Filiz Ali

Filiz Ali

Yazar
8.1/10
58 Kişi
·
134
Okunma
·
13
Beğeni
·
1378
Gösterim
Adı:
Filiz Ali
Unvan:
Türk Piyanist, Müzikbilimci ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 30 Eylül 1937
Filiz Ali, 30 Eylül 1937 İstanbul doğumlu piyanist ve müzikbilimcidir. Gazeteci-yazar Sabahattin Ali'nin kızıdır.

Hayatı

Ankara Devlet Müzik Konservatuarı'nda piyano çalıştı. Ferhunde Erkin'in sınıfından 1958 yılında mezun olan Ali,ABD'de müzik eğitimine devam etmek için Fulbright bursu kazandı. Boston, Massachusetts'de David Barnett'le öğrenim gördüğü New England Conservatory of Music'te (Yeni İngiltere Müzik Konservatuarı) ve New York'taki Mannes College of Music'te (Mannes Müzik Koleji) Frank Sheridan'la çalıştı.

1962-1965 yılları arasında Ankara Devlet Konservatuarı'nda piyano ve eşlik öğretmeni, 1965'ten 1972'ye kadar İstanbul Şehir Operası ve İstanbul Devlet Operası'nda korrepititör, 1972 ile 1985 seneleri arasında ise Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda piyano ve eşlik öğretmenliği yaptı. 1985-86 yıllarında Londra Üniversitesi'nin bünyesindeki Kings College'ın müzikoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladı.

1987'de Mimar Sinan Üniversitesi'nin müzikoloji bölümüne geçti. 1990-2005 yılları arasındaki Müzikoloji bölümünün başkanıydı. Ali, 1989-1992 yılları arasındaCemal Reşit Rey Konser Salonu'nun genel yayın yönetmeni olarak da çalıştı.

TRT için 1962-1995 yılları arasında müzik programları yaptı ve Cumhuriyet, Hürriyet, Yeni Yüzyıl ve Radikal gazeteleri için müzik eleştirmenliği yaptı. Milliyet gazetesine müzik yazıları yazmaktadır. Filiz Ali ayrıca, Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi'nin kurucusu ve 1998'den beri direktörüdür.

Balkan Müzik Forumu'nun bir üyesi, Uluslararası Müzik Konseyi ve Avrupa Müzik Konseyi'nin temsilcisi olan Ali müzik ve müzisyenler hakkında yedi kitabın yazarıdır.

Sabancı Üniversitesi'nde "Klasik müziğin büyük eserleri" ve "20. yüzyıl müziğinin büyük eserleri" derslerini vermektedir.

Eserleri

Sabahattin Ali (1979, Atilla Özkırımlı ile beraber)
Müzik ve Müziğimizin Sorunları (1987)
Dünyadan ve Türkiye'den Müzisyen Portreleri (1994)
Filiz Hiç Üzülmesin... (1995)
Cemal Reşit Rey Unutulmaz Marşın Büyük Bestecisi (1996)
Ferhunde Erkin Tuşlar Arasında... (2000)
Elektronik Müziğin Öncüsü Bülent Arel (2002)
Mitos Diyarında Çağdaş Bir Müzik Odağı: Ayvalık'tan Bir Masterclass Öyküsü (2008)
Filiz Hiç Üzülmesin (Sabahattin Ali'nin Objektifinden, Kızı Filiz'in Gözünden Bir Yaşamöyküsü) (2011)

Ödülleri

Chevalier de L'Ordre des Arts et des Lettres Madalyası (1995 - Fransa Kültür Bakanlığı tarafından)
Vehbi Koç Ödülü (2011)
43. İstanbul Müzik Festivali Onur Ödülü (2015)
Gözlerimi kapadığım zaman yalnız senin hayalini görüyorum..." diyorsun. Ah Aliye, ben gözlerim açıkken bile hep seni görüyorum. Her şeyde senin hayaline tesadüf ediyorum. Bir sene filan beklemek icap etse ne yapacaktım, nasıl dayanacaktım bilmem. Bana bir daha yüzündeki çillerden filan bahsetme... Bu husustaki fikrimi evvelce de yazmıştım: Ne olursa olsun, sen benim için dünyanın en güzel, en sevimli, en iyi kalpli mahlukusun." Sabahattin Ali/Canım Aliye Ruhum Filiz
Göğsümde gözlerinin sapladığı bir bıçak,
Beynimde hayaliyle alevlenen bir ocak..
İçerim bu haldeyken herkes garip bulacak;
Başımı sükunetle taşlara vurduğumu..

Bu sükut çiğnenen bir muhabbetin yasıdır.
Bu sükut bir kömürün içerden yanmasıdır.
Bu sükut beynimdeki cinnetin potasıdır;
Görüp aldanmayınız sessizce durduğumu..
Babam İçin uzun yıllar hiç gözyaşı dökmedim, çünkü o “Filiz hiç üzülmesin..” demişti. Ama Denizler asıldığında, Sinanlar, Mahirler öldürüldüğünde çok ağladım, yıllarca gözpınarlarımda babam için biriken gözyaşları durmadan aktı, aktı, aktı..
Filiz Ali
Sayfa 9 - undefined
Süheyla Conkman ağabeyini şöyle anlatıyor: “Onu asık suratlı hiç görmemişimdir. Bazen de kendi kendine söylediği şarkılar vardır ki, hiç aklımdan çıkmaz, duydukça onu anımsarım: “Ata binesim geldi, hay dah dah, yare gidesim geldi.” Bir de ondan başka hiçbir yerde duymadığım bir şeyler mırıldanır, yengem de “Yeter Sabahattin, kes bu ne biçim şarkı” dedikçe şaka yollu tekrarlardı: "Tabutumun altı çatlak, beni vuran benden alçak, sol böğrüme girdi pıçak, yar yar aman… " Meğer kaderinin şarkısı imiş, bilemezdik."
19 Haziran 1993 günü köylülerin kırk beş yıl önce babamın ölüsünü buldukları çatağa gittim. Cesedi bulan çoban hâlâ yaşıyordu ve olayı da kim bilir kaçıncı kez anlatıyordu. Çobanın bulduğu cesedin babamın cesedi olup olmadığı yıllar boyu tartışıldı, durdu. Her neyse, ne; ama benim asıl içimi yakan onun bir mezarının bile olmamasıydı. Madem meskeni dağlar'dı Sabahattin Ali'nin, biz de ona dağlarda bir işaret bırakacaktık. Çatağın yakınındaki düzlükte arkasını Istranca ormanlarına dayamış koskoca bir kayanın üzerine gömdüğümüz mermer parçasına "Başım dağ/ Saçlarım kardır / Benim meskenim dağlardır" diye yazdık. O günden beri artık babamı rüyamda görmüyorum ve inanıyorum ki artık ruhu huzura kavuştu ve dağlarda özgürce dolaşıp duruyor.
"Kapatıldığım hücrede dökülen sıvaları tutturmak için duvara bir gazete kâğıdı yapıştırmışlar. Aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı kırk kez okuyup ezberledim o sayfayı. Başka okunacak bir şey yoktu. Bu çok dokundu bana.."
“Gel zaman, git zaman 80’ler 90’lara dönüştü, en burjuva ailenin iki göbek ötesinin köylü çıktığı toplumumuza gökten prensler, prensesler indi. Köylülükten aristokrasiye bir kuşakta öyle hop geçilemiyordu gerçi ama zengin akrabasının mirasına konup bir günde dünyası değişen evsiz barksızlar gibi vur patlasın çal oynasın deyip yayılıverdiler bu yeni saraylılar ortalığa. Onların sanat hakkında en ufak bir fikirleri bile yoktu. Ne var ki kendilerini eğlendirenlere ‘sanatçı’ demeye başladılar. O ‘sanatçılar’ da bunu pek ciddiye aldılar doğrusu. Yeni ‘sanatçı’ piyasası oluşmaya başladı. Sonra devlet, o ‘sanatçıları’ devlet sanatçısı yaptı. İş bir kez çığrında çıkmaya görsün.”
160 syf.
·Beğendi·10/10
Sabahattin Ali'nin hayatını okuduğumuzda hep ne trajedik bir ölüm derdik. Hiçbir zaman düşünmedik acaba Ruhu Filiz ne yaptı, Canı Aliye ne kadar üzüldü? Bu kitapta işte bunları anlatıyordu. Okurken resmen içim burkuldu. Özellikle sonu o kadar etkiledi ki anlatamam. Düşünsenize daha küçük yaştasınız, babanız büyük dertler yaşasa bile size hiç belli etmiyor, sizin mutluluğunuz için her şeyi yapıyor, para sıkıntısında olsa bile o ayki dergi üyeliğini devam ettiriyor, siz hiç üzülmeyin diye uğraşıyor... ve daha nicesi. Böyle bir baba sizin haberiniz bile olmadan öldüğünün haberini okulda gazetecilerden öğrenseniz falan. O duyguyu size nasıl anlatayım bilmiyorum. Özlüyorsunuz, gidecek bir mezarı bile yok. Sanki önceden tahmin etmiş gibi Sabahattin Ali 'Benim meskenim dağlardır!' demiş. Belki Filiz Ali babasını her özlediğinde dağlara bakıyordur. Alın, okuyun bu kitabı. Özellikle siz Sabahattin Ali severler bu kitabı okumazsanız büyük bir şey kaybedersiniz bence. Kitapta sevdiğim diğer şey de dergi gibi olmasi, sert kapaklı olmasıydı. Sabahattin Ali'nin objektifinden fotoğraflar olması da ayrı bir güzeldi. Çoğu fotoğraf o kadar tatlıydı ki... Ah daha fazla bekletmeden okuyun şu kitabı!
160 syf.
·10/10
Hiçbir inceleme bu kitabı okurken insana yaşattığı acıyı anlatamaz.

"Anneme ve babaları siyasal, faili meçhul cinayetlere kurban giden bütün çocuklara" diye başlıyor ve bir mezar yerinin bile çok görüldüğü Sabahattin Ali'nin meskeninin dağlar olduğu ile bitiyor.

Bolca fotoğrafın bulunduğu, Sabahattin Ali'nin kızı Filiz'in gözünden hatırladıklarıyla oluşturulan bir yaşam öyküsü. Filiz bunalıma girmiş, psikolojisi bozulmuş. Çocuk aklıyla. "Acaba ben kötü çocuk olduğum için mi babamı öldürdüler?" diyor. Bu satırları okurken insan büyük bir acı hissediyor.

Bir babanın öldürülüşünün, bir çocuğun hayatında açtığı derin yaralar ve kendini suçlaması. Babamın öldürülüşüne dair öne sürülen şeyler bir sebep olmaz diyor. Gerçekten bunlar birer sebep olmamalı. Bkz: Markopaşa Yazıları ve Ötekiler

Teselli etsin diye bir mezar taşı yaptırmış mezarsız babasına

"Başım dağ, saçlarım kardır
Benim meskenim dağlardır"

Mesken tuttuğun dağlarda huzurla uyu Sabahattin Ali..
160 syf.
·3 günde
Bir kız çocuğunun gözünden babası. Yazdıklarıyla birçok insana dokunan Sabahattin Ali'nin baba ve koca olarak görünümü. Kitabın ismi; bir babanın dileği, bir kız çocuğunun yıllar sonra kitaplaştırdığı hayat hikayesi.
Babasının dileğini gerçekleştirebilmek için bazı şeyleri hatırlamamayı tercih eden Filiz Ali'nin anlattıklarıyla fotoğraflar birleşince, insanların üzülmelerinin sonsuzluğu yüzümüze çarpılıyor.
Sabahattin Ali'yi her yönüyle okuyup anlamak isteyen okuyucuları için kıymetli bir kitap.
464 syf.
·Beğendi·9/10
sabahattin ali yi tanıyacağınız en iyi kaynak bana göre.Türkiye tarihinde başarılı yazarlarımızın neden erken öldükleri ya da suikaste kurban gittikleri soru işareti mi hala ? diye düşündüren kitap. Kitabın 2. kısmında sevdiğimiz kitaplarına ait incelemeleri ise başarılı buldum
160 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ne zaman Sabahattin Ali'nin hayatını okusam bir mucize olsun isterim
Sonu farkli bitsin isterim.
Fakat hep aynı hazin son. Bu kadar iyi niyetli bu kadar ahlaklı ve insani vasıflara sahip birine bu sonu nasıl ve hangi vicdanla layık gördüler aklim asla almıyor.
Bu kitapta da sevgili Filiz Ali gözünden baba rolundeki Sabahattin Ali yi okuyorsunuz. Ama bir uyarıda bulunmak gerekirse, bu sefer küçük bir kızın gözünden okuduğunuz icin daha fazla yürek parçalıyor.
160 syf.
·1 günde
“... üzülecek bir şey yok,her şey düzelir hele Filiz hiç üzülmesin.”
Sabahattin Ali’nin hayatını defalarca okumama rağmen hep farklı bir sonla bitsin isterdim,
“anneme ve babaları siyasal,faili meçhul cinayetlere kurban giden çocuklara...”diye başlıyor,bir mezar yerinin bile çok görüldüğü onun meskeninin dağlar olduğu ile bitiyor.Sabahattin Ali’nin kendi objektifinden çıkmış fotoğraflarla inceleme daha da kalıcı hale geliyor.Şimdilerde “bakmıyormuş gibi çek”modasını o zamanlar Sabahattin Ali Kodak marka fotoğrafı ile kendi başlatmış sanırım️.Kitapta çeşitli anıların yanı sıra,Sabahatin Ali’nin yazmış olduğu mektuplarda var,tüm bunlar küçük bir kızın hissettikleriyle vuku buluyor.Bir babanın ölümünün bir çocuğun hayatında açtığı derin yaralar,çocuk aklıyla Filiz Ali’nin bu ölümden “babamın öldürülüşüne dair söylenenler sebep olamaz,acaba ben kötü çocuk olduğum için mi babamı öldürdüler?”diyerek kendini suçlaması ise beni çocuk edebiyatında okuduğum kitaplardaki masumluğa sürükledi️
160 syf.
·1 günde
Sabahattin Ali’nin tek evladı, biricik kızı Filiz Ali’nin ağzından, çok sevgili babasını okuyoruz bu kitapta. Kitabın adı Sabahattin Ali’nin kızı için hep dilediği bir temenniden geliyor. Cezaevinden eşine yazdığı her mektubunda diyor ki Sabahattin; her şey düzelir, yeter ki Filiz hiç üzülmesin...

Sevgili Filiz Ali babası Sabahattin Ali’yi çok özel yanlarıyla ve büyük bir içtenlikle anlatıyor okuyuculara. Özellikle Sabahattin Ali’nin kitaplara ve okumaya olan tutkusuyla, ince zekası ve nüktedanlığıyla o zamanların ne kadar örnek bir şahsiyeti olduğunu göstermesi ve bütün bunlarla birlikte belki de hiç olmadığı kadar devrin dışına çıkmış ve sevgi dolu bir baba kimliğiyle de tanımış oluyoruz. Özellikle kitabın sonlarına doğru Filiz Ali’nin sevgili babasına olan özlemi ve sevgisi o kadar hissediliyor ki, okudukça bu hisleri derinden hissetmemek elde değil okuyucu için.
Sabahattin Ali’yi daha farklı bir şekilde tanımak için okunması gereken bir eser. Tavsiyedir.
160 syf.
·Beğendi
Derste masallar mutlu sonla biter, deriz öğrencilere; çocuklar üzülmesin anlatıldığında diye. Bu kitabı okurken anlatılanlar bir masal olsun diye geçiriyorsunuz içinizden, ama değil; lanet olsun ki değil. Sonra keşke diyorsunuz sonra keşkeler sürüp gidiyor...
İlk değil biliyoruz maalesef son da değil...Bahriye Üçok geliyor aklınıza, Metin Göktepe sonra, sonra Madımak felaketi, Hırant'ın delik ayakkabıları, Mumcu, İpekçi, sonra aynı onun gibi sopalarla katledilen 19'unda Ali İsmail...Bu isimler neden uzuyor? İçimiz niye yanıyor böyle?
Yazık değil mi Filiz'e, diğerlerinin arkada bıraktıklarına, bize hatta yazık değil mi?
Kitabın ismi bile can yakıyor, gerisini okumaya bile gerek yok belki. Çünkü biliyoruz ki Filiz hayatında hep eksikti ve hep üzüldü. Bu duygularını da samimi bir dil ve sıcacık fotoğraflarla aktarmış bizlere. Kim bilir elleri nasıl titredi onlara dokunurken , seçim yaparken?
Faili meşhur ölümler, nedense bilinen ve hiç yakalanmayan(!)
Keşke , keşke, keşke...
160 syf.
·9/10
“ anneme ve
babaları siyasal,
faili meçhul cinayetlere
kurban giden
bütün çocuklara... “

notuyla giriş yapıyor esere canımız Sabahattin Ali’nin biricik kızı Filiz Ali.

Yazdıklarını eylemlere döken adamlar daha başka seviliyor sanırım. Edebiyatımızın göz bebeği Sabahattin Ali’de bu ‘eylem adamlarının’ en değerli şahsiyetlerinden galiba.

Kızı Filiz Ali’nin kaleme aldığı ve YKY tarafından arşivlik bir şekilde basılan bu eser için öncelikle teşekkürü borç bilmeli.

Babasıyla olan ilişkisine, babasının annesi, yakınları ve dostlarıyla olan muhabbetine öyle güzel tanıklıklar etmiş ki o minicik Filiz Ali. Bir mektubunda da söylediği gibi ‘Ruhum Filiz’

Bugüne dek görmediğiniz nice fotoğraf eşliğinde hayatının birçok adımını babasının eserleriyle de harmanlayarak öyle güzel anlatıyor ki...

Buyurun. Sabahattin Ali tutkunlarına.
160 syf.
·1 günde·Beğendi
Yeşil Mürekkep kitabında Osman Balcigil şöyle söylemişti:

"Önemli olan , iyi yetişmiş beyinlerin en verimli çağlarında siyasal iktidarlar tarafından sahiplenilmek yerine hayatlarından bezdirilmesi , ülkelerinden kaçacak noktaya getirilmesi...
Havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez , üzerinde yaşadığımız topraklar 132 yıl önce de , Sabahattin Ali döneminde de , bugün de , aklın peşinde koşan evlatlarını yok etmeyi sürdürüyor. Ne yazık!"..

Hakkında okuduğum bir başka kitapta da şöyle diyordu Eski Dostlar : " Her şey tren yolculuğu sırasında Upton Sinclair'in romanı "Oli" i okumasıyla başlar. Yıllar sonra Rasih Nuri İleri'ye anlattığına göre Sabahattin Ali bu kitabı bitirince "bu romanda olanların onda biri doğruysa namuslu bir insan mutlaka solcu olmalıdır. " der..

Ancak Sabahattin Ali hakkında okuduğum onca kitaba ve kendi eserlerine bakınca ben de tıpkı Niyazi Berkes gibi düşünüyorum. O, ne sağa ne sola ne de ortaya benziyordu. O, sadece kendine benziyordu.

Yazarın biyografisi

Adı:
Filiz Ali
Unvan:
Türk Piyanist, Müzikbilimci ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 30 Eylül 1937
Filiz Ali, 30 Eylül 1937 İstanbul doğumlu piyanist ve müzikbilimcidir. Gazeteci-yazar Sabahattin Ali'nin kızıdır.

Hayatı

Ankara Devlet Müzik Konservatuarı'nda piyano çalıştı. Ferhunde Erkin'in sınıfından 1958 yılında mezun olan Ali,ABD'de müzik eğitimine devam etmek için Fulbright bursu kazandı. Boston, Massachusetts'de David Barnett'le öğrenim gördüğü New England Conservatory of Music'te (Yeni İngiltere Müzik Konservatuarı) ve New York'taki Mannes College of Music'te (Mannes Müzik Koleji) Frank Sheridan'la çalıştı.

1962-1965 yılları arasında Ankara Devlet Konservatuarı'nda piyano ve eşlik öğretmeni, 1965'ten 1972'ye kadar İstanbul Şehir Operası ve İstanbul Devlet Operası'nda korrepititör, 1972 ile 1985 seneleri arasında ise Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda piyano ve eşlik öğretmenliği yaptı. 1985-86 yıllarında Londra Üniversitesi'nin bünyesindeki Kings College'ın müzikoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladı.

1987'de Mimar Sinan Üniversitesi'nin müzikoloji bölümüne geçti. 1990-2005 yılları arasındaki Müzikoloji bölümünün başkanıydı. Ali, 1989-1992 yılları arasındaCemal Reşit Rey Konser Salonu'nun genel yayın yönetmeni olarak da çalıştı.

TRT için 1962-1995 yılları arasında müzik programları yaptı ve Cumhuriyet, Hürriyet, Yeni Yüzyıl ve Radikal gazeteleri için müzik eleştirmenliği yaptı. Milliyet gazetesine müzik yazıları yazmaktadır. Filiz Ali ayrıca, Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi'nin kurucusu ve 1998'den beri direktörüdür.

Balkan Müzik Forumu'nun bir üyesi, Uluslararası Müzik Konseyi ve Avrupa Müzik Konseyi'nin temsilcisi olan Ali müzik ve müzisyenler hakkında yedi kitabın yazarıdır.

Sabancı Üniversitesi'nde "Klasik müziğin büyük eserleri" ve "20. yüzyıl müziğinin büyük eserleri" derslerini vermektedir.

Eserleri

Sabahattin Ali (1979, Atilla Özkırımlı ile beraber)
Müzik ve Müziğimizin Sorunları (1987)
Dünyadan ve Türkiye'den Müzisyen Portreleri (1994)
Filiz Hiç Üzülmesin... (1995)
Cemal Reşit Rey Unutulmaz Marşın Büyük Bestecisi (1996)
Ferhunde Erkin Tuşlar Arasında... (2000)
Elektronik Müziğin Öncüsü Bülent Arel (2002)
Mitos Diyarında Çağdaş Bir Müzik Odağı: Ayvalık'tan Bir Masterclass Öyküsü (2008)
Filiz Hiç Üzülmesin (Sabahattin Ali'nin Objektifinden, Kızı Filiz'in Gözünden Bir Yaşamöyküsü) (2011)

Ödülleri

Chevalier de L'Ordre des Arts et des Lettres Madalyası (1995 - Fransa Kültür Bakanlığı tarafından)
Vehbi Koç Ödülü (2011)
43. İstanbul Müzik Festivali Onur Ödülü (2015)

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 134 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 141 okur okuyacak.