Feridüddin Attar

Feridüddin Attar

8.9/10
120 Kişi
·
457
Okunma
·
130
Beğeni
·
8.841
Gösterim
Adı:
Feridüddin Attar
Tam adı:
Ebû Hâmid Ferîdüddin Muhammed bin Ebî Bekir İbrâhîm-i Nîsâbûrî
Unvan:
İranlı Şair ve Mutasavvıf
Doğum:
Nişabur, İran, 1136
Ölüm:
Nişabur, İran, 1221
Feridüddin Attar, (Farsça: فرید الدین عطار‎, Farīdo d-Dīn 'Attār) Horasan'nın en önemli dört şehrinden biri olan Nişabur'da 1136 yılında doğmuş 1221 yılında vefat etmiş ünlü bir İranlı şair ve mutasavvıftır. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attar olarak anılmaktadır.

Mevlânâ, Şeyh Galip ve diğer mutasavvıflar tarafından yüceltilen Attar, çoğu günümüze kadar ulaşan pek çok eser bırakmıştır.

Attar'ın yaşamı hakkında bilgiler çok azdır. Attar belki de değişik alanlarda da eğitim almış bir eczacının oğludur,
Başkalarının ayıbında kılı kırk yararsın; ama sana kendi ayıbını söylesem görmezsin, kör kesilirsin!
Feridüddin Attar
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları EPUB
Sen, hiçbir değeri olmayan küçücük bir katreden bile boğulduktan sonra, nasıl olur da tepeden tırnağa kadar deniz kesilebilirsin?
Feridüddin Attar
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,EPUB
Bir arkadaşın şiddetli tavsiyesi üzerine okuduğum ilk Feridüddin Attar kitabı. Ancak pek olumlu şeyler yazamayacağım.

İnsanı Allah'a yakınlaştıran, onun kulu olduğuna şükrettiren bir kitap olacağını zannettim. Hikayelerle dini öğütler vermeye çalışılmış ancak ben umduğum tadı ne yazık ki alamadım. Belki de Allah'tan Tanrı diye bahsedilmesi beni böyle bir düşünceye sevk etti. Bazı hikayeler ilk okul seviyesindeydi. İlkokulda da bu tarz hikayeler çok okuduğum için çoğu tanıdık geldi belki de aynılarıydı bilemiyorum. Tasavvuf kitaplarında, daha ağır dilli, daha düşündüren, akıl yürüten kitaplar beklerim. Yani hep o tarz olurdu. Sanırım çevirinin basitliği böyle düşünmeme neden oldu. Mesnevi ile aynı kulvarda yarıştığı söyleniyor bence yanına bile gelemez.
Böyle kıymetli olduğu söylenen eserleri beğenmeyince nedense bende bir vicdan azabı oluşur.
Süleyman kuş dilin bilür dediler..
Süleyman var Süleymandan içerü..

Merhaba değerli inceleme okuyucuları..
bu inceleme ile kitap hakkındaki hissiyatlarımı, bana kazandırdığı bazı idraki meselelerin tamamını anlatamayacağım belki ama umut ederim ki sizin de gönlünüzde bir ışık yakabilmiş olayım..

Alıntı yaparken kendimi tutamadığım, yazamadığım çoğunu da kitap üzerinde altını çizerek zihnime ve gönlüme nakşetmeye çalıştığım bir kitap oldu.

Bu tarz kitaplara çok rahat inceleme yazamıyorum çünkü roman hikaye vs gibi değiller.. ve sanırım her okuyan kişi kendi kabı ölçüsünce bir şeyler öğrenebilir..

Kevser Yeşiltaş, Attar'ın tercümanı gibi ondan kendine yansıyanları bir nevi yansıtmış.. çok da güzel yapmış çünkü şahsımda açılımlara vesile oldu.. Müktesebatımda mevcut bilgilerin neye tekabül ettiğini görmek harika bir duyguydu gerçekten.. Simurg 'a ulaşmak için kuşların yolculuğunda geçtikleri vadilerde neler olduğunu okumak da en keyif aldığım yerlerdi açıkçası..
Niyeti Hakka ulaşmak isteyen her ruhun, kuş bu arada ruh anlamında, gönül kuşu yani, çıktığı yolculuklar..
Kuşların rehberleri Hüdhüd..
Ne ilginç değil mi Hz. Süleyman kıssasında anlatılan da Hüdhüd.. Kur'an kıssalarını ilk manasından anlayıp gözünde bir kuş canlandıranlar ( bknz şekil ben :) bu kitaptan sonra başka bakacağım o meselelere ) kuş hayal etmekten ziyade başka mı baksa acaba ki olaylara..

Her seferinde sordum kendime
'' Ben hangi vadideyim acaba?? ''
'' Hangi vadiden geçerken zorlandım ki?? ''
'' Zorluklardan sonra vadiden geri dönenlerden mi oldum? yoksa vadide çakılıp kalanlardan mı??''

Vadilerden geçmeye, hangi vadide olduğunuzu ölçmeye hazır mısınız?
Peki derin uykulardan uyanmaya??

O zaman buyrun efendim..
Ve her daim dediğim gibi,
Aşk olun..
Aşkla kalın...
Okurken hem de internet üzerinden biraz araştırdım ve gördüm ki, eser üzerinde epey detaylı araştırma yapılmalı.Özellikle çevirmen ve yayın evlerine yönelik.Ancak bundan sonra en doğru çeviri ve çalışmayı bulup gönül rahatlığıyla okuya biliriz.İsimler üzerinden konuşmak istemiyorum.Ben okuduğum kitap berbattı.Yaptığım alıntıları da düzenleme yaparak paylaştım.Hal böyleyken eserin içeriğine dair şimdilik yazacak bir fikrim yoktur.



http://www.yagmurdergisi.com.tr/...rda-tevhid-mart-2016

http://www.historicalsense.com/Archive/Fener42.htm
Tasavvuf. Ne büyük bir kelime! Bu büyük kelimenin hakkını, hiçbir zaman veremeyeceğimi tekrardan anlamış oldum. Bu da, bu kitap sayesinde oldu. Kitabı, bana samimi olduğum bir arkadaşım önerdi. Kendisine, düşüncesel ve duygusal olarak çok yardımı dokunduğunu söylemişti. Benim son zamanlardaki hallerimi göz önüne alarak, bana da yararı dokunacağını söyledi ve tavsiye etti. Açıkçası, kitap, beni çok sarstı. Kafka'nın bir sözü vardı; "Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?" tam olarak bu oldu. O yüzden, kitabı tavsiye eden arkadaşımla okuduğum kısımları tartışmam gerekti. Misafirliğe çağırdım ve neredeyse iki gün iki gece tartışma yaptık. Yavaş yavaş, düşe kalka, yok olup dirile dirile kitabı bitirdim.

Anladığım şekilde kitap dört bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Feridüddin Attar, Allah'a olan sevgisini ve hayranlığını dile getirmiş. Kelimelere, kendini vererek anlatmaya çalışmış. Hiçbir şey olarak, içindeki her şeyi anlatmaya çalışmış. Aklının ve gönlünün el verdiği kadarıyla; içinde olanları O'na layık bir şekilde yazmaya çalışmış. Ve her denemesinin sonuna da, acizliğini ve söylenebilecek her şeyin üstünde olduğunu dile getirmiş. Ama benim gözümde ise, benim hayal edebileceğimden de ötede bir anlayışı ve anlatışı vardı. Buradan doğacak iç çatışmaları, siz hesap edin.

İkinci bölümde ise, Hz.Muhammed'e olan sevgisini ve hayranlığını dile getirmiş. Burada, onun güzelliklerini, yaşadıklarını, yüceliğini ve etkilerini anlatmayı denemiş. Tabii, yine kendinin-acizlik ve hiçlik- farkında olarak bunları yapmış. Yol konusunda bir çok fikri, bu bölümde görebilirsiniz. Çünkü, burada Hz.Muhammed'in gösterdiği yolların güzelliğini ve nasıl ilerlemeye çalıştığını anlatıyor.

Üçüncü bölümde ise, Kuşların İlahisi kitabı başlıyor. Yani, benim gibi mahlukatların gerçekten devreye girdiği bölüm burası. Feridüddin Attar, burada, kendinde gözlemledikleri ve yaşadıkları ile insanlarda gözlemlediklerini ele alıyor. Yani, kendi yolculuğu, ona öğretenlerin yolculuğu ile gördüğü diğer insanların yolculuğunu anlatıyor.
Hikâye kısaca şöyle: Kuşlar bir araya gelirler ve kendilerine bir Padişah seçmek isterler. Hüthüt kuşuna danışırlar. O da Simurg'un padişah olduğunu söyler. Simurg, Kaf Dağı'nın tepesinde yaşar. Kuşlar da oraya doğru yola koyulur.
Burada yolculuk da ikiye bölünüyor. Her bir kuş, bir karakterdeki insanı anlatıyor. İlk kısımda, yolculuk başlamadan zorluklardan dolayı herhangi bir durumundan vazgeçenler ya da yapamayacaklarını düşünenlerden oluşuyor. İkinci kısımda ise, kuşlar yola koyuluyor ve yolda ilerlerken yaşadıkları sorunlardan dolayı, pes etme noktasına gelenlerden bahsediliyor. Bu iki kısımda, neredeyse insanın olabileceği her hâl mevcuttur. Aç gözlülükten tutun, sevda ateşiyle fedakârlıktan yanıp tutuşanlara kadar her çeşit insan, yani kuş var. Yolculuk, 7 vadiden geçilerek son bulunuyor. Bunlar;
1-) İstek Vadisi,
2-) Aşk Vadisi,
3-) Marifet Vadisi,
4-) İstiğna(Gönül tokluğu) Vadisi,
5-) Tevhit Vadisi,
6-) Hayret Vadisi,
7-) Fakr u Fena(Yokluk, Yokoluş) Vadisi.
Beni en fazla çeken, son vadi oldu. Bu bölüm hakkında daha fazla anlatmaya lüzum yok. Bunu ve kitabı okuyacak olan olursa diye, fazla detaya girmek istemiyorum. Çünkü, ilk elden okumanın anlamı ve tesiri yüksek olur.

Dördüncü bölümde ise, Feridüddin Attar, kendini anlatıyor. Nasıl bir durumda olduğunu ve kitabı neden ve nasıl yazdığını anlatıyor. Bu bölümü çok sevdim. Çünkü, Feridüddin Attar bir anda benim gibi olmuştu. Samimiyetini ve içtenliğini; kelimelere öyle güzel yansıtmıştı ki, yazdıkları karşısında gözlerim doldu. Benim gibi, o da bir insandı. Benim gibi, anlatmak ve anlaşılmak istemişti. Benim gibi, içindeki yangının sebebini ve etkisini öğrenip bu yangının çıkabileceğe başka yüreklere yol göstermek istemişti. Benim gibi, o da dertliydi. Kısacası, samimiyetini ve içtenliğini içime dokundurdu.

Kitap, Attar'ın Allah'a olan sevgisini tekrardan dile getirmesi ile son buluyor. Ben de onun sözleri ile incelememi bitireceğim. Kitabı hem insanları anlamak için okuyabilirsiniz, hem kendinizi anlamak için okuyabilirsiniz, hem inancınızı anlamak için okuyabilirsiniz, hem Feridüddin Attar'ın nasıl biri olduğunu anlamak için okuyabilirsiniz, hem de ilahi aşkı anlamak için okuyabilirsiniz.
" Ulu Tanrı, yardım etti, kapılar açtı, bu kitabın tamamlanmasını nasip etti.
Allah daha iyi bilir ya; bu kitap arşı yaratana övgülerle tamamlandı."
Uzun zamandır okumak istediğim bu kitabı okumak nasip oldu.. beni sarsan kısımları alıntı olarak paylaştığım bu öz kitabı okumak büyük zevkti gerçekten..sadeleştirme de gayet başarılı idi.. zamanın dehrinde yaşayan insanlar olarak her geçen gün din algısının değiştiğini bazı şeylerin önemini yitirdiğini ve hassas davranılan çoğu şeyin artık edep haya perdesinden sıyrılıp normalleştirildiği zor zamanlardayız diye düşünüyorum.. bu yüzden geçmiş dönemdeki bu zatları okumak beni ferahlatıyor açıkçası..dönemin yüzeyselliğinden bi nebze de olsa sıyrılıp derin duygular hissettiriyorlar..

Attar büyük zat ve hakkında birkaç bilgi derledim onları da eklemek istiyorum..

Horasanın en önemli dört şehrinden biri olan Nişabur’da 1120’da doğmuş 1229’da Moğollar tarafından şehid edilmiş şair ve mutasavvıftır. Aktarlık mesleği ile meşgul olup aynı zamanda hekim ve eczacı olmasından dolayı “Attar” olarak anılmaktadır.
Ferîdüddîn-i Attâr, değişik alanlarda eğitim almış bir eczacı oğluydu. Küçüklüğünde Şadbah kasabasında bir yandan babasının yanında attârlık mesleğini öğreniyor, bir yandan da medrese eğitimi görüyordu. Babasının vefâtı üzerine onun yerine geçip, attârlık mesleğini uzun bir süre devâm ettirdi. Attârlıkla uğraşırken, bir taraftan da ilim ile meşgul oluyordu. Attarlık mesleğine olan ilgisinden ve duyduğu saygıdan dolayı da eserlerinde “Attar” mahlasını kullanmıştır.

Mevlânâ daha on yaşlarındayken babasıyla Nişabur'a gittiğinde Attâr ile görüşmüştü. Ferîdüddîn-i Attâr, Mevlânâ'yı görür görmez onun dehasını fark etti ve babasına müjdeledi. Mevlânâ da onu, ilk üstadı olarak kabul etti. Üstadının kendisine ithaf ettiği kitap olan Esrarnâme'yi hayatı boyunca yanından ayırmadı.
Mevlana daha sonraki dönemlerde onun hakkında şöyle demiştir:

"Attâr, aşkın yedi şehrini gezdi de,
biz ancak bir sokağının dönemecindeyiz!"

O kadar merhametliydi ki sarhoşlar bile onun merhametinden payını alırlardı.. Ünü dünyaya yayılan eseri Mantıku't-Tayr - Kuş Dilinde tekkeye gelen bir sarhoşun hikâyesi vardır. Sarhoş ağlayıp sızlayıp ortalığı karıştırmış, sonunda yığılıp kalmış yere. Tekkenin şeyhi yanına gelmiş ve ''Neden ağlıyorsun? Elini bana ver, kalk!'' demiş ona. Sarhoşun cevabı müthiştir. Bu cevap bir bakıma Onun mütevazılığinin ve Allah’a olan acziyetini nasılda yüreğinde hissettiğinin bir göstergesidir:
''Ey şeyh! Allah sana yardım etsin; elden tutmak senin harcın değil! Sen başını alıp git! Baş aşağı yıkılmak benim payıma düştü! Eğer herkes düşkünlerin elini tutabilseydi, karınca yiğitlik meclisinin başköşesine kurulurdu. El tutmak senin işin değil, yürü! Ben sayıya geleceklerden değilim, çekil! Ey kendisinden başka bir var olmayan, ey herkesin feryadına ancak kendisi yetişen, benim imdadıma sen yetiş! Düştüm, benim elimi sen tut..''
Mantikut Tayr..Kuslarin Dili.Arayislar dehlizinde yalpalayan otuz kuş (si murg) mana deryasına dalıp özünü bulmaya adanmış bir yola revan olurlar.Efsanevi,özün kendisi,soruların nihayeti,cevapların hatimesi olan Simurg'a yapılan zahmetli bir seyahatin serguzesti.Asilacak vadiler,kirilacak kabuklar, soyunulacak dünyalık abalar varken kendine rağmen kendinden kaçışın öyküsü.Biraz da ateş denizini mumdan kayıklarla,taş irmaklarını camdan gemilerle geçmek gibi...Madde aleminde mananin imtihanı.En nihayetinde si murgun vardığı yine simurgun kendisi.Imdi bu denkleme "can kuşu"nün sahibi kim ise onu koyun.Kendi hikayenizin hikayesini okuyun.
Kesinlikle ve kesinlikle herkese tavsiye edebilecegim cok guzel bir eser... Insani kendine getirecek, kendiyle hesaplasmasina vesile olacak bir kitap... Tasavvuf ilmini akici bir uslup ile hikayelestirerek anlatmis müellif. Biraz tasavvuf bilginiz varsa cok buyuk lezzet alarak okuyacaginiza inaniyorum. Oyleki kitap bittikten sonra buyuk bir bosluga dustum gibi hissettim kendimi... Kesinlikle ve kesinlikle listenize alip en yakin zamanda okumanizi oneririm. Zira bir kez okunup kaldirilacak bir kitap degil. Belki on belki yuzlerce defa okunulacak, her okundugunda baska sırların aralanacagi bir kitap oldugunu dusunuyorum ki Feridüddin Attar'da boyle soyluyor... Daha ne diyeyim almakta gecikmeyin, en yakin zamanda okuyunuz insallah... _
Mantıku't - Tayr' ın babamın çoook sevdiği, zaafının olduğu bir kitap olması ortaokulda elime almama neden olmuştu fakat bu kadar anlamlı bir kitabı bünyem kaldıramamış ve yarım bırakmıştım. Kitaplıkta görünce tekrardan başlamak istedim ve beğenerek okudum.
Kitapta, içlerinde Hüthüt olmak üzere birçok kuşun Simurg' un huzuruna varmak için geçmesi gereken zorlu yollar bulunuyor ve bu yollardan geçmeyi herkes başaramıyor. Bu zorlukları duyan kuşlar çeşitli bahaneler söylüyorlar ve Hüthüt onlara menkıbelerle bahanelerinden vazgeçmelerini anlatıyor.
Kitabın İlâhî Aşkı konu alması, içinde menkıbeleri bulundurması beni kendine çeken diğer faktörlerdendi. Çok güzel bir kitap okumanızı tavsiye ederim.
Tasavvuf klasiklerinden olan bir eserdir, bildiğim mesnevi tarzı yazılan ilk eserlerdendir, okuması, zevkli, okuyucuyu fazilete, Allah a yaklaşmaya çağıran, bunun yollarını anlatan bir kitap ancak eski bir kitap olduğu için eleştirilecek bir çok yaklaşım bulunabilir,
İyi olanı al, kötüyü bırak kaidesince okunmalı bence büyük zenginlik katacaktır
Nasihatlerden oluşan bir kitaptı. Uyabilsek hepsine iki cihan mutluluğu yakalayabiliriz aslında. Ama zor... Kolay değil nefis ve şeytan bizimle. Lâkin imkansız değil. Her şeyden en büyük Allah (c.c.) olduğu için ;biz niyetimizi alalım,gayret edelim ve yardım bekleyelim inşaAllah.

Yazarın biyografisi

Adı:
Feridüddin Attar
Tam adı:
Ebû Hâmid Ferîdüddin Muhammed bin Ebî Bekir İbrâhîm-i Nîsâbûrî
Unvan:
İranlı Şair ve Mutasavvıf
Doğum:
Nişabur, İran, 1136
Ölüm:
Nişabur, İran, 1221
Feridüddin Attar, (Farsça: فرید الدین عطار‎, Farīdo d-Dīn 'Attār) Horasan'nın en önemli dört şehrinden biri olan Nişabur'da 1136 yılında doğmuş 1221 yılında vefat etmiş ünlü bir İranlı şair ve mutasavvıftır. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attar olarak anılmaktadır.

Mevlânâ, Şeyh Galip ve diğer mutasavvıflar tarafından yüceltilen Attar, çoğu günümüze kadar ulaşan pek çok eser bırakmıştır.

Attar'ın yaşamı hakkında bilgiler çok azdır. Attar belki de değişik alanlarda da eğitim almış bir eczacının oğludur,

Yazar istatistikleri

  • 130 okur beğendi.
  • 457 okur okudu.
  • 46 okur okuyor.
  • 396 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları