Erdoğan Aydın

Erdoğan Aydın

Yazar
7.5/10
126 Kişi
·
329
Okunma
·
48
Beğeni
·
5125
Gösterim
Adı:
Erdoğan Aydın
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Siirt, Türkiye, 1957
Erdoğan Aydın(doğum: 1957), gazeteci yazar.
Cumhuriyet'in Cumartesi eki olan Hafta Sonu'nda Tarihçe köşesinin yazarlığını da yapmış olan Aydın Roj TV'deki bir programa katılması nedeniyle gazeteden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Eserleri

Nasıl Müslüman Olduk?
Kimlik Mücadelesinde Alevilik
Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı
Aleviliği Ne Yapmalı?
Doğu - Batı Kıskacında Türkiye
Kabustan Demokrasiye Milliyetçilik, Şeriat ve Alevilik
Osmanlı Gerçeği 'Nizam-ı Alem'in Gayri Resmi Tarihi
Demokrasinin Dayanılmaz Ağırlığı
Fatih ve Fetih, Mitler ve Gerçekler
İslamcılık ve Din Politikaları
Kur'an ve Din: İslamiyet Gerçeği 1
İslamiyet ve Bilim: İslamiyet Gerçeği 2
İslamiyette Ahlak ve Kadın: İslamiyet Gerçeği 3
İslamiyetin Ekonomi Politiği: İslamiyet Gerçeği 4
Osmanlı'nın Son Savaşı: Turan Hayalinden Sevr'e
Öteki Tarih
Din, toplumsal bir olgu olması yanında, aynı zamanda tarihseldir. Yani insanlık tarihinin belli bir aşamasına kadar yoktu ve ancak belli bir aşamada ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, onu oluşturan nedenlerin ve ona duyulan sosyal, siyasal, ekonomik, psikolojik ihtiyaçların ortadan kalkmasına paralel, zaman içinde yok olacaktır.
Erdoğan Aydın
Sayfa 28 - Literatür Yayınları
Dini idealizmin umut verici, parlak dış görünümüne karşın,ilk halifelik, hiç de iktidar ve şöhret uğruna verilen dünyevi mücadelelerden geri kalmamıştır.
Yoksa birilerince, hatta doğrudan kendimizce kandırılıyor olmayalım?.. Ve bu sorgulamanın hemen sonrasında ayağa kalkacak insanlık vicdanımızın onurlu sesine kulak verelim. Hangi cennet, hangi cehennem başka ülkeleri işgal etmeye, insanları kendi yurtlarını savunuyorlar diye katletmeye, çocuklara köle, kadınlara cariye diye el koymaya, çapul sürüleri gibi mallarını yağmalamaya yeterli neden oluşturabilir?..
Erdoğan Aydın
Sayfa 175 - Literatür Yayınları
Ya Muhammed, sana semanın melekleri salat ve selam götürsün. İşte Hüseyin'in kanlara bulanmış, uzuvları kesilmiş, kızların esir, zürriyetin maktül.
Geçmiş ve gelecek bütün iyilik ve kötülüklerin Tanrıların değil, ancak insan ürünü olduğu basit gerçeğini anımsatmak da gerekmiyor. Ancak altını kalınca çizmeliyiz ki; anlamı kişiden kişiye değişen "kutsal" değerlere ilişkin saygısızlığa, hele ki onları altına çevirecek denli soyguncu bir saygısızlığa kimse mazeret aramamalıdır.Çünkü bu işin mazereti olmaz!Birilerine anlamsız gelebilir, ama böylesi bir durumda mazeret aramak yerine yapılacak bir tek uygar ve ahlaki davranış vardır: Herkes, kendi inandığı değerler adına tarih boyunca işlenmiş insanlık suçları için özür dilemek durumundadır.Yoksa kendimizi nasıl temizleriz?
Erdoğan Aydın
Sayfa 201 - Literatür Yayınları
Öyle ki, atalarımızı öldüren Arap komutanlarının isimlerini çocuklarımıza veriyorduk. 'Dinimizin yayilmasidir' diye çoğu zaman insan olarak bile değil, düpedüz 'kafir' olarak belletilen atalarimizin yenilgilerine sevinir hale getirilmistik. İşgaller 'fetih', talan savaşları 'gaza', Araplarin kendi doğrularıni kılıç zoruyla dayatması da, 'hidayete erdirmek' olarak aktariliyordu yabancilastirilan bilinclerimize.
"Günah düşüncesi insanın kendi ahlaki varlığını, insanlığını, bir tür çıkar için, cennete gitmek için, insanların onu dindar görüp saygı göstermeleri için tanrı adına satması demektir."
" Eğer yurdunu işgalciye karşı savunmak insan ve toplumların en onurlu sorumluluklarından biriyse, işte Hazarlar bu onurun en büyük temsilcilerindendir.
Eğer başkalarının yurduna el koymak, toplumlar tarihi adına ahlak dışı bir suç olup bu suç, o halkın direnişi oranında büyüyorsa Araplar da işte bu suçun en büyük temsilcilerinden biridirler. "
Türk toplumu, dışarıdan kendisine doğru sızdırılan tek yanlı din etkilerine pasifçe katlanmadı. Şamanizm'inden kalma yığınla gelenek ve göreneklerini İslamlığa aktardı. Türklerin dinlerinde yüzde kaç Müslümanlığın, yüzde kaç Şamanizm'in yaşadığı araştırılacak şeydir.
Erdoğan Aydın
Sayfa 327 - Literatür Yayınları
384 syf.
·1 günde·2/10
Böyle bir kitaba para verdiğime üzüldüm. Nasıl ki Kadir Mısıroğlu'nun kitaplarına para verecek olsam üzülürsem aynı derecede üzüldüm


İdeolojik saplantılı, Kadir Mısıroğlu'nun Sol versiyonu bir yazardan Türklerin Müslüman oluşu. Emevilerin katliamlarını 100 sayfalık kısımda anlatıyor ancak onda da gerçek manada katliamları anlatmaktan ziyade marksist terminoloji ile İspanyolların Amerika'yı yağmalamasına benzeterek anlatıyor. Anlatımları Türklere duyduğu saygıdan değil islam dinine duyduğu öfkeden kaynaklanıyor. Selçuklular ilgili bölümlerde büyük bir yanlışa düşüyor. Selçuklu Tarihinde bilimsel bir otorite kabul edilen Osman Turan yeriné bilimsel ve tarihi bir geçmişi olmayan Doğan Avcıoğlunu referans alıyor. Osmanlı Tarihinde Halil İnalcık, İlber Ortaylı neyse Selçuklu Tarinde Osman Turan da o ancak yazar tarih alanında Doğan Avcıoğlunu Osman Turan'a tercih ediyor.


Bazı bölümleri atlayarak okudum. Okumak için öyle zorlayacak bir kitap değil basit cümlelerle konuyu anlatan bir kitap. Ciddi şekilde okusam da bir gecede bitirebileceğim bir kitap. Okumak isteyen okusun da kimseye bir şey katacağını düşünmüyorum. Kadir Mısıroğlu bilgi bakımından insana ne verebilir ki bu da aynı o kafada olaya yaklaşıyor.

Abbasi dönemiyle birlikte Türklerin İslam'a geçişinde gönüllülük esası başlamıştır. Yazar Türklerin İslam'a geçişini kapsayan 350 yıllık bir dönemin hepsi kılıç zoruyla oldu yanılgısına düşmüş ya da böyle bir intiba bırakma gayretine girişmiş. Görülüyor ki Emeviler döneminde Türklerin toplu halde İslam'a geçişleri yok. Öyleyse Emeviler Döneminde yaşanan olayları, Türkerin İslam'a geçişlerinin tamamını kapsıyor izlenimi yaratması tarihin akışına aykırıdır.



İslamiyetin ilk yıllarında Zekat kavramına yüklenen anlam devlete bağlılığın bir ifadesi idi. Bu sebeple müslümamdan Zekat müslüman olmayanlardan ise cizye alınırdı. Kitapta ise yazar, "Madem istenen Zekat ise zekatın nasıl verileceği yazılıyor neden illa halifelere verilsin"diye bir düşünce içine girerek değerlendirmiş buna da güçlünün,İslam Dinini taahküm vasıtası olarak kullandığını söylemeye çalışmıştır.

Yazar kitabı Arapların gönüllü müslüman olmadığı yükselen güç karşısında güce boyun eğdikleri düşüncesi üzerine kurmuş ve kitap boyunca buna yönelik bir metin oluşturmuştur. Kendi ideolojik dünyasına göre islamın gelişimini yorumlayan yazar bilimsel kriterlerden çok ideolojik taasubunun etkisiyle kitabı yazmış görünüyor. Kezâ Hazreti Ebubekir döneminde ortaya çıkan yalancı peygamberleri, muhalefet olarak niteleyen yazar, Hazreti Ömer'i ise Hazreti Ebubekir'in halifeliğini pekiştirmek için terör ve baskı uygulayan terör estiren kişi olarak görmüş. Bunlar yazarın kör bir ideolojik saplantı içinde olduğunu gösteriyor.


Tarihçilikte bilimsel bir metin ortaya çıkması için elde edilen verilerin metodolojik bir sistem ve değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Nasıl ki bir deney yaparken en doğru sonucu elde etmek için hassas davranılırsa tarihi değerlendirirken de en doğru tespiti yapmak için tarih metodolojisine uymak gerekir. Yazarın uyduğu tek metodoloji ise kendi ideolojik taassubudur.

Yavuz Bahadıroğlu, Mustafa Armağan, Kadir Mısıroğlu nasıl gerçekleri sapla samana katarak islami görünümde yalan-yanlış anlatıyorsa bu da onların Sol ve marksist versiyonu olarak onlardan farksız şekilde olaylara yaklaşıyor. Nasıl ki adı geçen islami görünümlü şahısların bir metodolojik sistemi yoksa bu da aynı şekilde sistemden yoksun masalsı bir anlatımla araya Kuteybe Bin Müslim'in katliamlarını serperek gerçek olayları ideolojik saplantıyla değerlendirerek bir neticeye ulaşmaya çalışıyor.

Gerçek olan katliamları anlattığı sayfa sayısı 100 civarı. Ancak burada da üzerinde durduğu nokta katliamlar değil islam dinine duyduğu öfke olduğunu düşünüyorum. Çünkü İslam Dinini, ilahi bir din değil sanki birilerinin uydurduğu bir din gibi değerlendiriyor. Kurdupu cümlelerden bunu anlıyorum. Emeviler dönemide yazılan ana kaynak olarak ifade edilen kaynaklardan sadece Taberî Tarihine başvurmuş, Taberî Tarihine de kendisi değil onun üzerine çalışma yapan Zekariya Kitapçı'nın kitaplarından yararlanarak kullanmış böyle bir yöntem tarihçilikte pek itibar edilen bir şey değil. onun dışında hiçbir islam ana kaynağına başvurmamış. Yararlandığı kitaplar Doğan Avcıoğlu. Abbasiler Dönemine ilişkin kaynakları yine Abbasiler döneminde yazılan el yazması eserler değil günümüz yazarlarının yazdığı kitaplar. Mesela Osman Turan Selçuklu Tarihi ile ilgili kitap yazarken Arap, Fars yani İran, Bizans, Süryani ve Ermeni kaynakları kullanmış öyle kitaplar yazmış Erdoğan Aydın önemli bir konuda kitap yazıyor ama dayandığı tek şey kendi ideolojik körlüğü.
360 syf.
Nasıl Müslüman olduk? Türklerin Müslüman olma süreçleri okullarda öğretildiği gibi Talas Savaşı'yla kolay bit şekilde olmuyor.
Arapların, İslamiyet'i yayma kisvesiyle yaptıkları onca istila, talan, katliam... Ve sıra Orta Asya coğrafyasına, Türklere gelir.
Türkler, İslamiyete geçmeme adına çok direnirler, savaşırlar. Türklerin İslamiyete geçişi zorlamayla, cebren, mecbur bırakılarak oluyor.
Ve İslamiyete geçişle birlikte Türk kültürünün de nasıl değişme gösterdiğini güzel örneklerle anlatıyor. Artık Türk kültürüne ait özellikler yok oluyor, kadına verilen önem ortadan kalkıyor, kölecilik geliyor, dini hoşgörü ortadan kalkıyor, farklı inançlara kafirlik damgası vuruluyor..
442 syf.
·Beğendi·10/10
Anadolu insanı olarak mı yoksa bir Türk olarak mı tarihi anlıyorsunuz? Osmanlı tarihi kimin tarihidir? Bir çok soruya yanıt verebilecek çok güzel bir araştırma. MUtlaka okunmalı...
360 syf.
·8/10
Türk halkının nasıl Müslüman olduğunu yazar ele almış. Gönül fethinden ziyade siyasi ve savaş sebepleriyle zorunlu bir İslam'a geçişi dile getiriyor. Kitabın bakış açısı düşünmeye değer. Gönülden İslami seçenlerin olduğu gibi zorunlu bir şekilde de Müslüman olanların da olduğunu düşünüyorum.
290 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Erdoğan Aydın okurken kendimi CNN Türk programında gibi hissediyorum. Okuduğum süre içerisinde yazarla sürekli tartışma içerisindeyim. Katılmadığım fikirleri biraz fazla da olsa bu tartışma içine girme olayı biraz güzel bir duygu.
Birde kendisinin polemik yaratan, doğru tespitleri yüzünden sürekli linç yiyorum. Ama tabi alıştım sayılır..

DEMOKRASİ VE LAİKLİĞE DİKİŞ TUTTURAMAYAN ŞERİAT :
Dikiş tutmayan ne?
Laiklikten bahsedelim biraz bu sorunun yanıtı zati kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Nedir Laiklik?
Din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırmayı amaç edinen, böylece siyaset üstünde din baskısını ve din üstünde siyaset baskısını kaldırmayı öngören bir anlayıştır. Peki Şeriat bu konu hakkında ne diyor? Bunun cevabını da bize kur'an versin :
"O halde, hürmetli aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir. (Tevbe suresi ayet.5). Laiklik size inanç özgürlüğü konusunda haklar verir, inanç özgürlüğünüzün güvencesidir. İslam ise kendisine inanmaktan başka seçenek vermez hoşgörü tanımaz size inanç özgürlüğünüzün garantisini vermez. Ya canınızdan ya malınızdan olursunuz. Peki soralım bizim terzilere, bu kumaş dikiş tutar mı? Tutmaaaz!
Peki hoşgörüden, müslümanların zulüm yaşadığı demagojisinden yola çıkan, 7.yy Arap artığı ideoloji eğer başa gelirse sana hoşgörü göstercek midir? Güldürme beni.

Peki İslam demokrasiye dikiş tutturacak mı?
Hemen bakalım dikiş tutuyor mu.
Demokrasi nedir?
Demokrasi, tüm bireylerin devlet yapısına, işleyişine ve yönetimine eşit olarak şekil verebileceği bir yönetim sistemidir.
Peki şeriat ne diyor bu duruma?
Tanrı adına ve onun saptadığı varsayılıp kutsanarak değişmez ilan edilen kurallar çerçevesinde yönetilmesidir.
Demokrasinin asıl şartı nedir? Kayıtsız şartsız fikir ve vicdan özgürlüğüdür.
Şeriatta ise ''kul'' sayılan insanların tanrısal ve mutlak sayılan kuralları sorgulaması, keza onlardan farklı düşünmesi, dolayısıyla fikir ve vicdan özgürlüğüne sahip olması, söz konusu olamaz.
Peki soralım bizim terzilere, bu kumaş dikiş tutar mı? Tutmaaaz!
Bir yanda inanç ve fikir özgürlüğünün yaşandığı demokrasi ve laiklik
Bir yanda ise, katı ve değişmez kurallar ile yönetilen, inanç özgürlüğünün garantisini vermeyen bir sistem olan şeriat.
Bir yanımızda Afganistan ve iran örneği, bir yanında laiklik ve demokrasi.
Bir yanında orta doğu, bir yanında Avrupa...

CUMHURİYETİN YUMUŞAK KARNI TÜRBAN :
Ben bu kitlenin iki yüzlülüğüne utançla bakıyorum. Bugün kamusal alanda türban takamıyorum diyen bu kitle, mevcut durumdan şikayet edip, ben şeriat istiyorum diyor. Komik olan durum şu bunun için Cumhuriyet'in 75. yılında eylem dahi yapabiliyorlar. Peki şeriatla yönetilseydik? Dedim ya bir yanımızda Orta doğu. Bir yandan baş örtüsüne karşı eylem yaptığı için 20 yıl ceza alan kadınlar, bir tarafta kamusal alanda türban takamıyoruz şeriat gelsin diyen iki yüzlüler.
İslamın kadına bakış açısı ortada, uzun uzun anlatmaya gerek duymuyorum.
#49114121
Ki bugün baş örtülü kadınlar hakim olabiliyorken, demagojisini yaptıkları şeriat gelince kadınlara bu şansı tanıyacak mıdır? Sen aptal olabilirsin ama ben aptal değilim.
Tartışmaya açık fakat, dışarı dahi tek başına çıkmaya hakkı olmayıp, özgürlük alanı kocasının iki dudağı arasında olan kadının, kamusal alanda türban demagojisine gülüp geçilir.

Ufak çaplarıyla göz gezdirdik sadece....

Ilımlı İslamcılık ve politika, Türkiye laiklikte nere gidiyor?
12 Eylül Kenan Evren darbesi kemalist burjuva devriminin sonunu getirmiştir.
#50778323
İletide paylaştığım gibi bunların olduğu bir yerde laiklikten bahsetmek imkansız. Laik mi Türkiye sorusunun açık ve net cevabıdır.
Burada tasfiye dediğimiz şey egemen sınıfın tasviyesi olmuştur. Türkiye, farklı bir egemen sınıfın kontrolü altına girmiştir. AKP, Refah partisi bu egemen sınıfın garantisi, 12 Eylül'ün çocuğu ve geleneğidir.
Eğitim sistemi dinci ve gerici hale gelmiş, kalitesi git gide düşmüş ve egemen sınıf yarartmaya çalıştığı yeni toplum yapısını ''kul'' tanımı altında toplamaya çalışmıştır.

Ki Diyanet gibi, şeriatın propaganda merkezi olan bir kurumun laik bir ülkede yeri yoktur.
Peki diyaneti ne yapmalı?
Her yıl büyük bütçelerle, alkol ve sigara alarak beslediğimiz diyanet, Allah'ın isteklerine yetişemeyerek, sürekli ek bütçe istiyor. Kurumun ülkeyi yarattığı zarar kimin umrunda?
Ülkeye zerre faydası olmayan üstüne üstelik 30 Ağustos'ta dahi Atatürk'ün adını ağzına almayan bu kurumu 'zati Atatürk kurdu diyaneti' diyerek savunmak ne kadar mantıklı. Siz cevap verin her yıl istediği bütçeler ile kambur olan bu kurumu ne yapmalı?
Evet dostlar, kör değilseniz görünen köy kılavuz istemez. Ki kılavuzu karga olanın da burnu boktan kurtulmaz.
Kendinize kılavuz olarak bilimi alın. İyi okumalar.
Eksik ve atladığım konular olmuştur belki, alt tarafa alıntıların bir kısmını paylaşıyorum, belki eksikliklerimi kapatır

#50802572
#50803344
#50804584
#50846081
#50866231
#50868422
#50804584

İYİ OKUMALAR, ESEN KALIN :=))
360 syf.
·8/10
Bu kitabı özel yapan şey; kaynaklarını katliamcılarının takipçilerine dayandırmasıdır.
Kaynak kitap yazarı olan şahsın ben din yolunda yapılan hizmeti övmek için yaptım demesi çok onurkırıcıdır.
Kitapta anlatılan, orta ve ön asya türklerine yapılan katliamlar hiç bir vahşet filminde bulamayacağınız büyüklüktedir. işgalcilerin asimilasyon için yaptıkları o kadar ileridir ki; aile mahremiyeti bile yoktur.
Talas savaşının farklı bir versiyonunu da içerir. (resmi anlatımın zıttı)
okumalısınız.
266 syf.
·23 günde·10/10
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki yazarın Tanrı konusundaki fikirleri Kur'an daki ikilemleri açığa çıkartmak ve daha müreffeh bir yaşam için dinin ve emirlerinin zorunlu olmadığı bir dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olacağını düşünmektedir.
Yazar İslam dinini ve onun "tanrının" sözcüsü olan Hz. Muhammed'in peygamberlik öncesi ve sonrası Arap oymağından bir ülke oluşumuna katkılarını da söylemektedir. İslam dinini benimseyen yurttaş ve okurların pek seveceği bir kitap değildir. Dogmaları sorgulayan ve bilimsel düşünüşü ile dini eleştiren ve bunu sakınmadan söyleyen ateist düşünceler barındıran önemli bir eserdir. Eğer aklında din ile ilgili kuşkuları olan İslam'ın Arap halkını muhatap alan söylemleri ve eylemleri ile yüzleşmek isteyenler için muazzam bir başucu kitabıdır. Mutlaka okunması gerekir diye düşünüyorum.
360 syf.
·91 günde·Beğendi·8/10
Orta asya bozkirlarinda ve Arap Yarimadasinda arap kavimlerin birleserek dini emperyalizmi kilicla, kanla olağandisi şiddetle, siyasi emellerine ulasmak adina nasil kullandiklarini kaleme almis olan Sn. Erdoğan Aydin'a tesekkurlerimi bir borc bilir, aydinlanma cizgisinde, carpitilmis gerceklerin dogru bilinmesi icin herkese kutuphanesinde 400 sayfalik bir yer vermesini tavsiye ederim...
405 syf.
·18 günde·6/10
Öncelikle yazar konusunda bir iki bir şey söylemek istiyorum. "Nasıl müslüman olduk" kitabından gayet etkilendim ve diğer kitaplarını da aldım. " Milliyetçilik Türkiye'nin çıkmazı" kitabı vasat'a yakındı." Osmanlı Gerçeği" kitabına gelecek olursak başta yazar kendi tarih anlayışından bahsetmiş, bu biraz hoşuma gitti açıkçası. Tarihin objektif değil mazlumdan yana olması gerektiğinde hem fikirim.
Okul zamanlarında kafamızı işgal eden bu asalak Osmanlı tarihinin, bilinmezleri hakkında güzel notlar yakaladım. Bize hoşgörü diye yutturulan talan tarihinin, güzellemesi yapıldığı ders kitaplarından farklı olduğunu hepimiz az çok biliyoruz. Selçuklu'ya sahip çıkmayanların kendilerini Osmanlı'nın 600(Aslında 600 değil) yıllık talan tarihi ile övüp, milliyetçilik taslaması, asalaklaşmış eğitim sisteminin bir etkisi sanırım.
Konumuza dönecek olursak talan ve tebaa sömürüsü ile, topraklarını genişleten, vacip gördüğü kardeş katli ile sallantıya uğrayan, Avrupa'daki Coğrafi keşifler sanayi devrimi, burjuvazinin gelişimi ile birlikte talan ve fetih yapamayınca zayıflayan ve en sonunda CUMHURİYET ile son verilen uzun ve boş bir imparatorluk süreci detaylı olarak işlenmiş .
Osmanlı ne feodalizme tam anlamıyla uymuş ne de burjuvazinin gelişmesine izin verebilmiştir. Toprak hanedanın malı mantığıyla, örneğin miras yoluyla size bırakılan toprağa keyfince el koyma yetkisine dahi sahiptir. Talan yoluyla elde edilen topraklar da merkeze dahil olur ve hanedan tebaa'yı elinden geldiğince sömürmüştüş. Yazar bu süreci DESPOTİZM olarak adlandırmış . Bu ara sıra düşündüğüm ve Osmanlı'nın hangi modeli uyguladığı yönünde ki sorularıma ikna edici bir cevap oldu benim için.
Yazar arada diğer meslektaşları ile polemiğe girmiş bu bir taraftan ne kadar hoşuma gitse de bazen konudan uzaklaştığı da olmuş. Çok fazla Alevi güzellemesi yapmış, şahsen bu beni rahatsız eden bir diğer taraf oldu. Bu konuda araştırma yapmak istesem elimde daha iyi kaynakların olduğuna inanıyorum, konumuz bu değildi yani. Diger bir nokta "beterin beteri vardır" sözünü eleştirirken bir noktada Şah İsmail'i bu sözden destek alarak övmesi, biraz itiraz etmeme sebep oldu. Çoğu yerlerde tekrara düştüğü de olmuş fakat bütünlük itibarı ile Bilal'e anlatır gibi anlatmış.
Sadede gelecek olursak Osmanlı'nın talan tarihine sahip çıkıp, bunun üzerinden "İslam imparatorluğu kuracağız" diyip Viyana kapısı zorlama hülyalarına dalarsanız sonunda Abdülhamid yalnızdı diye dövünip emperyalizmin uşağı olur alavere ile aldıklarınızı dalavere ile kaybeder, sonra Lozan şöyle böyle diye ağlarsınız. Şunu da dipnot olaraktan ekleyelim, artık öyle bir dünya yok.
Ma'at
Ma'at İslamiyette Ahlak ve Kadın / İslamiyet Gerçeği 3'i inceledi.
340 syf.
Erdoğan Aydın, bu kitapta İslamiyete ve Kur'an-ı Kerim'e karşı oldukça saldırgan bir tutum sergilemiş. Yazar Kur'an-ı Kerim'in Hz.Muhammed tarafından yazıldığını iddia ederek, ayetler ve hadisler üzerinden adaletsiz, ahlaksız, erkek egemenliğine dayalı din yaratıldığını anlatmaya çalışıyor. Tabi bu ayet ve hadisleri yorumlarken oldukça öznel bir yaklaşım tercih etmiş. Okunabilir bir kitap ama yine de okurken yazarın objektif olmadığını unutmamak gerekir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Erdoğan Aydın
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Siirt, Türkiye, 1957
Erdoğan Aydın(doğum: 1957), gazeteci yazar.
Cumhuriyet'in Cumartesi eki olan Hafta Sonu'nda Tarihçe köşesinin yazarlığını da yapmış olan Aydın Roj TV'deki bir programa katılması nedeniyle gazeteden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Eserleri

Nasıl Müslüman Olduk?
Kimlik Mücadelesinde Alevilik
Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı
Aleviliği Ne Yapmalı?
Doğu - Batı Kıskacında Türkiye
Kabustan Demokrasiye Milliyetçilik, Şeriat ve Alevilik
Osmanlı Gerçeği 'Nizam-ı Alem'in Gayri Resmi Tarihi
Demokrasinin Dayanılmaz Ağırlığı
Fatih ve Fetih, Mitler ve Gerçekler
İslamcılık ve Din Politikaları
Kur'an ve Din: İslamiyet Gerçeği 1
İslamiyet ve Bilim: İslamiyet Gerçeği 2
İslamiyette Ahlak ve Kadın: İslamiyet Gerçeği 3
İslamiyetin Ekonomi Politiği: İslamiyet Gerçeği 4
Osmanlı'nın Son Savaşı: Turan Hayalinden Sevr'e
Öteki Tarih

Yazar istatistikleri

  • 48 okur beğendi.
  • 329 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 251 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları