Euripides

Euripides

Yazar
8.1/10
299 Kişi
·
1.000
Okunma
·
85
Beğeni
·
4217
Gösterim
Adı:
Euripides
Unvan:
Atina’lı Oyun Yazarı
Doğum:
Salamis Adası,Yunanistan, MÖ 480
Ölüm:
Makedonya,, MÖ 406
, Eshilos ve Sofokles'ten sonra Atina'nın yetiştirdiği üçüncü büyük trajedi şairidir. Düşünce adamı, Atina’lı oyun yazarlarının en büyüğü olan , insanları bekleyen gerçek ve zorlu sorunları ortaya koyarak insanları düşünmeye zorladı. Bernard Shaw gibi Euripides de insanları tedirgin etmiş ve kızdırmıştır. Kutsal değerlere saygısızlık ve kadın düşmanlığıyla suçlanmıştır. Ama yine de üstün şiirsellikle anlatılan düşünceleri dinlenmiştir. Vatanı olan Atina’yı terkedinceye kadar da bu taşlama ve lanetlemelerin ardı arkası kesilmemiştir. Fakat ölümünden sonra bütün tragedya yazarlarının en ünlüsü, en aralanılanı olmuş ve o çağdan bu yana adı ölmez yazarlar arasında yer almıştır.

Yaşamı ve sanat değeri

Euripides, MÖ 480 yılında Salamis’de doğdu. O tarihte Yunanlılarla Pers İmparatorluğu arasında amansız savaşlar yaşanıyordu. Euripides’in anne ve babasına birçok kötü yakıştırma yapılmasına rağmen gerçekte, babası Apollon tapınağı ile ligili bir görevin mirasçıısı zengin bir soydan geliyordu. Kaynaklara göre annesi de soylu bir ailenin kızıydı. Evripides gençliğinde resim üzerine çalışmış ve sanatını sürdürme amacında olmasına rağmen yirmi beş yaşında,tragedya ve şiir yazmak için resmi bırakmıştır. İlk oyunu olan ”Pelias’ın Kızları”, MÖ 455 yılında sahneye konmuş ve Atina halkı o an gökyüzünden yeni bir yıldızın inmekte olduğunun farkına varmıştı. Bu yeni şairin tiyatronun tumturaklı ve ağdalı dilinden çok uzak yalın ve güçlü bir deyişi ve yeni fikirleri de beraberinde getirdiğini anlamıştı.

Euripides’in yenilikçi ve korkusuz bir yanı vardı. İlginç olayları anlatırken yeni teknik buluşlar kullanıyordu. En güçlü yönü de gerilim sahnelerindeki başarısı ve her sahnede üstün bir şiirsellik yaratmasıydı. MÖ 438'de Truva Savaşı'nda Akhilleus’un mızrağıyla yaralanan Telephus’un hikâyesini anlattığı oyunda geçen olaylar dizisi ve bunların sahneye uygulanışı Evripides’in gücünü ortaya koyar. Bu oyun, eski Yunan sahne geleneklerine indirdiği darbe nedeniyle de büyük önem taşır. Bir dilenci ilk defa sahici paçavralarla sahneye çıkmıştı. Bu ozamanki izleyici üzerinde şok etkisi yaratmıştı. Oyunun sahneye konmasındaki gerçekçilik, Euripides’in en acmasız eleştirmeni ve Yunan tiyatrosunun en büyük komedi ustası Aristophanes’in saldırı nedenlerinin başında gelir.”Thesmosphoriazusae” adlı komedisinde Aristophanes, Yunanlı kadınlara,oyunlarında kadın kişilerini sevimsiz gösterdiğinden ötürü Euripides’den intikam almak üzere komplo hazırlatır.

Fakat Euripides’in kadınları, tutkularına kapılsalarda, hiç bir zaman sevimsiz değillerdir. Sadece idealleştirilmelerinin yanında yaşayan birer insan oldukları gerçeğini vurgularlar. Euripides ayrıca geçmişin ulu tanrılarının, nasıl yeri geldiğinde hiç de tanrısal olmayan hilelere başvurduklarını açık seçik sahnede ortaya koydu. Bu, çoğu kimsenin tanrılara hakaret olarak algıladığı bir bakış açısıydı.

Euripides bir demokrattı, fakat demogoglardan ,büyük bürokratlardan, halkına savaş ve felaket getiren kayıtsız ve kaygısız önderlerden nefret ederdi. ”Yakaranlar” ve ”Truvalı Kadınlar” adlı oyunlarında Sparta ile süregelen savaşın iç karartan izleri görülür.Bu ünlü tragedya yazarının hayatı üzerine söylenebilecek çok az şey olmasına rağmen,Salamis’deki topraklarında yaşadı ve şiirlerini denize bakan bir mağarada yazardı. Mümkün olduğu kadar topluma az karışan, ağırbaşlı ve somurtkan bir adamdı.İnsanlardan uzak seçtiği bu yalnız yaşam, onun tanrılardan nefret eden,toplumla ilişkilerini kesmiş, huysuz, hırçın ve kuşkucu bir kişi olarak tanınmasına yol açmıştır.

Euripides bir Atina vatandaşı olarak kendini toplum hayatından büsbütün ayrı tutmamıştır. Orduda görev almış, Magnesia konsüllüğü yapmış ve devlete parasal yardımlarda bulunmuştur. MÖ 408 yılında tanrılara saygısızlık ettiği gerekçesiyle komedi yazarlarının ve halkın saldırılarına maruz kalarak Atina’yı terk etmiş Makedonya kralı Archelaus’a sığınmıştır. Kral tarafından çok iyi karşılanmış ve ölmeden önceki bu on sekiz ayını huzur ve barış içinde yaşamıştır. Ölüm nedeni çelişkilidir , kimi söylentilere göre saraydaki kıskanç kişiler tarafından av köpeklerine parçalatılmıştır. ”Bacchae” adlı oyunu öülümden sonra sahnelenmiş ve ödül almıştır.

Euripides’in kendi izinden giden üç oyun yazarı oğlu ölümünden sonra babalarının oyunlarını sahnelemişlerdir. Euripides’in 80-90 tragedyası olduğu bilinmesine rağmen günümüze yalnız 18 tanesi erişebilmiştir.
Ey kutsal ışık ve dünyayı saran hava; kaç kez duydunuz ağıtımı, bağırmalarımı ve çaresizce dövdüğümü kanlı göğsümü, karanlık gece biter bitmez. Bu melun evdeki acılı odalar! Bilirsiniz geceler boyunca çektiğim acıları.
Çünkü güneşin parlak ışığı, çoktan başlattı kuşların sabah şarkılarını ve kaybolup gitti o yıldızlı, kara gece. Bu nedenle, uyanmadan evde biri ve çıkmadan dışarı, danışın birbirinize. Durduk yerde zaman yitirmeye gelmez, olgunlaşmıştır artık eylemin vakti; GECİKTİRİLEMEZ.
Yükseklerde gözüm yok,
Tek istediğim huzur içinde yaşlanabilmek.
Euripides
Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 4.Basım
...katlanıyor zaman geçtikçe mateminin şiddeti.
Euripides
Sayfa 8 - İş Bankası Kültür Yayınları - 4. Basım - 2018 - Çeviri: Ari Çokona
«θυμῷ μάχεσθαι χαλεπόν - ὃ γὰρ ἂν θέλῃ, ψυχῆς ὠνεῖται»

“Kalbin buyruklarını susturmak güçtür. Bedelini ruh öder.”
88 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Konumuz insani güdüler; tabi ki de en başta olması gereken ise kindir. Hırs ise hemen arkasından gelendir. Bu iki güdüyle hesapsız hareket eden her kim olursa olsun sonunda hüsrana uğramaktan kendini alıkoyamaz, ya bedeni dağılır ya da aklı.

Euripides öldükten sonra kıymeti anlaşılan, MÖ 484-406 yıllarında yaşayan Atinalı oyun yazarı. Usta yazarın 100’e yakın eseri olduğu bilinmektedir. Lakin günümüze ulaşan ise 19 eseri vardır.

“Bir korkağın bedeninin güçlü olması neye yarar?” (Alıntı #45645159 )
“...yürekli bir yaşlı çoğu gençten üstündür.” (Alıntı #45645139 )

Andromakhe adı “anir” –erkek- ve “makhe” –savaş- kelimelerinden meydana gelir ve karşılığı ise “erkeklere karşı savaşan” manasındadır. Eseri daha iyi algılamak için kesinlikle karakterler hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Andromakhe’yi ise biz Troyalı Hektor’un karısı olarak biliriz. Daha da ayrıntıya girecek olursak eğer;

“Andromakhe Thebaili Eetion’un prenses kızı. Hektor’un karısı ve Astyanaks’ın annesi. Eetion Yunanistan’da bulunan Thebai şehrinin kralıdır. 7 tane oğlu ve bir kızı vardır. Troya ile hem ilişkilerini sağlamlaştırmak, hem de kan bağı olması için biricik kızını deniz aşırı olarak Hektor’a vermiştir. Hektor o dönemde geleceğin Troya kralı olacağına kesin gözüyle bakılan en yiğit Priamos oğluydu. Dolayısıyla oğlu Astyanaks’ta diğer Priamos oğulları arasında en yüksek olasılıkla kral olabilecek veliaht prensti. Andromakhe Troya savaşı boyunca en çok etkilenen kişidir. Akhaların 10 yıl süren Troya kuşatmalarında askerlerin ganimet için Troya’nın civar şehirlerine saldırmaları sebebiyle Andromakhe’nin doğduğu şehre de saldırılmıştır. Şehri eline alan Achilleus Kral Eetion ile yedi oğlunu öldürmüş ve prenses olan Andromahke’nin annesini elinden geldiği kadar en iğrenç şekilde kullanmış, esir edip Troya sahillerine getirmiştir. Hatta öyle kullanılmış ki Troyalılardan kurtarmalık alıp prensesi Troya’ya teslim ettiğinde ancak üç gün yaşayabilmiştir.

Bu hadiselerden anlayabileceğimiz gibi savaşın en dertlisi, en insansı varlığı Andromakhe’dir. Hayatında Hektor ve oğlu dışında kimsesi kalmamış, bu sebeple iyice yalnız kalmaktan korkup, Hektor’a kaçmayı dahi teklif etmiştir.

Ancak ne Hektor Troya kralı olabilecektir, ne de oğlu Astyanaks. Agamemnon tam bir soykırım yapacak, değil beşikteki bebeği anne karnındakileri dahi öldürecektir. Sophokles’in de Elektra eserinde bahsettiği “iphigenia” Agamemnon kızıdır. Kendi kızı iphigenia ise kurban ettiği anlatılır. Buradan da Agamemnon’un ne tür bir kişilik sahibi olduğunu ve Troya’yı bekleyen kıyımı anlamak pek mümkündür.”

“Dil insanların arasında küçük sebeplerden büyük anlaşmazlıklar çıkarır. Bu yüzden akıllı adamlar arkadaşlarıyla tartışmaktan çekinmeli.” (Alıntı #45644851 )

Troya Savaşı Odysseus’un kıvrak zekâsıyla alt edildiğinde Astyanaks kale surlarından aşağıya atıldı. Menelaos Andromakhe’yi odasında rehin alıp, daha sonrasında onur payı olarak Achilleus’un oğlu Neoptolemos’a köle olarak verilmiştir. Troya Savaşı’nda Achilleus’a verilmiş bir söz daha vardı; Menelaos savaş bitiminde kızı Hermione’yi Achilleus’un oğlu Neoptolemos’a büyük bir çeyizle beraber verecekti. Bu eserinde kurgulandığı yer tamda burası ve buradan sonrasıdır.

Birinci paragrafta belirttiğimiz güdülerin her türlüsünü eser içerisinde sayısız kere görmekteyiz. İki kadının bir adam için çekişmesi, haklının haklılığının ustaca kaleme alınması, suçlunun az bir yönlendirilmeyle suça nasıl meyil ettiğini ve yine aynı yönlendirilmeyle nasıl suçtan pişmanlık duyduğuna şahitlik ediyoruz. Sokrates ile dostluğunun kaymağını çok iyi bir şekilde değerlendiren Euripides’in eser içerisine yerleştirdiği felsefe durumlarını bolca görüyor ve mutluluğu bulamadığı üç evliliğinden kadınlara nasıl sert baktığını hissedebiliyoruz. Kesinlikle “Tragedyaların Filozofu” sıfatını sonuna kadar hak ediyor. Sayfa 29’da karşılaştığım bir sahne; “Bir de şunu düşün, kızını birine gelin verseydin ve kızımın başına gelenler onun başına gelseydi buna sessizce katlanır mıydın?” Cümledeki duygudaşlığa çağırım gerçekten dönem eserlerinde görmek harika bir durum. Böyle bir empati cümlesini göreceğim aklıma gelmezdi ve bu cümle bile kitabı okumaya değer.

Şiirsel cümlelerin dışında neredeyse kitabın içerisinde felsefi bir dünya da bulunmaktadır. Kendinden önce gelen birçok kişi ve olaya da atıfta bulunmasının yanında dilin kusurlarına da değinmiştir. Özellikle Solon’dan mutlu insan tanımı ise kesinlikle harikulade iyiydi. Adalet kavramını ve haksız kıyımları da unutmamış, hatta bu konu da tanrıları dahi yermiştir. Karakterlerin sağlam yapısı ve konunun kopmadan ilerleyişi ile mükemmel bir okunuşla sonlandırmanız çok muhtemeldir.

“...mutsuz olmamla gururlanma, çünkü sen de bir gün mutsuz olabilirsin.” (Alıntı #45644523 )

Yine okumanızı istediğim eserle alakalı birkaç rivayet daha vardır.

“Rivayet edilir ki Paris, Troya Kralı’nın 68 oğlundan biridir. Doğumundan önce annesi Troya kralı Priamos’un karısı Hekabe – 19 çocuğu olduğu bilinmektedir – çok sancılı bir rüya görür. Rüyası Paris’in doğup büyüdükten sonra Troya şehrinin onun yüzünden ateşler içerisinde kalmış ve yıkılmış olmasıdır. Kan ter içinde uyandıktan sonra durumu Priamos’a anlatır ve Priamos ise kurulda bu rüyayı konu alan görüşmeler yapar. Sonuç olarak alınan karar ki kurulda çok fazla Priamos oğlu vardır. En büyük oğlunun da rüya bilici olduğu söylenmektedir. Herkes hemfikir olur ve Paris’in ölümünü isterler. İlyada da geçen Priamos bilgin bir kraldır ve çocuğunu kendi elleriyle ya da kendi şehrinde öldürmek istemez. Bir çobana verip, çobanın onu öldürmesini ister. Çoban Paris’i alır ve İda Dağı’nda ormana götürür bırakır. Tahminen altı gün sonra yanına varır ve hala yaşadığını, hatta çok sağlıklı olduğunu görür. Bu altı gün boyunca Paris’e dişi bir ayının baktığı en çok bilinen hikâyedir. Çoban bu durumu tanrılar tarafından bir hediye, bir lütuf ya da bir istek olarak görür ve Paris’i alır. Şehre getirirken de bebeği saklamak için para kesesi içerisine koyar; bundan dolayı ise Paris ismini alır.”

“Son gününü yaşamasını beklemeden ve Hades'e nasıl ineceğini görmeden bir insana mutlu demek doğru değildir.” (Alıntı #45643211 )

“Aşil yani Achilleus, yarı tanrı bir baba olan Peleus ve su tanrıçası Thetis’in oğludur. Mitoloji genel olarak bakıldığında hep bir zincirin parçaları halinde devamı gelen konular –efsaneler- bütünüdür. Anne babasının düğünü tek bir tanrı çağrılmadan Olympos’ta yapılır. Düğünü bozmasın diye çağrılmayan tanrı ise Eris’tir. Eris fitne, fesat tanrısıdır. Düğünü öğrendiğinde ise doğruca düğün olanına gider. Elinde bir elma ile protokol masasına yanaşır. (Resim1) Bu masada Zeus ve karısı Hera, Afrodit ve aşkı Ares, Zeus oğlu Hermes, Zeus kardeşi Poseidon, Zeus kızı Athena, Kheiron –centaur-, gelin Thetis, damat Peleus vardır. Elindeki elmayı en güzele diyerek masaya fırlatır :) Ve kavga başlar. Bir yanda Hera, diğer yanda kızı Athena ve Afrodit. Kavganın sonuçlanmayacağını ve sonucun ise Zeus’un söylemesini isterler. Ancak Zeus bu duruma itiraz eder ki özellikle Hera ile karşı karşıya gelmekten kaçınır. Kararın bir ölümlünün vermesini ister. Hermes’i çağırır ve İda Dağı’nda çoban olan Aleksandros’a – Paris – yönlendirir. Hermes ve diğer üç tanrıça çobanı bulurlar, Zeus’un buyruğunu iletirler. Her tanrıça elmayı alabilmek için Aleksandros’a sayısız nimetlerle vaatlerde bulunurlar. Hera bir krallık vaat eder, babası Zeus gibi zekânın dibine vuran Athena en bilge kişi olacağını söyler ve Afrodit ise en güzel ölümlü kadını – Helen – vadeder. Aleksandros elmayı Afrodit’e verir. (Resim2) Afrodit işte o vakit kâinatın en güzel varlığı ilan edilir. Aleksandros yani Paris bu kısımdan sonra Troya prensi olduğunu öğrenir. Kaderde odur ki Afrodit dünyanın en güzel kadını olmasına rağmen kocası Hephaistos en çirkin tanrıdır. Bu hadiseden sonra 10 yıl sürecek İlyada – İlyon – yani Troya Savaşı’na zemin hazırlanmıştır. Tek eksik parça Paris’in Helen’i kaçırmasıdır.”

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan ve çevirisi kusursuz. Sayfa kalitesi okurunu üzmeyecek şekilde ancak birkaç kelime hatasıyla karşılaşmanız çok mümkün. Kitap yazar hayatı, eserleri ve Andromakhe olarak önsöz tarzında 4 sayfa ile başlıyor ve hemen arkasından Andromakhe sahneye girip sözü alıyor. Kitabın son 3 sayfasında ise çevirmen notları mevcuttur. Yukarıda yazdığım rivayetleri de okumuş ya da daha önceden biliyorsanız eğer kesinlikle anlaşılmayacak bir şey bulamazsınız.

“Deneyim bütün insanların en iyi öğretmenidir.” (Alıntı #45644970 )

Sözün özü; neredeyse her cümlesi felsefi bir cümle taşıyan bir eserdir Andromakhe. Benim gerçekten çok hoşuma gitti, bu sebeple de hem okunulası ve hem de tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
79 syf.
·1 günde·Beğendi
Hikâyenin başını bilmeden bence bu kitabı okumak çok yüzeysel bir okuma olur. En kısa haliyle şöyledir hikâyenin başı: İolkos şehrinde tahtı hak etmeyen Pelias adında zalim bir kral yaşamaktadır. Taht normalde ağabeyi Aison’un hakkıdır. Aison’un İason adında bir oğlu olur. Pelias bu çocuğun ilerde kendisinin başına bela olacağını düşündüğünden her yere öldüğü haberini yayar. Oysa çocuk bir yarı insan yarı at mahlûka verilmiştir. Pelias aradan zaman geçince yaptıklarından pişman olmaya başlar. Tahtın ne kadar daha onda kalacağını merak edip tanrıya danışır. Tanrı “Yalnız ayağının tekinde sandal olan bir genç, senin karşına çıktığı zaman bil ki, tahtını elinden alacak olan adam odur” cevabını verir. Kehanet gerçekleşir ve İason şehre gelir. Başına gelecek olanları anlayan Pelias İason’a “Altın Post”u bulup gelirse tahtı ona bırakacağını söyler.

İason bunu kabul eder ve yanına Herakles, Orpheus ile birlikte elli kadar ünlü kahramanla yola çıkar. Altlarında yunanca hız anlamında gelen “Argo” gemisi vardır. Bu gemi mürettebatı sonradan Argonaut’lar ismini alır. Yolda sayısız tehlike atlatan Argonaut’lar, yollarına çıkan kör bir kâhinden “altın post”a giden yolu öğrenip Kolkhis’e (Gürcistan) doğru devam ederler. Kolkhis’e vardıklarında Kafkas dağlarının eteklerinde bronzla bezeli sütunlarla kaplı bir sarayda yaşayan kral Aietes’ten altın postu isterler. Aietes kendi yurdu için büyük öneme sahip postu vermek istemez. Altın Post zamanında Thebai kralı Athamas ile peri kızı Nephele’den yadigâr kalmıştır. Baş gösteren bir kıtlığın nasıl biteceğini öğrenmek istediklerinde çocukları Phriksos ile Helle kurban edilirse kıtlığın biteceğini öğrenirler. Tam çocukları kurban edecekleri zaman Zeus, Nephele’ye çocuklar yerine kurban edilmesi için altın postlu bir koç gönderir. Çocuklar bu koçun sırtına binerler. Altın koç havalandığında Helle denize düşer. Düştüğü yer Hellespontus (Çanakkale Boğazı) diye adlandırılır. Phriksos ise gürcistan’a kadar gelir ve orda koçu kurban eder. Koçun Altın Post’u Aiestes denen krala kalır. Aiestes, İoson ısrar edince onu sonu ölümle bitecek görevler verir. Bu görevleri yerine getirirse altın postu alabilecektir.

İason’a bu tehlikeli görevlerde kralın kızı Medea yardım eder. Medea aşık olduğu İason’a Altın Postu aldığı takdirde kendisini yanına almasını şart koşar. İason, Medea olmadan şansı olmadığını bildiği için kabul eder. Medea’nın sayesinde görevleri yerine getiren İason Altın post’u Aiestes’ten alır ve hızla yola çıkarlar. Medea da yanındadır. Buna çok sinirlenen Aİestes peşlerine düşer. Medea babasını yavaşlatmak için öz kardeşini öldürerek etlerini parçalara ayırır ve denize saçar. Aiestes oğlunun yasını tutmak için evde kalır.

Argonaut’lar eve döndükleri zaman İason altın postu Pelias’a takdim eder. Altın posta rağmen Pelias tahtı bırakmaz. Medea sevgilisine yapılan bu saygısızlığın intikamını Pelias’ı kendi kızlarına parçalatıp kaynar kazanlarda kaynattırarak alır. Artık kral İason olmuştur. On senelik krallığı Pelias’ın oğlunun onu ülkenden kovmasıyla son bulur. Medea ve İason Korinthos’a yerleşirler. İason karısının kendisine yaptığı fedakârlıkları unutarak ona sırt çevirir. Korint kralının kızıyla evlenmeye hazırlanır. Medea kendisine yapılan haksızlığın intikamını çok acı bir biçimde alacaktır. Kitap bu intikamı anlatır. Hikâyenin başını verdikten sonra kitabı okumak daha eğlenceli olacaktır.

Bu kitabı okurken, Medea’yı yunan mitolojisinde kadının yeriyle bağdaştırdım. Mitolojide Prometheus erkek insanların yaratıcısıdır. Bu erkek insanlar zamanla kendilerini tanrılarla bir tutmaya başlarlar. Zeus buna sinirlendiğinden başlarına bir bela vermek ister. Bu bela ilk kadın Pandora’dır.(Tanrıçalarla karıştırılmamalıdır) Pandora yaratılırken ona bir kutu verilir. Kutunun içinde binbir musibet duygu vardır. Kendisine kutuyu açmaması emredilir. Ama yeryüzüne indiğinde Pandora’nın Kutusu açılır. Artık erkek insanlar beladan nasibini alacaklardır. Bela diye yaratılan kadın Tanrılar katında çok onurlu bir yere sahiptir. Bu yüzden yaptıkları kötülükler affedilir. Medea’da böyle bir kadındır. Bir erkeğe gönül vermiş, ihanete uğramış, intikamını cinayetle almış ve sonra Tanrılar katında onurlandırılmıştır. Bazı arkadaşlar günümüzde kadına bakış açısını Medea’nın bazı sözleriyle bağdaştırmışlar. Bazı noktalarda birleşmesine karşın Medea şimdiki kadınlıktan çok uzaktadır. Şimdilerde kötülüğe maruz kalmış kadınlar onurlandırılmak yerine kötülüğe maruz kalabildikleri için öldürürler. Sosyal medyada onurlandırılmakla kalınır sadece. Kötülüğe maruz kalma sebebi söylenenlere göre ataerkil düzenmiş. Medea onurlandırılırken biz de ölümler meşrulaştırılır. Ataya boyun eğilmezmiş çünkü. Ata ata ata, Medea bizi de yakala durumundayız. Kitabı okuduktan sonra düşünelim bunları bir.
72 syf.
·Beğendi·8/10
Tragedya Peloponez savaşı ortamında Euripides tarafından kaleme alındı. Eserin kısa olması üzücü olsada beni o tarihteki Troyalı güçlü kadınların ve özellikle çakır gözlü bilge Athena ile buluşturabilmeyi başardı.

Eserde 10 yıl süren Troya savaşının ardından, kentin düşmesiyle kocalarını‚ hayatlarını ve çocuklarını kaybeden, esir düşen kadınların iç parçalayıcı‚ acınası haykırışlarının hikâyesi anlatılmakta.

Andromakhe'nin tutumu ve dedikodulardan uzak bir kadın olması çok hoşuma gitti bununla beraber Hekabe'nin o yaşına rağmen gücünü yitirmemesi‚ dik durması‚ zorluklara göğüs germesi de son derece etkileyici bir kadın izlenimini bıraktı bende. Ve son olarak Tarihi‚ mitolojiyi ve güçlü kadınları sevenlerin okumasını tavsiye ederim.
63 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
İnsan ne zaman kahrolur, çaresiz kaldığında mı? Yoksa sevdiklerini kaybettiklerinde mi? Ya kaybedilen evlat, koca gibi yakın akrabaların öl bedenleri hemen az ilerinizdeyse ve gömme merasimi yapmak için size verilmiyorsa, ne yaparsınız? Tabi ki de çevre şehirlerden yardım talep edersiniz. Hele ki adaletiyle nam salmış bir Atina kralı Theseus varsa.

Euripides öldükten sonra kıymeti anlaşılan, MÖ 484-406 yıllarında yaşayan Atinalı oyun yazarı. Usta yazarın 100’e yakın eseri olduğu bilinmektedir. Lakin günümüze ulaşan ise 19 eseri vardır.

“...en güzel ölüm, ölmek üzere olan
sevdiklerinle birlikte ölmektir,
eğer kader böyle buyurmuşsa.” (Alıntı #46443807 )

Antik çağda ölü gömme merasimlerine çok dikkat edilirdi, hem ölünün ruhunun huzura ermesi, hem de aile onurunun zedelenmemesi bunun başlıca sebepleriydi bu merasimler. Hades’e varmak için yapılan bu işlemlerin tümüne tüm halk itaat eder, doğal bir yasa gibi kabullenirdi. Yas işareti olarak evin önüne çiçekler konulur, her zaman açık olan kapılar kapatılır ve ateşler söndürülürdü. Çiçeklerin anlamı ise ölünün hala evde olduğunu vurgulamak içindir. Günümüzde de devam eden siyah elbiseler o zamanda yas işaretlerinden bir tanesiydi. Su ve yağla yıkanan ölü bedeni ağzına verilen bir sikke ile en güzel kıyafetleri giydirilip yüksek bir yatağa yatırılırdı. İlyada eserinde Aşil’in annesi Thetis tarafından Styx Nehri’nde yıkanıp, kılıç kesmez bir bedene sahip olduğuna değinmiştik. Ölünün ağzına bir adet sikke konulmasının sebebi de ölü ruhların bu sikkeyi cehennem kayıkçısı Kharon’a verip, Styx Nehri’nden geçmesi sağlanmaktadır. Eğer ruh bu sandal ile Hades ülkesine gidemez ise ruhun arafta kalacağına inanılırdı.

Normal merasimlerin dışında vatan hainleri, yüz kızartıcı suçlara sebep olan kişiler Hades’e ulaşamaması için töreye uygun gömülmeyerek şehir dışında toprağa verilirdi. Bu durum hem ölen için hem de ailesi için onur kırıcı bir sondu.

“...şehirlerin de insanlar gibi kaderleri olduğuna... inanılırdı.” (Alıntı Plutarkhos’un Theseus – Romulus kitabındandır. #40987575 )

Kadmos ve Thebai şehri… Çapkın tanrı Zeus, Avrupa’ya isminin de verildiği düşünülen Fenike kralı Agenor'un kızı Europa'ya âşık olur ve onu kaçırır. Agenor en akıllı oğlu Kadmos’a Europa’yı bulma görevini verir. Kadmos uzunca bir neticesiz aramadan sonra Apollon yönetimindeki Delphoi Tapınağı’na gelir ve kardeşi hakkında bilgi almaya çalışır. Apollon kâhini Kadmos’a bu aramayı bırakmasını, kendine başka işler bulmasını ve hatta bir şehir kurmasını söyler. Bu düşünceyle yola düşen Kadmos sahipsiz bir buzağı ile karşılaşır, bunu ise tanrılardan bir alamet olarak kabul eder. Buzağıyı izler ve Thebai yakınlarında bir otlakta uzanan buzağıyı tanrılara kurban etmek ister. Yanındaki adamlarına pınardan sut getirmelerini söyler. Adamları emri yerine getirmek için ejderhanın koruduğu pınara giderler, ejderha ile karşılaşıp, hepsi ölürler. Kadmos adamların gelmediğini fark edince kendisi pınara doğru yol alır ve Ares’in ejderhası ile karşılaşır. Birkaç çekişmeden sonra mızrağını ejderhanın ağzına saplar, ejderhanın ölümüne sebep olur. Bu sırada Pallas – Bakire - Athena gözükür Kadmos’a ve öldürdüğü ejderhanın dişlerini toprağa gömmesini söyler. Kadmos bu söylenileni yapar ve ekilen dişlerden biten savaşçılar birbirleriyle savaşmaya başlar. En sona kalan güçlüler ise savaşmayı bırakır, Kadmos bu savaşçılarla Thebai şehrini kurar. Ares ejderhasını öldürdüğü için Kadmos’a kin güder ve öldürmeye meyledecekken Zeus araya girer, cezasını hizmet etmek için değiştirir. Cezası sona erdiğinde Ares’le iyi dost olan Kadmos’a Ares kızı Armonia’yı verir ve bu evlilikten bir erkek, dört kız çocukları olur.

“...bir kimse yasaları doğru şekilde koruduğunda, kentleri insanlarıyla birlikte koruyacaktır.” (Alıntı #46438597 )

Oidipus kehanetinin gerçekleşmesinden sonra ve Oidipus’un Atina ölmesi Thebai krallığı oğulları arasında bir yıl aralıklarla krallık yapacakları bir anlaşma yaparlar. İlk kral Eteokles olmuştu ve sürenin bitiminde krallığı kardeşi Polyneikes’e devretmedi. Polyneikes Thebai’den ayrıldı ve Argos iline gitti. Burada Argos kralı Adrastos’un kızıyla evlendi ve Thebai’ye sefer düzenlenmesini talep etti. Thebai seferinin başlıca sebebi bu olmuştur. İki kardeş ise düelloda birbirini öldürmüş krallık ise dayıları Kreon’a kalmıştır. (Oidipus kehaneti için #46433381 nolu incelemeyi okumanız tavsiye edilir.)

Theseus; Atina şehir kurucusu, birleştiricisi ve kanun koyucusu olarak bilinmektedir. Zaten kral olan babasının ardılı evlilik dışı çocuğudur. Bir diğer rivayete göre ise Poseidon’un oğlu olduğu savunulmaktadır.

Girit Kralı Atina’da yapılan bir şenlikte – Panathenaia – düzenlenen yarışmada kendi uyruklarından birinin kazayla ölmesini bahane ederek Atina Kralı olan Aegeus’tan diyet olarak her sene 14 kişi - 7 kız ve 7 erkek - Girit’e gönderilmesini ister. İlk başlarda zor gelmeyen bu diyet işi zamanla Atinalıların zoruna gider ve evlatlarını vermek istemezler. Çünkü gidenler Labirent denen bir yere bırakılıyor ve Minotauros denen bir öküzden hallice canavar - ki ben bunun öyle olduğuna inanmıyorum; miğferinde öküz boynuzları olan komutan demek daha doğru olur – tarafından öldürülüyordu. Girit Kralı, Theseus’un da baba ocağına döndüğü bir zaman 14 kişilik grubu seçerlerken ilk olarak Theseus’u seçmiştir ve Atina Kralı ise oğluna Minotauros’u öldürmesini söylemiştir. Gönderilecek geminin kaptanına ise beyaz – aslında kırmızı – yelkenler verip, eğer oğlum ölmeden dönerse beyaz yelkenlilerle şehre dönün demiştir. Theseus, Minotauros’u öldürür ve diğer kalanlarla beraber şehre dönerken zafer sarhoşluğu nedeniyle siyah yelkenlileri değiştirmeyi unuturlar. Bunu gören Atina Kralı ise oğlunun öldüğünü düşünür ve o acıyla bulunduğu uçurumdan kendini Ege Denizi’ne bırakır. O günden sonra denizin adı Aegeus Pontos olarak değişir ve zamanla Ege Denizi halini alır.

Hikâyemiz ise Thebai şehrine yapılan seferde ölenlerin cesetlerini vermek istemeyen Kreon’a karşı, Argos şehri kadınlarının Theseus’tan yardım istemesini konu eder. Baştan sona kadar ağıtlarla, yakarışlarla dolu bir kurgusu vardır. Euripides aileyi, ailenin değerlerini, komşu şehirlerin birbirleriyle olan ilişkilerini ve Yunan’da var olan Pagan dini gerekliliklerinden ölü gömme merasimlerini kâh acıyla, kâh sevinçle, kâh felsefi olarak biz okurlar ile paylaşır.

“...ölümlüler için hangi felaket
evlatlarının öldüğünü görmekten daha ağırdır?” (Alıntı #46444371 )

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi, sayfa kalitesi okuru üzmeyecek kalitededir. Olay örgüsü asla bir boşluğa düşmüyor ve kayıp yerler çevirmen notuyla sayfa altında bilgilendirmeyle okurun oyundan kopmaması sağlanıyor. Kısa bir çevirmen önsüzü ile oyun başlıyor ve başladığı ahenkle okuru bazen üzüyor, bazen de düşüncelere salıyor.

Sözün özü; eser dönemi de göz önüne aldığımızda gerçekten dönemini anlatan nadide eserler arasındadır. Meraklısı için okunulası ve tavsiye edilesidir. Yüksek sesle okunması okurun yararınadır.

Sevgi ile kalın.
52 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Her kim isen o olmayı başar. Sırf sosyal olduğunu kanıtlamak için roller bütününe bürünüp maymunluk etmenin anlamı ne! Unutma kader onu izleyene yol gösterir ve karşı geleni süründürür.

Euripides öldükten sonra kıymeti anlaşılan, MÖ 484-406 yıllarında yaşayan Atinalı oyun yazarı. Usta yazarın 100’e yakın eseri olduğu bilinmektedir. Lakin günümüze ulaşan ise 19 eseri vardır.

Kitap ismini Trakk Kralı bahtsız Resos’dan almıştır. Troya Savaşı’nın ortalarında savaşa katılmış ve kılıcını savuramadan uykusunda öldürülmüştür. Geç kalışının bahanesi vardır ancak uyrukları arasında bu durum utanç verici bir olaydır. Tarihte bu tarz ölümler hep utanç kaynağı olmuş ve tarih kitaplarında yerini almıştır.

“Nefret ediyorum sonradan yardıma gelen dostlardan.” (Alıntı #52286992 )

Homeros’un İlyada’sının onuncu bölümünde geçen Akhaların saflarına kurt postu ile kendisini kamufle ederek giden Dolon’un yakalanmasıyla; bilgi toplamaya gelen casus ölmemek için bilgi vermeye başlar. Kurnaz Odysseus ise Dolon’u Akha safhalarında bırakır ve Diomedes ile gecenin karanlığından faydalanarak Troya saflarına giderler. Akhalardan yana olan Athena da bu durumu öğrenir ve yardımlarına yetişir.

“Ruhunu zar atışına bırakan kişinin, buna değer şeyler uğruna zahmet çekmesi gerek.” (Alıntı #52285231 )

Akabinde bir sis bulutu yayan Athena savaşa yeni dahil olmuş Trakların gözlerine uykuyu bastırır. Bunu fırsat bilen Odysseus ve Diomedes bütün Trakları kılıçtan geçirir ve bunların içerisinde Trak Kralı Resos’ta vardır. Atları da alıp Athena’nın yardımıyla Akha saflarına geri dönerler...

Euripides tragedyasını bu olay üzerine yalın ve birçok özelliğini katmadan uyarlar. Aslında verilmek istenen basittir. Savaşın bir yıkım olduğu ve herkesin görevinin sorumluluğunu bilmesini istemesidir. Diğer eserleriyle kıyas edildiğinde çok yavan kalan Resos okunmaya değerdir.

“İnsanın en fazla yararlı olduğu işi yapması gerekir.” (Alıntı #52288681 )

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ından, çevirisi harika, okur bilgilendirmeleri yerinde. Sayfa kalitesi beklenileni vermesede kötü de değildir. Kısa bir yazar hayatı ve çevirmen önsözüyle oyuna başlanmaktadır. Yukarıdaki hikayeyi bilenler için oyun sıkıcı değil, gayet yerinde bir seyir haline dönüşmesi çok muhtemeldir.

Bu tarz mitolojik kitapları ya da tragedyaları okurken kesinlikle ön bilgi olarak oyuncuların hayatlarına az göz gezdirmeniz okumanın sorunsuz geçmesiyle neticelendirilebilir. Aksi halde sıkıcı gelmesi normaldir.

Sözün özü; benim için güzel bir deneyimdi Resos ve bu sebeple okunulası, tavsiye edilesidir.

Keyifli okumalar.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Euripides öldükten sonra kıymeti anlaşılan, MÖ 484-406 yıllarında yaşayan Atinalı oyun yazarı. Usta yazarın 100’e yakın eseri olduğu bilinmektedir. Lakin günümüze ulaşan ise 19 eseri vardır.

Oyunun ana karakteri Medea’dır. Aşkı için ailesini ve ülkesini bırakıp, Atina’ya yerleşmiş bir kadının mitolojik kurgulardan yararlanılarak meydana getirilmiş halidir ve oyuna da ismini vermiştir. Kocası Iason’un, Kral Kızı ile evlenmesi üzerine deliye dönen Medea’nın yaptıklarını okumaktayız/izlemekteyiz.

“Çok şey karışır Zeus Olympos Dağı’nda
ve beklenmedik birçok karar verir tanrılar.
Olması beklenenler gerçekleşmezken
olmazları mümkün kılarlar.
İşte bu öykü de öyle bir sonla bitti.”

İçerik olarak karı-koca arasındaki çekişmeler, dönemin kadın profili, evlilik anlayışları ve şiddetli aynı zamanda hüzünlü bir ayrılığın şiirsel olarak birleştiği bir dram türü tiyatro oyunudur. Ayrıca Medea karakterinin sentezlediği kadın profili ise yazarın ne denli bir akla sahip olduğunu bize göstermektedir. Çok ustaca işlenmiş bir konu ve nokta atışı yapan replikler hem heyecanı hem de korkuyu yaşatmaktadır okuruna/izleyicisine. Muazzam güzellikte cümleler bulunmaktadır. Bir yanda kadının haklı tarafları, diğer yandan kocanın ailesi için yaptıklarına fedakârlık süsü vermesi ve bunların manalı kelimeler ile anlatılması gerçekten güzeldi.

Çevirisi bakımından da bir teşekkürü İş Bankası Kültür Yayınları’na etmek gerekmektedir. Gerçekten hatasız ve iyi bir araştırmayla yapılmış çeviriydi. Kapak tasarımı bilinen Hasan Ali Yücel kapak tasarımıdır. Sahnelerde geçen konuşmaların bilinmeyen ya da izahı gereken tarafları en sonuna sonsöz olarak eklenmiştir.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesidir. Ben okurken büyük keyif aldım. Hala Medea karakterinin kadın tasvirini düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Devrik ve şiirler cümleleri ise beni can evimden vurdu. Daha resmi bir eski çağ beklerken çok samimi bir türle karşılaştım.

Sevgi ile kalın.
79 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Medea, antik yunan edebiyatı yazarlarından Euripides tarafından kaleme alınmış bir eserdir. Eseri okumadan önce "Altın Post" efsanesinin okunması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa eseri anlayamadan bitirmek olasıdır. Çünkü, Medea altın postun alınıp götürülmesinde büyük bir rol oynar. Kolkhis kralının kızı olan Medea, büyüleriyle İason'nun amacına ulaşmasına yardım eder, çünkü Afrodit'in oğlu Eros tarafından aşık edilmiştir İason'a. Aşkı ona yuvasını terk etmesine, babasına ihanet etmesine ve abisini öldürmesine sebep olur. Her şeyi aşkı için yapar ama İason, onunla sırf minnet duygusu için evlenir. Günün birinde de başka bir kadınla evlenmek ister. Bu sefer de sırf evliliğin ona getireceği prestij ve güç için. Bununla beraber, Medea çıldırır ve gözü döner. Planlar yapar ona bu yaptıklarını ödetmek için. Aslında bakarsanız Medea, intikam almakta haklıdır da, İason o olmadan o kadar başarı elde edemez, belki de canından olurdu. Yine de intikamın böylesi onu haksız konuma düşürüyor. Kitabın başında masum bir anneyken sonunda ise evlatlarının katili haline geliyor. Böylece, Medea'nın trajik düşüşü gerçekleşiyor.
120 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Pek çok önemli edebi eserde göndermelerini bulabileceğimiz iphigenia’nın tam öyküsünü anlatan bu eser ne yazık ki tragedyalar arasında ülkemizde pek fazla bilinmemektedir; özellikle “kutsal geyiğin ölümü” filminin temel göstergelerini çözümlemede okunması gereken tragedyadır.
79 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Euripides MÖ 484-406 yılları arasında yaşamış ve onun “Medea” tragedyası ilk kez MÖ 431 yılında sahnelenmiş.
Büyük Dionysia bayramında üçüncülüğü kazanmış. Birincilik Aiskhylos’un oğlu Euphorion’a , ikincilik Sophokles’e verilmiştir.
Rakipleri Aiskhylos’un 7 ve Sophokles’in 8 eseri günümüze ulaşırken Euripides’in tam 19 eseri günümüze ulaşmıştır.
Sophokles ile kıyalaslamaları ise şöyle olmuştur: “Sophokles karakterleri olmaları gerektiği gibi gösterirken, Euripides onları oldukları gibi gösterir.”

Medea İason’la evlendikten yıllar sonra kral, kızını İasonla evlendirmek ister. Tahtı ve zenginliği ölçüt alan İason bunu kabul eder. Medea’nın sahnelemesi burada başlar. Medea öyle hırçın duygularla kıskançlığını belli eder ki ülkeden sürgün ettirilme kararı alınır. Medea duyguları uçlarda yaşayan bir karakterdir. Aşkı da nefreti de haseti de çok güçlüdür. İason her seferinde bu evliliği çocukları ve Medea’nın geleceği için yaptığını söyler, ancak Medea asla yumuşamaz. Her geçen gün kinlenir. İason’a ve yeni karısına tuzak hazırlar. Hazırladığı oyun ile kralın kızını-yeni karısını- öldürür. Sonrasında öyle çok gözü döner ki kendi çocuklarını da kendi elleriyle öldürür.
Çünkü kocasının mutsuz olmasını istemektedir. Ondan intikam alması, çocukların öldüğünde kendisinin çekeceği acıdan ağır basmaktadır.

Medea’nın şu sözleri MÖ yazılmış bir eser için günümüze kadar çoğu kesimde geçerliğini korumuş olması beni oldukça etkiledi:
“Boşanmak, kadının kusuru gibi görünür, hayır diyemez hiç kocasına. Başka bir ortamda, farklı geleneklerle karşılaşan, erkeğine nasıl davranması gerektiğini babasının evinde öğrenemeyen kadın ise kahin olsa yeridir. Büyük zahmetlere katlanarak bunları başarır, kocamıza evlilik bağlarının baskısını hissettirmezsek ne mutlu bize, başaramazsak ölsek evladır. Oysa erkek, eşiyle birlikte yaşamaktan sıkıldı mı (bir arkadaşının ya da bir yaşıtının yanınıa giderek) evden dışarı çıkıp ruhunu dinlendirebilir. Kadınlar ise tek bir kişiye yöneltmeli dikkatlerini.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Euripides
Unvan:
Atina’lı Oyun Yazarı
Doğum:
Salamis Adası,Yunanistan, MÖ 480
Ölüm:
Makedonya,, MÖ 406
, Eshilos ve Sofokles'ten sonra Atina'nın yetiştirdiği üçüncü büyük trajedi şairidir. Düşünce adamı, Atina’lı oyun yazarlarının en büyüğü olan , insanları bekleyen gerçek ve zorlu sorunları ortaya koyarak insanları düşünmeye zorladı. Bernard Shaw gibi Euripides de insanları tedirgin etmiş ve kızdırmıştır. Kutsal değerlere saygısızlık ve kadın düşmanlığıyla suçlanmıştır. Ama yine de üstün şiirsellikle anlatılan düşünceleri dinlenmiştir. Vatanı olan Atina’yı terkedinceye kadar da bu taşlama ve lanetlemelerin ardı arkası kesilmemiştir. Fakat ölümünden sonra bütün tragedya yazarlarının en ünlüsü, en aralanılanı olmuş ve o çağdan bu yana adı ölmez yazarlar arasında yer almıştır.

Yaşamı ve sanat değeri

Euripides, MÖ 480 yılında Salamis’de doğdu. O tarihte Yunanlılarla Pers İmparatorluğu arasında amansız savaşlar yaşanıyordu. Euripides’in anne ve babasına birçok kötü yakıştırma yapılmasına rağmen gerçekte, babası Apollon tapınağı ile ligili bir görevin mirasçıısı zengin bir soydan geliyordu. Kaynaklara göre annesi de soylu bir ailenin kızıydı. Evripides gençliğinde resim üzerine çalışmış ve sanatını sürdürme amacında olmasına rağmen yirmi beş yaşında,tragedya ve şiir yazmak için resmi bırakmıştır. İlk oyunu olan ”Pelias’ın Kızları”, MÖ 455 yılında sahneye konmuş ve Atina halkı o an gökyüzünden yeni bir yıldızın inmekte olduğunun farkına varmıştı. Bu yeni şairin tiyatronun tumturaklı ve ağdalı dilinden çok uzak yalın ve güçlü bir deyişi ve yeni fikirleri de beraberinde getirdiğini anlamıştı.

Euripides’in yenilikçi ve korkusuz bir yanı vardı. İlginç olayları anlatırken yeni teknik buluşlar kullanıyordu. En güçlü yönü de gerilim sahnelerindeki başarısı ve her sahnede üstün bir şiirsellik yaratmasıydı. MÖ 438'de Truva Savaşı'nda Akhilleus’un mızrağıyla yaralanan Telephus’un hikâyesini anlattığı oyunda geçen olaylar dizisi ve bunların sahneye uygulanışı Evripides’in gücünü ortaya koyar. Bu oyun, eski Yunan sahne geleneklerine indirdiği darbe nedeniyle de büyük önem taşır. Bir dilenci ilk defa sahici paçavralarla sahneye çıkmıştı. Bu ozamanki izleyici üzerinde şok etkisi yaratmıştı. Oyunun sahneye konmasındaki gerçekçilik, Euripides’in en acmasız eleştirmeni ve Yunan tiyatrosunun en büyük komedi ustası Aristophanes’in saldırı nedenlerinin başında gelir.”Thesmosphoriazusae” adlı komedisinde Aristophanes, Yunanlı kadınlara,oyunlarında kadın kişilerini sevimsiz gösterdiğinden ötürü Euripides’den intikam almak üzere komplo hazırlatır.

Fakat Euripides’in kadınları, tutkularına kapılsalarda, hiç bir zaman sevimsiz değillerdir. Sadece idealleştirilmelerinin yanında yaşayan birer insan oldukları gerçeğini vurgularlar. Euripides ayrıca geçmişin ulu tanrılarının, nasıl yeri geldiğinde hiç de tanrısal olmayan hilelere başvurduklarını açık seçik sahnede ortaya koydu. Bu, çoğu kimsenin tanrılara hakaret olarak algıladığı bir bakış açısıydı.

Euripides bir demokrattı, fakat demogoglardan ,büyük bürokratlardan, halkına savaş ve felaket getiren kayıtsız ve kaygısız önderlerden nefret ederdi. ”Yakaranlar” ve ”Truvalı Kadınlar” adlı oyunlarında Sparta ile süregelen savaşın iç karartan izleri görülür.Bu ünlü tragedya yazarının hayatı üzerine söylenebilecek çok az şey olmasına rağmen,Salamis’deki topraklarında yaşadı ve şiirlerini denize bakan bir mağarada yazardı. Mümkün olduğu kadar topluma az karışan, ağırbaşlı ve somurtkan bir adamdı.İnsanlardan uzak seçtiği bu yalnız yaşam, onun tanrılardan nefret eden,toplumla ilişkilerini kesmiş, huysuz, hırçın ve kuşkucu bir kişi olarak tanınmasına yol açmıştır.

Euripides bir Atina vatandaşı olarak kendini toplum hayatından büsbütün ayrı tutmamıştır. Orduda görev almış, Magnesia konsüllüğü yapmış ve devlete parasal yardımlarda bulunmuştur. MÖ 408 yılında tanrılara saygısızlık ettiği gerekçesiyle komedi yazarlarının ve halkın saldırılarına maruz kalarak Atina’yı terk etmiş Makedonya kralı Archelaus’a sığınmıştır. Kral tarafından çok iyi karşılanmış ve ölmeden önceki bu on sekiz ayını huzur ve barış içinde yaşamıştır. Ölüm nedeni çelişkilidir , kimi söylentilere göre saraydaki kıskanç kişiler tarafından av köpeklerine parçalatılmıştır. ”Bacchae” adlı oyunu öülümden sonra sahnelenmiş ve ödül almıştır.

Euripides’in kendi izinden giden üç oyun yazarı oğlu ölümünden sonra babalarının oyunlarını sahnelemişlerdir. Euripides’in 80-90 tragedyası olduğu bilinmesine rağmen günümüze yalnız 18 tanesi erişebilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 85 okur beğendi.
  • 1.000 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 665 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.