Flann O'Brien

Flann O'Brien

Yazar
7.9/10
18 Kişi
·
42
Okunma
·
3
Beğeni
·
952
Gösterim
Adı:
Flann O'Brien
Tam adı:
Brian O'Nolan
Unvan:
Roman Yazarı
Doğum:
5 Ekim 1911
Ölüm:
1 Nisan 1966
Gerçek adıyla Brian O'Nolan on iki kardeşin üçüncüsü olarak 5 Ekim 1911'de bugün Kuzey İrlanda sınırları içinde kalan Tyrone kontluğunun Strabane ilçesinde dünyaya geldi. Yaşadıkları yerde İrlandaca dilinde eğitim veren bir okul bulunmadığından, çocuklarının İngilizce dilinde eğitim almasını istemeyen babasının tercihiyle on iki yaşına kadar evde eğitim aldı. 1922'de ailesiyle birlikte Dublin'e taşındı. 1929'da Dublin Üniversitesi'ne başlayarak edebiyat okudu. Yaratıcı dehasının ilk örneklerini öğrencilik yıllarında katıldığı münazara kulüplerinde yaptığı konuşmalarda, öğrenci dergilerinde yazdığı yazılarda, sonrasında 1934'te arkadaşlarıyla kurduğu ve editörlüğünü üstlendiği "Blather" (Zırva) adlı dergide sergiledi. Bu dergilerde "Brother Barnabas" takma adıyla yazılar yayımladı. 1935'te İrlanda Kamu İdaresi'nde göreve başladı ve emekli olduğu 1953 yılına kadar çeşitli yerel hükümetlerin özel sekreterliğini yaptı. İlk romanı "At Swim-Two-Birds" 1939'da yayımlandı. Samuel Beckett ve James Joyce romandan övgüyle bahsettiler. İkinci romanı "Üçüncü Polis" yayınevleri tarafından geri çevrilerek yazarını büyük hayal kırıklığına uğrattı (yazarın ölümünden sonra 1967'de basıldı). 1941'de İrlandaca yazdığı "An Béal Bocht/The Poor Mouth" adlı üçüncü romanını yayımladı. Bundan sonra yaklaşık yirmi yıl hiç roman yazmadı. 1940 yılında "Irish Times" gazetesinde "Myles na Gopaleen" takma adıyla köşe yazıları kaleme almaya başladı. Otuz yıl boyunca "Cruiskeen Lawn" (Dolup Taşan Minik Küp) başlıklı köşesinde neredeyse her gün yazdı. Bu yazılar yazarın ölümünden sonra "The Best of Myles", "The Hair of the Dogma", "Further Cuttings from Cruiskeen Lawn" ve "At War" adlı kitaplarda bir araya getirildi. Ölümünden birkaç yıl önce tekrar roman yazmaya başladı ve 1962'de "The Hard Life" (Zor Hayat), 1964'te "The Dalkey Archive" (Dalkey Arşivi) adlı romanları basıldı. 1 Nisan 1966'da Dublin'de öldü.
Bilgeliğin ilk esası, soru sormak ve hiçbir soruyu cevaplandırmamaktır.
Flann O'Brien
Sayfa 67 - Everest Yayınları
Cehennem aynı yerde döner durur. Şekil itibariyle dairesel, yapısı itibariyle nihayetsiz, tekrarlayan ve fazlasıyla katlanılmazdır.
Flann O'Brien
Sayfa 238 - Everest Yayınları
''Düşünürken'' dedi yaşlı Mathers, ''bütün günahlarımı içimden çıkarıp masanın üzerine yatırdım. Büyük bir masa olduğunu söylememe gerek yok.''
Bir kitabın tek bir başlangıcı ve tek bir sonu olması hemfikir olduğum bir şey değildi. İyi bir kitabın birbirinden tamamen farklı ve sadece yazarın öngörüsünde birbiriyle ilişkili üç ayrı başlangıcı ve hatta tam da bu sebepten yüz farklı sonu olabilirdi.
Uyumamızın maksadı uyandığımızda sarf ettiğimiz enerjiyi yeniden toplamak olmamalı; daha ziyade, uykunun meydana getirdiği istenmeyen enerjiyi boşaltmak için ara sıra uyanmalıyız.
''De Selby'nin kaleme aldığı sayfalardan birini okumanın en güzel yanı, kişiyi kaçınılmaz olarak, bütün avanaklar arasında en avanak olanın kendisi olmadığı yönünde, mesut bir kanıya sevk etmesidir.''
Bu kitabı Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesinde görmüş ve kitaplığıma katmıştım. Okuyalı da epey oluyor. Ankara buluşması için post modern edebiyat örneklerinden Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabı seçilince, bu akımı, fikri daha evvel bir yerlerden okumuştum diye düşündüm ve hatırladım. O, bu kitaptı. 2015'te okudum. Bu sene elimden geldiğince eski kitaplarıma göz gezdiriyorum. İleriki okumalarımı daha sağlam bir temele oturtmaya çalışıyorum ve hiç entelektüel okumalar yapayım derdinde değilim. Bunun için de çok farklı kelimelerle konuşuluyor, bu tür şeyler beni sıkıyor. Bu kitap sıkıcı değildi. Sadece farklı diyebiliyorum. Daha önceki senelerde aldığım notları tekrar gözden geçirip, sitede pek bir bilgi olmadığını görünce eklemeliyim diye düşündüm. Bu tür bir kitabı, böyle konularda bilgili okurların, bilhassa edebiyatçıların değerlendirmesi hepimiz için daha aydınlatıcı ve açıklayıcı olur. Geçelim benim 2015'te yazdığım kısa incelemeye:

Entelektüel okumalar yapanlara, biçilmiş kaftan kitaplardan biri Üçüncü Polis. Bu kitabı okumadan önce modernizm/ postmodernizm nedir, hangi dönemi kapsar araştırmak gerek. Kitabın önsözü çok önemli. Kitapta kolayca gözden kaçırılabilecek noktalar var. Eğer önsözü çok dikkatli okursanız bunun önüne geçebilirsiniz. Kitabı okurken çok defa ''Ben n'apıyorum, bu kitap neyi sembolleştirmiş, sanırım dünya tuhaf bir yer'' gibi sorular düşünceler kafamda uçuştu. Bazen o kadar anlamadım ki yoruldum, acaba bıraksam mı dedim; ama kitabı bitirdiğimde böyle bir kitabı okumak için benim yanlış bir dönemde olduğumu anladım. Çok dinç ve sorunsuz bir döneminizde başlamanızı ve apalamadan koşmamanızı tavsiye ederim.

Kitap gerçek bir kurgu gibi başlıyor, derken fantastikleşiyor önsözde en son gotik denmiş ama benim herhangi bir tanıma sığdıramadım bir şekilde tuhaf bitiyor.

Kitapta kendi içinde ayrı bir kurguya sahip dipnotlar var. Dipnotlar gerçek değilmiş sonradan fark ettim. Ama o kadar başarılı ve gerçekçiydi ki... Bu, bir tür olay içinde olay gibiydi. Onları okurken kitaptan halay çekerek uzaklaşıyor sonra mendili bırakıp kitaba geri dönüyorsunuz. Zaten yazarın da istediği buymuş. Ama dikkat edin, beyin loblarınız bu halay esnasında isyan edebilir.

James Joyce ve Anthony Burgess gibi yazarların övgülerine mazhar olmuş bu kitabı, farklı bir boyutta düşünmek isteyenler tercih edebilirler. Yazarın adının çok bilinmemesi bazı edebiyat eleştirmenleri tarafından büyük talihsizlik olarak nitelendirilmiş.

Kitabın bitiminde yazarın notu var, onu okuduğunuzda her şey yerli yerine oturuyor. Bitirir bitirmez tekrar önsözü okumak gerek. O zaman ne okuduğunuzu, nasıl bir yolculuğa çıktığınızı anlıyorsunuz. Önsöz ve sonsöz olmasaydı kendimi beyni uyuşturulmuş, elimden tutulmuş böyle bir yerde (misal bu klipteki gibi bir yer https://www.youtube.com/watch?v=pPESvnTTFl8 ) bir müddet tutulup, evime geri getirilmişim gibi hissederdim.

Bir kitap, bir yolculuk ve bir bitişti yaşanan. Dilim ne kadar döndü, ne kadar anlatabildim bilmiyorum; ama okumadan, en azından şu kadarcık yoruma denk gelmiş olsaydım kendimi şanslı hissederdim. Bu kitap edebiyat eleştirilerinin, yorumlarının ne kadar önemli olduğunu gösterdi bana. Kitaplar hakkında büyük yazarların yorumlarına daha bir dikkat edilmeli. Böylece okuduğumuz kitabı daha rahat anlar ve sağlıklı bir okuma yapmış oluruz. Umarım ben de bu kitapla ilgili eleştiri, inceleme ve daha fazla bilgiye denk gelirim. Okuduğumdan beri aklımın bir köşesinde ''O neydi o'' diye bekler durur.. Tercih edeceklere keyifli okumalar.
Ağaca Tüneyen Sweeny’nin isimsiz anlatıcısı tam bir “tembel aylak düzenbaz"dır. İrlanda'yı terk etmek şöyle dursun, odasını bile terk etmek istemez. Bütün gün yatağından çıkmadan roman yazar, kitap okur, düzenbazlar yaratır. O’Brien Ağaca Tüneyen Sweeny’de “Sanatçının Tembel Tembel Aylak Düzenbaz Olarak Portresi”ni çizer; babasma selam çakarak girer edebiyat alemine.
°
°
Çevirmenliği yaptığı O'Brien eserlerinin ilk basamağında James Joyce'a atıfta bulunan Gülden Hatipoğlu'nun Ağaca Tüneyen Sweeny’nin yazım ve oluşum sürecine dair uzun uzun anlatıyor Notos dergisinde. Edindiğim okuma deneyimine dayanarak Hatipoğlu'nun bu görüşünü James Joyce ve yazarlık açısından değerlendirince tepeden tırnağa doğruluk payını yadsıyamam.

Ağaca Tüneyen Sweeny’i okurken her ne kadar elimde günlerce süründürsem de, bazen kopukluklar yaşasam da şöyle bakınca bir yazarın yazdıklarında yazdıklarını var etme, kendini aksetme gibi kaygısı olmaksızın kalemini oynatması okura sunulan aklı karışık bir serencam diyebilirim. Çünkü okurken zorlandığım kimi noktalar aklıma geldikçe 'bu kitabı bir kez daha okumalıyım' dedim.

Ayrıntıların çokluğu, kişilerin sürekli artışı bir süre sonra zihni karıştırabiliyor. Bunun da üzerinde en büyük etmen tabiki kitaba hakim olan konunun yani yazarın yazarlık sürecindeki olagelen durumlar ve yazım deneyimiydi. Yataktan çıkmaksızın habire yazan, karalamalar yapan, kendini o dört duvar arasında gerçekleştiren bir yazarın deliliğe vardıracak ölçüde kendini kaybetmişliği de konu üzerinde hakimiyeti sürdürüyor.

O'Brien'ın ilk kitabı olmasından ötürü elbet teknik kusurları olabilir, okuru kitapla özdeşleştiremeyebilir. Fakat mevzu bahis avangartlıksa evet bu kitaba avangart diyebilirim. James Joyce gibi kült bir yazarın izinden giderek onu bir 'edebiyat babası' olarak addetmesi O'Brien'ı ve Ağaca Tüneyen Sweeny’i zirveye çıkarabilir.

İrlandalı yazar O'Brien'ın yazarlık ve yazma sürecini kaygıladığı, kaleme aldığı ilk eseri Ağaca Tüneyen Sweeny’i farklı bir okuma deneyimi açısından beğenip ilgi duysam da sanırım bir pürüz bulunmakta. Fakat bu pürüzü pek de hissettirmeyen şöyle bir özelliği var: Kitabın içerisine hakim olan yerel kültür özellikleri. Kanaatim dahilinde bir yazarın, yazdığı esere kendinden, toplumundan, kültüründen ve değerlerinden bir şeyler katması, yansıtması o eseri daha çok zirveye çıkarır.
Bu postmodern roman, okuyucuyu tuhaf ve fantastik dünyalara sürüklerken, tanıtılan karakterlerin gerçeküstü konuşmaları ve yaşamları insanı ters köşeye yatırıyor. Ülkesini terk etmeyen ancak edebiyat için konan katı kurallara ve sansüre bu şekilde bir yazım tarzıyla karşı koymuş Flann O' Brien, saygıyı ve daha fazla tanınmayı hak ediyor. Zorlu ancak keyifli bir okuma vadediyor Üçüncü Polis...
"...vallahi, eğer sokaktaki adamın sizi anlamasını istiyorsanız, çok çok yavaş gitmelisiniz. bir salyangoz bile hızlı gelir ona, bir salyangoz bile ona nal toplatabilir."

Çevirmesi çok zor bir kitap olsa gerek. zira İrlanda dilindeki kültürü bizim dilimize çevirince şiirler biraz anlamsız kalıyor fakat buradan bile İrlanda kültürünün ne kadar absürt ve mizah dolu bir kültür olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Kurmaca içinde kurmaca içinde kurmacanın karşılığı bir roman. Kendinizi bir romanın içinde bulurken sanki esas elinde tuttuğunuz romanın içindeymiş gibi hissediyorsunuz, orada yazan harfler oluyorsunuz resmen.
Ağaca Tüneyen Swenny
Bütüne anlamını veren parçaların toplamıdır ve bütün her zaman parçaların toplamından fazladır.Bu söz o kadar hoş anlatıyor ki ..cevirmenimiz kitabı benimsemiş ve bize bu konuda on ayak olmuştur ..peki size bir soru sormali..lanetlenen bir insan kuş olur mu ,kuş oldu diye her türlü aksilik bu kuşa mi rastlar ..tamam yorucu oldu .. Başka bir soru ruh olsaydınız kimin cebine girip onun hayatını mahfedersiniz.. Düşünün tüm yaptıklarını kusuyorsunuz ama o size hicbir şey yapamıyor ..elinde ki bıçaklar silahlar sizin üzerinizde anlam kazanmıyor ..ama sen durmaksızın konuşuyorsun ...ışte insanoğlu ne kadar yuksek bir baskiya girerse girsin kalbindeki ruh doğruyu yanlısı söyler .. Geçmişteki hataları haykırır adeta ..otoriteye karşı kendi otoriteni kaybedebilirsin ..peki bu senin yenilmen mi oluyor ..kişiliğinden taviz veren insanlar birbirine mi dönüşüyor ..ve sen bu aşağılık sisteme yalnız şiirler methiyeler mi yazıyorsun..ışte tam bir labirent ..şölen gibi adeta ..parcalarinizi parça olarak birakmayiniz ..bütün anlamlı ve özeldir..sorularda her ne kadar babam pasta yapmayı nerden biliyor tonu olsada ruhunuzda bir çalkantı oluşturabilmek dileğiyle ..
Alıntı
Sanat sanatı gizlemek içindir.
Çünkü her şey değişir ve diğerine yol verir
Cevaplar sorular kadar önem taşımaz
İsmi, kapağı ve hakkında söylenenlerle beni çeken bu kitap; söylenen her şeyi sonuna dek hak ediyor ama gördüğüm kadarıyla hak ettiği ilgiyi görememiş okuyucular tarafından. Okuması, özellikle dipnotların kendi içerisinde anlattıklarıyla, zaman zaman zorlasa da ben ana konuya daha ilgiliydim ve akıp gitti. En başından itibaren okuyucuyu bir düşünme ve sorgulama sürecine itiyor. Bu, benim böylesi kitaplarda çok hoşuma giden bir şey olduğu için bir kağıda not ala ala okudum. Kitabı okurken tadınızı kaçıracak bir şeyden bahsetmeyeceğim, alınan bu notlar kitabın sonunda beni sadece gülümsetti.
Kitabın diliyle ilgili olarak, dönemin sansür ağından kaçabilmek için öyle güzel bir yol izlemiş ki yazar bunu takdir etmemek imkansız. Sahip olduğu mizah belki herkese hitap etmeyecek ama ben beğendim.
Kurgunun vardığı nokta ve her şeyi anladığınız an ise "Evet, ben gerçekten iyi bir yazardan güzel bir roman okudum" diyebiliyorsunuz, bence en güzeli bu.
Ve son olarak, önümüzdeki birkaç gün bisikletlere farklı bir gözle bakacağım kesin.
Yazar Flann O'Brien'ın, Joyce ve Beckett ile birlikte İrlanda'nın yetiştirdiği üç büyük yazardan birisi olduğu bahis mevzusu. Fakat Irish Times'da müstear isimle yazdığı köşe yazarlığına kendisini daha fazla kaptırdığından dolayı romanlarıyla adından fazla söz ettirememiş.
Öldükten sonra değeri biliniyor ve bu yıllar da post-modernizmin başlangıcına denk düşüyor.
Edebiyatın post-modernizm'e kapılarını açmasına neden olan hususlardan birisi de sansürdü. Sansürle engellenen yazarlar sürreal ve fantastik dünyalar yaratmışlardır. Bu fantastik dünyalar, devletlerdeki trajik olguları hedef alır. Yazarlar bu yolla kendilerini gerçekleştirirler. Bu romanında O'Brien, polisler üzerinden eleştirisini yapar.
Yazar, kahramanın ölü olmasının romanın sonunda anlaşılmasının edebiyatta o güne kadar görülmemiş olduğunu kendisi de dile getirir. Bu özellik de modern edebiyata dahil olmasını sağlayan bir yöndür bu roman için. Diğer bir ifadeyle trajik olanla komik olanın keskin bir çizgiyle ayrılamaz oluşu, modern romanların önemli özelliklerindendir.
Kendi yorumuma geleyim: Aslında modernleşen dünyada makineleşen insanı bisikletin temsil etmesi güzel bir örnekti. Ama ben sevmedim bu romanı. Kurguyu sevmedim, akışı sevmedim. Bazı dipnotlarla okuyucuyu kendinden uzaklaştırmayı daha sonra da tekrar kendisine hızla dönmesini hedefliyormuş. Bir romanda bu kadar Ali Cengiz oyununa gerek olmamalı. Olursa da beni çekmiyor kendisine. Etkileyici olmak burada devreye giriyor benim için. İster anlattığı olayla olsun ister bilinen bir olayı herkesten farklı anlatmasıyla olsun okuyanı esir etmeli roman.

Yazarın biyografisi

Adı:
Flann O'Brien
Tam adı:
Brian O'Nolan
Unvan:
Roman Yazarı
Doğum:
5 Ekim 1911
Ölüm:
1 Nisan 1966
Gerçek adıyla Brian O'Nolan on iki kardeşin üçüncüsü olarak 5 Ekim 1911'de bugün Kuzey İrlanda sınırları içinde kalan Tyrone kontluğunun Strabane ilçesinde dünyaya geldi. Yaşadıkları yerde İrlandaca dilinde eğitim veren bir okul bulunmadığından, çocuklarının İngilizce dilinde eğitim almasını istemeyen babasının tercihiyle on iki yaşına kadar evde eğitim aldı. 1922'de ailesiyle birlikte Dublin'e taşındı. 1929'da Dublin Üniversitesi'ne başlayarak edebiyat okudu. Yaratıcı dehasının ilk örneklerini öğrencilik yıllarında katıldığı münazara kulüplerinde yaptığı konuşmalarda, öğrenci dergilerinde yazdığı yazılarda, sonrasında 1934'te arkadaşlarıyla kurduğu ve editörlüğünü üstlendiği "Blather" (Zırva) adlı dergide sergiledi. Bu dergilerde "Brother Barnabas" takma adıyla yazılar yayımladı. 1935'te İrlanda Kamu İdaresi'nde göreve başladı ve emekli olduğu 1953 yılına kadar çeşitli yerel hükümetlerin özel sekreterliğini yaptı. İlk romanı "At Swim-Two-Birds" 1939'da yayımlandı. Samuel Beckett ve James Joyce romandan övgüyle bahsettiler. İkinci romanı "Üçüncü Polis" yayınevleri tarafından geri çevrilerek yazarını büyük hayal kırıklığına uğrattı (yazarın ölümünden sonra 1967'de basıldı). 1941'de İrlandaca yazdığı "An Béal Bocht/The Poor Mouth" adlı üçüncü romanını yayımladı. Bundan sonra yaklaşık yirmi yıl hiç roman yazmadı. 1940 yılında "Irish Times" gazetesinde "Myles na Gopaleen" takma adıyla köşe yazıları kaleme almaya başladı. Otuz yıl boyunca "Cruiskeen Lawn" (Dolup Taşan Minik Küp) başlıklı köşesinde neredeyse her gün yazdı. Bu yazılar yazarın ölümünden sonra "The Best of Myles", "The Hair of the Dogma", "Further Cuttings from Cruiskeen Lawn" ve "At War" adlı kitaplarda bir araya getirildi. Ölümünden birkaç yıl önce tekrar roman yazmaya başladı ve 1962'de "The Hard Life" (Zor Hayat), 1964'te "The Dalkey Archive" (Dalkey Arşivi) adlı romanları basıldı. 1 Nisan 1966'da Dublin'de öldü.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 42 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 46 okur okuyacak.