Enver Altaylı

Enver Altaylı

Yazar
8.8/10
9 Kişi
·
19
Okunma
·
4
Beğeni
·
791
Gösterim
Adı:
Enver Altaylı
Unvan:
Avukat,gazeteci,MİT çalışanı
Doğum:
Adana, 1944
Enver Altaylı 1944 yılı 1 Kasım günü Adana’nın Ceyhan ilçesinde dünyaya geldi. Babası Özbekistan’dan Türkiye’ye Sovyet esaretinden kaçmış Şakir Altaylı, annesi ise I. Dünya Savaşı sırasında yine Adana bölgesine yerleşmiş Türkistan’ın ünlü din âlimlerinden Abdurrahman Hoca (Kavuncu)‘nun kızı Melek Altaylı’dır.

1958 senesi Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nde okumaya başladı. Ancak Talat Aydemir’in darbe girişimi sonucuyla 1439 Harp Okulu öğrencisiyle birlikte tutuklandı. Harp Okulu'ndan ayrılan Altaylı Ankara Hukuk Fakültesi'nden 1967 yılında mezun oldu. 1968'de General Fuat Doğu tarafından MİT'e alındı ve Milli İstihbarat'ın ilk Sovyetoloğu olarak eğiltildi. 1977 - 1980 yıllar arasında Hergün Gazetesi'nin baş yazarı olarak çalıştı. 90'lı yılların başında Sovyetler Birliği'nin dağılmasiyle birlikte yeni Orta Asya cumhuriyetlerin kurulması ve yapılandırmasında etkin bir rol oynadı.



Altaylı’nın “Esir Türk İllerinde 90 Gün” ve “Komünist Teoriler ve Sovyet Yayılma Siyaseti” adlı kitaplarının yanı sıra, çok sayıda makalesi ve gazetelerde çıkmış yazı dizileriyle araştırmaları bulunuyor.

Enver Altaylı'nın hayatı Yazar İrfan Ülkü tarfından "Büyük Oyundaki Türk: Enver Altaylı" adlı kitabta kaleme alındı.
Alparslan Türkeş'in Washington'a atanması Ruzi'yi çok sevindirmişti. Ruzi, 1955 yılının son günlerinde dostu Altemur Kılıç'ı arayıp Türkeş'i ve kendisini Arlington'daki evinde akşam yemeğine davet etti. Ruzi, eşi ile kızını Noel tatili için Almanya'daki ailesinin yanına göndermişti. O akşam yemeğine,, Selim Selçuk'u ve Askeri Ateşe Hava Kurmay Subayı Yardımcısı Agasi Şen'i de davet ettiler. Ruzi akşam yemeği için dostlanna güzel mezeler ve ana yemek olarak da güzel bir Özbek pilavı hazırlamıştı. Aynı
idealleri paylaşan, aynı hedefın dört yolcusu, akşam saatlerinde Ruzi'nin evinde buluştular.
Ruzi'nin Agasi Şen ve Alparslan Türkeş'le dostluğu, her ikisinin vefatıanna kadar aralıksız devam etti. Yıllarca görüşmedikleri zamanlar olsa bile bu ideal beraberliği ve arkadaşlık hiçbir zaman gölgelenmedi. Ruzi'nin bu üç kişiden hayatta olan tek arkadaşı Altemur Kılıç'la bağlantısı, günümüzde de sürüyor. Altemur Kılıç daha sonraki yıllarda, Bonn basın ataşeliği, basın yayın genel müdürlüğü, Türkiye'nin BM temsilciliğinde orta elçilik gibi önemli görevlerde bulundu. Ruzi, saygı duyduğu ve sevdiği arkadaşı Altemur Kılıç'ı son kez 2008 yılında Türkiye'de, güzel Akdeniz şehri Alanya'da ziyaret etti.
Agasi Şen, askerler Türkiye'de 27 Mayıs 1960 tarihinde iktidara el koyduğunda, kendisine teklif edilen Milli Birlik Komitesi üyeliğini, "lhtilali ülkeyi yönetmek halkımıza, müdahaleden sonra kışlamıza döneceğimize söz verdik" diyerek reddetmişti. Milli Birlik Komitesi Başkanı, Devlet Başkanı ve Başbakan Cemal Gürsel, başyaver olarak onu yanına aldı. Ordudan ayrıldıktan sonra bir süre THY genel müdürlüğü yapan Agasi Şen, 90'lı yılların başında vefat etti. Azerbaycanlı arkadaşlan Selim Selçuk, 27 Mayıs 1960'ta askerlerin iktidara el koymasından sonra, başbakanlık müsteşarı
olan, fakat fıiliyatta başbakan yetkilerini kullanan Türkeş tarafından Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği basın ataşeliğine atandı. Türkeş'in 13 Kasım 1960'ta Hindistan'a sürgüne gönderilmesinin hemen akabinde Selim Selçuk, Türkeş ve arkadaşlarını tasfiye eden diğer komite üyeleri tarafından görevden alındı.
Radio Liberty ve Sovyetler Birliği'ni Araştırma Enstitüsü (Institute for the Study of the USSR), CIA tarafından kontrol ve finanse edilecekti.
1966-1973 yılları arasında CIA direktörü olan Richard Helms, Başkan Nixon'a Sovyetler Birliği'ne karşı yapılmış ve bundan sonra yapılabilecek gizli operasyonlar konusunda bir dosya sundu. Helms, bu belgede Radio Free Europe ve Radio Liberty emrine son 20 yıl içinde 400 milyon dolardan fazla para aktarıldığını, radyo yayınlarının Demir Perde gerisindeki ülkelerin muhalif güç ve gruplarını ayakta tuttuğunu belirtiyordu. Fizik bilgini Andrey Saharov ve yazar Aleksandr Soljenitsin'in rejim karşıtı açıklamaları, CIA'nın kontrolündeki bu radyolar aracılığıyla Sovyetler Birliği halklarına duyuruluyordu. Radyoların yayınları, Doğu Avrupa ülkelerinde 30 milyon kişiye ulaşıyordu. Sovyetler Birliği, radyo yayınlarını bozmak ve dinlenmesini engellemek için her yıl 150 milyon dolar harcadığı halde başarılı olamıyor ve Sovyetler Birliği vatandaşları o yayınları dinleyebilmek için her çareye başvuruyordu.
Azad Bek Kerimi'nin başkanlığını yaptığı Kuzey Afganistan Vilayetleri İslam Birliği mensupları ve Ahmet Şah Mesud liderliğindeki Tacik mücahitleri arasında İslami anlayış bakımından büyük bir beraberlik vardı. Sovyetler' e karşı yürütülen savaşta onların gösterdiği başarılar, Peştun mücahit grupların kıskançlığını çekti. Dini görüş farklılığı ve etnik farklılıklar da bunlara eklenince, Gulbeddin Hikmetyar başta olmak üzere, diğer Peştun mücahit grupların Pakistan İstihbaratı ve CIA'ya yaptıkları telkinler sonucunda, mücahit grupları arasında en ılımlı İslami görüş sahibi olan Kuzey Afganistan Vilayetleri İslam Birliği'ne yapılan yardımlar kesildi.
Azad'ın siyasi İslam karşıtlığı, komutanlarının Özbek, Türkmen ve Tacik olması, Suudi Arabistan'dan daha çok Türkiye'ye yakın duruşu Gulbeddin Hikmetyar'ı rahatsız etmişti. Azad Kerimi ve silahlı güçleri zor durumda kaldı. Azad Bek, komutanlarından Türkmen Aşur Pelvan ve Özbek Resul Pelvan'ı yanına alarak Türkiye'ye geldi. Niyetleri Washington'a
gitmek ve ABD makamlarıyla görüşerek yardımların tekrar başlamasını sağlamaktı. İstanbul'dan Ruzi'ye telefon ettiler. Ruzi, onlara hemen Washington'a gelmelerini ve elinden gelen her türlü yardımı yapacağını söyledi.
Azad Bek Kerimi başkanlığındaki heyet, Türkiye'deki Özbek diasporasıyla görüşmeler yaptı ve İstanbul'daki Türkistanlılar Derneği Başkanı Profesör Dr. Ahat
Andican'ı da yanlarına alarak Washington'a uçtular.
Azad ve arkadaşları Washington'a gelmeden önce Ruzi ön hazırlıklannı tamamlamıştı. Pentagon'dan altı Amerikalı general, Washington'da Azad Bek Kerimi ve komutanları Aşur ve Resul'le toplantılar yaptı. Toplantılara Ruzi ve Ahat katılmadı. Azad, Pentagon generalleriyle yaptığı toplantıda, onların önüne çok önemli bazı belgeler koydu. Resul Pelvan, Kuzey Afganistan Vilayetleri İslam Birliği'ne katılmadan önce uzun süre Kabil'de komünist Necibullah hükümetinin Genelkurmay Başkanı General Raşid Dostum'la birlikte çalışmıştı. Azad, Resul Pelvan aracılığıyla General Dostum'la irtibat kurup onunla mektuptaşmaya başlamıştı.
Bu mektuplann içeriğinden, General Dostum'un komünist Necibullah hükümetine karşı, kuzeydeki Kuzey Afganistan Vilayetleri İslam Birliği'ne bağlı mücahit gruplarıyla işbirliğine hazır oldu
ğu açıkça anlaşılıyordu. Bu son derece önemli, yeni bir gelişmeydi. CIA ile Pentagon, Sovyet birliklerinin Afganistan'dan çekilmesinden sonra, General Dostum'un kuzeyli mücahitlerle birlikte komünist Necibullah hükümetine karşı tavır alacağını ilk kez Azad'ın Washington ziyareti sırasında, onun ağzından öğrendi.
Ruzi'nin yardımıyla Washington'daki görüşmeleri sonucunda Azad Bek Kerimi'ye ABD yardımı yeniden akınaya başladı. Gulbeddin Hikmetyar'ın ve Washington'daki Peştun lobisinin çabalan sonuç vermemişti. Afganistan'da Sovyet Kızıl Ordusu'na karşı yürütülen savaş, kanlı bir savaştı. CIA'nın Afganistan operasyonu ABD'ye yılda 700 milyon dolara mal oluyordu. Bu miktar, CIA'nın resmi dış operasyonlar bütçesinin yüzde 80'inden
daha fazlaydı.
Akmal ikramoviç ikramov, 1898'de Taşkent'te doğdu, 15 Mart 1938'de Moskova'da Stalin'in düzmece mahkemelerinde yargılandıktan sonra idam edildi. Genç Buharalıların liderlerinden olan ve Cedid geleneğinden gelen ikramov, Lenin madalyası sahibiydi.
Feyzullah Hocayev, 1896'da Buhara'da doğdu. Petersburg'da okuduktan sonra Buhara'ya dönen Hocayev, Genç Buharahiara katıldı. 1920'de Buhara Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla başbakan ve dişişleri bakanı oldu. Moskova tarafından milliyetçilikle suçlanan Hocayev, Haziran 1937'de kurşuna dizildL
Türkeş, emir subayının odasında bekliyordu. Kabibay, Madanoğlu'nun yanına girip onunla konuştu. Kabibay ona, "Paşam sizinle önemli bir meseleyi konuşmaya geldim. Kabul ederseniz iki kelimeyle cevap verin. Etmezseniz hayır deyin. Yalnız söyleyeceğim mesele çok gizlidir. Kabul etseniz de etmeseniz de gizliliği korumanız lazım. lfşa ederseniz karşı tedbir alınmıştır" dedi. Bunun üzerine Madanoğlu yerinden fırlayıp "Nedir ulan senin söyleyeceğin?" diye haykırdı. Kabibay "Paşam, biz bu iktidarı devireceğiz, gizli bir örgütümüz var. Sizin de bize katilmanızı istiyoruz. Kabul ederseniz evet, etmezseniz hayır deyin" dedi. Madanoğlu, "Ulan biliyorsun bende ta.ak var, akıl yok" diye cevapladı. Kabibay da cevaben "Bizde her ikisi de var" dedi.
Kabibay, Madanoğlu'na 24 saat düşünme süresi tanımıştı. 2rsaat sonra Madanoğlu, "Ulan erkeklik öldü mü, ben de varım bu işte" diyerek örgüte katıldı. 27 Mayıs'tan sonra Türkeş ve CHP yanlısı Madanoğlu grubu karşı karşıyaydı.
İran masasının başındaki görevli, Tahran'daki CIA görevlilerine böyle bir şeyin tekrarlanmayacağından emin olduğunu bildiriyordu. Ancak ülkesinden kaçan İran şahının ABD'ye kabul edilmesi halinde aynı şeyin bir kez daha olabileceği düşünülüyordu. 21 Ekim 1979'da, Tahran'daki CIA görevlisi William J. Daugherty, merkezden aldığı telgrafı hayretle okudu. Hasta olan devrik İran şahı, tedavi amacıyla ABD'ye kabul edilmişti.
Başkan Carter, şahın yakın dostlarının ve özellikle Henry Kissinger'ın baskılarına boyun eğmek ve şahın ABD'ye gelmesine izin vermek zorunda kalmıştı. Yeni İran yönetiminin intikam almak için bazı adımlar atabileceğinden endişe eden Carter için bu karar hiç de kolay olmamıştı. Jimmy Carter, "Eğer İranlılar, bir yolunu bulup 20 deniz piyademizi rehin alır ve her sabah güneş doğarken birini kurşuna dizerlerse ne yaparız?" diye soruyor ve ekliyordu: "Şah, tenisi California'da oynayacağına gitsin Acapulco'da oynasın diyerek ABD'ye gelmesine karşı çıkıyordu. Şahın armağanlarıyla yıllardır şımartılmış ABD'li dostları, sonunda ABD başkanını ikna etmeyi başardı ve şah ABD'ye geldi. Bu arada Beyaz Saray'dan hiç kimse CIAnın bu konuda ne düşündüğünü sormak
zahmetine bile katlanmamıştı.
İki hafta sonra Humeyni yanlısı bir grup İranlı öğrenci Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'ni işgal ederek elçilik mensuplarının tamamını rehin aldı. Ve böylece 53 elçilik mensubu, Jimmy Carter'ın artakalan 444 günlük başkanlık süresince, Humeynî yanlısı İranlı gençlerin elinde dayanılmaz bir cehennem azabı yaşayacaktı. İşkencelerin en şiddetlisini ise İran'a gelmeden dokuz
ay önce CIAya giren, İran siyaseti ve İran halkı hakkında hemen hiçbir bilgisi olmayan Daugherty görecekti.
Ruzi, bir sabah Washington'daki evinde sabah kahvaltısını yapmış günlük gazetelere göz atıyordu. Boston' da yayımlanan Christian Science Monitor adlı derginin ikinci sayfasındaki bir fotoğraf dikkatini çekti. Fotoğrafın altındaki kısa yazıda, görüntüdeki kişilerin Kızıl Ordu'dan mücahitlerin safına geçmiş iki ordu mensubu olduğu yazılıydı. Askerlerden biri çavuş diğeriyse erdi. Ruzi, tiplerinden iki askerin de Özbek olduğunu anladı. Hemen gazeteye telefon açıp haberi yazan kişiyle görüştü. Gazetecinin söyleyeceği fazla bir şey yoktu. Fotoğrafları tanıdığı bir Afgan gazeteciden almıştı. Askerlerin hangi mücahit grubun elinde esir olduğu ve nerede bulundukları hakkında en küçük bir bilgiye sahip değildi.
Ruzi kararını vermişti. O gençleri bulup Washington'a getirecek ve Sovyetler'e karşı yayımlamakta olduğu İstiklal Bayrağı adlı derginin yazı işleri kadrosunda değerlendirecekti. O eski Kızıl Ordu askerleri hakkında hiçbir bilgi yoktu, ama harekete geçmek için de fazla düşünmedi. Federal Almanya'nın başkenti
Bonn'daki görevi sırasında tanışıp yakın dost olduğu bir Pakistanlı vardı; 80'li yılların başında Bonn'da Pakistan elçilik müsteşarıydı. Tam o günlerde Ruzi'nin, Pakistan'ın Roma büyükelçisi olan diplomat dostu, helikopterine yerleştirilen bombanın patlamasıyla bir suikasta kurban giden Pakistan Devlet Başkanı General Ziyaü'l-Hak'ın yeğeniydi. Pakistan'ın en zengin ailelerinden birinin kızıyla evli olan diplomat, Ruzi'yi sever ve sayardı.
Türkiye tarafından kabul edilecek Türkistanlı mülteciler Güney Almanya'da, Augsburg'daki bir kampta Türkiye yolculuğunun başlayacağı günü bekliyordu. Dr. Rahimi ve eşi de zaman zaman bu kampa geliyordu. Ruzi, Dr. Rahimi ve eşinin kampta bulunduğu bir gün CIS subayı Spiegler'in kendisine tahsis ettiği arabay la Augsburg'daki kampa geldi. Görevlilere Türkiye'ye gidecek hemşerileriyle vedalaşmak istediğini söylemişti. Gerçekten de yakında yola çıkacak olan eski silah arkadaşı lejyonerlerle vedalaştı. Daha sonra kampın kantİninde Dr. Rahimi ve eşiyle de görüşüp bir şeyler yediler. Rahimi'nin eşiyle vedalaşan Ruzi, Dr. Rahimi'ye kendisiyle biraz özel olarak konuşmak istediğini söyledi ve bir kenara çekildiler. Ruzi ona Komintern görevlisi, Rus ajanı kadınla ilişkisini bildiğini söyledi. Rahimi hayretle, "Sen bunu nereden biliyorsun?" diye sordu. Ruzi bütün ilişkilerinin Amerikalılar tarafından bilindiğini, saklayıp inkar etmenin fayda sağlamayacağını, en doğrusunun Amerikalılarla görüşüp bütün gerçeği itiraf etmek olduğunu belirterek, isterse kendisini Amerikalılarla buluşturabileceğini, zaten bu durumda artık Türkiye'ye gitmesinin de mümkün olmadığını söyledi.
Dr. Rahimi bir süre sonra Rosenheim'da CIS ofisine geldi ve Ruslarla ne zaman çalışmaya başladığını, bilgileri kimin aracılığıyla, nerede ve nasıl teslim ettiğini, onlara hangi konularda yardımcı olduğunu bir bir anlattı. Kayyum Han'la sık sık görüştüğünü, onunla bol bol içki içtiklerini, Kayyum Han'ın biraz sarhoş olduktan sonra bütün temaslarını, özellikle İngilizlerle çalışmalarını anlattığını belirtti. Kendisinin de bu bilgileri Ruslara ulaştırdığını, yüzlerce Türkistan lejyon subayını yakalattığını, Türkiye'ye gitme sebebinin orada NKVD-GPU için çalışmak olduğunu söyledi.
Doğu Avrupa ülkesine veya Sovyetler Birliği'ne gönderilecek ajanlardan, CIA MI-6 ilişkilerini yürüten Philby haberdar oluyor ve bütün bilgileri
Sovyetler'e aktanyordu.
Zengin bir İngiliz aileye mensup olan Kim Philby, 525 Cambridge Üniversitesi'nde tarih ve siyasal bilimler okumuştu. Gençliğinde Avusturya'da NKVD-GPU tarafından angaje edilen Philby,
inanmış bir komünist ve NKVD tarihi boyunca Sovyetler' e en de
ğerli bilgileri veren Batılı ajandı. 1940 yılında MI-6'te işe başlayan Kim Philby, 1963 yılında Moskova'ya kaçıncaya kadar Ruslar için çalıştı. Bu operasyonların başarısızlık sebebi ancak o zaman, Philby Moskova'ya kaçtıktan sonra anlaşılacaktı. Demir Perde
gerisine gönderilecek ajanları önceden Ruslara haber vererek bütün bu operasyonların başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olan kişiydi. Yüzlerce ajanın Rus güvenlik kuruluşları tarafından yakalanarak idam edilmesinin tek sorumlusuydu. Kim Philby'yi paha biçilmez bilgilerle besleyen, CIA merkezinde gizli operasyonların güvenliğinden sorumlu olan Angieton terfi ederek CIA Karşı Casusluk Dairesi'nin başkanlığına getirilmişti. S26
Sovyet istihbarat kuruluşları dünyanın her köşesinde başanlı operasyonlarını devam ettirirken, Amerikalılar Soğuk Savaş'ta yenilgi üstüne yenilgi yaşıyordu. Yüzlerce yabancı CIA ajanı Sovyetler Birliği, Polonya, Romanya, Ukrayna ve Baltık ülkelerinde ölüme gönderildi. Tamamı yakalanan bu insanların akıbetieri bugün bile aydınlatılamadı.
Amerikalılar, Sovyet ekonomisinin bir plan ekonomisi olduğunu, Amerikan kredisi ve malları olmaksızın da maliyeti geniş halk kitlelerinin sırtına yükleyerek ülkelerini inşa edebileceklerini düşünemiyordu. Stalin ve arkadaşlarıysa, ABD kapitalizminin Rusya'ya kredi vermeksizin ve mal göndermeksizin, yeni pazarlar bularak ayakta kalabileceğini hesaplayamıyordu. Aynca Amerikalılar, ellerindeki atom bombasını Sovyetler üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanabileceklerine inanıyordu. Bir süre sonra
her iki tarafın da yanıldığı anlaşılacaktı. Ruslar kendi atom bombalarını yapacak, ABD Marshall yardımıyla Amerikan ekonomisi için yeni imkanlar yaratacak, yeni pazarlar açacaktı.
Savaşın son aylarında Batı'ya doğru ilerleyen Sovyet ordusu, Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Almanya'nın üçte birini işgal etmişti. Yalta'da varılan mutabakata göre savaştan sonra bu ülkeler kendi bağımsızlıklarına ve hükümetlerine sahip
olacaktı. Proleter ihtilaliyle komünizmi bütün dünyaya yaymak amacıyla SBKP'nin önderliğinde, diğer ülke komünist partilerinin de katılmasıyla 1919 yılında kurulan Komintern adlı bir kuruluş vardı. Komintern 1943 yılına kadar komünist sistemin diğer ülkelere yayılması için çalışmalar yürütmüştü. ABD'nin 1947 yılında Polonya'da Marshall Planı'nı başlatması üzerine yine SBKP güdümünde Polonya, Çekoslovakya, Romanya, Macaristan, Bulgaristan, Yugoslavya, Fransa ve İtalya komünist partilerinin katılımıyla, Sovyetler Birliği dışındaki ülkelerde komünist hareketleri koordine etmek ve o ülkelerdeki komünist partileri iktidara taşımak için Kominform örgütü kuruldu. Zaten Kızıl Ordu birlikleri tarafından işgal edilmiş olan Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya'da, o ülkelerin komünist partileri Moskova'nın desteğiyle savaşın hemen ardından iktidar oldular.
Savaş sırasında İran'ı işgal eden Sovyetler Birliği, Kuzey İran'da Moskova güctümünde kukla bir "Güney Azerbaycan Cumhuriyeti" ile Mahabad Kürt Cumhuriyeti kurdurdu.
542 syf.
·17 günde
İki büyük dünya savaşının savurduğu hayatlar... Birinci dünya savaşının Rusya'ya bıraktığı Ekim İhtilalinin karanlık ortamında büyüyen Özbekistan Türklerinden ilginç bir portre: Ruzi Nazar.
Margilan'da doğmuş Ruzi, Fergana'nın bir ilinde. Babasının ilk hanımı ölmüş, ondan olan oğlunu Sovyet askerleri şehit etmiş fakat iş bulabilmek için mutlaka Komünist partiye üye olmak zorunda kaldığı için Genç Komünistler Birliği'ne ya da daha bilinen adıyla Komsomol'a girmiş. Marksizme göre komünizmin kapitalizmden sonra vukua gelen bir ekonomik düzen olduğunu fakat muhtelif Türkistan ülkelerinde kapitalizm dönemi hiç yaşanmadığı için Rusyanın dayatması ile komünizme geçtiklerini ifade eden arkadaşları yüzünden ilk kez azli, babasının vefatında İslami usullerle defninden dolayı takibata takılması, patlayan 2. dünya savaşında Sovyet askerliği, esareti ve Türkistan lejyonları macerası. Ardından CIA'de vazifesi ve günün birinde Türkiye'de ölmesi.
Uzun ve meşakkatli bir hayatmış onunki.
İsmini çok işitmiştim ama bu kadarını bilmiyordum.
Tavsiye ediyorum

Yazarın biyografisi

Adı:
Enver Altaylı
Unvan:
Avukat,gazeteci,MİT çalışanı
Doğum:
Adana, 1944
Enver Altaylı 1944 yılı 1 Kasım günü Adana’nın Ceyhan ilçesinde dünyaya geldi. Babası Özbekistan’dan Türkiye’ye Sovyet esaretinden kaçmış Şakir Altaylı, annesi ise I. Dünya Savaşı sırasında yine Adana bölgesine yerleşmiş Türkistan’ın ünlü din âlimlerinden Abdurrahman Hoca (Kavuncu)‘nun kızı Melek Altaylı’dır.

1958 senesi Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nde okumaya başladı. Ancak Talat Aydemir’in darbe girişimi sonucuyla 1439 Harp Okulu öğrencisiyle birlikte tutuklandı. Harp Okulu'ndan ayrılan Altaylı Ankara Hukuk Fakültesi'nden 1967 yılında mezun oldu. 1968'de General Fuat Doğu tarafından MİT'e alındı ve Milli İstihbarat'ın ilk Sovyetoloğu olarak eğiltildi. 1977 - 1980 yıllar arasında Hergün Gazetesi'nin baş yazarı olarak çalıştı. 90'lı yılların başında Sovyetler Birliği'nin dağılmasiyle birlikte yeni Orta Asya cumhuriyetlerin kurulması ve yapılandırmasında etkin bir rol oynadı.



Altaylı’nın “Esir Türk İllerinde 90 Gün” ve “Komünist Teoriler ve Sovyet Yayılma Siyaseti” adlı kitaplarının yanı sıra, çok sayıda makalesi ve gazetelerde çıkmış yazı dizileriyle araştırmaları bulunuyor.

Enver Altaylı'nın hayatı Yazar İrfan Ülkü tarfından "Büyük Oyundaki Türk: Enver Altaylı" adlı kitabta kaleme alındı.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 19 okur okudu.
  • 17 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.