1000Kitap Logosu
Fatmagül Berktay
Fatmagül Berktay
Fatmagül Berktay

Fatmagül Berktay

Yazar
Derleyen
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.9
182 Kişi
570
Okunma
71
Beğeni
2.129
Gösterim
Tam adı
Prof. Dr. Fatmagül Berktay
Unvan
Doktor-Yazar
Yaşamı
1978 yılında Ankara Üniversitesi SBF'ni bitirdi. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde araştırma görevlisi oldu. 1995 yılında doçent, 2001 yılında profesör oldu. İÜ SBF'de 'Siyasal Düşünceler Tarihi', İÜ Kadın Sorunları Araştırma Merkezi'nde 'Feminist Teoriler' dersleri veriyor. Türkiye'yi çeşitli uluslararası platformlarda temsil etti. İngilizce ve Fransızca biliyor. Religion: Discourses of Domination and Resistance (Kadınlar ve Din: Baskı ve Direnme Söylemleri) adlı bir tez yazdı. Doktorasını AÜSBF'de siyaset bilimi dalında tamamlayan yazar, çeşitli gazete ve dergilerde feminist edebiyat eleştirisi, tarih, siyaset ve felsefe alanlarında yazılar yayımladı; yazılarından bir bölümü Kadın Olmak, Yaşamak, Yazmak (Pencere, 1992) adlı kitapta toplandı. Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın (Metis, 1996) adlı kitabı İngilizcede 1998 yılında Black Rose Books tarafından yayımlandı. Sonraki kitabı Tarihin Cinsiyeti (Metis, 2003) Arapçaya çevrilerek Dar Kreideh yayınevi (Beyrut) tarafından 2009'da yayımlandı. Yazarın Politikanın Çağrısı (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2010) adlı bir kitabı daha yayımlanmıştır. İÜSBF'de Siyasal Düşünce Tarihi, Siyaset Teorisi ve Feminist Teoriler dersleri veren Fatmagül Berktay'ın ilgi odağını, "politika" ve "politik olan"a ilişkin alışılagelmiş kavramsallaştırmaların ötesine geçmeyi hedefleyen eleştirel teori oluşturuyor.
Barış Ören
Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın'ı inceledi.
234 syf.
·
7 günde
·
10/10 puan
Kadının adı hala yok...
Şükürler olsun ki kadın olarak yaratılmadım. (Yahudi din adamları) En iyi kadın, ortalıkta en az görünen kadındır. (Eski Yunan anlayışı) Kadının adet görmesi dinen noksan olduğuna kanıttır. (İsmet Özel) Kadın, yaratıldığı ilk andan itibaren horlanmış, ikincilleştirilmiş ve erkeğin zevksel emrine verilmiştir. Gerek çok tanrılı dönemlerde, gerekse tek tanrılı dönemlerde artan bir baskıya, şiddete maruz bırakılmıştır. Bu okuduğumuz çalışma, kadının yasak meyveyi yiyip, ilk günaha girdiği günden bugüne adım adım kadının maruz kaldığı şiddeti gözler önüne seriyor. Hiç sona bırakmadan en baştan söyleyeyim, lütfen bu kitabı bütün kadın okurlarımız okusun. Eski Mezopoyamya'dan itibaren ortaya çıkarılan arkeolojik buluntular bize gösteriyor ki, kadın bugünkü olduğundan daha üst bir kimlikte hayatın içindeydi. Ana Tanrıça inanişi çok yaygındı. Gerek doğanın doğurganlığı, gerekse bireylerin üremesinin Ana Tanrıça aracılığı ile gerçekleştiğine inanılıyordu. Toprak Ana kavramı bunun neticesiydi. Her uygarlık, Tanrıçalarıyla tanınırdı. Kadınlar statü olarak erkekten çok yerde üstün ya da eşitti. Ta ki şehir devletleri kurulana kadar. Tarım ve hayvancılığın gelişmesi kadının ikincil statüye düşmesine yol açtı. Çünkü tarım kadınların icadı olarak bilinir. İ.Ö. 3000'lere kadar tarım küçük bahçecilikten ibaretti. Bu da kadının konumunu korudu. Bahçe işleri ve hayvancılık kadının üzerindeydi. Bu da kadının saygınlığını korudu. Ne zaman ki, mülkiyet sorunu ortaya çıktı, o vakit tarım ve hayvancılık büyüdü, kadın geri plana düştü. Ana Tanrıça kültü yavaş yavaş Göklerin Babası kültüne dönüştü. Bilinenin aksine Antik Yunan'da kadınlara verilen değer, bugünlerin habercisiydi. Demokrasisi ile ünlü Atina Devletinde kadın resmen ikincildir. Platon, Aristo gibi filozoflar kadının ruhtan yoksun, sadece tohum taşıyıcısı olduğunu düşünürler. Erkek, soyun yaratıcısıdır. Aynen ondan önceki medeniyetlerde olduğu gibi. Gerek Asur yasaları, gerekse Hammurabi kanunu, kadını kölelerin önüne koyar sadece. Erkek kadın adaletinde kadın hep geri plandadır. Tek tanrılı dinlerin kadına bakışı geçmişten mirastı açıkçası. Gelelim tek tanrılı dinlere.. Yahudilikte kadının değeri yoktur. Eski Ahit oldukça katıdır bu konuda. Yeni ahitte ise özellikle İsanın öğretisinde daha serbesti bir durumda olmasına rağmen, sonradan Hristiyanlığı kurumsallaştıran Pavlus, kuralları katılaştırmıştır. Oysa Yahudi ezici topluluk içinde yeşeren Hristiyanlığın ilk yıllarında isanın izinden ilk kadınların gitmesi şaşırtıcı değildi. Yahudiliğin sert kurallarından bunalan İsaya akın etmeleri de sürpriz değildir. Ancak daha sonradan sertleşen Katolik kilisesi , kadını yine aşağı çekmiştir. Kadının statüsü son din İslam'da da aynen korunmuştur. Tarih boyunca girişilen yenilikler kadına iyileştirme getirmemiş. Gerek Lutherin reformu, gerekse Rönesans. Aksine ataerkillik daha da sağlamlaştırılmış. Her üç din de kadını aşağılayıp, ikincilleştirmede anlaşmışlar. Kadının her üç dinde de yeri yok. Erkeğin hizmetinde, evinde kapalı, dışarda örtülü. Kamusal alanda yeri yok. İbadetde yeri yok. Tek görev biçilmiş ona, annelik. Olabildiği kadar doğurmak. Gene yaranamamış. Öyle sapık fikirler var ki, kadın ilk adetini koca evinde görmeliymiş. Evlenme yaşı 8,9 olabilirmiş. Din kadın bedeni üzerinden erkeğe güç gösterisi sunuyor. Yüzyıllar boyunca, ve hala islam coğrafyasında erkeğin zevk aracı olarak görülmüş kadın. Kendine ait hiç amam hiç hakkı yok. Miras, ceza yasaları, evlilik gibi temel haklar erkeğin kontrolünde olöuş. Boşama hakkı yok, isyan, karşı gelme hak getire. Tek yol erkeğe itaat. Hatta öte dünyada kadın, önce namazından ,sonra erkeğine itaatten sorgulanacak. Bu ülkede kadın olup, hala bu ülkenin kurucusuna, kadını zevk aracı olmaktan kurtarıp insan seviyesine yükselten Mustafa Kemal Atatürk 'e dil uzatanlar, sizin yatacak yeriniz yok. Bugün hala sizi damdaki hayvanlarınızdan daha aşağı gören kafadan, baştacı eden statüye getiren insanın değerini umarım gün gelir anlarsınız. Ben kitabı çok beğendim. Derinlemesine güzel bir inceleme olmuş. Tek tek kanıtlarıyla, referanslarıyla, dipnotlarıyla.
Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın
OKUYACAKLARIMA EKLE
8
65
Ceren
Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın'ı inceledi.
234 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Rica ediyorum okuyun bu kitabı
Bu kitabı bitirdiğimde, o kadar fanatikçe sevdim ki hemen bir inceleme yapmanın doğru olmadığına karar verdim. Biraz kitap hakkındaki fikirlerim demlensin istedim. Aradan yaklaşık 5 ay geçti ama ben bu kitabı hâlâ çok ama çok seviyorum. Genelde kitaplarımı çizemem ben, ikinci el bile olsalar, bu kitabı çizmek durumunda kaldım. Çünkü çizdiğim yerleri tekrar tekrar okumak istiyorum, hatim edene kadar. Terimlerle dolu, okuması zor bir kitap bir çok insan için. Ben bu nedenle bu kitabı keşfetmeme rağmen, 1 yıl boyunca satın bile almadım okuyamam diye. Elime aldığımda okumam çok hızlı ve kolay oldu ama. Çok iyi yazılmış, terimlerle dolu olsa da okuması kolay, korkmanıza gerçekten gerek yok. Gerçekleri tokat gibi çarpıyor yazar yüzünüze. Bildiğiniz şeyleri tekrar edecek zannediyorsanız yanılıyorsunuz, farklı açılardan ele alıyor konuyu ve ben bunu hiç böyle düşünmemiştim demenize sebep oluyor. Elimde olsa bütün kitabı alıntılamak isterdim, ama paragrafları bölümlerden ayırınca o güzel anlamlarını kaybediyorlar gibi geldi, bu nedenle kitaptan alıntı yapamadım. Konuyu merak ediyorsanız acilen alın ve okuyun derim. Okuduktan sonra kitabı, dini kullanarak cinsiyetçilik ve kadın düşmanlığı yapanların kafasına atmak için de kullanabilirsiniz. Tekrar tekrar okumayı planlamıyorsanız tabii. Atmak yerine okutalım derseniz, okutamazsınız muhtemelen derim. Bu tarz kitapların muhafazakar cinsiyetçilerde olan etkileri, korku filmlerinde kutsal suyun şeytan girmiş çocuklara olan etkileriyle oldukça benzer çünkü, denendi onaylandı. Sadece kitapta yazılan bir kısımcığı savunarak bile, başınıza bela alabilirsiniz, kaldı ki okutmak... Bu kitabın bu kadar az okunmuş olması utanç verici bir durum. Fatmagül Berktay gerçekten çok az tanınıyor ama çok daha fazlasını hak ediyor. Ama sanırım "pizza olmadığından herkesi mutlu edememiş" yazarımız, hiçbir kitapçıya girip bulamadım kendisini, bazı gereksiz kitapların aksine. Lafın kısası kitap efsane, destansı, epik ve çok daha fazlası. Okuyun, okutun. Esen kalın...
Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
80