Emin Akif Ersoy

Emin Akif Ersoy

Yazar
8.6/10
5 Kişi
·
14
Okunma
·
1
Beğeni
·
955
Gösterim
Adı:
Emin Akif Ersoy
Unvan:
Mehmet Akif Ersoy'un oğlu
Doğum:
İstanbul, 1908
Ölüm:
Tophane, 24 Ocak 1967
Bilindiği gibi, Âkif'in ilk üçü kız olmak üzere altı çocuğu olmuş, dördüncü çocuk İbrahim Naim bir buçuk yaşındayken ölmüştür. Diğer oğullarının adları Mehmed Emin ve Tahir'dir.

Emin Ersoy, 1908 yılında İstanbul'da doğmuştur. Hangi okullarda okuduğunu, Âkif'in 1925 yılında Mısır'dan dostu Fuad Şemsi'ye yazdığı mektuplar sayesinde biliyoruz. 8 Mart 1925 tarihli mektubunda, Emin'in haylazlığından, Numune Mektebi'nin beşinci sınıfını zar zor geçebildiğinden, şimdi de mektebe canı isterse gidip istemezse sokak sokak dolaştığından, nasihatlere ve ihtarlara aldırmadığından söz ederek Fuad Şemsi'den yardım ister.

Âkif, Ankara'ya giderken beraberinde götürdüğü ve Millî Mücadele boyunca yanından ayırmadığı Emin'le, 1923 ve 1924 ve 1925 kışlarını Abbas Halim Paşa'nın davetlisi olarak Kahire'de geçirdiği için fazla ilgilenememiştir. Reşat Ekrem'in İstanbul Ansiklopedisi'ne Burhaneddin Olker tarafından yazılan "Ersoy, Mehmed Emin" maddesinde verilen bilgilere inanmak gerekirse, Emin, babasının yokluğunda, uygunsuz arkadaşlar edinerek içki ve esrara alışır. 1925 baharını İstanbul'da geçirdikten sonra yakından ilgilenmek için Emin'i de Kahire'ye götüren Âkif'in, Fuad Şemsi'ye yazdığı mektuplardan birindeki şu cümleler, Olker'in verdiği bilgilerin doğru olduğu izlenimini uyandırmaktadır: "Emin'i buraya getirdiğimden dolayı o kadar memnunum. O kadar doğru bir iş gördüğüme kaniim ki, sorma!"

Emin'in askerliğini yapmak için 1934 yılında Türkiye'ye döndüğü, Kırklareli'nde er olarak askerliğini yaparken arka­daşlarına Kur'an'dan âyetler okuyup tefsir ettiği için irtica suçlamasıyla tevkif edilip Divan-ı Harb'e verildiği, bir yolunu bulup tevkifhaneden kaçtığı, Mersin'den ya­ya olarak Antakya'ya giderken o tarihte henüz Türkiye'ye bağlanmamış olan Hatay sınırları içinde şüphe üzerine yakalandığı, pasaportu olmadığı için Kırıkhan kazasına gönderildiği, Ali İlmî Fânî'nin Rıza Tevfik'e yazdığı bir mektuptan biliniyor.

Emin, yakalandıktan sonra yardım istemek için bir yolunu bulup hapishaneden baba dostlarından birine bir mektup gönderir. Asıl sahibi bulunamadığı için Ali İlmî Fânî'ye verilen bu mektupta, Emin, başından geçenleri anlattıktan sonra Türkiye'ye iade edilmek üzere olduklarını belirterek imdat istemektedir, ama artık çok geçtir.

Emin'in nasıl yargılandığı, ne kadar ceza aldığı ve ne kadar hapis yattığı araştırılması gereken bir husustur. İstanbul Ansiklopedisi'ndeki maddede yeterli bilgi yok. Ancak Emin'in hem irtica, hem de firar suçundan mahkûm olduğu, cezasını çektikten sonra askerliğini tamamlayıp terhis edildiği tahmin edilebilir. Olker'e göre, terhisinden sonra İstanbul'un haneberduşlarından biri haline gelen Emin, sabahçı kahvelerinde ve hamamlarda yatıp kalkmıştır; yalınayak dolaştığını, şarap, ispirto ve esrar parası için hamallık yaptığını görenler bile vardır. Zabıta tarafından ilk defa 1939 yılında bir esrarkeş olarak yakalanır ve akıl hastanesine sevk edilir. Ancak bir süre sonra bir baba dostunun yardımıyla buradan çıkarılıp Bursa'da, Karacabey Harası'na kâhya olarak yerleştirilir. Bu görevi sırasında evlenerek mazbut bir hayat yaşamaya başlayan Emin, işinden kovulunca İstanbul'a döner ve Refii Cevat Ulunay'ı ziyaret eder. Kendisini "Ben Mehmed Âkif'in oğluyum, ismim Emin'dir" diye takdim eden Emin, Ulunay'ın anlattığına göre, zelzelenin Hara'yı altüst ettiğini ve "Buralar eski haline getirilinceye kadar git, başının çaresine bak!" denerek işten çıkarıldığını söyler ve tavassut ricasında bulunur. Durumu ilgili makamlara bildirdiğini, neticeyi beklerken Emin'den bir mektup aldığını yazan Ulunay şöyle devam ediyor:

"Ziraat Bakanlığı tarafından tekrar haraya gönderildiğini ve kendisine yer olarak merkeze yedi-sekiz kilometre mesafede Poyrazbahçe Koyun Ağılı denilen bir yerde yatıp kalkabileceğini söylediklerini yazıyor. Sobasız, gıdasız, pislik içinde olan buradan kurtarılmasını rica ediyor."

Emin'in Karacabey'deki şartlara dayanamayarak İstanbul'a ve eski hayatına döndüğü anlaşılıyor. Eşini de 1966 yılı başlarında kaybedince hayata büsbütün küsen ve kendini yeniden içkiye ve esrara veren Emin, o yılın sonlarında birkaç ay akıl hastahanesinde kalır ve Kasım 1966'da taburcu edildikten sonra Tophane'de terk edilmiş bir kamyon karoserinin içinde yaşamaya başlar. Bu arada Çetin Altan'ı da ziyaret edip yardım istediği çok yazılıp çizildiği için ayrıntılara girmiyorum. Emin, 24 Ocak 1967 günü Tophane'de yatıp kalktığı karoserin içinde ölü bulunmuştur.
“Hintli bir casus, Mustafa Sağîr diye bir İngiliz casusu, Afganistan'daki Afgan Kralını vurmuş... Daha sonra İngilizler tarafından Ankara'ya Atatürk'ü vurmakla görevli olarak gönderiliyor. Fakat Mustafa Sağîr, Ankara'dayken bir türlü Atatürk'ü göremiyor; ama bir yandan da İngilizlerle yazışıyor. "Merak etmeyin, mutlaka vuracağım," diye...”
Emin Akif Ersoy
Sayfa 35 - Kurtuba Yayınları
“Mehmet Âkif Millî Mücadele'nin muazzam bir cihat olduğuna halkı o kadar yakından ikna etmişti ki; bu vadide öyle mahirane bir üslûp, öyle candan bir ahenk kullandı ki, Anadolu'nun birçok vilâyetlerinde, kazalarında hattâ nahiyelerinde, camilerde, medreselerde, meydanlarda insan kütlelerine karşı hitap etti. O çok samimî konuşuyor. Doğruyu söylüyordu. Sözleri herkesin üzerinde çok derin tesir ediyor. Onu bir kere dinleyen ve eli silâh tutabilen bütün erkekler ailesiyle vedalaşıyor, evini, karısını, çocuklarını Allaha emanet ederek cepheye koşuyordu.”
Emin Akif Ersoy
Sayfa 50 - Kurtuba Yayınları
“İstiklâl Marşı şairini ekseri imamete intihap ediyorlar, o bazı yerlerde tevazu gösterdiği zaman ısrar ile onu saflarının önüne sürüyorlar idi. Mehmet Âkif Kur'an'ı başından sonuna kadar ezbere bilirdi. Hıfzı çok kuvvetli idi. Şairlik hususiyetlerinden birisi de, hafızasının pek kuvvetli oluşudur,”
Emin Akif Ersoy
Sayfa 63 - Kurtuba Yayınları
“İstiklâl Marşı'nı yaratmış bu muvaffakiyeti 500 lira nakdî bir mükâfat ile tâltif edilmişti. Babam o esnada 500 liraya gerçekten muhtaç bir adamdı. Fakir idi. Parası yoktu. Lâkin mâlum olduğu gibi gönlü çok boldu.

İyi biliyorum ki, babam bu parayı almadı, onu Kızılay'a terk etti...”
Emin Akif Ersoy
Sayfa 79 - Kurtuba Yayınları
“Bugün Âkif'in yüzünü görmemiş fakat eserlerinden onu öz evlâtlarından daha iyi tanımış nice gençler vardır.”
Emin Akif Ersoy
Sayfa 118 - Kurtuba Yayınları
Oğlan ahmaktır. Senelerden beri uğraştığım hâlde yalan söylemekten vazgeçiremedim. Yarım saat sonra meydana çıkacak yalanlarla işini görebileceğine kani olan sersemlerden! Doğrusunu söylemek şartıyle birçok kusurlarını bağışladığım ve bu tabiatim hakkında kendisine itimat verdiğim hâlde bir türlü o huyundan vazgeçiremedim.
Bizim aptal oğlanla ne yaptın? Çağırdın, tekdir, yahut nasihat etmedin mi? Herifte adamlık kabiliyeti görüyor musun? Her hâlde vazife-i vesayeti kemal-i ciddiyyetle ifa etmelisin!
(...) Allah sağlık verirse, 29 Nisan'da İskenderiye'den vapura bineceğiz. Şu hesapça, bir ay sonra görüşürüz. Allah'a emanet ol, kardeşim! Oğlanın işini ihmal etme ha!
(Fuat Şemsi İnan'a, 12 Ramazan, 1343 (6 Nisan 1925) Pazartesi).
Emin Arapça ile İngilizce ile hiç iyi değil. Zaten onun oyundan başka arasının iyi olduğu bir şeyi henüz göremedik! Mamafih, buraya getirdiğim çok isabet oldu, mütalâasındayım.
Ne odunmuş babanız, olmadı bir baltaya sap!
Ona siz çekmeyiniz, sonra ateştir yolunuz.
Meşe hâlinde yaşanmaz, o zamanlar geçti;
Pek de incelmeyiniz, sâde biraz yontulunuz.
Mehmet Akif Ersoy, cemiyete mâl olmuş bir insan. Ne yazık ki kıymeti tam olarak idrak edilememiştir. Akif, ülkenin zor zamanlarında daima halkının yanında olmuş. Dünyada bir yer edinmek için hiçbir çaba sarfetmemiş, dünya malına kıymet vermemiştir. Kurtuluş Savaşı’nın en önemli kahramanlarından biridir. Akif, Safahat’ın yedi bölümünden biri olan Asım kısımında bugünün gençlerine önemli nasihatlerde bulunmuştur. Batı’nın karakteristik özelliğini eleştirmiş ancak ülkemizin de Batı gibi ilmî vb. konularda gelişmesini istemiştir. Bu kitap, Akif’in hayatından belirli pasajlar sunan ihtiva bakımından çok kapsamlı olmasa da Akif’i bir nebze olsun tanımak için okunması elzem bir eserdir. Sadece Akif’i değil ailesini de anlatan eserde Akif’in oğlu Emin Âkif Ersoy’un hüzünlü yaşamına da yer verilmiştir. Mehmet Akif’in vefatı ne yazık ki ülkemizin en öksüz cenazesi olmuştur. Oğlu da aynı kaderi paylaşmış, Emin Âkif’e de sahip çıkılmamıştır. Son olarak Akif’in oğlunun yardım çığlığıyla Refi Cevad Ulunay’a yazdığı mektubundan bir alıntı paylaşmak istiyorum.
“ Tut elimden diyerek, boynumu büktüm Ulunay
Yüzde yüz üzdü senin gönlünü bitkin durumum
“ Âkif’in oğlu “ dedim sen de şaşırdın. Bu mu? Ay
Sürünüp kıvranıyor, iş arıyor. Vay gidi vay! “
İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un hayatına dair kaynakların çok sınırlı olması nedeni ile oğlu tarafından aktarılmış olan bu eser çok değerlidir. Kitap ta oğlu Emin Akif'in hayatına ve yaşadığı yaşam zorlukları da anlatılmış.
1873 yılında İstabul Fatih'in Sarıgüzel semtinde dünyaya gelen Mehmet Akif Ersoy'a babası Mehmet Tahir Efendi, ebced hesabıyla doğum tarihini belirten “Ragif” adını verdi (hicri 1290) ve vefatına kadar onu bu adla çağırdı. Ancak bu isim, yaygın olmadığı ve güç söylendiği için annesi ve yakın çevresi, daha bilinen bir ad olan “Akif”i kullandılar. Bunlar kitap dışı bilgiler.
Kitaba gelince
Mehmet Akif ERSOY(Milli Sairimiz)'in 3 oğlu 3 kızı olduğu ilk çocuğu Ibrahim Naim doğumundan bir buçuk yıl sonra ölmüş ikinci oğlu Emin Akif kitaba konu olan hatıraların sahibi ve Tahir 2000 yılında ölen oğlu.
Bu kitap kurtuluş savaşı yıllarında babası ile gezen 12-14 yaşlarını babasının nasıl hakkı savunduğunu ve vatan için neler yapılması gerektiğini anlamaya çalışan bir çocuk iken kurtuluş savaşı bittikten sonra yeni duzene uyum saglamayan bir babanın mısıra geçişi ve onu sılada bekleyen ailesinin durumu anlatılıyor.
Emin Akif yaşadığı zorluklara daha fazla değinilmiş. Kitap akıcı bir hatirat diyebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Emin Akif Ersoy
Unvan:
Mehmet Akif Ersoy'un oğlu
Doğum:
İstanbul, 1908
Ölüm:
Tophane, 24 Ocak 1967
Bilindiği gibi, Âkif'in ilk üçü kız olmak üzere altı çocuğu olmuş, dördüncü çocuk İbrahim Naim bir buçuk yaşındayken ölmüştür. Diğer oğullarının adları Mehmed Emin ve Tahir'dir.

Emin Ersoy, 1908 yılında İstanbul'da doğmuştur. Hangi okullarda okuduğunu, Âkif'in 1925 yılında Mısır'dan dostu Fuad Şemsi'ye yazdığı mektuplar sayesinde biliyoruz. 8 Mart 1925 tarihli mektubunda, Emin'in haylazlığından, Numune Mektebi'nin beşinci sınıfını zar zor geçebildiğinden, şimdi de mektebe canı isterse gidip istemezse sokak sokak dolaştığından, nasihatlere ve ihtarlara aldırmadığından söz ederek Fuad Şemsi'den yardım ister.

Âkif, Ankara'ya giderken beraberinde götürdüğü ve Millî Mücadele boyunca yanından ayırmadığı Emin'le, 1923 ve 1924 ve 1925 kışlarını Abbas Halim Paşa'nın davetlisi olarak Kahire'de geçirdiği için fazla ilgilenememiştir. Reşat Ekrem'in İstanbul Ansiklopedisi'ne Burhaneddin Olker tarafından yazılan "Ersoy, Mehmed Emin" maddesinde verilen bilgilere inanmak gerekirse, Emin, babasının yokluğunda, uygunsuz arkadaşlar edinerek içki ve esrara alışır. 1925 baharını İstanbul'da geçirdikten sonra yakından ilgilenmek için Emin'i de Kahire'ye götüren Âkif'in, Fuad Şemsi'ye yazdığı mektuplardan birindeki şu cümleler, Olker'in verdiği bilgilerin doğru olduğu izlenimini uyandırmaktadır: "Emin'i buraya getirdiğimden dolayı o kadar memnunum. O kadar doğru bir iş gördüğüme kaniim ki, sorma!"

Emin'in askerliğini yapmak için 1934 yılında Türkiye'ye döndüğü, Kırklareli'nde er olarak askerliğini yaparken arka­daşlarına Kur'an'dan âyetler okuyup tefsir ettiği için irtica suçlamasıyla tevkif edilip Divan-ı Harb'e verildiği, bir yolunu bulup tevkifhaneden kaçtığı, Mersin'den ya­ya olarak Antakya'ya giderken o tarihte henüz Türkiye'ye bağlanmamış olan Hatay sınırları içinde şüphe üzerine yakalandığı, pasaportu olmadığı için Kırıkhan kazasına gönderildiği, Ali İlmî Fânî'nin Rıza Tevfik'e yazdığı bir mektuptan biliniyor.

Emin, yakalandıktan sonra yardım istemek için bir yolunu bulup hapishaneden baba dostlarından birine bir mektup gönderir. Asıl sahibi bulunamadığı için Ali İlmî Fânî'ye verilen bu mektupta, Emin, başından geçenleri anlattıktan sonra Türkiye'ye iade edilmek üzere olduklarını belirterek imdat istemektedir, ama artık çok geçtir.

Emin'in nasıl yargılandığı, ne kadar ceza aldığı ve ne kadar hapis yattığı araştırılması gereken bir husustur. İstanbul Ansiklopedisi'ndeki maddede yeterli bilgi yok. Ancak Emin'in hem irtica, hem de firar suçundan mahkûm olduğu, cezasını çektikten sonra askerliğini tamamlayıp terhis edildiği tahmin edilebilir. Olker'e göre, terhisinden sonra İstanbul'un haneberduşlarından biri haline gelen Emin, sabahçı kahvelerinde ve hamamlarda yatıp kalkmıştır; yalınayak dolaştığını, şarap, ispirto ve esrar parası için hamallık yaptığını görenler bile vardır. Zabıta tarafından ilk defa 1939 yılında bir esrarkeş olarak yakalanır ve akıl hastanesine sevk edilir. Ancak bir süre sonra bir baba dostunun yardımıyla buradan çıkarılıp Bursa'da, Karacabey Harası'na kâhya olarak yerleştirilir. Bu görevi sırasında evlenerek mazbut bir hayat yaşamaya başlayan Emin, işinden kovulunca İstanbul'a döner ve Refii Cevat Ulunay'ı ziyaret eder. Kendisini "Ben Mehmed Âkif'in oğluyum, ismim Emin'dir" diye takdim eden Emin, Ulunay'ın anlattığına göre, zelzelenin Hara'yı altüst ettiğini ve "Buralar eski haline getirilinceye kadar git, başının çaresine bak!" denerek işten çıkarıldığını söyler ve tavassut ricasında bulunur. Durumu ilgili makamlara bildirdiğini, neticeyi beklerken Emin'den bir mektup aldığını yazan Ulunay şöyle devam ediyor:

"Ziraat Bakanlığı tarafından tekrar haraya gönderildiğini ve kendisine yer olarak merkeze yedi-sekiz kilometre mesafede Poyrazbahçe Koyun Ağılı denilen bir yerde yatıp kalkabileceğini söylediklerini yazıyor. Sobasız, gıdasız, pislik içinde olan buradan kurtarılmasını rica ediyor."

Emin'in Karacabey'deki şartlara dayanamayarak İstanbul'a ve eski hayatına döndüğü anlaşılıyor. Eşini de 1966 yılı başlarında kaybedince hayata büsbütün küsen ve kendini yeniden içkiye ve esrara veren Emin, o yılın sonlarında birkaç ay akıl hastahanesinde kalır ve Kasım 1966'da taburcu edildikten sonra Tophane'de terk edilmiş bir kamyon karoserinin içinde yaşamaya başlar. Bu arada Çetin Altan'ı da ziyaret edip yardım istediği çok yazılıp çizildiği için ayrıntılara girmiyorum. Emin, 24 Ocak 1967 günü Tophane'de yatıp kalktığı karoserin içinde ölü bulunmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 14 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 9 okur okuyacak.