Evelyn Reed

Evelyn Reed

Yazar
7.3/10
3 Kişi
·
18
Okunma
·
10
Beğeni
·
875
Gösterim
Adı:
Evelyn Reed
Unvan:
Amerikalı kadın hakları aktivisti, yazar
Doğum:
New Jersey, 1905
Ölüm:
1979
"Kadının üreticiliği bittiği anda bağımlı biri oldu. Kadının ve ailenin tüm geçimi erkeğe kaldı ve evlilik, belki de dünyada ilk kez ciddi bir iktisadi yük haline geldi. Hukuk ve din de evliliğin yardımına koştu ve yeni bir fikri ortaya atıp geliştirdi: kadınlara ve çocuklara bakmak erkeklerin doğal bir zorunluluğu ve göreviydi.''
...Bunlar, çaresiz eş ve çocuklara yiyecek ve barınak sağlamak için bir babanın kaçınılmaz olduğunu söylemektedirler. Anaerkil klan döneminde, erkekler av ve savaşla uğraşırken kadınların topluluğun bütün üyeleri için yaşamın gereklerini üreten temel kişiler olduğunu, emek tarihlerinin bunu gösterdiğini görememektedirler.
"Cadı" sözcüğü başlangıçta kadınları küçümseyici bir anlam taşımıyordu. Cadı ve büyücüler tanrıçaların atalarıydılar. İlkel toplumda kadınlar, üretim ve yaratım konusundaki gizemli etkinlikleri nedeniyle cadıydılar... Ataerkil gelişmelerin ortaya çıkmasıyla cadılardan bazıları tanrıça ya da tanrıların eşi ya da yardımcısı haline geldi. Anaerkillikten ataerkilliğe geçiş döneminde daha önce kadın olan tanrıların bile yerini erkek tanrılar aldı. İlkel bir Sami tanrısı olarak ortaya çıktığı söylenen Babil ya da Asur tanrıçası İştar daha sonra erkek olarak düşünülmüştür.
-Din ve Ahlak Ansiklopedisi, Cilt 7, s.428-33
Eski Ahit'e göre dünya 5.000 yıl kadar önce başlamıştır. Gerçekte ise yalnızca ataerkil dünya o sıralar başlamıştır ve ondan önce bir milyon yıl kadarlık bir anaerkil geçmiş vardır. Aynı şekilde, özel mülkiyet üzerine kurulu olan toplumumuzun içindeki ayrımları, baskıları, bencilliği ve hırsı ile her zaman var olduğu ve kötülüklerin, "insan doğası"nın değişmezliğinden geldiği anlatılagelmiştir. Ancak antropoloji bize ilkel toplumda tamamen farklı türde bir insan doğası olduğunu bunun da bizzat bu toplumun kollektivist bir toplum oluşundan ileri geldiğini öğretmektedir.
İlkel kadınların sağladığı üstünlük silah gücüyle elde edilmiş bir üstünlük değildi. Çünkü silahlı olan cins erkek cinsiydi. Kadınlar, ilkel toplumda yarattıkları şeylerin kadınlara olduğu kadar erkeklere de yani bütün topluluğa yararlı olması nedeniyle en çok saygı gören cinsti.
....Bunu desteklemek için belli bir olgunun doğal sonucu olduğu öne sürülen gerçek dışı bir mit ortaya atıldı. Erkek cinsin sonsuz üstünlüğünün kanıtı olarak hayvanlar dünyasındaki "erkek egemenliği" örnek gösterildi. Erkeklerin her zaman için dişilere egemen olduğu çünkü onların yapısal olarak daha güçlü, daha vurucu, daha iyi savaşçı ve dişilerden daha zeki oldukları söylendi. Bu açıklama cinsler arasındaki ayrılıkları yanlış bir yorumlamasıdır. Kadının ikinci derecede bağımlı bir birey olarak kabul edilmesi, daha önceden saptanmış bir biyolojik eksikliğin sonucu değildir. Gerçeklikte durum tümüyle tam tersidir. Hayvanlarin yaşam ve davranışlarını dikkatli incelemek, biyolojik yetersizlikten etkilenenin dişi değil de erkek hayvan olduğunu açıkça göstermektedir.
Hayvanları toplumsallaştırmanın özü, doğanın kesin buyruklarının yerine koşullandırılmış tepki ve eğitilmiş davranışlara sahip hayvan güdülerini koymaktır. İnsanlar bugün, başlangıçtaki hayvan güdülerinden öylesine kopmuşlardır ki bunların çoğu ortadan yok olmuştur. Örneğin bir çocuğa ateşin getireceği tehlikeleri öğretmek gerekir, oysa hayvanlar güdüsel olarak ateşten kaçarlar.
Şöyle bir mit yaratılmış bulunuyor: bütün kadınlar güzel olmak isterler, bu yüzden de bugün güzellik için vazgeçilmez olduklarının çığırtkanlığı yapılan kozmetiklere ve modaya hepsi ilgi duyarlar. Bu miti desteklemek için, modanın tarihteki tüm çağlar boyunca ve her sınıftan kadında görüldüğü iddia edilir. Buna kanıt olarak da moda tacirleri ilkel toplumda bile kadınların vücutlarını boyayıp süslendikleri gerçeğine işaret ederler.
Türleri devam ettirmede önemli rol oynamasına karşın kadının ve onun biyolojik yapısının toplumsal yaşam ve emeğin gelişmesinde oynadığı rol üzerinde pek durulmamıştır.
Kadınlar ev ve aile içinde dar ve bağımlı bir yaşam sürmek durumunda bırakılırken erkeklerin toplumsal ve kültürel yaşamın her alanında başat noktalarda bulunmaları, bu durumu haklı çıkarmak üzere yapay bir nedenin ortaya atılmasına olanak sağladı. Kadının toplumda aşağılanmasına neden olarak biyolojik yapısındaki eksiklikler gösterildi. Çocuk dogurma, dişi cinsin önünde sonsuza dek duracak olan bir engel ve onun ikinci cins olmasının nedeni olarak sunuldu.
352 syf.
Birçok kadın, insan toplumu sınıflara ayrılmadan önce, toplumdaki saygın ve hatta zaman zaman üstün olduğu konumdan haberdar değildir. "Feminizm" başlığı altında konuşmalar ve tartışmalar yapılsa dâhi geçmişten günümüze kadarki kadının tarihi bilinmeden yeterli ve sağlıklı sonuçlara, ardından da çözümlere ulaşmak mümkün değildir. "Kadın sorunu" bir azınlık grubunun sorunu değildir; insanlığın yarısını ilgilendiren ve geri bırakan bir konuyu önemsememek/yok saymak/küçük görmek insanlığın geri kalan yarısını da zarara sokmadan teğet geçmeyecektir ve geçmiyor da. Atatürk'ün dediği gibi: "Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!"

Sorunları derinlemesine ele alan ve inceleyen az sayıda insan olduğundan, kadın konusunu da derinlemesine ele alan kadın sayısı azdır. Hatta yine insanın yapısından kaynaklı olarak kadın haklarıyla ilgili de kişisel çıkar güdüldüğünü ve fikirlerin kılıf olarak kullanıldığını görmek mümkündür. Fikirlerin insanlardaki tezahürü etkili olsa bile, fikri savunan insanlar ile fikir arasında ayrım yapmak gereklidir. Aksi halde her fikrin fanatiğini bulup altını oymamız ve içini boşaltmamız kaçınılmazdır. Bu şartlar altında da bir yere varamayız.

Kadının tarihini kapsamlı bir şekilde ele almak isteyen bir insanın karşılaştığı ilk sorun, kadınların ve ailenin tarihsel geçmişi ile ilgili ayrıntılı bilginin bulunmamasıdır. Bu da kadınların kendileri hakkında yayılan mitlere boyun eğmelerine ve bu konuda cahil kalmalarına yardım etmektedir. Kadınlar üzerlerinde baskı hissetmekte ama nereden ve nasıl geldiğini bilmemektedirler. Oysaki bilmek değiştirme şansıdır. -İnsan canlısı geçirdiği evrimle beraber bilinç kazanmiş ve hayvan dünyasından "kendini bildiği/farkında olduğu" için ayrılabilmiştir.- Aynı şekilde kadınların geçmişini bilmeden geleceğini düzeltmek de mümkün olmayacaktır.

Toplumumuzdaki en gözde masallardan biri, kadının doğal yapısı itibariyle aşağı cins olduğu ve bunun da çocuk doğurma işlevinden ileri geldiğidir. Bu masala göre, kadın çocuğuna bakması gerektiği için eve kapanmıştır; bu nedenle kadının yeri evidir. Böylece bir "ev kuşu" olarak kadın tabii ki, toplumsal anlamda bir "hiç", "ikinci cins" olurken, iktisadi, siyasi ve entellektüel yaşamın başını çeken erkek cinsi tabii ki üstün cins olacaktır. Peki o halde nasıl oluyor da insanlığın ilk dönemlerinde kadının doğurganlığı onu önder ve kutsal biri yapıyorken günümüzde ayak bağı olarak görülüp geri kalmasının müsebbibi olarak gösteriliyor? Demek ki iddia edildiği gibi kadının doguruyor olması onun ikinci konumu için yapay bir sebeptir.

Erkeklerin tüm vakitlerini avcılığa ve savaşçılığa ayırdıkları dönemde, toplumsal ilerlemenin temelindeki başlıca alet, ustalık ve tekniklerin birçoğunu kadınlar geliştirmiştir. Yiyecek toplamaktan, önce basit bahçeciliğe, sonra da tarıma geçtiler. Çömlekçilik, dericilik, dokuma, ev yapımı vb. dahil yaptıkları çeşitli zanaatlardan botanik, kimya, tıp ve diğer bilimsel bilgi dallarının temellerini geliştirdiler. Böylece kadınlar yalnızca ilk çiftçiler ve sanayi işçileri olmakla kalmayıp aynı zamanda yaptıkları işlerin çeşitliliği sayesinde kafalarını ve zekalarını geliştirerek becerilerini ve kültür birikimlerini yeni üretici kuşaklara aktaran temel eğitimciler haline geldiler. Yine burada araya girerek denilebilir ki -kadının modern toplumda zekasının erkekten aşağı olduğu iddiası da biyolojik yapısından değil kültürün ürünü olmasından kaynaklıdır.-

Fiziksel üstünlük konusu da kadının ikincil konumu için sebep olarak sunulmuştur ancak bunun da günümüzden geçmişe bakılarak yorumladığını görüyor ve bir hata yapıldığını fark edebiliyoruz. Savaşmak ve avlanmak erkek işidir ve kas gücünü gelistirir evet; ancak bu esnada ilkel kadının mağarada çocuklarıyla oturup çaresizce yemek beklediğini tahayyül etmek doğal sistemde mantıksızdır. Erkeğin avlanması her zaman garanti değildir, bu yüzden topluluk var olmaya devam edebilmek için kadının toplayıcılığına, üretimine ve düzenlemesine muhtaçtır. Zaten doğada kendi kendilerine bakacak hale gelene dek çocukları besleyen ve onlara bakan annedir. Sonra bu "ana ailesi" de parçalanır ve herkes kendi yoluna gider. Kendisine ve yavrularına bakacak kapasitede olan dişilerin zayıf tür olduğunu düşünmek akıl dışıdır ve ögretilmiştir. Ailenin "babaya" muhtaç olduğu dönem, insan tarihinde çok yeni, birkaç bin yıllıktır.

İlkel kadınların sağladığı üstünlük silah gücüyle elde edilmiş bir üstünlük değildi. Çünkü silahlı olan cins erkek cinsiydi. Kadınlar, ilkel toplumda yarattıkları şeylerin kadınlara olduğu kadar erkeklere de yani bütün topluluğa yararlı olması nedeniyle en çok saygı gören cinsti. Bu, şimdi de böyledir. Topluma katkı ne kadar çoksa saygı da o kadar çoktur.

Günümüzde yapılan tartışmalarda kadının cinselliği üzerine atıp tutmak yaygın bir davranış şeklidir. Toplum, kadını kadından iyi tanıyan erkeklerden geçilmezdir. Kadınlar da kültürün dayattığını sorgulayacak şekilde yetişmediklerinden tabiri caizse zokayı yutmaları kolaydır. Ancak sadece cinsellik değil kadının zekası bile baskı altındadır. Bazı konulara kafasının pek basmayacağı ve bunun doğal/biyolojik olduğu yanılgısı, sözde-bilimsel verilerle desteklenerek sunulur. Tam bir "kuşun kanadını kesip uçmasını bekleme" durumudur. Kadını yetersiz hissettiren toplum sonra da yetersizliginden şikayet eder. "Erkeklerin kadınlar üstüne yazdıklarına kuşkuyla bakılmalıdır, çünkü onlar hem yargıç hem davacıdırlar."

Konu "kadın" ise, toplumsal cinsiyetin dayattığını sorgulayan erkekler için bir sindirme politikası güdülür: "düşüyor mu böyle, gay misin, top musun..." yok eğer kadın haklarını soruşturan bir kadınsa o zaman da "feminist" olduğu için objektif düşünemiyordur. Görüldüğü gibi iki cinsiyet de elendi. Peki kadınlarla ilgili kim konuşacak ve biz işin doğrusunu nereden öğreneceğiz? Bizleri ciddiye almayan erkekler belki Simon de Beauvoir'u ciddiye alırlar. Diyor ki "Soyut tartışmalar sırasında , birtakım erkeklerin: "Kadın olduğunuz için öyle düşünüyorsunuz" demesi zaman zaman canımı müthiş sıkmıştır; bu gibi durumlarda , öznelliğimi yok sayarak: "Doğru olduğu için böyle düşünüyorum" demekten başka çıkar yol bulunmadığını biliyordum; "Siz de erkek olduğunuz için öbür türlü düşünüyorsunuz" diyemezdim; çünkü erkek olmak bir gariplik, başkalık değildir."

Erkeği "doğal ortamında" savunurken kadını yarattığı "kültür ortamında" sınırlama hatasını yapan toplum iki cinsiyet arasındaki yapay gerilimlerle ıstırap çekmeye devam ediyor. "Biyolojik yönden gerçek şudur: Kadın ve erkek hiçbir zaman birbirinin kurbanı değildir, yalnızca her ikisi de insanlığın kurbanıdır." Bu bir rekabet, yarışma; kaybetme ya da kazanma; başarı öyküsü değildir. Kendisine dayatılanı sorgulamayanlar gerçeğe ulaşma şanslarını kaybederler ve özgürlüklerini kazanamazlar. Kadın konusu da bu sorgulamaların içinde bir duraktır. Yaşam amacı değildir, üstün cins olma veya ayrıcalık elde etme savaşımı değildir. Doğan Cüceloglu diyor ki "anlamanın olduğu yerde öfke gelişmez". Kadın ve erkek önce kendilerini sonra birbirilerini anlamalı ki öfke son bulsun ve enerjimizi başka konulara yönlendirebilelim. Mars ve Venüs'ün ötesine geçme zamanı geldi: çünkü gerçek şudur ki erkekler Afrika'dandır ve kadınlar da Afrika'dandır.
256 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu yazdıklarımı kaç kişi okur bilemem ama benim için mükemmel bir deneyim oldu. 2018'in sonuna yakşırken en iyiler grubunda yer alan bir kitap oldu. Seneyi #kurtlarlakoşankadınlar ile açıp böylesi bir kitapla sonlandırmak harika oldu.
Taa ki bu kitabı elime alıncaya ladar sevgili #ursula nın yaratıcı dehasına hayran kalmıştım - gerçi hala da öyle- ama işte #evelynreed in #kadınınevrimi kitabını okuyunca işler değişti. Ursula feminist bir yazar ve bu feministlik boş yere olmadı. Öze yani ilk benliğe kadınlık için dönmenin neden gerekli olduğunu Anaerkil Klandan Ataerkil Aileye II okuyunca çok daha iyi anladım. Ursula olayları fantastik bilimkurgu şeklinde kurgularken Evelyn ise tamamen kaynak taramasıyla yani bilimsel veriler ışığında kesin, net olan bir bilgiyi okuyucuya sunmuş. Eğer bir Ursula okuyucusu iseniz mutlaka Kadının Evrimi kitabını okumalısınız. Acaba Ursula da mı bu kitabı okudu? Ağır basan zihinsel tarafım okuduğu yönünde. Çünkü #dü yanındoğumgünü nde geçen öyküler burada anlatılanlardan pekte farklı değil. İki kitabın peş peşe gelmesi de benim için mükemmel bir zamanlama oldu. Bir zamanlar bir yerde okumuştum, "Doğada yani hayvanlar aleminde, babalık yoktur. Babalık makamı sonraki yüzyıllarda toplum tarafından oluşturulmuş bir kavramdır." Şimdi bu kitapla özdeşen bu bilgi taşların yerine oturmasını sağladı. Toplum klanlar halinde yaşarken analıkyanı diye bir yaşam tarzı varmış ve bu yaşamda kadının kocası gece gizlice eve girer ve sabah güneş doğmadan yine sessizce evden çıkarmış. Kadın hamile kalır ama bu yabancı adamın - yalnız burada damat yerine yabancı adlandırılması yapılmakta- verdiği bir meyve ya da kadının o güne kadar erdemli bir şekilde yaşaması sonucu ödüllendirildiği fikri yaygınlık göstermekte. Bu durumda çocuk babayı bilmez. Anne, anneanne, büyükanne, teyzeler ve dayılar tarafından büyütülür. Yabancı da kendi anayanlı ailesinde yaşar, kadın asla babayanlı ailede yaşamaz, canı isterse koca olarak adlandırdığı yabacıyı rahatlıkla boşar. Kadının erkek kardeşi çocuklarla ve aileyle ilgilenir. Günümüz kadını alın yerine erkeği bırakın işte. Kitaba dair o kadar çok şey var ki yazacak ama bu kadarla bitirmek istiyorum. Kitapta aklınızı başınızdan alacak, bugüne değin bilinen yanlışlara açıklık getirecek daha birçok konu var. Şuna da değineyim, bilimsel veriler içinde yazılmış olmasına rağmen anlatım inanılmaz akıcı ve bir o da dili sade. Bu sayfada birçok kitapsever var ve onlara mutlaka öneririm zaten kadın okuyucular ısrarla okusunlar️derim.
Keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Evelyn Reed
Unvan:
Amerikalı kadın hakları aktivisti, yazar
Doğum:
New Jersey, 1905
Ölüm:
1979

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 18 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 89 okur okuyacak.