Emrah Serbes

Emrah Serbes

7.8/10
2.805 Kişi
·
8.768
Okunma
·
1.411
Beğeni
·
66.445
Gösterim
Adı:
Emrah Serbes
Unvan:
Yazar, Senarist
Doğum:
Yalova, Türkiye, 28 Ocak 1981
Emrah Serbes, (d. 27 Ocak 1981, Yalova, Türkiye), Türk yazar ve senarist. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Tarihi ve Teorisi Anabilim Dalı Bölümü mezunudur.

Zaman zaman Birgün gazetesi için söyleşiler yaptı, Radikal 2 için tiyatro eleştirileri yazdı. Hayvan dergisinin Ankara temsilciliğini yaptı. Bu dergide Ahmet İnam ve Cengiz Güleç ile düzenli olarak gerçekleştirdiği sohbetleri "Şen Profesörler: Metaforla Saadet Olmaz" (Say Yayınları, 2006) adıyla kitaplaştırdı. "Her Temas İz Bırakır" adlı ilk romanı İletişim yayınlarından çıktı. "Son Hafriyat" isimli ikinci romanı Şubat 2008 yılında İletişim Yayınları'ndan çıktı. Ayrıca Her Temas İz Bırakır romanı Almancaya çevrildi. Yazarın ilk öykü kitabı Erken Kaybedenler, Haziran 2009 itibarıyla kitapçı raflarındaki yerini aldı.

2011 yılında vizyona giren Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm filminin senaristliğini üstlenmiştir. "Hikâyem Paramparça"da ise aforizmalar ve hayata dair düşüncelerini okurlarına aktarmaktadır. Son olarak iletişim yayınlarından Deliduman adlı kitabı yayımlanmıştır.

Bir süre OT dergisi için kısa hikâyeler kaleme alan Serbes, şu an aylık yayımlanan KAFA dergisi için hikâyelerini kaleme almaktadır.

Trafik kazası ve tutuklanması
22 Eylül 2017 tarihinde İzmir-Aydın otobanında arkadaşı Kenan Doğru ile yolculuk yaparken trafik kazası yaptı ve aynı aileden üç kişi öldü. Olay anı kazayı arkadaşı Kenan Doğru üstlendi ve medyada Emrah Serbes'in adı geçmedi. Daha sonra 28 Eylül tarihinde sosyal medya hesabından kazayı kendisinin gerçekleştirdiğini ve tutuklanan arkadaşı Kenan Doğru'nun suçsuz olduğunu itiraf etti.

İtirafın ardından Torbalı Adliyesine ifade vermeye giden Emrah Serbes tutuklandı, Kenan Doğru serbest bırakıldı. Olay yeri tutanağına göre Emrah Serbes kusurluydu ve kazadan sonra 112'yi aramadıkları, sağlık kontrolünü kabul etmedikleri tespit edildi. Aracının arka koltuğunda veya aracın yanında içki şişesi bulunduğu iddia edildi.

Eserleri:
- Metaforla Saadet Olmaz (2006)
- Her Temas İz Bırakır (2006)
- Son Hafriyat (2008)
- Erken Kaybedenler (2009)
- Hikayem Paramparça (2012)
- Deliduman (2014)
- Müptezeller (2016)
- Üst Kattaki Terörist (2016)
"Kitaba verilen vergi %18. Yani kitap okuyorsun, %18'ini devlete 'ben kitap okudum buyurun verginiz.' diyorsun. Havyara verilen vergi %8! Yani devlet diyor ki; 'havyar ye, kitap okuma.'
- Apartman girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?
+ Hangisini?
- Otomatik yanan, sensörlü lamba.
+ Hayır.
- Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.
Önüme baktım.
"Neden kırdın?"
Cevap yok
"Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle."
"Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?"
"Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikeyim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için."
"Beni görünce yanmıyordu baba."
"Nasıl ya?"
"Görmezden geliyordu, yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni."
"E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
"Hadi ya! Sahiden mi?"
"Evet. Ucuzundan takmışlar.Bizimle bir alakası yok!"

Babama sarıldım, yıllar sonra.
''Televizyonun diktatör dediğine diktatör, terörist dediğine terörist, hain dediğine hain, şehit dediğine şehit, şerefsiz dediğine şerefsiz, kahraman dediğine kahraman diyen uydu alıcıları sizi..
Spikerin dudak uçlarında yaşayan; okumaktan, sorgulamaktan, araştırmaktan nefret eden üniversite mezunları sizi.
Hiç okumayın, sorgulamayın, araştırmayın, incelemeyin.
Sadece kumandanın tuşuna basıp ezberleyin. Televizyonda yemek yiyenlerin görüntüleriyle beslenip, öpüşenlerin sevdasıyla tatmin olup, askere gidenlerin kanlı elbisesiyle cesur olun.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığınız birini alçak ilan edin, yine dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığınız birini kahraman.
Yalnız dua edin elektrikler gitmesin !''
-Ben okumayı pek sevmiyorum. Yazmak daha zevkli.
+Okumadan nasıl yazıyorsun?
-Yaşadıklarımı not ediyorum.
+Okumadan nasıl yaşıyorsun?
Sonuçta sevilen her kadın güzel bir şarkıdır; bütün sözlerini hatırlayamazsın belki ama melodisi aklında kalır.
" Bir hayal gerçekleşmesi gereken zamanda gerçekleşmelidir, işte tam o günlerde alınmalıydı bana akülü araba, artık çok geç, her şey için çok geç, uçup gitti elimizden o balon. "
'' Gerçek hayat tecrübesi uykusuz kalınan gecelerde elde edilir ve gündüzleri de bir halta yaramaz.''
Sevdiğiniz biri size hayallerini anlatmıyorsa onun rüyalarını yorumlamaktan başka seçenek kalmaz elinizde. Bir şeyi çok isterseniz rüyasını görürsünüz çünkü.
Emrah Serbes
Sayfa 35 - İletişim Yayınları
Öne çıktım "göz yaşartıcı gaz sıkmanıza gerek yok " dedim.
"Arkadaşlar zaten yeterince duygusal insanlar."
Sitede her gün karşıma çıkan, herkesin okudum okuyorum dediği bu kitabı, şu an okumakta olduğum kanlı, ağır psikopat içerikli cinayet kitabına biraz ara verip okumak istedim. Pişman oldum.
Bu nasıl hikayeler böyle şaşırdım. Bizim ülkemizin 13 yaşındaki erkekleri böylemi gerçekten. Hangi 13 yaşındaki çocuk gece yarısı bara gidip sabahlara kadar içki içip abisinin sevgilisini elliyor onu zorla öpmeye kalkışıyor. En fazla okulun alımlı öğretmenine platonik aşıktır. Ortaokul bitince platonik aşkı da biter. Çoğu hikaye böyleydi. Küçücük çocuklar ve sapıklıkları.
Umarım o yaşlarda bir çocuğun eline bu kitap geçmez de. Yazılanları denemeye hatta düşünmeye kalkışmaz.
1 puan veriyorum bu kitaba. Neden mi?
Olay örgüsü baştan savma.
Zaman saçma bi şekilde hızlı ilerliyor.
Betimlemeler çok yetersiz.
Üslup yerlerde : anca sövme.
Yazarın bir dili yok.
Sözler olayın akışına göre değilde, söze göre olay akışı şekillendirilmiş gibi.
Kitaba giremiyor ve saçma bir diziyi başka bi şey yok diye öylesine izliyormuş gibi hissediyorsunuz.
Vermek istediği tek düşünce ümitsizlik.
Özellikle kitap boyunca küfürü geçsek bile madde kullanımının had safhada olması, gençleri özendirici, merak uyandırıcı etkiler oluşturabilir.
Bu kitabın yazılmasının ne sanata ne de okura bir katkısının olmayacağı görüşündeyim.
Okumayın.
Çayımı hüpürdetip biralardan arta kalan tuzlu fıstıkları tırtıkladığım ve işe gitmeyip izin kullandığım, bayat ekmeklerle kargaları beslediğim bir günden daha hepinize selamlar İŞSİZ kardeşlerim.. Hemen girizgah yapmak istiyorum zira kitabı pekte beğenmiş değilim.. Mümkün olduğunca kısa kesmeye çalışıcam yani el verdiği müddetçe.. hazırsanız başlayalım ..

- SÖZ VERDİĞİM GİBİ KuP KuP BoY ile BERABERİZ! -

Kitabın başlığını aylar evvel ilk gördüğümde baya bir merak ettim ..Sonra sağdan soldan pıtırak gibi paylaşılan alıntılarına denk geldim.. Meraklandım doğrusunu söylemek gerekirse.. Yeraltı edebiyatına ve kötü olan herşeye , daha doğrusu sizin tabirinizle kötü olarak adlandırdığınız tüm negativiteye full destek verenlerdenim.. Birşeyin doğasının kötü olmasını ya da iyi olanın şartlar ve kendi isteği ile kötüye evrilmesini, kafamızı aksi yöne çevirerek yok sayma şansına sahip değiliz ..İster beğenin ister beğenmeyin onlarda bu toplumun içindeler ve iyi dediğiniz herşey daha doğrusu iyinin tanımı onlar sayesinde var .. etkiye tepki meselesi bu .. tabii bir de chaotic good dediğimiz bir sınıf daha var ki onlar bambaşka bir tartışma konusu olmasına rağmen kısa keserek açıklayayım .. Kimdir bunlar ? bünyesi itibari ile içinde barındırdığı iyiliğin ve kötülüğün birbirine egemen olamayıp yenişemediği tiplemeler .. Bir nevi limon suyu çok kaçmış mayonez tabiri yapabiliriz bu insanlar için .. Tabii insan psikolojisi her daim iyiliği görmeye alışkın olduğu için kötülüğü ve kötü olanın üstünü boardmarkerlarla çizmeye meğilli..dolayısıyla onlarda - opsiyonel - kötü sınıfındakiler topluma göre.. Bu tayfayı niçin açıkladım çünkü kitabın içinde bahse konu olan şahıslar tam olarak bu insanlar .. Bu yüzden , yok efendim kitapta çok küfür var , aman da uyuşturucu tüketimi gençlerimize zerk edilmek isteniyor , cinsellik gak guk gibi eleştirileri okumak isteyenler , size şu dakika kırmızı kadife koltuklarda şarap içip beyaz çikolataya bandırılarak dondurulmuş üzüm tanelerini tırtıklayacağınız "ustalara saygı kuşağı filmi" galasına bir adet one-way ticket (git geri gelme) veriyorum.. Charles Bukowski söyleyince pek bir hoşunuza gidiyor ..her neyse geri kalanlarla devam edebiliriz ..

Müptezelin tanımı nedir ? Tdk ya göre bayağılaşmış , saygınlığını yitiren ;argo tabirde ise "hem satan hem de kullanan" kimseler .. Yani amiyane tabirle hem "keyifçiler" (içiciler) hem de "torbacılar" (seyyar ve taşeron tüccarlar ).. Romanda bu sınıfa mensup kimseler garsonlar .. Kitabın içerisindeki hikayeler de bu yozlaşmış takım cevresinde vuku buluyor.. Kendim de bir dönem hem öğrenciliğimde hem de iş aradığım sonraki dönemlerde boş kalmamak adına sayısız kalite ve ölçekte müessesede garsonluk ve barmenlik yaptığım için bu tayfayı gayet iyi bilirim ..Sekiz sene yaptım bu işi.. Garsonlar arasında bir tabir vardır garson kelimesine karşılık..Garson , erkeğin kötü yola düşmüşüdür ..Bir insan garsonluk yapıyorsa Türkiye gibi bir ülkede ya vasıfsızdır ya da öğrencidir..Hobi için barmenlik yapan belki çıkar tek tük ama garsonluk çekilecek bir kahır değildir.. Bu sektörün hammaddesi , iş gücü bellidir..Toplumun alt kesimi ya da öğrenciliğinde alt kesimi tatmış olanlar.. Bu bağlamda kitaptaki işleyişe geri dönecek olursak yazarın kendisi yani Emrah Serbes' te benimle aynı dönem Dil Tarih Coğrafya Fakültesin de okumuş bir arkadaş.. Tam emin olmamakla beraber sanırım bir kaç kez aynı masada oturup içmişliğimizde var kendisiyle.. Kitapta anlatımda bir sorun var ..Aslında birden fazla sorun sıkıntı var ..Hem kurgudaki zorlama olaylarda (ki burda spoiler verip limon sıkmak istemem keyfinize ) hem de anlatımdaki samimiyetsizlikte..Evet cidden garsonlar kendi aralarında konusurken bundan çok daha ağır tabirler ve küfürler kullanırlar hem kendi aralarında hem de baktıkları masalardaki müşteriler için
(Sevmedikleri müşterilere neler yaptıklarını HİÇ anlatmayayım bir daha o cicili bicili ultra lux cafe ve restoranlara ve hatta sheroton ve hiltondakiler de dahil hiçbir restoranta adımınızı atmazsınız).. Yukarda da belirttiğim gibi kendi adıma bununla ilgili EN UFAK BİR PROBLEMİM YOK.. Hatta ve hatta bazı küfürlü diyaloglar cidden baya baya güldürdü. Ama..

Aması şu , yazarın tüm bunları yazarken gözlem gücü ve kurgusu yetersiz kalmış. Misal kendim barmenlik dönemlerinde beraber çalıştığım bir iş arkadaşımdan örnek vereyim..İsmini vermediğim bu arkadaş lise yıllarında abisinin zoruyla gaspa karışıyor ..Sonrasında cezaevi yolları , çıkış ve lekeli sicille beraber garsonlukla tanışma.. Sevdiği bir de kız var ama aldığı para belli.. Annesi hatırlayamadığım bir hastalıktan muzdarip ve ilaç alınması lazım .. Abi hapiste, eve bu bakıyor.. Sewdiği kızı da bu arada başkasına verecekler .. Ne yapıyor bizimki dersiniz ? BİNGO!! gündüz garsonluk ve garsonluğa ek olarak geceleri ve gündüzleri full time torbacılık.. Öğle yemeklerinde personel yemeğine kaşık salladığımız masada her gün ama istisnasız hergün anlatırdı bunları bize .. Torbacılık yaptığını söyleyemezdi ama biz garsonlar bilirdik .. Belirli bir ahlak anlayışı işliyordu ona karşı .. Kendi kullanmıyordu ama satıyordu .. bilirdik hepimiz .. Emrah Serbes ' in Müptezeller' de işlediği konular cidden şu örnekten trilyarlarca ışık yılı uzakta .. Ha kendisini sucluyor muyum ? Hayır !!! Çünkü bu tayfanın içinden gelmiş bir insan değil .. Onda yazım hamuru var ama gözleme dayalı hammadde eksikliği mevcut .. Pek tabii Behzat Ç tayfası ve parmağı kesilen küçük enişteye gözyaşı döken Türk halkı onu bağrına basar mı ? Evet basar.. AMA BEN DEĞİL.. Sonuç itibariyle okunur mu ? Evet okunur.. Cerez niyetine okunur kardeşim .. Sıkıcı değil gideri var ..Ama daha iyi örnekler de var.. Emrah Serbes kötü bir yazar mıdır dersen ona da bir şey diyemiyorum çünkü okuduğum ilk kitabı.. Lakin bunun yerine 0.000001 mol dozajda alacağınız bir HAKAN GÜNDAY sizi zevkten kudurtur.. Bunun garantisini veriyorum .. Yeraltı edebiyatına başlamak isteyenler için KATRANA bağışıklık kazanmak adına bir basamak olarak görün derim ben bu kitabı .. NE ÇOK İYİ , NE ÇOK KÖTÜ ...

not : OMO OLKOL VOR ..KOFOR ODOLOYOR diyenler yorum yazacaksanız size de OBÜSÜ AYRI TATTIRIRIM ..


tehdit değil dost canlısı uyarı
gözün görmez sokaktaki kaşarı
burda goygoy senin için başarı
yazarsan görürsün mitralyözlü AYARI

uykuda kalıp düşmeyesin sakın ola ki damdan
ben bir sahtekar ali şen sense bir ilyas salman
dolu vurur da olmadan toplatırız inan seni daldan
damıtıp şişeler de satarız seni zift diye baldan

- KuP KuP BoY -
Gecenin 5'i yine uykusuz kalmışım ve yatağımda öyle boş boş oturuyorum. Bi' kitaplığıma bi yerde duran laptopuma bakiyorum. Ya film izleyeceğim ya kitap okuyacağım.
Kısa bir düşünme evresinden sonra gidip kitaplarımın başına dikiliyorum. Kendimi fazla zorlamak istemiyorum,kafam da kaldırılamayabilir çünkü. Kitaplardan ince olan hiç kalmamış. En incesi 162 sayfa ve Müptezeller.
Emrah Serbes'i Behzat Ç'den biliyorum ama hiç okumamışım. Neyse diyip kitabı aldım. 3 saatte bitti kitap.
Bu kadar yavaş okuyan birisi miyim ben?
Cevap hayır,kitabı durmadan yatağın üstüne koyup derin düşüncelere daldım.
Bazı kitaplar vardır insana hiç yaşamadığı hisleri yaşatır. Khaled Hosseini'den bi kitap okursunuz saatlerce huzunlenir hatta ağlarsınız. Ya da Sabahattin Ali okur yasayamadiginiz aşklar,umutsuz sevgiler ve yoksulluklar için derinden bir üzüntü duyarsınız içinizde.
Bu kitapta da efkarlaniyor insan istemsizce.
Okuduğum ilk kitabiydi ve ben kitaplığıma deger vermedigim kitaplari alip koymam. Pdf okurum önemsemediğim kitaplari ama karar aldım. Emrah Serbes'in bütün kitapları benim kitaplığımda olmalı!
Yok böyle bir kitap ya,kitabın her sayfasında diyorum daha derin olabilir mi ama evet daha derin oluyor ve gittikçe daha derine gömülüyorum.
Bu kitap için söyleyebileceğim son söz şudur.
Bi' küçük rakı ya da dudaginizda gezdiremeyeceginiz bi sigaranız yoksa bu kitabı okumaya kalkmayiniz. Çünkü altından kalkamazsiniz.
Okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim. Umarım fazla derinlere dalmazsınız...
Erken kaybedenler, yoldan çıkmış bir neslin manifestosu...

Emrah Serbes, roman konusunda güçlü bir kaleme sahip olduğunu düşündüğüm yazarlardan. Çoğu yazarın aksine kitaplarında işlediği ana tema "kaybedenler"
Bu romanında da kaybeden erkek çocukları ele almış. Kaybedenden kastım belki aşkı, belki haysiyeti, belki insanlığını..

Öğretmen olan biriyle muhabbet etmiştim bir ara. 6. sınıf yani 11 yaşındaki çocukların dersine giriyormuş. Bir çocuğun günlüğünü yakalamış. "Çocuk benim bilmediğim (afedersiniz) yatak fantazileri yazmış." dedi. "Tenefüste benim hayatta duymadığım küfürler havada uçuşuyor." dedi. "Çocuğun biri derste koluna faça attı." dedi. "Kız öğrencilerimden biri erkeklerden birini bacaklarını ellediği için şikayet etti." dedi. Daha neler neler. Belki de o öğretmenle yaptığım konuşma yüzünden kitaptaki çocukların davranışları bana abartılı gelmedi. Çünkü bunların hepsi gerçekten var. Böyle erkek çocuklar var. Sadece biz onları görmüyoruz.

"Yeni nesil gümbür gümbür geliyor." diye bir söz görmüştüm.
Çocuklarının yanında küfür eden babalar, çocuklarına en ufak bir sevgi belirtisi göstermeyen anneler, küçük yaşlarda başlayan aşklar olduğu sürece yeni nesli oluşturanlar gümbür gümbür değil, kaybederek geliyor..

Emrah Serbes bu gerçeği anlatmış kitabında. Bizim semtlerimizde, mahalle aralarında, sıradan bir hayat yaşayan erkek çocuklarının kaybetmişliğini anlatmış. Ha birde suçun o çocuklarda değil, çocuğun eline silah dahi tutuşturabilecek kadar 'duyarlı' olan ailelerde olduğunu da anlatmış.

Okunası, sürükleyici bir kitap.
Keyifli okumalar...
Kitaptaki hikayelerin çoğunda kendimizi bulmamız işten bile değil. Bunu biraz da mizahi bir üslupla yazınca çok keyif aldım. Bu sefer ergenlik çağındaki çocukları ele almış. Argo kelimeler kullanması hikayeyi daha samimi hale getirmiş ve hoşça vakit geçirmeye birebir. Türk edebiyatında gelecek vadeden bir yazar.
İlk defa Emrah Serbes okudum. Ne diyeceğimi, kafamdakileri nasıl toparlayacağımı inanın bilmiyorum. Kitap yer altı karamsarlığına o kadar boğdu ki beni 160 sayfalık romanı ilk defa bu kadar uzun bir sürede okudum. Bu yazarın başarısından mı yoksa benim bazı konularda çok hassas oluşumdan mı kaynaklanıyor; onu da bilmiyorum.

Kitap doğup büyüdüğüm yer olan Antalya ile üniversiteyi okuyup hala yaşadığım yer olan Ankara' nın sokaklarında yaşayan ve belirli maddelere bağlı kalmış insanların arasında geçiyor. Bu durum bende değişik duygular uyandırdı. Çünkü üniversiteyi okuduğum dönemlerde sosyal hizmet projelerinde çok çalıştım. Özellikle tinerci sokak çocukları üzerine çok projelerimiz oldu. Hem Antalya'da hem de Ankara'da sokak çocukları için yapılan sığınma evlerine gitmişliğim, o çocuklarla muhabbet etmişliğim vardır. Ne kadar empati kurarsam kurayım onları anlayabilmem mümkün olmasa da yaşadıkları karamsarlık, umutsuzluk ve çaresiz bağımlılık baskın bir şekilde üzerime çöreklenir kalırdı. Kitabı okurken de bu duyguları hissettim. Aynı olumsuz duygular yakama yapıştı kaldı. Resmen bir girdabın içinde hissettim kendimi. Belki bunda, bir buçuk ay evvel yirmi beş yaşındaki kuzenimi uyuşturucudan kaybetmiş olmamın bende yarattığı derin üzüntünün de etkisi vardır. Bilmiyorum...

Yazarın, yaşanılan olumsuz ve acı olayları "Oldu ve bitti" tarzında anlatmış olması sizde rahatsız edici bir etki bırakıyor. Edebi bir yön ve betimleme yok belki de ama sizi olayların, karamsarlığın, çaresizliğin ve bağımlılığın içine öyle bir çekiyor ki kitabın yarısında bıraksam mı acaba, diyorsunuz.

Eğer aşırı küfürlerden ve kitapta alenen anlatılan uyuşturucu, kafa yapıcı maddelerden çok etkilenecekseniz okumamanızı tavsiye ederim. Hatta kitabın başına bence 18 yaş üstü ibaresi konulmalı diye düşünüyorum. Bir Emrah Serbes kitabı daha okur muyum? Okurum muhakkak ama şu ara bir tanesine daha dayanabileceğimi sanmıyorum.
Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama satır aralarında inanılmaz şeyler gizli bu kitabın. Müptezeller kadar etkilemese de, Emrah Serbes yazsın biz okuyalım.

Gerçekten hoş ve güzel yazılmış bi'kitap. okurken altını çizerek okumaya bayılırım. yine kalem yanımda okurken bazı hikayelerin paragraf paragraf altını çizerken bu gidişle tüm kitabı çizeceğimi fark ettim ve bıraktım. o derece sağlam hikayeler var.

kitapta genel olarak çok kısa hikayeler olduğundan bir paramparçalık söz konusu ama zaten kitabın adından da bu anlaşılabiliyor. kitabın bence en güzel hikayesi en sondaki Galip İş hanı hikayesidir. genel olarak keyifli

Yine bir oturuşta bitirilebilecek rahat bir kitap.Tavsiye ediyorum.

"bütün söylenecekler söylendi bütün susulacaklar susuldu. bütün bunlardan geriye bir şeyin külü kaldı ama neyin külü derseniz allah belamı versin ki bilmiyorum. ben iyi bir başlangıçtım sadece. bazı insanlar sadece iyi bir başlangıç yapmasını bilirler, sıkılırlar, sürdüremezler.”
Okuduğum kitabın bana birşeyler katması benim için çok önemlidir. Bu kitap ne kattı, ne öğretti derseniz kocaman bir hiç. Açıkçası zaman kaybıydı, sırf bir kitabı yarım bırakmayı sevmediğim için ve emeğe saygı gösterip belki düzelir diye düşündüğümden sabırla okudum. Edebi değeri yerlerde bir kitap, fazladan verdiğim bir puan üst kattaki terörist öyküsünün hatrına en azından orada bir alt metin, ironi var. Emrah Serbes'in kitapta tanımladığı bir çevrede büyüdüm aslında ama onun anlattığı insanlarla pek karşılaşmadım neyse ki. Kitabın yazarını bilmeden okumuş olsaydım 14-15 yaşında birinin fantezi dünyasının eseri olarak düşünürdüm.

Son olarak kitap bu videoyu yeniden hatırlattı bana...

https://youtu.be/j3UPuvoNwPc
Bir toplumun en diptekilerinin yanına inip, kısa bir araştırma yapma hevesiyle okuduğunuz bir kitapta en büyük risk, tekrar yukarı çıkamayıp, boğulmanızdır. Emrah Serbes’in müptezelleri işte tam da bu riski barındırıyor.

Hikâyelerin, filmlerin, dizilerin mutlu sonla bitmesine alışkın insanlarız. Bu nedenle, kitabın okuduğum her sayfasında, “işte şimdi talih dönecek”, “işte şimdi düzlüğe çıkılacak” umudunu taşırken, her bir sayfanın sonuna, yaşamın dibinin de dibi olduğunu keşfederek ulaştım.

Emrah Serbes’in bir yazar olarak en başarılı olduğu yön, okur ile kahramanı yan yana hissettirebilmesidir belki de. Hikâyenin kahramanı Bakır Arslan, her ürperdiğinde, midesi bulandığında, soğuk terler döktüğünde, başı dumanlandığında, okurda da aynı etki uyanıyor. Onun burnunun dibinde, hemen yanı başındasınız sanki. Ama kahramanla yan yana olma hali beraberinde son derece iç kıyıcı bir şey. Onun başına gelen her olayda kulağına fısıldayasınız geliyor, “hadi koçum, bu sefer tut şu sana uzatılan dalı, işte tam aradığın fırsat”. Ama o kahraman her defasında, siz onun kulağınıza fısıldadıktan sonra, size şöyle bir dönüp bakıyor, gözlerinde “yine beni anlamadın” bakışını yakaladıktan sonra, sizin tavsiyenizin tam tersi yönde yoluna devam ediyor. Ama siz ısrarla, her bir sayfada, ondan beklentinizden vazgeçmiyor ve kulağına fısıldamaya devam ediyorsunuz. “Bir kurtuluş olacak, mutlaka olmalı, hayat bu kadar vicdansız olamaz” diye diye kitabı tüketiyorsunuz ama o kurtuluş bir türlü gelmiyor.

Örneğin, Bakır babacan bir hakim önüne çıktığında ve hakim ona “evet, seni tutuksuz yargılamak için, senden bir iyi niyet sözü bekliyorum” dediğinde, Bakır ona uzatılan bu zeytin dalına “yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim” diye cevap verince, okur olarak kitabı bırakıp, gidip kafayı duvarlara vuruyorsunuz.

Ama bu daha çok, başkarakter olan Bakır’ı, üniversitede okuyan, sevgilisi bile olabilen, aslında gayet normal ama bazı kötü alışkanlıklar yüzünden hayatta yolu hep şansız bir şekilde hapishaneye, Amatem’e, tımarhaneye düşen birisi olarak tanımaktan kaynaklanıyor. Ama tımarhane doktoru Sezar, bu normalin, bizim olayları karakterin gözünden bakmamızdan kaynaklandığını, durumun çok da gördüğümüz normallikte olmadığını bize hissettiriyor. Aynen toplumun düzenine uyum sağlamış diğer normallerin, hocaların, memurların Bakır’a yaklaşımı gibi.

Şiddet, küfür, yokluk, yoksunluk, açlık öykünün her bir anına sızmış. Küfür, hikâyenin anlattığı insanlar gerçek yaşamda ne kadar küfrediyorsa o kadar var, daha fazla değil. Bok, kan, salya, sümük, ter ve gözyaşı o kadar yoğun ki, kitabı kapattıktan sonra her defasında gidip elinizi yıkayasınız geliyor.

Meyhaneler pasajının delileri Samsunlu, Tofaş, Muzo, kalorifer dairesinden bozma, bodrum katındaki evini sürekli kanalizasyon sularının basan Karabüklü, Çorumdan, kapılarına kırmızı boya ile çarpı atıldığı için kaçıp Ankara’ya gelen yaşlı amca ile teyze, umarsız oğulları Veli, uyuşturucu baronu hoca, Komi Erkut, çişci Şefer, tımarhaneden Şuayip, yeşil gözlü Serap müptezellerin örnekleri olarak önümüze seriliyor.

Kitaba, yazar olma çabasının peşindeki bir kahramanın hikâyesi de diyebiliriz. Yakın zamandaki okumalarım içinde Barış Bıçakcı’nın “Sinek Isırıklarının Müellifi” kitabında da yine bir yazar olma hikâyesi vardı. Türk edebiyatında yazar olma rolü, nedense normal insanlara verilmiyor. Derin ya da yüzeysel çatlaklarla karşımıza çıkıyor bu kahramanlar. Her iki kitapta, yazar olma çabasında bir o kadar dikkat çekici şey ise yayınevlerinin ve editörlerin bu tip çabalara çok kayıtsız kalmaları. Yazar olmayı başarmış kişilerde dahi bu çok ciddi bir travma yaratmış anlaşılan. Bu konuyu işlemeyen bir yazara rastlamak giderek zorlaşıyor.

Emrah Serbes’in daha önce “Erken Kaybedenler”ini okumuştum. Bir kıyaslama yapacak olursam, “Erken Kaybedenler”in daha başarılı bir eser olduğunu söyleyebilirim. Ama birisi öykü, diğeri roman olan bu iki eseri karşılaştırmak da bir o kadar haksızlık olabilir.

Akışkan, kaygan, rahat, esnek bir dili olan Emrah Serbes sokağa en hakim yazarlarımızdan birisi. Ve okuduğum her kitabının ustalık eserine giden yolları döşediğini iddia edebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Emrah Serbes
Unvan:
Yazar, Senarist
Doğum:
Yalova, Türkiye, 28 Ocak 1981
Emrah Serbes, (d. 27 Ocak 1981, Yalova, Türkiye), Türk yazar ve senarist. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Tarihi ve Teorisi Anabilim Dalı Bölümü mezunudur.

Zaman zaman Birgün gazetesi için söyleşiler yaptı, Radikal 2 için tiyatro eleştirileri yazdı. Hayvan dergisinin Ankara temsilciliğini yaptı. Bu dergide Ahmet İnam ve Cengiz Güleç ile düzenli olarak gerçekleştirdiği sohbetleri "Şen Profesörler: Metaforla Saadet Olmaz" (Say Yayınları, 2006) adıyla kitaplaştırdı. "Her Temas İz Bırakır" adlı ilk romanı İletişim yayınlarından çıktı. "Son Hafriyat" isimli ikinci romanı Şubat 2008 yılında İletişim Yayınları'ndan çıktı. Ayrıca Her Temas İz Bırakır romanı Almancaya çevrildi. Yazarın ilk öykü kitabı Erken Kaybedenler, Haziran 2009 itibarıyla kitapçı raflarındaki yerini aldı.

2011 yılında vizyona giren Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm filminin senaristliğini üstlenmiştir. "Hikâyem Paramparça"da ise aforizmalar ve hayata dair düşüncelerini okurlarına aktarmaktadır. Son olarak iletişim yayınlarından Deliduman adlı kitabı yayımlanmıştır.

Bir süre OT dergisi için kısa hikâyeler kaleme alan Serbes, şu an aylık yayımlanan KAFA dergisi için hikâyelerini kaleme almaktadır.

Trafik kazası ve tutuklanması
22 Eylül 2017 tarihinde İzmir-Aydın otobanında arkadaşı Kenan Doğru ile yolculuk yaparken trafik kazası yaptı ve aynı aileden üç kişi öldü. Olay anı kazayı arkadaşı Kenan Doğru üstlendi ve medyada Emrah Serbes'in adı geçmedi. Daha sonra 28 Eylül tarihinde sosyal medya hesabından kazayı kendisinin gerçekleştirdiğini ve tutuklanan arkadaşı Kenan Doğru'nun suçsuz olduğunu itiraf etti.

İtirafın ardından Torbalı Adliyesine ifade vermeye giden Emrah Serbes tutuklandı, Kenan Doğru serbest bırakıldı. Olay yeri tutanağına göre Emrah Serbes kusurluydu ve kazadan sonra 112'yi aramadıkları, sağlık kontrolünü kabul etmedikleri tespit edildi. Aracının arka koltuğunda veya aracın yanında içki şişesi bulunduğu iddia edildi.

Eserleri:
- Metaforla Saadet Olmaz (2006)
- Her Temas İz Bırakır (2006)
- Son Hafriyat (2008)
- Erken Kaybedenler (2009)
- Hikayem Paramparça (2012)
- Deliduman (2014)
- Müptezeller (2016)
- Üst Kattaki Terörist (2016)

Yazar istatistikleri

  • 1.411 okur beğendi.
  • 8.768 okur okudu.
  • 82 okur okuyor.
  • 2.759 okur okuyacak.
  • 111 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları