1000Kitap Logosu
Elif Şafak

Elif Şafak

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
150bin
Okunma
7,5bin
Beğeni
144bin
Gösterim
Tam adı
Elif Bilgin Sağlık
Unvan
Türk yazar
Doğum
Strazburg, Fransa, 25 Ekim 1971
Yaşamı
Elif Şafak (d. 25 Ekim 1971, Strazburg) Türk romancı. İlk romanının yayımladığı 1997'den beri peş peşe eserler vermekte olan ve geniş bir okur kesimince tanınan sanatçı, 2009'da yayımlanan Aşk adlı romanı ile Türk edebiyat tarihinin en kısa sürede en çok satan edebi eserinin yazarı ünvanına sahip olmuştur. Ayrıca kitapları otuzdan fazla dile çevrilmiştir. 25 Ekim 1971 günü, babasının o sırada doktora yapmakta olduğu Strazburg'da dünyaya geldi. Babası sosyal psikolog ve akademisyen Nuri Bilgin, annesi diplomat Şafak Atayman'dır. Doğumundan kısa bir süre sonra anne ve babası ayrıldı, annesi tarafından büyütüldü. Soyadı olarak annesinin adını kullandı. Ortaokulu annesinin görev yaptığı Madrid'de, liseyi Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümünde yaptı. "Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Döngüsel Evren ve Kadınsılık Anlayışı" üzerine master tezinin ardından; ODTÜ Siyaset Bilimi bölümünde doktorasını tamamladı. Doktora tezi, "Türk Modernleşmesinin Kadın Prototipleri ve Marjinaliteye Tahammül Sınırları" başlığını taşıyordu. Elif Şafak'ın İslamiyet, kadın ve mistisizm hakkındaki yüksek lisans tezi Sosyal Bilimler Derneği tarafından ödüllendirildi. Yüksek lisans çalışması sırasında Kem Gözlere Anadolu (1994) adlı öykü kitabını ve ilk romanı Pinhan'ı (1997) yayımladı. Bu eserle Kombassan Vakfı tarafından verilen 1998 Mevlana Büyük Ödülü'nü kazandı. Doktorasının ardından İstanbul'a taşındı ve Şehrin Aynaları'nı (1999) yazdı. Bir süre İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde "Türkiye ve Kültürel Kimlikler", "Kadın ve Edebiyat" konularında dersler verdi. 2000 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü'nü kazanan Mahrem romanı ile geniş okur kesimi tarafından tanındı. Bunu iki yıl ara ile yayımlanan Bit Palas (2002) ve İngilizce olarak yazdığı Araf (2004) adlı kitapları izledi. Sanatçılara verilen bir bursla doktora sonrası çalışması için ABD'ye giden Şafak, çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. 2003-2004 akademik yılı boyunca Michigan Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak bulundu ve ders verdi. Ardından Arizona Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları bölümünde yardımcı doçent olarak görev yaptı. "Edebiyat ve Sürgün", "Bellek ve Politika", "Müslüman Dünya'da Cinsellik ve Toplumsal Cinsiyet" konulu dersler verdi. Şafak, 2004 yılında beş yazarın (Murathan Mungan, Faruk Ulay, Elif Şafak, Celil Oker, Pınar Kür) ortak kaleme aldığı bir roman projesinde yer aldı, bu roman Beşpeşe adıyla yayımlandı. 2005'te Med Cezir adlı kitabında kadın, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat hakkında yazılarını bir araya getirdi. Aynı yıl Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can Sağlık ile Berlin'de evlendi. 2006'da yayımlanan "Baba ve Piç" adlı romanını İngilizce olarak kaleme aldı. Türk-Ermeni ilişkilerini inceleyen bu roman nedeniyle hakkında Türklüğe hakaret ettiği gerekçesi ile dava açıldıysa da, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı ve delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat etti. Aynı yıl Şehrazat Zelda isimli kızı dünyaya geldi. Doğum sonrası yaşadığı depresyonu, İngilizce olarak kaleme aldığı Siyah Süt adlı otobiyografik romanda anlattı. İki yıl sonra oğlu Emir Zahir'i dünyaya getirerek ikinci kez anne oldu. 2009 yılının Mart ayında yayımlanan AŞK isimli roman, Türk edebiyat tarihinin en kısa sürede en çok satan edebi eseri ünvanına sahip olmuştur. 2009 yılı sonunda, sekiz romanı ve ilk deneme kitabı Med Cezir'den seçilmiş paragrafları bir araya getirdiği Kağıt Helva adlı kitabını yayımladı. 2010 Kasım ayında Firarperest adlı deneme türündeki ikinci eseri piyasaya çıktı. Eserin içindeki illüstrasyonlar M. K. Perker'e aittir. 2011 yılında Doğan Kitaptan "İskender" isimli eseri piyasaya çıkmıştır. Kitabın kapak resminde, makyajla erkek haline gelen Elif Şafak'ın kendi fotoğrafı vardır. Sanatçı, Türkiye'de çeşitli günlük ve aylık yayınlarda yazmaya devam etmektedir. 1 Mayıs 2009 tarihinden bu yana Habertürk gazetesinde ve aynı gazetenin "HT PAZAR" adlı ekinde yazılarını yayınlamayı sürdürür. Bu gazetede yayımlanan deneme türündeki yazılarından oluşan bir seçki, M.K Perker illüstrasyonlarıyla birlikte 2012 yılında Şemspare adıyla yayımlandı.
Aşk
Okuyacaklarıma Ekle
İskender
Okuyacaklarıma Ekle
Baba ve Piç
Okuyacaklarıma Ekle
Ustam ve Ben
Okuyacaklarıma Ekle
Siyah Süt
Okuyacaklarıma Ekle
Firarperest
Okuyacaklarıma Ekle
Araf
Okuyacaklarıma Ekle
Şemspare
Okuyacaklarıma Ekle
Pinhan
Okuyacaklarıma Ekle
Mahrem
Okuyacaklarıma Ekle
Bit Palas
Okuyacaklarıma Ekle
Sakız Sardunya
Okuyacaklarıma Ekle
Med-Cezir
Okuyacaklarıma Ekle
Şehrin Aynaları
Okuyacaklarıma Ekle
Kağıt Helva
Okuyacaklarıma Ekle
Beşpeşe
Okuyacaklarıma Ekle
Siyah Süt
Okuyacaklarıma Ekle
420 syf.
·
21 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Elif Şafak Aşk romanında aşkı anlatırken Amerikalı bir ev kadınının hikayesini kullanıyor. Ella ismindeki orta yaşlı ve düzenli bir hayatı olan kadın iş arayışına girer ve fırsat olarak karşısına bir yayınevinde editör asistanı olarak bir iş çıkar. Okumayı seven Ella Zahara adında bir yazarın asistanı olur ve ilk iş olarak da tasavvuf felsefesini konu olan tarihi bir romanı okuyup değerlendirmesi istenir. Ella için ilk başta basit bir iş gibi görünür fakat romanı okudukça etkisinden kurtulamayacak ve hayatında farklı değişikliklere gidecektir. Aşk romanında Amerikalı bir kadının Mevlana ile tanışması ele alınıyor. Bu tanışma sonrası kadın aşkı yeniden keşfediyor ve bu aşkın peşinden bir yolculuğa sürükleniyor. Kitabın en ilgi çekici yanlarından biri de aşkın 40 kuralı. Elif Şafak bu 40 kuralı tamamen kendi hayal gücü ile yaratmış ve bunu kullanırken Şems’in söylemlerinde de olukça etkilenmiş. Bu kurallardan bazıları aşağıdaki gibi. Yaratanı tanımladığımız kelimeler aslında kendimizi nasıl tanımladığımızı gösterir. Korkulacak bir varlık geliyorsa aklımıza kendimiz de korku içindeyiz demektir. Aşk ve sevgi geliyorsa akla o zaman sende aşk ve sevgi dolusundur. Evrende her yerde Allah’ı görebilirsin çünkü o her an her yerdedir. Aklın kimyası ile aşkın kimyası birbirinden çok farklıdır. Akıl korka korka en ufak detayı düşünerek hareket eder fakat aşk doğaçlama yaşamaktır bir anlamda. Aşk aslında bir seferdir. Yolculuğa çıkan herkes nasıl bir şekilde değişiyorsa aşkı yaşayanda bir şekilde değişmektedir.
Aşk
8.1/10 · 56,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
420 syf.
·
1/10 puan
"Ne olursan ol gel, benim yanımda fitne vardır dayanabiliyorsan gel" Hani dillere plesenk ettiğiniz sözün orjinali budur... Celaleddin Rumi, aşkın olduğu yerde fitnenin de olduğunu iyi bildiğinden, baştan uyarmıştır. Aşk'da fitne vardır evet, aşkın olduğu yerde fitne kaçınılmazdır... Hele ki aşık olmadan, tasavvuftan birhaber iken bu mecralara girersen, fitne olmaman mümkün değildir! Bir konuda neden kitap yazarsın? Çünkü söyleyecek birşeylerin vardır. Bilirsin, vakıfsındır, konuşmak istersin, yıllarca bilginin ve emeğin zihninde oluşturduğu ağırlığı bu sayede atarsın üzerinden. İmam Gazali gibi, 40 yıl içinde olduğun, araştırdığın, yaşadığın konuyu altmış küsür yaşında kaleme alırsın... Günümüzde ise kitap yazmak eskilerin "fikir işçiliği" dediği çizgiden öyle bir uzaklaşmıştır ki, önüne gelen bilmediği konularda dahi eser yazarak kısa yoldan köşeyi dönmeye çalışmaktadır. Kitaplar para kazanmak için yazılır hale geldiğinden, ticari meta statüsüne koyulmuş, para ne yönden geliyorsa kitap simsarları o yöne set kurmuştur. Son yılların en popüler konusu da malumunuz tasavvuf'dur. Milleti öyle bir tasavvuf sevdası sardı ki azizim, resmen tasavvufla yatıyoruz, tasavvufla kalkıyoruz. Bunu gören fırsatçılar da boş durur mu, bu konunun cahilleri bile üst üste kitaplar yazarak tabi ki tasavvufu satacaklardır. Şimdi örneklerle tasavvufu satan bir kitap nasıl yazılır onu inceleyeceğim. Örneklerle izah edelim, kararı siz okurlar versin... Eserin daha girişinde, Elif: "Mesneviyi şerh edenlerin çoğu bu ölümsüz eserin “b” harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi “Bişrev!“dir. Yani “Dinle!” Tesadüf mü dersin ismi “Suskun” olan bir şairin en kıymetli yapıtına “Dinle!” diye başlaması. Sahi, sessizlik dinlenebilir mi?" Gibi bir şey yazmıştır. Kendisinin Celaleddin Rumiyi tanımadığı daha buradan bellidir. Konuyu duygusal açıdan ele almak yerine tarihsel olarak bir kere dahi incelemiş olsa idi, Celaleddin Rumi'nin bu sözü Kur-an'ın ilk ayeti olan "ikra" yani (oku-söyle) kelimesine atıf olarak yazdığını bilirdi... Dakika bir gol bir. Neyse, devam edelim. Biraz daha ilerliyorum ve Elif gene beni şaşırtmayarak diyor ki: "Tıpkı o zamanlar olduğu gibi, bugün de nicelerinin “kâfirlere karşı savaşmak” olarak tanımladığı zahiri bir cihaddansa, insanın kendi içine yönelerek olgunlaşmasını hedefleyen bâtınî bir cihat üzerinde durdu" Diyerek saçmalamıştır. Oysa Celaleddin rumi "Ben Musa gibiyim, bu Mesnevi de Asa-yı Musa gibidir, ben bu Mesnevi ile düşmanlarımı yendim(galebe çaldım)" demiştir. Üzgünüm Elif hanım ama, Celaleddin Rumi, zahiri savaşı hoş görmeyen birisi değildir. Tarihsel kayıtlara göre Moğollar'dan 5.000 altın aldığı sabittir. Selçuklu ileri gelenlerine düşman olmakla beraber, kendi oğlunun da öldüğü ve Moğollara karşı yapılan bir savaşta oğlunun ve beraberindekilerin ölümünü "bir eşek geberdi, bir köpek geberdi" şeklinde müjde edasıyla sevinçle karşılamıştır. Hatta kendi öz oğlunun cenazesine de katılmamıştır! Neyse, devam edelim... İlerleyen satırlar da: " Zaten Allah’ta kendini kaybetmekle aklını kaybetmek arasında incecik bir çizgi vardır demezler mi?" şeklinde bir ibare var. Öncelikle insanın Allah'da fena bulması denen tasavvufi tabir, insanın deli olması değildir. Bilakis, Allah, Kur-an'da Peygambere hitaben "sen deli değilsin" demekte, peygamberlere deli yaftası yapıştıranlar da kızmaktadır. Kur-an'a göre, Allah adamlarına deli diyenler aslında kafirlerdir.! Devam edelim... "Biz size şah damarınızdan daha yakınız demiyor mu? Allah gökte fersah fersah ötelerde bir tahtta oturmuyor ki. Her an her yerde ve hepimizin içinde. O yüzden asla terk etmez bizleri. Kendi Kendisini nasıl terk edebilir ki..." Şeklinde ki ibareye gelip afallıyorum. Allah'ın bize yakın olması, mesafe cinsinden değil, Allah'ın bizi bilmesi ve bizim de onu bilmemiz şeklinde ifade edilmiştir. Burada ki yakınlık, Allah'ın her an her şeyi bilmesi nevindendir. Ayrıca Allah, içimizde değildir. Buna dair Allah ve Peygamberin sözü yoktur. Eğer Allah içimizde ise, cehennemde insanlar içlerinde Allah olduğu halde yanmaları söz konusu olur. Allah kendisini mi yakacaktır? Allah insanın kendisi değildir. Hz. Ali, insan Allah'ın kendisidir diyenleri idam etmiştir. Neyse, devam edelim... Elif, tasavvufa bu kadar yoğunlaşmaktan sıkılmış olacak ki, hikaye de, ara ara abd'de Mrs. Rubinstein'ın evinde şarap muhabbetine giriyor. David'in pahalı şarapları açılıyor falan... "Rubinstein" soy adını duyunca eser acaba Yahudi Holocaust'uyla alakalı mı diye kendi kendime soruyorum, ne alaka yani Rubinstein? Tamam Elitsin! Neyse devam edelim.... Elif, Şems'in ikinci kuralını ifade ettiği bölümde Celaleddin rumi'nin "Hamdolsun sana ki Şeytanımı Müslüman ettim." dediğini rivayet ediyor. Öncelikle Celaleddin Rumi'nin böyle bir söz söylemesini rivayet etmeyi bırakın, Rumi'nin kendisinin böyle bir söz söylemesi dahi iddialı bir laftır. Rumi'yi peygamber yerine koymaktır. Bu özellik Hz. Peygambere ait olmuş olup, dört halife dahi böyle iddialı bir söz söylememiştir. Tasavvufi manada inceler isek, her insanın bir şeytanı vardır. Hz. Resulullah'ın yoktur. Bunun alameti ise, peygamberin gölgesinin olmamasıdır. Bir sır olarak, kişi; benim şeytanım yoktur-benim şeytanım müslümandır diyor ise, o kişinin gölgesi olmaz. Tasavvufun Sultanı Abdülkadir Geylani'nin dahi şeytanı vardı... “Tebrizli Şems, müjde! Duaların kabul olundu! Hazırlan, Bağdat’a gideceksin” dedi bir ses. Tanıdım onu. Çocukluğumun koruyucu meleğiydi" Aslında bu ifadeleri gördükçe sıkılıyorum. Yani bu kadar hata, eseri hatada emsalsiz bir yere koyuyor. Bir kere kitapta pekçok yerde değinildiği üzere Şems, Konya'ya Kayseri üzerinden gelmiş, Kayseri'de 3 ay kalmış, bu 3 aylık dönemde de Moğolların Kayseri'yi fethini organize etmiştir! Tarihsel olarak gerçek budur. İkincisi herkesin koruyucu meleği vardır. Hafaza melekleri diyoruz, ama görmemiz veya onlarla konuşmamız söz konusu değildir! Kim, nasıl uyduruyor bunları aklım almıyor, hafaza meleklerinin görevi, insana yol göstermek falan da değildir. “Şeriat kandil gibidir” dedi Şems-i Tebrizî. “Nuruyla aydınlatır. Ama unutmamalı ki kandil karanlıkta yürürken önünü görmeye yarar. Şeriattan sonra tarikat gelir. Tarikattan sonra marifet. Marifetten sonra hakikat! Şayet ana istikamet unutulur ve insan şeriatı araç değil amaç sayarsa, o kandilin ne faydası kalır?” Bakın bir Hak Adamı böyle söz etmez. Bu ifade Allah'ın kanunlarını hafife almaktır. Tasavvufi ıslahatta, bir kişinin ehli şeriat kapısından, ehli tarikat kapısına vardığının alameti, şeriatı hor görmemektir... Şems-i Tebrizî doğruldu, görünmez bir kitaptan risale okurcasına düzgün bir sesle izah etti: “Peygamber Efendimiz Kuran’ın yedi boyuttan okunabileceğini buyurmuştu. Biz bu yediyi dörtte toplarız. Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki bâtınî mana. Üçüncü bâtınînin bâtınîsidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye" Bir kere, Hz. Peygamber, Kur-an'ın yedi boyuttan değil, yedi kıraatten okunabileceğini beyan etmiştir. Ne boyutu? Bugün ülkemizde okunan Kur'an, mesela asım kıraatidir. Kuran'ın okunma usulüyle alakalı dilbilimsel bir meseledir. Diğer konu ise, Kuran, Allah'a göre açık bir kitaptır! Kelimelerin altında, yalnız bazılarını bilebileceği batıni anlamlar olduğu iddia etmek, İslam akidesine göre, küfürdür. Bunu söyleyenin tövbe etmeden ölmesi halinde işi zordur! “Ama ben rüya görmem” diye tekrarladı Şems. “Allah’la mutabakatımızın parçasıdır. Çocukken kâinatın kimi sırlarının bir önüme serildiğine şahitlik ettim. Bunu anneme babama anlattığımda hiç hoşlarına gitmedi, hayal gördüğümü söylediler. Sırrımı arkadaşlarıma açayım dedim, onlar da ‘ya hayalcinin ya yalancının tekisin’ dediler. Hocalarıma danıştım ama onların tepkisi de farklı olmadı. En nihayetinde anladım ki insanoğlu fevkalade bir hâl işitti mi ona ‘hayal ya da rüya’ der, geçer.” Bakın burada da bir yanlışlık söz konusu, Şems, çok rüya gördüğü için hayal ile gerçeği karıştırıyordu. Hani, yaşanılan bir olayın rüya mı, gerçek mi olduğu hususunda endişelenirdi. Bu sebepledir. Kendisinin üstünlüğü gibi aktarılan olay, aslında Şems'in korkması neticesi vuku bulmuş, insani bir olaydır. "Kâinattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir." Allah'ın heryerde olduğu görüşü, şia akaididir. Allah her yerde ise, her yer Allah olmuş olur. Allah'ın ilmi ile heryerde olması, heryerde olması anlamına gelmez. Dünya fanidir, Allah ise fani değildir. Sünnete muhalif sözlerdir bunlar... Neyse devam edelim... “Ama ilm-i ledun bir yere akmazsa şayet, beklemiş bir vazonun dibindeki acı su gibidir. İçimde biriken ilmi paylaşacak bir can yoldaşı bulmak için Allah’a çok dua ettim. En sonunda Semerkand yakınlarında bir handa bir sır fısıldandı kulağıma. Kaderimin tecellisi için Bağdat’a gitmem söylendi" İlmi ledün? ilginç :) bunların ilm-i Ledün dediği şey, okumadan, ilim tahsil etmeden her şeyi bilmektir. Yorumu size bırakıyorum. Fısıldayan kim? Burası da tuhaftır, Sanki Peygamber gibi, Allah ile karşılıklı dialoglar falan yaşanıyor :) "Dünyadaki onca husumeti, karmaşayı düşününce, hele bir yandan Haçlısı, bir yandan Moğolu saldırırken, pek çok insana bu imkânsız bir hayal gibi gelmişti. Neler görmedik ki bugüne değin: Hıristiyan Müslüman’ı, Hıristiyan Hıristiyan’ı, Müslüman Hıristiyan’ı, Müslüman Müslüman’ı kesmedi mi? Dinler, mezhepler, kabileler, hatta kardeşler savaşmadı mı? Mamafih, Keykubad dirayetli bir hükümdardı." Daha önce de değinmiştim, Şems ve Rumi; Moğol yanlısıdır. Hatta Moğollar, o dönemin hilafet merkezi Bağdat'ı ele geçirdikten sonra, Rumi'yi Şeyhüş Şua yani Anadolu velilerin lideri seçmişler, Rumi'ye beyat etmeyen tüm Şeyhleri, aileleri ile beraber öldürmüşlerdir. Konu Keykubat Sultana gelmişken, Şems'i öldürenlerden bir kaçı, Keykubat'ın adamıdır. Mesela birisi Keykubat'ın veziridir. Şems'in kafasını kestikten sonra, bedenini evinin bahçesindeki kuyuya atmıştır. Bu beden, bugün bile! o kuyudadır. Yazarın iddiaları bu açıdan gülüçtür. "Feriddüdin-i Attar hazretleri şöyle demişti: Çok geçmeyecek, bu oğlan âlemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacak." Bakın bu sözün 1243'de söylendiği rivayet ediliyor. Bilmeyenler için, Attar 1229'da vefat etmiştir. Tarihsel olarak böyle bir söz söylemesi, zaman ve mekan açısından mümkün değildir. "...sana bir yoldaş gerek” dedim ve Kuranı Kerim’de yazan bir hükmü hatırlattım: “Mümin müminin aynasıdır." Bu konuda ayrıntılı alıntı da yapmıştım. Kuran'da böyle bir hüküm yoktur. Bu söz hadistir. Kitabı incelerken, baştan sona onlarca kısımın altını çizdim ama inanın bu hataları zikretmek dahi beni yordu. 100'lü sayfalara gelince vazgeçtim. Kitap hakkındaki yorumum tek kelime ile ifade etmek gerekirse "facia" dır. Diğer bir ilginç mevzu da, Elif Şafak isimli yazarın? eskiden beri aslen erotizm üzerine kitaplar yazmasıdır. Bakın bu, şahsımı kesinlikle ilgilendirmiyor. Ama, asıl alanı popüler/sekiler konular olan, erotizmi bir unsur olarak değil de bir esas olarak işlemiş,
Mahrem
Mahrem
isimli eserinde pedofili sapıklığını dahi maalesef yazmış, iğrenç satırlar kaleme almış bir kişinin, -Buna rağmen- günün birinde tamamen fransız kaldığı tasavvuf konusunda bir eser kaleme almaya çalışmasıdır. Bu durum, eseri ilk gördüğümde, hafiften şaşırmama sebep olmuştur :) Para sen nelere kadirsin sözü de istemeden ağzımdan kaçmıştır. Yani, Türk mutasavvıflarının tarihini kaleme alan Fuad Köprülü Hoca'nın bile tasavvufu yaşamadan, tasavvuf hakkında eser yazdığı için eleştirildiği bir dünyadayız. Pedofili unsurları içeren kitap yazmış bir şahsın tutup da, araştırmadan, etmeden böyle bir eser yazmaya çalışması tam manasıyla bu eseri çöp konumuna düşürüyor. Onlarca büyük hata sözkonusu. Anladığım kadarı ile, yazar Şems'in 40 kuralı isimli makalat'ı oturup okumuş, kısa bir internet bilgisiyle de kitap yazmış çıkmış. Oysa makalat ne demektir? Bir kişi hakkında, o öldükten sonra, çevresindekiler tarafından söylediği rivayet edilen! sözlerin derlenmesidir. Bu derlenme de böyle bir eser için yeterli değildir. Kurgunun kurgusu olmaz! Yani, dervişler oturup hıyar, domates, patlıcan soyuyolar... Ki o tarihte anadolu da bu sebzeler yoktu. Dervişler birbirleriyle lanlı lunlu konuşuyolar, kerhanenin yerini sormalar... falan :) Ya sabır. İfadeye bakın: "Orostopollar ne zamandan beri vaaz dinlemeye camiye gider oldu?” diyecekti. Ne zaman böyle alay etse öyle bir gülme krizine tutulur ki yüzü patlıcan moruna döner." İncelemeyi sabırla yazdım, sabırla okuyacak arkadaşlara da teşekkür ederim. Çok çok daha uzun yazacaktım ama kitap o denli sınırlarımı zorladı ki daha fazla tahammül edemeyip bıraktım. İyi günler dilerim.
Aşk
8.1/10 · 56,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
287 syf.
·
41 günde
·
8/10 puan
Son zamanlarda okuduğum en farklı kitap. Elif Şafak bildiğimiz Elif Şafak. Cidden konular arası geçişi , oradan oraya atlaması, hiç yormadan anlatması muazzam. Hele o satır arası sözlükten alıntılı kelimeler ve o kelimelerle ilişkili hikayelerin tadı anlatılmaz. Yaşanır! Özetle tavsiye ederim. Kitapla Kalın...
Mahrem
6.7/10 · 3.189 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
424 syf.
·
4 günde
·
3/10 puan
ELİF TİCARİ KAYGI "SHAFAK"
Elif Şafak'ın bu kitabı kitaplığımdaki diğer kitaplarla karşılaşsaydı ne olurdu? youtu.be/VGYcmopyu4s Elif Şafak'ın son romanı. Kendi adıma da ona ait kitaplardan okuduğum ilk ve son roman olmuş oldu maalesef. Hatta hep beraber heceleyebiliriz bu romanın yazılma nedenini : Ti-ca-ri kay-gı. Kitapta geçen bazı cümleleri her ne kadar beğenmiş olsam da bu kitap tam bir Türk dizisi kıvamında. Çünkü her şey yüzeysel. Aşırılıklardan kaçmak isteyip de farklı olmayı arzulayan, üçüncü yoldan gideyim derken aşırı sıkıcı ve sıradan bir yazara dönüşen, aynı zamanda da yapay bir heyecana sahip biri gibi hissettim kendisini. İnternete, Türkiye'de en çok konuşulan konular enter yazıp din, İslam, ateizm, Mevlana, bomba, patlama, silahlı baskın, muhafazakar, laik, tarikat, siyaset, spor, yobaz, günahkar, kadın hakları, bekaret, evlilik, feminizm, eşitlik, adalet vs. gibi anahtar kelimeleri derleyip bir kitap çıkarmış gibi bence. Bu yönüyle tam bir ticari odaklı roman olduğunu düşündüm. Çünkü neredeyse her kesimden insana ve ideolojiye yönelik kelimeler mevcut. Hatta romanda inanan kişinin karşıtı inanmayan olarak değil de, "günahkar" olarak düşünülmüş. Bak sen. "Büyük skandal! Az sonra! Sakın kaçırmayın!" gibi bağıran fakat sonrasında hiçbir şey çıkmayıp size programı izletmeyi başarmış olan magazin programları kıvamında aynı zamanda. Skandal diye diye sizi kitapta tutmaya çalışıyor fakat sonrasında skandalı gördüğünüz zaman magazin programlarını izlediğiniz anda verdiğiniz tepkiyi veriyorsunuz. Yani televizyonu kapatmak istiyorsunuz. Kitabın sonları ve olayla alakasız bir başka bir olay da kalitesiz Amerikan filmlerinin sonu kıvamında. Kitapta varmanın değil yollarda olabilmenin önemli olduğunu savunuyor sayın "Shafak" fakat kitabını oluşturan yola sadık kalmamış, saçma bir şekilde sonlandırmış kitabını bence. Kitapta epey yerde sözü geçen siyaset eleştirileri de mevcut. Otoriterleşen siyasetin elit kesimi çok ama çok kaygılandırdığına dair bir monolog gibi olmuş adeta. Yani daha doğrusu olmamış be Shafak. Ama Türk insanının her baktığı yerde komplo teorisi aramasından bahsetmesini sevdim, gerçekten de artık böyle olduğumuzu düşünüyorum. Dini yönden de bir kaç dokundurma var kitapta. Fakat kendisi ne kadar doğrudan belirtmiş olmasa da Müslüman kesime yönelik bir yobazlık genellemesi yaptığını hissettim. Bence her inanışın yobazı vardır. Araştırmayan, hakikati sorgulamayan, bildiklerini tahkik inanç doğrultusunda değerlendirmeyen her inanıştan kişi bir yobaz olabilir bana göre. Ne kadar biraz ondan biraz bundancı muslimus modernuslar varsa ateistus modernuslar da var, agnostikus modernuslar da var. Kitabın bazı kısımlarında feminizm propagandası yaptığı yerler de mevcut. Hatta "Din hep erkekleri kayırıyordu." diyor kendisi. Bu yüzden de muhtemelen kendi düşüncesine göre İslam'da erkekler ve kadınlar eşit değildir. Sayın Shafak'a şu videoyu hediye ediyorum : youtube.com/watch?v=CCmeRwJuNF0 Ayrıca Tanrı'nın, O'nun ismi kullanılarak hem de insanın insanı katletmesine izin verdiği gibi bir düşünceye sahip olduğu için de ona şu ayeti sunmak istiyorum : "Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler." Nahl Suresi / 61. ayet Verdiğim 3 puanı neden verdiğime gelecek olursak. Sorgulama olayının yoğunluğu hoşuma gitti aslında. Zamanında ben de inanç konusunda kaybolmuşçasına yaşayan bir insan olduğum için sorgulama konusundaki gidip gelmeleri kendi geçmişime yakın buldum, ailesinden gelen bilgilerle değil kendi arayışından sonuçlar çıkarmak isteyen birisini anlattığı için. Bir de her inanıştan bir insanın bir masa etrafında kendilerine tartışma konusu verilerek tartışmaları beğendiğim noktalardan oldu. Kitabı sadece bu yönüyle olumlu yönde ütopik buldum. Ayrıca öğrenciyken bütün Tanrı sorgulamalarının ortak bir merkezde buluştuğu bir topluluk merkezi projem de bulunduğu için kitabı sadece bu yönüyle kendime yakın hissedebildim. Sonuç olarak, hafifmeşrep ve popülist bir üslupta edebiyata sahip kendisini bir daha okumayı düşünmediğim için kendisine minnettarım. Zira başka ve çok sayıda değerli yazarlar varken kendisine bir daha vakit ayırmayacağımın farkındalığını kendisi bana sağlamış oldu.
Havva'nın Üç Kızı
7.3/10 · 13bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
420 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Cümlelerime nasıl başlasam bilmiyorum ama buraya kitap şöyleydi veya böyleydi gibi basma kalıp cümleler kurmayacağım. Hissetiklerimden bahsetmek istiyorum sadece. Kalbimin ortasında bir yangın başlamışta tüm vücuduma yayılmış gibi hissediyorum. Hıçkırıklar boğazımda düğümlendi. Belki de kitap karekterlerini kendimle fazla içselleştirmemden kaynaklanıyor. Sebebi her ne olursa olsun bu eser hayatımda bir çok şeyi düşünmeme sebep oldu. Özellikle de kalbimi. Duygularımın katıksız aşktan ibaret olduğunu ve beklentilerden ibaret olmadığını anladım. İsmi sevmek olsun diye sevmedim, gerçekten bütün ruhumla sevdim. Bu yüzden kendimle gurur duyuyorum. Bir yandan da kendimi sorgulamalarımın yanlışlığını ve bunu kimseye ispat etmek zorunda olmadığımı da farkettim. Mesafelerin ve saçma sapan prosedürlerin "aşk" karşısında ki acizliğini ilk defa bu kadar çıplak görebildim. Bir insanın kalbinin yanı başında attığını hissedebiliyorsanız, varlığı sizin için tarifsiz mutluluklara sebep oluyorsa kimse bu aşkın sahteliğinden bahsedemez. Duygularımız sadece bizi ilgilendirir. Kendimizi kalıplara, sınırlamalara hapsetmek zorunda değiliz. Her ne yaşanıyorsa tam zamanında ve olması gerektiği gibi yaşanıyor. Buna direnmek neden? :) Bazı eleştirilere rağmen ben kitabı çok beğendim, ismini bildiğim Mevlana ve Şems'e biraz daha yakından bakma fırsatı buldum. Samimiyetle herkese tavsiye edebilirim. Teşekkürler .
Elif Şafak
Elif Şafak
Aşk
8.1/10 · 56,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
480 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Elif Şafak, her kitabı beni şaşırtıyor. Yazarın dili, kurgusu çok güzel olmasına rağmen bir kitabı çok iyiyken diğeri kötü de olabiliyor. Siyah Süt kitabını okurken çok sıkılmıştım. Kitaba ihanet edeceğimi düşünmesem yarım bırakacaktım. Ancak Ustam ve Ben güzel olmuş. Tabi ki tarihi araştırmalar güvenilir, doğru mu bilemiyorum? Romandaki olaylar, Kanuni Sultan Süleyman, 2.Selim ve 3.Murat dönemlerinde geçiyor. 16. yüzyılda, hem Çota adlı beyaz bir filin bakıcısı hem de Mimar Sinan’ın çıraklarından biri olarak Topkapı Sarayı'nda yaşayan Cihan'ın hikayesi anlatılmaktadır. Romanda benim en çok dikkatimi çeken; saray dışındaki halkın yaşayışları, sokakları, geçim sıkıntıları hakkında bilgi vermesi oldu. Çünkü bu konuda çok kaynağa rastlamadım. Kitaplarda yada filmlerde genelde Saray hayatından bahsediliyor. Özellikle nedense daha çok da Harem hayatı... Kitapta, Osmanlı tarihinin derinliklerine doğru şaşırtıcı bir yolculuğa çıkıyoruz. Karşılıksız bir aşk, iktidar kavgaları, yobazlığın ortasında yeşeren sanat ve beklenmedik bir ihanet… Bir tarafta bilime ve öğrenmeye inananlar, bir tarafta gelişmeyi durduranlar... Olay örgüsü özellikle sonlara doğru heyecan içermeye başlıyor.  Kitaptan benim de merak ettiğim bir kısmı sizlerle paylaşmak istiyorum: "İstanbul dediğin unutkanlıklar şehri. Orada her şey suya yazılmış. Ustamın eserleri hariç, onunkiler taşa kazınmış. O taşlardan birine bir sır sakladık. Çok zaman geçti üzerinden, nice alametler birikti ama hâlâ orada olmalı, bıraktığımız noktada. Bilmem bulan çıkar mı? Bulsa bile anlar mı? Ustamdan geriye kalan yüzlerce eserden ve binlerce, binlerce taştan bir tanesi var ki, altında gizli Arzın Merkezi." Kitabı okumanızı öneririm.
Ustam ve Ben
8.2/10 · 9,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
420 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Aşk
Aşk adlı romanı severek ve ilgiyle okuyacağınız gerçek aşkın bir bedenden çok bir ruhu bir nesneyi bir ilahi gücü barındırdığını göreceksiniz. Elif şafak her kitabında olduğu gibi bu kitabını da özenle yazıp özenle bitirmiş vakti olan herkesin kitaplığında olması gereken bir eser..
Aşk
8.1/10 · 56,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.