Emine Şenlikoğlu

Emine Şenlikoğlu

7.8/10
1.463 Kişi
·
6.862
Okunma
·
513
Beğeni
·
14.051
Gösterim
Adı:
Emine Şenlikoğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Adapazarı, 27 Mayıs 1953
1953 yılında dünyaya geldi. Çocuk yaşta ailesiyle birlikte Adapazarından gelip İstanbul’a yerleşti. Daha küçük yaşta bazı çelişkileri fark etti. Büyüdükten sonra Hıristiyanlığı araştırdı. Aynı dönemde kiliselere gidip İncil’i okumaya başladı. Bu inceleme sırasında İncilleri kendi ölçüleri içinde çelişkilerle dolu olduğunu gördü. Sonra İslâmı incelemeye ve İslimî tahsil için yoğun bir eğitime başladı. Fıkıh, Akait gibi islâmî temel ilimlerle meşgul oldu. Ayrıca, İlahiyat mezunu eşi Recep Özkan ve özel hocalardan dersler aldı.rnrnİki çocuk annesi olan Şenlikoğlu; ilkokulu, İmam Hatibin orta ve lise kısmını dışarıdan bitirdi. 1985ten beri Mektup Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yürüten yazar, Türkiyenin çeşitli illerinde ve dış ülkelerde konferanslar verdi. Araştırmacı yazar Şenlikoğlu 1984de yazmış olduğu ilk kitabı; "gençliğin İMANINI SORULARLA ÇALDILAR" adlı kitabından dolayı 2.5 yıl cezaevinde yattı.
Cehalet, ana babayla evlat arasına, karısı ile kocası arasına girdiği zaman, insanın kıyameti görmesine gerek kalmıyor.
"Başkasının hakkını yemek adaletsizliktir de, insanın kendi hakkını yemesi adaletsizlik değil midir?"
İşte o an ilk defa Cehennemin varlığına sevindim. Bunların hakkını Cehennemden başka ne  verebilirdi?
Ben hep düşünmüşümdür;
Domuz eti haramdır diyen Kur'an'dan ayettir, içki içmeyin, zina yapmayın, adam öldürmeyin, namazınızı dosdoğru kılın, zekatınızı hesaplayarak verin emri de ve diğerleri de Kur'an'dan birer ayettir. Neden acaba domuz eti yasağına riayet edildiği kadar Allah'ın öteki emirlerine riayet edilmez? Bunun cevabını hala bulamadım
"Herşey, kırılmaz zincirleriyle bağlı yazgının"
İçinden mi geçer?
İnsanlar lif lif dağılıp, yer mi insanı?
Ben de Aristoteles gibi mi sesleneyim?
"Ey dostlarım, dünyada dost yok" diye.
Ey Tanrım niye?
Ama ona senin dostluğunu söylemeliyim.
Hiç olmazsa o dünyada yapabilmeliyim.
Nerdesin Ey Tanrı?
Bataklıklarda çırpınıyorum
Felaketin ikinci yarısı ben oldum sanki
Ben nereye gitsem o da geliyor
O demişti: "Mutluluk bile haddini aşarsa azap olur"
Ben aşmış mıydım haddimi?
Bu azap fazlaca büyük geldi bana
Kurtar beni acı renkten, yalvarıyorum sana
Bu genç yaşta böyle olmak istemezdim.
Gelen kâbusu da engelleyemezsiniz.
Ellerimden tutmadı meleklerin
Tutanlar benim bilmediklerim
İşte kendimi seyrediyorum geceyarısı
Gördüm ki, ben olmuşum ben, ötenin yüz karası.
Yine bir zamanlar 17 18 yaş döneminde kuran kursunda okuyan bir arkadaşım tarafından cebren ve hile ile okumuş olduğum kitaptır. Ha evet Atatürkçü olmamdan dolayı çevremde biraz dinden uzakmış algılanırım. Bu kitapta beni dine yöneltecekmis. Klasik Yeşilçam hikayesi. Artı bir değer katmadı. Kızımız kötü yolun en iyisine düşüyor. Mankenlik yapıyor ancak hiç açık saçık giyinmiyormus. Kızım sen zaten lüks yaşam, pahalı ve açık kıyafetler giyebilmek için evden kaçmışsın. Fırsatını bulmuşsun giy işte. Yok o bir imam kızı hayatta giymez ve durup dururken ailesi özler ve her şeyi bırakıp baba evine döner. Halbuki ben normal bir lisede okuduğum dönemde İmam Hatip Kız Lisesi'nin tuvaleti tıkanmıştı nedeni kız öğrencinin biri 4 aylık çocuğunu zorla düşürmüştü. Sonrada ben dinden uzak onlar dine yakın oluyordu.
Spoiler içerir!

Emine Şenlikoğlu na yazar demek gerçek yazarlara saygısızlıktır. Sayısını bilmediğim kadar kitabını okudum.Özellikle değil elime geçtiği için. Aslında konusu güzel kalemi güçlü bir yazar yazsa iyi bir kitap olabilir. Hatta biraz Charles Dickens in, İki Şehrin Hikayesi kitabından esinlenmiş gibi. Şenlikoğlu nun yazdıkları en fazla lise düzeyinde. Bu kadar kötü bir yazar var mıdır bilmiyorum. Acıklı yaşanmış bir hikaye, haksız yere idam edilen Vedat ın hikayesi. Ama öyle basit yazmış ki maalesef etkileyemedi beni. Edebi ve kaliteli kitap okumak isteyen kimseye tavsiye etmem.
İnsan nerden kim tarafından vurulacağını bilmiyor. İnsanlık bitti dercesine yapılan işkenceleri ele alan bu kitabı Emine Şenlikoğlununyine güzel bir hayat hikayesini anlatıyor .Okumanız şidetle tavsiye edilir . Çok güzel bir kitap ve akıcı.
1- suçlunun kafası kazınırmış ve suçlu bir direğe hiç hareket edemiyeceği şekilde bağlanırmış...ve üstten damlalar halinde soğuk su damlatılırmış...damlalar bir süre sonra balyoz etkisi yaptığından adamın delirmesi sağlanırmış...

2- suçlunun göz kapaklarına iğne batırılırmış...ve adam bir süre sonra daynamayıp gözlerinin kapatır ve kör olumuş...(adamın biri 2 günün dayanmış en sonunda gözlerinden kan gelmiş ve kapatmak zorunda kalmış)

3- suçlu 10 metre karelik bir odaya kapatılırmış...ve burdan hiç çıkartılmazmış...yemeği düzenli olarak verilen adam tuvalet olmaması nedeniyle tuvaletini odanın bir kenarına yapmak zorunda kalırmış...bir süre sonra yaptığı dışkı ve idrarların zehir salgılamalarından dolayı adam zehirlenerek ölürmüş...
Kaan ve Turgut adlı iki kardeşin kasabaya okumaya gitmesiyle başlar hikaye...
Komünizmi yavaş yavaş aşılayan ve zamanla dinsizliğe varan düşünce sistemi oluşturulmuştur artık iki kardeşte..
Marks ve Lenin tanrıları.. Stalin ise küçük ilahları olmuştur...
Artık Çinde de Kominizm hakim olmuştur..
Lider Mao tarafından ilan edilir...
Fakat zamanla üzerlerinde oynanan oyunun farkına varan Kaan, kardeşi Turgutu da kurtarmaya çalışır fakat kardeşi, babası ve Kaan'ı komünizm sisteminin kucağına atar...
Çinli Komünist askerler tarafından babası ve Kaan halk tarafından yargılanır ardından babası kurşuna dizilir...
Kaan'ın hikayesi ve böylece başlar...

Devamını sizlere bırakıyorum...
.
Bu kitabı okurken etkilendiğim alıntıları ve de ekliyorum...


Her şeye rağmen yaşamak bir nimettir. Sabret ve bu nimeti değerlendir.

"Allah'ı seven, Ona secde etmeden nasıl kul olur?"

Meğer neymiş bu Komünizm, hayvan gübresini özletirmiş insana.

Namus!...
Bunu da ancak namuslular bilir. Namussuzlar tecavüzden öldürüldüğü zaman ölen şerefsizi değil, öldüreni ayıplar ve cezalandırırlar.

Komünizm halkı korurdu(!) Gerçekten korudu beni; ama  saadetten, mutluluktan... O yüzden mutluluk bana hiç yaklaşamadı.


Hey gidi dünya hey! Kim derdi ki bir gün, bir zamanlar insanlığın tek kurtuluş reçetesi diye  canımı adadığım komünizm beni anamdan, babamdan, yârimden, kardeşlerimden ayıracaktı! Buna  imkân var mıydı?

Sonuçta galiba Komünizm bir konuda eşitliği sağlayabildi: İş kampındakiler de, işkence  kampındakiler de aynı şartlarda ölüyorlar. Buna komünizm eşitliği denir.
Komünizm farklıdır.
Komünizmde bir başka özelliği vardır eşitliğin.


Tanımadığı İslam'dan kaçıp, tanımadıkları dinsizliğin kucağına nasıl da koşarak gidiyorlar!



Peki ey İslam âlemi! Milyonlarca Müslüman Türk bu vahşeti çekerken siz neredeydiniz?

Yazıklar olsun senin ne olduğunu gördüğü halde hâlâ uyanmayana!

Yazıklar olsun dinsizliğin dümeninde kendine yol arayanlara, dinsizlerin yardakçılarına!

Yazıklar olsun taşıdığınız canlara!
Yazıklar olsun Müslümanların Müslüman olmayanlarına.
* * *
Hayırlı günler arkadaşlar…

İbretlik ve derslerle dolu ve ısrarla tavsiye edebileceğim, akıcı çok güzel ve sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap diyebilirim. Ben çok yorum yapmayı düşünmüyorum size kitabı özetleyecek birkaç alıntı yapmak istiyorum. Buyurun;

1.) Öncelikle insanlar ne der korkusundan kurtulup Allah ne der korkusuna yönelmemiz gerektiği gerçeğini en canlı yansıtan bir eser buyurun.

— Kızım gitti elden Ahmet, gitti. Bir kara el görünmeden aldı yavrumu. Ben de anne ceylan gibi uzaktan bakıyorum avcılara. Gece gündüz uyumaz oldum. Ne yapacağımı şaşırdım. Benim sunduğum hayat tarzının cazibesi o dünyada, onların sunduğu hayat tarzının cazibesi de bu dünyada. Peşinen gördükleri hayat gençleri cezbediyor. Bu dinsiz akım bizi yıkıyor Ahmet, yıkıyor. Aileler içten içe bitiyor ama toplum bunun farkında değil.
— Kızınla yüzgöz olmadın mı hocam? Hala daha çenesini dağıtmadın mı?
Caminin önündeki sandalyeye oturarak bir müddet boşluğa baktı.
— Ne yararı olur ki kızımı içten fethedemedikten sonra? yanlış yaptım Ahmet kardeşim, yanlış. Ben kızıma çiçek sundum, ama kapkara bir paketle sundum. Onlar ise zehiri, çok güzel bir paketle sundular. O güzel, şirin ve kaliteyi temsil eden görünümün altından zehir çıkabileceğine ihtimal vermedi evlatlarımız.
Ahmet, imamın bu açıklamasına çok sinirlenmişti.
— İnan bana hocam sana kızıyorum. Bu kadar da kendini suçlama. Ben senin ne kadar güzel bir baba olduğunu gözlerimle gördüm. Dinsizlik senin kızının ruhundan geliyor, hocam. Vazgeç artık kendine zulmetmekten.
— İşler senin bildiğin gibi değil Ahmet.
— Peki hocam neydi senin suçun günahın, neydi söyle bakalım?
— Suçlarımızın hepsini bilemiyorum. Bildiğim kadarıyla Allah'ın izin verdiklerine ben izin vermedim. Allah ve Rasu-lunun önüne geçmek bu olsa gerek. Hiç unutmam, Fatma daha dokuz-on yaşındaydı. Lunaparktan geçiyorduk. Yalvardı "baba ben de bineyim" dedi. İzin vermedim. Ağladı, ağladı, dakikalarca ağladı. Yavrumun gözleri, burnu bile şişti ağlamaktan, ama izin vermedim. Neden vermedim Ahmet kardeşim, neden?
— Peki sence neden vermedin?
— Kışın kartopu yapmıştım da, elimde birileri görmesin diye onu cebime koymuştum. Onu cebime koyduran unsur neydiyse, kızımı orada sallandırmaya bıraktırmayan unsurlada aynı şeydi.

2.) Peki insanlar ne der korkusu, islamdan uzaklaşmak için bir mazaret sayılabilir miydi? Toplumun hatası islama neden fatura edilmeliydi? Yoksa bir bahanemiydi

— O kursta Allah ve Rasulu yoktu sanki. O kursta Allah'tan başka herkesten korkuyorduk. Kime ne zaman zuhurat görünecek, hangi konuda ne zaman yeni hüküm çıkacak, korkuyla onu bekliyorduk. Şimdi de kursa verdim diye övünüyorsunuz. Hazır okuma aşkımı da öldürdüler... Beni de...
Yakup İmam, mahcup mahcup sordu:
— Peki, ilk kurs öyleydi. Sonraki kursta ne vardı da çıktın? O kurs güzel değil miydi?
Fatma duraklamıştı.
— Hangi kursmuş o hatırlayamadım.
— Hani Zehra'yla beraber gitmiştiniz ya. Orası çok güzel değil miydi?
— Oradan ben çıkmadım. Onlar beni kovdu...
— Neden kovdular? İyi talebeyi niye kovsunlar ki?
— Çok soru soruyormuşum. Mutlaka birisi beni casus olarak göndermişmiş...
— Sonra da sana güzel kurslar bulmuştum kızım ama sen gitmedini
— Tabi gitmedim. Bende ben kalmamıştı ki artık. Bir düşünürün dediği gibi, "madem ki düşünüyorum, o halde varım." Madem ki varım, o halde düşünmeliydim. Düşünen beyin sorar. Soru sorandan korkmamalıydılar. Ben o kursu çok sevmiştim. Kendimden gitmeme sebep oldular.
— Şimdi kendine geldin mi kızım?
Fatma bir an ne diyeceğini şaşırmıştı. Gül Hanım kızının durumuna dayanamamıştı.
— Dinden çıkmak isteyen Fravun, "Hakk'tan gelen kitabın sayfalarını beğenmedim" diye bahane edermiş. Şansına kötü kurs rastladıysa, dine mi küsmen gerekir? Senin canın bir güzel dayak istiyor kızım. Seni başka bir şey paklamaz. Biz de okuduk, hem de ne zahmetlerle. Jandarmalar gelecek korkusu yetmiyormuş gibi, bir de muhtardan ve korucudan korkardık, ihbar eder diye. Buz gibi evlerde okurduk ama babamız vardı başımızda. Ondan cesaret alamazdık ki. Senin başında adı baba var ama babadan eser yok. Tabi böyle yaparsın.
— Anne!
— Annesi mannesi yok. Beni sinirlendirme, ben baban Değilim ha!.. Alırsam seni elime Allah'tan başkası kurtaramaz.
Fatma iyice inatlaşıyordu:
— Yok ya. Senin karşında eski Fatma yok.
Yakup İmam titrek sesle sordu:
— Eski Fatma nereye gitti kızım?
Fatma cevap vermiyor, bir noktaya bakıyordu. Gül Hanım kızını dövmek için fırladığında, Yakup İmam onu güçlükle durdurmuştu.
— Sakın ha! Kızıma vurma! Bırak içindekileri döksün. Bize derdini anlatmayacak da kime anlatacak?
— Bu kız derdini anlatmıyor bey! Aklını başına al! Bu kız bize isyan bayrağını çekiyor. Kurslar kötüymüş de o yüzden çıkmış. Peki kibar annenin kursundan neden ayrıldı? O kursta her şey mükemmel değil miydi? Dersler hiç aksamaz, talebe istediğini sorar, fikri tartışmalar yapılır. Haftada bir dergi, kitap okumaya izin verilir, hurafesiz İslâm öğretilirdi. Hocalar da çok bilinçliydi. Ben bile okumak isterdim orada ama bu kız ordan da ayrıldı.
Fatma hemen müdahale etmişti:
— Doğru o kursu seviyordum ama dersleri güzel veremeyince ayrıldım.
— Ayrılmasaydın. İlk zamanlar tabi ki güzel ders verilemezdi. Sabretseydin. Ama sen sabredemezdin. Kurstan gelirdin, duvarlara manken resimleri yapıştırırdın. Gözün hep onlardaydı.

3.) Mankenlerin namus anlayışı ve edebiyatı:

Fatma, ertesi sabah Hilton Otelinin defile salonuna doğru inmeye başladı. Birkaç merdiven indikten sonra onlarca genç kızın acaip giysiler içinde podyumda gezindiklerini gördü. Kendisi de girmişti aralarına.
Güngör Bey, hemen Fatma'nın eline bir kıyafet vermiş, izah ediyordu:
— Bu elbiseyi al, iç çamaşırı giymeden bu elbiseyi giy. Defile çok seksi görünmeli. Fatma ilk defa böyle bir teklifle karşılaşmış, çok da utanmıştı...
Hırsından titriyordu:
— Hayır! Ben bu kıyafeti söylediğiniz şartlarda ölsem de giymem. Müşteri bizi mi beğenecek, elbiseleri mi?
Bu defa Güngör Bey adamakıllı sinirlenmişti. Gözleri dönmüştü sinirden:
— Bize nutuk atmayı bırak da defol git burdan. Seni bir daha gözüm görmesin. Bu defa Fatma bağırarak cevap veriyordu.
— Siz istemeseniz de gideceğim zaten. Sizin satışınız fazla olsun diye kendimi pazarlayacak değilim.
Güngör Bey biraz sakinleşmiş gibi alaylı alaylı cevap veriyordu.
— Sen mini etek giyerek ne yaptığını sanıyorsun, kuş beyinli kız. Çağdaş ol, çağdaş…
----------------
— Bak Turan, senin için bu kızı uygun gördüm. Necmi'ye de Banu iyi gider. Bu gece eğleniriz.
Fatma'nın birdenbire beyni sarsılmıştı sanki. Kızlar da hep beraber Fatma'ya dönmüşler, onun çok bozulduğunu anlamışlardı. Fatma hışımla ayağa kalkıp bağırmaya başladı:
— Bu ne demek oluyor böyle? Bizler şey miyiz be? İyice azıttınız artık. Defolun hemen bu evden, defolun!... Terbiyesiz, şerefsizler! Her kadını kendinize eğlence aracı mı sanıyorsunuz? Herkesin kendine göre namusu, şerefi vardır. Siz hâlâ bunu bilmiyor musunuz?
Fikri bozuntuya vermeden gülüyor, etrafına bakarak sorular soruyordu:
— Ne diyor bu be? Siz anladınız mı? Akşama kadar herkese bacak gösterir, yüzlerce erkeği tahrik eder. Şimdi de namustan bahseder. Kim yutar ulan senin namusunu? Mankenlerden namuslu mu çıkarmış?
Bu soruya Nejla da çok bozulmuştu:
— Bu ne anlama geliyor Fikri? Biz namussuz muyuz?
Fikri bu soruya daha çok şaşırmıştı:
— Sen de mi, sen de mi Necla! Kız sen de mi namuslusun?
— Tabi namusluyum. Hiç değilse para için bir erkekle olmadım.
— Yani sen parasızlardansın! Alıştınız kızım, yılda on erkek değiştiriyorsunuz, hâlâ hayat kadını olmadığınızı söylüyorsunuz. Tabi yılda on erkek olursa, namuslusunuz ama hayat kadını namussuz... Namusun ne demek olduğunu mu bil-miyorsunuz,yoksa namusun ne olduğunu unuttunuz mu?

4.) İyi niyet başka bir şey, Düşünememek, Ahmaklık çok başka bir şey ve son:

— Necla'yı anladık. Sen hani tevbe etmiştin?
— Ben vücudumu satmadım ki:
Fatma günlerin verdiği stresin de etkisiyle bağırarak tepkisini dile getirdi:
— Bıktım bu sözden, bıktım! Hayat kadını illa kendisini satanlar mı olur? Parasız olarak aynı işi yapan ve hala tevbe etmeyen hayat kadını değil midir? Ama bende suç.
Allah'a inancı bile olmayan insanın tevbesine inanıp onunla arkadaş oldum…
----------------------
Sevgi gittikten sonra Fatma ile Özlem başbaşa kalmışlardı? Özlem'e Nedim Beyin konuşmasından söz açmak istiyor, ona soruyordu:
— Seninle özel konuşacağım, dedi. Sence bu ne anlama geliyor? .
— Yemeğe davettir. Zaten patronların çoğu yanında çalışan kızları, özellikle mankenleri ellerinin altında modern hayat kadını gibi görüyorlar. Canım biz çağa uyum sağladık diye onların sermayesi olmadık ya. Bu konu onuruma dokunuyor. İmkanım olsa, patronların eğlencesi (!) olan tüm mankenlere, oyuna gelen tüm sekreterlere, bütün kadınlara, "sermaye olmayın" derdim. Onların eğlence aracı olmayın. Zengin erkekler, istedikleri her kadını elde edebileceklerine ait güvenlerinden vazgeçmeliler. Ama, "bu onurlu davranışı, onurlu kadınlar yaparlar" derdim.
Fatma, Özlem'e akıl sır erdiremiyordu. Mayo ile gazetelere çıktığı halde, bu giyimin bile erkeklerin zevklerine ve ceplerine yaradığını acaba hesaba katmıyor muydu? Onun görüşlerini öğrenmek istiyordu. Kafasındaki soruyu sorarsa, verdiği cevaptan anlardı Öz-lem'i:
— Özlem, sana birşey sormak istiyorum. Sence bikiniyi, iç mayoyu kadınlar giydiği halde neden defilelere erkekler geliyorlar? Neden erkeklerin arzularına göre hazırlanıyor her şey? Kadınlar plajlarda bile erkeklerin zevklerine göre mayo giymeye itiliyorlar. Sence bunun sebebi nedir?
— Hiç düşünmedim ama doğru söylüyorsun. Moda mafyası, erkeklerin zevklerini kullanarak ve kadınların aptallığından yararlanarak köşeyi dönüyorlar ama ne yapalım. Bu alem böyle gelmiş, böyle gider.
-----------------
Birkaç gün sonra yine gazetede resmi çıkmıştı Özlem'in. Resminin çıkacağını biliyordu, ama neler yazılacağını bilmiyordu. Gazeteyi alıp Fatma'nın yanına gitmiş isyan halinde derdini döküyordu:
— Şunu okur musunuz lütfen.
Fatma dikkatlice okumuştu yazıyı:
— Okudum ne var?
— Ne var olur mu? Erkeklerin yüreklerini hoplatmışım. Bunlar nasıl söz böyle?
Fatma şaşırıyordu:
— Zaten arabanın üzerine mayolu manken oturtmalarının sebebi de erkeklerin yüreklerini hoplatmak değil mi? Yoksa neden kadın çıkarsınlar ki arabaya? Üstelik mayo ile. Araba ile ne alakası var mayonun?
— Anlayamadım, bizim mayo giymemizin sebebi, erkeklere şirin görünmek midir?
— Aaa! Özlem sen bunu bilmiyor musun?
— İnan ki ben hiç bu şekilde düşünmemiştim. Doğrusunu istersen ben çok fazla üzüldüm. Boy boy resimlerim çıktı ama ben konuya cinsel yönden hiç bakmadım. Ben ne böyle bir şöhret, ne de böyle bir para isterim. Ben bu işi sanat diye düşünüyordum.
— Ya da öyle düşündürüldün. Sen değil, feminist mankenlerin bile çoğu erkeklerin arzularına hizmet ettiklerinin farkında değiller…

:))) İyi okumalar...
SEVGİDE HİÇ VEFA YOK MU? Emine Şenlikoğlunun kitaplarından okuduğum ilk kitap. Tek kelimeyle harika. Bir annenin yaptıklarından dolayı kızının hayatını nasıl etkilediğini vs. anlatıyor. Keyifli okumalar.
""Uzun bir yolmuş
Gözümden kısa görünen dantel kıyısı sahil yolu
Su yeşil şu pembe şu mavi çicekler
Yol kenarında
Sanırım dönene dek beni bekleyecekler
Gözlerim kapalı yürürdüm,
Dikeni olmaz, engeli olmaz sandığım yolda
Kardelenleri görmek için ayaklarıma
Karları öptüğüm yolda
Ne güzeldı kardelenleri toplamak......""
Öncelikle:"Rabbim, bizleri zalimlerin, inkarcıların, din düşmanlarının şer tuzaklarından muhafaza eyle(Amin)" duayla başlamak istiyorum.
Insanlık tarihinin ilk zamanlarında bu yana süregelen İslam düşmanlarından sadece birkaçının sözlerini ve sözlerinin tutarsızlığını ispatlarla ele almış Sayın Emine Şenlikoğlu Hanım. İslam düşmanları kendi ülkelerinde prim yapamayınca, diğer azılı İslam düşmanlarına nasıl sığınışlarını ve oradan da hız kesmeden dini tahrif etme çabalarını nasıl sürdürdüklerini anlatıyor. Kendine has üslubuyla, ayet, hadis ve alimlerin eserlerinin ışığı altında Zalim kişilerin emellerini sekteye uğratan bir eser.
"Rabbim bu ve bunun gibi yazarları başımızdan eksik etmesin. Teslime Nesrin'lere, Salman Rüştü'lere, Cenk Koray'lara,Duygu Asena'lara ve Aziz Nesin'lere emellerinde mağlubiyetler ihsan eylesin...ان
Kadın-Erkek herkesin muhakkak okuması gereken bir eser. İnanmak istemesem de hala bir yerlerde cehalet kurbanı örfün gelinleri olduğunu biliyorum.
Onlara selam olsun.
Bu kitabı aynı gün içerisinde iki defa okudum. Çok etkilenmiştim. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim ama kalbi dayanan okusun etkisi baya sürüyor. İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Emine Şenlikoğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Adapazarı, 27 Mayıs 1953
1953 yılında dünyaya geldi. Çocuk yaşta ailesiyle birlikte Adapazarından gelip İstanbul’a yerleşti. Daha küçük yaşta bazı çelişkileri fark etti. Büyüdükten sonra Hıristiyanlığı araştırdı. Aynı dönemde kiliselere gidip İncil’i okumaya başladı. Bu inceleme sırasında İncilleri kendi ölçüleri içinde çelişkilerle dolu olduğunu gördü. Sonra İslâmı incelemeye ve İslimî tahsil için yoğun bir eğitime başladı. Fıkıh, Akait gibi islâmî temel ilimlerle meşgul oldu. Ayrıca, İlahiyat mezunu eşi Recep Özkan ve özel hocalardan dersler aldı.rnrnİki çocuk annesi olan Şenlikoğlu; ilkokulu, İmam Hatibin orta ve lise kısmını dışarıdan bitirdi. 1985ten beri Mektup Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yürüten yazar, Türkiyenin çeşitli illerinde ve dış ülkelerde konferanslar verdi. Araştırmacı yazar Şenlikoğlu 1984de yazmış olduğu ilk kitabı; "gençliğin İMANINI SORULARLA ÇALDILAR" adlı kitabından dolayı 2.5 yıl cezaevinde yattı.

Yazar istatistikleri

  • 513 okur beğendi.
  • 6.862 okur okudu.
  • 54 okur okuyor.
  • 2.157 okur okuyacak.
  • 70 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları