Frank Schatzing

Frank Schatzing

Yazar
8.8/10
108 Kişi
·
196
Okunma
·
26
Beğeni
·
1.809
Gösterim
Adı:
Frank Schatzing
Unvan:
Alman Reklamcı, Yazar
Doğum:
Almanya, 28 Mayıs 1957
1957 yılında almanya’nın köln şehrinde dünyaya geldi. iletişim araştırmaları üzerine eğitimini tamamlamasının ardından köln'de intevi adlı reklam ajansını kurdu ve 1990 yılında yazarlığa adım atarak pek çok hikaye, novella ve hiciv kaleme aldı. yayımlanan ilk eseri, tarihi bir roman olan tod und teufel’di (1995), 2000 yılında ise bir gerilim romanı olan lautlos yayımlandı. yazarın diğer kitapları arasında ise; mordshunger (1996), die dunkle seite(1997), keine angst (1999), nachrichten aus einem unbekannten universum (2006), die tollkühnen abenteuer der ducks auf hoher see (2006) bulunmaktadır.

schätzing en büyük başarısını, 2004’te yayımlanan der schwarm –sürü adlı romanıyla yakaladı. kısa süre içinde en çok satanlar listesinde yerini alan bu roman aynı zamanda deniz biyolojisi, jeoloji ve jeofizik gibi konulardaki gerçekçi sunumuyla da övgüler topladı; pek çok eleştirmen tarafından bu romanın alman gerilim romanı yazınına yeniden hayat verdiği ifade edildi.
Otuz üç metre boyunda ve yüz otuz ton ağırlığındaki bir mavi balina, dünya üzerine ayak basmış en büyük dinazordan dört kat daha ağırdır.
Frank Schatzing
Sayfa 116 - Resif
Balinaların hayatta kalabilmeleri için su içmeleri gerekiyordu. Yaşam alanları göz önüne alındığında inanılmaz görünebilirdi ama bir balinanın susuzluktan ölme riski, açık denizde bir sal üzerinde tek başına kalan insanla aynıydı.
Frank Schatzing
Sayfa 757 - Resif
Sürü yaklaşık 3 yıl önce keşfettiğim ama baskısı tükendiği için okuyamadığım bir kitaptı. Eylül (2015) ayında yeni baskısı çıkar çıkmaz alıp okudum tek kelimeyle muhteşemdi.
Kitap, Times'ın kitap kapağında da yer alan; "Yeri göğü inleten dev bütçeli bir film gibi" yorumunu fazlasıyla hak ediyor. Kitabın başından sonuna kadar heyecan ve merak duygusu hiç eksilmiyor. Sayfaları çevirdikçe doğaya, okyanuslara, tüm deniz canlılarına karşı bakış açınız değişiyor.
Frank Schatzing bir çok teknik bilgiyi konuya o kadar güzel yedirmiş ki sıkılmadan daha önce bilmediğiniz bir çok konu hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Ders niteliğinde bir kitap desek yanlış söylemiş olmayız.
Yazara da ilk kitabı olmasına rağmen böyle harika bir iş ortaya koyduğu için şapka çıkartmak lazım.
Kitabı okurken sık sık "Andy Weir'ın Marslı romanı yazıldıktan 1 yıl sonra sinemaya uyarlanmışken, (eleştirmek için söylemiyorum Marslı da okuduğum ve çok beğendiğim bir kitap) 11 yıl önce yazılmasına rağmen böyle bir kitap neden sinemaya uyarlanmamış" diye düşündüm. Başta petrol şirketleri olmak üzere denizleri ve okyanusları sömüren dev şirketlerin bunda bir parmağı olabileceği de yüksek ihtimal.
Eğer bir gün sinemaya uyarlanırsa, Titanik ve bir çok harika deniz altı belgeselinin yönetmeni James Cameron, Avatar'da ortaya koyduğu doğa sevgisi de göz önüne alındığında harika bir yönetmen olur Sürü filmi için işte o zaman Times'ın "Yeri göğü inleten dev bütçeli bir film gibi" yorumundaki "gibi" yi kaldırabiliriz.
Kitabı ilk olarak yazın okumak istemiştim. Fakat kalınlığından dolayı olsa gerek biraz okuyup 'bu kitap bitmez' diyip bırakmışım. :)

İkinci elime alışımda okumadan önce kitabın ön ve arka kapakları başta olmak üzere ilk sayfalarında ve son sayfalarındaki kitap hakkındaki yorumlara bir göz atayım dedim.

İster yetkin yazarlar olsun isterse de meşhur dergilerin olsun kitap hakkındaki yorumlarını görünce açıkçası her ne kadar insanın gözünü korkutacak derecede kalın olsa da sil baştan okumak istedim.

Henüz ilk sayfalardan insanı içine alıp kendi dünyasına alan gerçekten muazzam derecede güzel bir eser.

Dan Brown'un Başlangıç eserinden sonra ilk defa böyle güzel bir bilimkurgu eseri okudum.

Yazarın kitabın sonunda ayırdığı teşekkür kısmındaki kitabı yazmada kendisine yardımcı olanların isimlerine ve karşılarında bulunan rütbelere bile bakaraktan güzel bilgiler içeren bir eser olduğu anlaşılır.

Kişiye kendini okutmaktan çok yaşatan bir eser. İnsan aynı anda hem kitabı okuyor, hem filmini izliyor gibi hem de olayların içinde olup bizzat yaşıyormuş gibi bir izlenim sezdim.

Yazarın üslubu oldukça sade ve akıcı bir yapıya sahip. İçeriği ise baştan sona bir destan gibi efsane.

Birtakım bilim adamı içerisinde laboratuvarı bulanan bir geminin içinde solucanlar, köpekbalıkları ve balinaların etkisiyle açık denizlerin diplerinden dünyaya salınan metan gazının etkisini araştırmaya çalışıyorlar.

Tabi bu araştırma ve incelemelerini yaparken başlarına türlü türlü felaketler gelip bazıları yaşamlarını kaybediyor.

Bunca ekipman ve bilim insanının tek ortak gayesi gezenimizi oluşacak etkiyle felaketin eşiğinden alıp insanlığı kurtarmak.

Peki bu kadar kalın kitabın ana teması neydi, okura hangi mesaj verilmek isteniyor diyecek olursanız, o da bana göre;

İnsanlığın daha kendisine net bir arayış cevabı bulamadan başka yaşam formlarını araştırıp başka gezegenlerde yaşam aramanın anlamsız olduğunu ve bu dünyanın her ne kadar kötü gözüküyor olsa da aslında içinde tüm insanlığı kurtaracak derece iyi insanların bulunduğu mesajını vermekti.

Ben okudum biraz daha aydınlanmış oldum. Dilerim sizlerde okuyup aydınırsınız. Herkese keyifli okumalar dilerim...
"Muhteşem" diyerek başlamak istiyorum. Gerek denizler ve içindeki yaşam hakkında gerek olay örgüsüyle bir başyapıt olmuş gerçekten. Bir çok deniz canlısını bu kitap sayesinde öğrendim ve hayran kaldım. Kitabı okurken bir yandan google yanda hep açık duruyor. Sizi bir şeyler öğrenmeye, araştırmaya itiyor. Kitabın içinde bir çok filmden bahsediyor. Bilim-kurgu seviyorsanız çok güzel filmler ve onları da izlemenizi tavsiye ederim. Kitap her yönüyle kaliteli, sadece zaman geçirmek için değil bilgi dağarcığınızı genişletiyor aynı zamanda ufkunuzu da açıyor. Doğanın küçük bir parçası olduğumuzu bize çok güzel hatırlatıyor. Kitaba başladığınızda okumadığınız her saat için üzülüyorsunuz, bazen rüyalarınıza giriyor ve kendi teorinizi oluşturmak için kitap size çok güzel fırsatlar tanıyor.
Umarım okursunuz ve benim kadar beğenirsiniz. Keyifli okumalar.
Final ve proje haftasına denk getirdiğim için kendime küfür üstüne küfür ettiğim Sürü'nün incelemesini finaller sonrasına bırakacağıma dair kendime vermiş olduğum sözü tabi ki tutamadım. Bunun belli nedenleri var; sanırım kitabın muazzam güzellikteki detaylarını unutacağımdan korkuyorum, bir de artık tutamayacağım kendimi.

Göz korkutan kitaplar vardır. Klasikler olsun, yoğun anlatıma sahip eserler olsun... Örnekleri çoğaltabiliriz. Sürü neden gözümü korkuttu? Bunun cevabını öğrenmek için halihazırda kalın olan kitabı alıp sayfalarına şöyle bir göz gezdirmeniz yeterli olacaktır. Normalde küçük punto kullanan kitaplar gözümü korkutmaz. Fakat Sürü bu konuda çığır açmış diyebilirim. Göz numaram çok yüksek olmadığı için çok bunaldığımda (evet bazen gözlük garip bir şekilde içime sıcak basıyor adeta) gözlüğü çıkarıp okumama devam edebiliyorum, çok az bir rahatsızlık etkisi oluyor. Sürü'de bu mümkün değildi çoğu zaman. Özellikle hareket halindeki bir araçta okurken ya da kitaptan uzakken. Aldığım ilk zamanlarda erteledim erteledim ve sonunda bulduğum zamana bakın; final haftam. Evet bazen ben de şüphe ediyorum kendimden. Neyse demek ki böyle olması gerekiyormuş diyorum ve kendimi daha fazla sinirlendirmiyorum.

Neden mi bu kadar sinirlendim? Sürü gerçekten dopdolu bir kitap. Konusuna tam anlamıyla bilimkurgu demek doğru olmaz. Ekolojik gerilim gibi bir tür de üretebiliriz. Zaten kitabın sonundaki teşekkürler kısmında Schatzing'in kimlerin kapısını çaldığını görünce yoğun anlatımın sırrını anlıyorsunuz.

Sürü'nün içerdiği bilgilerin detayında kendinizi kaybederken bir de fark ediyorsunuz ki, Schatzing deli gibi karakter yazmış ve bu karakterlerin hepsi birbirinden inandırıcı. Gerek diyalogları gerek iç sesleri derken muazzam karakterler karşılıyor sizi. Evet, karakter sayısı çok fazla, fakat bu durumun ilacının karakterlerle iletişim kurmayı bilmek olduğunu daha önceki bir Stephen King incelememde belirtmiştim. Frank Schatzing de karakterlerini seven ve sayan bir yazarımız, bu belli.

Sürü, bizleri çok net bir şekilde uyaran ve bazı yerlerde çok net bir şekilde suratımıza küfreden bir kitap. Ne yaptığımızı anlamamız için illa sayfalarca kitabın yazılması ve bunun gözümüze sokulması mı gerekiyor? Tamam, iyi ki yazılmış. Keşke göndermelerinin gerçek dünyaya yakın olduğu bir gerçekliği yaşamasaydık. Sürü'nün bizleri nefessiz bırakırken neden suratımıza küfrettiğini açıklamam birazcık içeriğe müdahale olacağından tercih etmiyorum, kitabı okuyacağınızı umut ederek sizleri biraz merakta bırakmamı affetmenizi istiyorum.

Küçük puntoları arasında kaybolmalık bir kitap Sürü. Dikkatimi yoğunlaştırmam gerektiğinden kitaba kısa bir süre ara vermek zorunda kaldım. Bunu da çok üzülerek ve zihnimin bir kısmını sayfalarda bırakarak yaptım, fakat ne gelir elden. Dürüst tavsiyem; kitabı benim yoğun bir dönemde iken elinize almayın. Çünkü Sürü gerçekten bir solukta sonuna ulaşmalık bir kitap. Emin olun gözünüz ne kadar korkarsa korksun bunu başarmak zor olmayacak. Tüyler ürpertici mükemmel bir film izler gibi okuyacaksınız. Yazım aşamasında olan filminin senaryosunun da "Kuzuların Sessizliği"ni beyaz perdeye uyarlayan kaleme emanet edilmesi beni umutlandıran ve mutlu eden bir detay. Durmayın ve Sürü'yü okurken içinde kaybolanlar sürümüze katılın.
Kitap kardeşim tavsiye etti, tamam okurum diye kafamdaki okunacaklar sırasına koymuştum ki satın alıp verdi; hemen oku dedi. Birlikte tatile gidiyorduk, deniz kenarında okumaya başladım. Tanrım! Keşke kışın denizden en uzak köşede okusaydım dedirtti. Kitabı bırakıp her denize yöneldiğimizde ayağıma değen sular içimin ürpermesine sebep oluyordu...
Kurgusu, içeriği, akıcılığı, karakterleri herşeyiyle çok beğendim. Asla unutamayacağım sahnelere şahit oldum. Tek bir satırda bile insanların tarafında olamadım okurken, kitaptaki tüm dostlarımı çok sevsemde.
Kesinlikle tavsiye ederim. Sayfa sayısı, keyif alacağınız yolun uzunluğunun göstergesi olduğunu unutmayın ^.^
Merhaba 1K dostlarım :) Kitap 800 sayfadan fazla ve puntolar ufak. 45 günde okuyabildim. Ama iyi ki de okudum. Çok uzun zamandır kütüphanemde bitmesin diye sakladıklarımdandı. İnsanoğlunu var olduğundan beri din, dil, ırk, kadın, erkek, çocuk demeden birbirine kıyıyor. Doğaya doğada yaşayan canlılara yaptıkları için ise söyleyebilecek söz bile yok. İşte bu kitap doğanın insanlara karşı verdiği mücadele. Yazar çok güzel bir dille anlatmış. Macera kitabı olarak değil, belgesel misali okudum. Deniz canlıları ve mücadeleleri ile ilgili bir sürü şey öğrendim. Ama tek başına yapılan katliamları durdurmaya maalesef yetmiyor. Bilinçlenmemiz, 1 dk olsun düşünmemiz için mümkün olduğu kadar kişiye okutmamız gereken kitaplardan biri. Sevgiyle kalın.
"Yeri göğü inleten dev bütçeli bir film gibi!" kitap bunu kesinlikle kanıtlıyor. Kitabı bitirdiğimde derin derin nefes aldığımı hissettim. :)
Kitabın orjinal baskısının bin küsür sayfa olduğunu okumuştum bir yerde. Herhalde onbinlerce sayfa olsada; böyle bir kitap asla heyecanını yitirmez. Süper bir bilimkurgu eseri. Kitabı okuduktan sonra okyanuslara bakış açınız değişecek.
Uzay yalnızlıktır. Düşünmenin, fikirlerin, sahtesinin gerçekleşemeyeceği bir yerdir. Sözler ağızdan çıkarken, herkesi etkileyebilecek bir yapıdadır. David Bowie'nin kurgu karakteri astronot Binbaşı Tom da böyle bir kişilikte sanki. Meşhur şarkısı Space Oddity'de yer edindi. Bu şarkıda Tom Major şöyle anlatılır: Aldığı emir sonucu uzay aracından çıkar ve kablosu kopar, uzay boşluğuna sürüklenir. Son sözleri ise şu olur:

Ve yıldızlar bugün çok farklı görünüyor
Yüz bin mil geçmeme rağmen
Hala ayakta hissediyorum
Ve sanırım uzay gemim nereye gideceğini biliyor
Karıma onu çok sevdiğimi söyle... biliyor o

İşte burada teneke kutumla yüzüyorum
Aydan uzaklarda
Gezegen dünya mavi
Ve yapabileceğim hiçbir şey yok

Yapabileceğim hiçbir şey yok... Evet ne kadar duygusal bir cümle. İçinde her şeyi barındırıyor: Büyük bir aşk, çaresizlik, yapayalnızlık, hüzün, birazda rahatlama, nötr bir sevinç... Yani tarifi yok. Ne dersek boş.

Eser hakkında biraz bilgi verecek olursak, bildiğimiz üzere Alman yazar Frank Schatzing Sürü adlı romanı ile büyük bir beğeni toplamıştı. Okyanuslarda geçen adrenalin dolu bir macera ile herkesin aklını başından almıştı adeta. Ardından yazdığı romanlarıyla da yoluna durmadan devam etti. Limit de bunlardan biriydi. Gerçekten işini sağlam yapan bir yazar. Kitap puntoları küçük yazılmış, galiba eser çok kalın olmasın diye. Normal şartlarda 1700 sayfalık gibi olur.
İlk başlarda biraz durgun geçiyor fakat bu durgunluğu maceranın uzunluğuna bağlıyorum. Julian Orley adında zengin bir iş adamı, Helyum-3 adlı bir enerji kaynağının peşindedir. Fakat Ay'da bulunan bu madenin çıkarılması ve işlenmesi epey zahmetlidir. Bunun için Ay'a üs kurar. Tabii bu madenin çıkarılması petrolün şöhretini etkiler. Elbette bu duruma Dünyadaki para babaları pek sıcak bakmaz. Ortaya bir Çinli katil çıkar. Dedektif Owen Jericho da bu maceraya katılır. Ve işler içinden çıkılmaz hale dönüşür.

Kesinlikle süper bir yazar. Sürü olsun, Limit olsun, mükemmel bir bilgi kaynağı, akla hayale gelmeyecek cümleler, beyinleri şoke edecek fikirler. Doyurucu bir eser. Gerilim bazen duruyor derken bir anda canlanıyor ve sonlara doğru pimi çekilmiş bomba gibi tetikte duruyoruz. Frank'ın eserlerinin yavaş yavaş okunması taraftarıyım. Çok hızlı bir okuma kopukluğa neden oluyor. Çeviri ise fena değil. Zaten yavaşlamanın nedeni çeviri. Örneğin Limit Almancadan çevrilmiş, pek memnun kalmadım. Tarihte en başarılı olmuş bilim kurgu serisi karakteri Perry Rhodan'ın mucidi Walter Ernsting, Frank'a idol örneği olmuştur. Ayrıca Limit'in devamı var. Muhtemelen 2018 sene içinde çıkması kuvvetli. Yayın haklarının Resif'den Pegasus'a geçmesi isabetli oldu. Umarım hızlı bir şekilde yazarın diğer romanlarını çevirirler. İyi okumalar...
Kitabı bitirmem biraz uzun sürdü (14 gün) Bu kadar uzun sürmesinin sebebi kesinlikle kitapla alakalı değil. Yazı puntosu çok küçük olmasıydı 846 sayfa yazıyor ama bu puntolarla daha fazla sayısına tekabül ediyor. Kitabı okurken sanki film izler gibi gözümün önünde canlandı her şey. Adeta bir Hollywood filmi izler gibiydim. Kitap bilim kurgu kitabı olmasına rağmen yazar öyle bilgiler veriyor ki kafamın içinden acaba’mı dedim. Kitap kesinlikle okuduğum en mükemmel bilim kurgu kitabı. Kitap kesinlikle çok büyük bir bilgi birikimi ile yazıya dökülmüş. Kitabın kalın ve puntoların küçüklüğü gözünüzü korkutmasın, bilim kurgu sevenlerin çok beğeneceği bir kitap.
Sayfa sayısı sizi korkutmasın Kitabı okumaya başlayınca sayfalar akıp gidiyor, ve bir de bakıyorsunuz ki kitap bitmiş. Sürükleyici ve güzel.. Ama tabi bir de artık bu kitabı okuduktan sonra doğaya ve yaşama bakışınız değişebilir. Tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Frank Schatzing
Unvan:
Alman Reklamcı, Yazar
Doğum:
Almanya, 28 Mayıs 1957
1957 yılında almanya’nın köln şehrinde dünyaya geldi. iletişim araştırmaları üzerine eğitimini tamamlamasının ardından köln'de intevi adlı reklam ajansını kurdu ve 1990 yılında yazarlığa adım atarak pek çok hikaye, novella ve hiciv kaleme aldı. yayımlanan ilk eseri, tarihi bir roman olan tod und teufel’di (1995), 2000 yılında ise bir gerilim romanı olan lautlos yayımlandı. yazarın diğer kitapları arasında ise; mordshunger (1996), die dunkle seite(1997), keine angst (1999), nachrichten aus einem unbekannten universum (2006), die tollkühnen abenteuer der ducks auf hoher see (2006) bulunmaktadır.

schätzing en büyük başarısını, 2004’te yayımlanan der schwarm –sürü adlı romanıyla yakaladı. kısa süre içinde en çok satanlar listesinde yerini alan bu roman aynı zamanda deniz biyolojisi, jeoloji ve jeofizik gibi konulardaki gerçekçi sunumuyla da övgüler topladı; pek çok eleştirmen tarafından bu romanın alman gerilim romanı yazınına yeniden hayat verdiği ifade edildi.

Yazar istatistikleri

  • 26 okur beğendi.
  • 196 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 337 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.