Feridüddin Attar

Feridüddin Attar

Yazar
8.9/10
563 Kişi
·
1.916
Okunma
·
357
Beğeni
·
18792
Gösterim
Adı:
Feridüddin Attar
Tam adı:
Ebû Hâmid Ferîdüddin Muhammed bin Ebî Bekir İbrâhîm-i Nîsâbûrî
Unvan:
İranlı Şair ve Mutasavvıf
Doğum:
Nişabur, İran, 1136
Ölüm:
Nişabur, İran, 1221
Feridüddin Attar, (Farsça: فرید الدین عطار‎, Farīdo d-Dīn 'Attār) Horasan'nın en önemli dört şehrinden biri olan Nişabur'da 1136 yılında doğmuş 1221 yılında vefat etmiş ünlü bir İranlı şair ve mutasavvıftır. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attar olarak anılmaktadır.

Mevlânâ, Şeyh Galip ve diğer mutasavvıflar tarafından yüceltilen Attar, çoğu günümüze kadar ulaşan pek çok eser bırakmıştır.

Attar'ın yaşamı hakkında bilgiler çok azdır. Attar belki de değişik alanlarda da eğitim almış bir eczacının oğludur,
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
379 syf.
·Puan vermedi
Bir arkadaşın şiddetli tavsiyesi üzerine okuduğum ilk Feridüddin Attar kitabı. Ancak pek olumlu şeyler yazamayacağım.

İnsanı Allah'a yakınlaştıran, onun kulu olduğuna şükrettiren bir kitap olacağını zannettim. Hikayelerle dini öğütler vermeye çalışılmış ancak ben umduğum tadı ne yazık ki alamadım. Belki de Allahtan Tanrı diye bahsedilmesi beni böyle bir düşünceye sevk etti. Bazı hikayeler ilk okul seviyesindeydi. İlkokulda da bu tarz hikayeler çok okuduğum için çoğu tanıdık geldi belki de aynılarıydı bilemiyorum. Tasavvuf kitaplarında, daha ağır dilli, daha düşündüren, akıl yürüten kitaplar beklerim. Yani hep o tarz olurdu. Sanırım çevirinin basitliği böyle düşünmeme neden oldu. Mesnevi ile aynı kulvarda yarıştığı söyleniyor bence yanına bile gelemez.
Böyle kıymetli olduğu söylenen eserleri beğenmeyince nedense içimde bir vicdan azabı oluşur.
184 syf.
·9/10
Süleyman kuş dilin bilür dediler..
Süleyman var Süleymandan içerü..

Merhaba değerli inceleme okuyucuları..
bu inceleme ile kitap hakkındaki hissiyatlarımı, bana kazandırdığı bazı idraki meselelerin tamamını anlatamayacağım belki ama umut ederim ki sizin de gönlünüzde bir ışık yakabilmiş olayım..

Alıntı yaparken kendimi tutamadığım, yazamadığım çoğunu da kitap üzerinde altını çizerek zihnime ve gönlüme nakşetmeye çalıştığım bir kitap oldu.

Bu tarz kitaplara çok rahat inceleme yazamıyorum çünkü roman hikaye vs gibi değiller.. ve sanırım her okuyan kişi kendi kabı ölçüsünce bir şeyler öğrenebilir..

Kevser Yeşiltaş, Attar'ın tercümanı gibi ondan kendine yansıyanları bir nevi yansıtmış.. çok da güzel yapmış çünkü şahsımda açılımlara vesile oldu.. Müktesebatımda mevcut bilgilerin neye tekabül ettiğini görmek harika bir duyguydu gerçekten.. Simurg 'a ulaşmak için kuşların yolculuğunda geçtikleri vadilerde neler olduğunu okumak da en keyif aldığım yerlerdi açıkçası..
Niyeti Hakka ulaşmak isteyen her ruhun, kuş bu arada ruh anlamında, gönül kuşu yani, çıktığı yolculuklar..
Kuşların rehberleri Hüdhüd..
Ne ilginç değil mi Hz. Süleyman kıssasında anlatılan da Hüdhüd.. Kur'an kıssalarını ilk manasından anlayıp gözünde bir kuş canlandıranlar ( bknz şekil ben :) bu kitaptan sonra başka bakacağım o meselelere ) kuş hayal etmekten ziyade başka mı baksa acaba ki olaylara..

Her seferinde sordum kendime
'' Ben hangi vadideyim acaba?? ''
'' Hangi vadiden geçerken zorlandım ki?? ''
'' Zorluklardan sonra vadiden geri dönenlerden mi oldum? yoksa vadide çakılıp kalanlardan mı??''

Vadilerden geçmeye, hangi vadide olduğunuzu ölçmeye hazır mısınız?
Peki derin uykulardan uyanmaya??

O zaman buyrun efendim..
Ve her daim dediğim gibi,
Aşk olun..
Aşkla kalın...
432 syf.
·6 günde
Tasavvuf.. Derin bir umman. İdrak edemeyene anlamsız ve hatta küfür gibi gelebilen bir kapı. Tasavvuf için pişmek lazım (çok zor). Yada önyargı ve yüzeysel bakmayacağım diye bir niyetle başlamak lazım. Faydadan çok zarar olabilir mazallah.. "Sûret ehli benim sözlerime takılmış, içinde boğulmuş. Mânâ ehli ise, sırlarımı kavramış, işin eri olmuş."

İlk okuduğumda bazı cihetleri ağır gelmişti. Sindirememiştim.. Bu tarz eserleri âmiyane idrak etmemek için tekrarla mahiyetini keşfetmeye çalışmak lazım.
Bu sefer okuduğumda ağır gelen yerleri bambaşka gözüktü gözüme. Bir şeyhin; hafız, hadis alimi ve daha bir çok yönden donanımlı birinin girdiği ağır imtihan ve bu imtihan sonucu imanından oluşu, en ağır günahları işlemesi bölümü bu sefer farklı ve daha ders vericiydi.
Bu yolda hiçbir nefs hilelerden ve tehlikelerden emin olmamalı. Ruh bedeni terk edene kadar imtihanımız sürüyor. Çok iyi anladım efendim.
Hakiki dostun gün gelir senin yerine tövbe edip yalvardığı ve bu yalvarmanın seni kuyulardan kurtarıp gün ışığına eriştirdiği gerçeği anca bu kadar güzel teşkil edilebilirdi.

Aslında kitabın konusu bu değildi. Bu zor yola girmekten çekinen kuşlara Hüdhüd kuşunun ikna için anlattığı hikayelerden biri sadece. Kuşların şikayetleri, bahaneleri, korkuları, zaaflarıyla yola girmek istememelerinin hikayelerle cevaplanıp mazeretlerin silinmesi. Her bir hikaye ayrı bir sır. Hiçbir mazeret diri kalamıyor, lâyüad bürhanlarla yerle bir oluyor. Bütün dünyevi istek ve arzuların ortak cevabı " Bilmiyor musun ki ömrün, uzun olsun kısa olsun, iki soluktan ibarettir."


Kuşların bu yolculuğu bizim için bir âyine görevi görüyor. Onlarda benliğimizin sırlarını anadan üryan keşfediyoruz.
İki soluk için ah vah etmeyelim, altına gümüşe tamah etmeyelim, fani sevgilerde gark olmayalım vesselam.
288 syf.
·Beğendi·10/10
Hikmetli ve sırlarla dolu hikayelerden oluşan,içeriğinde Mevlana'nında etkisinin bulunduğu bir tasavvuf eseri.Tasavvuf ile ilgilenenler /ilgilenmeyenler içinde gönüllere taht olunacak mükemmel bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim.

Ferîdüddin Attâr’ın (ö. 618/1221) tasavvufî mesnevisi.

Bazı tasavvufî ilkeleri hikâye ve efsaneler yardımıyla açıklamak üzere kaleme alınmış olup Attâr’ın ilk mesnevilerindendir. Bir rivayete göre Mevlânâ babası ile birlikte Nîşâbur’da Attâr’la görüştüğünde (Devletşah, s. 193) Attâr ona Esrarnâme’yi hediye etmiş, Mevlânâ da Mes̱nevî’sinde bu eserden geniş ölçüde faydalanmıştır. Tasavvuf ilkelerini “usûl” olarak adlandıran Attâr, yirmi altı bölümden oluşan eserinin her bölümünde usûlün birini (asl) açıklar. Tevhidle ilgili birinci bolümde insanın topraktan yaratılışı, Hz. Îsâ’nın ve diğer peygamberlerin doğuşu anlatılır. Ayrıca canlı cansız her şeyin iradesinin Allah’ın elinde bulunduğu, ibadetin âhiret yolunun azığı olduğu ifade edilir. Peygamberlerin methine ayrılan ikinci bölümde mi‘rac olayı ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Bu bölüm, şairin Hz. Peygamber’den şefaat dilemesiyle son bulur. Üçüncü bölümde ashabın faziletleri söz konusu edilir. Bundan sonraki bölümlerde tasavvufî meselelerden, bu yolun güçlüklerinden, dünyanın değersizliğinden, dünya ve âhiret mutluluğu için ilim, amel ve müşâhede*nin gerekliliğinden bahsedilir. Bunları insanın, cansız varlıkların ve bitkilerin gelişme devrelerinin anlatılması takip eder. Bütün bu bölümlerde doksan dokuz hikâye ve efsane yer alır. Attâr bu eserinde âyet vehadislerin yanı sıra tıp ve astronomi terimlerine de yer vermiştir. 

Dünya kütüphanelerinde çeşitli yazma nüshaları bulunan Esrârnâme (bk. Hânbâbâ, I, 299) iki defa basılmış (Tahran 1298, 1316 hş.), son olarak Sâdık Gevherîn tarafından Türkiye’deki yazmalarına dayanılarak yeniden yayımlanmıştır (Tahran 1338 hş./1959). 

Esrârnâme’nin, XV. yüzyıl şairlerinden Ahmedî’ye ait olduğu kabul edilen Türkçe tercümesinin Akkoyunlular devrinde Tebriz’de yaşayan aynı adlı bir başka şair tarafından yapıldığı tesbit edilmiştir (bk. AHMEDÎ, Akkoyunlu).

Kitap Açıklaması:

Doğu klasikleri arasında yer alan Esrârnâme [Sırlar Kitabı], yazıldıktan sonra birçok Fars ve Türk şairini etkilemiştir. Mevlânâ'nın çocuk yaşta iken edindiği bu kitabın onda bıraktığı izler Mesnevî'ye aynen yansımıştır. Daha önce aynı tarzda yazılan ve İranlı şair Senâî-i Gaznevî'ye ait Hadîkatu'l-hakîkat [Gerçeğin Bahçesi] da bu eserin kaleme alınmasında etkili olmuştur. İşlenen bazı konularda Hayyam etkisi açıkça görülmektedir. Attâr'ın edebî hayatının birinci ve en verimli döneminde kaleme alınan bu tasavvufî mesnevî, sembollerle, üstü kapalı ibarelerle doludur.

Bu çeviride yararlanılan iki bilimsel neşrin açıklamalar bölümünde bunlar izah edilmeye çalışılmışsa da bazı yerlerde Esrârnâme'yi yayımlayanlar da işin içinden çıkamamışlardır. Zaman zaman basit bir konu veya kelime uzun uzun tefsir edilirken, çapraşık ve üstü kapalı ifadeler ya atlanmış ya da bir iki cümleyle geçiştirilmiştir.

Esrârnâme'nin çevirisinde iki yol izlenebilirdi. Birinci yolda, bu manzum eser nesren çevrilir, beyitler arasında bağlantı kurularak paragraf çevirisi yapılabilirdi. İkinci yol ise her beytin nazmen çevirisini yapmaktı. Biz ikinci yolu tercih ettik. Tasavvuf terminolojisine ait kelimelere dokunmadan, serbest vezinle, mümkün olduğu kadar kafiye tutturarak, herkesin anlayabileceği bir âşık edebiyatı dilini tercih ettik.
342 syf.
·Beğendi·9/10
Feriduddin Attar'dan, Mevlanâ'dan, Şems-i Tebrizi'den ve Sultan Veled'den derlemelerle hazırlanmış ;her bir sayfasında derin anlamlar bulunan mükemmel bir kitap okumanızı
tavsiye edebilirim.

Kitap Açıklaması

Tasavvufa göre varlığın yaratılış-oluş sebebi aşktır. Tüm mevcudat aşkla yaratılmıştır. Tüm mevcudat aşkla ayakta durmaktadır. Aşk Tanrıdır (tanrının Kendisi). Aşk tanrının sırrıdır. Aşk her şeydir. Tüm insanlığın aldığı her nefes, tüm canlıların ve cansızların her an muhtaç olduğu kudretidir. Tanrı tüm masivayı kendi zatına duyduğu aşk sebebiyle meydana getirmiştir.
Sufi'nin aşkı, "aşkı mecazi" denilen insanlara karşı duyulan aşk değildir. Sufi "aşkı hakiki" peşindedir. İnsan aşkında diğer kişiye sahip olmak istenir. Oysa "aşkı hakikide" yok olunur. Sahip olmak istenir. Oysa "aşkı hakikide" yok olunur. Sahip olmak değil "O" olunur. "O" olmak kendini bilmektir, kendini bilen rabbini bilir. Rabbini bilen "aşkı hakiki" ile şereflendirilir. Sufi "aşkı hakiki" noktasında anlar ki aşkı kendisidir.

Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (d: 1185 - ö:1248), Azerbaycan Türklerinin İslam alimi ve mutasavvıf.Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir.Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra'nın halifelerinden Centli Baba Kemal'e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed'in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.Şems-i Tebrizî Şam'a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems'in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ'ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî'nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz."Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'in oğlu Sultan Veled'in çağrısı üzere Konya'ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî'nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun'dur. Kimya Hatun'a gizliden aşık olan, Mevlânâ'nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.
379 syf.
Okurken hem de internet üzerinden biraz araştırdım ve gördüm ki, eser üzerinde epey detaylı araştırma yapılmalı.Özellikle çevirmen ve yayın evlerine yönelik.Ancak bundan sonra en doğru çeviri ve çalışmayı bulup gönül rahatlığıyla okuya biliriz.İsimler üzerinden konuşmak istemiyorum.Ben okuduğum kitap berbattı.Yaptığım alıntıları da düzenleme yaparak paylaştım.Hal böyleyken eserin içeriğine dair şimdilik yazacak bir fikrim yoktur.



http://www.yagmurdergisi.com.tr/...rda-tevhid-mart-2016

http://www.historicalsense.com/Archive/Fener42.htm
379 syf.
Mantikut Tayr..Kuslarin Dili.Arayislar dehlizinde yalpalayan otuz kuş (si murg) mana deryasına dalıp özünü bulmaya adanmış bir yola revan olurlar.Efsanevi,özün kendisi,soruların nihayeti,cevapların hatimesi olan Simurg'a yapılan zahmetli bir seyahatin serguzesti.Asilacak vadiler,kirilacak kabuklar, soyunulacak dünyalık abalar varken kendine rağmen kendinden kaçışın öyküsü.Biraz da ateş denizini mumdan kayıklarla,taş irmaklarını camdan gemilerle geçmek gibi...Madde aleminde mananin imtihanı.En nihayetinde si murgun vardığı yine simurgun kendisi.Imdi bu denkleme "can kuşu"nün sahibi kim ise onu koyun.Kendi hikayenizin hikayesini okuyun.
408 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Cân'ım dostum Burcu'm, bana hediye ettiği bu değerli eserin, ilk sayfasına; "Pınar'ıma şifâ olması duasıyla.." yazmış. İçtenlikle söylemeliyim ki, insanın ruhuna ve damarlarına şifa olan bir kitap. Hediyesi için bir kere daha teşekkür edeyim efendim.
Hz. Attâr, bu eseri yazmak için velilerin hayatlarıyla ilgili bin kadar eser okumuş. Eserde, ayetlerin, hadislerin, sahabelerin, âlimlerin yansımalarını görüyoruz. Bu sebeple insana feyz verebilme niteliğini fazlasıyla kazanmıştır.

Gönül yangını, yakar mı bedeni? Derin deryaya dalış yapmak ne bedel ister? Işık saçan mücevherin ışığı neleri kör etmeli? Aşığın sevdası sığar mı göklere? Dost olarak, yeter mi Rabbin? Bizi vuslat makamına erdiren yol nasıldır? Bizlere bu soruların cevaplarını vermeye çalışmış..

"Gerçek âşık ateş gibidir, kor gibidir, alev alevdir ve coşkuludur! Asla yarın kaygısı taşımaz ve yüz cihanı hiç duraksamadan ateşe verir!" Diyor ve devam ediyor;
"Zindanın çukurunda ayaklarım bağlı kalakalmışım! Böyle bir çukurda elimden Sen tutmazsan kim tutar? Burada mahpus bedenim kirlendi, bezgin ruhum da şu kuyuda sarardı,soldu. Ben Sana baştan ayağa pisliklere batmış olarak geliyorum, affeyle beni, çünkü ben zindandan, kuyudan gelmekteyim." Diye ekliyor niyâzını..

Mübarek Ramazan ayında, bu duayı Rabbimden tüm İslâm alemi için diliyorum.
Keyifli okumalarınız olsun..
91 syf.
·Beğendi·10/10
Uzun zamandır okumak istediğim bu kitabı okumak nasip oldu.. beni sarsan kısımları alıntı olarak paylaştığım bu öz kitabı okumak büyük zevkti gerçekten..sadeleştirme de gayet başarılı idi.. zamanın dehrinde yaşayan insanlar olarak her geçen gün din algısının değiştiğini bazı şeylerin önemini yitirdiğini ve hassas davranılan çoğu şeyin artık edep haya perdesinden sıyrılıp normalleştirildiği zor zamanlardayız diye düşünüyorum.. bu yüzden geçmiş dönemdeki bu zatları okumak beni ferahlatıyor açıkçası..dönemin yüzeyselliğinden bi nebze de olsa sıyrılıp derin duygular hissettiriyorlar..

Attar büyük zat ve hakkında birkaç bilgi derledim onları da eklemek istiyorum..

Horasanın en önemli dört şehrinden biri olan Nişabur’da 1120’da doğmuş 1229’da Moğollar tarafından şehid edilmiş şair ve mutasavvıftır. Aktarlık mesleği ile meşgul olup aynı zamanda hekim ve eczacı olmasından dolayı “Attar” olarak anılmaktadır.
Ferîdüddîn-i Attâr, değişik alanlarda eğitim almış bir eczacı oğluydu. Küçüklüğünde Şadbah kasabasında bir yandan babasının yanında attârlık mesleğini öğreniyor, bir yandan da medrese eğitimi görüyordu. Babasının vefâtı üzerine onun yerine geçip, attârlık mesleğini uzun bir süre devâm ettirdi. Attârlıkla uğraşırken, bir taraftan da ilim ile meşgul oluyordu. Attarlık mesleğine olan ilgisinden ve duyduğu saygıdan dolayı da eserlerinde “Attar” mahlasını kullanmıştır.

Mevlânâ daha on yaşlarındayken babasıyla Nişabur'a gittiğinde Attâr ile görüşmüştü. Ferîdüddîn-i Attâr, Mevlânâ'yı görür görmez onun dehasını fark etti ve babasına müjdeledi. Mevlânâ da onu, ilk üstadı olarak kabul etti. Üstadının kendisine ithaf ettiği kitap olan Esrarnâme'yi hayatı boyunca yanından ayırmadı.
Mevlana daha sonraki dönemlerde onun hakkında şöyle demiştir:

"Attâr, aşkın yedi şehrini gezdi de,
biz ancak bir sokağının dönemecindeyiz!"

O kadar merhametliydi ki sarhoşlar bile onun merhametinden payını alırlardı.. Ünü dünyaya yayılan eseri Mantıku't-Tayr - Kuş Dilinde tekkeye gelen bir sarhoşun hikâyesi vardır. Sarhoş ağlayıp sızlayıp ortalığı karıştırmış, sonunda yığılıp kalmış yere. Tekkenin şeyhi yanına gelmiş ve ''Neden ağlıyorsun? Elini bana ver, kalk!'' demiş ona. Sarhoşun cevabı müthiştir. Bu cevap bir bakıma Onun mütevazılığinin ve Allah’a olan acziyetini nasılda yüreğinde hissettiğinin bir göstergesidir:
''Ey şeyh! Allah sana yardım etsin; elden tutmak senin harcın değil! Sen başını alıp git! Baş aşağı yıkılmak benim payıma düştü! Eğer herkes düşkünlerin elini tutabilseydi, karınca yiğitlik meclisinin başköşesine kurulurdu. El tutmak senin işin değil, yürü! Ben sayıya geleceklerden değilim, çekil! Ey kendisinden başka bir var olmayan, ey herkesin feryadına ancak kendisi yetişen, benim imdadıma sen yetiş! Düştüm, benim elimi sen tut..''

Yazarın biyografisi

Adı:
Feridüddin Attar
Tam adı:
Ebû Hâmid Ferîdüddin Muhammed bin Ebî Bekir İbrâhîm-i Nîsâbûrî
Unvan:
İranlı Şair ve Mutasavvıf
Doğum:
Nişabur, İran, 1136
Ölüm:
Nişabur, İran, 1221
Feridüddin Attar, (Farsça: فرید الدین عطار‎, Farīdo d-Dīn 'Attār) Horasan'nın en önemli dört şehrinden biri olan Nişabur'da 1136 yılında doğmuş 1221 yılında vefat etmiş ünlü bir İranlı şair ve mutasavvıftır. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attar olarak anılmaktadır.

Mevlânâ, Şeyh Galip ve diğer mutasavvıflar tarafından yüceltilen Attar, çoğu günümüze kadar ulaşan pek çok eser bırakmıştır.

Attar'ın yaşamı hakkında bilgiler çok azdır. Attar belki de değişik alanlarda da eğitim almış bir eczacının oğludur,

Yazar istatistikleri

  • 357 okur beğendi.
  • 1.916 okur okudu.
  • 227 okur okuyor.
  • 1.503 okur okuyacak.
  • 71 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları