Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

9.3/10
201 Kişi
·
903
Okunma
·
77
Beğeni
·
3.185
Gösterim
Adı:
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Unvan:
Türk Din Adamı, Tercüman ve Hattat
Doğum:
Elmalı, Antalya, 1878
Ölüm:
İstanbul, 27 Mayıs 1942
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, (d. 1878, Antalya – ö. 27 Mayıs 1942, İstanbul), Türkçe Kur'an tefsirlerinden birini telif etmiş din adamı, tercüman ve hattat. Okan Bayülgen'in öz dedesidir.

1878'de Antalya'nın Elmalı kazasında doğdu. Ailesi aslen Burdurlu olup, babası Hoca Numan Efendi'dir. Numan Efendi daha küçük yaşlardayken Burdur'un Gölhisar kazasının (Yazır Türkmenlerince kurulmuş) Yazır Köyü'nden ayrılarak Elmalı'ya gelmiş, tahsilini orada tamamlamış, Şeriye Mahkemesi başkâtibi olmuştur. Annesi Elmalı alimlerinden Esad Efendi'nin kızı Fatma Hanım'dır.

Türkçenin yanında Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahipti. Ancak yazılarında sade bir Türkçe kullanmıştır. Bunların yanı sıra Fransızca da bilmektedir. "El-metalip ve'l-mezahip" adında Fransızcadan tercüme ettiği bir felsefe tarihi kitabı vardır.

Muhammed Hamdi Yazır, ilk ve ortaokul tahsilini Elmalı'da Rüşdiye Mektebi'nde gördü. Hafızlığını da tamamladıktan sonra, Arapça okudu ve İslami ilimleri öğrenmek için, dayısı Hoca Mustafa Sarılar Efendi ile birlikte 1895'de İstanbul'a geldi. Kayserili Mahmud Hamdi Efendi'nin Beyazıt Camii'ndeki derslerine devam etti. Oflu Mahmut Kamil Efendi'den fıkıh dersleri aldı. Devrin ileri gelen değerli hocalarından ders görerek icâzet aldı.

Mekteb-i Nuvvab'a girdi ve buradan birincilikle mezun olarak kadılık icazeti aldı. 1905'ten itibaren Beyazıt Camii'nde talebelere ders vermeye başladı ve bu hizmeti 1908 yılına kadar devam etti. Bu arada Şeyhülislamlık'ta Mektubi Kalemi'ne dahil edildi. Bir yandan da Nuvvab'da ve Mülkiye Mektebi'nde ahkam-ı evkaf, Medrese-t-ül Vaizin'de fıkıh, Süleymaniye Medresesi'nde mantık derslerini okutmayı sürdürdü. 1908 yılında dersiâm oldu. Devrin ünlü hattatları Sami Efendi ve Bakkal Arif Efendi'den hat dersleri aldı. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kur'an-ı Kerim'i ilk kez Türkçe tefsir etmesi için vazifelendirdiği Mehmet Akif Ersoy'dan sonraki ikinci kişidir.

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Meclis-i Mebusan'a Antalya mebusu olarak girdi. Şeyhülislam fetvayı vermediği için, 1. Fetva Emini olarak II. Abdülhamit'in tahttan alınması için gereken fetvayı İttihad Terakkicilerin isteği doğrultusunda yazdı. Daha sonra da karşı cephede olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nda faaliyetlerini sürdürdü. Daha sonra sırasıyla, Dar-ül Hikmet-ül İslamiye azalığına (Ağustos 1918), Nisan 1919'da bu kurumun başkanlığına tayin edildi. Damat Ferit Paşa'nın kabinelerinde Evkaf (Vakıflar) Nazırı olarak vazife yaptı. Eylül 1919'da Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. İttihat ve Terakki'nin ilim şubesinde vazife yaptı.

1909 yılında Mülkiye Mektebi'nde Ahkâm-ı Evkâf ve Arâzî dersleri okutmuş ve yine aynı yıllarda Mekteb-i Kuzâtta "Fıkıh" dersleri vermiştir. Daha sonra Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye (Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti) üyeliğine ve bir müddet sonra da başkanlığına tayin edilmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Evkaf Nazırlığı'nda bulunmuş ve bu sırada Âyan Meclisi üyesi olmuştur.

Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması (Felsefe) ile de ilgilenen Elmalılı Hamdi Yazır, batılı yazarların eserlerini de tercüme etmiştir. Bu eserlerde ileri sürülen konulara eleştirel yaklaşım sergileyen Elmalılı Hamdi Efendi, felsefe ve din arasında cereyan eden tartışmalara çözüm bulmaya çalışmıştır. Filozofların gerçeği kavrayamadıklarını belirtmiş, akıl ile iman bütünleştiği zaman gerçeğin kavranıp doğrulanabileceği fikrini savunmuştur.

Cumhuriyetin ilanı esnasında Medrese-t-ül Mütehassisin'de mantık dersleri okutuyordu. Damat Ferit Paşa kabinelerindeki görevi dolayısıyla, bu kabinelerin Milli Mücadele aleyhine verdiği kararlarda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle gıyabında idama mahkûm edildiyse de, aynı zamanda yeğeni Emin Paksüt'ün kayınpederi olan Kel Ali'nin başkanlık ettiği Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yapılan muhakemesinden sonra suçsuzluğu tespit edilerek beraat etti.

Elmalılı Hafız Muhammed Hamdi Yazır, Uzun zaman devam eden kalp yetmezliği rahatsızlığından ötürü Erenköy'de 27 Mayıs 1942'de vefat etti. Kabri Sahrayı Cedit Mezarlığı'ndadır.

Beyânül-Hak ve Sebîlürreşad dergilerinde Küçük Hamdi veya Elmalılı Küçük Hamdi mahlası ile makalelerini yayınlanmıştır. Tefsirinde ise Elmalılı Hamdi Yazır imzasıyla eserini yayınlamıştır.
Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.
Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul a’levne in kuntum mu’minîn(mu’minîne)

Türkçe: "Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz."
(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
SPOILER SPOILER
Kitap içeriği hakkında bilgi içerir.

Allah’ın indirdiği bir kitapta, kutsal bir kitabın incelemesinde “spoiler” da olur mu diyeceksin biliyorum, ama olur. Nasıl mı olur? Bakalım nasıl olurmuş.

Okumadın ki sen bu kitabı, hem de hiç okumadın, onun için çok güzel olur “spoiler”, hatta en rahatsız edeninden. Sana sorsalar en başta Kur’an’dan hesaba çekileceğim dersin ama buna rağmen yine de okumazsın. Okusan da anlamadan Arapça olarak okursun veya ezberden okuyup boğazından farklı farklı tonlamalar çıkartarak, nağme vere vere okursun, anlamak istemezsin içindekini. Ne gerek var ki anlamaya değil mi, Allah anlasın ya yeter sonuçta(!) Hâlbuki böyle yaparak Allah’ın dediğinin aynısını geri olarak söylediğini de düşünmezsin. Din adına bir şeyler yapmak istediğinde de sana biri gelip Kur’an’dan ayet ile cevap verirse de umursamazsın o ayeti, aynı Hicr Suresi 91. ayetteki gibi; çünkü inandığın, büyüklerinden gördüklerin doğrudur senin için. Bu ayetleri anlayamayacağını ileri sürersin, dua ayetler yeterlidir çünkü senin için.


Arapça okumak tabii ki önemlidir Kur’an’ı ama senin anlaman gerektiği kadar önemli değildir. Bak mesela sana bir örnek vereyim: Senin bir yakının sana mesaj/mektup gönderse hemen açıp okumak istersin haklı olarak. Açtın ve baktın ki bu mesaj farklı bir dilde, hadi olsun Arapça bu mesaj/mektup. Hemen Arapça bilen birine gider ve sana diline çevirmesini istersin. Haklısın, seviyorsun çünkü onu ve sana çok yakın ve öğrenmek anlamak istersin, ama en çok sevdiğim dediğin Allah’ın mesajını anlamak için uğraşamazsın, bırak yakınlığı boş ver şimdi, sana Kaf Suresi 16. ayette yazdığı gibi şah damarından daha yakın olan Allah’ın mesajını anlamak dahi istemezsin.


Tamam o zaman anlaştık seninle, okumak istiyorsun Kur’an’ı ama bu sefer de Türkçe okumak istediğin için etrafındakilerden tepki alıyorsun. Ne diyorlar mesela sana “Kur’an Arapça indirildi ve Arapça okunmalı” mı diyorlar? Bunu derler tabii başka ne diyebilirler ki! O zaman gel onlara Kur’an’dan “spoiler” verelim, Allah’ın İbrahim Suresi’nde “Onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin dili ile gönderdik” diye buyurduğu 4. ayetiyle cevap verelim. Yetmedi mi bu cevap onlara, o zaman Fussilet Suresi 3. ayetten “Bilen bir toplum için ayetleri açıklanmış, Arapça okunan bir kitaptır.” dan cevap verelim. Verdik birçok “spoiler”ı, az da olsa sustular; ama bu sefer sen Kur’an’ı anlayamazsın diyecekler, anlamak için farklı şekilde bilgilerin olması lazım diyecekler. Durdun birkaç saniye, düşünüyorsun “Allah Allah” deyip içinden, şaşkınlığını belli ediyorsun, “Allah bizlere, yarattığı kullarına anlayamayacakları bir kitap mı gönderdi” diye devam ediyorsun düşünmeye. Zumer Suresi 3. ayette “Dikkat ediniz saf din Allah’a aittir” diye yazmasına rağmen bu nasıl olur diye düşünüyorsun, hatta “Allah kendi kitabı için beni başka kaynaklara mı yönlendiriyor diye de” düşünüyorsun, ama boş verelim biz bunları, bunlar kendi düşüncelerimiz bizim. Bakalım Kur’an’da Allah bu durum için neler diyor. Birkaç “spoiler” daha verelim ama bu sefer de fazla verelim biraz. Örneğin: Kamer Suresi 17, Hud Suresi 1, Yusuf Suresi 1, Kehf Suresi 1, Nur Suresi 1, Şuara Suresi 2, Neml Suresi 1-2, Kasas Suresi 2. Sanırım bu kadar “spoiler” yeterlidir onlara. Acaba fark ettiler mi genel olarak hep surelerin başlangıcından örnekler verdik.


Başladın okumaya ama Muzzemmil Suresi 4. ayette de yazdığı gibi ağır ağır okuyorsun, yani anlamaya çalışarak, tabir-i caizse çember yöntemi ile okuyup ayetlerin açıklamasını farklı ayetlerden alıyorsun. Bu kısımlarda işte dikkatini bir şeyler çekiyor. İçinde borçtan kurtulma duasının olmadığını görüyorsun, ne sevdiğinle evlenme duası ne de zengin olma duasının da olmadığını görüyorsun. Doğru yolu bulma haricinde ve Allah’ı anma haricinde bakıyorsun dualar da yok içinde. Burada araya girip sana bir şey anlatmak istiyorum. Yakınımda bir karı-koca vardı, çok da değerli insanlardı. Bunlar her Ramazan ayında Kur’an’ı Arapça okuyarak bitirirlermiş. Sonra kafalarına esmiş ve demişler ki hadi bu sefer de Türkçe okuyalım demişler ve başlamışlar okumaya. Birkaç sayfa okuduktan sonra kadın kocasına demiş ki “Ne olur beni durdur imanım bozuluyor.” Çünkü din diye gördüğü, uyguladığı hiçbir şeyin Kur’an’da olmadığını hatta çoğularının da aksinin olduğunu görmüş, ya korkuyor gerçekten böyle diyor ya da sağlam bir ironi yapıyor. Evet, okuyorsun ve içinde dualar olmadığını görüyorsun, bazı tarihi olaylardan bahsettiğini okuyorsun. Kadınların din adamların söylediği gibi geri planda kalmadığını görüyorsun, erkeklerin ise kadınlardan fiziksel gücün haricinde bir üstünlükleri olmadığını da görüyorsun. Kadın mesela dışarıda veya yabancı erkeklerin yanında gülemez derler ama Hud Suresi 71. ayette İbrahim Peygamber’in hanımın başka erkeklerin yanında güldüğünü görüyorsun ama gülmeye en ufak bir eleştiri olmayıp aksine müjde aldığını da okuyorsun. Yasak meyve konusunda ise hep Havva’yı suçlarlar diye biliyordun ama bir bakıyorsun Taha Suresi 115. ayette Allah değil Havva’ya tabir-i caizse Adem’e yükleniyor.

Merakın gittikçe daha çok artıyor, mesela Hz. Muhammed’i insan üstü bir peygamber olarak tanırken artık insan üstü değil üstün “insan” olarak tanıyorsun. Hadis kitaplarında bile geçmeyen “levlake” hadisi var ya hani “sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” diye işte buna zıt bir peygamber okuyorsun. Bakıyorsun Tekvir Suresi 22. ayete Allah Hz. Muhammed için “arkadaşınız” diyor, sonra bakıyorsun Furkan Suresi 7. ayette Peygamber’in yemek yediğini ve çarşılara gidip alışveriş yaptığını okuyorsun ama yok hâlâ insandan üstün diyorlar ve bu sefer de Fussilet Suresi 6. ayeti okuyorsun ve “De ki: Ben ancak sizin gibi bir insanım” ile doğru sonuca ulaşıyorsun. Ama yok bu sefer de “ismet” diye bir şeyler çıkartıp peygamberler günah işlemez diyorlar, hak veriyorsun onlara evet işlemez diyorsun ama bu sefer de karşına “Allah seni affetsin” diye başlayan Tövbe Suresi 43. ayet çıkıyor, okumaya devam ediyorsun ve Nisa Suresi 105. ile 106. ayette Allah’ın Peygamber’e “Sakın hainlerden olma” dediğini okuyorsun, devamında da “Allah’tan af dile” kısmını okuyorsun ve onların bu dediklerini de kabul etmiyorsun. Okudukça da Tahrim Suresi 1, İsra Suresi 73-75, Muhammed Suresi 19, Fetih Suresi 1-2. ayetlerinin bu konuyu desteklediğini fark ediyorsun. Unutmadan söyleyeyim, ilerleyen zamanlarda şunu da öğreneceksin ki yukarıda bahsi geçen “levlake” hadisini İncil’de Pavlus’un yazdığı Koloselilere Mektup kısmında okuyacaksın ve İslam’ın içine nasıl girdiğini de öğreneceksin.

Önceden dua ediyordun “Allah’ım bizi Peygamber’in şefaatine nasip eyle” diye. İşte maalesef o zamanlar bazı şeyleri düşünmüyordun. Hesap gününde Allah’tan değil de Peygamber’den şefaat isteyerek dua ediyordun, hâlbuki Fatiha Suresi’ni her gün okurken 4. ayette “maliki yevmiddin” derken “O, din gününün sahidibir” dediğini bilmiyordun. Kur’an okumaya devam ettikçe de Zumer Suresi 44. ayet, İnfitar Suresi 17-19’u okuyacak ve şefaatin yalnızca Allah’ta olduğunu görecek ve öğreneceksin. Bunlar da şaşırtacak seni. Maide Suresi 104. ayet ama seni bu kısımda rahatlatacak, etrafındakilerin hangi yanlışta olduğunu göreceksin ama bu sefer de susmak razı etmeyecek seni ve konuşmak ise çare de olmayacak sana.

Mucizeler okuyordun birçok kitapta, birçok kişiden Ay'ın yarılmasından kafası kesilmiş bir çocuğun diriltilmesine kadar birçok mucizeler okudun ve duydun da. Bu sefer ise Rad Suresi 38'i okudun ve düşünmeye başladın, Hicr Suresi 7 ve 8 ile daha da çok düşünmeye başladın ve İsra Suresi 90 ile 93. ayetler ise sende büyük bir etki yarattı ama yine de için rahat değil bu kadar çok mucizeler duydun bu zamana kadar bunlardan biri gerçek olmalı diyorsun, Peygamber'in Kur'an haricinde mucizesinin olmadığını bilmek seni rahatsız ediyor. Rad Suresi 7. ayeti okuyorsun ("Eğer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden olma.") ve mucizenin gelmediğini tamamen öğreniyorsun, hatta Peygamber'in mucize gelmedi diye üzüldüğünü, üzülmekle beraber istediğini Allah'ın ise O'na gücün yeterse yap dediğini okuyorsun ve O'na cahillerden olmadı dediğini de okuyup bu konuda da doğruya ulaştığın için hem sevinip hem de düşüncelere giriyorsun.

Evliyâ adı altında bazı kişilerin yüceltildiğine sürekli şahit oldun, sen de inanıyordun ki evliyâ diye bir şey vardı ve onlar yüceltilmiyor aksine yücelerdi ama A’raf Suresi 2 ile 3. ayeti okuduğunda da Allah’ın kendisini bırakıp insanların kendilerine evliyâ bulmasına, aralarına evliyâ sokmalarına karşı çıktığını göreceksin ama burada merak edecek ve bu kelimenin manasına bakacaksın. Veli kelimesinin çoğulu olup Allah’a dost manasına geldiğini öğreneceksin yani anlayacaksın ki Allah’a düşman olmayan herkes ve kurallarına uyan herkes artık senin için de evliyâ olacak. Bundan sonra da uçan, kaçan, seslendiğinde sana yetişen, Turkcell şebekesi gibi mükemmel çekim gücüne sahip olduğu iddia edilen kişilerin aldatmacadan başka bir şey olmadığını da öğreneceksin.

Maun Suresi’ni okuduktan sonra ise dinde namazın öncelik değil yardımın ve iyiliğin öncelik olduğunu öğreneceksin. Bakara Suresi 62. ayet de destekleyecek bu görüşünü. Bu sefer de niye hep sorgunun namaz üzerinden yapıldığını düşüneceksin, çünkü “Vay o namaz kılanların haline ki yetimi doyurmadılar” kısmı çok düşündürecek seni. Namaz kelimesini detaylıca araştıracak ve namaz kelimesinin Arapça değil Farsça bir kelime olduğunu öğreneceksin ve fark edeceksin ki namaz kelimesini Kur’an’da da geçmiyor diyeceksin. Geçen kelimenin ise aynı anlamda kılınan namaz ile beraber birçok kelimelere eşit olduğunu da göreceksin.

Daha birçok şeyi daha öğreneceksin. Sırat köprüsünün olmadığını, kabir azabının olmadığını, dinde hadislerin değil önceliğin ayetler olduğunu öğreneceksin. Tasavvuf denilen oluşumun ise tamamen İslam dışı olduğunu öğreneceksin. İşte burada, tam da bu zamanda tepkiler alacaksın. Peygamber düşmanı diyecekler sana, peygambersiz din olmaz diyecekler ama anlatamayacaksın kendini, sen konuşacaksın düşüncelerini söyleyeceksin ama her söylediğin söz karşı tarafta ateşe atılan odun etkisi yapacak; çünkü sen hâlâ onların gözünde peygamber düşmanı olacaksın, hâlbuki senin tek yaptığın Peygamber’i tarihte olduğu gibi Kur’an’ın içine almak olacak, hatta onlara Hakka Suresi 40 – 44. ayetlerin arasını okuyacaksın ama onlara yine de yetmeyecek. Susacaksın ama susmanda da gönlün razı olmayacak. Dediğim gibi konuşman ise hiç etki etmeyecek, belki de sadece lütfen düşünerek ve araştırarak Kur’an okuyun diyeceksin.

Biliyorum sen okuduktan sonra bunları düşüneceksin ve böyle bir inceleme yazacaksın çünkü düşünen birisin ve önceliğin ayetler olduğunu da biliyorsun. Bunda da ben genelleme yapmıyorum zaten, kimseye hakaret de etmiyorum, inancına dil de uzatmıyorum sadece sana söylüyorum evet sana.
Bir hidayet rehberi olan Kur'an 'ın kelime anlamlarından biri " Okumak" demektir. En çok okunan ve okunması gereken kitap olduğundan dolayı ona. Okumak , okunması gereken kitap anlamında olmak üzere KUR'AN ismi verilmiştir.

"Yaratan Rabbinin adıyla oku. " (Alâk Sûresi 1. ÂYET)

"O İnsanı bir kan pıhtısından yarattı." ( Alâk Sûresi 2.ÂYET)

" Oku, O keremine son olmayan Rabbindir."( Alâk Sûresi 3.ÂYET)

" O , kalem ile yazmayı öğretendir." ( Alâk Sûresi 4.ÂYET)


Kur'an'ın yirmi üç yıl boyunca değişik sebeplere ve şartlara göre ve farklı zamanlarda inzal buyurulması, onun İrşat ve ıslah etmek istediği insanın psikolojisine uygun bir terbiye usulü izlenmesi ile yakından ilgilidir. Çünkü akıl, serbest irade ve düşünce sahibi olan insan;
- Öğrenme,
- Anlama,
- intibak etme kabiliyetindedir.
Onun, herhangi bir şeye alışabilmesi gibi, alışkanlık haline getirdiği bir davranışı terk etmesi de bir zaman gerektirir. İşte Kur'an'ın bir defada değil de, zaman zaman inmesi buna dayanır.

Kur'an çeşitli özellikleriyle değişik şekillerde tarif edilmiştir. Bunlar arasında onu şu şekilde tarif etmek mümkündür:

"Kur'an, Hz. Muhammed (s.a.v) ' e yirmi üç yıllık peygamberlik süresi içinde arapça olarak indirilen, lafzı ve manasıyla vahiy kaynaklı olan, Fatiha suresiyle başlayıp Nas suresiyle biten, Mushaflarda yazılı, mütevatir olarak nakledilegelen ve tilavetiyle ibadet edilen Yüce Allah'ın mucize kelamıdır."

Ayetlerde ifade edildiği gibi Kur'an, sadece Araplara değil , aksine tüm insanlığa gönderilmiştir.

Lafız ve manasıyla mucize Kur'an'ın bir benzerinin insanlar tarafından meydana getirilmesi mümkün değildir. İnzali, kıraati, yazılması, asliyetini muhafaza etmesi, ayet ve surelerinin tertibi, meseleleri ele alış tarzı, ahiret âleminden haber vermesi, verdiği tüm haber ve bilginleri doğru çıkması ona ait dikkat çekici özelliklerdendir.


Bugün dünyada her gün çok sayıda insan,ya Kur'an'ın aslını okumak ve dinlemekle ya da tefsirlerine yönelmekle Müslüman olmaktadır. Bu durum, bir yandan Kur'an'ın nasıl bir kitap olduğunu gösterirken, öte yandan insanlığa haykırmaktadır.


Not: Kur'an-ı Kerîm ve Türkçe Meâli'nin önsözünden alıntıdır.

Benim Kur'an-ı Kerim hakkında bir şeyler söylemem ne haddime, benden daha bilgili kişilere bırakıyorum.


Kur'an-ı Kerîm'den kişisel gelişim konuları:

İsra 37:Kibirli olma, alçakgönüllü davran!
Müddesir 1-5:Kendini fazla abartma!
Tekvir 25-27:Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma!
Bakara 156:Çaresizlik tuzağına düşme! Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma!
Beled 5-6:Her şeye hâkim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme!
Hücûrat 10:Büyüklük kompleksine kapılıp insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma!
Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap!
Rum 21:Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster!
Vakıa 83-87:Ölümden korkmak yerine ölüm gerçeğiyle yüzleş!
Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut! Anlatarak onları kıymetsizleştirme!
Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine öfkenin dinmesini bekle!
İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur! İhtirasını törpüle!
Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma! Söyleyeceklerini iyi tart!
Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma!
Rahman 7-9: Çıkarcı olma! Adil davran!
Tekasür 1-2:Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme!
Tevbe 40:En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma!

Fecr 27-28:En sevdiğin şeyleri başkalarıyla paylaşmanın keyfine var!
Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için
asla feda etme!
Haşr 10:Muhatabına güvenmek istiyorsan önce sen güvenilir ol!
Kalem 1-2:Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma!Gücünü insanların yararına kullan!
Münafikûn 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil!
Saff 2:Yalandan uzak dur!
Yusuf 32-33:Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin hayatını esir almasına izin verme!
Ankebut 41:İyi bir dostun paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma!
Âl-i İmran 92:İyilik yapma arzunu şarta bağlama! Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma!
En'am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme!
En'am 60:Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler hayatının kâbusu olmasın!
Felak 1-5:Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç!
Hacc 46:Kendini hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullanma!
İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme!
İsra 23:Anne ve babana ‘off' bile deme!
Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur!
Yunus 12:Vazgeçilmez olmadığını kabul et!
Enfal 56:Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma!
Furkan 43:Heveslerini kendine ilah edinme!
Necm 3: İnanma duygunu diri tut!"

Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi
Yazdı, yazdırıldı…Saçmalık, hayatın gerçeği….Çağ dışı, çağının ötesinde…Barış kitabı, terör kitabı….

Bırakın bunları ben size başka bir şey söylüyorum.

Yüzyıllar öncesinden beri var olan bir kitap var. (Burada sadece Kuran’dan bahsetmiyorum Eski ve Yeni Ahit için de aynı şeyler geçerli ) İnanın veya inanmayın bütün hayatınızı öyle veya böyle etkiliyor.

Ama kitap okumayı sevdiğini söylediği halde bırak tefsirini, mealini bile okuyanların sayısı o kadar az ki.

Okumadan inanıyor, okumadan red ediyoruz. İnanılmaz derecede trajikomik bir durum ( Hani ucundan azıcık entel takılıyoruz ya o bakımdan diyorum.)

Mumcu ne güzel söylemişti bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın diye.

Mübarek gün gazına gelip de huşu içinde okuyun demiyorum.

Size demiyorum ama ben fena gaza geldim. Allah’ın ne kadar affedici ve merhamet sahibi olduğuna dair söylenenleri sadece bir çeşit din manipülasyonu sanıyordum.

Kitabı okuduğunda anlıyorsunuz ki neredeyse her surede hatta tabiri caiz ise Allah’ın öfkesini en çok hissettiğiniz sure olan Tevbe suresinde ( arkadaşımmmmm!!!! sureye besmele ile başlamak caiz değil, gel artık gerisini sen düşün ) bile Allah’ın affediciliğinden ve merhametinden bahsediyor.

Sürekli yetim hakkından ve insanların ne kadar az düşündüğünden bahsediyor.

Her yanı ile kafana oturdu mu derseniz o işte epey bir zor...

Altını çize çize eleştire eleştire oku, beğenme , nefret et….. Ama bunların hepsini lütfen okuduktan sonra et…..
Arapça bilmem. Mealini devamlı okurum. Okudukça anlamı genişleyip derinleşen ve dünyada en çok satışı yapılan 2. kitap. Allah kelamı. Okuyun, başucu kitabımız olsun.
Kur'an'ı Kerim'in meali hakkında nasıl bir inceleme yapılır bilemedim. Yalnızca şunu söylemek istiyorum; burası kitapları seven insanların, okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı ve en önemlisi düşünmeyi bilen insanların yer aldığı güzel bir site. Ve neredeyse hergün bir kitap bitiren insanların, hayatında hiç meal okumaması kadar kötü bir şey yoktur bence hayatta... Anlaşılması zor kitapları, dili ağır olan kitapları anlayan insanların "Kur'anı Kerim mealini okusam da anlamıyorum" demeleri tamamen şeytanın bir oyunu bence. Çok değil yalnızca 10 sayfa, ömrümüzün sonuna kadar hergün, düzenli sadece 10 sayfacık meal okumak zor değil. Hem ruhumuzu ferahlatır hem bakış açımızı aydınlatır hem zihnimizi kuvvetlendirir hem de bol keseden sevap kazandırır... Bizi kusursuz bir şekilde yaratan Allah'ımızı ateistlerin, materyalistlerin, veya dinden birhaber olan insanların dilinden dinlemektense 'Allah'a ait olan' bu kutsal kitaptan okuyup anlamaya çalışmak çok daha faydalı bence. UNUTMAYALIM, BU KİTAP ALLAH'IN KİTABI.. Ve Allah süs olsun diye indirmedi bu kitabı...
Binden fazla kitap okumuş, yüzlerce kitap yorumu yazmış birisi olarak belki de en zor değerlendirme yazım bu olacak. Öyle ya, mensubu olduğum dinin mukaddes kitabını yorumlamak hele de bu eserin müellifinin Allah (cc) olduğunu bilmek bile ürpertiyor insanı. Ara ara, Kur’an meali okurdum. Ama bir meali baştan sona ilk defa okudum.

Kur’an tektir ama sanki bizlerin onu yorumlaması, ondan istifade etmesi, onu anlaması çok farklı. Çünkü ben bu meali mesela on sene önce okusam çok daha farklı gözle bakabilirdim. Oysa ki içinde bulunduğum ruh hali bende en fazla adalet, hesap günü ve hak konusunda merak uyandırdı. Nitekim, yapmış olduğum alıntılara baktığımda hemen hepsinin adalet ve haksızlıkla ilgili olduğunu görüyorum.

Çünkü ben son birkaç yıldır dünyadaki en önemli konunun "adalet" olduğuna inanıyorum. İmandan hatta ibadetten bile önemli zira adil olmayanın pek çok şeyinin tartışılması gerektiği kanısındayım.

Ruh halim pek iyi değil. Yıllardır inandığım, değer verdiğim, uğruna ömrümü tükettiğim pek çok şeyin fos çıktığına şahit oluyorum. Hatta bazen şöyle diyorum; Müslümanların şerrinden Allah’a sığınırım. Elbette dinim olan İslam’la hiçbir meselem yok ama Müslümanların bir kısmı ile ciddi bir meselem var. Dinin siyasallaştırılması, insanların dini duygularının istismar edilmesi, ideolojiler, cemaatler, tarikatlar, muhafazakarlar, sahte kahramanlar, riyakarlar, hayaller, tarih algısı ve daha bir çok şey… Hepsinin koca bir balona döndüğü fikrindeyim. Dine en büyük zararı, dinin mensuplarının verdiğine şahidim. İnsanların dinden soğuması konusunda, onları doğru bulup bulmamak bir yana, onları anlayabildiğimi düşünüyorum. Ben ki Umre'ye gitmiş ama inanılmaz, bir şey sırf bu Umre ziyaretinin de etkisiyle tarifsiz sıkıntılar yaşamış bir adamım.

Peki, Kur’an bu konularda neler söylüyordu? Sorun, İslam’da mı insanda mıydı? Bu gözle de okudum meali. Elbette bilmediğim birçok şeyi öğrendim.

Bu arada özellikle son bir aydır kafam çok karışıktı. Adına vesvese denilebilecek olan ciddi bir buhranın içindeydim –ki halen daha atabilmiş değilim. Travmatik yıllar geçiriyorum. İşte tam da bu esnada mesela şöyle bir ayet çıktı karşıma;
“Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.
Ve ahiret (bundan sonraki hayat), mutlaka senin için, evvelkinden (dünya hayatından) daha hayırlıdır.
Ve mutlaka Rabbin yakında sana verecek (ihsan edecek), böylece sen razı olacaksın.
Duha 3-4-5”

Bu ayet benim için çok kritikti. Ama daha kritik olanı ise sanırım şu idi, zira tam da bana sesleniyordu Cenab-ı Hak; “İnsanlar içinde kimi de vardır; Allah'a iman ettik der, sonra da Allah uğrunda bir eziyet edildi mi, insanların eliyle olan bu sınamayı Allah'ın azâbı gibi tutar. Celâlim hakkı için rabbından bir yardım gelirse “cidden biz sizinle beraber idik” diyeceklerinde şüphe yoktur, Yoksa Allah bütün insanların içlerindekini en iyi bilecek değil mi? Ankebut / 10”

İnsanlara zulmedenler, adaletten şaşanlar ve bunlara ortak olanlara, “.... Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, ancak Allah'a ibadet edin. ( Cin – 18 )” ve “Allah adaletli davrananları sever. (Hucurat – 9)” diyen Kur’an, bütün hakkı yenmişlere ise şunu diyordu; “Yoksa o kötülükleri yapıp duran kimseler, kendilerini o iman edip salih ameller yapan kimseler gibi yapacağız, hayat ve memâtlarını müsavi kılacağız mı sandılar? Ne fena hükmediyorlar! (Casiye – 21)1 ve devam ediyor “Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez. (Kasas - 37)” Bunları okudukça ahiret gününe daha bir iman ettim. Amentüde iman ettiğimiz Ahiret günü vardı, olmak zorundaydı. Eğer ben birine bir haksızlık yapmışsam bana, ama birleri bana haksızlık yapıyorsa, onlara bu hesap sorulmalıydı. Zaten Enbiya – 47’de, “Biz ise kıyamet günü için terazilere adaleti koruz da hiç bir nefis, zerrece adaletsizliğe uğratılmaz, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa onu getirir koruz, hesap görücü olarak da biz yeteriz.1 buyurmuş Cenab-ı Allah.

Ben bir dönem duadan ümidi kesmiştim. Duanın bir işe yaramadığını düşünür olmuştum. Ancak şunu okudum İbrahim Suresi’nde. “39- Şüphesiz ki Rabbım duayı işitiyor.
...
42 - Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ı habersiz sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler.”

Çok şükür dedim içimden. Çünkü, ey kul hakkı yiyenler, aptal aptal kararlar verip talimat üzerine insanların hayatlarını karartanlar, Allah sizin yaptıklarınızdan haberdar; çok şükür benim yaptıklarımdan ya da yapmadıklarımdan da haberdar!

Hele, Bakara 153 ve 155’te tamamen kendime pay biçtim. Yaradan buyurmuş ki, “Ey o bütün iman edenler sabr-ü salât ile yardım isteyin, şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir. .... Çaresiz sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve hasılattan eksiklik ile imtihan edeceğiz, müjdele o sabırlıları.”

İman ettim, ediyorum, edeceğim. Varsın, iyi ki varsın Allah’ım, çünkü senden başka güvenip, dayanabileceğimiz kimse yok. Senin adını kullanarak kirli politikalar yapanları, insanlara zulmedenleri, hak yiyenleri perişan edeceğini bilmek güzel. Sen el Adl’sin, sen her şeyi bilensin…
Kuranı kerimin türkçe meali ama bu da çoğu obur meal kitaplari gibi farklılık gösteriyor bazı kelimelerin anlamları mealde farklı şekilde telafuz edilmiş ama yinede Kuranı Kerim okumayanlar için okunması gereken bir meal
"Doğu ve batının hakimi Allah'tır.Hangi tarafa yönelirseniz Allah'ı orada bulursunuz.Şüphesiz ki Allah'ın mağfireti geniştir,o herşeyi bilendir."(Bakara:115)
Oku! Yaradan rabbinin adıyla oku... Sakın okumamazlık etme, çünkü insan muhakkak azıp haddi aşar.(Alak suresi-1/6)
Bu apaçık olan kitabın değerini bilin. Şüphediz biz akıl erdiresiniz diye onu Arapça olarak okunacak bir kuran kıldık. (Zuhruf suresi-2/3)
Kim rahman'ın zikri olan Kuran'ı görmemezlikten gelirse, biz ona bir şeytanı musallat ederiz de artık o şeytan onun arkadaşı olur. (Zuhruf suresi-36)
Kuran-ı Kerim'in önemini ve anlayarak okumamız gerektiğini söyleyen sadece birkaç ayet. Sevdiğimiz bir yazarın kitabı çıkınca onun peşinden koşuyoruzda hakkı ve hakikati anlatan ve gerçeği yazan kitabı okumayı neden bu kadar erteliyoruz. Bilmek ve anlamak farklı şeyler derler ya herkes gibi bende Kuran'ın ne kadar değerli ve önemli olduğunu bilirdim fakat bugün birazda olsa bunu anlamış bulunuyorum. Kuran mealini ciddiyetle okuyan her insanın hayata bakış açısı ve davranışlarında büyük değişiklik olacağına inanıyorum.
Keşke islamı biraz olsa anlayabilsekte bu ölçülerde yaşayabilsek... Eminim ki en azından ülkemiz daha yaşanır bir yer olur. Dinimizde sabır, güzel ahlak, ihlas, adalet, büyüklerimize saygı ve insan sevgisinin önemi o kadar güzel anlatılmış ki ancak okuyunca ne kadar güzel bir dine ve peygambere sahip olduğumuzu anladım. Keşke islamı televizyonlardan eksik ve yanlış bir şekilde değilde kurandan ve sünnetlerden öğrenme gayreti içinde olsaydık bugün toplum olarak daha mutlu ve huzurlu olabilirdik. Geneli müslüman bir toplum olarak ülkemizdeki suç oranlarına bakarsak bunu daha iyi anlayabileceğimizi düşünüyorum.
Aklımızı Allah yolunda doğru işler için kullanmak, çalışmak ve ilimin dinimizce önemini Kuran'da görmüş oldum ki öyle olmasaydı ilk ayeti "Oku!" olmazdı.
İnsanlığımızı unuttuğumuz şu dönemde en önemli değerlerimizi ve insanlığımızı bize hatırlatacak olan Kuran'ı defalarca okumamız gerekir ki Alak suresi 6. Ayettede bu konunun önemi zaten belirtilmiş.
Kuranda birçok yerde kendilerine gelen peygamberlere iman etmemiş ve haddi aşmış kavimlerin davranışları ile dönemimizin çokta farklı olmadığını gördüm.
Kıyamet, Cehennem ile ilgili birçok ayeti okurken insanın korkmaması elde değil ki peygamber efendimiz(s.a.v) "hud" be "kıyame" sureleri için "vahiy olurken yaşlandım" diye belirtiyor. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Bunun yanında Allah(c.c)'ın bağışlamasının sınırının olmaması ve insana olan merhameti bir çok ayette tekrarlanmış.
Güzel ahlak sahibi olmanın önemi gerçek bir müslüman gibi nasıl yaşayacağımız ayrıntısı ile anlatılmış. Kuran bir kere değil sürekli okunması gereken bir kitap. Ancak en azından bir kere hakkı ile okuyun. Ben bu yaşıma kadar neden okumadım diye pişmanlık duyuyorum ve okumayan herkesede en yakın zamanda en azından bir kere okumalarını tavsiye ediyorum.
Kitap okumaya kitapların en hayırlısıyla başlamak isabet olur diye düşünüyorum.
“ Yaratan Rabbinin adıyla oku. Oku Rabbin en büyük kerem sahibidir. O ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” Alâk : 1,3,4,5
“ De ki: “ Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Zümer : 9
“ De ki: Rabbim ilmimi arttır!” Tâhâ : 114

Yazarın biyografisi

Adı:
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Unvan:
Türk Din Adamı, Tercüman ve Hattat
Doğum:
Elmalı, Antalya, 1878
Ölüm:
İstanbul, 27 Mayıs 1942
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, (d. 1878, Antalya – ö. 27 Mayıs 1942, İstanbul), Türkçe Kur'an tefsirlerinden birini telif etmiş din adamı, tercüman ve hattat. Okan Bayülgen'in öz dedesidir.

1878'de Antalya'nın Elmalı kazasında doğdu. Ailesi aslen Burdurlu olup, babası Hoca Numan Efendi'dir. Numan Efendi daha küçük yaşlardayken Burdur'un Gölhisar kazasının (Yazır Türkmenlerince kurulmuş) Yazır Köyü'nden ayrılarak Elmalı'ya gelmiş, tahsilini orada tamamlamış, Şeriye Mahkemesi başkâtibi olmuştur. Annesi Elmalı alimlerinden Esad Efendi'nin kızı Fatma Hanım'dır.

Türkçenin yanında Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahipti. Ancak yazılarında sade bir Türkçe kullanmıştır. Bunların yanı sıra Fransızca da bilmektedir. "El-metalip ve'l-mezahip" adında Fransızcadan tercüme ettiği bir felsefe tarihi kitabı vardır.

Muhammed Hamdi Yazır, ilk ve ortaokul tahsilini Elmalı'da Rüşdiye Mektebi'nde gördü. Hafızlığını da tamamladıktan sonra, Arapça okudu ve İslami ilimleri öğrenmek için, dayısı Hoca Mustafa Sarılar Efendi ile birlikte 1895'de İstanbul'a geldi. Kayserili Mahmud Hamdi Efendi'nin Beyazıt Camii'ndeki derslerine devam etti. Oflu Mahmut Kamil Efendi'den fıkıh dersleri aldı. Devrin ileri gelen değerli hocalarından ders görerek icâzet aldı.

Mekteb-i Nuvvab'a girdi ve buradan birincilikle mezun olarak kadılık icazeti aldı. 1905'ten itibaren Beyazıt Camii'nde talebelere ders vermeye başladı ve bu hizmeti 1908 yılına kadar devam etti. Bu arada Şeyhülislamlık'ta Mektubi Kalemi'ne dahil edildi. Bir yandan da Nuvvab'da ve Mülkiye Mektebi'nde ahkam-ı evkaf, Medrese-t-ül Vaizin'de fıkıh, Süleymaniye Medresesi'nde mantık derslerini okutmayı sürdürdü. 1908 yılında dersiâm oldu. Devrin ünlü hattatları Sami Efendi ve Bakkal Arif Efendi'den hat dersleri aldı. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kur'an-ı Kerim'i ilk kez Türkçe tefsir etmesi için vazifelendirdiği Mehmet Akif Ersoy'dan sonraki ikinci kişidir.

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Meclis-i Mebusan'a Antalya mebusu olarak girdi. Şeyhülislam fetvayı vermediği için, 1. Fetva Emini olarak II. Abdülhamit'in tahttan alınması için gereken fetvayı İttihad Terakkicilerin isteği doğrultusunda yazdı. Daha sonra da karşı cephede olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nda faaliyetlerini sürdürdü. Daha sonra sırasıyla, Dar-ül Hikmet-ül İslamiye azalığına (Ağustos 1918), Nisan 1919'da bu kurumun başkanlığına tayin edildi. Damat Ferit Paşa'nın kabinelerinde Evkaf (Vakıflar) Nazırı olarak vazife yaptı. Eylül 1919'da Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. İttihat ve Terakki'nin ilim şubesinde vazife yaptı.

1909 yılında Mülkiye Mektebi'nde Ahkâm-ı Evkâf ve Arâzî dersleri okutmuş ve yine aynı yıllarda Mekteb-i Kuzâtta "Fıkıh" dersleri vermiştir. Daha sonra Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye (Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti) üyeliğine ve bir müddet sonra da başkanlığına tayin edilmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Evkaf Nazırlığı'nda bulunmuş ve bu sırada Âyan Meclisi üyesi olmuştur.

Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması (Felsefe) ile de ilgilenen Elmalılı Hamdi Yazır, batılı yazarların eserlerini de tercüme etmiştir. Bu eserlerde ileri sürülen konulara eleştirel yaklaşım sergileyen Elmalılı Hamdi Efendi, felsefe ve din arasında cereyan eden tartışmalara çözüm bulmaya çalışmıştır. Filozofların gerçeği kavrayamadıklarını belirtmiş, akıl ile iman bütünleştiği zaman gerçeğin kavranıp doğrulanabileceği fikrini savunmuştur.

Cumhuriyetin ilanı esnasında Medrese-t-ül Mütehassisin'de mantık dersleri okutuyordu. Damat Ferit Paşa kabinelerindeki görevi dolayısıyla, bu kabinelerin Milli Mücadele aleyhine verdiği kararlarda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle gıyabında idama mahkûm edildiyse de, aynı zamanda yeğeni Emin Paksüt'ün kayınpederi olan Kel Ali'nin başkanlık ettiği Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yapılan muhakemesinden sonra suçsuzluğu tespit edilerek beraat etti.

Elmalılı Hafız Muhammed Hamdi Yazır, Uzun zaman devam eden kalp yetmezliği rahatsızlığından ötürü Erenköy'de 27 Mayıs 1942'de vefat etti. Kabri Sahrayı Cedit Mezarlığı'ndadır.

Beyânül-Hak ve Sebîlürreşad dergilerinde Küçük Hamdi veya Elmalılı Küçük Hamdi mahlası ile makalelerini yayınlanmıştır. Tefsirinde ise Elmalılı Hamdi Yazır imzasıyla eserini yayınlamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 77 okur beğendi.
  • 903 okur okudu.
  • 247 okur okuyor.
  • 316 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları