Friedrich Hölderlin

Friedrich Hölderlin

Yazar
8.6/10
38 Kişi
·
119
Okunma
·
64
Beğeni
·
4.137
Gösterim
Adı:
Friedrich Hölderlin
Tam adı:
Johann Christian Friedrich Hölderlin
Unvan:
Alman Şair
Doğum:
Lauffen am Neckar, 20 Mart 1770
Ölüm:
Tübingen, 7 Haziran 1843
Johann Christian Friedrich Hölderlin (d. 20 Mart 1770 Lauffen am Neckar; ö. 7 Haziran 1843 Tübingen) Alman lirik şair. Friedrich Hölderlin klasik çağın ve romantizmin en önemli temsilcilerindendir.

Alman şair Johann Christian Friedrich Hölderlin, 20 Mart 1770'te Lauffen am Neckar'de doğdu, 7 Haziran 1834'te Tübingen'de öldü. Küçük yaşlarda babasını, büyükbabasını ve kardeşlerini yitirdi, bu ölümler Hölderlin'i çok etkiledi. Tübingen Manastırı'nda dinbilim, Jena Üniversitesi'nde öğrenim gördü. Hölderlin'in şiirlerini Schiller, Goethe'ye gösterdi, Goethe beğenmeyince müthiş bir düş kırıklığı yaşadı. Özel ders vererek yaşamını kazandı. Bordeaux'a gittiğinde sevdiği kadının öldüğü öğrenince ruhsal bozukluklar yaşamaya başladı. Stuttgart dönüşünde hükümet doktoru saldırganlık belirtileri saptadığından zorla Tübingen'e gönderdi. Çıldırdığı kesinleşince, yaşamının kalanını Neckar ırmağı kıyısında, gözetimine verildiği bir marangoz ailesinin evindeki kulede geçirdi. Tanrı'nın, doğanın ve insanın bir sayıldığı zamanlara geri dönmeyi istemiş, şairin Tanrı ile insanlar arasında bir köprü niteliği taşıdığına inanmıştır.
Dil pek gereksiz bir şey. Ne yaparsak yapalım asıl söylemek istediklerimiz her zaman için, denizin dibindeki inciler gibi kendi derinlerinde ilişilmeden kalır ve söylenemez.
Friedrich Hölderlin
Sayfa 161 - Adam Yayınevi 1987
Tek çiçek olup çıkmıştık. içli sevinçlerini kapalı taçları içinde gizleyen sevgili bir çiçek gibi ruhlarımız birleşik yaşıyorduk.
İnsan kendini, kendi öz dünyasında bulduktan sonra yitiğin anlamı kalır mı? Her şey bizim kendi içimizdedir.
İşte yaşama bakıyorum, nedir her şeyin sonu? Hiç. Düşte yükseliyorum, nedir her şeyin en yükseği? Hiç.
Friedrich Hölderlin
Sayfa 65 - Adam Yayınevi
Gerçek acı, coşturucudur. Güçsüzlüğünü ayaklarının altına alan insan yükselir. Özgürlüğü ruhun acısında duymamız, ne denli güzel şeydir!
Susmalıydım, unutmalıydım ve susmalıydım.
Friedrich Hölderlin
Sayfa 84 - Doğu Batı Yayınları - 1. Baskı: Eylül 2017, Ankara - Almancadan Çeviren: Gürsel Aytaç
122 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Hyperion için tam bir başyapıt diyebilirim. Kesinlikle bir kitaptan daha fazlası... Öyle ki; romantizmden hiç hazzetmeyen beni bile kendi derinliğine kaptırıp soluksuz okutmayı başardı. Hatta, daha önce hiçbir kitabı şık bir şekilde kaplatıp, çantamda taşıyarak ara ara pasajlar halinde okumayı düşünmemiştim.

Hyperion'daki mitolojik yapıyı anlamanız için, bahsedilen karakterlere bir mitoloji sözlüğünden bakmanız gerekebilir. Kitabın bazı basımlarında dipnotlar şeklinde açıklamalar var, bu da yeterli olabilir.

Eserdeki tasvirlere bakacak olur isek, gayet akıcı ve kesinlikle sıkıcı değil. Açıkçası betimlemelerin kusursuz olduğunu düşünüyorum. Duygular ne çok uzun ne de çok kısa olmayacak şekilde tam ayarında ifade edilmiş. Ancak anlattığını yaşayan bir yazarın duygularını böyle etkileyici bir şekilde yansıtabileceği bildiğim için, Hölderlin'in açıklığı ve ustalığı karşısında saygıyla eğilmek isterdim. Eserdeki romantizmin yanında felsefi unsurların bulunduğunu da es geçmemem gerekiyor. Dikkatle gözlemlediğiniz zaman, metnin altındaki felsefeye rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz.

Hyperion, herkese hitap edecek bir kitap olmayabilir. Yazımdaki tarzın şiirsel oluşu bazı okuyucuların ilgisini çekmeyebilir. Hölderlin'in tarzına aşina veya ilgisi olan okurlar için ise kitabın müstesna bir yeri olacaktır diye düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
122 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
"İnsanların sözlerini anlamadım hiç
Tanrıların kollarında büyüdüm ben."

Hyperion incelemesi için bu söz hemen hemen bütün kitabı özetler nitelikte. Ama öncelikle Hyperion'u anlayabilmek için biraz yazarın hayatını bilmek gerekir.

Johan Cristian Friedrich Hölderlin(1770-1843)

Hölderlin, Alman Klasik çağın ve romantizm akımının en önemli temsilcisi olarak kabul edilir. Daha iki yaşındayken babasını kaybeden şair hayatının ölümlerden oluşan öznesi olacağının ilk sinyalini alır. Annesi Rika adlı kızını henüz dünyaya getirmemiştir kocası öldükten sonra tekrar evlenir ve kısa bir süre sonra ikinci kocasını da kaybeder. Hölderlin'nin kardeşi Rika yaşlı bir adamla evlenir ve onun da kocasının ölmesiyle tekrar annesi ve kardeşiyle yaşamaya devam eder. Ayrıca çoğu kardeşini de küçük yaşta kaybeder. Hölderlin hukuk okumak ister annesi ise onun teoloji okumasını ve papaz olmasını istemektedir. Bunun özerine annesiyle arası bozulur ve bir daha onu görmemek üzere evden ayrılır. Hölderlin ile Hegel, 1788'de Tübingen Üniversitesi Papaz okulunda rastlarlar ve hemen arkadaş olurlar. Daha sonra gelen Schelling'de onlara katılacaktır. Hegel, ileride, Hölderlin ile Susette Gontard aşkı arasında arabuluculuk da yapacaktır ayrıca.

Daha sonra şiirde yaşadığı düş kırıklıkları sebebiyle tamamen uzaklaşır insanlardan. Hayatta annesinden arkadaşlarına kadar hiçbir insanın gönlünde yer bulduğu hissine kapılmaz ve yersiz yurtsuz bir yaşam içerisinde, zamandan ve mekandan soyutlanmış olarak Hyperion'u yazar. Bundan sonraki yaşamı çok zor geçer ve ağır şizofreni tanımı koyularak bir akıl hastanesine kapatılır. Babasının öldüğü yaşta yani 36 yaşına kadar akıl hastanesinde kalır.

Hyperion'u okuyup etkilenmiş olan marangoz Zimmerman'ın bakımını üstlenmesi ile hastaneden çıkabilmiştir. Zimmerman'ın kulesinde suskunlukla yaşamaya başlamıştır. Bir şiirinde "Doğayı gökyüzünü anladığını, fakat insanların konuşmalarını anlayamadığını" söylemiş ve o misafirleri olsa da kimseyle konuşmadan 36 yıl kulede sadece piyano ile ömrünü tamamlamıştır. Adeta "yeryüzüne susmaya gelenler" sınıfında olan Hölderlin için "toplumdan ve hatta hayattan dışlanmıştır," der, Heidegger.

Holderlin'in 36 yıl süren sessizliği aslında ozanca bir yaşam tarzı olup, Scopenhauer'un tasvir ettiği yalnızlık içinde geçen bir yaşamın ta kendisidir. "Tüm büyük beyinler yalnızlığı seçmiştir," der Schopenhauer.

Büyük yalnızlığı, acı ve sevinçler, geçmişe duyulan özlem ve doğa hayranlığı Hyperion kitabının ana temalarıdır. Şiirsel bir dille, Belarmin ve Diotima'ya şeklinde yazılmış mektuplarını roman tarzı kaleme almıştır. Büyük yalnızlık içinde olan bir kahramanın gezgin bir yaşam tarzını anlatır Hyperion, güneşin bir diğer adı anlamına gelir ayrıca. Düş kırıklığına uğramış bir kahramanın ağıt niteliğindeki yaşamına tanıklık ederiz Hyperion'da.

O İonya felsefesinin dört temel unsuru olan "hava, toprak,su,ateş" dörtlüsünü, "gökyüzü,yeryüzü,insanlar ve tanrılar." Olarak değiştirir. Kitapta en üzücü kısım Hyperion'nun, Diotima'nın öldüğü mektubu aldığı zamandır. Hölderlin'nin kahramanı da kendisi gibi ölüm acılarını derinden hisseden öznesi konumunda olur.

Stefan Zweig, bu büyük eser için şunları dile getirir:
"Hyperion, Hölderlin’in öbür dünyaya, tanrıların yeryüzündeki görünmez vatanına olan gençlik rüyasıdır, hülyalı bir şekilde korunan, hiçbir zaman gerçek hayata tam anlamıyla uyanamadığı bir rüyadır."

"Yunanistan'da bir Münzevi"yle başbaşa bırakıyorum sizi şimdi umarım tanrıların diliyle yazılmış bu kitapla tanışmakta geç kalmazsınız...
168 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Kitapta A. Turan Oflazoğlu(Çeviren)'nun önsözü ve "Hölderlin Üzerine" adlı denemesi yine M. Heidegger' in "Hölderlin ve Şiirin Özü:Beş Kılavuz Söz" adlı incelemesi gibi ön metinlerin bulunması Hölderlin şiirlerine dalışı kolaylaştırır.(Sanırım yalnızca İz yayıncılıkta baskısı var)Ozanın tüm şiirlerinde rastlayabileceğimiz bir motif Antik Yunan kültürüdür. Ozanı tanımak adına mitoloji bilgisiyle okunursa şiirler daha verimli bir anlayış sağlanacağı düşüncesindeyim. Ancak Hölderlin "ara" da olan bir ozandır. Bahsettiği gibi Göklü ile Yerli arasında cereyan eden akımın içindedir o. Bu nedenle yunan mitologyası şiirinin merkezindedir.

Kişisel tarihine biraz değinecek olursam;
Hölderlin 1795 yılında bir dostunun aracılığıyla bir bankerin oğluna eğitmenlik yapmaya başlar ve bir süre sonra bankerin eşi Susette'ye aşık oluyor, Susette'de ona. Ancak müstahdem de Hölderlin'e tutulmuştur. Aşkına karşılık bulamayınca müstahdem, Hölderlin ve Susette arasındaki bu kabul edilemez aşkı bankere söyler. Böylece Hölderlin ve Susette bir süre mektupla sürdürürler aşklarını. Ancak Susette bir süre sonra ölür. Ardından ozan şifozren olur ve şiirden uzaklaşır. Kimileri için Hölderlin'in bu patolojiye yakalanmasında Susette'nin ölümü bir katalizördür ve ozanın bu aşkla birlikte gerçek ozan olduğu düşünülmüştür.Ancak şizofreni için erken travmatik yaşam deneyimleri de büyük rol oynar. Nitekim ozanın geçmişi kayıplarla doludur. Öz babasını kaybettikten bir süre sonra annesi yeni bir eş bulur yaklaşık yedi yıl sonra da ikinci babasını kaybeder Hölderlin(9 yaşında) . Daha sonra manastıra girer ve 1787'de(onyedi yaşında) nişanlınır ama 1790 da nişanı bozar. Ardından Elise Lebret adında bir kadına aşık oluyor ancak kimi durumlardan ötürü evlenemeyeceğine karar veriyor.

Ozan patolojinin ardından 1806'da bir kliniğe yatırılır. Ertesi yıl ise bir marangoza yaşamının sonuna değin emanet ediliyor(36yıl, bu süreci merak ediyorum).Ve 1843'de yaşamdan ayrılır.

Çağdaşları tarafından pek üzerinde durulmuyor Hölderlin'in. Çünkü çağın havası rasyonalist bir tutum içindedir ve ozan Antik Yunan'ın özlemi içerisinde dizelerini oluşturur. Ancak 20.yy başlarında keşfediliyor. Rilke, Hermen Hesse, Vernon Watkins etkilediği sanatçılardan birkaçıdır.
56 syf.
·9/10
Alman romantizminin en büyük isimlerinden biri olan Hölderlin, 30'lu yaşlarda şiir yaşamı sonlanan, 73 yaşında öldüğünde artık kendinin bile farkında olmayan talihsiz bir şairdir. Şiirleri ağır bir lirizm eşliğinde doğa ve insan sevgisini işler. Romantizm akımı endüstrileşen Avrupa'da yaşamın mekanikleşmesine ve buna bağlı olarak düşünce bağlamında hakim olan pozitivizme ve rasyonalizme tepki olarak ortaya çıkan sanat ve düşünce akımıdır. Kitabın isminden anlaşılacağı üzere delirmenin eşiğindeki şairin bir veda metni olarak da ele alabiliriz:

Tadını çıkardım bu hayatın hoşluklarının,
Nasıl da akıp gitti bütün bir gençlik!
Uzakta şimdi Nisan, Mayıs ve Haziran,
Hoşlanmıyorum artık yaşamaktan, yokum artık!

Klasik şiiri ve konuları seven okur için önerilir. Ahmet Cemal tarafından çevrilmesi de kitap için artı puan.
175 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabın kendi boyutları kadar uzun bir incelemeyi hak eden bir yapıt, bu yüzden böyle bir incelemeye cesaret edemem. Dante’nin Beatrice’i, Hyperion’un Diotima’sı ve Nietzsche’nin Ariadne’si, Hölderlin’in yazdığı gibi “sevgimiz ne kadar eski ve ne kadar yeni!”
Nietzsche’nin daha çocukluk çağlarında sarıldığı Hölderlin’in kaderini ve düşüncelerini ne kadar çok etkilemiş olduğunu bu kitapta hayranlıkla gözlemledim.Böyle Söyledi Zerdüşt’te karşılaştığım bir çok fikrin özü ve hatta yer yer kullanılan deyimler Hölderlin’in savurduğu tohumlardan filizlenmiş olduğunu gördüm. Ve aynı delilik, aynı Diyonisos ruhu ve ikisi de kendi Almanya’sına başkaldırmış Yunanistan’da münzevi gezgin.

Yazarın biyografisi

Adı:
Friedrich Hölderlin
Tam adı:
Johann Christian Friedrich Hölderlin
Unvan:
Alman Şair
Doğum:
Lauffen am Neckar, 20 Mart 1770
Ölüm:
Tübingen, 7 Haziran 1843
Johann Christian Friedrich Hölderlin (d. 20 Mart 1770 Lauffen am Neckar; ö. 7 Haziran 1843 Tübingen) Alman lirik şair. Friedrich Hölderlin klasik çağın ve romantizmin en önemli temsilcilerindendir.

Alman şair Johann Christian Friedrich Hölderlin, 20 Mart 1770'te Lauffen am Neckar'de doğdu, 7 Haziran 1834'te Tübingen'de öldü. Küçük yaşlarda babasını, büyükbabasını ve kardeşlerini yitirdi, bu ölümler Hölderlin'i çok etkiledi. Tübingen Manastırı'nda dinbilim, Jena Üniversitesi'nde öğrenim gördü. Hölderlin'in şiirlerini Schiller, Goethe'ye gösterdi, Goethe beğenmeyince müthiş bir düş kırıklığı yaşadı. Özel ders vererek yaşamını kazandı. Bordeaux'a gittiğinde sevdiği kadının öldüğü öğrenince ruhsal bozukluklar yaşamaya başladı. Stuttgart dönüşünde hükümet doktoru saldırganlık belirtileri saptadığından zorla Tübingen'e gönderdi. Çıldırdığı kesinleşince, yaşamının kalanını Neckar ırmağı kıyısında, gözetimine verildiği bir marangoz ailesinin evindeki kulede geçirdi. Tanrı'nın, doğanın ve insanın bir sayıldığı zamanlara geri dönmeyi istemiş, şairin Tanrı ile insanlar arasında bir köprü niteliği taşıdığına inanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 64 okur beğendi.
  • 119 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 221 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları