F. Louisa Barclay

F. Louisa Barclay

Yazar
7.2/10
45 Kişi
·
110
Okunma
·
4
Beğeni
·
1380
Gösterim
Adı:
F. Louisa Barclay
Tam adı:
Florence Louisa Barclay
Unvan:
İngiliz yazar
Doğum:
Limpsfield, Surrey, İngiltere, 2 Aralık 1862
Ölüm:
10 Mart 1921
Bir insanın manevi yönü ne kadar güçlü ve kuvvetliyse, yaşadığı talihsizliklere ve acılara o denli dayanıklılık gösterir.
Aşkın gözünün kör olması mümkün değil; Aksi halde kimsenin göremediği şeyleri görüp de asıl ulaşılması gereken güzelliği tadınca bundan hoşnut olup zevk almazdı.
Pastacı çırağı işe ilk girdiği hafta kendisine izin verildiği için yiyebildiği kadar pastayı, çöreği, keki yer ; ondan sonraysa istediği tek şey bir dilim tereyağlı ekmektir. Sen , Garth 'ın tereyağlı ekmeğiydin.
384 syf.
·3 günde·Beğendi
Güzelliğe aşık, dış görünüşe çok önem veren, birbirinden çekici hoş hanımlarla gezmeyi seven ve onlara hayranlığı, onların resmini çizene kadar ancak sürebilen son derece yakışıklı bir ressam.
Dış görünüş itibariyle vasat olarak nitelendirilen, kadınlardan çok erkek arkadaşları bulunan, hepsini de dostu olarak gören, yaşı biraz geçkince fakat kocaman ve sevgi dolu bir yüreği bulunan bir kadın.
İki arkadaş her zaman ki gibi katıldıkları bir toplantıda dostça dertleşirler ve daha sonra Jane'nin piyano eşliğinde söylediği şarkıyı Garth dinler dinlemez ona aşık olur. Kendine son derece güvenen ve kadına deli gibi aşık Garth, Jane'e duygularını açar. Daha önce konuşulanları hatırlayan Jane kendini ona layık bulmaz ve Garth'ın egosunu yerle bir ederek reddeder. Olaylar hem farklı hem de bilindik senaryolarla şekillenerek devam eder.
''Yüz güzelliği geçici, önemli olan huy güzelliği'' tabiri çok kullanılır. Fakat bu kitapta çok güzel tasvir edilerek okuyucuya yansıtılmış. Tavsiye edebileceğim güzel bir kitap, ayrıca fiyat olarak da uygun.
384 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Ben bu kitabı okuyalı yaklaşık 6 sene oldu. Ve bugün birisine hediye etmek için bir çok kitapçı ve Sahaf dolaşmama rağmen, kitabı bulamadım. Eski ve popüler olmayan bir kitap... 6 sene boyunca insan değişir, fikirleri değişir, ve bir çok yeni kitap eklenir kütüphanesine. Fakat ben geçen bunca zamana rağmen yine benim için en özel kitap diyorum. Elbette bir çok kitapta çok çok etkilendim. Çok daha iyi kitaplar da olabilir. Ancak neden bilmiyorum kitabın konusu bir aşk hikayesinden öte. Sanki asıl anlatılmak istenen konu aşk değilde bambaşka bir şey. Sanırım bu kitap da öğrendim, insanların boş zırvalamalarını asla isteklerimin önüne koymamam gerektiğini. Ve hayatın insanları dinleyerek, onların ne dediğini fazlaca düşünürek daha çekilmesi güç bir yer olduğuna kanaat getirmiştir. Başkalarının ne düşündüğünü umursayacak kadar uzun değil zaman. Herkes için basit ve sıradan bir aşk hikayesi. Benim için çok daha derin bir anlamı olan kitap. Benim için diğer kitaplardan daha başka bir kitap. Okumanızı elbette tavsiye ederim. Tabi kitabı bulmak biraz zor olabilir
384 syf.
·2 günde·2/10
Hikaye ilk bölümlerde İngiliz asilzadelerinin yaşam tarzları ve birbirleri ile olan seviyeli diyalogları ile sürüp gidiyor. Bir sürü tekrar var. Konu aşka gelince hikaye, sanki biraz dokundurucu oluyor gibi lakin hayır, sıradan bir aşk hikayesinden öteye gidemiyor. Ben okuduğuma pişmanım, siz de olmayın.
384 syf.
Aşka bakış açımın icmaliydin.
Basmakalıp muhtevalara ruh giydirdin, insanca oldu. Şimdi kitaba misafir olan, giyinmiş bir ruh olarak:

Senin karanlıklarına vurunca güneş olabileceğime inanmasaydım ben de kör olmazdım seninle. "Onun ne hissettiğini anlamam için benim de kör olmam gerekiyordu." Derinliğine kavuşmasam kendimi sana ulaşmış saymazdım ve sana dair ulaştığımdan söz edebileceğim hiçbir şeyim olmazdı böylelikle. İçimi tahayyüle aralayan kapının senden geçmeyecek kilidi körlüğe mührü vuracak, ömrünü yıpranmış ve tereddüt üzere idame ettirecekse birden değişir körlüğün tanımı. Seni sensiz, kendi kafamın içinde boş tenekeden çıkacak gürültülü sesin çokluğuna yorardım. Boş tenekenin dolunun yanında yeri anlamsız, fazlasıyla anlaşılmazdır. Ve kimse çıkıp tartışmaz bu gürültünün ölçüsüzlüğünü. Ölümsüzlüğü de dolayısıyla... Ne ulu orta ne kaideyle.

Jane oldunuz mu? Garth? Kelimesiz hissettiniz, içinizde hisleri kavuran o eli ifadeye yanaşacak kelimeler aradınız da mânâyı karşılayan elfazı bulabildiniz mi sürur veren girdabına kapılınca sevmenin? Fakat ölçü!

Herkes bir ölçüyü arşınlıyor fakat ölçünün kendisine kimse kafa yormuyor. Jane ve Garth bu misale uyum sağlayan güruhtan en çok aşka/sevdaya duydukları sadakat noktasında ayrılıyorlar. Jane mi bendi, ben mi Jane'dim; artık muamma. Onlara karıştım ve aslında çoktan karışmışım mahremiyet surlarında.

Benim ölçüm/haddim/sınırım başkalarının aşırılığı olabildi bunca zaman. İlkin derinlikte ölçülemeyen, akıl almaz, hayranlık uyandıran bir gerçekliğin muhtemelliğine kafa yoralım, buradan yola çıkalım. Yoldayken ve ilerledikçe sevdayı, iyiliği ve güzellikleri konuşalım. Hatta daha da öteye varınca çöllere doğru kuyudan dem vururuz. Aradığın mecburiyetinse üstelik ölüme direnmek/ölümsüzlük için kuyunun da dili Yusuf'unki gibi senden sorulduğunda yanıt ver bana. Seni taşıyan bu çöller, senin yolundu da seni tanımadı mı? Susuzluğun, çöle düşen bir zât için aşırılık mı? Jane'yi ve Garth'ı sevda yolunda aşırıya sürükleyen senin bakışın mı? İkisini de birbirine yaklaştıran bu bağ/aşırılık senin bakışınla mı?

Benim yolum beni taşırdı. Taşınmayan onlarsa aşırılıktı bunun adı. Kendinden yola çıkmayı kabul etmeyene göç yolu zül görünür. Bana iyilikte yarışın, güzelleşmenin, derinliğin, kuyunun, sevdanın, Yusuf olabilmenin, Jane'nin, Garth'a musallat olan körlüğün bir ölçüsünü verin. Mantığınız alırsa diliniz taşısın ölçüyü. Mantıksal düşünme öğretilir, sezgisel düşünme öğrenilir çünkü. Kaldı ki sevdanın ölçüsü...

Kimliklerimize münhasır sevda görgüsüzlüklerimizin değil; sarf-ı nazar edilemeyen sevdanın varlığının, yakışırlığının ölçüsü. İnsanların iyiliğe baktığı açıların değil, iyiliğin ölçüsü. Görmenin ölçüsü. Dış görünümün değil, iç görüntünün. Sızının ölçüsü, değil sızlayanın. Haydi çizin resmini ölçünüzün! Isındığım sözlerinizin, üşüdüğüm yazlarınızın ölçüsünü...

Çalıkuşu'nun Feride'siydim. Jane'i hesaba katmamıştım oysa. Olduğundan değil, bilmediğimden. Jane mi bendi, ben mi Jane'dim? İnandım ki saygıdan donup kalabileceğim bir sevdanın mottosu verildi. Kassandra anlar beni.

Bu bakışla okursanız elverişli toprakların filizlere gebe kalacak hikâyesidir efendim.
384 syf.
·2/10
Idare eder bir kitapti cevirmen kötü çevirmiş sanırım.. anlatımı karmaşıkdi.. sıkıcı idi ama okunabilir de bir kitap.. klasik türk filmleri modunda bir kitapti
384 syf.
·14 günde·Beğendi·7/10
İlk bölümleri çok dikkat çekici değil hatta biraz da sıkıyor diyebilirim.fakat kitap sonradan açılıyor ve severek okumaya başlıyorsunuz.bir solukta olunacak bir kitap olmasa da iki üç solukta okunabilecek bir kitap.
384 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Kitabın ilk bölümlerini okurken kitabı anlamakta ve kitaba kendimi vermekte oldukça zorlandım. Bu yüzden de ilk başlarda çok sıkıcı geldi bana. Bundan dolayı ara ara okudum ve ortalara doğru kitabı sevmeye başladım. Kitap aşk kitabı ama bana göre güncel aşk romanları gibi değil. Altı çizelesi bir çok satır vardı.Okumayı düşünenler varsa sabırla ve zamanla okumalı.

Yazarın biyografisi

Adı:
F. Louisa Barclay
Tam adı:
Florence Louisa Barclay
Unvan:
İngiliz yazar
Doğum:
Limpsfield, Surrey, İngiltere, 2 Aralık 1862
Ölüm:
10 Mart 1921

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 110 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 40 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.