Fredric Jameson

Fredric Jameson

Yazar
7.6/10
11 Kişi
·
36
Okunma
·
10
Beğeni
·
1001
Gösterim
Adı:
Fredric Jameson
Unvan:
Marxist Edebiyat Kuramcısı, Edebiyat Eleştirmeni ve Teorisyeni
Doğum:
Cleveland, Ohio, ABD, 1934
Fredric Jameson 1934 yılında Cleveland, Ohio'da doğdu. Marxist edebiyat kuramcısı, edebiyat eleştirmeni ve teorisyeni.
Jameson, Münih'de ve Berlin'de okudu. Yale Üniversitesinde, Jean-Paul Sartre üzerine doktorasını yaptı.
Jameson'ın, toplumsal ve tarihsel Bütünlük ("Bütünsellik") temelli Yeni-Marxizmi, Marksist politik ve teorik düşünce içinde, Hegel'in İçkin eleştiri (Immanennte Kritik) kavramının etkisinde ortaya konulmuştur. Bunun yanı sıra, Georg Lukács'ın, Ernst Bloch'un, Theodor W. Adorno'nun, Walter Benjamin'in, Herbert Marcuse'un ve Sartre'ın belirgin bir etkisi vardır. Jameson, 20.yüzyılın sonundaki koşulların tanımlanması olarak postmodernizmin çok tanınmış teorisyenlerinden biridir, ancak hicbir surette bir postmodern teorisyen degildir. Onun çalışmaları daha çok postmodern düşüncenin yadsınmasına yöneliktir.
1950'li yıllarda Amerika'da o zamana kadar cok taninmayan Bati marksizminin dogmatik olmayan bir yorumunun taninmasini sagladi. Böylece, Birlesik devletlerde Yeni Sol'un gelismesine katkida bulundu.
Jameson'ın "Marksizm ve Biçim" (Marxism and Form), Postmodernizm:Gec Kapitalizmin Kültürel Mantigi" (Postmodernism: The Cultural Logic of Late Capitalism) gibi kitaplarıyla bilinmektedir. Jameson, bir Marksist olarak geç dönem kapitalizm koşullarında Marksizmi eleştirel olarak yeniden kullanıma sokmaya yönelmiştir. Politika, Kültür ve Edebiyat üzerine kitapları yayınlamıştır. 2004 yılında ayrıca, almancada "Modernitenin Mitleri" adlı çalışması yayınlandı.
Duke Universitesi
Borges deyince, bir çırpıda şunlar sıralanıyor hemen: Labirentler, aynalar, alegoriler, şaşırtmacalar, bilmeceler, mitolojiler, parodiler; bir yandan da, kimilerine göre, aşırı incelik, züppelik, bilgiçlik, sahtelik vs. Borges’e duyulan hayranlık ya da nefreti göstermek için sıralanan her şey, üç aşağı beş yukarı, postmodernizm için de kullanılıyor.
Bir yapıt ancak önce postmodernse, modern olabilir. Böyle anlaşıldığında, postmodernlik, nihayetine varmış modernizm değil, doğum halindeki modernizmdir ve bu hal süreklilik arz eder.
"Artık kesin gözüyle bakılan bir şey varsa, o da sanatı ilgilendiren hiçbir şeye kesin gözüyle bakılamayacağıdır: Ne sanatın kendisine, ne sanatın bütün ile ilişkisine, hattâ ne de sanatın varolma hakkına..."
Kuşkusuz, ta Scott’dan itibaren bütün tarihsel romanlar, şu ya da bu şekilde, genellikle hakim ulusal geleneğin kimbilir ne tür bir meşrulaştırma amacıyla şekillendirmiş olduğu okul tarih kitaplarından edinilmiş eski tarihsel bilginin harekete geçirilmesini içerir, ve buradan yola çıkarak mesela Sahte Veliaht hakkında zaten ‘bildiklerimiz’le onun romanın sayfalarında somutlaşan kişiliği arasında anlatısal bir diyalektik oluştururlar.
"Modern" terimi, Hans Robert Jauss tarafından araştırılan uzun bir tarihe sahip. "Modern" kelimesi Latince ‘modernus’ biçimiyle ilk defa 5. yüzyılda, resmen Hıristiyan olan o dönemi, Romalı ve Pagan geçmişten ayırmak için kullanıldı. İçerikleri sürekli değişse de, ‘modern’ terimi hep, kendini eski’den yeni’ye bir geçişin sonucu olarak görmek için, antik çağla kendisi arasında bir ilişki kuran dönemlerin bilincini dile getirmiştir.
Ama bu noktada okuyucuya aşikar olan bir şeyi, tüm bu global, ama gene de Amerikan, postmodern kültürün dünya çapında yeni bir askeri ve iktisadi Amerikan hakimiyeti akımının içsel ve üstyapısal ifadesi olduğunu hatırlatmalıyız: Bu anlamda, bütün sınıflı tarih boyunca olduğu gibi, kültürün arka yüzü yine kan, işkence, ölüm ve dehşet.
1980’de ressamların ve sinemacıların peşinden, mimarlar da Venedik Bienniali’ne kabul edildiler. Bu ilk Mimarlık Bienniali’ne hakim olan; düş kırıklığı havasıydı. Venedik’teki sergiye katılanların, tersine çevrilmiş avangard cepheler oluşturduğunu söyleyerek tanımlayabilirim bu havayı. Onların yeni bir tarihselciliğe yer açmak için modernlik geleneğini kurban ettiklerini söylemek istiyorum. Bu olay üzerine, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin bir eleştirmeni bu özel olayın boyutlarını aşan, çağımızın teşhisi niteliğine bürünen şöyle bir tez geliştirdi: "Postmodernlik kendisini açıkça Karşı-Modernlik olarak sunuyor". Bu cümle entellektüel hayatın bütün alanlarına sızan, çağımıza özgü, duygusal bir akımı anlatıyor. Bu akım, aydınlanma sonrası, postmodern ve hattâ tarih sonrasına (post-his- tory) ilişkin teorilerin kapsamı içinde.
Doğaldır ki, zamana karşı dayanan ne olursa olsun, daima bir klasik olarak değerlendirilmiştir. Ama açıkça modern olan belgeler, bir klasik olma gücünü, geçmiş bir dönemin otoritesinden almıyorlar; tam tersine, modern bir çalışma, bir zamanlar gerçekten modern olduğu için klasik oluyor.
Baudrillard’ın, bu benzeşim zincirlerine, "hiperrealist” sisteme karşı önerdiği tek direniş yolu ise, sistemin kendi mantığını sonuna dek götürerek, radikal totolojflere dayalı, "katastrofik" bir strateji benimsemek; ölümüne oynamak...
Kabaca, Beat’ler ile Punk’lar, Sartre ile Foucault arasına çekilecek bir çizginin öte yanı -bütün sınır anlaşmazlıklarına rağmen- postmodernizmin toprakları sayılabilir.
152 syf.
şaşırtacak kadar dolu dolu yazılmış bir eser. hegel'in tinin tarih ve doğa bağlamında değişim süreçlerinin analizini içeriyor. basit bir şekilde anlatmak gerekirse, mutlak olanı bilinçle kavramaya çalışır hegel.

tinin, tarih içerisinde kavramsallaşan, doğa içerisinde insan dışına çıkan yapısının bir birikimi oluşturduğu ve bunun da kültür olgusunun antropolojik katmanları haline geldiğini işler.

kitap oldukça uzun bir önsöze sahiptir. bu kısım oldukça değerli çünkü bütün anlatının akademik dille özeti de önsözün içinde. kitapta zamanın sonu kavramını kitabın sonu olarak önsözde yani başladığı yerde bittiğini göreceksiniz.

hegel tini (ruhsal olanı) üç boyutta ele alıyor ilk boyut, tin bireysel bilince yansırken dönüştüğü öznel tin, bilinçler arası mücadelede dönüştüğü nesnel tin ve evrensel olarak genel bir yargı haline dönüşen mutlak tin. bu yüzden tinin geçirdiği bu süreçleri ''tarih'' olarak tanımlar hegel.

bana kalırsa hegel bu noktada hıristiyanlığı olumlamak için bir form yaratarak sonucu istediği yere getirmiş gibi görünüyor. tin, dinde tanrı, felsefede düşünce, sanatta ise imgedir. dolayısıyla var olan varlık kendi içinde özgürlüğü sınırsız olduğundan tinde gelişen varlıklar ölümü kaçınılmaz olan insan bilincinde sınırlıdır. dolayısıyla tinin yani bilincin fenomenolojisi değişirse tarihsel akış da değişir.

sınırsız ve özgür olan tin nihilizmin, hiç'in gerçekliğini açıklar aslında. hegel burada tinsel bir hata yapıyor ve sonrasında diğer filozoflarca eleştiriliyor. kitap, hegeli anlamak için birebir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fredric Jameson
Unvan:
Marxist Edebiyat Kuramcısı, Edebiyat Eleştirmeni ve Teorisyeni
Doğum:
Cleveland, Ohio, ABD, 1934
Fredric Jameson 1934 yılında Cleveland, Ohio'da doğdu. Marxist edebiyat kuramcısı, edebiyat eleştirmeni ve teorisyeni.
Jameson, Münih'de ve Berlin'de okudu. Yale Üniversitesinde, Jean-Paul Sartre üzerine doktorasını yaptı.
Jameson'ın, toplumsal ve tarihsel Bütünlük ("Bütünsellik") temelli Yeni-Marxizmi, Marksist politik ve teorik düşünce içinde, Hegel'in İçkin eleştiri (Immanennte Kritik) kavramının etkisinde ortaya konulmuştur. Bunun yanı sıra, Georg Lukács'ın, Ernst Bloch'un, Theodor W. Adorno'nun, Walter Benjamin'in, Herbert Marcuse'un ve Sartre'ın belirgin bir etkisi vardır. Jameson, 20.yüzyılın sonundaki koşulların tanımlanması olarak postmodernizmin çok tanınmış teorisyenlerinden biridir, ancak hicbir surette bir postmodern teorisyen degildir. Onun çalışmaları daha çok postmodern düşüncenin yadsınmasına yöneliktir.
1950'li yıllarda Amerika'da o zamana kadar cok taninmayan Bati marksizminin dogmatik olmayan bir yorumunun taninmasini sagladi. Böylece, Birlesik devletlerde Yeni Sol'un gelismesine katkida bulundu.
Jameson'ın "Marksizm ve Biçim" (Marxism and Form), Postmodernizm:Gec Kapitalizmin Kültürel Mantigi" (Postmodernism: The Cultural Logic of Late Capitalism) gibi kitaplarıyla bilinmektedir. Jameson, bir Marksist olarak geç dönem kapitalizm koşullarında Marksizmi eleştirel olarak yeniden kullanıma sokmaya yönelmiştir. Politika, Kültür ve Edebiyat üzerine kitapları yayınlamıştır. 2004 yılında ayrıca, almancada "Modernitenin Mitleri" adlı çalışması yayınlandı.
Duke Universitesi

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 36 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 99 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.