Fakir Baykurt

Fakir Baykurt

Yazar
8.7/10
2.163 Kişi
·
6.556
Okunma
·
729
Beğeni
·
22181
Gösterim
Adı:
Fakir Baykurt
Unvan:
Türk Yazar, Sendikacı
Doğum:
Burdur, Türkiye, 15 Haziran 1929
Ölüm:
Almanya, 11 Ekim 1999
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) (d. 15 Haziran 1929, Burdur - 11 Ekim 1999, Almanya) Türk yazar, sendikacıdır.

Çocukluğu
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy'de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; "1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır..." Tahir Baykurt'un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli'dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu'na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Balıkesir iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy'e dönerek okula devam etme imkânı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir yazmaya başladığı dönemdir.

Köy Enstitüsü yılları
İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü'ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar, kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe'ye çevrilen klasikleri okur. Fakir Baykurt Köy enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır;
"...Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu..."
"...Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı..."

Bu yıllarda Bursa Cezaevi'nde olan Nazım Hikmet'in şiirleri ise gizli gizli yayılmaktadır. Tahir Baykurt da bu dönem Nazım Hikmet'in şiirlerini bulur ve gizli gizli okumaya başlar.

"...Kitaplıkta Nazım Hikmet'in kitapları yoktu. Yasaklandığını öğrenince Çivril'in bir köyüne gidip onları buldum. Nazım'ın yedi kitabını kendi yaptığım defterlere kitap harfleri ile yazıp defalarca okudum."

Köy enstitüsü yıllarında ilk şiiri Fesleğen Kolum Eskişehir'de çıkan Türke Doğru dergisinde çıkar. Edebiyata olan ilgisinden dolayı enstitüde de kitaplığın yönetimine seçilir ve daha fazla okuma fırsatı bulur. 1947 yılında Köy Enstitüleri ve Kaynak Dergisi'nde şiirleri çıkar ve bu yıllarda önce şiirlerinde daha sonra tüm yazılarında Fakir Baykurt adını kullanmaya başlar. Köy enstitüleri üzerindeki baskıların artması ile birlikte tüm enstitülere daha baskıcı yönetimler atanmaya başlar. Bu dönemde enstitüler daha önceki bir çok özelliğini yitirmeye başlarken eski öğrencilerin yaşam alışkanlıkları da bu yeni yönetimlerce sorun olmaya başlar. Fakir Baykurt da yeni atanan müdürle sorunlar yaşar ve defalarca kovuşturmaya maruz kalır. Ancak 1947 yılında Köy enstitüsünü başarı ile bitirir ve Yeşilova'nın Kavacık Köyü'ne öğretmen olarak atanır.

Öğretmenlik ve yazarlık yılları
1951 yılında ölene kadar birlikte olacağı Muzaffer Hanım'la evlenir. Bu yıl ayrıca körbağırsağı patlar ve iki kez amelliyat olur. Öğretmenliği Dereköy'e aktarılır. Üzerindeki baskılar devam eder, savcılıkça evine baskın yapılır ve koğuşturma geçirir. 1953 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne girer ve bir sene sonra bu sefer Gayret Dergisi'nde çıkan bir yazısı nedeni ile yargılanır. 1955 yılında Gazi Enstitüsü'nü de başarı ile bitirirerek Hafik'de açılan ortaokula atanır. Aynı yıl ilk kitabı olan Çilli yayınlanır. 1957 yılında askere alınır ve Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır. İlk kızı Işık da bu yıl dünyaya gelir. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri'nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. Baykurt bu dönemden sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmaya başlar.

Askerlikten sonra Şavşat Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır ve ikinci kızı Sönmez dünyaya gelir. Yılanların Öcü adlı romanı da Remzi Kitapevi tarafından basılır. Ardından Köy ve Eğitim Yayınları tarafından Efendilik Savaşı adlı kitabı yayımlanır. Cumhuriyet'teki bazı yazıları yüzünden öğretmenlikten alınıp Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yapı İşleri Bölümü'nde görevlendirilir. Sürüp giden yazıları ve Yılanların Öcü romanı yüzünden Bakanlık buyruğuna alınarak cezalandırılır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra 27 Mayıs 1960'da Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır ve aynı yıl Efkar Tepesi adlı kitabı basılır. 1961 yılında yazarın Yılanların Öcü adlı romanı tiyatroya ve filme uyarlanır. Tiyatro gösterimi yasaklanır, film ise ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in konuya el koyması ile gösterime girer ancak filmin gösterimi sırasında olaylar çıkar. Bu yıl ayrıca yazarın Onuncu Köy, Karın Ağrısı, Irazca'nın Dirliği kitapları yayımlanır. Bir sene sonra yazarın oğlu Tonguç dünyaya gelir. Baykurt Amerika'ya giderek, Bloomington'daki Indiana Üniversitesi'nde göze kulağa hitap eden ders araçları ve yetişkinler için yazma öğrenimi görür. 1963 yılında yurda dönerek Ankara İlköğretim müfettişliği görevini sürdürür. Onuncu Köy Bulgarca'ya çevrilir ve kitapları Bulgaristan'da Türkçe olarak da basılır. Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği de Almanya'da, "Die Racheder Schlangen" adıyla basılır. Yılanların Öcü Rusça'ya çevrilir.

Türkiye Öğretmenler Sendikası
1965 yılında TÖS'ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü'nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça'ya çevrilir. Yazıları ve TÖS'teki çalışmaları yüzünden sık sık kovuşturma geçiren Baykurt Gaziantep'in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS "Devrimci Eğitim Şurası"nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS "Büyük Eğitim Yürüyüşü"nü bir sene sonra da "Genel Öğretmen Boykotu"nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner. 1970 yılında Fevzipaşa'dan Ankara'ya Ortadoğu Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü görevine getirilir. Anadolu Garajı ve Tırpan kitapları yayımlanır. Tırpan ve Sınırdaki Ölü ile TRT Ödülleri'ni kazanır. Ardından Onbinlerce Kağnı adlı kitabı yayımlanır.

Sıkıyönetim yılları
1971'de ordunun yönetime el koyması ile başlayan sıkıyönetim döneminde Baykurt iki kere gözaltına alınır. Aynı yıl Tırpan ile Türk Dil Kurumu Ödülü'nü kazanır. Kitaplarının yeni basımları yapılırken yazar askeri tutukevinden Ankara Merkez Cezaevi'ne aktarılır. 1973 yılında Can Parası ve Köygöçüren basılır. Baykurt'un yurt dışına çıkışı da yasaklanmıştır. 1974 yılında İçerdeki Oğul basılır. Keklik romanını yazar. Can Parası ile Sait Faik Ödülü'nü kazanır. Askeri Yargıtay'da TÖS Davası'ndan beraat eter. Sınırdaki Ölü ve Keklik kitap olarak basılır. 1976 yılında Sakarca basılır.

Emeklilik Yılları
Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan Baykurt Madaralı Roman Ödülü'nün kuruluşuna yardımcı olur. 1977 yılında İsveç'te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katılır ve Yayla romanı basılır. Frankfurt Uluslar arası Kitap Fuarı'na katılır ve Almanya, Hollanda ve İsviçre'ye geziler yapar, göçmen işçilerle iletişim kurar. 1978 Yılında Sakarca sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatroları'nca oynanır. Kara Ahmet Destanı ile Orhan Kemal Ödülü'nü kazanır ve Kültür Bakanlığı'na danışman olur. 1979 yılında Tırpan adlı eseri de tiyatroya uyarlanır. Devlet Tiyatrosu tarafından İzmir, Ankara ve Antalya'da oynanır. Baykurt, göçmen işçi konusunu incelemek üzere tekrar Almanya'ya gider. Duisburg şehrinde yaşamaya başlar. Yandım Ali kitap olarak basılır. Bu dönemde ODTÜ'de öğrenci olan oğlu Tonguç da tutuklanır. 1980 yılında Tırpan İstanbul Şehir Tiyatroları'nca da sahneye konulur ve iki mevsim oynanır. Tırpan'dan ötürü Baykurt ve Taner Barlas, "Avni Dilligil En Başarılı Yazar" ödülü kazanırlar. Suna Pekuysal da "En Başarılı Oyuncu" seçilir. Rur Havzası'nda Türk işçi çocukları için başlatılan RAA programında görev alır ve bir İngiltere gezisi yapar. Kızı Işık da bu yıl tutuklanır. Baykurt, Taner Barlas ve oyunda rol alan sanatçılar "İsmet Küntay Ödülü" kazanırlar. Tırpan'daki oyunu nedeniyle Suna Pekuysal "Ulvi Uraz Ödülü"nü kazanır.

1981'de "Sakarca" İsveç'te çizgi film yapılır ve Macarca'ya da çevrilir. DDR'de bir inceleme gezisi yapar. Öyküleri Gürcistan'da da kitap olarak basılır. "Kaplumbağalar" filminin senaryo çalışmalarına katılmak üzere İsviçre'nin Neuchatel şehrine gider. Almanya'daki göçmen işçilerin yaşamını konu alan öyküleri "Gece Vardiyası" adıyla basılır. İşçi çocuklarının yaşamını dile getiren öyküleri de "Barış Çöreği" adıyla basılır. Kitaptan yapılan seçmeler Almanya ve Hollanda'da iki dilli olarak yayımlanır. 1983 yılında "Yüksek Fırınlar" kitap olarak basılır. Oğlu Tonguç'la birlikte Sovyetler Birliği gezisi yapar. Moskova, Bakü, Batum ve Leningrad şehirlerine ve Yasnaya Poliana'ya giderek Tolstoy'un Yurtluğu'nu ziyaret eder.

1984 yılında Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü'nü kazanır. Gece Vardiyası ve Kara Ahmet Destanı Almanca, Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği Bulgarca basılır. Türkiye'de "Barış Derneği İkinci Davası"nda sanık olarak aranır. 1985 yılında Gece Vardiyası ile Alman Endüstri Birliği BDI'nin Yazın Ödülü'nü alır. Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı Kitapları Türkçe ve Almanca olarak basılır. 1986 yılında Duisburg'ta öğretmenliğe başlar ve yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanıma Girişimi'nin yönetiminde görev alır. "Duisburg Treni" adlı eseri basılır. Kopenhag'ta Dünya Barış Kongresi'ne katılır aynı yıl Koca Ren basılır.

1987 yılında Keklik romanı 20 öyküsüyle birlikte Rusça’ya çevrilip basılır. Londra’ya bir gezi yaparak Highgate’te Karl Marx’ın gömütünü ziyaret eder. Aynı yıl aralarında birçok yabancı dile çevrilen kitabının da bulunduğu 19 kitabı Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı, Mihail Şolohov, Ernest Hemingway, İvan Gonçarov, Tolstoy, Gogol, Panait Istrati gibi yazarlarla beraber gerekçe göstermeden yasaklanır. Aynı yıl Sakarca adlı eseri de Hollandaca ve Almanca olarak basılır. Türkiye – Yunanistan Dostluk Gelişimi’nin Avrupa’da kuruluşunda görev alır. Tiflis’te İlaya Cavcavadze’nin 150’nci doğum yıldönümü konferansına katılır.

1988 yılında İçerdeki Oğul’u oyun olarak tekrar yazar. A. Çetinkaya ile birlikte Fridan Halvaşi’nin şiirlerini Türkçe’ye çevirir; Kitap Eninde Sonunda adıyla Almanya’da basılır.

1989 yılında Kuru Ekmek romanını yazar. İçerdeki Oğul, Amersfoort Halk Tiyatrosu’nda oynanır. Şiirleri de Bir uzun yol adıyla basılır. Moskova’ya yeni bir gezi yaparak Nâzım Hikmet’in evinde ve arşivinde çalışır.

Baykurt ders vermeyi Pestalozzi Okulu’nda sürdürür. Şiirleri Hollanda’da “Vuurdoorns – Ateşdikenleri” adıyla basılır. 1991 yılında Ortaokul öğrencileri için, “KALEM – Schreiber” dergisini çıkarmaya başlar aynı yıl boynundan bir ameliyat geçirir. 1992 yılında, bugün Literaturcafé Fakir Baykurt adıyla varlığını sürdüren Duisburg Edebiyat Kahvesi'ni kurar. Bir Uzun Yol’un Almanca’sı “Ein langer Weg” adıyla çıkar. Yazar bu yıl bir de Çin gezisi ertesi yıl da Avustralya gezisi yapar. 1995 yılında Almanya’da öğretmenlik yaptığı çalıştığı Pestalozzi Okulu’ndan emekliye ayrılır. Öykü Kitabı bizim İnce Kızlar basılır ve 7 kitaptan oluşan Özyaşam öyküsünü bititir. 10 Mart'ta Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Yardımlaşma Vakfı tarafından “Fakir Baykurt’a Saygı Gecesi” düzenlenir. Bu yıl Yarım Ekmek romanı da yayımlanır. 1998 yılında Telli Yol öykü kitabı ile birlikte, “Özyaşam” dizisinin ilk cildi “Özüm Çocuktur” yayımlanır. Gezi yazılarının bir bölümünü Dünyanın Öte Ucu (Avustralya Gezi İzlenimleri) adıyla yayımlanır. Benli Yazılar deneme kitabıyla birlikte “Özyaşam” dizisinin ikinci ve üçüncü ciltleri (Köy Enstitülü Delikanlı; Kavacık Köyünün Öğretmeni) çıkar. 1999 Nisan genel seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi İzmir milletvekili Adayı olur. 11 Ekim 1999 Pazartesi günü tedavi gördüğü Almanya’da Essen Üniversitesi Kliniği’nde pankreas kanserine yenik düşerek ölmüştür.
Asıl bu kafaları, bu kafaları değiştirelim. Cana değer verelim. Cana değer vermeye başladık mı, onu kurtarma yollarını da bulabiliriz.
Fakir Baykurt
Sayfa 27 - CANKURTARAN
Gülünecek kadar kafasız olanların ve burnuna kadar çıkarına batmış işbirlikçilerin yönettiği ülkelerde daha neler neler olur, bunu da biliyorum.
Fakir Baykurt
Sayfa 7 - Literatür Yayınları - 29. Baskı 2019
"Yılanların Öcü" Türkiye gerçeklerini dile getirmeye çalışan mütevazi bir romandır... Hepimizi rahatsız edecek acı bir dille yazılmıştır.
Fakir Baykurt
Sayfa 7 - Literatür Yayınları - 29. Baskı 2019
İnsanlığın ilk çağlarından beri kullanmaya ve korumaya çalışıp geldiğimiz "yaratma özgürlüğü" şimdilerde alabildiğine daraltılmakta, ülkemiz boğucu bir havanın içine gömülmek istenmektedir.
Fakir Baykurt
Sayfa 1 - Literatür Yayınları - 29. Baskı 2019
"Beyim diyor, bizim yolumuz, köprümüz, çeşmemiz yok; kitaplığı ne yapacağız? Anlatıyorum ona: Eğer kitaplığınız olursa, yolunuz, çeşmeniz, köprünüz de olur!"
Nazım Hikmet , paşa torunu olduğu halde bu acılara sırt dönmedi. Sabahattin Ali bir subayın oğlu, kendi de bürokrat olduğu halde rahatını tepti, her şeyi göze alıp yazdı. Ben yazmayacak mıyım?
Fakir Baykurt
Sayfa 116 - Literatür Yayıncılık 2. Basım 2019
180 syf.
·7 günde·10/10
Kendisi de köy enstitulerinde yetişmiş olan yazar Fakir Baykurt bu eserde bir serzenişte bulunmuş bizlere. Dünyaya örnek olmuş eğitim modelinin başından geçenler bu kitapta.

Türk tipi eğitim sistemi olan Köy Enstitüleri ve başından geçenler bizzat o okullarda yetişen yazar tarafından en ince ayrıntısına kadar kaleme alınmış. Soru cevap şeklinde geçiyor çoğu bölümler. Gayet akıcı ve anlaşılır. Ayrıca yazarın diğer eseri olan Eşekli Kütüphaneciyi de okumanızı öneririm.

"Köy Enstitüleri ilkesi tamamıyla bizimdir. Taklit değildir. Çünkü millet sevgisi gibi bir kaynaktan ilhamını almıştır. Pedagoji kitapları yazmaz, klasik pedagoji bilmez. Çünkü eğitim kuramı değil, ulusal kalkınmanın temel ilkesidir." Hasan Âli Yücel

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
323 syf.
·Beğendi·9/10
Aleyna Tilki' nin anlamlandırılamaz bir yükselişle Türkiye'de paraları kırdıktan sonra tutmuş olduğu danışmanlarının da tavsiyesi doğrultusunda yurtdışına yatırım yapıp Myanmar'da montaj sanayisine dayalı Bianchi fabrikası kurduğu ve benim de tam bu sıralarda işimden ihraç edilmemle kalan son 7 aylık SSK primimi doldurmak için "Deniz - Yılan" simbiyotik yaşam formu dialektiğini göz önüne alarak dört elle sarılmış olduğum işbu müessesede "AKARSU KONTROLÖRLÜĞÜ" (WTF!!!?!?) yaptığım ve "Yok Artık Bundan Daha Beteri Olamaz!" klasörümde yerini HAKLI BİR GURURLA alan işsiz rüyam ile başlayan günümün sonunda bu incelemeyi kaleme almaktan kıvanç duymaktayım Sevgili Muhittinler .. Biliyorum yandı beynin .. 3 saat uyuyunca benim beyin de böyle alev alıverdi .. Yaz , yaz diyorsunuz rüyaları.. AL , YAZDIK İŞTE SAYGIDEĞER MONÇİÇİLER! Açmak istediğiniz dehlizlerin kapısını az aralayıp siz de bakın, neyi uyandırmaya çalıştığınızı bilin istedim .. Siz siz olun , yatağınızın üzerini kitapla kaplamayın .. Ve kitapla kaplanan yatağınızdan dolayı salonda yatıyorsanız ,sahura kalkan annenizden için "nasılsa mutfakta , beni duymaz" diyerek açık bırakılmış sahur programını baltalamaya kalkıp "na-mübarek" zapping operasyonlarına yeltenmeyin .. Saniyenin trilyonda birinde dahi olsa göreceğiniz Aleyna Tilki kıvamındaki parametreler ,işte böyle ayrık otları kıvamında zehirli tohumlar ekiverir uyku öncesinde bilinçaltınıza .. Ben yandım siz yanmayın... Evet! Durumu izah ettiğimize göre sanırım incelememize geçebiliriz sevgili cimcimeler ! =)))

Sayın kikirikler , öncesinde okumuş olduğum bu kitabın incelemesi , Ebru Ince ' yi zehirlemem sonucunda oluşturmuş olduğumuz ve "666" kapı numarası ile katıldığım Fakir Baykurt etkinliği dolayısıyla kaleme alınıyor .. Daha önce de sizlere Fakir Baykurt kitapları tanıttım .. Yalnız ilginçtir ki, bu büyük yazar , kelimenin TAM ANLAMIYLA BÜYÜK YAZAR ,kendi ülkesinde hiç ama hiç bilinmiyor! Bakın arkadaşlar , gelin şu adamın kitaplarına bir şans verin .. Bana inanın ne vaktiniz , ne de paranız boşa gitmeyecek .. AHA TOP PATLADI !! DU' GELİYORUM ! Hatta kal !! İnince görüşürüz =))

https://www.youtube.com/watch?v=oZuwZiaW4kA
.
..
...

Döndüm gobeller!! Ve sofrada kardeşimin internet kotamın dibine hunharca incir ağaçları dikerek youtubedan 1080p ile izlediği ,içerisinde bir adet Özcan Deniz barındıran "İstanbullu Gelin" adlı dizi, bu ülkede 84 bölüm oynamayı başardıysa ,Fakir Baykurt' un okunmamasının gayet normal olduğunu anladım ..

Neyse devam edelim sayın cevizkabukları.. Bundan önceki incelemelerimde size yazardan , bağrından çıkıp gelmiş olduğu Köy Enstitülerinden, neye karşı mücadele ettiğinden falan bolca bahsettim .. Diğer arkadaşlar da gerekli bilgileri verdiler incelemelerinde.. Bu konuda başka kelam etmeye gerek görmüyorum o yüzden ..Biliyorsunuz ki ,Türkiye' de iyi ve güzel şeylerin cezası muhakkak ki kesilir .. Aksi olaydı zaten romanımızın adı "ONUNCU PLAZA" falan olurdu sizin de hak vereceğiniz gibi .. Konuyu da bu vesileyle anlamışsınızdır sanırım az buz .. Bu incelemede , romanda başından geçen türlü türlü olayların hammaddesi haline getirilen öğretmenimiz yerine, ben başka bir isimden, başka bir öğretmenden bahsetmek istiyorum sizlere kısaca .. Mahmut Makal .. Köy romanı ekolünü Türkiye' de Bizim Köy isimli anılarıyla başlatan kişi .. Zulum Makinası isimli eseri kaleme alan öğretmenimiz .. Bu son bahsettiğim kitap ile Onuncu Köy' ün konuları ve Mahmut Makal' ın başına gelenler de esasen birbirine paralel .. Türkiye' de 60'ların sonları ve 70'lerin başında gerçekleşen öğretmen kıyımı ve sürgünleri esasen bu kitabın yazılmasına sebep .. Dolayısıyla basit bir dille yazılmış ve kurgu gibi gözüküyor olsa da, Onuncu Köyün arka planında yer alan olayların hemen hemen hepsi gerçek.. Şimdiiii ... Fakir Baykurt' un şiddetle eleştirilen icraatlerinden biri ne idi ? Türkiye Öğretmenler Sendikası yani TÖS'ü kurması! Niçin bir sendikal hareket bunca şiddetli eleştirilere maruz kalıyordu ? Gelin Aziz Nesin cevap versin sizlere ..

"1940' ta , köylümüzün, işçimizin yoksulluğundan söz etmek komunistlik sayılıyordu.
1944'te sendikaların kurulmasını isteyen herkese, komunist diye bakılıyordu.
1946'da grev hakkı istemek , komunist olmak için yetiyordu.
1950'de toplumcu bir partinin kurulmasını istemek, toplumcu bir parti kurmaya kalkmak, en büyük komunistlik..
1955'te basamaklı vergi istemek toplumsal adalet ve güvenlik istemek...
Ya bugün ? Ulusal gelirin hakça, emek oranında üleşimini , topraksız köylüye toprak ve tarımsal üretim aracı dağıtımını, dışalım ve dışsatımın devletleştirilmesini istemek , komunistlik diye adlandırılıyor.
İyi ama , daha önce istenilenlerin çoğu bugün uygulanıyor. KOMUNİST Mİ OLDUK?"

"Öğretmen YALVARMAZ ,
Öğretmen BOYUN EĞMEZ,
Öğretmen EL AÇMAZ ,
Öğretmen DERS VERİR." diyen , henüz 20 yaşlarındayken başına geleceklerden habersiz Sabahattin Ali için ,

"Işıtan bir yazar Sabahattin Ali , pırıl pırıl
Körlerin gözü, dilsizlerin dili
Parmakları halkın nabzında sürekli
Fişlediler, yılları zindanlarda geçti
Toplattılar kitaplarını, kapattılar gazetesini
Kıvılcımlı yıldızlardır öyküleri
Masalları yoksul çocuklara bilinç taşır
ÖLDÜRDÜLER ONU , DAHA ÇOK EZMEK İÇİN HALKI" dizelerini kaleme alan Fakir Baykurt' u suçlayanlar kimlerdi.. Savları nelerdi ?

BUYRUN OKUYUN !

"Ey cemaati müslimin! Biliyor musunuz fitne masum yavrularımızı teslim ettiğimiz öğretmenlerin içine de girdi? Görüyor yada işitiyorsunuz, şimdi sendika kuruyorlar! Sorarım size: Öğretmen sendika kurar mı? Sendikayı işçi kurar! Öğretmen işçi mi? Bu fitne değil de nedir? Bunların en büyüğü, başına büyük taşlar düşsün inşallah, TÖS diyorlar, genel başkanı üç kez mahkum olan tescilli komonist! Bu sendikayı kurup öğretmenler yoluyla Türkiye’yi Rusya’nın recimine çevirmek istiyorlar! Adından belli: TÖS! Bu ne? diye soruyorsun efendiye, Türkiye Öğretmenler Sendikası diyor, sakın inanma! Bizim bin yıllık yazımız Arap yazısı değil mi? Bu yazı Allah yazısı olduğu için sağdan okunur. OKUYUN TÖS’ü SAĞDAN, BAKIN NE ÇIKIYOR? SOSYALİST ÖĞRETMENLER TEŞKİLATIIIIII ! GÖRÜYORSUNUZ DEĞİL Mİ FİTNEYİ? Cenaballah hepimizin sonunu asan eyleye, hem de bu KIZIL yılanların belasını tez veree! Amin! "

NASIL ?!? GÜZEL DEĞİL Mİ?!? =))

Kısaca ,bunlarla uğraşan bir öğretmenin Onuncu Köy 'de biten öyküsünün yer aldığı bir roman bu ..


(Bu arada ben bu konuda şampiyon Şevki Yılmaz sanıyordum .. Zira onun, "BUNLARIN KAPI ZİLLERİ BİLE "DİNDEN DÖN" DİYE ÇALAR !" açıklaması kulaklardadır .. Bu TÖS açılımı o açıklamayı dahi tahtından etti !! )

Esen Kalın ! İŞSİZ KALIN!
616 syf.
·Beğendi·10/10
Selamlar tekrar .. İstiyordum ki, Fakir Baykurt 'un özyaşam öyküsü olan bu seriyi sizlere sırasıyla tanıtayım .. Yalnız kitapta öyle çok ayrıntı ve öyle çok isim var ki, unutmamak için sıcağı sıcağına hemen yazayım iki satır da olsa dedim .. Unutursam cidden yazık olur ... Çok uzatmadan hemen girizgahı yapalım ... Uzatmadan dediğime de çok inanma =))

Efenim biliyorsunuz , bizim yakın siyasi tarihimiz esasen bir "darbeler" tarihidir.. Hele ki Adnan Menderes'in cansiperane katkıları eşliğinde "hep destek - tam destek" mottosuyla Amerika'ya entegrasyonun tam anlamıyla sağlandığı dönem sonrası, yapı itibariyle Latin Amerika ülkelerinin siyasal tarihine dahi rahmet okutur.. Bu darbeler neden olmuştur , bu darbelere kim yol gösterir olmuştur , bu darbelerin savunucuları kimler olmuştur falan .. Bunları daha önce defalarca anlattım .. O yüzden es geçiyorum uzun uzadıya anlatmadan .. Tanıtımda eser miktarda bu soruların cevabını bulacaksınız zaten.. Kitabımız , Adnan Menderes döneminin sonu , yani 27 Mayıs 1960 ile 12 Mart 1971 darbesi arasında kalan kısımda yer almakta .. Yani iki darbe arası .. Ne demek bu ? Şu demek cicim : Demokrasi raydan iki kez çıkmış ve birer balans ayarı yapılmış .. Ama nasıl ? Bakın bu sorunun cevabını size yine Aziz Nesin versin =)))

" Tabii!! Bizimkiler demokrasiyi rayına oturtuyorlar.Sonra o , raydan çıkıyor ve onlar yine oturtuyorlar! Zaten oturturken de bir süre sonra "YİNE" RAYDAN ÇIKACAK GİBİ OTURTMAYA dikkat ediyorlar.Bizimkilerin özelliği bu..."

Peki nedir demokrasi ? Olmazsa olmaz koşulu nedir Aziz Baba?!?

"Gerçek demokrasinin ilk koşulu , güven altına alınmış toplumsal adalettir.Bir ülkede toplumsal adalet yoksa, orada demokrasiden söz etmek sömürgenlerin halkı kandırmaca oyunudur.Bir ülke hangi ölçüde "TOPLUMSAL ADALET" ölçüsüne yaklaşabilmiş ise , o ölçüde demokratiktir. Nitekim bugüne dek toplumsal adaletin "EN İLKEL KOŞULLARI" yerine getirilmediği için, Türkiye' de BİR SAAT BİLE demokrasi olmamıştır."

Ya siyasi iktidarlar ? İki kelam da onlardan için etsen be BABA ? Bilirim .. O dönemi sen çok iyi bilirsin ..

"Gelen, gideni aratır; çünkü gidenlerin en sürüngen artıkları, türlü yollarla yeni gelenin içine sızmasını , süzülmesini çok iyi becerirler."

Gece gece seni de rahatsız ettik Baba.. Saygılar , hörmetler ... HEP KALBİMİZDESİN !!! Huzur içinde yatasın .. Ellerinden öperim..

Sevgili kukumanjerolar ...Bütün bu kitabın olay örgüsü ve bu olayların sebepleri, işte bu üç soru ve cevabın karşılığıdır.. '60 anayasası , diktatörlüğe soyunan malum şahsın ardından Türk toplumuna gayet geniş hak ve özgürlükler getirdi ..Bunlardan biri de sendikal haklar idi .. Biliyorsunuz sendika kurmak bireyin demokratik hakkı ..Niçin var sendikalar ? İşveren ,yani sermayeye karşı emeğin hakkını koruyabilmek için.. Sendikal savaşım özü itibari ile bir ekonomik savaşım! '60 anayasası bu hakkı vermiş vermeye ama anayasada bu konuyla ilgili eksikler var o dönem ..Misal sendika kurabiliyorsunuz ama sendikayı kuran öğretmenler olursa anayasaya göre grev ve toplu sözleşme hakları yok!!! Bu hak o günlerde sadece işçi kesime verilmiş .. Niçin öğretmenlere verilmemiş dersen hemen cevap vereyim sana ben .. UYUYAN İŞÇİYİ , KÖYLÜYÜ KİM UYANDIRACAK ? iSTERLER Mİ BUNU ?!? Yukarda iktidarlara dair bir tespit yaptı Aziz Nesin .. Kim o dönemki iktidarın sahibi ? Zurna kimin elinde ?
Adalet partisini ele geçirmiş , o dönemin iç ve dış "sermaye" çevrelerinin egemenliğini savunup madenlerimizi , petrolümüzü peşkeş çekip satan , uluslararası sermayenin açık pazarında yabancı sermaye ile işportacılık yapıp Türk milliyetçiliğini kimselere bırakmayan , Morrison Knudsen Inkorpıreyşın 'ın medarı iftiharı Morison Sülüman !!! Onu da defalarca yazdım..

Her neyse.. Bu şahsın iktidarında kendisine oy vermeyen öğretmenler birer birer sürülmeye başlanıyor .. Birdi , beşti , yüzdü , bindi derken , sayılar on binli rakamlara ulaşıyor .. Ve öğretmenler de sendikalaşma gereği duyuyorlar .. Bu işi ilkin , yazarlar adına uygulanan baskılara cevap verebilmek için Aziz Nesin yaptı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yazarlar sendikasını kurdu .. Öğretmenler adına da o günlerde yıldızı parlayan Fakir Baykurt' a teklif götürülüyor .. Hemen belirteyim !! Sendikal hareketin amacı kesinlikle para değil .. Zaten '60 darbesi sonrasında soyulmuş soğana dönen hazineye yardım olsun diye götürüp kendi "ALYANSINI" hazineye bağışlayan ismin karşılığı "FAKİR" BAYKURT! Bir diğeri ise Fil Hamdi ile kazandığı ilk ödülü - ki sanırım Altın Kirpi idi - hazineye bağışlayan Aziz Nesin.. O günlerde öğretmenler cidden devrime bağlı.. Düşürülen eğitim kalitesi ve Amerika'nın milli eğitimimize sızmasına bir dur çekebilmek için kuruluyor bu sendika ..Öğretmenler ve aydın kesim o dönem tehlikenin farkında ama o meşhur Jhonson mektubu henüz yazılmadığı için bizim VATANPERVER SAĞ İKTİDARLARIMIZ henüz anyadan konyadan haberdar değiller.. Hoş ne zaman haberdar oldular acaba ?!? Bu arada kurulan bu sendikanın ismi TÖS .. Türkiye Öğretmenler Sendikası .. Kısa zamanda yurt genelinde katılım sağlanıyor bu PARTİLER ÜSTÜ sendikaya .. Hiçbir siyasi partiyi veya olguyu sponsor yapmıyorlar kendilerine .. Amaçları hiçbir güdüme girmeden yapmak yapacaklarını.. Tabi bu arada öğretmen kıyımı inanılmaz boyutlara ulaşıyor.. Kanunlar çerçevesinde çeşitli makamlara başvuruluyor.YOK ! Uzlaşma aranıyor. YOK ! Dönemin başbakanına ulaşmaya çalışıyorlar.. YOK ! Ne yapalım ne edelim diyerek Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın kapısı çalınıyor .. Hangi Cevdet Sunay mı? Fakir Baykurt'un "Söküp alın bu Amerika'yı Türk milletinin bağrından , çok merak ediyoruz binlerce kilometrelik denizleri , karaları aşıp okullarımıza kadar giren Amerika bizden ne istiyor? Neden körpe çocuklarımızın beslenmesine kadar el atıyor ?" demesi üzerine şunları söyleyebilen Cevdet Sunay :

"Amerika dostumuz ve müttefikimizdir.Ne istiyorsunuz Amerika'dan ? Amerika komonizmin dibinde bir ülke olduğumuzu biliyor.Kalkınma yönünden çok sorunumuz olduğunu biliyor."

Nasıl ? Süper di mi ?!?!? Öğretmenler bakıyorlar ki devletin başı da o güdümün içinde , sine-i millet diyip halkı arkalarına alarak yapacaklarını yapma kararı alıyorlar .. Fakir Baykurt' u biliyordum ama bu kadarını bilmiyordum !!! Ne efsane bir adammışsın sen be kardeşim .. Hele o dönemki köylülerimiz ... O dönemki halk !! Okurken kalakaldım .. Kaç kez geri dönüp okudum sayfaları bilemiyorum ..O yoklukta sınırlı sendika geliriyle Türkiye'yi köy köy gezmek.. Bakın köy köy diyorum !! Yolu suyu elektriği olmayan o köyleri kimi zaman yıkıntı bir minibüsle , kimi zaman eşek sırtında gezen bu adama ne denir bilmem!! O soğukta Fakir Baykurt' un civara geldiğini haber alıp , gece yarısı yol üstünde nöbet tutan köylüler !! Ben yazarken , şu an dahi inanamıyorum !! Anlatılır gibi değil .. O misafirperverlik , o insanlık bu satırlara aktarılmaz .. Köylülerle yapılan sohbetlerdeki o diyalogları keşke uzun olmasa da buraya aktarabilsem .. O cahil bırakılan , cahil sanılan köylülerin sorduklarını bir okuyabilseniz keşke .. Pek tabii bu misafirperverlik her yerde aynı değil .. Kayseri'de yapılacak büyük kongre öncesinde "bir takım eller" tarafından CAMİ duvarı dibinde patlatılan bombalarla halkı öğretmenlere karşı kışkırtan o güçleri de okumak lazım ..Madımak'tan öncesi de var diyeyim siz anlayın .. Bir sinemada toplanmış öğretmenleri YAKMAYA YELTENENLER SİZCE KİM OLABİLİR ?!?!? Haydi bir ipucu vereyim MADIMAK diyerek !! Buldun mu ? Tamam öyleyse!!! =)) Devam edelim ...

Velhasıl kelam .. Bilindik son .. Bizim Sülüman'ın uyguladığı politikalarla ayrıştırılan halk ..Sürekli tırmanarak - "tırmandırılarak" sürüp giden sokak çatışmaları ve ardından gelen darbe.. Sendikanın kapatılışı ..Fakir Baykurt 'un cezaevine girişi .. Şunları gece yarılarına kadar dilinde tüy bitesiye köylüye anlatan , köylüye yol gösteren Fakir Baykurt 'u yaşatırlar mı ?

"Şu iş kayıt zamanı, gelmesem gerçekten gücenecek miydiniz? ikindiye doğru bir yağmur gelirse görürsünüz gününüzü! O
zaman da Demirel'e araba yollayın, gelsin kışı nasıl geçireceğinizi anlatsın. Ama bilmiyorum gelir mi? Siz gene de çağırın.Bana Demirel'den ne istediğimi sordunuz? Bizim işimiz onunla değil, ONUN YÖNETTİĞİ DÜZENLE. Gerçekte bu sizin işiniz. Bir bizim derdimiz olsa kolay. Bizim kendi çocuklarımız okuyor. Asıl sorun SİZİN ÇOCUKLARINIZ. Okulların durumu kötü. Eğitim öğretim diye yaptığımızı yapmasak daha iyi. Bu işin planlamasına, programının yapılmasına, hem de yönetimine bizi karıştırmıyorlar. Şuradan anlayın, kaç yıl oldu bu Demokratlar, ondan sonra onların yerine kurulan partiler yönetime geleli; BİR TEK ÖĞRETMEN BAKAN GELMEDİ eğitimin başına. Geldi mi, adını biliyor musunuz? Bir tek Orhan Dengiz'in coğrafya öğretmeni olduğu söylendi, o da parti yöneticisiydi. Eğitimi öğretimi, öğretmen döverek, sürerek, yakarak yalnızca kendileri yönetiyor. Uzundur bu konu. Niçin böyle yapıyorlar? Biraz kafa yorarsanız yanıtı kendiniz bulabilirsiniz. SÖMÜRÜNÜN RAHAT SÜRMESİ İÇİN. Ço-
cukları uyu uyu yat uyu diye okutacağız, halk sürekli
ne oluyor diye bakmayacak; ağa soymuş, tüccar vurmuş, Amerika gelmiş, aldırmayacak.

KUZU GİBİ OLUN DİYORLAR
BÜYÜYÜP ORTAYA ÇIKINCA
KOYUN GİBİ GÜTMEK İÇİN "

Biliyorum baya uzun oldu ama kitabın Mamak Askeri Cezaevine girişten sonraki kısmı cidden rekor.. Hani her açıdan rekor!! Anayasal düzeni ilga etmeye yeltenerek anarşi uygulamaya yeltenen(?!?!?) isimlerden bir kaç örnek vereyim kısaca ..
Devrim gazetesi tayfası ve SAKINCALI PİYADE Uğur Mumcu , SBF Dekanı Mümtaz Soysal , Sevgi Soysal, Deniz Gezmiş ve arkadaşları , Prof. Bahri Savcı, Prof. Muammer Aksoy ,Doç. Dr. Burhan Cahit Ünal , Trt' den Emin Galip Sandalcı , İşçi Partisinden Adil Özkol , gazeteci İlhami Soysal ve tonla isim .. Suçları çok büyük =))

Karşı cenahta kimler var ?

Forvette Baki Tuğ !!! Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını ipe götüren kararı verdikten sonra şunları söyleyebilen Baki Tuğ !!

"Duruşmada birazcık uslu dursalardı idam edilmezlerdi."

STOPER Nihat Erim !!! "Bazen demokrasilerin üzerine şal örtmek gerekir."diyen Nihat Erim !!!

Uzuuuun ama çok uzun lafın kısası .. İNSAN ölür eseri , EŞEK ölür semeri kalır derler ya .. O tanım pek az kitaba böylesine yakışabilir .. Bize bu "ESERİ" bırakan Fakir BAYKURT' a selam olsun bir kez daha .. Yine bir parça bırakayım hem ona hem de ON BEŞLİKLERE .. Şimdilerde cezaevindeler çünkü ..

MAPUSANELER içinde demirden direk
Kimimiz ON BEŞLİK , kimimiz KÜREK...

https://www.youtube.com/watch?v=t-3G6w-g9Wk
313 syf.
·Beğendi·10/10
Merhabalar şemmameler.. Goygoy ve işsizliği makul miktarda tutarak elimden geldiğince bu seriyi size tanıtmaya çalışıcam ... Senelerce aradım .. Sanırım Literatür 'den önce Papirüs Yayıncılık basmış bu seriyi .. Eli geçtim , GÖZ DEĞMİYORDU benim almaya kalktığım senelerde .. Tanesi beşi bir yerde fiyatına gidiyordu sahaflarda .. Neyse ki Literatür yayınladı da fuarda türlü çingeneliklerle arşivimize kattık bu HAZİNEYİ !! Hazine dediysem cidden hazine !! Ben Fakir Baykurt' u Aziz BABA sayesinde tanıdım .. Tıpkı Cengiz Aytmaytov gibi .. Kitabı , daha doğrusu bu öz yaşam öyküsü denilen 8 kitaplık seriyi okurken de baya baya hüzünlendim her iki yazar için de .. Aziz BABA kendi öz yaşam öyküsünü tamamlayamadan öldü .. Fakir Baykurt ise tamamladı ama yayınlandığını göremedi .. Her ikisi de sözümona vatanperver ve milliyetçi "Ölürüm Türkiyem" hükümetlerinden çok çektiler yaşadıkları dönemlerde.. Bu muhabbetlere ilk kitap vesilesi ile çok da girmek istemiyorum .. Zaman bulur da ikinci, üçüncü ve devamında gelen kitaplara tanıtım yazısı yazarsam bolca roket istifledim ... Hiç merak etmeyesiniz .. Adrese teslim edilecek !!

Sizi bilmiyorum ama sanırım ben bu köy yerine gidip , yani eskiden hakikaten köy yeri denilen mekana gidip gördüklerini aktarabilen belkide son jenerasyonum ... Şimdi milletin köy diye gittiği yerlerin evlerinin garajında bir ,bilemedin iki traktör falan var .. Kapıda çekilen kredilerle alınan mersolar falan ... Hobi bahçelerini , asfalt yolları saymıyorum ... Pek tabii bu bahsettiğim köyler böyüh şeherlerin köyleri ... Bizim köyün yolu yılan gibi kıvrılıyor.. Çamurlu batak bir yol .. Ve bu yol üzerinden sayanora diyor güneş her akşam ardında bıraktığı güne ... Kaldığımız evin altında ahır .. Üstte ev ahalisi ... Seki diyorlar buna ... Niye böyle bir düzen var dersen, doğalgaz henüz ulaşmamış oralara o günlerde.. Ki Ankara'nın göbeğindeyiz .. Kömür desen pahalı .. Kış dersen en karasından .. Götün donar !! Ne yapsın köylü ? Aşağıda bulunan hayvanların sıcaklığını lehine kullanacak tezeği de yakıp.. Bu arada birşeyi belirtmem gerekiyor ki , bizim köylüler gerçekten akılsız insanlar ... Zamanında tarlalardan imar geçirecez diye gelmiş devlet , taşla sopayla kovalamışlar !!!?!?! (KALBİME AĞRILAR GİRİYOR ŞU DAKİKALARDA !!) Bugün böyle sersefil sürünüyorsam sebebi BİZİM KÖY VE KÖYLÜLER!! Bu insanların cehaletini anlatmaya sayfalar , ciltler , ansiklopediler yetmez .. Ver ulan tarlaları müteahhite dürzü!!! Kondur apartmanları !! Boyunuz bosunuz devrile sizin !! Gavurun gobelleri !!! Neyse siniri bir yana bırakalım .. Dur son bir beddua daha edem ama .. Hakettiler bunu !! Geberin ulan hepiniz .. Ölü karga gözünüzü oyaa !! Yıkık duvar üstüneze yıkıla .. Ohhhh !! Rahatladım ...

Nerde kaldık .. Bir akşam vakti hatırımda bizim köy yerinde.. Bademcikler bağımsızlığını ilan etmiş .. Karpuz kıvamına gelmişler .. Ateşler içinde yatıyoruz.. Yol yok .. Taşıt yok .. Dohtur desen zaten yok .. Kocakarı ilaçlarına sarılmışız .. Kekik kaynatıp getiriliyor.. Gup gup içiyoruz .. Vücut ısısı tavan ...Halüsünasyonlar falan filan .. Sabahına kalktım cin gibiyim .. Hemencik taze yumurta sıdırdılar saman aleviyle yanan ocağın üstüne .. Az çökelek ile beraber yuvarla dürümün arasına .. Çaydan da iki fırt FÜT FÜT!! Enerjiyi fulledik .. Çıktık meydana !! Köy çocukları bir garip ama .. Sabah bunlara katıldık ama öğlenine güvercin katili olduk .. Nerden nasıl yakalmışlar bilmem .. Hiç hatırlamıyorum .. Güvercini elime tutuşturuverdiler ! Ne yapacaz bunu diyorum .. Öldür diyorlar .. Bir nevi aralarına katılmam için gerekli bir ayin bu .. Kopardık kafasını .. Bir de ateş yaktılar .. Malum son .. Bizim Death Metal ile yollarımız ister istemez işte böyle kesişti köy yerinde.. Bahçelere koş .. İğdeye , kiraza , elmaya dal .. Yak on bin kaloriyi .. Dön gerisin geri köy evine harsoluk .. Elektrik yok .. Var da yok ...Giriyoruz eve ... Tavuğu haşlamışlar .. Suyuna bulgur salmışlar .. Papirüs gibi açma ekmekler .. Sar babam sar arasına ..Üstüne höşmerim .. Serp doya doya toz şekeri .. Gir lezzet komalarına .. Tüm bunlar geldi bu kitabı okurken aklıma .. Ama yutkuna yutkuna okudum ... Neden dersen yazarın adı "FAKİR" kardeş !! Burdur ' un bir köyü ... Akçaköy ismi .. Yolu , suyu , elektiriği yok ... Köy yerinde ağa olmasa da inanılmaz bir sefalet .. Açlık ,yokluk anlatılır gibi değil ...Beş çocuk ... Biri de ana karnında .. Kurtuluş savaşına katılıp senelerce savaşmış bir baba .. Geliyor evine.. Nasıl yıprandıysa oralarda , ömrü uzun olmuyor .. Bir de ana var .. İsmi Elifçe ... Yılanların Öcünü okuyanlar bilirler .. Ordaki Irazca Ana'yı koy önüne , o metanetli, o yılmaz kadın dile gelir de aman diler Elifçe Ana 'dan .. Kimselere eyvallahı, geri vitesi yok .. Bir de ek bilgi vereyim bu vesileyle .. Yılanların Öcü filminde Irazca Ana' yı oynayan Aliye Rona köy yerine geldiğinde Fakir Baykurt ' un annesi Elifçe Ana' dan öyle etkilenmiş ki film boyunca oynadığı tüm karelerde üstünde giydiği bütün elbiseler Elifçe Ana'ya ait .. Neyse devam edelim .. Yeşil gözlü , çok akıllı bir çocuk sıyrılıyor bunların arasından ... Bu çocuğun okuması , cidden diyorum ki şans.. Tamamen bir tesadüfler zinciri .. Cidden şanslıyız onu okuyabildiğimiz için ... Küçük yaşta yetim kalıyor .. Köy yeri gaddar !! Düşene aman yok !! Hele ki yetimsen !! Sığır çobanlığına kadar yapıyor .. Hem de köy odasına gidip mecbur yalvara yakara ..Beş sene denilen ilkokulu üç dört sene okuyor .. Kaynak yetersiz .. Ne olacak ne olacak derken öz dayısının ocağına düşüyor .. İnsanın akrabasından yediği kazık gibisi var mı ? İşte buraya kadar okudun .. Sen hiç bir , sayıyla "1" küp şeker yüzünden eli kızgın demirlerle öz dayısı tarafından damgalanan , dağlanan adam gördün mü sayın şekerpare ? Peki bu öz dayının seni aile ocağından koparmak için annene seni okutacağını söyleyerek izin aldığını da söylesem ? Seni seneler geçmesine rağmen okutmayıp köle gibi çalıştırdığını söylesem ? Bir eşekle kilometrelerce yol yapıp ilçe merkezine içme suyu taşımak zorunda kalan Fakir Baykurt'un durumu gözünün önünde canlanır mı ? Burnun kırılır kökünden .. Şuraya aktaramadığım öyle çok ayrıntı , öyle çok anı var ki .. Yeri geliyor gülüyor , yeri geliyor ağlıyorsun .. Keklik romanını okuyanlar orda Tokur çobanla Yaşar ' ın hikayesini çok iyi bilirler .. Zaten okuyup unutmaya imkan yok zohahahahahaha =))) Saf , çok temiz kalpli , çok iyi huylu bir çocuktur Yaşar ..İşbu Yaşar'ı romanda babası karpuz bostanının başına diker ..Hırsızı komasın diye .. Gel zaman git zaman yoldan gelip geçen Tokur isimli bir çoban musallat olur bizim Yaşar'ın bekçilik yaptığı bostana .. Bir kelek alır bostandan karşılığında bir kuzu verecem diye .. Bir karpuz yiyip koyun sürer rulet masasına .. Velhasıl kelam sene sonunda bostan yarıya iner ama koyun ve kuzuların üzerine bir bardak soğuk su içmek zorunda kalır Yaşar efendi .. Kimdir bu Yaşar efendi derseniz aslını bu kitapta Tahir Baykurt olarak okuyabilirsiniz =)) Öyle güzel anlar var ki kitapta !! Mert , namuslu Anadolu köylüsünün panaromasıdır işte bu kitap.. Alıp okuyun isterim ..Hem de çok !! Bir kişi dahi şu incelemeyi okusa da kitabı alsa kazanımdır benim için ... Kitabın sonu itibariyle ,türlü badireleri atlatıp Cumhuriyet'in gariplere uzanan eli olan Köy Enstitüleri için yollara dökülmüş "Fakir" Tahir Baykurt için de şuracığa bir parça bırakayım .. Şu an yollarda çünkü o da .. Okuyabilecek olmanın verdiği mutlulukla SARHOŞ ...

Karlı dağlar kara bulut içinde
Yaylası hüzünlü yöresi bir hoş
Sevdalı yolcular umut içinde
Hayalın düğünü töresi bir hoş

Han sarhoş hancı sarhoş
YOLDA YABANCI SARHOŞ
El çek tabip kalbimden
İçimdeki sancı sarhoş

https://www.youtube.com/watch?v=DhK0ckSuVSk

Biyografi sevenlere gözüm kapalı tavsiyemdir .. Okuyun...ASLA ama ASLA pişman olmazsınız !!
147 syf.
·60 günde·10/10
Mustafa Güzelgöz adlı bir kütüphanecinin eşeğiyle köylere kitap götürmesi ve karşılaştıkları zorluklar kitabın konusunu oluşturur. Kitapta herşey o kadar sade ve güzel ki televizyonda 'Neşeli Günleri' izlemişsiniz hissine kapılıyorsunuz. (hikaye farklı etki aynı) Türk-Yunan dostluğunu da pekiştirici bir eser aynı zamanda iki taraf içinde ortak paydalara değinilmiş. İsmi Fakir gönlü zengin yazarımız ardında güzel bir eser bırakmış.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
270 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

FAKİR BAYKURT VE "NİCCA" KAPLUMBAĞALAR!!!

Anlatıcam bak!! Asabımı bozma .. Sabır selamettir !!! =))


Selamın hello "BEYBİSİLER"!! Kırmızı tuborgumu hüpürdetip ,sigaramdan derin nefesler çekip , arkaya da Davaro ost açtığım şu dakkalarda aklıma geldi bu incelemeyi yazmak .. "KT" <3 - kent switch ve böylesine güzide bir ost nin ortamı gevrettiği bir incelemeden hayır bekleyenlerdenseniz sizlere de uğurlar olsun .. pek tabi sahaflardan aldığım bir kitapla daha beraberiz .. sahaflara yamyam ,yayınevlerine candır diyen DİNGİLLERDEN OLMAYINIZ !! neyse biramızdan 2 fırt çekelim FÜT FÜÜÜÜÜTTT!! oh mis !! haydi başlayalım !!

Efenim şimdi yaşı yeten var yetmeyen var .. okuyan var okumayan var .. o yüzden bu güzel kitabın yazılmasına sebebiyet veren ve ortamı "CIVLATAN" mevzulardan başlamak elzem .. gönül isterdi ki ( umarım "ki" ayrı yazılıyordur .. yazılmıyorsa da özelden uyar!!! ağzına basarım ROKETİ!!) serim düğüm çözüm diyip ben de bu incelemeyi bitirebileydim .. uzun lafın kısası ("diskoktekte başladı -"ANLAYAN ANLADI ZOHAHAHAHA =) ) sizlere Varlık Vergisi denen bir abomination ( yauww yoldan çıkmışlık de sen) uygulamadan bahsetmek durumundayım .. Sene '942 ..Aylardan Kasım ... 2. dünya savaşı günleri .. Savaşın "AÇ KOYNUNU BEN GELDİM DEMESİ İLE , Türkiye yarı seferberlik havasına girmiş , faal nüfusunun (gençlik işte kardeşim!) en dinamik yaş gruplarının içine giren önemli bir kesimini silah altına almış ve KEVGİRE DÖNEN bütçesinin gittikçe artan oranlarını savunmaya tahsis etmiş idi... E pek tabii savaş bu!! Savunma elzem ama pahalı da bir HOBİ.. napalım ne edelim derkeeeeeen ..Savaş boyunca milletin kanını emen karaborsa , istifcilik ve vurgunculuktan haksız kazanç kazanımının önüne gecmek için diyerekten , türlü türlü haltlar yiyerekten , dereleri geçerekten , hacı emmileri öperekten ve bade süzerekten YILANI ortalığa saldılar .. Sonradan anlaşıldı ki bu uygulamada asıl niyet ve zihniyet , azınlığın elindeki piyasanın Türk sermayesinin egemenliğine geçişini sağlamaktı ..pek tabii uygulama "TÜRK" usulü idi ve bu yüzden "sadece ve sadece" istanbuldaki gavur kodomanların başına çoraplar örüldü "KRİSTMIS" öncesi ...bunlardan birkaç tane örnek vereyim de tam otursun kafanızda unidentifed lego partions!!! bkz : ishak alaton ve vehbi koç nerden geldiğini anlamadıkları bu bumerang vergisinin kurbanlarından oldular yokluktan çıkagelip ağzılarının üstüne darbe yediklerinde.. neyse efenim...2 tuzlu fıstık : KIRT KURT!!! 3 yudum bira : GUP GUP GUP!! nerde kaldık .. hah!! gayrimüslüm burjuvazi çöl sıcaklarında damlarda kurumuş tarhana kıvamında cayırdayıp (bu fiil efso ama dimi? =) ) SOS verinceeeee , o dönemdeki tek parti devrinde yeralan CHP de kazanlar kaynamaya başladı .. Çünkü nasıl ki KIRMIZI TUBORG DANİMARKA KÖKENLİYSE (ver mehteri!!!) CHP li yöneticilerin büyük hem de çok büyük bir kısmı bürokrat kökenli idi ve parti içinde alınan kararlar bu siyaset ağaları ve toprak ağalarını çok ama çok ürküttü sıra önünde sonunda kendilerine geleceği için...Zaten bu uygulamanın ve daha öncesinde izlenen Köy Enstitüleri politikasının sonucu olarak parti içi isyan Demokrat Parti' yi doğurdu(Bkz : Adnan Menderes' in Aydın' ın en büyük toprak ağalarından biri olması ) ..Atatürk' ün ömrünün yetmeyip tamamlayamadığı tek ve yegane reform olan toprak reformundan kelli yüzyıllardır süregelen oligarşik düzen bu kez de bozulamadı... Gayrimüslim (gavur işte!!! ) burjuvazi kışalanıp , oneway ticket ile bileti kesilince bu kez onların yerini HACIAĞALAR aldı.. Hani eski yeşilçam filmlerinde tadına doyamadığımız o HACIAĞALAR !! Ya da Atilla İlhan' ın meşhur Kartallar Yüksek Uçar ' ında yer alan HACIAĞA !!premium ligte , diyarbakır- kayseri orijine sahip olup Adana - Çukurova ' dan katılıp top koşturmaya başlayanlar ..İşbu VARLIK VERGİSİNİN pek vurmayıp es geçtiği Güneydoğu - Doğu Anadolu bölgelerinin feodal beyleri , aşiret reileri , "FAŞO" aGalarıydı bunlar .. Bunlara gün doğunca malı mülkü yok pahasına satın aldılar ama sanayi kültürleri olmayınca , doğal olarak burjuvazi sınıfına da dahil olmadıklarından malı mülkü har vurup harman savurdular (bkz : bir ankara havası olan fidaydanın sözleri :"500 altın yedin bir ayda - tarla tapan kalmadı ne fayda ) .. AYRAN YOKTU İÇMEYE TAHTERAVANLA GİTTİLER DEF-İ HACETE =))

Niçin anlattım bu kısmı buraya kadar ? işte bu romanda sözü geçen o kafası çalışmayan ve köylüye fahiş fiyatla sattığı toprağın parasıyla BÖYÜH ŞEHRE inen AYILARDAN BİRİ DE romanımızın kahramanlarından biri .. Muhtarla anlaşmaya vararak çiftciyi borclandırıp kanını emen feodal beylerden biri de o.. Fakir Baykurt ' un bunlarla alakası ne der isen ... e kardeşim onu da bu romanda yazdıklarını görmesi için Las Vegas' ta poker masasından kaldırıp getirmediler.. kendisi de KÖY ENSTİTÜLERİNDE YETİŞİP , VATANA MİLLETE IŞIK OLSUN DİYE YURDA DAĞITILAN ÖĞRETMENLERDEN BİRİDİR! yukarda bahsettiğim dönemin birinci ağızdan tanığıdır. Köylümüzü cahil bırakan politikaların , Demokrat Parti döneminin abuk subuk - allayıp pullayıp demokrasi diye yutturdukları haksızlıkların ( ki kendisi de bu romanı yazdığı için - köylüyü bilinçlendirdiği için komunist damgası yiyip , bölücülük yapıyor goy goyu ile soruşturma geçirmiştir!) en ama en birinci kaynaktan gözlemcisi, canlı şahididir..

Biliyorsunuz spoiler vermiyorum incelemelerimde.. o yüzden görev dağılımı yapalım 80 sonları 90 başlarından bir çizgi film ile .. böylece daha akılda kalıcı oluyor ... hem de gülüyor , egleniyoruz !!! =))

AL SANA "NİCCA" ( bkz: Ninja değil!! ) KAPLUMBAĞALAR


TEKNOTRON : KÖY YERİ

KRANG (robotun içindeki ÇİĞNENMİŞ BIG BABOL KIVAMINDA TAKILAN ATARLI beyin) : köydeki toprakları satıp ,sadece arka camları açılan BUICK veyahut yayla gibi bir NOVA ile İstanbul'a terk- i diyar eylemiş feodal beyimiz , TOPRAK AĞAMIZ!!

SHREDDER : MUHTAR!!!

BEBOP VE ROCKSTEADY: HACELİ !!! ( 2sini bir bünyede toplasanız bana mısın demez!! )

NİCCA KAPLUMBAĞALAR : herkes görev dağılımını kendi yapsın .. farzı misal romandaki aile müsait .. Kara Bayram için Michelangelo olur !!!ÇOKTA GÜZEL OLUR !! =)) Ne verirsen alır daha da ister!!

APRİL O'NEIL : IRAZCA ANA !! SPLINTER USTA DA OLUR PEK TABİİ .. O DA KABULÜMÜZ !! CİNSİYETTEN UYUMLU OLSUN , GÖZ ZEVKİMİZ BOZULMASIN DİYE BEN APRIL DEDİM ..

veeeeee KÖY YERİNE GELİP GÜCE DENGE GETİREN KAYMAKAM (STAR WAAAAARRRRSSS!!!!!!!!!!!!! ) : CASEY JONES ( bu işte arada derede geliyordu...elinde hokey sopası olan zibidi !! )

OLAYI 3 AŞŞAĞI 5 YUKARI ANLADINIZ !! BENİ DAHA YORMAYIN .. UZUN YAZMAYIM DEDİM AMA KONU CİDDEN UZUNDU .. YAPCEK BİRŞEY YOK!! BURAYA KADAR OKUYANLAR İŞTE MÜKAFATINIZ !!

İZZET ALTINMEŞE - TAPPO RAPPO !!!!! ( KİŞİSEL TAVSİYEM KULAKLIKLA DİNLEYİN ...GİRİŞTEKİ ZURNA CHORUS ÖMÜRDEN SANİYE BAŞINA 10 SENE ÇALIYOR !!) Bir başka İŞSİZ incelemede görüşmek üzere!!!


https://www.youtube.com/watch?v=TTeWdxz5qjY

BOL BOL YOĞURT YE CİCİM!!! SLOVAKEEEEEEE!!!!!
358 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Eskiden “başlık parası” vardı.
Şimdi modern toplum olduk.
“Süt parası” oldu adı.

Kız güzel mi? Yaşı küçük mü? Ya ailesi, hali vakti yerinde mi? Hele de kızın bir diploması varsa, iyi para eder! Yoksul yine ucuza gider!

“Para eder” mi dedin? Eşya mı bu?

O kadar baktık, büyüttük, hele ki okuttuk. Bir nevi eşyası sayılır ana babanın.
Sevgi mi? Anlaşmak mı? Geçiniz efendim bunları; evlenince severler birbirlerini. Hem anlaşarak evlenenler daha mı mutlu?

Kız dediğin namuslu olacak, atasının sözünden çıkmayacak. Başını kaldırıp sağa sola bakmayacak. Okuyorsa da terbiyesiyle okuyacak. Diplomasını alıp evinin kadını olacak. Efendisi uygun görürse düzgün mesaili bir işte bile çalışabilir. Daha ne istesin?!

YOK ARTIK! KALDI MI BÖYLE İŞLER?

Demeyin demeyin. Keşke “Dürü Kızlar” yalnız roman kahramanı olsalardı.
Coğrafyamızın gerçeğini de İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir veya birkaç büyük şehirden ibaret sanmayın.
“SÜT PARASI” diyorum. İnanmazsanız, kaynaklar elinizin altında; açın bakın…

Eskiden “ağalık ” vardı.
Şimdi modern toplum olduk.
Ancak adı kalktı, kendi aynı.

Hatta bayılırız biz konusu “ağa” , “aşiret” olan dizilere. Her kanalda bir başka diziye konu olur. Ayıla bayıla izleriz.
Sömürü göğünün altındaki sınırsız arazilerini, Amerikalar’da okuyan çocuklarını, büyük şehirlerdeki mülklerini, pahalı arabalarına fiyakalı binip inişlerini ağzımız açık izleriz.
Ve de haklarıdır her şey. Altmış yaşındaki ağanın, yirmi yaşındaki kıza sevdalanması pek romantiktir. Çekirdek çitleyerek, “ah bir kavuşsalar" diye iç geçirerek izleriz.
Yalnızca sahip olduğu toprak değildir hakkı. O toprağın üzerinde yaşayanların üstünde de hak sahibidir ağamız.

YOK ARTIK! KALMADI BÖYLE İŞLER mi dediniz?

Keşke “Musdu Ağalar” yalnız roman kahramanı olsalardı.
Cumhuriyetle yönetilen ülkede küçük tiranlardır onlar. İşleri de zordur hani! Binlerce insanla uğraş, yola getir, muhalefet mi olur iktidar mı olur; taraf seçmesi için ikna et…

Eskiden “çocuk gelinler” vardı.
Ne acı ki, şimdi yine var. Bugün yine var.
“Tecavüzdür” , “cinayettir” , “çocuk istismarıdır” adı.

“Parayı kuşağına doldurup gelen, istenen altınları da takınca, istediği kızı ata bindirip götürmüş, gel demiş imama, kıydırmış bir nikah…”

On üç – on dört yaşındaki kız çocuğunu koynuna alan aşağılık yaratığa mı daha çok lanet okumalı, “Canım, kız parası değil mi? Elde avuçta eyleşmez! Tütüne gayfaya anca yeter…” diyen baba terörüne mi; hiç bilemiyorum.

“Kız kısmı itaâtlı olacak! Bubası nere keserse kanı oraya akacak. Atamızdan dedemizden gördüğümüz bu. Bunları yaşatmak lâzım!...” diyen Velikul;
“Evet… zaten ne demişler, kız evlâdı on üçüne bastı mı, ya erdedir, ya evde… evet!” diyen hafız;
“Dut ağacı dut verir! Yaprağını kıt verir! Oğlan böyük, kız güccük, sarılması dat verir!” diyen Musdu;
“Nafakasını tedarik edebildikten sonra yeniden evlenmek şeriâtın emrettiği bir iştir..” diyen zihniyet;
Ve de tüm bunlara göz yuman, teşvik eden, destekleyen kim varsa;

Biliyoruz bitmediniz. Bitmeyeceksiniz de. Ama unutmayın ki “Uluguş Nine” ler, “Kahveci Linlin” ler, “Zakey Kız” lar da bitmez.
“Tırpan” ın soluğu ensenizdedir.

“İnsan haksız bir iş görür de, susar mı? Susmaz! Eğer susarsa, o insan mıdır? Değildir! Madem öyle, siz de susmayın.”
426 syf.
·Beğendi·8/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Kış geliyor diye diye en sonunda kendimiz de ağzımızın üzerine demir yumruğu yedik sayın cevizkabukları .. Bu incelemeyi dün sahaf gezintisinden sonra bir mutluluk ve hoş eda içerisinde yazacaktım ama 70 (?!?!?) kilo domatesi 5 kat çıkar, soy, doğra, kaynat derken ruhum firarı verdi..Gülmeyiniz ! Yazın yediğiniz hurmalar kışın "sizi" (sizi değil de neyse artık sen anla =)) tırmalar ..Konservesiz olmaz =)) O yüzden bugüne kısmet oldu bu inceleme.. Normalde yazmayacaktım ama kitaptaki bir ufacık cümle beni bu incelemeyi yazmaya itti .. Çoğunuzun okurken öylesine bir cümle diye okuyup geçeceği , "SİNSİ" bir oyunu içeren o cümle yüzünden yazıyorum .. Sitenin genel yaş ortalaması bir hayli genç .. Türk milleti olarak bırakın tarihi , kendi yakın tarihimizi dahi bilmiyoruz .. Neyse uzatmadan başlayalım ..Ocakta yemeğim var komşular RÖHAHAHAHAH !! =))

Fakir Baykurt ' u daha önce Yılanların Öcü kitabına yaptığım incelemede sizlere az buçuk tanıtmıştım (#26316052) .. Kendisi Köy Enstitülerinden mezun bir öğretmen .. Geçirmediği soruşturma , uğramadığı iftira , gezmediği köy kalmamış ..Esasen tüm bunların sebebi kitapları ve kitaplarına konu ettiği hadiseler .. Tıpkı bu kitabında anlattığı türden olaylar .. Başlık ne kadar masum değil mi? AMERİKAN SARGISI.. Yaralara merhem olan amerikan sargısı .. Daha önceki Aziz Nesin kitaplarına yaptığım incelemelerde bahsetmiştim üstü kapalı bu yardımlardan .. Süt tozlarından , bize uzanan yardım ellerinden falan .. Ama içimize böylesine nasıl nüfuz ettiler ?

Cevap : Amerikan Barış "GÖNÜLLÜLERİ" !!!

"Rahmetli başkan Kennedy" nin projesi idi bu =)) Amaç ,

- İhtiyaç duyan ülkelere, halkın sorunlarının çözülmesinde yardımcı olacak yetişmiş insan gücünü sağlamak.
- Yardım edilen ülkelerin halklarının, Amerikan halkını daha iyi tanımasını sağlamak.Zira o dönemde Amerikan' nın imajı hiç sağlam değildi .. Aptal Coniler olarak anılıyorlardı tüm dünyada ..
- Amerikan halkının yardım edilen ülkelerin halklarını daha iyi tanımasına katkıda bulunmak.

Görünürde amaç buydu ama bakın bu projeye hayat verenlerden biri olan Henry S. Reuss neler söylüyordu:
"Biz ekseriya gerici ve hırsız liderler ile askeri ittifaklara önem veririz. Onlara askeri malzeme sağlarız. Bunlar da silahları genellikle yardım ettiğimiz farz olunan ülkenin halkına karşı kullanırlar. Bir sürü Amerikan resmi kişisi, yabancı ülkelerin başkentlerinde bulundukları ülkeden tamamen tecrit edilmiş yalnız bir hayat sürer."

Ve bakın Soner Yalçın ne diyor Bay Pipo kitabında ..
"Köy Enstitüleri'ni kapatan Türkiye, kapılarını ardına kadar Amerikan Barış Gönüllüleri'ne açmıştı."

Amerika için o sıralarda , Rusya tehdidi altındaki Türkiye' ye nüfuz etmek çok önemliydi.. Yeşil kuşağa sarılan taşla yüzlerce kuş vuracaklardı ..Amaçlarına Adnan Menderes sayesinde kolayca ulaştılar ve hemen İKİLİ ANTLAŞMALAR imzalandı taraflar arasında .. Milli eğitimimizden tututunda, ekonomimize kadar herşeyi onlara teslim ettik .. Bugün dahi o antlaşmalar sayesinde ,kendi milli eğitim bakanlığımızda faaliyetlerini sürdürüyor bu amerikalı tiplemeler .. İşte Barış Gönüllüleri adı verilen ORDU Türkiye' ye kendi ellerimizle böyle sızdırıldı .. ORDU diyorum çünkü aslen ismi Peace Corps ve corps , "ASKERİ" birlikler için kullanılır!!! Amaçları adlarından bile belliydi ama komunizm diyerek önünü almak istedikleri muhalif kitleler öyle gözlerini korkutmuştu ki ,onun ismini bile GÖNÜLLÜLER'e çevirdiler ..Ne yaptılar bu abiler ve ablalar .. Türkiye' nin HERYERİNE veeee ÖZELLİKLE GÜNEYDOĞU'ya yayıldılar ..Bugünki pkk denilen soysuz köpekler nereden var oldu sanıyorsunuz ? Türkiye'nin etnik ve mezhepsel haritasını çıkardılar .. Tüm maden ve yeraltı zenginlik kaynaklarımızı belirleyip kayıt altına aldılar zamanı gelince kendi şirketlerine çıkarttırabilmek için .. Halka sözde ingilliççe öğrettiler , bol keseden yardım dağattılar .. Bu ingiliççe kısmı önemli çünkü dil denilen hadise en etkin sömürge araçlarının başında gelir ..Dil ile İngiliz Amerikan siyasetini benimseme ve mallarını satın alma başlar. Beyin göçünü sağlar. Bir insanın konuştuğu dil, o insanın düşünce ve davranışlarını etkiler. Bir yabancı dili öğrenip kullanan kişi yavaş yavaş o milletler gibi düşünmeye başlar. Huzur içinde yatsın Oktay Sinanoğlu boşa yazmadı Bye Bye Türkçe kitabını senin anlayacağın canım kardeşim.. Başka ne mi yaptılar ? 1201 kişiydiler ..
Eğitimde: Çeşitli eğitim ve öğretim kademelerinde örgün ve yaygın eğitim.
Sağlıkta: Başta “sıtma ile mücadele” vs. olmak üzere çeşitli sağlık projeleri.
Tarımda: Çeşitli tarımsal projeler ya da kırsal kalkınma programları.
"Yönetimde" ?!?!?!?!!! : Gittikleri ülkenin çeşitli yönetim düzeylerinde uygun görevler (WTF!!!!)
Endüstride: Başta inşaat sektörü olmak üzere çeşitli sanayi projeleri.

Pek tabii bunları kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda HEP KENDİLERİNE UYARLAYIP , KENDİLERİNE YONTARAK hayata geçirdiler .. Uzamasın diye buraya ayrıntılı yazamıcam yemeği yakacaz yoksa =))

İşte bu kitapta tüm bahsettiklerimin izlerine rastlamanız mümkün ..Kitapta bahsi geçen köyün adı KIZILöz köyü .. Ankara Çubuk' ta ..Köye gelen amerikalı yetkililerle beraber bilin bakalım ilk ne yapılıyor ilerleme atılımı denerek ? Köyün ismi değiştiriliyor TEHLİKELİ bulunarak!! =)) Öyle ya bugüne bugün komunizmin k'sinden dahi haberi olmayan ve bugüne dek yıllarca bu köyde oturan insanlar gomonüzm akımıyla halaya kalkarlarsa ne deriz amerikalılara ?!? Sonrasında aşısız yaşayamayan süt vermekten aciz inekler ve yumurtası boş çıkan tavuklar geliyor amerikan ellerinden .. Cowboylar ( bu da yüzyılın abartısıdır .. bu ismi her duyan eli silahlı tiplemeler getirir aklına .. ÇOBAN ULAN İŞTE ÇOBAN !!) boş durur mu ? Tarıma da el atıyorlar .. Kendi domatesimiz var iken yadellerden domates biber salatalık tohumu alıyoruz romanda .. Yamuk yumuk tatsız tutsuz sebzeler ..Meyve vermeyen FAYNEPIL ağaçları dikiliyor köyümüze.. Eğitim olsun kendi aralarındaki ilişkiler olsun köyde düzen nizam herşey tepetaklak oluyor .. Aslında romanda ,köy metaforu üzerinden o zamanın Türkiye' si anlatılmış ..BİREBİR .. ZERRE FARK YOK !!! Zamanın emekli ama ne hikmetse milletvekilliğine soyunan taze müteahhit nato paşaları da topa tutulmuş kitaptaki Tuluğ paşa karakteri ile ..

Anlatıma gelirsek .. Canım kardeşim , ben öyle biçemmiş , akımmış falan pek anlamam .. Bana düşündürüyorsa bazı şeyleri bir kitap ve bazı şeyleri araştırmama sebep olup bana birşeyler katıyorsa ; bu, benim kıstaslarıma uygundur .. Sonu tahmin ediliyor edilmiyor falan bakmam hiç ..Yok duvarda tüfek varmış , bahsediliyorsa ateş alacakmış yok Çehovmuş yok Antonmuş falan bilmem .. Benim bir roketim var onu da hak edene atarım =) Bildiğim bu benim =)) Bilmediğim işe de yorum yapmam.. Anlamıyorum der susarım .. Ayıp mı ?!? Şuncacık ömrümde bir kıple Yaşar Kemal , Sabahattin Ali ve baya bir Aziz Nesin kitabı okudum Türk halkının sorunlarına eğilen .. Zehirin şifası süt ile incir imiş .. Onların da elleri kelepçe yürekleri zincirdi ..Zincirlediler !! Zehir ettiler hayatı bu insanlara durun dedikleri için.. Diyebilirim ki Fakir Baykurt bu konuda , bu saydığım insanlar arasında REKOR !! Yani bir köydeki köylülerin şivelerini teker teker hiç sektirmeden ve ayırdına vardırarak nasıl yazdın sen be adam !! Her karakterin neredeyse ayrı bir ağzı, ayrı bir şivesi var .. Diyaloglar öylesine güzel ki!! Bazen acı acı , bazen kahkahalarla güldüğüm ,not alıp ilerde kullanırım diye altını çizdiğim tonla cümle var bu kitapta .. İçimize yılanı salmalarından önce , Türk insanının yozlaşmadan önceki halleri .. Saf , iyi niyetli , yardımsever ama cahil bırakılmış köylüler.. Ve pek tabii amarikaya atılan , onların ağzıyla "DÜNNE" de unutulmayacak bir TOKAT!! O çok kültürlü , tahsilli yöneticilerimizin bugüne kadar hiç atamadığı bir tokat !! İşte böyle! Hem güleyim ,hem düşüneyim, hem de o günlerin Türkiye' sini göreyim diyorsan oku .. Eğlence garanti .. Düşünmek de!

Not : İşbu incelememle beraber Biber dolmasının adını YÜZÜK DOLMASI' na çeviriyorum işsizliğin bana verdiği yetkiye dayanarak .. Alayı yanmış..Dibi tutmuş =((
147 syf.
Eşekli Kütüphaneci- Mustafa Güzelgöz.

NOEL BABA YALAN MUSTAFA AMCA GERÇEK.

Eşekli Kütüphaneci kitabı okuma listemde olsa da bu kitabın gerçek yaşam hikayesi olduğunu bilmiyordum.
Ta kii Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı kitabını okuyana kadar. Ahmet Şerif İzgören Eşekli kütüphaneci Mustafa amca dediği zaman “Aa Eşekli Kütüphaneci kitabı var bu o “Eşekli kütüphaneci” mi?” dedim cahillikten :))
Kitabı bitirdikten sonra tabi Eşekli Kütüphaneci kitabını, yani Mustafa Güzelgöz’ün yaşamını, nasıl “Eşekli kütüphaneci” olduğunu, başından geçenleri okumak şart oldu. İyi ki de okumuşum :)

Peki kimdir bu Mustafa Güzelgöz?
Neden “Eşekli kütüphaneci” diyorlar?

Mustafa Güzelgöz sade bir köylü.
Ama halkının aydınlanmasını isteyen, bunun için elinden gelen her şeyi yapan, elinden gelmeyenleri bile yaptırmak için çalışıp didinen bir köylü. Ve bunları hiçbir çıkar amacı gütmeden yapan bir köylü.

Sırf köy çocukları, kadınlar kitap okuyabilsin diye eşeğine kitap yükleyerek köy köy gezen, daha çok kitap gelsin diye büyük şehirlerdeki tüm arkadaşlarına tek tek mektup yazıp yollayan, eskimiş kitapları havalandırarak yeniden okunacak hale getiren, rahat durmayıp kendi emeğiyle köy kütüphanesi yaptıran bir köylü.
Hatta bu kütüphaneye kadınların da gelmesini sağlamak için dikiş makineleri getiren bir köylü.

Her başı sıkışanın yardımına koşar, herkese ön ayak olur işlerinin yürümesinde.

Tek isteği halkının aydınlanması. Kalbi bu istekle yanıp tutuşuyor.

İstediğini yapıyor da. Sayesinde çocuklar onu görür görmez hemen üzerine koşup kitaplar alıyor, kadınlar daha çok kütüphaneye gidiyor, eskiden kimsenin uğramadığı kütüphanelerde şimdi insan kaynıyor.

Ama maalesef halkın aydınlığını isteyenlerden çok halkın karanlığını isteyenler var. Halkın aydınlanmasına karşılar. Niye?
Çünkü halk aydınlarınsa haksızlıklara sessiz kalmaz, istedikleri gibi yönetemezler.
“Otur” dediklerinde oturan, “kalk” dedikerinde kalkan halk lazım onlara.

Hemen “Efen­dim, Mustafa Güzelgöz görevine bakmıyor. Kendi çıkarı peşin­ de koşarak asıl görevini aksatıyor!" diyerek bu güzel insanı daha 50 yaşındayken emekliye ayırıyorlar.

İşin en kötü yanı okumaları için didindiği, çabaladığı insanların hiçbirinin bu duruma karşı çıkmaması...
“Yukarıdakiler” KORKUSU.

Ama buna rağmen yine de insanlara yardım etmekten vazgeçmeyen güzel yürekli insan.

Çok dokundu bana Mustafa amcanın hikayesi. Fakir Baykurt’un son kitabı olması ve hastalıkla mücadele ederek yazması da ayrı özel kılıyor kitabı. İyi ki yazmışsın tanımışız bu güzel insanı.

Umarım Mustafa Güzelgöz gibi insanların sayı artar ve Nazım Hikmetin “Güzel günler göreceğiz güneşli günler” dediği günleri görmek nasip olur.

~Keyifli okumalar.
362 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
ONUNCU KÖY BİZİMDİR! !! ..

Bildiğinden şaşmayana , haksızlığa karşı durmayı bilene, yılmayana , vazgeçmeyene, pes etmeyene her daim "bir sonrası " olacaktır ..
"bir ilerisi ONUNCU KÖY dür temsili ..
Okumuşun _okumamışa ..
Görenin _ görmeyene ..
Duyanın _ duymayana. .. borcu var demiş Baykurt
..bende bir sabah körü kalkıp borcumu ödemeye yazdım bu yazıları :)
Okudum _okutuyorum :)
Etkinlik iletisini de şöyle bırakayım :)
OKUYUN! !! (Kırmızı kalemle altını çizdim var sayın )
#44689887

"KÖYLERDE IŞIK YANIYOR MU KÖYLERDE! !! bana ondan haber ver! !
Yanıyor baba
"ÖYLEYSE TAHTIN ANASINI SATAYIM bu bana yeter !!!

...... Promete

Işte bu öz hikaye beni benden almıştır :)

Bir anlatı biliminin, yani edebiyatın Anadoluyu, kendi dilinden anlatmak diye bir kolu var ise Baykurt benim için bir profesördür :))
Ilk kez okuyorum kitaplarını ,kelimelerini :)okudukça gülüyorum ,okudukça içim coşuyor, okudukça diyorum ki "başkaları da okumalı " ;)) sende oku ,sende oku derken bir bakmışım ki etkinlik yap'a dönüşmüş bu serüven :)) vesile ile destek olan herkese ,başta Tuco Herrera olmak üzre çooook teşekkür ederim :)

Onuncu köy "Haydi kızlar okula" başlığı altında yazılabilir idi. .
Köy yerinde kız kısmının okumakla ne işi var ?
Anca tarlaya ,davara on üçüne gelince de kocaya gider ..okul mokul ne ola. .
Arka fonda mizansen tabii paralı aģalar ,cahil kalsın bu halk diyen hocalar ,üst mevkilerde akbabalar bir "ışık"
aşığı olan öhretmenimin ciğerini parçalar da parçalar ..
söz ile baş edemeyince fiziksel darp'a ..onla da olmayınca sürgüne kadar gider mesele .. mesleğinden ederler örtmenimi ..
Başka köyler ,başka işler tutar kendine
Demir işler ,bilgi işler gibi ..yine rahat komazlar. .yine sürerler, memlekette it çakal ürümesi bitmez gitti ..
son ki onuncu köydür durağı tutuverir gözünü oyan kuşun kafasını koparır atar bir yöne. .
Der ki "Örnek olacaksın"
Bakar etrafına her yer kara kuş ölüsü dolmuş , tekmil köy ona inanmış peşinden yansılamıs "tamam " der onuncu köy bizimdir :))

Efendim adı Fakir ama edebiyatı zengin bir adam :)) yeni tanıştık , geç tanıştık ama pek iyi anlaştık :))
Köy enstitülerinin idealist öğretmeni ..
Kendi sözleriyle. .
"Değişik bir öğretmen olacağım içimdeki aslanlar bana güç verecek , gideceğim köylerdeki yoksulluğu yere sereceģim, kahvelerde oturup oyuna dalmayacaģım,köy çocuklarını kız erkek ayırmadan okutacaģım ,halkı aydınlatacaģım " diyen bir adam ..
Bir ışığa aşık adam ,bu sebeple ki kızının adı bile "Işık "
Ben yeni buldum onu ama kaybetmeye hiç niyetim yok :))
Fakir Baykurt dostlar ..benim gönlümde PROMETE :)
Tanımıyorsanız , tanışın asla pişman olmayacaksınız

Aydınlık bir dünya için tanrılardan ışıģı çalın ..

https://youtu.be/liknMpHvYaY :))
Sevgiler :))

Yazarın biyografisi

Adı:
Fakir Baykurt
Unvan:
Türk Yazar, Sendikacı
Doğum:
Burdur, Türkiye, 15 Haziran 1929
Ölüm:
Almanya, 11 Ekim 1999
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) (d. 15 Haziran 1929, Burdur - 11 Ekim 1999, Almanya) Türk yazar, sendikacıdır.

Çocukluğu
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy'de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; "1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır..." Tahir Baykurt'un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli'dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu'na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Balıkesir iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy'e dönerek okula devam etme imkânı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir yazmaya başladığı dönemdir.

Köy Enstitüsü yılları
İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü'ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar, kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe'ye çevrilen klasikleri okur. Fakir Baykurt Köy enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır;
"...Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu..."
"...Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı..."

Bu yıllarda Bursa Cezaevi'nde olan Nazım Hikmet'in şiirleri ise gizli gizli yayılmaktadır. Tahir Baykurt da bu dönem Nazım Hikmet'in şiirlerini bulur ve gizli gizli okumaya başlar.

"...Kitaplıkta Nazım Hikmet'in kitapları yoktu. Yasaklandığını öğrenince Çivril'in bir köyüne gidip onları buldum. Nazım'ın yedi kitabını kendi yaptığım defterlere kitap harfleri ile yazıp defalarca okudum."

Köy enstitüsü yıllarında ilk şiiri Fesleğen Kolum Eskişehir'de çıkan Türke Doğru dergisinde çıkar. Edebiyata olan ilgisinden dolayı enstitüde de kitaplığın yönetimine seçilir ve daha fazla okuma fırsatı bulur. 1947 yılında Köy Enstitüleri ve Kaynak Dergisi'nde şiirleri çıkar ve bu yıllarda önce şiirlerinde daha sonra tüm yazılarında Fakir Baykurt adını kullanmaya başlar. Köy enstitüleri üzerindeki baskıların artması ile birlikte tüm enstitülere daha baskıcı yönetimler atanmaya başlar. Bu dönemde enstitüler daha önceki bir çok özelliğini yitirmeye başlarken eski öğrencilerin yaşam alışkanlıkları da bu yeni yönetimlerce sorun olmaya başlar. Fakir Baykurt da yeni atanan müdürle sorunlar yaşar ve defalarca kovuşturmaya maruz kalır. Ancak 1947 yılında Köy enstitüsünü başarı ile bitirir ve Yeşilova'nın Kavacık Köyü'ne öğretmen olarak atanır.

Öğretmenlik ve yazarlık yılları
1951 yılında ölene kadar birlikte olacağı Muzaffer Hanım'la evlenir. Bu yıl ayrıca körbağırsağı patlar ve iki kez amelliyat olur. Öğretmenliği Dereköy'e aktarılır. Üzerindeki baskılar devam eder, savcılıkça evine baskın yapılır ve koğuşturma geçirir. 1953 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne girer ve bir sene sonra bu sefer Gayret Dergisi'nde çıkan bir yazısı nedeni ile yargılanır. 1955 yılında Gazi Enstitüsü'nü de başarı ile bitirirerek Hafik'de açılan ortaokula atanır. Aynı yıl ilk kitabı olan Çilli yayınlanır. 1957 yılında askere alınır ve Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır. İlk kızı Işık da bu yıl dünyaya gelir. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri'nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. Baykurt bu dönemden sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmaya başlar.

Askerlikten sonra Şavşat Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır ve ikinci kızı Sönmez dünyaya gelir. Yılanların Öcü adlı romanı da Remzi Kitapevi tarafından basılır. Ardından Köy ve Eğitim Yayınları tarafından Efendilik Savaşı adlı kitabı yayımlanır. Cumhuriyet'teki bazı yazıları yüzünden öğretmenlikten alınıp Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yapı İşleri Bölümü'nde görevlendirilir. Sürüp giden yazıları ve Yılanların Öcü romanı yüzünden Bakanlık buyruğuna alınarak cezalandırılır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra 27 Mayıs 1960'da Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır ve aynı yıl Efkar Tepesi adlı kitabı basılır. 1961 yılında yazarın Yılanların Öcü adlı romanı tiyatroya ve filme uyarlanır. Tiyatro gösterimi yasaklanır, film ise ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in konuya el koyması ile gösterime girer ancak filmin gösterimi sırasında olaylar çıkar. Bu yıl ayrıca yazarın Onuncu Köy, Karın Ağrısı, Irazca'nın Dirliği kitapları yayımlanır. Bir sene sonra yazarın oğlu Tonguç dünyaya gelir. Baykurt Amerika'ya giderek, Bloomington'daki Indiana Üniversitesi'nde göze kulağa hitap eden ders araçları ve yetişkinler için yazma öğrenimi görür. 1963 yılında yurda dönerek Ankara İlköğretim müfettişliği görevini sürdürür. Onuncu Köy Bulgarca'ya çevrilir ve kitapları Bulgaristan'da Türkçe olarak da basılır. Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği de Almanya'da, "Die Racheder Schlangen" adıyla basılır. Yılanların Öcü Rusça'ya çevrilir.

Türkiye Öğretmenler Sendikası
1965 yılında TÖS'ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü'nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça'ya çevrilir. Yazıları ve TÖS'teki çalışmaları yüzünden sık sık kovuşturma geçiren Baykurt Gaziantep'in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS "Devrimci Eğitim Şurası"nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS "Büyük Eğitim Yürüyüşü"nü bir sene sonra da "Genel Öğretmen Boykotu"nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner. 1970 yılında Fevzipaşa'dan Ankara'ya Ortadoğu Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü görevine getirilir. Anadolu Garajı ve Tırpan kitapları yayımlanır. Tırpan ve Sınırdaki Ölü ile TRT Ödülleri'ni kazanır. Ardından Onbinlerce Kağnı adlı kitabı yayımlanır.

Sıkıyönetim yılları
1971'de ordunun yönetime el koyması ile başlayan sıkıyönetim döneminde Baykurt iki kere gözaltına alınır. Aynı yıl Tırpan ile Türk Dil Kurumu Ödülü'nü kazanır. Kitaplarının yeni basımları yapılırken yazar askeri tutukevinden Ankara Merkez Cezaevi'ne aktarılır. 1973 yılında Can Parası ve Köygöçüren basılır. Baykurt'un yurt dışına çıkışı da yasaklanmıştır. 1974 yılında İçerdeki Oğul basılır. Keklik romanını yazar. Can Parası ile Sait Faik Ödülü'nü kazanır. Askeri Yargıtay'da TÖS Davası'ndan beraat eter. Sınırdaki Ölü ve Keklik kitap olarak basılır. 1976 yılında Sakarca basılır.

Emeklilik Yılları
Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan Baykurt Madaralı Roman Ödülü'nün kuruluşuna yardımcı olur. 1977 yılında İsveç'te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katılır ve Yayla romanı basılır. Frankfurt Uluslar arası Kitap Fuarı'na katılır ve Almanya, Hollanda ve İsviçre'ye geziler yapar, göçmen işçilerle iletişim kurar. 1978 Yılında Sakarca sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatroları'nca oynanır. Kara Ahmet Destanı ile Orhan Kemal Ödülü'nü kazanır ve Kültür Bakanlığı'na danışman olur. 1979 yılında Tırpan adlı eseri de tiyatroya uyarlanır. Devlet Tiyatrosu tarafından İzmir, Ankara ve Antalya'da oynanır. Baykurt, göçmen işçi konusunu incelemek üzere tekrar Almanya'ya gider. Duisburg şehrinde yaşamaya başlar. Yandım Ali kitap olarak basılır. Bu dönemde ODTÜ'de öğrenci olan oğlu Tonguç da tutuklanır. 1980 yılında Tırpan İstanbul Şehir Tiyatroları'nca da sahneye konulur ve iki mevsim oynanır. Tırpan'dan ötürü Baykurt ve Taner Barlas, "Avni Dilligil En Başarılı Yazar" ödülü kazanırlar. Suna Pekuysal da "En Başarılı Oyuncu" seçilir. Rur Havzası'nda Türk işçi çocukları için başlatılan RAA programında görev alır ve bir İngiltere gezisi yapar. Kızı Işık da bu yıl tutuklanır. Baykurt, Taner Barlas ve oyunda rol alan sanatçılar "İsmet Küntay Ödülü" kazanırlar. Tırpan'daki oyunu nedeniyle Suna Pekuysal "Ulvi Uraz Ödülü"nü kazanır.

1981'de "Sakarca" İsveç'te çizgi film yapılır ve Macarca'ya da çevrilir. DDR'de bir inceleme gezisi yapar. Öyküleri Gürcistan'da da kitap olarak basılır. "Kaplumbağalar" filminin senaryo çalışmalarına katılmak üzere İsviçre'nin Neuchatel şehrine gider. Almanya'daki göçmen işçilerin yaşamını konu alan öyküleri "Gece Vardiyası" adıyla basılır. İşçi çocuklarının yaşamını dile getiren öyküleri de "Barış Çöreği" adıyla basılır. Kitaptan yapılan seçmeler Almanya ve Hollanda'da iki dilli olarak yayımlanır. 1983 yılında "Yüksek Fırınlar" kitap olarak basılır. Oğlu Tonguç'la birlikte Sovyetler Birliği gezisi yapar. Moskova, Bakü, Batum ve Leningrad şehirlerine ve Yasnaya Poliana'ya giderek Tolstoy'un Yurtluğu'nu ziyaret eder.

1984 yılında Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü'nü kazanır. Gece Vardiyası ve Kara Ahmet Destanı Almanca, Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği Bulgarca basılır. Türkiye'de "Barış Derneği İkinci Davası"nda sanık olarak aranır. 1985 yılında Gece Vardiyası ile Alman Endüstri Birliği BDI'nin Yazın Ödülü'nü alır. Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı Kitapları Türkçe ve Almanca olarak basılır. 1986 yılında Duisburg'ta öğretmenliğe başlar ve yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanıma Girişimi'nin yönetiminde görev alır. "Duisburg Treni" adlı eseri basılır. Kopenhag'ta Dünya Barış Kongresi'ne katılır aynı yıl Koca Ren basılır.

1987 yılında Keklik romanı 20 öyküsüyle birlikte Rusça’ya çevrilip basılır. Londra’ya bir gezi yaparak Highgate’te Karl Marx’ın gömütünü ziyaret eder. Aynı yıl aralarında birçok yabancı dile çevrilen kitabının da bulunduğu 19 kitabı Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı, Mihail Şolohov, Ernest Hemingway, İvan Gonçarov, Tolstoy, Gogol, Panait Istrati gibi yazarlarla beraber gerekçe göstermeden yasaklanır. Aynı yıl Sakarca adlı eseri de Hollandaca ve Almanca olarak basılır. Türkiye – Yunanistan Dostluk Gelişimi’nin Avrupa’da kuruluşunda görev alır. Tiflis’te İlaya Cavcavadze’nin 150’nci doğum yıldönümü konferansına katılır.

1988 yılında İçerdeki Oğul’u oyun olarak tekrar yazar. A. Çetinkaya ile birlikte Fridan Halvaşi’nin şiirlerini Türkçe’ye çevirir; Kitap Eninde Sonunda adıyla Almanya’da basılır.

1989 yılında Kuru Ekmek romanını yazar. İçerdeki Oğul, Amersfoort Halk Tiyatrosu’nda oynanır. Şiirleri de Bir uzun yol adıyla basılır. Moskova’ya yeni bir gezi yaparak Nâzım Hikmet’in evinde ve arşivinde çalışır.

Baykurt ders vermeyi Pestalozzi Okulu’nda sürdürür. Şiirleri Hollanda’da “Vuurdoorns – Ateşdikenleri” adıyla basılır. 1991 yılında Ortaokul öğrencileri için, “KALEM – Schreiber” dergisini çıkarmaya başlar aynı yıl boynundan bir ameliyat geçirir. 1992 yılında, bugün Literaturcafé Fakir Baykurt adıyla varlığını sürdüren Duisburg Edebiyat Kahvesi'ni kurar. Bir Uzun Yol’un Almanca’sı “Ein langer Weg” adıyla çıkar. Yazar bu yıl bir de Çin gezisi ertesi yıl da Avustralya gezisi yapar. 1995 yılında Almanya’da öğretmenlik yaptığı çalıştığı Pestalozzi Okulu’ndan emekliye ayrılır. Öykü Kitabı bizim İnce Kızlar basılır ve 7 kitaptan oluşan Özyaşam öyküsünü bititir. 10 Mart'ta Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Yardımlaşma Vakfı tarafından “Fakir Baykurt’a Saygı Gecesi” düzenlenir. Bu yıl Yarım Ekmek romanı da yayımlanır. 1998 yılında Telli Yol öykü kitabı ile birlikte, “Özyaşam” dizisinin ilk cildi “Özüm Çocuktur” yayımlanır. Gezi yazılarının bir bölümünü Dünyanın Öte Ucu (Avustralya Gezi İzlenimleri) adıyla yayımlanır. Benli Yazılar deneme kitabıyla birlikte “Özyaşam” dizisinin ikinci ve üçüncü ciltleri (Köy Enstitülü Delikanlı; Kavacık Köyünün Öğretmeni) çıkar. 1999 Nisan genel seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi İzmir milletvekili Adayı olur. 11 Ekim 1999 Pazartesi günü tedavi gördüğü Almanya’da Essen Üniversitesi Kliniği’nde pankreas kanserine yenik düşerek ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 729 okur beğendi.
  • 6.556 okur okudu.
  • 136 okur okuyor.
  • 4.175 okur okuyacak.
  • 62 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları