Feyza Hepçilingirler

Feyza Hepçilingirler

Yazar
7.7/10
101 Kişi
·
417
Okunma
·
34
Beğeni
·
2.879
Gösterim
Adı:
Feyza Hepçilingirler
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Ayvalık, 26 Ocak 1948
Feyza Hepçilingirler, (d. 26 Ocak 1948, Ayvalık), Türk yazar.
Ayvalık ve İzmir'de ilköğretimini ve liseyi bitiren Feyza Hepçilingirler, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde yüksek öğrenimini tamamladı. Bir süre İzmir'de çeşitli okullarda öğretmen ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1983 yılında 1402 sayılı Sıkıyönetim yasasıyla görevinden alınarak Karadeniz Üniversitesi'ne atandı, ancak 1402 sayılı yasayı protesto etmek için istifa ederek İzmir'e geldi. 1992 yılına kadar özel dersanelerde çalışmasının ardından İstanbul'a yerleşti. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak bulunmaktadır. Hepçilingirler, 1963 yılında çeşitli dergilerde evlilik öncesi adı olan Feyza Baran olarak şiir yazarak edebiyat çalışmalarına başladı. Yazdığı öykü ve romanları kitaplaştırılan Hepçilingirler, birçok ödül aldı. Halen çeşitli dergilerde ve Cumhuriyet Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.
"Bunun için uğraşıyorum zaten. Türkçeyi sevdirmek; severek korunmasını, korunarak zenginleştirilmesini sağlamak için."
Ne tarafa gittiğini bilmeden gitmek iyi. Bir şey var, uzuyor, yol diyorlar. Ama bir yerlere varılacak, bir yerlere varması geciktirilemez. Olsun, oradan başka bir yola çıkılır, başka bir yol, bir başkası... Hep böyle gitmek varmış, kolay ve çabuk.
Ölmekten daha acı olan, kimsenin ayrımsamadığı bir ölümle ölmek. Bunu düşünmek istemiyor, görmek de... Hele görmek hiç, hiç istemiyor. Nasıl kaçabilir, ölümden, kendi ölümünden nasıl kaçabilir insan.
"Ezberlenmiş bir söz gibi,aşk hiç bir zaman basitleşmemektir,diye düşündü.Aşk doğal olmaktan korkmamaktır,dedi aynı anda Adam.Bunu biliyor muydun?Hayır,dedi Kadın."
''Gözlüx diye bir kelime hiç bir dilde yok.''
''Schapka nece?''
''Dishy İngilizce mi peki''
''Cafe's, kafes biçimindeki bir kafeyi mi anlatıyor.''
''Sherbett adlı dükkanda şerbet mi satılıyor?''
''My Hosh ekşi midir,tatlı mı?''
''Savvy'mly size sevimli mi geliyor?''
"Ö / e / i seslileri arasındaki dönüşme sonucunda 'önünde', 'eninde' oldu (önünde sonunda/ eninde sonunda), yazıya geçince de hızla yayıldı. Bu dönüşmede ses benzerliğinin etkisi vardır. Nitekim 'ölünün gürû' (ölünün mezarı) dönüşerek 'elinin körü' oldu."
Feyza Hepçilingirler
Sayfa 322 - Everest Yayınları
Kitaplar da insanlar gibi. Kimileri hak etmediği halde övülüp göklere çıkarılıyor, kimileri övgüyü hak ettiği halde görmezden geliniyor.
Osmanlı atalarımızda kültürlü sayılmanın yolu, Arapça ve Farsça bilmekten geçerdi. Osmanlı ''münevverleri'' ne kadar kültürlü olduğunu kanıtlamak için bildikleri ve hayran oldukları bu dilleri, şiirlerine, düz yazılarına, tarihlerine, çevirilerine yansıttıkları gibi, konuşmalarına bile yansıttılar. ''Osmanlıca'' dediğimiz yapay ve melez dil bu yolla doğdu. Onların torunları için kültürlü olmanın yolu önce Fransızca, daha sonra da İngilizce öğrenmekten geçti. Onlar da bu dilleri öğrendiler ve tıpkı ataları gibi, bu dillerden apardıkları kimi sözcükleri konuştuklarının,yazdıklarının içine serpiştirdiler.
Türkçenin yanlış kullanımıyla ilgili yazılmış güzel bir kitap.Okuduktan sonra dil kullanımındaki yanlışlıklar daha çok dikkatimi çekmişti...takıntı halinde
Üniversite sınavına hazırlanan arkadaşlar bilir. Yazım yanlışları konusunda çok soru çıkar. Konuyla ilgili binlerce soru çözeceğinize bu kitabı okumanız daha yararlı olacaktır. Paragraf sorularını çözmek içinde yararlı olur.
Verilen örnekler güncelliğini yitirmiş olmasına rağmen sıkılmadan okudum.
Sadece öğretmenlerin değil kendini akıcı ve anlaşılır bir şekilde ifade etmek isteyen herkesin başucu kitabı olmalı. Hangi ekin nasıl yazılacağından tutun anlatım bozukluklarına kadar birçok konu detaylıca işlenmiş. Ne yazık ki burada bu konuların ihmal edildiği çok fazla ileti ve incelemeyle karşılaştım. Biçim olarak farklı arayışlarda olanlara saygım sonsuz ama öyle bir profile de denk gelmedim henüz. Arada ufak tefek hataları herkes yapar ona da bir şey diyemem. Ben çok okuyorum havasında olup ( kaldı ki hatalar çok bariz bu yüzden inandırıcı gelmiyor bana) normal bir okurun yapmaması gereken hataları yapanları gördükçe hallerine üzülüyorum. Özellikle de büyük büyük laflar etmeye çalışanların ama sözcük bilincinin ne demek olduğunun farkında olmayanların okuması gerektiğini düşünüyorum.

Sevgiler,
Günlük hayatımızda kullandığımız dil üzerine çok yararlı bir kitap. Devam kitapları var. Okuduğum üç kitap için bir yazı yazıyorum. Dilimizi konuşurken de yazarken de nasıl bozduğumuzu çok iyi açıklamış. Başta basın kaynaklı, bilhassa televizyonlar, sonra da okullarda doğru dürüst öğretilmediği için Türkçeyi nasıl yanlış bildiğimiz, yanlış kullandığımız somut örneklerle açıklanmış. Kalıplaşmış, dile ve yazıya yerleşmiş doğru bildiğimiz yanlışlar. Ortak yanlış bilgiyle nasıl anlaştığımızı, aslında anlaşamayıp dilimizi giderek bozduğumu insanın gözüne sokuyor. İfade bozuklukları, reklamların ve haber bültenlerinin yerleşik dil faciaları örnekleri ve doğrularıyla açıklanmış. İlk kitap çok faydalı oldu benim için. İkinci kitapta konular basitleşmeye başladı. Üçüncü kitapta, "yok artık, bu kadarını da herkes bilir", dediğim konulara girmiş. Ama yazma ihtiyacı hissettiğine göre eminim vardır bilmeyen. Üçüncü kitapta daha önce yazdıkları hakkında yazılanlara , olumlu olumsuz tepkilere de yer vermiş. Evet aldığı olumsuz eleştirilere yer vermiş ve bunlara cevap da vermiş. Kiminde kendi bildiğinde ısrar etmiş Hepçilingirler, kiminde gelen eleştiriyi haklı bulup kendi yanlışı düzelterek teşekkür etmiş uyarı için. Her kitaplıkta bir sözlükmüş, yazım kılavuzuymuş gibi mutlaka bulunması gereken bir kitap. Sözlük ve kılavuzlarda bulunamayacak konular içeriyor pratik dil kullanımına dair. Israrla tavsiye ederim bir başvuru kitabı olarak.
Nasıl güzel bir kitap okudum,nasıl keyifliydi tarif etmek gerçekten zor.
İçerisinde birbirinden güzel öykülerin yer aldığı harika bir kitaptı.Hikayeleri çok sevdim ve bukadar çok sevmemin sebebi tabiki öncelikle konularıydı ama ben yazarın uslûbunun yalınlığını ayrı bir sevdim Harika bir türkçe ile yazılmış,okadar samimi okadar içten ki... Çok keyifliydi
O kadar çok beğendim ve okurken eğlenip, gülümsedim ki... Mutlaka önereceğim kitaplar arasında olacak. İroniler kitabı. İnceden inceye dalga geçmeler; bunu ustalıkla yapmak... Çok duru ve düzgün anlatımı var. "Sen gittin, ben bittim" temalı olan be benim iğrendiğim kitaplarla iyi alay etmiş. Söylediklerinin icinde burda yanlış düşünüyor dediğim bir cümle yok. Bence okuyun dediklerini uygularsanız en kötü ihtimal popüler bir yazar olursunuz.
'Atascadero'nun sincapları' feyza Hepçilingirler'in okuduğum ilk kitabı ve okumaktan gayette keyif aldım. Kitabın türü 'anı' olduğu için anlayacağınız kitapta anlatılanlar feyza H. başından geçmekte. Kitabın yazılma hikayesi feyza H. anlattığı üzere kızının doğumuna atascadero'ya gitmesiyle feyza H. yakın arkadaşı olan necat Aşkın'ın ısrarı üzerine atascadero'yu anlatacak bir kitap yazmasıyla başlıyor. Kitabın türü 'anı' ama aynı zamanda atascaderoyu anlattığı için 'gezi yazısı' özelliğide kazanmış oluyor. Ha tabi feyza H. Tatlı anlatımıyla sohbet tadında bir kitap olmuş desek yanılmayız. Yani anlayacağınız üzere birden fazla türe sahip bir kitap. Sadece 'anı' dersek yazılan onca şeye haksızlık etmiş oluruz.
Farklı tarzlarda yazılmış 25 adet öyküden oluşmaktadır kitap. Bazı öyküleri seveceğiniz bazıları da şaşıracağınız kiminde durup düşüneceğiniz belki de bazılarını sevmeyeceğiniz yazar farklı öykü çeşitlerini kendi üslubuyla yorumlamıştır.
Bu kadar hassas değildim sizden önce Feyza hanım, inceliklerinizle ne yaptınız bana böyle?

Bazı arkadaşlar hatırlayacaktır, birkaç hafta önce Türk öykücülüğü için "Neler kaçırıyormuşum ben?" dedirten bir yazarla tanıştığımdan bahsetmiştim, sayın Yalçın TOSUN. Yazarın kitabını, hikayelerini, üslubunu o kadar övmüştüm ki, bazı arkadaşlarım şaşırmıştı bu halime. Şaşkın arkadaşlarım, daha fazla şaşırtacağım sizi, çünkü bu kadın, bu kitap, bu öyküler bir harika!

Feyza HEPÇİLİNGİRLER hanımefendi Türk dili konusunda bir uzman. Temelden yetişmiş ve bu alanda ülkemizin en iyi üniversitelerinden İstanbul Üniversitesinde eğitim almış. Hem eğitmen, hem öğretmen, hem yazar. Kısaca Türk diline sevdalı bir isim. Bu sevdası o kadar büyük ki, çocuklar, öğrenciler, gençler, yetişkinler, kısaca her bir kesimi Türkçe ile tanıştırmayı, Türkçeyi sevdirmeyi kendisine görev bilmiş. Bu yazma işini ne kadar ciddiye alarak ve ne kadar severek yaptığını öykü, oyun, roman gibi birçok türde eser vermesinden anlayabiliyorum. Zaten bu şekilde düşünen sadece ben olmasam gerek birçok kitabı ödüllü. Okuduğum Eski Bir Balerin isimli öykü kitabı da Sait Faik Hikaye Armağanı'na layık görülmüş, iyi ki de görülmüş.

Bu kitaba sahafta, "kelepir kitaplar" bölümünde rast geldim. Kitap o kadar ucuzdu ve benim o kadar çok para harcayasım vardı ki kıydım 1 lirama ve aldım:) Ahhh ne büyük şans, iyi ki almışım!

Yazarı, kitabı, üslubu anlatmaya nereden başlasam, hislerime hangi kelimeleri tercüman etsem bilemiyorum.. İçimde, varlığından haberdar olmadığım hislerimin üstünde dolaşan, onların içinde kıvranan minik bir solucan var sanki. Konaklayacağı yeri tespit edince peri masallarındaki gibi bir anda şekil değiştirip fil oluveriyor, ağırlığıyla organlarımı sıkıştırıp kalbimi eziyor. Nedeniyse basit sanırım: Bu hikayelerin hepimizin hikayeleri, ya da şöylesi daha doğru olur “hepimizin görünmeyen hikayeleri” olması. Hani bazen büyük bir acı yoktur ortada, hatta belki acı bile yoktur ama anlatılan o hikaye, o hayat parçası, o anı içinize hüznü çörekleniverdirir ya, hah işte tam da öyle bu hikayeler. Boğazınız düğümlenir, gözleriniz dolar, dolu dolu değil ama süzülerek gözyaşları yanaklardan dudaklara iner. İsteyerek olmuyordur belki, hatta farkına dahi varılmamıştır ancak karşınızda olmayan, hayatınızda yer almayan birisinin enerjisi, iyisiyle kötüsüyle içinize bir nehir gibi akıverir.

Sonra bir bakmışsınız..

Akvaryumda ölen balığa bakarak kendi ölümünü düşünen eski bir balerin olmuşsunuz,

Otuz yıllık evliliğinde güçlü erkek kolların kendisine sarılmasına hasret kalan elli yaşında bir genç kadın olmuşsunuz,

Daryerlerin sıkıntısını bilen yeni özgür bir mahpus olmuşsunuz,

Darbe zamanlarında evladının eve gelmeyeceğini yabancılardan öğrenen ana baba olmuşsunuz,

Kitabı satmayan bir yazar olmuşsunuz ya da,

İstemediği birisiyle evlendirilen ama her an, her dakika “o”nu bekleyen bir al yanaklı gelin olmuşsunuz,

Yollara özlem duyan, otobüs dinlenme yeri k-arsonu, orta boylu, çakır gözlü Ahmet olmuşsunuz,

Ürkü kuşları içindeyken ameliyata girerek uzmanlığını ispatlayacak bir doktor olmuşsunuz,

Analığı yemyeşil bir dal, bereketli bir ağaç gibi yaşayan anne olmuşsunuz,

Düzen eleştirisini anlatan bir masalın leylakları olmuşsunuz,

Yollarını gözlediğimiz askerlerimizden biri, bir kınalı kuzu olmuşsunuz.

Kısacası öykülerdeki ayrıntılarda gizlenmiş “incelikler” tarafından ele geçirilerek yerle bir olmuşsunuz.

Bunların hepsi sayesinde yaşama ile ölmeyi, sevda ile nefreti, beklenti ile hayal kırıklığını, tanıdık acılar ile tanımadık hüzünleri içinize davet edebilirsiniz. Artıdan, öyküleri okudukça belki de yazarımızın güzel ve üretken ve bir o kadar da saf Türkçesi heybenize yeni kelimeler eklersiniz.

Kadınlar iyi ki var ve iyi ki yazıyorlar. İyi ki bu kadar hassaslar ve bizi hırpalayan incelikleri bu kadar iyi biliyorlar. Ve ne kadar şanslıyım-belki de şanslıyız-ki bu kadınlardan bir tanesi de benim ülkemde, benim dilimde yazıyor.

Yazarı ve kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. İncelikleriniz bol olsun efendim. Keyifli okumalar.
"Piyasa ne isterse o yazılıyor. Peki piyasa ne istiyor? Satış olasılığı ve kazanç oranı yüksek kitaplar istiyor. Bir kitabın çok satılıyor olmasının onun kalitesiyle doğrudan ilişkisi olmadığı sık sık söylenirken, bir yandan da 'çok satan kitaplar' listeleri yayımlanıyor. Herkesleşme, sıradanlaşma, hizayı bozmama bu sayede sağlanıyor. Kendini 'okur' diye tanımlayan kitlede 'Herkes bunu okuyor, sen de bunları okumazsan geri kalırsın, ayrı düşersin, toplumun dışına itilirsin.' duygusu yaratılıyor.
(...)
Değişmez denilen birçok değerin tahtından edildiği bir dönemde yaşıyoruz. İnsanların 'bendeniz' (bende:köle) diyerek karşısındakini yüceltip kendisini aşağıya çektiği zamanlar çok geride kaldı. Edebiyat dünyasında da para, bütün gücüyle egemenliğini sürdürüyor. Yakında edebiyatla hiçbir ilişkisi olmayan 'promosyon, lobi, ajan, reklam, pazarlama' gibi sözcükler olmadan edebiyat konuşulmaz olacak."


Kitabın ön sözünden alıntıladığım bu cümleler yazarın bu kitabı yazış amacını özetler nitelikte. Günümüzde edebiyat alanında kendini hissettiren bu adileşme, kokuşmuşluk aldı başını gidiyor. Sürükleyici, bir çırpıda biten, kolay okunan, yeni hiçbir şey söylemeyen , piyasa amaçlı yazılan kitaplar... Pop yazarlık, popüler kitaplar...

Yazar kendine has üslubuyla bu konuya parmak basıyor. Dokundurmalı sözlerle pop yazar olmanın formülünü vererek bu yolu tutan sözde sanatçıları eleştiriyor.
Kitaptan "Pop Yazarlığın Formülü(!)" nü veren bazı konu başlıkları:

*Kalıpları Kullanın
*Mutlu Sonla Bitirin
*Basitleştirin
*Çok Katlı Örgü Yapmayın
*Kadınlara Seslenin
*Kadın Ruhundan Anlayın
*"Aşk Romanları Yazarı" Olun
*Anlaşılmaz Olun
*Mistik Olun
*Erotik olun
*Çalmaktan Korkmayın
*Postmodern Olun
*İngilizce Yazın
*Amerika'yı Vatan Belleyin
*Türkçeyi Sevmeyin
*Şirret Olun
*Polisiye Yazmaya Ne Dersiniz?
*Şarkılardan İlham Alın
*Kıyıcı Olun
*Face'e Takılın
*Blog Açın, twitter'da yazın
*Bilimkurgu ya da Fantastik yazın

Yazarın biyografisi

Adı:
Feyza Hepçilingirler
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Ayvalık, 26 Ocak 1948
Feyza Hepçilingirler, (d. 26 Ocak 1948, Ayvalık), Türk yazar.
Ayvalık ve İzmir'de ilköğretimini ve liseyi bitiren Feyza Hepçilingirler, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde yüksek öğrenimini tamamladı. Bir süre İzmir'de çeşitli okullarda öğretmen ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1983 yılında 1402 sayılı Sıkıyönetim yasasıyla görevinden alınarak Karadeniz Üniversitesi'ne atandı, ancak 1402 sayılı yasayı protesto etmek için istifa ederek İzmir'e geldi. 1992 yılına kadar özel dersanelerde çalışmasının ardından İstanbul'a yerleşti. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak bulunmaktadır. Hepçilingirler, 1963 yılında çeşitli dergilerde evlilik öncesi adı olan Feyza Baran olarak şiir yazarak edebiyat çalışmalarına başladı. Yazdığı öykü ve romanları kitaplaştırılan Hepçilingirler, birçok ödül aldı. Halen çeşitli dergilerde ve Cumhuriyet Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 34 okur beğendi.
  • 417 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 234 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları