Frank Herbert

Frank Herbert

Yazar
9.0/10
300 Kişi
·
653
Okunma
·
75
Beğeni
·
4.249
Gösterim
Adı:
Frank Herbert
Tam adı:
Frank Patrick Herbert
Unvan:
Amerikalı Bilim Kurgu Kitapları Yazarı
Doğum:
Tacoma, Washington, ABD, 8 Ekim 1920
Ölüm:
Madison, Wisconsin, ABD, 11 Şubat 1986
Küçüklüğünden beri yazar olmak istemiştir. 1938'de üniversiteden mezun olmuş, 1939'da Glendale Star adlı gazetede yazarlık kariyerine başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında yazarlığa altı ay kadar ara vermiş ve Amerikan Donanması'nda fotoğrafçı olarak çalışmıştır, ancak bu görevi sağlık sebepleri ile ordudan ayrılması ile sona ermiştir.

Frank Herbert'in roman yazarlığı kariyeri 1955'te yazdığı Denizdeki Ejderha (The Dragon in The Sea) ile başlamıştır. Adını duyuran ve en önemli eseri olan Dune serisi için ilk araştırmalarına 1959 yılında başlamış ve kitabı tamamlaması altı yıl sürmüştür.

Dune adlı ünlü bilimkurgu serisi ile tanınır.
Dünya dört şeyin üzerinde durur. Bilgelerin ilmi, yücelerin adaleti, haklıların duası ve yiğitlerin cesareti.
Arthur C. Clarke'ın dediği gibi, "Yeterince ilerlemiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez."
Korkmamalıyım. Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür.
Frank Herbert
Sayfa 23 - İthaki
Paul’e bir Bene Gesserit atasözünü söylemişti.’’Din ile siyaset aynı arabada gittiğinde,sürücüler karşılarında hiçbir şeyin duramayacağını sanır.Dümdüz gider,hızlandıkça hızlanırlar.Engelleri tamamen göz ardı eder,körlemesine gidenlerin uçurumu çok geç farkedeceğini unuturlar.’’
Frank Herbert
Sayfa 514 - undefined
Onunla yüzleştik, ama direnmedik.Fırtına içimizden ve etrafımızdan geçti. O gitti, ama biz kaldık.
Rüyalarla mı boğuşuyorsun?
Gölgelerle mi uğraşıyorsun?
Ayakta mı uyuyorsun?
Zaman akıp gidiyor.
Yaşamın çalınıyor.
Boş şeylerle oyalanıyorsun,
Sen ahmaklığının kurbanısın.
Sanırım bu olağanüstü esere inceleme yapmam çok zor olacak, biraz da uzun gelecek ama bu seferlik de böyle olsun. Çünkü yazıldığı tarihin gerçekten çok ilerisinde bir evreni barındırıyor Dune. Semih sana her bilimkurgu klasikleri incelememde teşekkür edeceğim, buna alışmalısın :D (Kendisi bu seriye başlama nedenim, onun incelemeleri olmasa bu seriye başlama cesaretini kendimde bulamazdım :))

Dune okumadan önce iyi bir araştırma yaptım. Yazarı, serinin diğer kitaplarını, karakterleri iyice hazmettim bir gün boyunca. Ve sonra Ekler kısmı ile başladım okumaya. Tavsiyem, Ekler ile başlanmasıdır. Hem olaylar daha net anlaşılıyor hem de karakterler oturuyor zihinde. Okuma şevkimi arttıran bir bölüm oldu Ekler bu nedenle. Sonra İmparatorluk Terminolojisi ile devam ettim, başlı başına farklı bir tarz okuyacağımı bildiğim için bunun önemi büyük oldu. Ve okurken biraz da olsa aklımda kalsın istedim kelimeler. (Her seferinde arka sayfaya dönmeden, bir tur terminolojiyi okuma taraftarıyım bu gibi kitaplarda.)

Bir de karakterlerin ve kelimelerin ayrıntılı açıklamasından, Dune evreninin yaradılış sürecinden, Dune terminolojisinden ve daha birçok şeyden ayrıntıları ile bahseden bir siteden yararlandım. ( http://www.bilimkurgukulubu.com ) Bir kitabı okumaya başlamadan her seferinde bu kadar çok araştırma yapmıyorum tabi. Ama serinin uzunluğu ve okurken geçireceğim vaktin kalitesini arttırmak adına bunları yapmalıydım. Sonuçta bu sadece seriye başlangıç. Uzun bir serüven olacak :)

Klasik Dune serisi 6 kitaptan oluşuyor. (1965 yılında yayınlanıyor ilk kitap ve 1985'de 6. kitapla seri bitiyor. Frank Herbert 1986'da vefat ediyor çünkü.) Ve sonra oğlu Brian Herbert ile Kevin Anderson tarafından 6 kitap daha kaleme alınıyor. Hanedan Üçlemesi ve Cihat Üçlemesi olarak geçiyor bu seriler. Ancak bu kitaplar Dune evreni öncesini anlatır nitelikte kitaplar. İsimleri ise kronolojik sıra ile şöyle;
"Atreides Hanedanı" (1999)
"Harkonnen Hanedanı" (2000)
"Corrino Hanedanı" (2001)
"Butleryan Cihadı" (2002)
"Makinelerin Seferi" (2003)
"Corrin Savaşı" (2004)
Yine Brian Herbert ve Kevin Anderson seriye iki kitap daha ekliyor. Bu kitaplar da yarım kalan ilk 6 kitabı sona erdiriyor. Ama henüz Türkçe'ye çevrilmediler.
"Hunters of Dune" (2006)
"The Sandworms of Dune" (2007)
Bunun dışında da kitaplar mevcut. Ayrıntılı bilgi için; ( http://www.bilimkurgukulubu.com/...gi-sirayla-okunmali/ )

Bu kadar bilgi yeterli gelecektir sanırım. Biraz da uzun oldu zaten. Ama merak edenler için açıklama olsun istedim sitede.

Kısaca kitaptan bahsedeceğim. İpucu vermeyeceğim yine, kırılma noktalarını okuyacakların keşfetmesi taraftarıyım. Bir çöl gezegenidir Arrakis. Üzerinde yaşayan halk tarafından Dune olarak anılmaktadır gezegenin adı. Ve bu gezegende Melanj adında bir baharat bulunmaktadır. Bu baharat hem insan bilincini hem de psikolojisini etkilemekle beraber galaksiler arasında da seyahat etmeyi sağlar ve aşırı kullanımında uyuşturucu etkisi vermektedir. E tabi bu durumda baharat çıkarma işlemi oldukça önemli. İmparator baharat çıkarımı işlemini Harkonnen Hanedanı'nın elinden alıp düşmanları Atreides Hanedanı'na verince olaylar bir anda karışır. Bütün bunların yanında kitabı benim açımdan zevkle okunur hale getiren ve bu güzel serinin baş kahramanı Paul Atreides'i unutmak olmaz. Atreides Hanedanı Dükü Leto ve eşi Leydi Jessica'nın (Jessica bir Bene Gesserit'tir. Bene Gesserit, Dune evreninde kadınların oluşturduğu bir kardeşlik grubu. ) oğullarıdır Paul. Harkonnenler tarafından hazırlanan bir tuzakta Dük Leto ölünce, Paul ve Jessica kaçarak Fremenler'e sığınır. Fremenler'i de anlatsam buralar roman olur :D Göçebe bir halk olduğunu söylemek yeterli. Paul zaman geçtikçe Fremenler arasında liderliğini belli eder, Fremenler'i esaretten kurtaracak kişi ve onların peygamberi olmuştur. Kendisine Muad'dib adını seçer, zor şartlara göre evrim geçirmiş çöl faresi anlamına gelir Muad'dib. Ve babasının intikamını almak için bir cihat başlatır.

Kısaca bahsedeceğim derken bile yazdıkça yazdım. Okuyanlar bilirler ve okuyacaklar da görecekler, ne yazacaklarının ne de düşüncelerinin sonu var Dune efsanesinde. Bu da okuma heyecanımı arttıran bir etken oldu. Bu yazılanların sadece kısa bir özet olduğunu bilerek okuyabilirsiniz incelemeyi. Çünkü Dune, bundan daha fazlası.

Eser 712 sayfa ancak hem akıcı hem de gerçekten büyük bir zekanın ürünü. Olayları kavradıktan sonra okunması kolaylaşan, hızla ilerleyen bir kurguya sahip. Bu evreni mutlaka keşfedin dostlarım. O zaman gelsin ikinci kitap :)
Dune serisine ikinci kitap ile tam gaz devam! İthaki'nin bence en güzel yanlarından biri kapak tasarımı. Her seferinde kitabı elime alırken mutlu ediyor görüntüsü beni. Kelime hatalarına rastlasam da bu seriyi İthaki'den okuyup kütüphaneme yerleştirmekten keyif alıyorum.

Dune Mesihi yine ilk kitap gibi birçok ders verici cümleye sahipti. Dikkat ettiğim birkaç sözü yazarak başlamak istiyorum;
* "Bir insanın sesi, kendisine ait olmalıdır. Kendi tınısının içine gizlenmiş, başka bir adama ait mesajlar taşımamalıdır."
* "Güçlü duyguların ilk kurbanı akıldır."
* "Korku akıl katilidir. Korku toptan yok oluşu getiren küçük ölümdür."
* "Güç, çok fazlasını elinde tutanı izole etme eğilimi gösterir."
* "Akıllı insan kendini biçimlendirir… Aptallar yalnızca ölmek için yaşar."

Bu cümlelerden daha fazlası vardı yine Dune Mesihi'nde. Gelelim ikinci kitabın konusuna. İlk kitapta tüm gezegeni kontrol almıştı Muad'Dib ve İmparator olmuştu. Bu gelişmelerden on iki yıl sonrasını anlatıyor Dune Mesihi. On iki yılda, Paul'un imparatorluğunu kabul etmeyen 61 milyon insan öldürülmüştür. Gezegendeki her yere olmasa da bazı yerlere su gelmiş ve yeşillikle kaplamayı başarmıştır Fremenler. Tabi yine Paul'un büyük desteği ile. Ancak bu gelişmeler bile Paul'un kendini sorgulamasına engel olamamıştır. Ve insani yönü, duyguları daha fazla ortaya çıkmaya başlamıştır.

İlk romanda az rastladığımız Sima Dansçıları'na, Tleilax'lara Dune Mesihi okurken çok fazla rastlıyoruz. Onların yeteneklerini, düşüncelerini daha çok okuyoruz ve öğreniyoruz. Paul'u çok sevsem de favorim olan Duncan Idaho ile bir kez daha karşılaşmak beni mutlu etti. Ancak bu karşılaşmanın da bir nedeni vardı tabi ki... Bir yanda Bene Gesserit rahibesi ve Sima Dansçıları, diğer yanda tahta çıkmasını sağlayan karısı Irulan vardır Paul'un karşısında. Chani'ye olan sevgisi belki de tek iyi yanıdır hayatının.

Roman boyunca Muad'Dib hem kendisini hem de gezegende yaptıklarını sorguluyor. Fremenler tarafından kabul görüp görmediğini, mesih olmanın nelere mal olduğunu düşünüyor sürekli. İlk romandan farklıydı demiştim, işte fark da burada başlıyor. Paul kendisini sorguladıkça insani yönleri, aşkı, dini inançları da ortaya çıkıyor. Bu da okuyucuyu oldukça etkiliyor bence. (Etkilemeli!) Çünkü, o kendinden emin kahramanın, özünde ne kadar farklı olduğunu görüyor okuyucu.

Serinin diğer kitaplarında böylesine güçlü duygularla karşılacak mıyım bilmiyorum. Gerçek Paul ile Dune Mesihi'nde tanıştığımı düşünüyorum. Bir an önce üçüncü kitabı elime almak istiyorum :) Seriyi okumayanlar, çok şey kaybediyorsunuz bilesiniz :)
Nihayet Dune'u okuyabildim. Hep merak ediyordum; çünkü çok fazla övülen bir eser Dune. 1965'te yazıldığına göre, bugüne dek klasik özelliğini sürdürmüş olması da önemli. Kitabı rahatça okudum, bunun bir sebebi de iyi çevirisiydi galiba. Seriyi sevenler daha çok ilk kitaba odaklanarak devam kitaplarının kademe kademe çıtayı düşürdüğünü söylüyor genelde, ancak neredeyse 20 seneye yayılan bir yazma sürecinde inişler çıkışlar olması çok doğal. Bir arkadaşım Dune'un en önemli özelliğinin aslında kendine özgü bir evren yaratabilmiş olması olduğunu söylüyor, bunu yapabilen eserlerin sayısı azdır, diyor. Evrendeki imparatorluğun ve hanedanların müptelası olduğu, ömrü uzatıp insana geleceği görme özelliği vb güçleri dahi verebilen melanj baharatının bulunduğu bir çöl gezegeninde peygamberlik, iman, iktidar ve adalet mücadelesinin verilmesini anlatıyor kitap. Çöl gezegeni Dune'da gizlice yaşayan bir halk olan Fremenler aslında Arapları, müslümanları; bütün evrenin uğruna birbirini yediği melanj baharatı da petrolü temsil ediyor gibi. Kitap boyunca karşımıza çıkan Arapça isimler, İslâmi işaretler, sözcükler, kavramlar ister istemez Batı'nın ortadoğuya, İslâm ülkelerine bakışına da işaret ediyor sanki; yok edilmesi kolay, dinle çekip çevrilebilecek ve kendine özgü tuhaf gelenekleri olan Fremenler bütün zamanların peygamberi, lideri olan Muad'Dib'i bekliyorlar, ama Muad'Dib'in Fremenlerden çıkmaması kadar doğal ne olabilir ki? Kitap bir peygamberin doğuşunu anlatırken bir ekoloji önerisinde de bulunuyor: Baş karakterimiz Paul'ün çöl gezegene dair yemyeşil düşleri ve tasarıları dikkat çekiyor. En az baharat kadar elzem olan su ise sanki bugün yaşanmaya başlayan su kıtlığının insanlara yaşatacağı cehennemin fragmanı gibi duruyor. Kitap elbette bu yazdıklarımdan çok daha fazla olay karmaşığı ile dolu.

Kitapta en sevdiğim şeylerden birisi karakterlerin iç seslerini duymamızdı. Beni kitabın sonlarına doğru artık çekmemeye, etkilememeye başlayan neydi bilmiyorum açıkçası. Klasikleri okuyamıyor muyum, yoksa kitabın gerçek meselelerine nüfuz edemediğim için bunalıyor muyum, karakterler mi beni çekmedi, hâlâ emin olamadım. Yine de bilim kurgu seven herkese öneririm.
Uzun bir ara sonrası nihayet Dune serisine devam edebildim. Sanki hiç bırakmamışım, hemen ertesi gün üçüncü kitaba geçmişim hissine kapıldım okurken. Büyük beklentilerle başlayıp, beklediğimden daha fazlasını bularak kapattım kitabı yine.

Serinin ikinci kitabını incelerken; daha çok kahramanların insani yönlerine yer verildiğini, onların psikolojik durumu hakkında birçok şey bulacağımızı yazmıştım. Ve bu da seriyi benim açımdan keyifli ve merak uyandırıcı hâle getirmişti. Şimdi Dune Çocukları ile her şey daha da güzelleşti, daha iyisi olamaz derken oldu!

Uzatmadan Dune Çocukları konusundan bahsedeyim. (Yazdıklarım tabi ki kitap hakkında öyle aman aman bilgiler içermez. Rahat rahat okuyabilirsiniz bu nedenle.) Muad'Dib'in çöle gidişinin ardından dokuz yıl geçmiş, çocukları Leto ve Ganima dokuz yaşına basmış ve artık imparatorluk yönetimi kız kardeşi Alia'ya geçmiştir. Baharat üretimi gittikçe artmış ve hatta Arrakis çöl olmaktan çıkmaya, yeşillenmeye başlamıştır. Yönetimi alan Alia hem kendisiyle hem de "içindeki" diğer insanlarla baş etmek zorundadır. Paul'un geleceği görme gücü çocuklarına da geçmiştir ve ayrıca imparatorluk birçok eski olayla da başa çıkmak durumunda kalacaktır. Leydi Jessica'nın da gelişiyle (bence) ortalık daha çok karışmaya başlamış, bu da yetmez gibi çölden gelen kör bir "Vaiz" ortaya çıkmıştır. Hem Paul'un dini ve öğretileri hem de imparatorluğun geleceğine dair söyledikleri ile herkesi etkilemeyi başaracak mıdır?

Geçmişte yaşanan olayların tekrar gün yüzüne çıkması ile daha da heyecanlı bir hâl aldı Dune Çocukları. Atreides'in Corrino Hanedanı'nı yenmiş ve yönetimi almış olması, hanedanı tetikte beklemeye yöneltmiştir. Dolayısıyla Muad'Dib soyundan kimse kalmazsa bu Corrino'ların işine yarayacaktır. (Hanedan Üçlemesi'ni okuma vaktim gelmek üzere, artık farkındayım.)

Dune Çocukları'nda, yazdıklarımın dışında bizleri
*Paul'un çocuklarının şaşırtıcı gelişimi
*Atreides soyunun başına daha neler geleceği
*Arrakis'in ve dolayısıyla Fremenler'in kaderi hakkında yeni olaylar bekliyor!

Benim yorumuma gelirsek; gittikçe daha iyi oluyor Dune serisi. Okuduğum her kitaptan farklı, yeni kelimeler ve bilgiler edindiğim bu seriyi çok seviyorum. Hızla çeviriyorum sayfaları, bir süreliğine soyutluyor dünyadan beni... Daha okuyacak çok şey var bu seride. Hanedan Üçlemesi'ni daha mı önce okusaydım düşüncesi sardı bu kitapta beni. Hemen edineceğim, yavaş yavaş tüm seriyi okuyup bitirmek planım. İthaki Bilimkurgu serisini kitaplığımda görmeye öyle çok alıştım ki Dune serinin diğer kitaplarını da bassınlar istiyorum, seriyi bozmak istemiyorum açıkçası. Çeviri güzel, kapak güzel, tasarım daha güzel. Dolayısıyla bunu istemek hakkımız bence :) Dördüncü kitabı okumak için gün saymalar başlasın o halde!
Kendi evreni olan kitaplara bayılıyorum. Bu kitap da onlardan biriydi. Diniyle, diliyle, gelenekleriyle, efsaneleriyle ve tarihiyle tamamen ayrı bir dünya yaratmış yazar. O yüzden okumaya başlamadan önce hakkında kısa bir araştırma yapmanız, hiç değilse arkasındaki ek bölümleri önceden okumanız iyi olur. Çünkü kitabın içinde konuyu kesip olan biten açıklanmıyor. Örneğin Butleryan Cihadı'dan sonra şöyle oldu diye anlatılıyor ama Butleryan Cihadı'nın ne olduğu, nasıl ve neden geliştiği tam anlatılmıyor. Satır aralarından hakkında üstünkörü bir bilgi edinilebiliyor sadece. Kitabın arkasındaki ek bölümlerde Dune gezegeni, dinler, soylu hanedanlar ve çeşitli siyasi oluşumlar hakkında kısaca bilgiler ve sözlük var. Kitabı okurken Dune'u Arabistan olarak düşündüm. Sadece çöl ikliminden dolayı değil; beklenen bir peygamber olması, bunun önceden bildirilmesi, bu peygamberde çeşitli işaretlerin görülecek olması, daha sonra bu peygamberin kendi bildiklerini halkına öğretmesi ve düşmanlara karşı koyması bana Hz. Muhammed'i fazlasıyla çağrıştırdı. Zaten Fremenlerin kullandığı bazı sözcükler şöyle: Bedeviyân/İhvân Bedeviyân, bilâ-keyf, seyyidina... Sadece İslâm esintileri mi var, hayır. Örneğin kabul gören dinlerden birinin kitabı Turuncu Katolik İncili.
Hikaye Arrakis denilen çöl gezegeninde geçmektedir. Gezegenin yerlileri Fremenler Dune der bu gezegene. Melanj denilen, diğer hiç bir gezegende bulunmayan çok değerli baharat ile gezegen önemli bir ticari değere sahiptir. İmparatorun emriyle Dük Leto Atreides gezegenin yönetimini alır ve hanesiyle birlikte bu gezegene yerleşir. Ancak gezegenin eski yöneticisi olan Harkonnen Hanedanı bir suikast düzenler, dükü ve tüm soyunu öldürtür; kargaşa sırasında kaçmayı başaran oğlu Paul ve onun annesi dışında. Paul yaşanması imkansız denilen Fremen çölünde saklanır, Fremenler onları bulana dek. Dışdünyadan birilerini kolay kolay aralarına almayan yerliler Paul'ün yüzyıllardır beklenen, dünyalarını cennete çevirecek olan mesih olduğunu farkedince işler değişir. Tüm evreni etkileyecek olaylar böyle başlar.

Bir de kitabın bilimkurguyla karışık fantastik bir kitap olduğunu söylemeden geçemem. Neden bilimkurgu kategorisine alındığı çok açık ancak içinde barındırdığı fantastik öğeler ve bilimkurguya farklı bir yönden yaklaşması bu kitabı diğerlerinden biraz ayırmış.
Öncelikle Semih Bey'in İthaki Yayınları okumalarından feyz alarak kitabı okuduğumu bildirmek isterim.Gerçekten de pişman olmadım.

Altı kitaplık bir serinin ilk kitabı olan Dune,1965 yılında Frank Herbert tarafından kaleme alınmıştır ve üç bölümden oluşmaktadır.Yazarın hayat görüşünün etkileri de eserinde görülmektedir. Budizm ve çevrebilim alanlarına ilgisi Herbert’ı uzay evren, ruhsal boyut ve çevre üzerinden yola çıkarak bilim kurgu özelliklerine sahip Dune evreninin kapılarını bizler için açmaya yöneltmiştir. Aslında bir kurgu kitabı deyip geçmemek de lazım.Yaşadığımız dünyadaki kavramlar,olaylar farklı isimler ve terimlerle de olsa aynı şekilde gerçekleşiyor.

Dune evreni,imparatorluk tarafından yönetilen feodal bir yapıya sahiptir.Büyük ve güçlü iki Hanedan vardır:Atredies ve Harkonenn. Atreies Hanedanı,Dük Leto ve bir Bene Gesserit rahibesi olan Jessica tarafından yönetilmektedir.Büyük bir planın parçası olarak İmparator tarafından Dük Leto Arrakis gezegeninin yöneticisi olur.Bu durumdan hoşlanmayan Harkonenn hükümdarı Vladimir bir savaş başlatır.Çok kanlı ve şiddetli olan bu savaş,Dük Leto’nun ölmesiyle fakat Jessica ve oğulları Paul’un kurtulmasıyla sonuçlanır.Böylece Paul Atreides’in Paul Muaddib’e dönüşüm yolculuğu başlamış olur.

Ufak bir girişten sonra sırayla Arrakis gezegeninin çevresel ve ticari yapısına değinmek istiyorum.
Arrakis çorak topraklardan oluşan diğer bir tanımlamayla bir çöl gezegenidir.Su oldukça değerli ve nadir bulunur.Bu yüzden çok zor yaşam şartları vardır.Bu gezegende yaşayanlar vücutta oluşan sıvıları suya dönüştürebilen damıtıcı bir giysiye muhtaçtırlar.Yoksa ölüm kaçınılmazdır.
Ayrıca gezegen çok önemli bir bir zenginliğe –baharat kaynağına sahiptir.Bu durum da güç savaşlarına yol açmaktadır.Melanj adıyla da bilinen bu madde geleceği gösteren bir içeriğe sahiptir ve ticareti çok yüksek ücretlerle yapılmaktadır..Nitekim de paranın çok olduğu yerde ticari kurnazlıkların ve ihanetin olmaması mümkün değildir.Bu noktada Lonca Teşkilatı karşımıza çıkıyor.Çıkarları doğrultusunda her şeyi göze alabilecek bir yapıya sahipler.Çekindikleri fazla kimse yoktur.Fremenler dışında.

Göçebe bir toplıluk olan Fremenler,gizli geçitlere sahip mağaralarda yaşayarak çölde hüküm sürerler.Kum solucanlarını avlayıp onları yolculuk için kullanabilecek kadar çöl hayatına adapte olmuşlardır.Kum solucanları demişken biraz da onlardan bahsedeyim.Çölün diplerinde yaşayan,Küçük Yaradan da denilen yarı bitki yarı hayvan niteliğine sahip olan ve vücut atıklarıyla baharat üretimini sağlayan varlığı iç güdüsel olarak koruma görevini üstlenmişlerdir.Yaşam suyu,zehirli bir su,olmadan öldürülemezler.Yaşam suyuna sahip Fremenlerin gücü biraz da buradan geliyor.

Su değerliydi dedik değil mi? İmparatorluk gezgini Kynes’ın araştırmaları ve deneysel çalışmaları sonucunda Arrakis’te Fremenlere ait gizli bir yerde su rezervi bulundurması da apayrı bir planın parçası olarak karşımıza çıkıyor.Yetiştirebilir bitkiler ve yaşanabilir bir Arrakis hayali Fremenleri savaşmaya ve sürekli olarak kendilerini geliştirmeye yöneltiyor.

Bir önemli taraf da Bene Gesseritler’dir.Bir tür rahibe okulu olarak geçer fakat amaçları farklıdır.’’Kutsal Heidatz’ diye adlandırdıkları bir kişiyi planlı bir üreme yoluyla dünyaya getirmektir.Birden fazla yerde bulunan ve uzay zaman kavramının dışına dahi çıkabilecek bir insanı yaratmak ve yarattıkları insanla güce sahip olmak hedeflerini uzun vadede planlarla güçlendiriyorlar.Fremenlere ,sömürgelerdeki misyonerlik misali;bir rahibe Ana göndererek idealarını yavaş yavaş işleyerek zamanı geldiğinde Fremenlerin yanlarında olmasını sağlamak da planların bir diğer kısmı.

Jessica tüm kurallara karşı gelerek aynı efsanenin peşinden giderek Paul’ü dünyaya getirmiştir.Paul Bene Gesseritler için ’Kutsal Heidatz’ Fremenleri içinse Lisan-ül Gayb.Bir efsanenin şekil almış hali olan henüz 15 yaşındaki Pauldür aslında.Annesi tarafından özel olarak yetiştirilmiştir.Büyük savaştan kaçıp kurtulduğunda Fremenlerle birlikte çölde yaşayarak hem kendi mücadelesini vermek hem de babasının intikamını almak için kendini geliştirmiştir.Bu aşamaları geçerken de bir çok kayıp vermiştir

Kitap için düşüncelerime gelirsek,Frank Herbert’ın ,Paul’ün Dük Leto’nun oğlundan bir Mesih olma aşamalarını anlatırken yarattığı kurguyu gerçekten de çok beğendim.Kimi zaman kafam karıştı;kimi zaman sa şaşırdım.712 sayfa bir kitap olmasına rağmen çok akıcı bir dil ve iyi bir kurgu olması sayesinde kitap alıp götürdü beni.Bu da yazarın kabiliyetinin ne kadar yüksek olduğunun bir göstergesi.Kendisine ait bir terminolojisi olmasından dolayı bir terim sözlüğüne sahip olması iyi bir detay olmuş.Ayrıca Dune ekolojisi ve tarihi hakkında da ek bölümleri okumak faydalı olabilir.Çünkü kitabın bazı yerlerinde e biraz karmaşa oluyor.
Bilim kurgu sevenler için Dune gerçek bir hazine zannımcaAyrıca kitap araştırmasını yaparken filminin de olduğunu gördüm.Merak edenler için linki de ekliyorum.

https://www.fullhdfilmizlesene.org/...-altyazili-izle/tek4
"Yüzüklerin Efendisi dışında bu kitapla kıyaslanacak başka bir kitap yok." Arthur C. Clarke

Sonunda! Haftalardır kütüphanemde diğer üç kitabıyla birlikte duran, kalınlığıyla bana meydan okuyan, muazzam kapak tasarımı ile sürekli elime alarak sağına soluna bakmamı sağlayan bu kitabı sonunda okumuş bulunmaktayım. Kapak tasarımını sevmeyenler olabilir ama ben böyle minimalist tasarımlara bayılıyorum, ithaki yayınevinin bilimkurgu serisinin tüm kitaplarına bayıldığım gibi.
Neresinden başlayacağımı bilemiyorum inanın. Kitabın son bölümlerinde imparatorluk terminoloji, olayın geçtiği Arrakis (Dune) gezegeninin yaşayış, din ve Bene Gesserit rahiplerinin kim olduğu ile yaşayış amacının bir özeti bulunmakta. Önce buraya bir göz gezdirmekte fayda var. Çünkü muazzam bir kurgu var karşınızda millet. Yazarken bile ağzım sulanıyor. Şunu kesin söyleyebilirim; İthaki' nin tüm bilimkurgu serisi bir tarafa bu kitap bir tarafa (bakın seri bile demiyorum). En iyisiydi.
Bir imparatorluk mevcut. Gezegen valileri olan Baron' lar bu imparatora bağlı olarak yaşamını sürdürmekteler. Caladan' ın Siridar beyi olarak yöneten Atreides hanesi lideri Leto Atreides imparatorun talimatı üzerine ismi Arrakis olan ancak gezegende yaşayanlar tarafından Dune olarak adlandırılan bir çöl gezegenine Dük sıfatıyla atanması yapılır. Daha önce burayı yöneten hanedan olan Harkonnen hanedanı ile geçmişte yaşanan bir olay gereği hasımlıkları bulunmakta. Tabi ki bu gezegenin en önemli durumu (tüm imparatorluğu etkileyen) "Melanj" isimli baharattır. Bu baharatın leziz özellikleri bulunmakla birlikte, fazla kullanıldığında uyuşturucu etkisi de var. Zaten bu baharat yüzünden oluyor her ne oluyorsa(kitapta açıklaması mevcut). Her neyse, Atreides hanedanı Dune' a gelir ve olaylar başlar efendim. Bundan sonrasını anlatmayayım tadı kaçar gibime geliyor. Siz deneyimleyin.
Yahu yazar bey, bu nasıl bir kurgu, terminoloji, efsaneler . . . Siyaset, aşk, lobi faaliyetleri, ajanlıklar, din... Ve tüm bunların kusursuz bir şekilde olaylara yedirilmesi. İnanılmaz ya, gerçekten inanılmaz.
Eğer daha önce İthaki' nin bilimkurgu serisini okumuş ancak beğenmemiş iseniz, bu kitabı kesinlikle seveceksiniz, adım gibi eminim. Sanırım ilk defa bu kadar uzun bir inceleme yaptım ama kesinlikle değdi, bu seriye değer. Hatam, eksiğim atladığım yerler olmuştur, affola. İyi okumalar efendim.
İlk olarak herkese iyi günler diliyorum yaklaşık 35 kadar kitap okusam da bir türlü kitap incelemesi yapamazdım kendim de tecrübesizlik hisseder ve kitap hakkımda düşüncelerimi kendime saklardım ama artık bir yerden başlamak gerektiğini düşünüyorum ve Dune incelememe başlıyorum.

Sanırım başlamadan önce şunu da söylemem gerekiyor ki bence gayet önemli bir durum kitabı almadan önce diğer incelemeleri okurken bir arkadaşımız kitabı daha iyi anlamamız için "Ekler" bölümünü okursak daha iyi olur demişti ve ben de pek dikkatli olmadan o kısmı da okumuştum neyse ki aklımda pek bir şey kalmamış çünkü ekler in 4. kısmında(4. Ek) kitap hakkında spoilerlar içerdiğini düşünüyorum yani eğer kitabı alacaksanız ekleri okurken dikkatli olmanızı öneriyorum.

"İthaki Bilim Kurgu Klasikleri" serisinde okuduğum 3. kitap olan Dune gerçekten de 20. yüzyılın en iyi bilim kurgu kitabı seçilmeyi hak ediyor, gerek büyükçe evreni, gerek karakterler arasındaki ilişki gerekse de Frank Herbet'in olayları mantık hatası olmadan bağlayabilmesi kitaba çok iyi diyebilmem de önemli etkenler oldular.(İthaki'nin müthiş çevirisini de unutmayalım.)

Kitabın konusu ve hikayesi hakkında biraz özet geçebiliriz artık
Bir gezegen var ki-Arrakis(Dune)- bütün evrenin elde etmek istediği bir uyuşturucuyu(Melanj) elinde tutuyor bu uyuşturucunun en önemli özelliklerinden birisi ise yaşlanmayı geciktirmesidir.
Dune gezegeninin İmparatorluk'un emriyle Harkonnen hanedanlığından alınıp Atreides Hanedanlığına verilmesiyle Harkonnen Hanedanlığı oldukça sinirlenir ve Atreides'in Dükü olan Dük Letoyu sinsi planlarla öldürür, aslında burada spoiler verip vermediğimden emin olamadığım için başa spoiler ifadesi koymak istedim, asıl hikaye buradan sonra başlıyor diyebiliriz sanırım Leto'nun ölümüyle birlikte Atreides Hanedanlığı çöker ve yerine Harkonnen Baron'u Baron Vladimir tekrar Dune'u ele geçirir.
Atreides çöktükten sonra Leto'nun oğlu Paul ve annesi Jessica
çöle, Fremenler'e(Çölde yaşayan zor koşullara alışmış çöl insanları) sığınırlar.

Eğer bilim kurguya meraklıysanız ve kitabın uzunluğundan korkuyorsanız size önerim hiç beklemeden gidin ve kitabı alın inanın başladığınız zaman ne kadar çabuk bittiğinin farkında bile olmayacaksınız.
Dune serisinin ilk kitabı olan Dune’da ,Arrakis Gezegeni,Fremenler,Bene Gesseritler ve bir mesih olarak kabül edilen Paul Muaddible tanışmıştım.Serinin ikinci ayağı olan Dune Mesihi’nde ise ilk kitapta çok fazla bahsi geçmeyen Sima dansçıları Ve Tleiaxların ortaya çıkması benim için ayrı hikayelere yolculuk demekti.Yeni güçler,entrikalar,sürpriz konuklar kitabı zevkle okumama yetti.
Gelelim kitaba.Kurgunun başladığı noktadan 12 yıl sonraki Arrakis gezegeni kurgulanmış bu sefer.İmparator mesih Paul,daha da olgunlaşarak gezegeni
yönetmeye aynı zamanda da olası tehlikelere karşı ayakta kalmaya çalışan bir durumla karşı karşıya artık.Suikastler,güç savaşlarıyla uğraşırken iyi bi aşık olma çabasında.Hem dini hem de siyasi lider olarak Paul’ün kendini sorgulamaya başlaması da sık sık kurgunun içinde yer alıyor.
Genel olarak ilk kitaba göre durağan olsa da aynı zeka ve aynı tat var Dune Mesih’inde.Politik ve dini olaylar örgüsü ise çok ustaca yazılmış.Çoğu zaman ise bir ara kitap hissiyatını yaşadım.Daha büyük olaylara bir hazırlık kitabı sanki.Yine de sağlam bir kurgulamayla karşı karşıya olduğumu bildiğim için bu düşüncelerimi geri plana atarak okuduğumda ise çok zevkli bir okumaydı benim için.Dune en beğendiğim serilerden biri olmaya aday.
Son olarak,Kabalcı Yayınevinden okudum.Yazım hataları, İthaki Yayınlarına göre,yoktu.Rahatsız olduğum tek nokta;Paul Muaddib olarak tanıdığım karakterin Paul Müeddib olarak redakte edilmesiydi.
Dune Çocukları kitabıyla yola devam,Bakalım orada neler bekliyor beni:))
Efsane bir bilimkurgu başyapıtı, o bildiğiniz bilimkurgu senaryolarını unutun. Teknolojinin kısıtlandığı bir evrende, teknolojiye muhtaç olan ilkel yaşamın sürdürülmeye çalışılmasında neyin etkisi olabilir ? Makinelerin zekasından yararlanan insanlar kendilerini nasıl yönetebilir ? İlahi bir güçle mi? Kitabın yazıldığı yıla bakacak olursak. “Mentatların” şimdiki yapay zekalar olduğunu söyleyebilir miyiz ? Matematiksel hesaplamalar yaparak hızlı karar verme süreçlerinde danışman görevi gören bu insansı makineler neden olmasın ? Derinlere indikçe ağzınız açık kalacak. İnsanoğlu bir gün kurtuluşu Mesih’in gelişinde aramayacaklar mı ? Cennette “Çöl Gezegenin yeşillendiği şaraplar akan ırmaklarında” hayal etmeyecekler mi ?
Okuyanlar içindi bu söylediklerim. Okumayanlar için ise kitabın yazıldığı yıla dikkat etsinler ve bir an önce okusunlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Frank Herbert
Tam adı:
Frank Patrick Herbert
Unvan:
Amerikalı Bilim Kurgu Kitapları Yazarı
Doğum:
Tacoma, Washington, ABD, 8 Ekim 1920
Ölüm:
Madison, Wisconsin, ABD, 11 Şubat 1986
Küçüklüğünden beri yazar olmak istemiştir. 1938'de üniversiteden mezun olmuş, 1939'da Glendale Star adlı gazetede yazarlık kariyerine başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında yazarlığa altı ay kadar ara vermiş ve Amerikan Donanması'nda fotoğrafçı olarak çalışmıştır, ancak bu görevi sağlık sebepleri ile ordudan ayrılması ile sona ermiştir.

Frank Herbert'in roman yazarlığı kariyeri 1955'te yazdığı Denizdeki Ejderha (The Dragon in The Sea) ile başlamıştır. Adını duyuran ve en önemli eseri olan Dune serisi için ilk araştırmalarına 1959 yılında başlamış ve kitabı tamamlaması altı yıl sürmüştür.

Dune adlı ünlü bilimkurgu serisi ile tanınır.

Yazar istatistikleri

  • 75 okur beğendi.
  • 653 okur okudu.
  • 30 okur okuyor.
  • 814 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları