1000Kitap Logosu
Resim
Eduardo Galeano

Eduardo Galeano

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.6
1.988 Kişi
5,6bin
Okunma
921
Beğeni
34,2bin
Gösterim
Tam adı
Eduardo Germán Hughes Galeano
Unvan
Uruguaylı Gazeteci, Yazar.
Doğum
Montevideo, Uruguay, 3 Eylül 1940
Ölüm
Montevideo, Uruguay, 13 Nisan 2015
Yaşamı
Galeano Montevideo'da, orta sınıf Katolik bir ailede doğmuştur. Çocukluğunda futbol oyuncusu olmak istemiş, gençliğinde birçok farklı işte çalışmıştır. 14 yaşında ilk politik çizgi romanını, Sosyalist Parti'nin haftalık yayın organı El Sol'a satmıştır. Gazetecilik kariyerine 1960lar'da, Marcha'da editör olarak başlamıştır. 1973'te bir askeri darbe nedeniyle Uruguay'ın iktidarı değişince Galeano hapse atılmış, daha sonra da sürgüne yollanmıştır. Arjantin'e yerleşmiş ve kültürel bir dergi olan, Crisis'i kurmuştur. 1976'da Videla rejimi, askeri bir darbe ile, Arjantin'de iktidara gelince ülkeden İspanya'ya kaçtı. Burada ünlü triyolojisi, Memoria del fuego "Ateş Anıları"nı kaleme aldı. Yazar genel olarak Latin Amerika'daki örneklerden yola çıkarak dünya sorunlarından bahsetmiştir. Kölecilik, kadın taciri ve mütemadiyen artmakta olan suç oranı irdelediği sorunlar arasındadır. Kitaplarında çoğunlukla gazete haberleri kullanarak örneklendirmeler yapılmaktadır. 1985'in başında Galeano Montevideo'ya döndü ve hâlâ orada yaşamaktadır.
195 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
ÇAĞIN VİCDANI "MODERN DON KİŞOTLARA" BİN SELAM OLSUN
KALBİ TÜM İNSANLIK İÇİN ATAN GÜZEL İNSANLAR MERHABA! HAYDİ BİR ETKİNLİK YAPALIM!! Küçük büyük fark etmez bir dünya haritası görünce eşit şekilde katlamanızı istiyorum. Güney Amerika ve Afrika kıtasının( birazda bizim bölgenin) birbirine denk geldiğini göreceksiniz. Bu kitabı okuyunca bir kez daha anladım ki Latin Amerika Ülkeleri ile ne kadar çok benzeyen yönlerimiz var. Acılarımız, üzüntülerimiz, açlığımız, demokrasimiz, çaresizliğimiz, hırsızlarımız, sahte demokratlarımız, … say say bitmeyen benzerliklerimiz. Eduardo Galeano, sevdiğim bir dostumun ona verdiği isim ile “yeryüzünün vicdanı” olan eşsiz bir vicdana sahip bir kalem… Kalemini halktan ve haklıdan yana “MODERN DON KİŞOT” güzel yürekli insan… Bu kitabın varlığından beni haberdar eden
Özge
hocama Samimiyetimle sukranlarimi sunuyorum( bu uygulamanın güzelliği, kitap canavarları sayesinde yeni yazarlar ile tanışmak) Üstad Galeano’dan okuduğum ikinci kitap, eser yazarın geçmişten 2006 yılına dek farklı zamanlarda, farklı konularda ele aldığı 26 farklı yazıdan oluşuyor. Kitabı okurken, tüm yaşamı boyunca halk için yaşamış, son nefesine kadar halk için yüreği atan sahici bir insanın kalp atışlarını hissettim. Bir kez daha anladım ki “aydın olmak , gazeteci olmak” güçlünün masasında oturarak değil sokakta, halkın içinde ve gerekirse bedeli göze alınarak yapılabilir. Bu kitabı okuyunca, günümüzde bizde pek var olmayan kalemi için ölümü göze almış, Hasan Fehmi,Uğur Mumcu, Musa Anter, Hrant Dink gibi bu toprakların nice namuslu kalemleri aklıma geldi. Uruguay, Arjantin,Şili, Peru, Kolombiya gibi Latin Devletleri ve biz ne kadar da aynı kaderi yaşamışız ve yaşamaya devam ediyoruz. Halkına yabancı yönetimler, ülkeye demokrasi getireceğiz diye iktidara gelenler, mafya ve çeteler, ABD ve Avrupa kuklası askeri diktatörler. Yıllardır bizde bitmeyen bir umut ile çocuğunu, eşini bekleyen “Cumartesi Anneleri” ve onlardan önce evlatları için benzer direniş başlatan “Plaza De Mayo” anneleri, suyunu, doğasını beyaz adama peşkeş çeken yönetimler. Yerli halkın kendi dilinden, yemeğinden utanması ve McDonald's, coco cola ile statü atlama gayreti içinde alt tabaka insanları… Galeano, tüm hayatı boyunca sokağın sesi olan militan bir gazetecilik yapmış. Sesi olmayanların sesi olmak için gayret etmiş. Kendi deyimiyle “BİZ DEMOKRASİDEN YANAYIZ ama demokrasi bizden yana değil.” Yazarın evrensel vicdanı resmen beni benden aldı. Saddam’ın Kürtlere zulmü, Amerika’nın haksız Irak işgali ve Müslümanlara yaptığı zulüm, ABD’nin bitmek bilmeyen aç gözlü kapitalist vandallığı, Avrupa’nın sadece kendine demokrat sömürgeci kibirli tavrını gözler önüne seriyor. Avrupa’nın “ötekisi” futbolcu Zidane’nin dünya kupasında “küfre karşı sesiz çığlığı”, Avrupanın kıta dışında bulunan dünyaya karşı utanmadan kendine göre belirlediği DEMOKRASİMETRE ile ,istediğini demokrat, istemediğini diktatör ilan etme riyakarlığı, gibi birçok konuda o kadar samimi içten tespitleri var ki, yazarın tespitleri üzerinde başka bir söz söylemek haddini aşmak olur. Kitaptan çok sevdiğim birkaç alıntıyı aşağıda paylaşmak istiyorum. "özgürlük" benim ülkemde politik mahkumların yattığı cezaevi, pek çok terör rejimine " demokrasi" deniyor; "aşk" sözcüğü insanla otomobil arasındaki ilişkiyi tanımlıyor ve " devrim"den yeni bir deterjanın mutfakta yapabilecekleri anlaşılıyor; "zevk" belirli yumuşak bir sabunun ürettiği bir şey ve "mutluluk" sosis yemenin verdiği bir duygu, ";Huzur ülkesi", Latin Amerika'nın pek çok yerinde " sessiz mezarlık" anlamına gelir ve " sağlıklı insan" denince bazen " aciz insan" diye okumak gerekir. “Hayırseverlik dikeydir, aşağılar. Dayanışma yataydir, yardım eder.” Allah'tan burası Uruguay Türkiye değil ( kıskanır adamlar tabi!!) Sistem alçaklığı alkışlıyor, eğer başarılıysa başarısızlığa uğrarsa da onu cezalandırıyor. Çok çalanı ödüllendiriyor, az çalanı mahkûm ediyor. Barış çağrısı yapıyor, şiddet uyguluyor. Sana komşunu sevmeni vaaz ediyor ama aynı zamanda seni onu yiyerek hayatta kalmaya zorluyor... Resmi tarih, zenginler, beyazlar, maçolar ve askerler tarafından yine onlar için anlatılır. Askeri sanayii varlığını haklı çıkarmak için korku üretmeye ihtiyaç duyuyor. Vicdansız döngü: Dünya bir mezbahaneye dönüşüyor, tımarhane mezbahaneye, dönüşen bir tımarhaneye dönüşen bir ... Kitapta o kadar güzel tespitler vardı ki bir hap, cip türü bir şey ile bunları sürekli zihnimde taşımak isterdim. Latin Amerika yazarları seven okurlar bu coğrafyanın dokusunu insanını tanımak için kesinlikle bu kitabı okumalar... SAĞLICAKLA VE KİTAPLA KALIN..
Okuyacaklarıma Ekle
197 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Kadın... Yüzyıllardan beri erkekler tarafından hor görülen,değer verilmeyen, değer vermeyi geçtim insan yerine bile konmayan canlılar. Yani biz... Düşünmekten bile yoksun olduklarını, çocuk doğurmak ve ev işlerini yapmaktan başka hayatta amaçları olmadıklarını, erkekten her anlamda eksik olduğunu söyleyen; konuşmalarını, gülmelerini, sahneye çıkmalarını bile yasaklayan erkekler tarafından aşağılanan kadınlar. Ne zaman iyi, faydalı işler yapmaya kalksa erkekler tarafından öldürülen kadınlar. Askeri diktatörlüğü deviren kadınlar, erkek kılığına girip savaşta orduyu yöneten Carmen Velez, Encarnacion Mares, Amelia Robles, erkek adıyla romanlar yazan Bronte kardeşler, ülkesini son nefesine kadar savunan ama dinsizlik ve ahlaksızlıkla suçlanan muhteşem savaşçı Jeanne d' Arc, matematikte ilerlemiş ve sokak ortasında soyulup, dövülüp, tekmelenip öldürülmüş Hypatia, kadınların oy kullanabilmesi için savaşan Doria Şhafik, Fransız Devrimi sonrası kadın hakları için bildirge talep eden ve bu yüzden giyotinle idam edilen Olympe de Gouges ve daha yüzlercesi. Bu kitapta okuyacağınız adını duyduğunuz duymadığınız birçok kadının başarıları ve hazin sonları. Ölümle sonlanmayan bir başarı yok maalesef. Üstelik kadınların başarılarını kendilerince bahsederken "Erkek gibi kafası var"diye bahsediyorlarmış. Ne kadar sinir bozucu. Kadınların yüzyıllardır, binyıllardır çektikleri gerçekten çok acı verici. Hala da kadınları aşağı ve hor gören mahluklar var. Bu konu hakkında konuşmayacağım bu sefer yoksa sinirleniyorum. Kitabın yazım tarzı çok değişik geldi bana. İlk başlarda zorlandım okurken. Yazarın her şeyi olabildiğince kısa anlatma huyu varmış anladığım kadarıyla. Kısa ve öz anlatayım demiş yani ama bahsettiği birçok kadını hiç bilmiyordum, anlattığı daha doğrusu anlatmadığı sadece bahsettiği olayları da bilmiyordum o yüzden konuya biraz Fransız kaldım ve açıkçası detaylıca da araştırmadım. Yoksa bu kitap bir ayda bitmezdi. Biraz detaylandırsaydı daha çok sevebilirdim kitabı. Ama genel hatları ile güzel, okunması gereken bir kitap. Bir de okurken detaylı araştırma yapılırsa daha faydalı olur diye düşünüyorum. Tercihinize kalmış bu durum.
Kadınlar
8.4/10 · 1.425 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
197 syf.
“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Virginia Woolf SUS OTUR DİNLE GEZME GİYME YAPMA İSTEME SEVME BAKMA . . . Eeee nefes alayım mı?? Gelin size bir hikâye anlatayım. “Bir gün, bir baba ve oğlu geziye çıkarlar, hava yağışlıdır. Baba, direksiyon hakimiyetini kaybeder ve kaza yaparlar. Baba, kan revan içindeki oğlunu kucakladığı gibi hastaneye götürür ve çocuğu hemen ameliyata alırlar. Cerrah gelir önlüğünü giyer, eldivenini takar tam çocuğun üstüne eğilirken ; “Ben bu ameliyatı yapamam der, bu benim oğlum.” Ne oldu, mantık hatası mı arıyorsun ? Kadının aldattığı falan da gelmiştir belki aklına. Yoo olay gayet açık, cerrah aslında çocuğun annesidir. Bu hikayeyi yazmamdaki amaç sonucu bulmanız değil. Belli bir mevkideki birinden bahsedilince aklınıza ilk kimin geldiği. Ve sonuç tabii ki erkek.. Halbuki hizmetçi-temizlikçi desem aklına direkt kadın gelirdi değil mi? Mesela Jetgiller çizgi dizisine bakın. Ordaki robot bile (hizmetçi bu arada) kadın şeklinde çizilmiş. Robot bile erkek şeklinde çizilmeye layık görülmemiş. Çizgi dizi bile olsa mazallah erkeğe zeval gelir. Neden ? Çünkü erkeğin görevi değil bunlar kadının görevi. Çünkü kadın dünyaya erkeğin ve dahi tüm ailenin temizliğini yapmak, kusursuz bir hizmette bulunmak, evlenene kadar baba-abi-kardeş evlendikten sonra koca-kocanın ailesi-çocuklarının hizmetini yapmak, ne koşulda olursa olsun erkek kahrı çektiği halde susmak, erkek boyunduruğu altında yaşamak için dünyaya gelmiştir. “Kadın fikir üretmek için değil, süt ve gözyaşı üretmek için doğuyor; hayatı yaşamak için değil, yarı kapalı pencerelerin ardından seyretmek için doğuyor.” Syf:39 Ha ama şöyle bir şey var. Yönetici, müdür, ceo, başhekim, başkan vs dediğimde aklına ilk ne gelir ? Saçmaladım değil mi? Tabii ki ERKEK gelir. Kadın kısmı bu işten anlamaz çünkü. O evinde otursun, ayak altında dolanmasın, zaten iş piyasası kadınlar geldi diye çöktü, mümkünse sussun, bir dediğimi iki etmesin, eşit koşullarda çalışıyor olsak bile eve geldiğinde sofrayı donatsın tuzu eksik-fazla olursa bırak kavgayı öldürürüm bile kimse ses etmesin çünkü ben erkeğim. Dur bitmedi daha canım, çocuk yapabilsin bu çok önemli çocuk yapmayan kadın yarımdır çünkü!! Yapacaksa da erkek çocuk yapsın bi zahmet çünkü cinsiyeti de o belirliyor X Y hepsi onda! Haa kahkaha da atmasın kadın kısmı kahkaha atmaz tahrik mahrik eder günah katiyen de caiz değildir. Sakız çiğnerse kesin yolludur. Açık giyiniyorsa aranıyordur ha kapalıysa da anam biz bunların içini biliyoruzdur!! Okumasın, ama hasta olduğunda karıma çocuğuma kadın doktor baksın. Küfürlerin %99’u kadınlar üzerinedir. Kadının organlarına, uzuvlarına en çok da cinsel organına çalışılır. Aklı hiçbir şeye çalışmayan bu amipler kadına gelince yeni bir gezegen yaratacak potansiyele ulaşırlar. Bazı sözler kısaltılıp dillerinde pelesenk halini alır. Kullanmadıkları zaman eksik bir şey varmış gibi bile hissederler, artık o söz cümle sonunda emoji kıvamına ulaşmıştır. Övecek miyiz— Adam-erkek gibi yaptın Yerecek miyiz— Karı gibisin Küçümseyecek miyiz— Kız gibisin Uyarımı yapılacak— Sen bir ̶ba̶y̶a̶n̶s̶ı̶n̶ Nasihat mi verilecek— Benim annem de bir ba̶y̶a̶n̶ İşte bu kitap; tıpkı kozasını yırtıp çıkan bir kelebek gibi; tüm bu baskıları, tabuları, önyargıları, sapkın düşünceleri yıkıp; ucunda işkence, sürgün, engizisyon, tecavüz, şiddet, ölüm ... bile olsa düşüncelerinden vazgeçmeyen, kendilerinin de var olduğunu, erkeklerden daha bilgili, daha güçlü, daha cesur olduklarını kanıtlayan, ilkleri başarmış, evlerinde oturup kendilerine şiir yazılmasını bekleyen değil, kendi şiirlerini kendileri yazan, birçok kadının yolunu kendi bedenini yere serip açmış KADINLAR’ın anlatıldığı; Galeano’nun diğer kitaplarından derlenmiş bir kitap. O güçlü kadınlardan birkaçı; #36256568 #36258247 #36296131 #36103315 Ama kozasını delemeyip içinde çürümeye mahkum edilen, zindanından çıkamayıp ölen, öldürülen kadınlar’ın sayısı da çok fazla. Peki ne yapmalı? Öncelikle üzülerek söylüyorum ki bu durumun en büyük sebebi biziz. “Aha yine kadın suçlu oldu!” deme maalesef ki tek suçlu olduğumuz nokta bu. Çünkü o erkekleri yetiştiren biziz. Kızları korku kültürüyle yetiştiren biziz.( #36297664 ) O erkekleri kadından daha üstün olduğuna inandıran, alıştıran biziz. Kızımızı eve kapatıp, oğlumuzu gece yarılarına kadar dışarda olmasına ses etmeyen, evleneceği zaman “Verdim kızımı gitti” deyip eşyaymış gibi erkeğe lütfeden, oğlumuzu kazanana kadar okutup, kızımızı ikinci denemesinden sonra evlendiren, kocası aldattığında “erkek bu kızım yapar arada” diyen, baskı yapınca “sevdiğinden yapıyor” diyen, şiddet görünce “bu seferlik alttan al her evde olur böyle şeyler” diyen biziz. ( #36115230 ) Önce kendi zihniyetimizi düzeltmeliyiz. Çocuklarımızı yetiştirme tarzına dikkat etmeliyiz. İlk eğitim evde başlar. Sonra tabii ki eğitim almalıyız. Okuyup kazanmalı, başkasının eşeğine muhtaç olacağımıza kendi atımıza sahip olmalıyız. Ve asla pes etmemeliyiz. Elalem ne dere bakmamalıyız. Elalem her zaman diyecek bir şey bulur. Bunları yapacam ama zaman alır biraz diyorsan, o zaman işe Bukowski’nin kadını aşağıladığı 680 küsür okunmuş Kadınlar kitabı yerine, Galeano’nun 200 küsür okunmuş kitabını okuyarak başlayabilirsin. “Eğer dünya üzerinde ‘İyi’ yoksa onu icat etmek gerekir.“ syf:136 Unutmayın erkek için haksa kadına da haktır. Seksizmin olmadığı bir dünyada uyanmak dileğiyle...
Kadınlar
8.4/10 · 1.425 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.