Friedrich Hölderlin

Friedrich Hölderlin

Yazar
8.7/10
76 Kişi
·
281
Okunma
·
175
Beğeni
·
6,9bin
Gösterim
Adı:
Friedrich Hölderlin
Tam adı:
Johann Christian Friedrich Hölderlin
Unvan:
Alman Şair
Doğum:
Lauffen am Neckar, 20 Mart 1770
Ölüm:
Tübingen, 7 Haziran 1843
Johann Christian Friedrich Hölderlin (d. 20 Mart 1770 Lauffen am Neckar; ö. 7 Haziran 1843 Tübingen) Alman lirik şair. Friedrich Hölderlin klasik çağın ve romantizmin en önemli temsilcilerindendir.

Alman şair Johann Christian Friedrich Hölderlin, 20 Mart 1770'te Lauffen am Neckar'de doğdu, 7 Haziran 1834'te Tübingen'de öldü. Küçük yaşlarda babasını, büyükbabasını ve kardeşlerini yitirdi, bu ölümler Hölderlin'i çok etkiledi. Tübingen Manastırı'nda dinbilim, Jena Üniversitesi'nde öğrenim gördü. Hölderlin'in şiirlerini Schiller, Goethe'ye gösterdi, Goethe beğenmeyince müthiş bir düş kırıklığı yaşadı. Özel ders vererek yaşamını kazandı. Bordeaux'a gittiğinde sevdiği kadının öldüğü öğrenince ruhsal bozukluklar yaşamaya başladı. Stuttgart dönüşünde hükümet doktoru saldırganlık belirtileri saptadığından zorla Tübingen'e gönderdi. Çıldırdığı kesinleşince, yaşamının kalanını Neckar ırmağı kıyısında, gözetimine verildiği bir marangoz ailesinin evindeki kulede geçirdi. Tanrı'nın, doğanın ve insanın bir sayıldığı zamanlara geri dönmeyi istemiş, şairin Tanrı ile insanlar arasında bir köprü niteliği taşıdığına inanmıştır.
Dil pek gereksiz bir şey. Ne yaparsak yapalım asıl söylemek istediklerimiz her zaman için, denizin dibindeki inciler gibi kendi derinlerinde ilişilmeden kalır ve söylenemez.
Friedrich Hölderlin
Sayfa 161 - Adam Yayınevi 1987
Evet, insan sevdiği zaman her şeyi gören, her şeyi nurlandıran bir güneş, sevmediği zaman ise için­ de isli bir lambanın tüttüğü karanlık bir ev.
Tek çiçek olup çıkmıştık. içli sevinçlerini kapalı taçları içinde gizleyen sevgili bir çiçek gibi ruhlarımız birleşik yaşıyorduk.
En iyi şey dünyaya hiç gelmemiş olmak!
Eğer bir kez gelmişsen, yapabileceğin en iyi şey Bir an evvel geldiğin yere gitmektir.
Friedrich Hölderlin
Ödipus Kolonos’ta
Susmalıydım, unutmalıydım ve susmalıydım.
Friedrich Hölderlin
Sayfa 84 - Doğu Batı Yayınları - 1. Baskı: Eylül 2017, Ankara - Almancadan Çeviren: Gürsel Aytaç
122 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Hyperion için tam bir başyapıt diyebilirim. Kesinlikle bir kitaptan daha fazlası... Öyle ki; romantizmden hiç hazzetmeyen beni bile kendi derinliğine kaptırıp soluksuz okutmayı başardı. Hatta, daha önce hiçbir kitabı şık bir şekilde kaplatıp, çantamda taşıyarak ara ara pasajlar halinde okumayı düşünmemiştim.

Hyperion'daki mitolojik yapıyı anlamanız için, bahsedilen karakterlere bir mitoloji sözlüğünden bakmanız gerekebilir. Kitabın bazı basımlarında dipnotlar şeklinde açıklamalar var, bu da yeterli olabilir.

Eserdeki tasvirlere bakacak olur isek, gayet akıcı ve kesinlikle sıkıcı değil. Açıkçası betimlemelerin kusursuz olduğunu düşünüyorum. Duygular ne çok uzun ne de çok kısa olmayacak şekilde tam ayarında ifade edilmiş. Ancak anlattığını yaşayan bir yazarın duygularını böyle etkileyici bir şekilde yansıtabileceği bildiğim için, Hölderlin'in açıklığı ve ustalığı karşısında saygıyla eğilmek isterdim. Eserdeki romantizmin yanında felsefi unsurların bulunduğunu da es geçmemem gerekiyor. Dikkatle gözlemlediğiniz zaman, metnin altındaki felsefeye rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz.

Hyperion, herkese hitap edecek bir kitap olmayabilir. Yazımdaki tarzın şiirsel oluşu bazı okuyucuların ilgisini çekmeyebilir. Hölderlin'in tarzına aşina veya ilgisi olan okurlar için ise kitabın müstesna bir yeri olacaktır diye düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
122 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
"İnsanların sözlerini anlamadım hiç
Tanrıların kollarında büyüdüm ben."

Hyperion incelemesi için bu söz hemen hemen bütün kitabı özetler nitelikte. Ama öncelikle Hyperion'u anlayabilmek için biraz yazarın hayatını bilmek gerekir.

Johan Cristian Friedrich Hölderlin(1770-1843)

Hölderlin, Alman Klasik çağın ve romantizm akımının en önemli temsilcisi olarak kabul edilir. Daha iki yaşındayken babasını kaybeden şair hayatının ölümlerden oluşan öznesi olacağının ilk sinyalini alır. Annesi Rika adlı kızını henüz dünyaya getirmemiştir kocası öldükten sonra tekrar evlenir ve kısa bir süre sonra ikinci kocasını da kaybeder. Hölderlin'nin kardeşi Rika yaşlı bir adamla evlenir ve onun da kocasının ölmesiyle tekrar annesi ve kardeşiyle yaşamaya devam eder. Ayrıca çoğu kardeşini de küçük yaşta kaybeder. Hölderlin hukuk okumak ister annesi ise onun teoloji okumasını ve papaz olmasını istemektedir. Bunun özerine annesiyle arası bozulur ve bir daha onu görmemek üzere evden ayrılır. Hölderlin ile Hegel, 1788'de Tübingen Üniversitesi Papaz okulunda rastlarlar ve hemen arkadaş olurlar. Daha sonra gelen Schelling'de onlara katılacaktır. Hegel, ileride, Hölderlin ile Susette Gontard aşkı arasında arabuluculuk da yapacaktır ayrıca.

Daha sonra şiirde yaşadığı düş kırıklıkları sebebiyle tamamen uzaklaşır insanlardan. Hayatta annesinden arkadaşlarına kadar hiçbir insanın gönlünde yer bulduğu hissine kapılmaz ve yersiz yurtsuz bir yaşam içerisinde, zamandan ve mekandan soyutlanmış olarak Hyperion'u yazar. Bundan sonraki yaşamı çok zor geçer ve ağır şizofreni tanımı koyularak bir akıl hastanesine kapatılır. Babasının öldüğü yaşta yani 36 yaşına kadar akıl hastanesinde kalır.

Hyperion'u okuyup etkilenmiş olan marangoz Zimmerman'ın bakımını üstlenmesi ile hastaneden çıkabilmiştir. Zimmerman'ın kulesinde suskunlukla yaşamaya başlamıştır. Bir şiirinde "Doğayı gökyüzünü anladığını, fakat insanların konuşmalarını anlayamadığını" söylemiş ve o misafirleri olsa da kimseyle konuşmadan 36 yıl kulede sadece piyano ile ömrünü tamamlamıştır. Adeta "yeryüzüne susmaya gelenler" sınıfında olan Hölderlin için "toplumdan ve hatta hayattan dışlanmıştır," der, Heidegger.

Holderlin'in 36 yıl süren sessizliği aslında ozanca bir yaşam tarzı olup, Scopenhauer'un tasvir ettiği yalnızlık içinde geçen bir yaşamın ta kendisidir. "Tüm büyük beyinler yalnızlığı seçmiştir," der Schopenhauer.

Büyük yalnızlığı, acı ve sevinçler, geçmişe duyulan özlem ve doğa hayranlığı Hyperion kitabının ana temalarıdır. Şiirsel bir dille, Belarmin ve Diotima'ya şeklinde yazılmış mektuplarını roman tarzı kaleme almıştır. Büyük yalnızlık içinde olan bir kahramanın gezgin bir yaşam tarzını anlatır Hyperion, güneşin bir diğer adı anlamına gelir ayrıca. Düş kırıklığına uğramış bir kahramanın ağıt niteliğindeki yaşamına tanıklık ederiz Hyperion'da.

O İonya felsefesinin dört temel unsuru olan "hava, toprak,su,ateş" dörtlüsünü, "gökyüzü,yeryüzü,insanlar ve tanrılar." Olarak değiştirir. Kitapta en üzücü kısım Hyperion'nun, Diotima'nın öldüğü mektubu aldığı zamandır. Hölderlin'nin kahramanı da kendisi gibi ölüm acılarını derinden hisseden öznesi konumunda olur.

Stefan Zweig, bu büyük eser için şunları dile getirir:
"Hyperion, Hölderlin’in öbür dünyaya, tanrıların yeryüzündeki görünmez vatanına olan gençlik rüyasıdır, hülyalı bir şekilde korunan, hiçbir zaman gerçek hayata tam anlamıyla uyanamadığı bir rüyadır."

"Yunanistan'da bir Münzevi"yle başbaşa bırakıyorum sizi şimdi umarım tanrıların diliyle yazılmış bu kitapla tanışmakta geç kalmazsınız...
160 syf.
·2 günde
Friedrich Hölderlin Fransız İhtilâli'nin yaktığı özgürlük ateşinin her ulustan olanların yüreklerini tutuşturduğu bir çağda yaşadı. Rönesans'tan sonra, insanoğlunun kendi bireyliğinin bilincine en güçlü biçimde vardığı çağ olan bu çağda yaratıcı insan da yaratıcılığının önündeki bütün engelleri kaldırmak peşindeydi. Bu doğrultuda olmak üzere Hölderlin de yaşıtları olan öteki dahiler gibi hiçbir zaman sürekli bir iş tutmadı. İyi bir öğrenim görmüş olmasına karşın, kendisine ömür boyu "güvenilir" bir gelir sağlayacak bir meslek yerine, evlerde özel ders vermeyi yeğledi. Hedefi, yazmasına zaman ayırmasını engelleyebilecek bütün durumlardan kaçmaktı.

Stefan Zweig 'ın Kendileriyle Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche başlığı altında toplanan biyografik denemeler dizisinde yer alan "Hölderlin" denemesinin hemen başında belirttiği gibi, tüm görkemini gençlere borçlu olan 19. yüzyıl, aynı zamanda da gençlerini sevmeyen bir yüzyıldı. (Shelley, Keats, Byron, Novalis, Kleist, Lenau, Puşkin, Büchner ve Hölderlin gibi)

Doğayla kendini birleştiren, doğaya açılan, doğadan kendi iç evreninin derinliklerine inip oradan türlü türlü sesler getiren, Alman şiirinde özel bir yeri ve önemi olan Friedrich Hölderlin şiirlerinde doğa konuşur. Onun derin doğa sevgisini.. doğanın içinde yitişini anlamak için şiirlerini okumak yeterlidir. Diğer taraftanda insanın içini kemiren, acı veren, yüreğini yakan, sürekli bir üzüntü de göze çarpan bir özellik iken gene de neden acı çektiğini, duyduğu bu derin/yıkıcı duyduğu üzüntüyü kartlarını açarak önümüze koymuyor. Empedokles 'in çevirmeni İsmail Zeki Eyüpoğlu bu duygu karmaşası içinde bırakan durum için Fuzuli 'yi andırdığını söylüyor önsözünde.

Gelelim... Empedokles kimdir/necidir?
Sokrates öncesi düşünürlerinden biridir. MÖ. 490 yıllarında Sicilya'da "Agrigentum" kentinde bulunan "Yunan Kolonisi"nde yaşamış; davranışları, yaşayışı, "siyasi olarak aktif oluşumu(demokrasi)" oldukça dikkat çekmiştir. Ölümünü bir "masal niteliği" gibi görünse de bununla ilgili rivayetler mevcuttur.

• Bilginin doğal güçleri denetlemek için anahtar olduğunu, bilgisiyle insanların rüzgarları durdurabileceğini, yağmur yağdırabileceğini ve hatta ölüleri Hades ülkesinden geri getirebileceğini ileri sürmüştür. Bu düşünceleri nedeniyle kendisinin büyücü olduğu söylentisi ortaya çıkmıştır. Ülkesinin yasalarına, tanrılarına, gençliğe karşı yıkıcı, yoldan çıkarıcı tutumlarda bulunuyor düşüncesiyle yurdundan sürülmüştür. Başka bir deyimle cehaletle kokuşmuş pulları dökülesice büyük balık, pırıl pırıl parlayan taze balığı yutuyor! Ve rivayete göre (masal niteliği taşıyan) Etna yanardağının içine kendini atıyor. Diğer rivayete göre ise 60 yaşında Yunanistan'da öldüğü yönünde.

Empedokles "su, rüzgâr, ateş, toprak" ile birlikte türlü ilkeleri arasında iki ayrı ilke daha vardır. Bunlar "Sevgi" ve "Tiksinme"dir. Sevgi birleştirici, tiksinme ayırıcıdır. "Evrende karşıtlar çarpışır," der. Düşüncelerini "Arınmalar" ve "Doğa" adlı şiirlerinde belirtmiştir. bu iki şiirin asılları toplamının yaklaşık 5000 mısradan oluştukları tahmin edilmektedir. Doğa Üzerine adlı şiirin yaklaşık 2000 dizeden meydana geldiği tahmin edilir. Bu dizelerden yaklaşık 350 mısra ve parçacık günümüze kalmıştır.(wiki)

"Vaktiyle ben oğlan, kız çalı oldum.
Kuş oldum, denizden sıçrayan dilsiz balık oldum."(s.17 Empedokles/Doğa - Hölderlin ve Empedokles Üzerine)

Friedrich Hölderlin 'in, Empedokles 'in bu düşünceleri ve 'doğa'sı yüzünden kendine çekmesi/yakın buluyor olması pek tabii anlaşılabilir iken, buna şunu da ekleyebiliriz: Friedrich Hölderlin 'in Hyperion ya da Yunanistan’da Bir Yalnız ve Hyperion kitabının temel öznesi anayurdu olan Yunanistan'a hasretidir, Empedokles ise yurdundan sürülmüştür, geri dönememiştir.

"Düşünen bir varlık olarak biz insanlar" nereye dönersek dönelim, nereye gidersek gidelim tükenmez çelişkilerle, çatışmalarla karşı karşıyayızdır. Böyle durumlarda ise kendi benliğimiz ön plandadır. Bu durumlar insana belirlilik ya da belli tutuma iter hatta baskı bile yapar. İşte diyor İsmail Zeki Eyüpoğlu; "Empedokles 'te bu nitelik kendini gösteriyor."

Baskılara, itmelere, ezmelere rağmen düşünür: bilgisinden, inancından sapmıyor, yön değiştirmiyor, doğanın düzeni içinde kendisine verilenden kopmuyor/kopartılamıyor. Hölderlin'in gençliğinde ona verilen eğitim onu hiçbir şekilde içinde gelişmekte olan doğa eğiliminin yönünü değiştirmiyor. O küçük bir anlamda da olsa biraz Empedokles idi.

Friedrich Hölderlin 'in şiiriyle bitirelim geceyi...

NE ZAMAN Kİ GÖKYÜZÜNDEN.

Ne zaman ki gökyüzünden bir haz yağmuru
Boşanır, içleri sevinçle dolar insanların,
Öyle ki, başlarlar şaşmaya
Bir gördüklerine, yüceye, hoşluğa :
Nasıl sevimlidir o zaman kutsal şarkı!
Nasıl da ezgilerle güler yürek doğruya,
Belki bir resim olup çıkmıştır mutluluk...
Başlarlar patikada koyunlar bir sıra
Oluşturmaya, günbatımının ormanlarına
Doğru. Çayırlar ise, onca yeşil bir örtüye
sarınmış, genellikle karanlık bir ormanın
Yakınlarında rastlanan türden
Çalılıklar gibidir. Orada, çayırlarda
Koyunlar da vardır. Çevreye serpilmiş
Çıplak yüksekler gibi zirveler ise,
Kaplıdır meşe ve ender çam ağaçlarıyla.
Ve orada, nehrin yoldan geleni neşeyle
Baktırtacak kadar hareketli dalgalarının
Kıpırdandığı yerde, yükselir dağın
zarif silueti, bağlarla birlikte.
Gerçi dimdik iner merdivenler
Çiçek açmış meyva ağaçlarının yükseldiği,
Ve yaban güllerinin kokusunun direndiği,
Gizli menekşelerin göverdiği yere;
Ama su sızar damlalarla aşağıya ve yumuşak
Bir hışırtı duyulur orada bütün gün boyunca;
Gelgelelim neresi varsa etrafta,
dinlenir ve suskundur öğlen sonrasında.

Deliliğin Arifesinde s.26/27 Yapıkredi Yayınları
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Verin kendinizi doğaya, almadan sizi o." İşte bu cümle...
Çoğulcu materyalistlerin ilkidir belki de kendisi. Hilozoist olduğu da eklenmelidir kanımca buraya. Evreni madde-kuvvet temelinde değerlendirirken dört temel kökün (su, hava, ateş ve toprak) 'sevgi' ilkesi ile bir araya gelerek varlıkları var ettikleri, 'tiksinme/nefret' ilkesi ile ayrıldıklarını/öldüklerini ifade eder. Ölüm dedikse bu ölüm, bir yanılsamadır insan gözü için. Ölüm, şeylerin ritminin bir anına verilen bir addan ibarettir. Ayrılık, başka kök/köklerle başka olasılıklarla bir araya gelinceye değin sürer yalnız.
Doğaya aşıktır Empedokles. Doğanın bir parçasıdır o. Öyle ki neden 'ölmek' dediğimiz şeyden korksun, kavuşur o evrenle yeniden bir 'şey' olmak için. Anlamadı oysa Agrigentum halkı onu, tanrılarını, tanrısallığını. Bilgece konuşurdu, kararlıydı hem. Hüzünlü başı ile düştü yola. Atladı Etna yanardağına. Tunç sandaletlerini bıraktı geride, geri gelip tekrar giymek için. Onu gitti sandılar.
Yeryüzüne düşmüş bir Tanrı mıydı o yoksa, mitsel bir kahraman mı, bir büyücü mü yoksa, bir mürit arayışçısı mı?
Empedokles'i kana kana içmek, Hölderlin'in kasesinden. Güzel oldu bu.
56 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Hölderlin'in evet gerçekten de akıl sağlığını kaybetmeden önce yazdığı siirleri . Kitabin adı bu nedenle deliliğin arifesinde . 30 yas öncesinde yazılmış siirleri doğa temalı ve tabiati kurtarıcı olarak görüyor .

Cevirmen Ahmet Cemal'in SANAT VE DELİLİK başlıklı yazısı kitabın başında yer alıyor ve cok etkileyici .. bir yerde Freud'dan alıntı yapmış A.Cemal

''Freud'a göre sanatçı, toplumdisi durtulerine egemen olabilmekteki yetersizligi nedeniyle kendini dunyaya yabancilastirir ve toplumda yitirdiği yerin karşılığını sanatın gercekdisi alanında arar.''
175 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabın kendi boyutları kadar uzun bir incelemeyi hak eden bir yapıt, bu yüzden böyle bir incelemeye cesaret edemem. Dante’nin Beatrice’i, Hyperion’un Diotima’sı ve Nietzsche’nin Ariadne’si, Hölderlin’in yazdığı gibi “sevgimiz ne kadar eski ve ne kadar yeni!”
Nietzsche’nin daha çocukluk çağlarında sarıldığı Hölderlin’in kaderini ve düşüncelerini ne kadar çok etkilemiş olduğunu bu kitapta hayranlıkla gözlemledim.Böyle Söyledi Zerdüşt’te karşılaştığım bir çok fikrin özü ve hatta yer yer kullanılan deyimler Hölderlin’in savurduğu tohumlardan filizlenmiş olduğunu gördüm. Ve aynı delilik, aynı Diyonisos ruhu ve ikisi de kendi Almanya’sına başkaldırmış Yunanistan’da münzevi gezgin.
56 syf.
·3 günde·8/10
Kitabın ismi çok dikkatimi çekmişti. Çevirmene de bakınca Ahmet Cemal. Hölderlin ismini genellikle alıntılarda duymuştum ama dikkatimi çekmemişti. Neyse önce yazardan söz edeyim. Alman romantizm en başı çeken ismiymiş. 30 yaşına kadar şiir yazmış sonrasında maalesef ki bilincini kaybetmiş. Yani Deliliğin Arifesinde diyerek kitaba ismini veren süreçte buradan gelmekte.

Doğa, iç dünya, vedalaşma gibi konuları işlemiş. Şiirlerinin çoğu mevsimlerin ismi ile adlandırılmış.

Kitabın önsözünü mutlaka ama mutlaka okuyun. Zweig ve Rilke'nin Hölderlin hakkında anlattıklarını es geçmeyin derim naçizane....

Güzel bir eserdi alıntıları incelemenizi öneririm.
56 syf.
·9/10
Alman romantizminin en büyük isimlerinden biri olan Hölderlin, 30'lu yaşlarda şiir yaşamı sonlanan, 73 yaşında öldüğünde artık kendinin bile farkında olmayan talihsiz bir şairdir. Şiirleri ağır bir lirizm eşliğinde doğa ve insan sevgisini işler. Romantizm akımı endüstrileşen Avrupa'da yaşamın mekanikleşmesine ve buna bağlı olarak düşünce bağlamında hakim olan pozitivizme ve rasyonalizme tepki olarak ortaya çıkan sanat ve düşünce akımıdır. Kitabın isminden anlaşılacağı üzere delirmenin eşiğindeki şairin bir veda metni olarak da ele alabiliriz:

Tadını çıkardım bu hayatın hoşluklarının,
Nasıl da akıp gitti bütün bir gençlik!
Uzakta şimdi Nisan, Mayıs ve Haziran,
Hoşlanmıyorum artık yaşamaktan, yokum artık!

Klasik şiiri ve konuları seven okur için önerilir. Ahmet Cemal tarafından çevrilmesi de kitap için artı puan.

Yazarın biyografisi

Adı:
Friedrich Hölderlin
Tam adı:
Johann Christian Friedrich Hölderlin
Unvan:
Alman Şair
Doğum:
Lauffen am Neckar, 20 Mart 1770
Ölüm:
Tübingen, 7 Haziran 1843
Johann Christian Friedrich Hölderlin (d. 20 Mart 1770 Lauffen am Neckar; ö. 7 Haziran 1843 Tübingen) Alman lirik şair. Friedrich Hölderlin klasik çağın ve romantizmin en önemli temsilcilerindendir.

Alman şair Johann Christian Friedrich Hölderlin, 20 Mart 1770'te Lauffen am Neckar'de doğdu, 7 Haziran 1834'te Tübingen'de öldü. Küçük yaşlarda babasını, büyükbabasını ve kardeşlerini yitirdi, bu ölümler Hölderlin'i çok etkiledi. Tübingen Manastırı'nda dinbilim, Jena Üniversitesi'nde öğrenim gördü. Hölderlin'in şiirlerini Schiller, Goethe'ye gösterdi, Goethe beğenmeyince müthiş bir düş kırıklığı yaşadı. Özel ders vererek yaşamını kazandı. Bordeaux'a gittiğinde sevdiği kadının öldüğü öğrenince ruhsal bozukluklar yaşamaya başladı. Stuttgart dönüşünde hükümet doktoru saldırganlık belirtileri saptadığından zorla Tübingen'e gönderdi. Çıldırdığı kesinleşince, yaşamının kalanını Neckar ırmağı kıyısında, gözetimine verildiği bir marangoz ailesinin evindeki kulede geçirdi. Tanrı'nın, doğanın ve insanın bir sayıldığı zamanlara geri dönmeyi istemiş, şairin Tanrı ile insanlar arasında bir köprü niteliği taşıdığına inanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 175 okur beğendi.
  • 281 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 425 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları