Geri Bildirim
Erendiz Atasü

Erendiz Atasü

8.6/10
25 Kişi
·
57
Okunma
·
13
Beğeni
·
1.807
Gösterim
Adı:
Erendiz Atasü
Unvan:
Öykü Yazarı
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1947
1947’de Ankara’da doğdu. Eczacılık öğrenimi gördü. Öykü yazmaya başladığı 27 yaşına dek yazarlıkla ilgili düşleri yoktu. Yazma serüveni günce ve mektuptan öyküye akan bir yol izledi. Uzun yıllar yazdıklarını yayımlatmadı. 1981’ den beri öykülerini yayımlıyor.
Kadın erkek sevgisine dayalı ilişkilerde ezilmeye,yok sayılmaya şartlandırılan kadın 80’ li yıllarda artık topluma başkaldırarak özel alanda da kendi değerlerini,beklentilerini ve kendi yerini aramaya çalışır. Kadın için bu arayış, yani kendi kimliğini arama ve tanımlama demektir. Dolaysıyla 1970’ ler de Erbil için toplumsal nitelikli olan kadın kimliği konusu 1980ler de Atasü için varoluş sorununa dönüşür (Doltaş,1994,s.38).
Yazmaya kadın konusunu sorgulayarak başlayan Atasü, kadınlığı “ çelişkili bir durum ” olarak niteliyor. Cumhuriyet devriminin olumlu etkilerine karşın Türk toplumunun halen ataerkil özellikler taşıdığını, kadının ezilmesi ve aile içi şiddet olaylarının yaygın biçimde sürdüğünü anlatan yazar şöyle konuşuyor:
“ Çok kişi zanneder ki yazar bir şeyler yazarken, birtakım düşüncelerini empoze etmek istiyor. Belki bunu isteyen yazar da olabilir. Ama hangi konuda yazıyorsanız o konuda soru sormaya, düşünmeye, hissetmeye çağırırsınız gerçekte. Biraz sisli anlatımlar kullanmak insanları soru sormaya çağırır. Çok kesin, belirgin, köşeli anlatımlarla karşı taraf soru sormaz. Ya dediğini kabul eder ya da tümden reddeder”(08.12.1998,Cumhuriyet gazetesi).
Atasü, yazmanın bir aşama işi olduğunu belirterek üst düzeylere tırmanmanın birey, doğa, toplum gerçekliğinin daha derinlerine süzülebilmekle olacağını ve bunun gözlemsel, düşünsel, sezgisel, duyusal macerayı yetkin biçemler yaratarak yapılması gerektiğini belirtiyor (Atasü,1999,Cumhuriyet Kitap).
Öykü ve şiirin çağrışımsal yapıları nedeniyle birbirine yaklaştığı görüşünü dile getiren Atasü, kendisinin de zamanla imgesel-şiirsel bir yapıya kaydığını söylüyor. Öykü ve şiirin okuyucusunun iç dünyasına seslenmeyi hedeflediğini vurgularken, imgeyi, öykülerin farklı bölümlerini birbirine bağlayan bir kurgu öğesi gibi kullandığını belirtiyor. “ Pek çok şeyi bir anda ve az sözcükle ifade etmek için insan ister istemez imgeye başvuruyor. İmgeye başvurduğunuz zaman da şiire yaklaşmış oluyorsunuz bir yerde (Cumhuriyet Gazetesi[08.12.1998],s.13. )

Yazarın biyografisi

Adı:
Erendiz Atasü
Unvan:
Öykü Yazarı
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1947
1947’de Ankara’da doğdu. Eczacılık öğrenimi gördü. Öykü yazmaya başladığı 27 yaşına dek yazarlıkla ilgili düşleri yoktu. Yazma serüveni günce ve mektuptan öyküye akan bir yol izledi. Uzun yıllar yazdıklarını yayımlatmadı. 1981’ den beri öykülerini yayımlıyor.
Kadın erkek sevgisine dayalı ilişkilerde ezilmeye,yok sayılmaya şartlandırılan kadın 80’ li yıllarda artık topluma başkaldırarak özel alanda da kendi değerlerini,beklentilerini ve kendi yerini aramaya çalışır. Kadın için bu arayış, yani kendi kimliğini arama ve tanımlama demektir. Dolaysıyla 1970’ ler de Erbil için toplumsal nitelikli olan kadın kimliği konusu 1980ler de Atasü için varoluş sorununa dönüşür (Doltaş,1994,s.38).
Yazmaya kadın konusunu sorgulayarak başlayan Atasü, kadınlığı “ çelişkili bir durum ” olarak niteliyor. Cumhuriyet devriminin olumlu etkilerine karşın Türk toplumunun halen ataerkil özellikler taşıdığını, kadının ezilmesi ve aile içi şiddet olaylarının yaygın biçimde sürdüğünü anlatan yazar şöyle konuşuyor:
“ Çok kişi zanneder ki yazar bir şeyler yazarken, birtakım düşüncelerini empoze etmek istiyor. Belki bunu isteyen yazar da olabilir. Ama hangi konuda yazıyorsanız o konuda soru sormaya, düşünmeye, hissetmeye çağırırsınız gerçekte. Biraz sisli anlatımlar kullanmak insanları soru sormaya çağırır. Çok kesin, belirgin, köşeli anlatımlarla karşı taraf soru sormaz. Ya dediğini kabul eder ya da tümden reddeder”(08.12.1998,Cumhuriyet gazetesi).
Atasü, yazmanın bir aşama işi olduğunu belirterek üst düzeylere tırmanmanın birey, doğa, toplum gerçekliğinin daha derinlerine süzülebilmekle olacağını ve bunun gözlemsel, düşünsel, sezgisel, duyusal macerayı yetkin biçemler yaratarak yapılması gerektiğini belirtiyor (Atasü,1999,Cumhuriyet Kitap).
Öykü ve şiirin çağrışımsal yapıları nedeniyle birbirine yaklaştığı görüşünü dile getiren Atasü, kendisinin de zamanla imgesel-şiirsel bir yapıya kaydığını söylüyor. Öykü ve şiirin okuyucusunun iç dünyasına seslenmeyi hedeflediğini vurgularken, imgeyi, öykülerin farklı bölümlerini birbirine bağlayan bir kurgu öğesi gibi kullandığını belirtiyor. “ Pek çok şeyi bir anda ve az sözcükle ifade etmek için insan ister istemez imgeye başvuruyor. İmgeye başvurduğunuz zaman da şiire yaklaşmış oluyorsunuz bir yerde (Cumhuriyet Gazetesi[08.12.1998],s.13. )

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 57 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 87 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.