Feride Çiçekoğlu

Feride Çiçekoğlu

8.9/10
278 Kişi
·
879
Okunma
·
37
Beğeni
·
2.761
Gösterim
Adı:
Feride Çiçekoğlu
Unvan:
Yazar, Mimar, Senarist
Doğum:
Ankara, 1951
Feride Çiçekoğlu, 1951 yılında Ankara'da doğdu. Maarif Koleji ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde okudu. Mimar olarak Fullbright bursu ile, Pennsylvania Üniversitesi'nde doktora tezini yazdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Çiçekoğlu, 12 Eylül askeri darbesinin ardından dört yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinde tanıdığı bir çocuğun yaşamını anlattığı ilk kitabı (Uçurtmayı Vurmasınlar), filme alındı. Filmin çok beğenilmesi yeni kitapları yazmasına ve yeni filmlerin yolunu açtı. 1990 yılında senaryosunu yazdığı "Reise der Hoffnung (Umuda Yolculuk) filmi en iyi yabancı film dalında Oscar ödülüne layık görüldü.
Sen Filiz'i tanımazsın. (...) Kitap okuduğu için getirmişler. Hani kitap okumak güzeldi. Ben buradan çıkınca kitap okursam beni yine getirirler mi?
"Sen niye buradasın?" diye sordum Nevin'e.
O da halkını sevdiği için buradaymış. Ben büyüyünce halkımı hiç sevmeyeceğim. Halkını sevenler hep kafese giriyor.
"Kabahat senin demeye de dilim varmıyor canım anacığım ama, bunca haksızlığa uğradığımız bu yüzdendir. Biz birlik olmadıkça bize daha çok şey ederler."
Gardiyanlar avlu merdivenlerini çıkıp idareye giden dış kapıyı da kapatırlar. Akşamı götürürler anahtarlarıyla birlikte. Yıldızları da...
Yine akşam oldu işte. Hiç sevmiyorum akşamları. Gün batarken sayıyorlar bizi. İçeri sokuyorlar sonra. Kapıyı da kilitliyorlar üzerimizden. Koğuştan avluya açılan demir kapıda minicik bir mektup deliği var. En son Safinaz'la ben kalırız o deliğin başında. Boşalan avluya bakarız bir süre. Gardiyanlar avlu merdivenlerini çıkıp idareye giden dış kapıyı da kapatırlar. Akşamı götürürler anahtarlarıyla birlikte. Yıldızları da...
Sen artık yıldızları görüyor musun İnci? Bizim göğümüzün bir tek gündüzü var, senin göğünde akşam oluyor mu?
Neden "gardiyan ana" diyorlar ona İnci?
Annem bile öyle diyor. O herkesin anası mı? Ama bizi içeri kilitliyor. Anneler çocuklarını kilitler mi?
Birçoğumuz Uçurtmayı Vurmasınlar eserine aşinayız. Ben filmini izlemiştim, burda kitapla ilgili alıntılarına da rastlıyordum zaman zaman. Belleğimize yer eden Barış ve onun cümleleri vardır. En sevdiğim “Bizim gündüzlerin akşamı yok senin gündüzlerin akşamı var mı İnci?”ydi. Buna kitaptaki diğer cümleleri de eklendi. Bir kısmını alıntı olarak da paylaştım. Kitabı okuma isteğim belki filmini izlediğim için pek güçlü değildi. Okumayabilirdim de. Şu anda kitabı okumakla doğru yapmışım diyorum. Çünkü kitabı filmden farklı buldum. Şöyle ki; kitap, 12 Eylül döneminde annesiyle birlikte hapishanede olan Barış’ın, o uyurken hapishanedep çıkıp giden çok sevdiği İnci’ye yazdığı mektuplardan oluşuyor. Anlatıcı Barış. Filmde ise İnci’nin Barış’la beraber olduğu sahneler var. Ayrıca Barış kitapta anlatıcı olması nedeniyle birinci plânda. Dolayısıyla kitapla filmin okuyucuya ya da izleyiciye aktarımı farklı. Bu yüzden hem kitabı okuyup hem de filmi izleyin. İkisi de etkileyici.

Kitabı okumaya başlar başlamaz soğuk taş duvarlar arasında kalan Barış’ın masum, yalın, sevgi, özlem, hüzün dolu içinizi burkan dünyasıyla tanışıyorsunuz. Ağaçların, çiçeklerin, yıldızların olmadığı, güneşin doğup batmadığı, üzerinde bir avuç gökyüzü ve bazen kuşların konduğu taş avluda volta atan kadınların arasında çocukluğunu yaşamaya çalışıyor Barış.

Babasının ziyarete gelmesini, İnci’nin yazdığı mektupların eline geçmesini istiyor. Özlemleri, istekleri demir kapılara takılıp kalıyor Barış’ın. Çünkü hapishane yönetimi sakıncalı bulduğu mektupların sahiplerine ulaşmasını engelliyor.
Memurluktan gelen Selma Abla Barış için demir kapılara takılmayacak türden “Aziz ve değerli büyüğüm İnci”yle başlayıp “Hürmetkârın Barış” diye biten bir mektup yazar bu mektubu İnci alır. Ancak Barış bu mektupta yazılanları anlamamıştır.

“Belki de yalnızca benim anlamadığım mektuplar geçiyordur demir kapıları…” S. 48

Büyüklerin dünyasında tanık olduğu olayları anlamakta zorlanır Barış. Kitap okumak, düşünmek, paylaşmak, sevmek… Ne çok kafa karıştıran şeylerdir. Kitap okursan, düşünürsen, paylaşırsan, halkını seversen kafestesin. Hem büyük hem küçüksün. Uçurtmaların ne zararı vardır? Müdür neden onu vurmak istiyor? İnci’ye sorulan soruların yanıtlarını düşündüm, bazılarını bulamadım.

Barış’ın cümleleri bir dönem ülkemizde yaşananların /yaşanmakta olanların en yalın şekliyle ifadesidir.

Barış umutla kuşların kanadında çayırlara gitmeyi sadece Feride Çiçekoğlu’na öğretmedi. Onun masum, kirlenmemiş, aydınlık, sevgi dolu yüreğini duyumsadım. Bir avuç gökyüzünde uçurtma olmuş yürekleri…

"O uçurtmaları vurmasınlar İnci…" s. 98

https://www.youtube.com/watch?v=P0ca9ekSW3Y

Feride Çiçekoğlu’na, Barış’a sevgiler…
Kitabı fakültede okudum. Ağlamamak için çok sıktım kendimi ama sanırım duygularım egomdan daha ağır basmış olacak ki dayanamadım. Kitabın kahramanı, cezaevinde annesinin suçundan dolayı yatan Barış' ın mektupları, içsel konuşmalar şeklinde yazılmış. Bu içsel konuşmalarda ve aldığım eğitim bilimleri derslerinden çıkardığım sonuç ile anlaşılıyor ki, çocuklar yalanı, küfrü, kötü davranmayı, insanı veya bir canlıyı öldürmeyi biz büyüklerden öğreniyor. Çocukların masumiyetini kirleten bizleriz. Büyük olurken küçülen davranışlarımız sonucunda küçük olan masumları büyütüyoruz. Sanırım büyümek kötü bir şey. Kitapsız, okulsuz, eğitimsiz, sorgulamadan büyümek kötü birşey.

Büyürken küçük kalmak için ne yapmalı insan?

Keyifli okumalar~ Kesinlikle tavsiye ediyorum...
*Adının anlamı dünyayı kucaklasa,taşta büyümezdi Barış ..!

Sevgili Güzel Gözlüm,Yüreğimdeki Dinmeyen Sızım ,Kalp Ağrım...

Mektubun yüreğime ulaştı ancak yazacak takati bulamadım kendimde.Göndermiş olduğun tüm mektupları yüreğimin en özel yerinde biriktirdim.Ahh...Barış ,masum kalbim benim.Boğazımda sıralanmış yutkunuşlar bırakmıyor peşimi, murekkepler yüreğimi kurutuyor.Kelimeleri birleştirip cümle haline getiremiyorum bir türlü.Öyle bir kavruldu ki yüreğim ağıt mi ,sükut mu tarif edemiyorum.Sana sımsıkı sarılasım ,
hıçkırıklarla ağlayasım var.Öğrettiğim hersey doğru inan bana ne olursun.Gördüğün tüm yanlışlar, minik yüreğinin doğrularını asla şaşırtmasın lütfen.Senin dogrularinin üzerine oturup ezip geçmesin.Gökyüzünü çok az gördüğünden bahsetmissin.Barış ,senin içinin gökyüzü o kadar geniş ki ben dışarda olmama rağmen,yeryüzü tum genisligine rağmen daraldım,boğuldum.Nefes alamıyorum.Hayatı senin güzel gönlünün yesilinde,mavisinde yaşamak çok daha güzeldi be Barış.Dışarısı karanlık ,merhametsiz yureklerle dolup taşmış.Penceresiz kaldım burada.Sen ne olur kalbinin pencerelerini hep açık tut.Işık sacmaya ,tebessüm dağıtmaya devam et.

Seni çok özledim be Barış.Elimden gelse senin o minik yüreğinin zerre incinmesini ister miyim ? Defalarca incinirim,incitmem yine de seni.Zaten yanında bulunduğum süre boyunca etrafimizdaki bozulmusluga ,kokusmusluga rağmen; gönlüne en ufak bir lekenin degmemesi için cabalayisim,canımı dişime katisim,kendimi siper edisim hep bu yüzdendi.Senin için be Barış.Sen ne olur gönlünü sıkı sıkıya kilitle,gözünü kulağını kapat ;yalanın ,iftiranin ,ziftin her türlüsüne.Yüreğine, kararmış gönüllerin tek bir tozunun bile bulaşmasına izin verme lütfen.

Bazı insanların kaderine 'keder' düşmüş.Sen demir parmaklıklar arasında ,soğuk duvarlarda bile hayatı rengarenk boyamayı başarmışsın be Barış.Senin gokyuzun çok daha güzel.Masmavi,katisiksiz,saf,duru...Hayatı senin kalbinin renginde seyretmeyi o kadar çok isterdim ki.Orada yaşamak,bağrına yaslanmak...Senin içinde esen rüzgar incitmiyor tenini,okşuyor adeta saçlarını.İşte orada rengarenk uçurtmalar kedersizce ,korkusuzca ucurulabilir Barış.Uçur Barış yüreğinin ekranını kirletme sakın lütfen.Senin masum bakışın ezdi geçti beni.Gozyaslarim kendiliğinden akıyor be Barış.Uçurtmalar uçsun ben de senin o tertemiz gönlüne sımsıkı tutunayim çek beni de,kurtar beni dibe dusmuslugumden
,hatalarımdan ,
vurdumduymazligimdan,
merhametsizligimden ...
Ucurtmanin ipine takıp savur beni de ne olursun.Belki o zaman silkelenirim,kendime gelirim biraz.İnsan caresizlikler,acılar,zulumler ve bu zulumler karşısında kayıtsız kalan had bilmezleri görünce yaşamaya utanıyor be Barış.Inanır misin kalbim atmaya utanıyor.Sen demir parmaklıklar arkasından dünyaya baktıkça varsın atmasın dünyanın kalbi.Varsın,gerçekten kör olsun goremesin kimse.Hayat güzelliklerini çeksin pis gonullerden...

Hani bir yazar demiş ya ;
"Parçaları kaybolmuş puzzle gibi artık insanlar. Kiminin ruhu,kiminin beyni ve çoğunun bir kalbi yok" diye yok be Barış kalpsizlerin senin o ışıldayan yüreğini acımasızca gommesinden,parlayan ışığını sondurmesinden o kadar korkuyorum ki .Sen içinin gökyüzünün pencerelerini hiç kapatma lütfen.Essin rüzgarlar.Uçsun uçurtmalar.Kimse dokunamaz orada.Kimse vuramaz özgürce ucabilir kuşun kanadında.Senin yüreğinde tutsakliga yer yok.En güvenilir sığınak orası.Bırak tebessümler savursun,rüzgarlar özgürce .Yüreğine tel örgülerin örülmesine izin verme...Tel örgüler kanatır,acıtır,hüzne boğar.Calmasinlar rengini gökyüzünden.Calmasinlar ictenligini,
samimiyetini,masumiyetini.Senin gözünden yanağına süzülen tek bir damla gözyaşı var ya beni yakar be Barış.Su yakar mı inci deme sakın.Öyle bir yaktı ki yandım,köz oldum ..!

Not:Hissiyatimi bu şekilde dillendirmek istedim .
Burnun büyüdü mü İnci? Hani Pinokyo’nunki gibi… Sen anlatmıştın, Pinokyo diye bir kukla varmış. Yalan söyleyince burnu uzuyormuş. Yalan söylersen seninde burnun büyür demiştin bana. Sen de yalan söyledin. ‘‘Seni bırakıp gitmem, gidersem seni de götürmeye çalışırım.’’ Hatırlıyor musun, böyle söz vermiştin. Ama ‘Hoşçakal,’ bile demeden gitmişsin. Ben uyurken.’’
.
Bizim göğümüzün yalnızca gündüzü var. Senin göğünde akşam oluyor mu İnci?
.
Barış‘ı tanıdığım yerde ne çiçekler vardı, ne de başı bulutlarda bir çınar… Taş avluya yalnızca kuşlar konardı bazen. 
Adının anlamı dünyayı kucaklasa, taşta büyümezdi barış…
.
Tadı buruk, yürek burkan bir hikaye. 5-6 yıl evvel filmini izlemiştim, ben hariç izleyenlerin çoğu ağlamıştı.

Annesinin suçu yüzünden onunla birlikte hapishanede kalmak zorunda olan küçük Barış'ın çok sevdiği tahliye olduğunu düşünmek istediğim İnci'ye yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bir çocuk gözünden temiz duygularla hapishane hayatı ve gerçek dünyanın ne demek olduğunu kavrayamamış, bazı gördüğü normal şeylere bile büyük bir istekle hasret duyması.

Mektuplarda çekilen çileler, yapılan hataların İnci'ye bunların sebebini merak eder tarzda sorduğu sorular insanın kalbini sızlatıyor. Günümüz şartlarında da Barış gibi yüzlerce çocuk olduğunu haberlerden zaman zaman öğreniyoruz. Kim bilir ne sıkıntılar, buhranlar yaşıyorlar. Allah kimseyi 4 duvar arasına koymasın diyerek tavsiye edebileceğim bir kitap diyorum. Herkese iyi okumalar.
Tek kelime ile bayıldım.
Elime aldım, okudum ve bitti. Annesi ile birlikte cezaevinde yaşayan bir çocuğun ona ablalık eden ve bir süre sonra cezaevinden çıkan İnci ablasına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Okumanın, düşünmenin, şiir yazmanın suç olduğu bir dönemde yaşayan Barış'ın masum ama çarpıcı soruları yer yer güldürüyor insanı. Düşünmeye itiyor sizleri. Filmini de izlemiş biri olarak kitabı da şahane buldum.
Kitapçıya gittim ve aklımda olan alacağım kitapları aldım. Diğer kitapları incelerken gördüm, kitabın isimi yabancı değildi, çok sevdiğim bir grubun şarkısının adıydı. Kitabın arkasını okudum etkilemesi için o kadarcık yazı bile yetti. Hep merak etmişimdir şarkının son kısmında küçük bir erkek çocuğunun sesi "Niye uçmuyor İnci ? " der ona karşılık yorgun, soluk benizli bir ses "uçar bir gün." diye yanıt verir. kitabın arkasında İnci ismini görünce çok sevindim demek ki şarkıyla bir bağlantısı var dedim içimden. Kitabı aldım, çok değil bir bir buçuk hafta bekledi elimde. Okumam gereken kitapları bitirdim ve iki gün önce başladım, belki de bir...

Şarkıda şunu söylüyordu " Ölüm toplasada çiçeleri çiçekte tohum biter mi ?" . Bitmezdi, bitmiyordu ve bitmeyecekti. Her zaman hak, adalet için konuşan birileri olacaktı ne pahasına olursa olsun...

Kitaba döndüğümüz zaman sıcacık, içten, yalın bir dil karşılıyor okuyucuyu. Basit ve derin anlamlar saklayan cümleler... 12 Eylül olaylarından sonra uçan kuşa kelepçe takıp içeri alan insanımız, daha annesinin karnındayken takıyor ona kelepçeyi ve soğuk, karanlık, sert duvarlar arasında doğuyor Barış. Kitapta geçen iki koğuş var ve birinde fikir suçundan içeri alınanlar var ve onun İncisi de orada yatıyor. Doğduğundan beri ona baktığını düşündüğüm iyiyi kötüyü öğreten bir abla. Bir gün Barış uyurken gidiyor ve Barışın ona attığı fakat bir türlü kalın duvarlardan çıkamayan mektuplardan oluşuyor kitap. ( Çok hoşuma giden bölümlerden biri Barış sürekli İnciye mektuplar yazarken İnciden yanıt gelmez ve Barış oradakilere sorar onun yazdığı mektupların gitmeyeceğini mektuplarında sakıncalı şeyler olduğunu söylerler daha sonra oradaki büyüklerinden biri Barış için bir mektup yazar ve yollar mektup inciye ulaşır fakat Barış mektupta yazanları anlayamamıştır. Serzenişini “Belki de yalnızca benim anlamadığım mektuplar geçiyordur demir kapıları…” (s. 48) cümlesi ile ifade eder... ) Hayatınızda okuyacağınız en tatlı en saf duygularla yazılmış mektuplar olaması muhtemeldir efendim. İlk defa okuyuşumdu kitabı fakat son olmayacak buna eminim :) Tavsiyemdir. Okuyun, okutun.


Keyifli okumalar :)))
“Adının anlamı dünyayı kucaklasa taşta büyümezdi Barış. “

Uçurtmayı Vurmasınlar filmini birçok kez izlediğim halde aslında bir kitap olduğunu bilmiyordum. Çoğumuz filmine denk gelmişizdir. Kitabıyla da tesadüf eseri karşılaştım ve aldım. İyi ki de almışım.

Kitap biraz önce bitti ama bendeki yankısı ne zaman biter meçhul. Belki barış sözcükten öte bir anlam kazandığında tam olarak kapayabilirim bu kitabı, “Adının anlamı dünyayı kapladığında”.

Barış’ın annesinin suçu yüzünden hapiste kaldığı zamanlarda tanıştığı, çok sevdiği İnci’nin hapisten ayrılmasından sonra, İnci’ye yazdığı mektuplardan oluşuyor kitap. Çoğu demir kapıları aşamasada Barış bir sürü mektup yazıyor İnci’ye. Bir çok şey anlatıyor bir çok soru soruyor. Bu soruları soran nice küçük çocuk vardır şimdi dört duvarın arasında. Uçurtma uçuramayan, güneşin batışını bilmeyen, denizi görmeyen, parka gidemeyen...

Şimdi Barış’ı, tüm çocukları, “fikir suçundan” içeride olan insanları düşünüyorum, yakın zamanda “Çocuklar öldürülmesin.” dediği için 6 aylık bebeğiyle içeri alınan Ayşe Öğretmeni.

Barış ve tüm çocuklar mutlu bir geleceğe sahip olsunlar diye, çözmemiz gereken büyük sorunların çözülmesi, eğitilmesi gereken büyüklerin eğitilmesi, kitaplardan ve onların getirilerinden, insanların bilinçlenmesinden korkmayan insanların çoğalması ve gerçek manasıyla işleyen bir adalet sistemi umuduyla diyerek bitiriyorum incelememi.

Kitabını okumanızı, filmi izlemenizi tavsiye ederim.

https://youtu.be/U30YxoJL_h4
uçurtmayı vurmasınlar 12 eylül faşizmi ile birlikte zindanlarda tutsak edilen bu ülkenin en güzel insanlarından bir küçük demetinin dramını çektiklerini anlatır sadece anlatılan bu dramda değildir bir maphus ta toplanan çok farklı insan türlerinin hayata nasıl baktıklarını kendi dışındaki olaylar karşısında duyarsızlıklarını yada ne kadar duyarlı olduklarını anlatır bunların yanı sıra faşizmin ülkemizin dört bir yanından zindanlara kadar nasıl acımasız oldugunu anlatan güzel bir kitap ..
Adı Barış,
Çocuk bedeni tutsak,
Çocukça düşünceleri, bir kuş kadar hür ve özgür.
Kim zincir vurabilir ki düşünceye?
Kim kilit altında tutabilmiş ki özgürlüğün hülyasını ?
12 Eylül döneminin o kara günlerini ne güzel yansıtıyor, acı tebessümü, okurken yüzümüzde bıraktırırken Feride Çiçekoğlu. Bir çocuğun saf, güzel kalbinin duygusallığı içinde....
Hüznün, duygunun, sevginin barışın harmanlandığı bu kitap beni çok çok etkiledi. Hüznü yaşadım okurken. O anlatılan günleri yaşamış şahidi olmuş bir okur olarak...
Teşekkürler sayın ÇİÇEKOĞLU...

Yazarın biyografisi

Adı:
Feride Çiçekoğlu
Unvan:
Yazar, Mimar, Senarist
Doğum:
Ankara, 1951
Feride Çiçekoğlu, 1951 yılında Ankara'da doğdu. Maarif Koleji ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde okudu. Mimar olarak Fullbright bursu ile, Pennsylvania Üniversitesi'nde doktora tezini yazdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Çiçekoğlu, 12 Eylül askeri darbesinin ardından dört yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinde tanıdığı bir çocuğun yaşamını anlattığı ilk kitabı (Uçurtmayı Vurmasınlar), filme alındı. Filmin çok beğenilmesi yeni kitapları yazmasına ve yeni filmlerin yolunu açtı. 1990 yılında senaryosunu yazdığı "Reise der Hoffnung (Umuda Yolculuk) filmi en iyi yabancı film dalında Oscar ödülüne layık görüldü.

Yazar istatistikleri

  • 37 okur beğendi.
  • 879 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 565 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları