Feride Çiçekoğlu

Feride Çiçekoğlu

YazarÇevirmenTasarımcı
9.0/10
1.148 Kişi
·
3.322
Okunma
·
152
Beğeni
·
4.726
Gösterim
Adı:
Feride Çiçekoğlu
Unvan:
Yazar, Mimar, Senarist
Doğum:
Ankara, 1951
Feride Çiçekoğlu, 1951 yılında Ankara'da doğdu. Maarif Koleji ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde okudu. Mimar olarak Fullbright bursu ile, Pennsylvania Üniversitesi'nde doktora tezini yazdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Çiçekoğlu, 12 Eylül askeri darbesinin ardından dört yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinde tanıdığı bir çocuğun yaşamını anlattığı ilk kitabı (Uçurtmayı Vurmasınlar), filme alındı. Filmin çok beğenilmesi yeni kitapları yazmasına ve yeni filmlerin yolunu açtı. 1990 yılında senaryosunu yazdığı "Reise der Hoffnung (Umuda Yolculuk) filmi en iyi yabancı film dalında Oscar ödülüne layık görüldü.
"Sen niye buradasın?" diye sordum Nevin'e.
O da halkını sevdiği için buradaymış. Ben büyüyünce halkımı hiç sevmeyeceğim. Halkını sevenler hep kafese giriyor.
Sen Filiz'i tanımazsın. (...) Kitap okuduğu için getirmişler. Hani kitap okumak güzeldi. Ben buradan çıkınca kitap okursam beni yine getirirler mi?
Annesi olmadığı için ona uçmayı biz öğretecekmişiz.
Uçmayı öğrenince beni bırakıp gidecek. Ona uçmayı öğretmesem olur mu İnci?
Benim göğsümde bir şey çalınıyordu ben korkmuştum.
Tencereler tıngırdıyor sanmıştım. Sen de gülmüştün bana.
O çalan yüreğimmiş, şimdi biliyorum artık.
Herkesin yüreği çarpıyormuş ama kimininki karanlık olurmuş kimininki aydınlık.
Dışarıdan hangisinin aydınlık, hangisinin karanlık olduğu anlaşılıyor mu İnci?
-Dünyanın en zor işidir onu birbirinden ayırmak.
108 syf.
HAPİSHANE BENİM İKİNCİ DOKTORAM

https://www.youtube.com/...mMSwgG4UOWo&t=2s

Gorki 'Benim Üniversitelerim' kitabında hapishaneleri üniversite olarak görmektedir.

Bu sözün sahibi Feride Çiçekoğlu! 12 Eylül sonrasında 'Komünizm propagandası' yaptığı iddiasıyla tutuklanıp Ulucanlar Cezaevi'nin Kadınlar Koğuşu'nda yatmış. Orada kaldığı 2 yılda şahit olduğu olayları derlemiş, düzenlemiş önce filminin senaryosunu yazmış sonra da işbu kitabı yazmıştır. Film ile kitap arasında bir kaç farklılıklar bulunuyor. Ulucanlar Cezaevi'nin müzesine gittiğimde duvarda yer alan resimde Feride Çiçekoğlu'nun kucağında bir çocuk oturuyor. Çocuğun kitapta anlatılan Barış olduğunu düşünmekteyim. Yaşanan olayların gerçekçiliği ise esere ayrı bir anlam katıyor. Bir mimar olarak Amerika'da yüksek tahsil gören Çiçekoğlu, yurtdışında yakaladığı özgür ortamı ülkemizde bulmaya çalışırken kendini kodeste buluyor. Fikirlerin aydınlığa coşkuyla salındığı bir noktada bir çok karanlık tepişir kaderimizde. Eller pankartta, diller sloganlarda, fikirler davandadır ancak TCK'nun 141 ve 142'inci maddeleri vardır bilhassa 141/5'ten tutuklanırdınız yani komünizm propagandası yapsanız da yapmasanız da tutuklanırdınız.

-ULUCANLAR CEZAEVİ-
1925 yılında kodes hayatına başlayan Ulucanlar Cezaevi, işkencelerle, idamlarla, zulümlerle nam salmış bir hapishanedir. Pek değerli varlığını 2006 yılına kadar sürdürmüştür. Yakın zamanda ziyaret ettiğimde içimde oluşan hisleri size nasıl aktarayım bilmiyorum. Kimlerin buradan yolu geçmemiş ki? Bir kaç ismi saymak gerekirse: Nazım Hikmet Ran, Necip Fazıl Kısakürek, Bülent Ecevit, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Ahmed Arif, Muhsin Yazıcıoğlu, işbu kitabın yazarı Feride Çiçekoğlu, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Arslan, Yılmaz Güney herhalde saymakla bitmez. 2006 yılında kapatıldıktan sonra 3 milyon TL harcanarak müze haline getirilen Ulucanlar'da ölümü, çaresizliği, zamanın şartlarının çetinliğini hissediyorsunuz. Müzenin girişinde dış dünyadan getirdiğiniz gülücükleri içeride buhrana kaptırıyorsunuz. Bizim makus talihimiz midir bilmem? Sağ el ile sol elin bir türlü kavuşamaması. Ayrışmanın anavatanı mıdır ülkemiz? Sanırım öyle! Kesinlikle öyle!
https://hizliresim.com/3zQkZO

Müzede yukarıda bahsi geçen ünlü isimlerin ve diğer hükümlülerin eşyaları da bulunmakta. Şimdiye kadar varlığından bihaber olduğum bu müzeyi derinlemesine araştırdığımda insanlığımdan bir kez daha utandım. Henüz doğmamıştım bütün bu hadiseler yaşanmadan önce. Ancak ne önemi var. Olanlar oldu, yaşananlar yaşandı. Erdal Eren'in yaşı tutmasa da büyütülerek asıldı. Çünkü ülkemizin refaha kavuşması için gül gibi genci ipe götürmeliydik. Cellat ruhlara yakışanı yapmakta ustalık gösterdi kararları verenler, uygulayanlar. Geçmişine yabancı kalmak istemeyen her birey lütfen Ankara'ya yolu düşer ise Altındağ ilçesindeki bu müzeye uğrayın. Müzeye girer girmez Nazım Hikmet'in ve Necip Fazıl'ın hapishane günlerine ait şiirlerine rastlarsınız.

NAZIM HİKMET RAN:

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…
-------------------------
NECİP FAZIL KISAKÜREK:

Bir gün cezaevine yolunuz düşerse
tozlu duvarlara elinizi sürüp
rutubet kokusunu kokladıktan sonra
fareler ekmeğinize ortak olduğunda
özgürlüğü özlemek için;
saatiniz işlese, zaman dursa
durup düşünmek için çok az bir vaktiniz olsa
sizce özgürlük hayatınızın ne kadarı?”
------------------------------

Gelelim kitaba!
Çocuklar, masumiyetin timsalidir...
Çocuklar, özgür ruhludur...
Çocukların aklı da ruhu da salıncakta sallanır...
Öyle olmuyor ancak. Çok seviyor İnci'yi Barış. Bir gün yatağından kalktığında yabancı bir güne uyanıyor. Bir çok ablası var sevdiği, bilhassa annesi ancak İnci'yi ayrı bir seviyor. O yabancı güne uyandığında İnci'yi bulamıyor koğuşta. Soğuk olan nesneler daha bir soğuk, görünmeyen gökyüzü daha bir karanlık. Mektuplar yazıyor Barış yılmadan. Ancak yaşı itibariyle yazamadığı için hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyuyor. Geçmiyor tellerden mektuplar. Takılıyor kanunu temsil eden gözlere. İnci'ye 70-80 mektuptan sadece birkaçı ulaşıyor. Adaletsizlik almış başını yürümüş. Koğuşta da yine süregeliyor eli belinde adalet. Her gün yeni bir kurguyla dikiliyor karşılarına. Sevdiklerini acımasızca söküp alıyor küçücük yüreğinden. Adının güzelliğine istinaden haykırıyor gözleriyle dünyaya barış, barış, barış. Barışı unutmuşuz biz. Dünya denilen değirmenin çarkı çıkar ile dönüyor. En ufak mecralarda bile bu çıkarın çemberindeyiz.

Feride Çiçekoğlu'nun Ulucanlar Hapishanesi'nde yaşadıkları, Uçurtmayı Vurmasınlar filmi ve bu kitabın toplamı hüznü temsil ediyor. Çaresizliği, düş kırıklıklarını, minicik bir kalbi. Bir çırpıda bitireceğiniz bir eser. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Ulucanlar Cezaevi belgeseli
https://www.youtube.com/watch?v=ONXQ08Uxfio
https://www.youtube.com/watch?v=pVAIZ-bxaSE

Uçurtmayı Vurmasınlar filmi
https://www.youtube.com/watch?v=L2FD9vOH-xo
336 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Sınırları aşmayı öğrenmek gerek.Ancak bu yolla başarıya ulaşılabilir.Akıcı ve kısa bir kitap.Martılar üzerinden anlatılmış,insanlara ders niteliğinde bir kitap.Sürekli keşfederek öğrenmenin ve öğretmenin güzelliğini,geleneklerden ve başkalarının engellemeleri sen kurtularak özgür olmayı anlatan güzel bir öykü.
104 syf.
·3 günde·10/10
Mendille okunan kitaplarda ilk sıralara ekleyebilirsiniz.
Kitaba başlayınca bırakmaya içiniz el vermiyor. Bir kere kapılınca kapılıveriyorsunuz ve bitiveriyor.

12 Eylül sonrasını bir çocuğun gözlerinden izlemek, dünyaya onun gözleri ile bakmak, hayatı onun soruları ile cevaplamak bambaşka...Çok sevdiği, ablası bildiği İnci’sinin ansızın tahliyesinden sonra ona ulaştıramadığı ama inatla yazmaktan vazgeçmediği mektupları ile özlemlerini, duygularını, umutlarını anlatıyor Barış... En çok da sadece iki kez gördüğü dört duvar dışındaki dünyanın nasıl bir yer olduğunu kavramaya çalışıyor.
Okumanın, düşünmenin, şiir yazmanın suç olduğu bir dönemde yaşayan Barış'ın sade dili olmasına rağmen masum ama çarpıcı soruları yer yer güldürüyor insanı. Düşünmeye itiyor bizleri, içimize işletiyor.

Uçurtmamızın göğümüzden hiç gitmediği/hiç vurulmadığı günler bizi bulsun..
108 syf.
Birçoğumuz Uçurtmayı Vurmasınlar eserine aşinayız. Ben filmini izlemiştim, burda kitapla ilgili alıntılarına da rastlıyordum zaman zaman. Belleğimize yer eden Barış ve onun cümleleri vardır. En sevdiğim “Bizim gündüzlerin akşamı yok senin gündüzlerin akşamı var mı İnci?”ydi. Buna kitaptaki diğer cümleleri de eklendi. Bir kısmını alıntı olarak da paylaştım. Kitabı okuma isteğim belki filmini izlediğim için pek güçlü değildi. Okumayabilirdim de. Şu anda kitabı okumakla doğru yapmışım diyorum. Çünkü kitabı filmden farklı buldum. Şöyle ki; kitap, 12 Eylül döneminde annesiyle birlikte hapishanede olan Barış’ın, o uyurken hapishanedep çıkıp giden çok sevdiği İnci’ye yazdığı mektuplardan oluşuyor. Anlatıcı Barış. Filmde ise İnci’nin Barış’la beraber olduğu sahneler var. Ayrıca Barış kitapta anlatıcı olması nedeniyle birinci plânda. Dolayısıyla kitapla filmin okuyucuya ya da izleyiciye aktarımı farklı. Bu yüzden hem kitabı okuyup hem de filmi izleyin. İkisi de etkileyici.

Kitabı okumaya başlar başlamaz soğuk taş duvarlar arasında kalan Barış’ın masum, yalın, sevgi, özlem, hüzün dolu içinizi burkan dünyasıyla tanışıyorsunuz. Ağaçların, çiçeklerin, yıldızların olmadığı, güneşin doğup batmadığı, üzerinde bir avuç gökyüzü ve bazen kuşların konduğu taş avluda volta atan kadınların arasında çocukluğunu yaşamaya çalışıyor Barış.

Babasının ziyarete gelmesini, İnci’nin yazdığı mektupların eline geçmesini istiyor. Özlemleri, istekleri demir kapılara takılıp kalıyor Barış’ın. Çünkü hapishane yönetimi sakıncalı bulduğu mektupların sahiplerine ulaşmasını engelliyor.
Memurluktan gelen Selma Abla Barış için demir kapılara takılmayacak türden “Aziz ve değerli büyüğüm İnci”yle başlayıp “Hürmetkârın Barış” diye biten bir mektup yazar bu mektubu İnci alır. Ancak Barış bu mektupta yazılanları anlamamıştır.

“Belki de yalnızca benim anlamadığım mektuplar geçiyordur demir kapıları…” S. 48

Büyüklerin dünyasında tanık olduğu olayları anlamakta zorlanır Barış. Kitap okumak, düşünmek, paylaşmak, sevmek… Ne çok kafa karıştıran şeylerdir. Kitap okursan, düşünürsen, paylaşırsan, halkını seversen kafestesin. Hem büyük hem küçüksün. Uçurtmaların ne zararı vardır? Müdür neden onu vurmak istiyor? İnci’ye sorulan soruların yanıtlarını düşündüm, bazılarını bulamadım.

Barış’ın cümleleri bir dönem ülkemizde yaşananların /yaşanmakta olanların en yalın şekliyle ifadesidir.

Barış umutla kuşların kanadında çayırlara gitmeyi sadece Feride Çiçekoğlu’na öğretmedi. Onun masum, kirlenmemiş, aydınlık, sevgi dolu yüreğini duyumsadım. Bir avuç gökyüzünde uçurtma olmuş yürekleri…

"O uçurtmaları vurmasınlar İnci…" s. 98

https://www.youtube.com/watch?v=P0ca9ekSW3Y

Feride Çiçekoğlu’na, Barış’a sevgiler…
108 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitabı fakültede okudum. Ağlamamak için çok sıktım kendimi ama sanırım duygularım egomdan daha ağır basmış olacak ki dayanamadım. Kitabın kahramanı, cezaevinde annesinin suçundan dolayı yatan Barış' ın mektupları, içsel konuşmalar şeklinde yazılmış. Bu içsel konuşmalarda ve aldığım eğitim bilimleri derslerinden çıkardığım sonuç ile anlaşılıyor ki, çocuklar yalanı, küfrü, kötü davranmayı, insanı veya bir canlıyı öldürmeyi biz büyüklerden öğreniyor. Çocukların masumiyetini kirleten bizleriz. Büyük olurken küçülen davranışlarımız sonucunda küçük olan masumları büyütüyoruz. Sanırım büyümek kötü bir şey. Kitapsız, okulsuz, eğitimsiz, sorgulamadan büyümek kötü birşey.

Büyürken küçük kalmak için ne yapmalı insan?

Keyifli okumalar~ Kesinlikle tavsiye ediyorum...
104 syf.
·7 günde·Puan vermedi
İçinde bulunduğu şartları bir çocuğun gözünden bir çocuk masumiyetiyle anlatarak gönül telimize dokunmayı çok güzel bir şekilde başardı yazar.
Barış annesinden başka bakacak kimsesi olmadığı için annesiyle birlikte çocukluktan gelen özgürlük duygusundan mahrum kalarak hapishanede yaşamak zorunda kalan masum bir çocuk. Bir sabah ansızın giden çok sevdiği İnci ablasına yazdığı mektuplarla özlemini hasretini dile getirir ona ve o masum çocuk dünyasında anlamlandıramadığı şahit olduğu haksızlıkları dile getirip anlamaya çalışıyor.
104 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Feride Çiçekoğlu'nun filme de aktarılan bu romanını Can Yayınları'nın 22. baskısından okudum. İnci ve Barış'ın yürekten yüreğe seslenişlerini, umutlarını, Barış'ın mahkûmlar arasında dünyayı anlamaya, yaşamı tanımaya çalışmasını, duvarların ardını merak edişini ve "Uçurtmayı vurmasınlar!" feryadını bir solukta okudum. En sevdiğim filmi tekrar izleyerek Barış'a "Merhaba!" demek için sabırsızlanıyorum. Nostalji yapmak isteyenlere severek öneririm. Bana iyi seyirler, size okumalar diliyorum.
Ayrıca bana bu kitabı hediye eden çok sevdiğim hocama da teşekkür ederim.

https://youtu.be/IqX95eyc1BE
104 syf.
·1 günde
Kitap mütişti kesinikle okumanızı tavsiye ederim . Kitabı överek zaman harcamak istemiyorum direkt kitap hakkında görüşlerimi sizler ile paylaşacağım.. Yüreğinize dokunması dileği ile

Cezaevinde doğup büyümüş bir çocuğun ne suçu olabilir ki ? Gökyüzünün gece halini bilmeyen, güneşin doğuşuna hiç şahit olmamış, hiç uçurtma uçurmamış, hayatında hiç salıncağa binmemiş bir çocuk neyin cezasını yatar ?

Bir çocuğun hayatını, hayal gücünü elinden alan toplumun, bu çocuk yetişkin bir birey olduktan sonra ondan dış dünyaya entegre olmasını beklemesi, daha da ileri giderek karşısında kazanılmış bir birey bulmayı umması; boş, yoz ve ezbere bir sistem değil midir ?

Ne tarafa çekip düşünsem elimde yırtılıyor sanki fikirlerim. Daha anne kuzusuyken bir bebeğin annesinden alınma düşüncesi ne kadar korkunç geliyorsa; taş duvarlar arsında, farklı fikirlerin suç sayıldığı bir dönemde soru sorma hakkı bile elinden alınmış bir çocuk düşüncesi de o kadar korkunç geliyor. 

Kitaptaki Barış karakteri çok iyi bir gözlem yeteneğinin ürünü . Çocukça mutlulukların, hüzünlerin, beklentilerin aslında ne kadar şeffaf ve gerçek olduğunu görüyoruz. Barış bir kitap karakteri olsa da farklı farklı yerlerinde yüzlerce Barış var. Bazısı cezaevinde, bazısı çocuk esirgeme kurumlarında, bazısı sokaklarda ve bazısı maalesef çatısı olan ama yuva olamamış evlerde. 

Ülkemizin ve dünyamızın geleceği çocuklarımızın elinde. Her birimiz bu çocuklardan sadece biriyle ilgilenebilsek, hayal kurmaya teşvik etsek mesela, çünkü onlar bizden çok daha iyi bu konuda. Sevmeyi denesek onları yine bu konuda da bizden ilerdeler. Onlara ne verirsek bize fazlasını verirler. O zaman bu çocuklar korkutmayı değil korumayı, sahip olmayı değil sahip çıkmayı öğrenirler. Yani demem o ki; biz bu çocuklar için bir şey yapmadığımız sürece onlardan bizim için bir şeyler yapmalarını bekleyemeyiz. Her zaman yapacak bir şey vardır, değil mi ?



Çocuklar uçurtma uçutmayı...özgür kalmayı...umutsuz yaşamamayı en çok hak eden kişilerdir.


Çocuklar mahsumiyetin simgesi , yüreğimizin umudu , aydınlık geleceğimizin yegane temsilcileri...

Çocuklara balon alın , parka götürün ,düşüncelerini özgürce ifade etmelerine izin verin çünkü çocuklar mutlu olmasa işimiz rast gitmeyecek ,mutlu bir toplum olmayacağız...


İçinizdeki çocuğun yaşaması dileği ile ...
104 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir çocuğun gözünden hapishane.
Inci gittikten sonra Barış her koşulda ona mektuplar yazmaya devam eder. Tabi hapishane kuralları gereği denetimden gecen birçok mektup yasaklı kelime barındırdığı icin Inci'nin eline ulaşamaz. Ama hicbir sey Barış'i yolundan etmez.
Mükemmel diyeceğim bir kitap değildi ya da bana hitap etmedi umarim sizler severek okursunuz...
104 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Okuduğum en ince ama en etkileyici kitaptı diyebilirim. Kitap da annesinin işlediği suçdan dolayı hapishanede kalmak zorunda olan küçük bir çocuğun yazdığı mektuplardan oluşuyor. Yüz sayfalık bir kitabın beni bu kadar etkileyeceğimi hiç düşünmemiştim başlarken. O dönemde yaşanan olayları bir çocuğun gözünden görmek çok hoş bir duygu. Okudukça keşke dedim hiç büyümeseydik, onlar gibi masum ve tarafsız kalabilseydik ve düşüncelerimizi onlar gibi ifade edebilseydik. Kitabın tarzı aslında Şeker Portakalı ve Küçük Prense benziyor ama henüz o kitaplar kadar tanınan bir kitap değil. Şaşırdığım bir nokta kitabın önsözünde “kitabın beyazperdeye gönül borcu var” yazıyor. Eğer filmi çekilmeseymiş bu kitap da birçok eser gibi kaybolup gidecekmiş yani. Mutlaka kitabı okumalı ve Barış’ı tanımalısınız. Israrla tavsiyemdir, keyifli okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Feride Çiçekoğlu
Unvan:
Yazar, Mimar, Senarist
Doğum:
Ankara, 1951
Feride Çiçekoğlu, 1951 yılında Ankara'da doğdu. Maarif Koleji ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde okudu. Mimar olarak Fullbright bursu ile, Pennsylvania Üniversitesi'nde doktora tezini yazdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Çiçekoğlu, 12 Eylül askeri darbesinin ardından dört yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinde tanıdığı bir çocuğun yaşamını anlattığı ilk kitabı (Uçurtmayı Vurmasınlar), filme alındı. Filmin çok beğenilmesi yeni kitapları yazmasına ve yeni filmlerin yolunu açtı. 1990 yılında senaryosunu yazdığı "Reise der Hoffnung (Umuda Yolculuk) filmi en iyi yabancı film dalında Oscar ödülüne layık görüldü.

Yazar istatistikleri

  • 152 okur beğendi.
  • 3.322 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 1.581 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları