benim 1 puanı kırmama yetmişti.

Bir dine bağlanıp da huzuru bulmaya çalışan, kendisini ve hayatını sorgulamaya adayan insanları Celal Şengörcül bir üslupla eleştiren, yüzlerce sayfalık kutsal kitaplardan tek cümlelik alıntılar cımbızlayarak sadece "Öldür." kelimesine odaklı IŞİD gibi bir mantıkta bazı bölümler hazırlayan bir Galeano vardı bazen karşımda, bu yüzden de 1 puanı gitmişti. Ayrıca üç din aracılığıyla günümüz dünyasına hükmeden bir Tanrı'yı Hristiyanlık gibi bir dinle açıklamaya çalışıp, Hz. İsa'yı anlattığı bölümlerde onun Tanrı'nın oğlu olduğunu belirtmesi de bir eksiklikti benim için. Çünkü Markos 10:18'de "Bana neden iyi diyorsun? Tanrı dışında kimse iyi değildir." ve Markos 12:29'da "İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹En önemlisi şudur: ‹Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab'dir." ya da Nisa Suresi 171. ayette "Allah üçtür demeyin. Kendiniz için hayırlı olmak üzere (bundan) vazgeçin. Allah, ancak bir tek tanrıdır. O, herhangi bir çocuğu bulunmaktan münezzehdir." gibi alıntılarla belirtildiği gibi aslında teizme bağlı kutsal kitaplar ve İncil'in de bazı kısımları açıkça Hz. İsa ile Tanrı'nın ayrımını net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Ermeni Soykırımı gibi bir konudaki görüşünü tek bir millet üzerinden ofansif olarak biraz da taraflı bir şekilde değerlendirerek aslında System of a Down'ın yazdığı https://www.youtube.com/watch?v=X-bNqBjKrQI Holy Mountains adlı şarkıda belirtilen tepki ve eleştiri kültürünün epey bir aşağısında kalıyordu. Evet, Holy Mountains şarkısı Türklere de yazılmıştı fakat onları yurtlarından atmak isteyen İngilizlere, Fransızlara, Ruslara, Aras'ın etrafında yaşayan diğer boylara karşı da bir seslenişti. Siyasi anlamda baktığımız şeylere aslında edebisel ve müzikal anlamda bakmayı bilmiyorduk. Sırf siyasi görüşlerimiz ve kabarık milliyetçi duygularımız yüzünden bir kitabı, bir düşünceyi, bir fikri, bir müziği, yani aslında bir emek bütününü kolayca çöpe atabiliyorduk. Aynı Galileo, Rembrandt, More, Hypatia, Erasmus ve Kopernik'e zamanında yaptığımız gibi.

Geriye kalan 1 puan ise kitabının adına "Neredeyse Evrensel Bir Tarih" denilip de aslında dünyasal bir tarih ortaya koymuş olunmasındaydı. Çünkü dünya dışında herhangi bir gezegenden, noktanın da noktası kaldığımız evrende ne uzaydan ne de başka hiçbir yerden, Neil Armstrong'dan, Yuri Gagarin'den, uzay ve evren araştırmalarından, 1971'de doğan ve aslında Harari'nin de kitabının başlığında belirttiği gibi bir bakıma "Yarının tarihi"ni yazacak olan Elon Musk'dan bahsedilmemişti. Bu yüzden kitap "Neredeyse Dünyasal Bir Tarih" olarak adlandırılmalıydı.

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun ve aydınlandın! Keyifli okumalar dilerim.
197 syf.
·8 günde·9/10
KADIN…
Dünyaya gelmiş ikinci sınıf insan, Ademin günah işlemesine sebep, tehlikeli, kurnaz, şeytan!

Daha birçok tanım yazabilirim bunun gibi. Bunların benim düşüncelerim olmadığı aşikar. Peki bunlar kimin düşünceleri?

Ben İnci Küpeli. Evet bir KADINIM. Bu kitapta tanıştığım kadınlar beni hem tüm dünyaya meydan okuyabilecek güçte güçlü hissettirdi hem de inanılmaz bir acziyetle boğdu…
Bu kitapta kimlerle mi tanıştım? Durun size anlatayım…

*Dünyanın en ünlü hemşiresi Florance’ı görmediğim yüzüyle, doksan yıllık ömrünün büyük bölümünü Hindistan’ın özgürlüğü için mücadelesiyle gördüm.

*Tamamen erkek kılığına bürünen ve yirmi yıl Mısır’a hükmedip bolluk ve bereket getiren kadınla, Hatçepsut’la tanıştım.

*Savaştan savaşa koşan, Fransa Krallığını kurtarmak için fedakarlıkta bulunan ancak Fransa’nın ve Tanrı’nın memurları tarafından yakılmak üzere odunlara götürülen; bugün hem Fransa’nın hem de Hristiyanlığın sembolü olan Jeanne d’Arc’ın mücadelesine şahit oldum.

*Birçok dil konuşup ekonomiden bahseden, Roma’ya meydan okuyan Kleopatra ile,

*Bizans İmparatorluğu’nu kürtaj hakkını, kadınlara miras hakkını, dulların ve gayrimeşru çocukların korunduğu ilk yer haline getiren Jüstinyen’in karısı İmparatoriçe Theodora’yı,

*On dokuz yaşındayken tramvay kazası geçiren, birçok ameliyat geçirmesine ve acılarına rağmen dimdik durup onlarca resim yapan ve inadına kahkahalarıyla Coyoacan’ı inleten kadın Frida ile,

*Lezbiyenliğin teriminin geldiği yer olan Lesbos’ta yaşamış olan ve bir kadını tercih ettiği için kilise tarafından yazdığı kitapların yakılması emredilmiş olan, günümüze sadece birkaç şiiri ulaşmış şair Sappho ile,

*Kırsalda sıkılmamak için yazılar, romanlar yazan Brontë kardeşlerle,

*Hayatını evinde tam bir kadın gibi(!) sessizce yaşamış ve öldüğünde odasında bin sekiz yüz tane şiiri bulunmuş, şiirlerini ve mektuplarını kendine gizli tapınak yapmış olan Emily Dickinson ile,

Kadınların şarkı söylemesi yasakken şarkı söyleyenlere, dans edenlere, resim yapanlara kadar birçok kadın..
Hepsi bu bilinen kadınlar güçlü kadınlar değildi maalesef… Güçsüz, zayıf ezilen bir bu kadar daha kadının öyküsü de vardı bu kitapta.
Erkek egemenliğine karşı yapacak hiçbir şeyi olmamış yüzlerce binlerce milyonlarca kadın…

Kızlığına zarar gelmesin diye bisiklete bindirilmeyen kızlar, Adem’i günaha soktuğundan yüzünü, gözünü erkeği baştan çıkarmasın diye kapatılmış kadınlar, evinden sadece düğünü olduğu için ve öldüğü için çıkabilen kadınlar, zevki, seksi sadece erkeklere özgü bir hale getirip kadın sünneti yaparak- yasal yoldan veya değil- kadınların klitorisini kesen insanlar( ve bunu yapanlar, kabul edenler sadece erkekler değil emin olun. Ayrıca dünyada tam 29 ülkede yapılıyor bu uygulama!), regl olduğu için kirli sayılan yanına yaklaşılmayıp, dokunduğu şeylere dokununca kirliliğin bulaşacağına inanan kadınlarla da tanıştım ve tüm bunlara ömrü hayatınca katlanan kadınlarla...

Yaşadığım gezegeni bir kez daha bir kez daha sorguladım. Ve tiksindim!!!

Erkektir yapar, zihniyeti kadınların da kabul ettiği bir zihniyet.Çoğu kadının çocukluğundan itibaren dünyaya erkeklerin himayesinde yaşamak zorunda olduğu, dünyaya bolca çocuk getirip onlara bakmak ve evinin hanımı olmak zorunda olduğu öğretilerek kodlanıyor.Sorgulamadan, kabul ediyor: sorgulamaya başladığında dayak yiyip boyun eğiyor… Ve hayatını bu şekilde yaşayan, konuşmak için dahi izin alan kadınlar olarak ölüyorlar aslında hiç doğmamış olarak...

Tüm bunları ne düzeltebilir? Eğitim… Eğitim bir ilaç gibi doğru enjekte edildiğinde bizi iyileştirecek en büyük, en şifalı deva…

Ben bu dünyaya neden geldim? Evlenip kocamın dediklerini yapmak, ona sorgulamadan itaat etmek, susmak, yemek yapmak, ev işlerini kusursuz yerine getirmek, çocuk büyütmek(erkek olursa tadından yenmez) kimseyle konuşmamak ve kimseye yük olmadan sessizce ölmek için mi?

Önce bir kadın olarak ve erkek olarak herkes nasıl bir hayat yaşayacağını sorgulasın. Sonra cinsiyeti bir kenara koyup insan olarak sorgulayalım.
Dünyaya iki cinsiyet gönderilmişse eşit bir şekilde yaşanması için … Ne erkeğin kadına ne kadının erkeğe zulmetmeye hakkı yok.. Beraber adilce, insanca yaşayınca tüm bu dünya daha güzel… Gücümüz birlikte anlamlı, erkek kadını ezince ya da kadın erkeği ezince değil...

Bu incelemeyi güçlü olan, meydan okuyan yada içindeki güç sayesinde her şeye katlanan ve bir sabır taşına dönüşen ölü, yaşayan ya da hiç doğmamış kadınlara …
Mücadelemde ve her anımda yanında olup elimi tutan Yıldızıma… (özlem)
Kitabı beraber okumaya başlayıp bana dost olan biricik Ferda’ya(https://1000kitap.com/SenoritaRosa)
Hayatımda tanıdığım en çetrefilli ama dayanıklı hemşire olan Sema’ya(Esther. Sema)
Gücüne hayran olduğum Vaveyla’ya(°°° Vaveyla °°°)
Gücü yüreğinin derinlerinde olan ablama,
ve… anneme ithaf ediyorum…

Varlığınız nice insana güç veriyor bunu unutmayın… Işığınız daim olsun…
Okuduğunuz ve okumaya değer gördüğünüz için teşekkür ederim…
Sevgiyle, barışla, adaletle...

https://soundcloud.com/hf112233/h56uibuq2jtt
359 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

İŞBU İNCELEME 1 MAYIS' TA "ÇALIŞTIRILAN İŞÇİLERİMİZE" İTHAF EDİLMİŞTİR...

Selamın kavle Cimcimeler ve hormonlu Cin Aliler.. Hiç uzatmadan hemen bodoz konuya girmem lazım .. Mazot yüklemesi yapıcam zamana karşı yarışıyorum çünkü.. Akşam kaçamak bir "KANGAL ON THE MANGAL "(KOH KOH KOH =) ) tribine koşucaz .. Bünyeyi neş' e ile doldurup yarına moral depolamam gerek falan fıstıKh (anladın o "k" harfini!! ) ..

Bu incelemeyi niçin yapıyorum .. ÇÜNKÜ BUGÜN 1 MAYIS !! Bugün EMEĞİN günü .. Bugün çalışanların günü .. Haketmesine rağmen hakkını alamayanların günü .. Peygamberin , "alnının teri kurumadan hak sahibine HAKKINI VERİNİZ" demesine rağmen , ceza sahası dışından abanılan topun üst direkte patlayıp outa çıktığı gibi gerçek hayatlarını banka kredilerine ipotek edenlerin , hayata teğet geçenlerin , 1 günlükte olsa hakedilmiş mutluluktan sekenlerin , ateşleri kucaklayıp serden geçenlerin günü bugün .. Bugün kendim memur statüsünde olmama rağmen ben izinliyim fabrikada İŞÇİLER çalışıyor.. Anlamazlar gerçi ama biraz da onlar için , onların davası için kanlı topuzu savuran ellere , DEMİR ÖKÇE' ye dur demiş Eduardo Galeano için yazıyorum..Hugo Chavez ' in , koltuğunun altına sıkıştırdığı bu kitabıyla Barack Obama'yı tavlada 5-4 kaybetmiş (bilenler bu 5-4 mevzusunu bilir.. bilmeyenler de sorarsa söylerim özelden =)) cicoz PEMBO kıvamına sokan bu muhteşem adam için yazıyorum .. Ezildiğinden haberi olmayan karbon kağıdı aromalı bünyeler için yazıyorum .. İnceleme uzun .. Baştan anlaşalım .. Okumayacaksan İşte Hendek İşte Deve .. Sonradan zırlayan birini görmek istemiyorum ..

Kimdir bu Eduardo Galeano ?

Kolomb denen keferenin Amerika' yı keşfinden ve kıtaya adını veren Americo Vespucci ' nin buranın yeni bir kıta olduğunu söylemesinden yıllar yıllar sonra 3 Eylül 1940 günü Uruguay ' ın başkenti Montevideo ' da dünyaya gelen ve rivayetlere göre doğar doğmaz GOL diye bağıran şahsın adı Eduardo Galeano =)) .. Bu gol mevzusu önemli çünkü bu küçük Latin Amerika ülkesinin dünyada pek çok ilklere imza atmışlığı var .. Bunlardan biri de ilk Dünya Kupa' sının yapıldığı ülke ve bu kupayı ilk kaldıran ülke olması .. Dolayısıyla bir futbol aşığı kendisi .. Yalnız hiçbir dönem istediği randımanı alamamış olacak ki meşin yuvarlağın ardından koşmayı bırakıp , kağıtlara yönelmiş .. Babası evi geçindirmek için kendi alın teri ve arada oynadığı futbol bahisleriyle ev geçindiren bir birey.. Bu yüzden bolluk bereket içinde değil yokluğu hücresinin her zerresine dek hissederek büyümüş..Sadece yazar olarak düşünmeyin siz onu ..Dedim ya kağıtlara yönelmiş diye.. Resim yapmayı da çok seviyor .. Bu yüzden ilk siyasi karikatürünü o dönemdeki iktidarın haftalık yayımladığı "EL SOL" dergisine satmış..Tabii o dönemler sosyalizmin gürlemeye başladığı yıllar .. Küba resti çekince bunlar da bir heyecanla basıp gidiyorlar Küba'ya.. Anılarından okuduğuma göre burda bir perküsyoncu ile tanışmış .. Ama adam olayın piri hakikaten..Nasıl böyle çalabiliyorsunuz diye yaklaşıp sorduğunda , "Yalnızca "ELLERİM KAŞINDIĞI ZAMAN ÇALARIM" cevabını almış..Ve kitaplarından anladığım kadarıyla tüm yazılarını cidden "ELLERİ KAŞINDIĞI" zaman yazmış haksızlıkların üzerinde kaşıyabileyim onları diyerek..Sadece yazarlıkta değil , hayata ilk atıldığı dönemlerde banka memurluğu , fabrika işçiliği ve fatura tahsildarlığına kadar yapmadığı iş kalmamış.. dolayısıyla SÖMÜRENİ DE SÖMÜRÜLENİ DE gayet iyi gözlemlemiş.. Yazar olduktan sonra düzenli yazmak zorunda kalınca hiç istemediği alanlarda da yazmak zorunda kalan Galeano' nun şöyle de muhteşem bir sözü var .. Diyor ki ,

- ZATEN YAZI , İNANMADIĞIN DÜŞÜNCELERİ YAZMANI ASLA AFFETMEZ . İNAN BANA YAZININ İNTİKAMI, İNTİKAMLARIN EN KORKUNCUDUR.

Meali : Kendi değerlerini maddiyatla bir tutup , "yeşiller" için yazmamış. Kantarın her daim kendince doğruların bulunduğu kefesinde yeralmış.

Az da bu kitap üzerinden devam edeyim anlatmaya .. Ama ondan öncesinde safları belli etmek adına dostu düşmanı da tanıtmam gerek ..Evo Morales' in şöyle bir lafı var ki üstüne zerre ekleme yapamazsın ..

"Darbe olmayacak tek ülke ABD, çünkü orada ABD Büyükelçiliği yok."

İşbu kitap, bu aforizmanın kitaplaştırılmış MANİFESTOSUDUR!!! Şili ' de katledilen Salvador Allende ' nin yeğeni olan yazar İsabel Allende ' nin ülkeden kaçarken valizine , Latin Amerika ' da tutuklanan tüm sol görüşlü yazarların zulasına kattığı bir başucu kitabı bu.. 90 günde yazıp tamamladığı bu efsane kitapta, "LATİN" Amerika' nın keşfinden başlayıp, nasıl Avrupa' nın ve Amerika Birleşik Devletleri' nin SÖMÜRGESİ haline geldiğini , uçsuz bucaksız doğal zenginliklerine karşın nasıl fakirleştiğini anlatır size Galeano.. Ezilenleri ,daha doğrusu taşeron sistemle köle haline getirilen işçileri , işçilerin hakkını peşkeş çeken kodamanları , yapılan haksızlıkları , hukuksuzlukları anlatır bu kitap.. Hani tabiri caizse gözü yaşlı mazlumların serzenişidir.. İşte bu yüzdendir ki bu kitap , KENDİ MEMLEKETİ URGUAY DA BUNA DAHİL OLMAK ÜZERE İSTİSNASIZ DARBE OLAN TÜM LATİN AMERİKA ÜLKELERİNDE YASAKLANMIŞTIR .. Doğruyu söylediği için dokuz köyden kovulmuş Urguay' daki darbeci komita tarafından pasaportu elinden alınarak sürgün edilmiştir .. İsmi ölüm listelerine dahil olmuştur .. Lakin susturulamamıştır..

Diyorum ya bugün 1 Mayıs .. Sizler için bunları yazan ,cesur yürekli , doğru düzgün , dürüst ahlaklı "İNSAN" gibi insanlar da var .. Sadece bilin istedim .. Ne mi yazdı ? Al sana bir kaç alıntı ..

*"Brezilyalı bir işçi , Fransız bir işçinin bir saatte kazandığı parayı kazanmak için iki buçuk gün çalışmak zorundadır.Kuzey Amerikalı bir işçi, Rio de Janeiro 'da çalışan bir işçinin bir aylık ücretini , on saatten biraz fazla bir sürede kazanır.YineRio de Janeirolu bir işçi , sekiz saatlik bir iş gününde , bir İngiliz ya da Alman işçisinin yarım saatte kazandığından daha az ücret alır."

*"Bundan yüzyılı aşkın bir zaman önce Guatemalalı bir dışişleri bakanı şu kahince sözü söylemişti:
- 'DEVANIN , DERDİN KAYNAĞI OLAN ABD' DEN GELMESİ, BENİ PEK ŞAŞIRTIR DOĞRUSU.' "

*"Bolivya yerlileri 1952 ' de yapılan devrimle haklarına kavuşuncaya kadar "pongolar" köpeklerle bir arada uyur, köpeklerin yemek artıklarıyla beslenir, beyazlarla konuşabilmek için yere diz çökerlerdi.Binek hayvanı yokluğunda yerliler yük hayvanı gibi kullanılmıştı uzun süre.Bugün de Ant Dağları'nın yüksek yaylalarında bir parça kuru ekmek karşılığında dişleriyle bile yük taşıyan yerli hamallara rastlanır."

* "Kuzeydoğuda ilerleme bile ilerici değildir, çünkü bir avuç toprak sahibinin denetimindedir.MUTLU AZINLIĞIN DOYMASI İÇİN YIĞINLARIN AÇLIKTAN ÖLMESİ GEREKİR."

* "...kendi kalayını işlemekten aciz olan Bolivya,buna karşılık,sekiz hukuk fakültesine sahiptir.Bu fakülteler seri halde,yerlilerin KANINI EMEN VAMPİRLER ÜRETİRLER."

*"Sömürge soygununda kılıç ve haç yan yana ve omuz omuza yürümüştür hep."

*"Yerliler çalışmaları karşılığında aldıkları birkaç kuruşu, yiyecek yerine koka yapraklarına harcıyorlardı.Bu yaprakları çiğneyerek, yani KENDİ HAYATLARINI KISALTARAK madenlerdeki cehennem hayatına katlanmaya çalışıyorlardı.Yerliler alkol de kullanıyordu; efendileri 'kötü alışkanlıklar'ın yaygınlaşmasından şikayetçiydiler.Günümüzde de Potosi yerlileri AÇLIKLARINI BASTIRMAK VE KENDİLERİNİ ÖLDÜRMEK İÇİN koka yaprağı çiğnerler.Ayrıca , saf alkolle iç organlarını kavurmaya da devam ederler.MAHKUM EDİLMİŞLERİN, ZARARI YİNE KENDİLERİNE DÖNÜK BİR İSYANIDIR BU."


Eveeeet !! İşte bir barut kokulu incelememizin de böylece sonuna geldik..

"HAK" TAN BAHSEDİP , "HAK YİYENLER" ..O çok "korktuğunuz" cehennem için SLAYER bir dönem şöyle muhteşem bir parça yapmıştı .. Oraya gittiğiniz de sizi ızgarada maşayla çevirecek , daha doğrusu pişim sürenizi belirleyecek olanlar hiç ummadığınız "İNSAN"lar olabilir =))

Bu sizler için : "HELL AWAITS"(CEHENNEM BEKLİYOR) !!! 0:43 'ten sonra zebaniler geliyor CİCİŞLER =))

https://www.youtube.com/watch?v=Uxzd6ANDTj8

Bu da benim için .. Ben "ATEŞİ" alayım.. "Mangalda" lazım olacak !!! =))

The "FIRE" to Conquer the WORLD !!!!

https://www.youtube.com/watch?v=QeGQ5RJw2Cg

BAYRAMINIZ KUTLU OLAAAAAA KİKİRİKLER!!!! Selam , sevgi ve BİTMEK TÜKENMEK BİLMEZ bir "İŞSİZLİKLE"...
392 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Selamlar olsun size 1K ahalisi ve işsizlikten nasibini almak için bu incelemeye tıklayıp nasibini alacak olanlar...Artık bir gelenek haline geldi bunu belirtmek ama HEMENCİK yine AMA yine ÜSTÜNDE durup ALTINI çizmekte fayda var ki bu kitabı da sahaftan aldım ... Neredeyse sıfır ve 12 "milyon" (bkz: old school da BİLEREK sınıfta kalanlar ).. Sağolsun Adilhan Pasajında Piraye' den Turgut abi biraz delayli olsa da halay başı olmak isteyen naçizane şahsımıza beyaz mendil kıvamındaki bu kitabı gayet uygun bir fiyattan tokaladı .. Kendisine bir kez daha burdan teşekkürü bir borç biliyorum...ve tabii ki ısrarlı telefonlarımla bir rehine krizine dönüşen bu alamayış ama kendi açımdan verişin ortasında kalıp 2 dükkan arasında mekik dokuyan elimdeki kare ası , içi içli köfte dolu sefer tası , ablaların ablası ve orta doğu ve balkanların en efsane en bi cicisi , sahafların HASI Gülden Ablam...Sen olmasan ben ne yapardım ? =)) pek çok öpüyorum seni MUK MUK!! =))
Bu kitap aslında bayadır listemdeydi.. Severim , hem de pek bi çok severim Eduardo Galeano' yu da ,bana kendisini tanıma fırsatı sunan Soner Yalçın' ı da.. Ama aklımda , bundan öncesinde okumak için sıradaki kitabı Tepetaklak idi .. 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu/Duvar/ olarak karar almışlar.. Kim , nasıl kabul ettirmiş bilemiyorum ..Aralarında anlaşıp, secmişler bu kitabı..1K'da oraya burya dadanıp, milletin iletilerine salça olduğum ve işsizlik bayrağını göndere çektiğim sıralarda , ekranda akışa düştü söz konusu ileti.. Şaşırmadım dersem yalan olur .. Kendim bugüne dek bir okuma grubunun etkinliğine dahil olmuş değilim.. Zaten biz metalci kesimi bir araya ancak konserde kapı önü muhabbetine ya da içip ziftlenmek için barda bir araya geliyoruz .. Baktım bizim tayfadan canikovalar da geliyor dedim tamam ben de varım.. Güneş tutulması gibi kadro .. Metin T./Duvar/ abi (adam mother russia dan geldi WTF?!?! ) , Muzaffer Akar/Duvar/ abi falan sevdiğimiz bir dolu insan..Son anda topu filelere takan gavur https://1000kitap.com/Kuyruksuzprimat/Duvar/!!! yazdık bunu kenara =)) Kanbersiz düğün olmaz Tuco inda HOUSE !!! =)) İstanbul' un trafiğinin güdümlü füzelerini ağzımızın üstüne yiye yiye geldik Kadıköy'e.. Mekanın önüne geldim girdim içeri .. Elimi kapıya attım..Kapı açılmıyor!!! Açamıyorum kapıyı .. Sağdan çekiyorum soldan çekiyorum kendime..Yok!!! Sürgülüymüş meret .. Kan yüzüme akın etti... Karizma yerlerde =P Arkadan arkadaş açtı girdim içeri.. Kimsin dediler .. Ben dedim Tuco Herrera .. Hemen ya arkadaş sen sahiden işsiz misin falan fistan gülüştük .. Bu arada ben kitabı da okumamışım , GEZİ GÖZLEM kolu kıvamında katılıyorum olaya .. Rakı sofrasında , beyaz sofra örtüsü üzerinde , boynu bükük kimsenin çatalla taciz etmediği , burun büktüğü iç güveysinden hallice "yeşillik" tabağındaki zoraki ikamet eden sürgün yemiş ,sararmış Suriyeli maydonozlar kıvamındayım..Kimseye bişey de diyemiyorum.. Şöyle nabız yoklayaraktan , konuşulanlara kulak kabartaraktan dinledim.. Döndüğümde yapılan incelemeleri de , eleştirileri de okudum.. Ordayken de sordular nedir ne değildir diye .. Yapılan YAMUKLUKLARI anlatıyordur dedim..Güldüler =)) ( ben de olsam ben de gülerdim halime ZOHAHAHAHAHAH =) ) .. Mekana gelmeden önce zaten bir cephe savaşı dönmüş anladığım kadarıyla din muhabbeti üzerinden 2 taraf arasında.. Ben de kız evine hayırlı iş için gidilirken koltuk altına kıstırılıp hediye paketine sarmalanmış ziftli lokum kıvamında tam üstüne denk gelmişim.. Bu din muhabbetini bir kenara not ettim aklımda.. Benim bildiğim Galeano' nun bu işlerde bezi yok .. Bir de dediler ki Atatürk ' ten ve Osmanlı' dan da hiç bahis açılmıyor.. Buna da check .. Döndüm geçte olsa baya hatim ede ede 5 günde falan okudum kitabı..

Şimdii...Zurnanın zarıldadığı yerlerdeyiz cimcimeler ve esas oğlanlar (haydi isim de vereyim POCAHONTASLAR VE GERONİMOLAR =) ).. Öncelikle kendi açımdan hemen belirteyim ki sonradan sıkıntılara yelken açmayalım .. Tartışmanın yelkenleri ad-hominem rüzgarlarıyla dolmasın .. Benim dinlerle ilgili en ufak bir alıp veremediğim yok..İnananlarla da bir sorunum yok.... Voltaire ' in dediği ( ya da dediği iddia edilen sözündeki) gibi düşüncelerinize totalde karşı da olsam , karşıt fikirde de olsak bunu dile getirebilmeniz , kendinizi ifade edebilmeniz için herşeyi yaparım.. Haksız da olsanız , suçlu da olsanız suçunuz ispat edilene dek Magna Carta sözleşmesi halen daha geçerli bildiğim kadarıyla ..Değilse de işbu inceleme de ben yürürlüğe koydum! Bunları bir kere yan cebine bi at .. Karşında değilim ..YANINDA DA değilim .. Benim gibi bir işsiz için , bu etkinliğe katılırken EN önemli olan şey GERÇEKLERDİ.. Bu bir edebi kitap ya da roman değil .. Roman veya diğer edebi neşriyat , öykü olur , anı olur , gezi yazısı olur .. Bunlar göreceli şeyler .. Sen sevmezsin , ben severim.. Burda tarihi olaylar söz konusu... bunlar Zweig' ın ardı arkası kesilmez betimlemeleri değil !! Ben Yozgat' ta her 10 evin kaçında , kaç günde bir analı kızlı ardına mücver yeniyor , 3 sene sonra Çorum ,New York'tan sonra dünyanın Nike ürünlerinin tüketim sıralamasında 2. gelecek , Kırklareli' nde bu sene hane başına 1 ton mercimek tüketildi tarzı realitelerden yanayım .. Benim işim gücüm bu, söz konusu Eduardo Galeano olduğunda .. Kesin bilgi !! Şimdi misal denmiş ki evrensel bir tarih mi? Cidden çok sevdiğim taze asker adayı Oğuz Aktürk/Duvar/ arkadaşım yöneltmiş bu eleştiriyi.. Evet değil !! Kabul !! Ama geçmişten geleceğe ışınlanıp elde ettiği teknolojiyle Mars' ta koloni kurup etli ekmek üstü PLAZMA ticaretine sardırmış Konyalılar da söz konusu değil günümüzde (TERMİ-LEVENT hariç =P !! ).. Evren dediğimiz şey üzerinde hayatımızı sürdürdüğümüz dünyamız bizim için.. Sanırım İslam'la da alakalı eleştirel yorumlar vuku bulmuş ben toplantıya gelmeden önce .. Ben kesinlikle İslam'a yöneltilmiş bir negativite okuna rast gelmedim..Bilakis savunulmuş.. Başta da söyledim şimdi de söylüyorum .. Bu adamın dinle değil dini kendi çıkarına alet edenlerle derdi ..

LÜTFEN AMA LÜTFEN DİNİ ÇIKARLARINA ALET EDEN YOBAZLAR İÇİN bkz sayın cevizkabukları : #26681147

Ve sözde medeniyet kavalı tüttüren eli petrole, emekçinin kanına , alın terine bulaşmış peygamber Muhammed biografisi yazıp yazabilecek dünya üzerindeki en son kişi olan İKİ YÜZLÜ ARAMCO ortakları için bkz : #26682728.

ve Nadia Comaneci ' yi ağzına alan, elindeki traş bıçağını bir inatla bırakmayan Şener Şen edasıyla bkz : #26681147

-----------------------------------------------------------------------------------------

Bunların aksi olaydı Eduardo Galeano gibi bir yazar , edebiyatın kilometre taşlarından biri olan ve İlahi Komedyayı yazan Dante gibi yazara gelişine vole vurur muydu ? Bu zihniyetin tohumları , şer odakları olan söz konusu Papalar daha 2010 larda yaptıkları konuşmalarda hedef almıyorlar mıydı peygamber Muhammed ' i.. kendi ellerindeki kanı unutturmak için suni gündem yaratıp , kiralayarak oturtturdukları koltuklarda takım elbiseli tiplemelere alkışlatmıyorlar mıydı aleni hakaretlerini İSLAMA KARŞI? Bunları ne çabuk unuttunuz ?!?!?!

Bu yüzden İslam ile alakalı eleştirileri NET geçiyorum .."Cımbızlanmış" olanlar bu kesişim kümesinde yer almıyor.. Hristiyanlık itikati de bizi bağlar diyenler..TAMAM GÜZEL KARDEŞİM ... farzı misal sen günümüzde değil de bundan yüzyıllarca önce sömürgeci ispanyollar gelmeden önce inkalar mayalar adıyla anılan bir toplumun içinde yeralan baldırı çıplaklardan biriydin... İspanyollar geldi ve inandığın herşey bir gün içinde kafir - pagan - heretic ilan edildi.. seni öldürmek için 4 ayak üstünde koşan eli mızraklı tipler peydah oldu.. kırıp geçirdiler seni de soyunu da .. YETMEDİ!! Sana bünyende, bağışıklık sitemindeki databesede esamesi dahi okunmayan, hiiiç adını dahi duymadığın çiçek hastalığını bulaştırmak için , çiçek virüsü bulaştırılmış battaniyeleri ısın diye verdiklerini bir düşün.. Bir gün önce topraklarında özgürce yiyip içip gezip dolaşırken ; altın, gümüş veya adını sanını duymadıgın metaller için yerin bilmem kaç bin metre altına madenlere girmeye zorlandığını bir düşün !! BU MU SENİN İTİKATININ BAĞLI OLDUĞU İTİKAT .. Eduardo Galeano , hiç unutmayalım ki bu adamların torunu .. Yazdıkları bunun üzerine .. Latin Amerikanın Kesik Damarlarını boş yere yazmadı kendisi ..

Denmiş ki Osmanlı'dan bahsedilmiyor .. Yahu arkadaş Osmanlı gücünün zirvesindeyken , dünyanın karşısında demir yumruk vs sivrisinek kıvamında takıldıgı günlerde kurduğu ordudan (ki avusturya macaristan ordusunu dahi böcek gibi ezmiştir) ve FATİH SULTAN MEHMET ' in istanbulu fethinden başka (bkz : kitapta bahsediliyor) bu dünyaya ne verdi ? Hangi patentli icatta senin adın var .. Portekizliler ve İspanyollar bu dünyayı kendi aralarında yaptıkları antlaşmalarla karpuz gibi ikiye ayırırken , aralarında pay ederken , ticari adı altında seyreyleyen keşifler düzenlenirken , sen de bunları lalelere nazır sarayından izleyip , türk kahvesi höpürdetip lıkır lıkır içiyorken NEREDEYDİ AKLIN ? ne yaptın ? Hangi patentli icatta senin ismin var ? nedir senin dünyaya savaştan başka katkın ? eleştri için değil .. cidden soruyorum !! nedir?!?!? HİÇ!!!Diriliş Ertuğrul nesli HUUUUUUUUU!!!! siz de kulak verin...Osmanlı dünyaya savaş ve fetihten başka hiçbir şey vermemiştir!!! yeri geldi haydi onu da açıklayayım güzel kardeşim ermeni kıyımı demişsin ..KAÇINIZ, SÖYLEYİN KAÇINIZ ABD 'deki ermeni lobilerinin , National Geographic kanalının yaptığı OTTOMAN : WAR MACHINE belgeselini piyasadan toplattırdığını biliyor ?!?!? Senin Dışişleri bakanlığının işbu olaylar olurken , Beşiktaş stadında taca süzülen ya da kalenin üstünden out a çıkan topun ardından bakakalan davulcu KÜKRETTİN AMCA kıvamında bakakaldığını KAÇINIZ BİLİYOR ?!? Sen haklıyken haksız durumdasın adam ne yapsın ?!?!?

Denmiş ki Atatürk ' ten bahsedilmiyor ... 1 yer hariç (30 larda kadına seçme ve seçilme hakkı Türkiye de verilmiş idi ibaresi hariç) buna da kabul.. Al kardeşim kendi ağzından röportajından ben aktarayım sana o zaman .. Buyur !!! bu arada bugün tuzlu fıstık yok çekirdek var .. siz okurken ben hüpletip çitleyeyim : ÇIT ÇIT ÇIT ...ÇOT ÇOT ÇOT !!! GUP GUP GUP !!!

Galeano: "Bolivar'ın hocası Rodriguez ile Atatürk arasında çok ortak şey var sanırım. Bolivar Atatürk'ten 100 yıl önce yaşadı. Günümüzden yaklaşık 200 yıl önce Bolivar ve Rodriguez gerçeği görüp yazmışlardı. Hâlâ yaşayan bir gerçektir bu. Sanatın zamanın yaralarını saran ölümsüz gücü gibi. Günümüzde insanlar, yarım saat, bir hafta, bir ay gibi zaman dilimleri içinde kaybolup gidiyorlar. Sanat böyle değildir. Her zaman geçerliliğini korur. Mesela, Latin Amerika'da insanlar "bağımsız" değiliz derler. İspanyol sömürgeciliğinden bağımsız doğduk ama kendi aklımızla düşünemiyor, 62 kendi kalbimizle hissedemiyoruz; çünkü her şeyi ithal ediyoruz diyorlar. Bolivar, yeni sahiplerin egemen gücüne karşıydı. Bağımsız olmamız gerekirdi. Eğer gerçekten bağımsızsan, neden ABD ve Avrupa mallarını kullanıyor, kopya ediyorsun? Kopya edeceksen en önemli şey olan kendini kopyala. Başkası tarafından keşfedilen şeyi kopyalama, kendin keşfet! Yoksa kaybolur gideriz. Rodriguez, Peru, Kolombiya, Venezuela ve Bolivya'da kurduğu okullarda bırakılan değerleri yeniden evlendirmeye çalıştı. Eller ve beyinler gibi. Entelektüel beyinle iş yapan ellerin evliliği gibi. Kız ve oğlan çocuklar, çocuklar ve anne babalarını beraber eğitmek gibi. Nasıl yazılır, numaralar nasıl kullanılır, ev nasıl inşa edilir, marangozluk, tarla nasıl ekilir gibi beceri gerektiren el sanatlarını öğretmek istedi. Ve her kız veya oğlan çocuğu istediği dalı özgürce seçebilir, özgürce düşünebilirdi. Hem elini hem beynini kullanırdı. Günümüz Latin Amerika’sında ise insanlar açlıktan ölüyor, çünkü üstünde yaşadığı toprağı işlemesini maalesef bilmiyorlar."

Velhasıl kelam dili sarkastik , zekası son derece keskin bir isim Eduardo Galeano (bkz: Aziz Nesin' le baya baya benziyorlar bu açıdan üslup olarakta zeka olarakta ).. Ben bu eleştirileri onun üslübuna yabancı olan ve ilk kez okuyan insanlara bağlıyorum.. Yalnız ben bu adamın ağzından çıkan herşey kanundur diyenlerden de değilim .. Diyorum ki oku kendin karar ver.. Dünya tarihi okumamış olanlar ya da Latin Amerika ' da vuku bulan olaylardan , darbelerden , emperyalizm ve kirli işbirlikçilerinden bir haber olanlar , tarihle alakası olmayanlar çukuru kaz ,çimetoyu dök , temeli at sonra oku .. Yoksa senin de sonun twittera ansızın düşen ve muazzam sükse yaratan Demet Akalın ' ın bakımsız ayak başparmağı fotoğrafı kıvamında olur ..Bu adamı zihninize şüphe tohumları eken son ama son derece yaramaz bir çocuk olarak düşünün...Sonrasında düşünür müsün , taşınır mısın , araştırır mısın orası sana kalmış..Ve lütfen ona kızmayın.. Bakın ne diyor Niall Ferguson :

"Çirkinliklerimizi de güzelligimiz kadar açık ve net gösteriyor olmasi, AYNALARIN suçu degildir."



Spoiler vermiyorum bildiğiniz üzere ama okuyacaklar şu saydığım ve imkansızlıktan ötürü sayamadığım pek çok isimle tanışacak ve bu isimlerin hiç bilmedikleri yanlarını ve hiç akıllarına dahi getirmeyecekleri isimlerle bağlarını görecekler .. KUTSAL (?!?!?!) ENGİZİSYON VE KİLİSE "MÜESSESİ" , Mussolini - Hitler - Stalin - Mao ( ölüm dörtlüsü ) , Gandhi ,Gustave Flaubert , TAÇSIZ KRAL PELE , Kartacalı HANNIBAL, Spartacus , Afrodit , Arabistanlı Lawrence , Muhammed Ali , Amazonlar , Salvador Allende , Louis Armstrong , Bakunin , Beethoven - Mozart - Wagner üçlüsü , Simon Bolivar , Saddam Hüseyin, Boccacio , Jorge Louis Borges , Charlie Chaplin , Tesla , Kristof Kolomb, İbn'i Sina , Joseph Conrad , El Harezmi, Coca Cola ve Fanta , Marquis de Sade, Kafka , Mark Twain , KKK , Thomas Jefferson (inanın çok ama çok ilginç isimler var ) ve daha saymakla bitiremeyeceğim niceleri..

İncelememe burda son verirken buraya kadar okumuş olanlar için :

RAMPALARINIZ OLSUN DÜMDÜZ
GECELERİNİZ OLSUN GÜNDÜZ

Bir başka İŞSİZ incelemede görüşmek üzre ..Esen ve İŞSİZ kalınız ...

bu da bonusunuz : https://www.youtube.com/watch?v=gL5d_xvdlPo =)))
392 syf.
·10/10
“Neredeyse evrensel bir tarih” diyor yayınevi kitabı tanıtırken. Bence “neredeyse” değil tam da olması gerektiği gibi. Ne bir eksik ne bir fazla, hepsi tamam söylenmiş. Belki de koca ciltli binlerce sayfadan oluşan tarih setleri bu kadar doyurucu bir anlatımla verememiştir insanlık tarihini okuyucuya.

İnsanlık tarihinin ilk efsanelerinden dinlerin doğuşuna, ilk icatlardan anakara keşiflerine, devrimlerden savaşlara koca bir tarih 600 kısa başlıkta bazen kısa öykülerle anlatılmış. Bu başlıklardan okuyucuyu rahatsız edecek bilgiler de çıkacaktır mutlaka, “ yok o öyle değildi” tarzı karşı çıkmalar elbette olacaktır zira şimdiye kadar hamasi anlatımla verilen çarpık tarih bilgileriyle örtüşmeyen bir sürü bilgi çıkacak okuyucunun karşısına. Kitabı okurken “ sizi rahatsız etmeye geldim” diyen Ali Şeriati geldi aklıma. Onun sözü yobaz dincilere idi, Eduardo Galeano da belli ki bizi rahatsız etmeye gelmiş, onun sözü de tüm insanlara.
Söylenmemişi söylemek cesaret işi, işte bunu da yapıyor Uruguay’lı gazeteci yazar. İnsanlık tarihinin karanlık noktalarını söylemek de cesaret işi. İsimsiz ölüleri, ırkçılığı, ayrımcılığı ve diktatörlükleri dillendirmek, açık etmek halen daha cesaret ve vicdan işi değil mi?
Kitabı okuyacaklar ayrıca araştırmalara ihtiyaç duyacaklar, bunun için biraz zaman ayırmak gerekecek ciddi okuyucuya. Biz kitap kulübü için seçtik bu kitabı. Edebi metin değil belki ama çok faydalı, doyurucu ve düşündürücü bir okuma oldu benim için.
416 syf.
·5 günde·8/10
Öncelikle bu güzel kitabı bana hediye edip, beni böyle güzel yürekli bir yazarla tanıştırdığı için Nesrin A. Hanıma çok teşekkür ederim.Kitap hediye eden arkadaşlarımız hiç eksilmesin.

"İçimde o kadar ses var ki uyuyamıyorum."

İncelemeye Eduaordo Galeano'nun bu sözüyle başlamak en doğrusu olur.Öyle ki Galeaono tüm dünyada ezilenlerin, yok edilenlerin, dışlananların, haksızlığa uğrayanların ve sömürülenlerin sesini hep vicdanında duyduğunu başka türlü anlatamazdı. Latin Amerikalı yazar bu kitabıyla dünyanın vicdanı olmuş sanki.Herkesin bilip de söyle(ye)mediği birçok şeyi korkusuzca söylemiş.Bir nevi ötekileştirilenlerin sesi olmuş .Güçlüden yana değil ezilenden yana olmuş yazar.Kendi deyimiyle her zaman boğanın tarafını tutmuş, matadorun değil.

Bir yıl 365 gün ve her güne bir not bırakmış yazarımız.Tarihte unutulanları günler vasıtasıyla tekrar canlandırmış ve yürütmeye başlatmış.Kitap tarihte bugün formatında yazılmış ve 1 ocaktan 31 aralığa kadar dünya tarihini yakından ilgilendiren kişi ve olaylarla ilgili kısa hikâyelerden oluşuyor.

Yazarın dili ve anlatımı oldukça sade.Kısa kısa cümleleri var.Anlatımında her şeyin fazlasını atmış.Anlatmak istediklerini en yalın haliyle 3-4 kelimelik cümlelerle anlatmış. O yüzden kitabı okurken edebi bir yön beklemeyin derim.Bunda etken gazeteci kimliği olmuş bence.Fakat bu kısa cümlelerle ABD'yi, emperyalizmi, siyonizmi, tüm dünya diktatörlerini ve ülkesi Uruguay'ın devlet başkanlarını korkusuzca tokatlamış. Tabii bu kadar sivri dilli olur da cezasız kalır mı? Öncelikle kitapları yasaklanmış, sürgünlere gönderilmiş, hapislerde yatmış. Son olarak İspanya'ya bir "Vatan Haini" olarak kaçmış. Hayat hikâyesi bizim Nazım Hikmet'in hikayesine ne kadar benziyor değil mi? Ama hikâyenin sonu Nazım Hikmet gibi yaban ellerde ölümle sonuçlanmıyor. Galeano daha şanslı.1985 yılında ülkesi sivil yönetime geçince Uruguay'a geri dönüyor.

Yazar şu an dünyada tanınıyor ama bu ünü çok geç elde etmiş.2009 yılında Venezuella Devlet Başkanı Hugo Sanchez'in Barack Obama'ya Galeaonu'nun kitabını canlı yayında hediye etmesiyle tüm dünya yazarı ve kitaplarını tanımaya başlıyor.Ardından çok satanlar listesine giriyor. Bu olaydan 6 yıl sonra da çok sahiplendiği dünyasından göçüp gidiyor.

Kitapta dünya edebiyatından tanınan bir sürü kişi var.Bizden de Nazım Hikmet'i kitabına almış. Nazım Hikmet'in tekrar Türk vatandaşlığına alındığı günü "Nazım göremedi" diyerek eleştiriyor.

Tarihe olan merakımdan dolayı ben kitabı sevdim. Ama herkesin de sevebileceği türden bir kitap değil. O yüzden tavsiye kısmında çekimser kalıyorum.

Son olarak kitabın yazarı gibi dünyanın öbür ucundaki acıları kendi acısı olarak bilmiş Nazım Hikmet'in şiiriyle incelemeye son veriyorum.Kendinden olmayanın acısını sahiplenen insanlar hep olsunlar.

KIZ ÇOCUĞU
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâğıt gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
"Nazım Hikmet"
392 syf.
·11 günde·7/10
Zeus ile Saddam Hüseyin'i, Jül Sezar ile Fidel Castro'yu, Kristof Kolomb ile Beethoven'ı ya da Rahibe Teresa ile Marquis de Sade'ı aynı kitap içinde buluşturabilmenin yolu nedir diye sorsam, ne cevap verirdiniz?

Saydığım isimleri ve çok daha fazlasını aynı kitapta bir araya getirmeyi başarmış olan Eduardo Galeano kitabının alt başlığına, 'Neredeyse evrensel bir tarih' adını vermiş... Kitap yayınlandığında Galeano 67 yaşındaymış ve hayatı boyunca elde ettiği tüm birikimden ona kalanları yaklaşık 600 başlık altında kısa kısa bizlere de aktarmış. Yazar bu durumu, 'Ben hatırlatma takıntısı olan bir insanım' sözleriyle açıklıyor. Ancak bana göre bu emek, başlı başına 'taşın altına elini koymak' deyimiyle açıklanabilir.

Anı kitaplarına veya otobiyografilere bakışım, oldum olası hep mesafeli oldu. Çünkü 'büyük eserler yaratan her yazarın büyük bir hayatı vardır' ön kabulü benim için geçerli değildi. Kaldı ki, yazar ne kadar büyük olursa olsun kendi hayatı çoğu zaman ilgimi çekmedi. Bunu neden yazdığıma gelirsek; bence büyük yazarlar ustalık eserlerini kaleme alırken anıları yerine birikimlerine yoğunlaşmalı ve yılların süzdüğü o kadim bilgiyle okuruna karşı son vazifesini ya da sorumluluğunu yerine getirmeli diye düşünüyorum. İşte bu kitap, bu düşüncenin ete kemiğe bürünmüş hali... Galeano'nun yemeğin yanında hangi şarabı tercih ettiğini değil de, onun dünyayı algılayış şeklini, tecrübelerini, bilgiyi nasıl kullandığını ve kendi bakış açısıyla evrensel tarihini yazarken beynimize transfer ettiği kazanımları okumak gerçekten çok keyifli...

Yeri gelmişken, bu kitabın 1000Kitap 2. İstanbul buluşması için seçilen kitap olduğunu belirtir ve bu vesileyle kitapla tanışmamıza aracılık eden dostlarımıza teşekkürlerimi sunarım...

Tekrar kitabımıza dönersek, detaylara inmeden genel çerçeveden birkaç şey daha eklemek isterim. Kitap gerçekten de minimal bir evrensel tarih. Eski medeniyetlerden tutun, günümüze kadar uğramadığı durak, değinmediği konu kalmamış Galeano'nun. Ancak altının çizilmesi gereken bir durum var; bu evrensel tarih, nesnel değil öznel bir bakış açısıyla kaleme alınmış. Yani bu tarih aslında Galeano'nun tarihi... İçinde yazan pek çok bilgiye, kimi zaman üstü kapalı, kimi zamansa açık açık haykıran pek çok mesaja katılıp katılmamak size kalmış. Her okuyan bu tarihte kendince bir eksik, bir kusur bulabilir. Örneğin 600 küsur yıl boyunca dünyanın büyük bir bölümüne hükmeden Osmanlı'dan kitapta tek başlık ya da tek satırda bile bahsedilmemiş olması benim için önemli bir eksik. Ancak bu eksiği, az önce dile getirdiğim yazarın özgür ve öznel tarihi, kendi gözlüğü anlayışından hareketle görmezden gelebilirim.

Bunun yanında, görmezden gelemeyeceğim konular da var. Mesela kitabın 314. sayfasında Türkiye'yi, hiçbir şüpheye yer bırakmadan Ermeni soykırımı yapmış olarak göstermesi işte bu konuların başında geliyor. Günümüzde dahi bir tartışma ve araştırma konusu olan, iddiaların aksine devlet arşivlerinde sürecin çok farklı olduğuna dair çok sağlam delillerin var olduğu dile getirilen şaibeli bir konu üzerine Galeano'nun bu kadar kesin bir dil kullanması, açıkçası kitapta yer alan diğer bilgilerin de güvenilirliği konusunda bir takım şüpheler duymama neden oldu. Tüm bu eksikliklerden yola çıkarak kendimce Galeano'nun bizim yaşadığımız coğrafya üzerinde yeteri kadar bilgi sahibi olmadığı sonucuna vardım. Belki de kitaptaki o büyük boşluğun nedeni de bu bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Çünkü kendi bölgesi olan Latin Amerika başta olmak üzere genel olarak Amerika kıtasına ve konuştuğu dilin anavatanı olan ve hayatının bir bölümünü geçirdiği İspanya'ya kitabında oldukça bonkör davranmış olması, beni ister istemez bu sonuca götürdü.

Ancak, son paragrafta dile getirdiğim olumsuz durum bile, Galeano'nun bu eserinden genel olarak olumlu bir şekilde ayrılmam noktasında herhangi bir engel çıkarmadı. Çünkü kitaptan gerçekten de önemli kazanımlar elde ettim ve terazide tarttığımızda bu kazanımlar, diğer kusurları göz ardı edebileceğim kadar önemliydi benim için.

Sonuç olarak Aynalar; bir çeşit 'doğru bilinen yanlışlar' kitabı olarak tanımlanabilir. Yazar bize bildiğiniz her şeyi bir süreliğine unutun mesajı veriyor. Tarihten öğrendikleriniz çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Çünkü tarihi yazan da insanlardır neticesinde... Tam burada, o meşhur söz geliyor aklıma; 'Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız.'

İşte Galeano tüm birikimiyle 'dünyanın vicdanı' görevine soyunuyor ve mutlak bir cesaretle aslanların hikayesini yazıyor...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
392 syf.
·8 günde
Niye daha önce tanımadım diye hayıflandığım Eduardo Galeano’nun Aynalar kitabı insanın mitolojik zamandan başlayarak günümüze dek uzanan yolculuğunu anlatan 600 anlatıdan oluşuyor. Farklı başlıklarda toplanmış bu anlatıların çoğu bir sayfayı geçmeyecek uzunlukta yazılmış. Yazar kısa metinleri tercih etmesinin nedenini kendisiyle yapılan bir söyleyişide sözcük enflasyonuyla savaştığını ve daha az sözle çok şey anlatmaya çalıştığını, doğru sözcüğü bulana kadar onlarca kez hikâyeyi yeniden yazdığı şeklinde açıklıyor. İlk anlatıyı okumaya başlar başlamaz anlatım tarzı ve konusuyla ilgimi çekti.

Galeano insana dair birçok konuyu -sosyal yaşam, kültür, bilim, sanat, edebiyat, siyaset, teknoloji, din vb.-yormadan, ilgiyi hep canlı tutarak, merak uyandırıp araştırmaya yönelten ve kendi dünya görüşünü yansıtan zaman zaman ironik cümlelerle tamamlayan bir tarzda işlemiş. Anlatılardaki kişiler krallar, Tanrılar, Tanrıçalar, köleler, kadınlar, çocuklar, liderler, özgürlük savaşçıları, bilim insanları, yazarlar, sporcular, sömürenler, sömürülenler, Latin Amerika, Afrika halkları, kapitalist ülkeler…

İnsanın var olduğu andan itibaren ondan insanca yaşama hakkının dinle, ırkçılıkla, demokrasi, barış, medeniyet yalanlarıyla çıkarılan savaşlarla, kölelikle, sömürgeyle acımasızca elinden alınmasını anlatmış Galeano. Tabi bunun yanında baskıya, köleliğe, işkenceye, aşağılanmaya direnen özgürlük savaşçılarını ve bu özgürlük savaşçılarının vahşice öldürülmelerini de anlatmış. Dünyadaki yoksulluğun nedenini sorguluyor, emperyalizmin acımasız işleyişini gösteriyor. Öyle acı dolu hikâyeler var ki bunlardan biri belleğime kazındı. O, yazarın tabiriyle Pakistan’da kullan-at nesnesi olarak görülen yoksul çocuklardan biri. Dört yaşındayken ailesi onu beş dolara sattı. Günde on dört saat boyunca halı tezgâhına zincirli vaziyette çalıştırıldı, on yaşında kamburu çıkmış, akciğerleri ise bir yaşlınınki gibiydi. Kaçtı, köle çocukların sözcüsü oldu, on iki yaşında bir kurşunla bisikletinin üzerinden yere devrildi.

İnsanın tarih boyunca onuruyla yaşayabilmek için ne büyük acılara, işkencelere, baskılara, sömürülere başkaldırdığını, direndiğini Galeano’nun aynasında görünce onların onurlu mücadelelerinden gurur duydum insanlık adına. Devam eden onurlu yaşam mücadelesinin temellerini atmışlar, unutulmamalı…

“Kitabın amacı nihayetinde, hiç kimse olamamışların ağzından hiç kimse olamayanları anlatmaktı.”
Eduardo Galeano
416 syf.
·4 günde
"Ve günler yürümeye başladı.
Ve onlar, yani günler, bizi yaptı.
Ve bu şekilde doğduk biz,
yani günlerin çocukları,
sorgulayıcılar,
yaşamı arayanlar"
(Mayalara göre, Yaradılış)

Unutma, Hatırla! Gerçekleri söylemekten asla korkma! Dünyanın Adaletine güven, umutsuzluğa kapılma! Vicdanını dinle! Sorgulamaktan vazgeçme!

Ve günler yürümeye başladı,takvim yapraklarında gördüğümüz Tarihte bugün olayının bir yansıması gibi. Takvim formatında yazılmış,her bir gün için Tarih'ten birer öykü var kitapta. 1 Ocak'tan 31 Aralığa kadar tam 365 gün, 365 öykü,bazen tek bir paragraf,bazen tek bir cümle.
Sözcüklerin süsü ile oynamıyor Eduardo Galeano,olabiliğince minimalist. Sade ve basit az sözcüklerle bir yığın şey aktarıyor öykülerde.

Tarih'ten aldığı çoğu öyküler de masalsı bir anlatım var, ama bu masalsı anlatım gerçeklerden kaçmanızı sağlayamıyor, masalsı bir dille,gerçekliği bir iğne gibi sokuyor.Kurmaca gibi görünen öykülerin gerçekliği okuyucuyu derinden etkiliyor.

Her gün için farklı öyküleri var Galeono'nun.Bir gün, Latin Amerika ülkelerinin bağımsızlığı için çekmiş olduğu acıları okuyorsunuz, diğer bir gün Amerika denilen ülkenin mide bulandıran emperyalizimini, başka bir gün savaşın ve paranın iğrenç yüzünü, ya da Tarih'te yer edinmiş kişilerin ölümüne veya doğumuna şahit oluyorsunuz.

Günlerin getirdiği öyküleri okudukça vicdanın sesini dinliyorsunuz,başkalarının acısına ortak oluyorsunuz, gerçekleri duymanın vermiş olduğu acıyı yaşıyorsunuz. Ama her şeye rağmen Eduardo Galeona umutsuzluğa düşürmüyor sizi, yeni bir gün ve yeni bir umut doğurmaktan da vazgeçmiyor.

Gerçekleri duymaktan rahatsız olmuyorsanız,ben her zaman vicdanımın sesini dinlerim diyenlerdenseniz bu kitap tam size göre. Keyifli okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Eduardo Galeano
Tam adı:
Eduardo Germán Hughes Galeano
Unvan:
Uruguaylı Gazeteci, Yazar.
Doğum:
Montevideo, Uruguay, 3 Eylül 1940
Ölüm:
Montevideo, Uruguay, 13 Nisan 2015
Galeano Montevideo'da, orta sınıf Katolik bir ailede doğmuştur. Çocukluğunda futbol oyuncusu olmak istemiş, gençliğinde birçok farklı işte çalışmıştır. 14 yaşında ilk politik çizgi romanını, Sosyalist Parti'nin haftalık yayın organı El Sol'a satmıştır.
Gazetecilik kariyerine 1960lar'da, Marcha'da editör olarak başlamıştır. 1973'te bir askeri darbe nedeniyle Uruguay'ın iktidarı değişince Galeano hapse atılmış, daha sonra da sürgüne yollanmıştır. Arjantin'e yerleşmiş ve kültürel bir dergi olan, Crisis'i kurmuştur. 1976'da Videla rejimi, askeri bir darbe ile, Arjantin'de iktidara gelince ülkeden İspanya'ya kaçtı. Burada ünlü triyolojisi, Memoria del fuego "Ateş Anıları"nı kaleme aldı.
Yazar genel olarak Latin Amerika'daki örneklerden yola çıkarak dünya sorunlarından bahsetmiştir. Kölecilik, kadın taciri ve mütemadiyen artmakta olan suç oranı irdelediği sorunlar arasındadır. Kitaplarında çoğunlukla gazete haberleri kullanarak örneklendirmeler yapılmaktadır.
1985'in başında Galeano Montevideo'ya döndü ve hâlâ orada yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 306 okur beğendi.
  • 1.206 okur okudu.
  • 93 okur okuyor.
  • 2.116 okur okuyacak.
  • 39 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları