Erbuğ Kaya

Erbuğ Kaya

Yazar
9.1/10
10 Kişi
·
20
Okunma
·
4
Beğeni
·
616
Gösterim
Adı:
Erbuğ Kaya
Unvan:
Türk yazar, sanat yönetmeni
Doğum:
Ankara, 1973
Kendi dilinden;

73 yılında Ankara’da dünyaya gelmişim. Deniz subayı olan babamın tayinleri sebebiyle; Ankara, İskenderun, İstanbul, Çanakkale, Ankara, Adana, Gölcük dolaşıp üniversiteyi kazanınca 92 yılında İstanbul’a geldim ve bir daha da ayrılmadım. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliğinde yanlış tercih yapmış olmama rağmen sorumluluk sebebiyle altı yıl okudum. Sonunda okulu bırakıp gerçekte istediğim işleri yapmak üzere kendimi sokaklara attım. İlk iki sene kendi camiasında efsane olan iki adet FRP kafe açtım. (Geçit Kafe, Kayıp Kafe) Türkiye’de ilklerden sayılacak bu atılım fazla uzun sürmedi. Bir takım olumsuz şartlar sebebiyle (!!!) kafe işleri bitti. Bunun üzerine 99 yılının sonu 2000′nin başı gibi tasarım yapmaya başladım. O gün bu gündür de devam ediyorum. İlk seneler evimden çalıştım. Her şeyin başlamasını sağlayan Aytaç abimle Ebay’de açık arttırmayla açık arttırma siteleri satıyorduk.(Teşekkürler Aytaç abi.) Yine evimden merkezi Paris’te bulanan Dimuseum SARL’da GUI Designer olarak görev aldım. ArdındanVeriPark’da (1 yıl) ve Bilge Adam’da (4.5 yıl) çalıştım. Şu anda Ceviz Bilgi Teknolojileri’ndeyim.

97 yazında babamla (huzur içinde yat baba) çıktığımız Çeşme tatilinde hayatımın aşkı Funda’mla tanıştım. 10 yıldır evliyiz ve omo kutusundan küçücük evimizde mutlu mutlu yaşıyoruz. Ne aşkımız, ne heyecanımız, ne bağlılığımız azaldı.

FRP kafelerde oynattığım ve oynadığım oyunlardan aldığım keyfin devamı olarak roman yazmaya başladım. Böylece 97 yılından beri kurguladığım, 2002 yılında ilk cümlelerini yazdığım Giddar’ı 2008 sonunda tamamladım. Giddar (Fantastik Roman) 2009 Ekim ayında Kalkedon Yayınlarından, Giddar’ın ikinci kitabı Beşlerin Çağı 2012 yılında İthaki Yayınlarından yayınlandı. Daha yazacak çok şeyim var.:) Hayatta aldığım en büyük keyiflerden biri yazmak. Umarım ömrümün sonuna kadar buna devam edebilirim.

Diğer keyiflerim mi? Elbette ilk önce Funda, sonra arkadaşlarım var, deli gibi film izlerim, dönem dönem kontrolsüz kitap okurum, ondan daha kontrolsüz oyun oynarım, minyatür boyarım (Warhammer – Warhammer40K – Lord of the Rings), hayal kurarım, bir şeyler öğrenirim, televizyon seyretmem, futbolu çok severim (kafa göz yarılmadığı sürece) müzik dinler kendi kendimi coştururum. Müzik mi? – Hiimm elektronik sevmem, rock, metal iyidir ama soundtrackler süperdir; ara ara.

Genel olarak gayet sakin biriyimdir. Öyle bağırıp çağırmam. Ama kötü niyet, sinsi gibilik, gördüm mü çileden çıkar; hak edilmemiş ukalalıkta titrerim:)

Yaşamayı çoook severim.
İki boşluk arasında kendini var ettiğin ve adına ömür denilen anlık sürede deneyimleyebildiğin her şey varlıktı. Seninle, senin kadar gerçekti.
Sanki, tozlu bir pencerenin önünde aşık olduğu kişinin eve gelmesini beklerken o aşkın hayaliyle kendini oyalıyor gibiydi. Mutluydu ama hiç geçmeyen bir hüznü vardı.
“Demek sen kitapları sahiplenen, onların cümlelerini kendine su yapan bir ağaçsın. Öyle mi? Ne kadar çok birbirimize benziyoruz. Bir bilsen.”
Beni uzun zaman önce, gelecekteki günlerin çok gerisine atmıştı. Kendine çizdiği yolda artık beni sevmek yoktu.
Aklımdaki bir bıçak dünyayı hiç acımadan dışarısı ve içerisi, rüya ve gerçek, sıcak ve soğuk, siyah ve beyaz olarak ayırdı. Bunlardan hiçbirine ait değildim.
Benimle tanışanlar da beni terk edenler de onlardı. Sessiz, yalnız çocuğu merak ettiler. Kısa bir süre sonra da ondan sıkıldılar.
İnandırıldığıyla gördüğünün farklılığı normal bir insanı deliliğe sürükleyebilir.
Bulutların daha da grileştiği o gün derslere girmedim. Sadece yürüdüm. Parkta bir banka oturup ağaçlara bakarken, son yaprağını da sonbahar rüzgarlarına kaptırmış bir ağaç gibi hissettim. Onlar kadar sessizdim ve beni seven tek insan da ölmüştü. Sonsuza kadar o bankta kalabilirdim. Kalkıp da ne yapacaktım ki? Ama kalktım. Ne yazık ki insandım.
“... bir yaprağın güzelliğine şiirler yazan, içindeki aşkla gökyüzünün maviliğine ağlayan akılla atom bombasını atan, tüm dünyayı savaşa sürükleyen akıl aynı olamazdı.”
Erbuğ Kaya
Sayfa 86 - Kırmızı Kedi
565 syf.
·Beğendi·10/10
Bir tuğla düşünün içinde çok büyük bir dünya barındıran. İşte bu kitap o tuğlanın kuzeni gibi bir şey. Taşıması zor, okuması inanılmaz keyifli. Öylesine müthiş, öylesine sağlam bir fantazya ki, şimdiye kadar hep yabancı fantazyalar okuyan beni benden almıştı ilk okuduğumda. Beni benden almaya devam etti ikinci okuyuşumda, üçüncü okuyuşumda...

Bir de benim için şöyle bir hikayesi var bu kitabın. Kitabı aldığımın ikinci günü kaybettim. Çalındı mı ne oldu bilmiyorum, kayboldu gitti. Öğrenciyim o zaman, kitap da pahalı biraz. Alamadım tekrar. Aradan birkaç yıl geçti, bir arkadaşımla sahafları turluyoruz. Baktım rafta Giddar. Açtım baktım, benim kitabım :D
248 syf.
·3 günde·8/10
Erbuğ Kaya'nın Giddar kitabını okumuş ve hayran kalmıştım. O tuğla gibi kitap benim için apayrı bir yere sahiptir. Maderzad Palas'ın Giddar gibi büyük fantastik bir örgüye sahip olmadığını biliyordum alırken, ve diyorum ki iyi ki almışım. Gündelik hayatın içine yedirebileceği karakterleri anlattığı için sanırım; cüle yapısı, anlatısı vb. daha akıcı olmuş kitabın. Kitap boyunca baş karakter Ali'nin durumu gayet güzel ele alınıyor. Son sayfalara doğru geldikçe gidişat sona yaklaşmamış gibi göründükçe acaba devam kitabı mı gelecek diye sormaya başlamıştım ama hikaye son 20~30 sayfada biraz hızlı, biraz eksik kurguyla da olsa tamamlandı.

Diyeceğim o ki Erbuğ Kaya her eseriyle kendini ileri taşımayı başarıyor. Maderzad Palas ile de büyük fantazya dışında da kaliteli eserler verebileceğini göstermiş oldu.
248 syf.
·7 günde·10/10
istanbul sokaklarındaki bambaşka bir alemin savaşını oturma odamda bana izlettiren bu kitap, bir beyaz yakalının başından geçen enteresan hikayeyi konu alıyor. Çok başarılı buldum. Herkese tavsiye ederim

Yazarın biyografisi

Adı:
Erbuğ Kaya
Unvan:
Türk yazar, sanat yönetmeni
Doğum:
Ankara, 1973
Kendi dilinden;

73 yılında Ankara’da dünyaya gelmişim. Deniz subayı olan babamın tayinleri sebebiyle; Ankara, İskenderun, İstanbul, Çanakkale, Ankara, Adana, Gölcük dolaşıp üniversiteyi kazanınca 92 yılında İstanbul’a geldim ve bir daha da ayrılmadım. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliğinde yanlış tercih yapmış olmama rağmen sorumluluk sebebiyle altı yıl okudum. Sonunda okulu bırakıp gerçekte istediğim işleri yapmak üzere kendimi sokaklara attım. İlk iki sene kendi camiasında efsane olan iki adet FRP kafe açtım. (Geçit Kafe, Kayıp Kafe) Türkiye’de ilklerden sayılacak bu atılım fazla uzun sürmedi. Bir takım olumsuz şartlar sebebiyle (!!!) kafe işleri bitti. Bunun üzerine 99 yılının sonu 2000′nin başı gibi tasarım yapmaya başladım. O gün bu gündür de devam ediyorum. İlk seneler evimden çalıştım. Her şeyin başlamasını sağlayan Aytaç abimle Ebay’de açık arttırmayla açık arttırma siteleri satıyorduk.(Teşekkürler Aytaç abi.) Yine evimden merkezi Paris’te bulanan Dimuseum SARL’da GUI Designer olarak görev aldım. ArdındanVeriPark’da (1 yıl) ve Bilge Adam’da (4.5 yıl) çalıştım. Şu anda Ceviz Bilgi Teknolojileri’ndeyim.

97 yazında babamla (huzur içinde yat baba) çıktığımız Çeşme tatilinde hayatımın aşkı Funda’mla tanıştım. 10 yıldır evliyiz ve omo kutusundan küçücük evimizde mutlu mutlu yaşıyoruz. Ne aşkımız, ne heyecanımız, ne bağlılığımız azaldı.

FRP kafelerde oynattığım ve oynadığım oyunlardan aldığım keyfin devamı olarak roman yazmaya başladım. Böylece 97 yılından beri kurguladığım, 2002 yılında ilk cümlelerini yazdığım Giddar’ı 2008 sonunda tamamladım. Giddar (Fantastik Roman) 2009 Ekim ayında Kalkedon Yayınlarından, Giddar’ın ikinci kitabı Beşlerin Çağı 2012 yılında İthaki Yayınlarından yayınlandı. Daha yazacak çok şeyim var.:) Hayatta aldığım en büyük keyiflerden biri yazmak. Umarım ömrümün sonuna kadar buna devam edebilirim.

Diğer keyiflerim mi? Elbette ilk önce Funda, sonra arkadaşlarım var, deli gibi film izlerim, dönem dönem kontrolsüz kitap okurum, ondan daha kontrolsüz oyun oynarım, minyatür boyarım (Warhammer – Warhammer40K – Lord of the Rings), hayal kurarım, bir şeyler öğrenirim, televizyon seyretmem, futbolu çok severim (kafa göz yarılmadığı sürece) müzik dinler kendi kendimi coştururum. Müzik mi? – Hiimm elektronik sevmem, rock, metal iyidir ama soundtrackler süperdir; ara ara.

Genel olarak gayet sakin biriyimdir. Öyle bağırıp çağırmam. Ama kötü niyet, sinsi gibilik, gördüm mü çileden çıkar; hak edilmemiş ukalalıkta titrerim:)

Yaşamayı çoook severim.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 20 okur okudu.
  • 18 okur okuyacak.