Fuat Aydın

Fuat Aydın

YazarÇevirmenEditör
7.8/10
38 Kişi
·
160
Okunma
·
11
Beğeni
·
859
Gösterim
Adı:
Fuat Aydın
Unvan:
Akademisyen
Luka, Saul'un Hıristiyan oluşunun hemen arkasından Şam' da Hıristiyanlığı tebliğe başladığını söyler. Bu tebliği üzerine Yahudilerden bir kısmı onu öldürmeyi planlarlar, bu yüzden oradan kaçmak zorunda kalır. Şam'dan ayrılan Saul, İsa'nın ölümünden kısa bir süre sonra Kudüs'e geri dönmüş ve156 oradaki cemaat (kilise) liderleriyle ilişki kurmayı denemiş olduğunu Luka Elçilerin İşleri'inde (9/19, 30) anlatır. Ancak Pavlus, kendi mektubunda Hıristiyan oluşu157 sonrasını Luka'dan farklı anlatır. Hıristiyan olduktan sonra Kudüs yerine Arabistan'a158 giden Pavlus, daha sonra Şam'a döner. Burada, Kral Aretas'ın valisinin kendisini yakalamak için tedbir alıp, kapılara adamlar koyunca pencereden küfe içinde sarkıtılarak oradan kaçmak zorunda bırakılır (Kor. il 11/32). Hıristiyan olduktan üç yıl sonra Kudüs'e gittiğini anlatır (Gal. 1/17-19)159. inananlar, Kudüs'e Kifas'la tanışmak için gelen Pavlus'dan önceki davranışlarından dolayı korkuyorlardı (Elç. İşi. 9/26). Barnaba onu götürüp havarilerle tanıştırdı160. Burada on beş gün kaldı; Petrus ve Yakup'tan başka kimseyi göremedi (Gaf. 1/18). Kudüs'teki vaazlarından ve tartışmalarndan rahatsız olan Yahudilerin onu öldürmeyi planlamaları üzerine "kardeşler", onu Kayseriye'ye indirip Tarsus'a yolladılar (Elç. İşi., 9/28-30).
Pavlus güçlü ve sistematik bir zekaya sahiptir, ancak onun öğretisi felsefi mülahazalarla dolu değildir. insanlara ulaştırmaya çalıştığı şey bir doktrin değil, bir Müjde'dir/İncil'dir. Mektuplarının esas konusu, kendi tecrübeleri nden çıkardıklarından hareketle, insanları ölümden ve yok olmaktan kurtarmak, başını ikinci Adem denilen Mesih'in oluşturduğu yeni bir varlığın, yeni insanlığın üyeleri yapmaktı. Bunlar onu dini iddialarıydı.
Vaftiz, Pavlus'a göre onun asli görevi değildir. Misyonunda
ikincil bir yere sahiptir. Çünkü, Mesih onu vaftiz etmek için değil, İncil'i insanlara bildirmek için göndermiştir. Vaftize ikincil bir yer verme sebeplerinden bir diğeri ise, onda sembolik olarak yeniden yaşanan olayların gerçekliğinin imanla bilinir olmasıdır. Bu yüzden de iman, her şeyden önce gelir. ( İman olmaksızın vaftiz kullanışsızdır. )
Pavlus'un kabul ettiği ve başkalarının da kabul etmesini istediği şey, Mesih'in çarmıha gerilişine, dirilişine ve bu olayların insanlık için olan sonuçlarına imandır. Bu şekildeki bir iman anlayışı, Pavlus'un inançlarının, tebliğinin ve öğretisinin en önemli kısmını oluşturur: "Şöyle ki, İsa Rabb'dir diye ağzınla ikrar edersen ve Tanrı'nın onu ölülerden kıyam ettirdiğine yüreğinle iman edersen kurtulacaksın"
Ferisi Yahudi olan Pavlus, İsa Mesih'e imanla aklanabileceğinin kendisine vahyedildiğinde, derin bir içsel değişim yaşar. Yahudi eziyetçi, İsa Mesih'e imanla aklanma mesajını tebliğ eden bir Hıristiyan haline gelir. Yasa'nın yükledikleri ve bunları yerine getirmeye yönelik sonuç vermeyecek çabalar, haç üzerinde masum İsa'nın vahşice ölümünün hatırası ya da Mesih'in takibata uğrayan bağlılarının örnek davranışı gibi psikolojik faktörler, Pavlus'un Hıristiyan oluşunu yeterince açıklayamamasına rağmen, bunlardan birincisi, Pavlus'un Hıristiyan oluşuna dair yorumun temelini oluşturur. Nietzche'nin yaklaşımı bu tür yorumlara yol açmıştır. Nietzche, Pavlus'un Hıristiyan oluşunu, onun güç hırsına atfeder. Pavlus bu güç hırsını, nihai olarak Yasa boyunduruğunu atmayla ve daha evvelce gizli olan düşmanlığını göstererek tatmin eder.
Nasıl yorumlanırsa yorumlansın, Pavlus bazen söylediklerinin
kendi sözleri değil, Mesih'in sözleri olduğunu ifade eder. Ancak, .onun bu tarz ifadelerini illa da kendisine bu sözleri, Mesih'in vahiyle bildirdiği şeklinde anlamak yerine, ilk dönem geleneğini aldığı kaynağı, İsa Mesih'e atfetmesi şeklinde anlaşılabilir. Fakat bazen, Mesih'in kendi aracılığıyla konuşmasını kendi söylediklerinin doğruluğuna delil olarak da zikreder.Kendisinin söyledikleri sıradan insanların sözü olmayıp Tanrı sözüdür (Sel. I 2/13). Tanrı'nın Ruh'u tarafından vahyedilen ve Mesih'in gerçek düşüncesi olan Kurtuluş planı, kendisine insan müdahalesi olmaksızın Tanrı tarafından ifşa edilmiştir.
Şu halde tarihsel olarak kesin olmasa bile Pavlus, ilk büyüme çağını, tabilerinin, inançla değil fakat gerçekleştirilen sembolik ayinlerle kendisiyle birleştikleri ölen - dirilen tanrının aracılığı ya da şefaatiyle gerçekleşen kurtuluş düşüncesiyle dolu bir çevrede geçirdi.
İman, insanlık tarihinde Mesih'in Rabbliğinin farklı oluşunun
farkında olmaktır. Bu farkındalık, Pavlus'un ifadesinin, "ve artık ben yaşamıyorum, fakat Mesih bende yaşıyor; ve şimdi bedende yaşadığım hayatı, beni seven ve benim uğruma kendisini teslim eden Tanrı'nın Oğlu'na olan imanla yaşıyorum (Gaf. 2/20)", temelini oluşturur. Bu tecrübenin temeli, Mesih'de Tanrı'yla yeni bir birleşmedir.
Pavlus'a göre iman, yalnızca Tanrı'nın ve Mesih'in sözüne aklın
ulaşması değil, insanı bütünüyle Mesih'e itaatkar hale getirmek için, düşünceyi mahkum eden bütün bir yön değişimidir (Kor. il 10/5). Bu şekilde, inanan yalnızca düşüncesinin bağımsız olduğunu reddetmekle kalmaz, aynı zamanda, kendisinin merkezde yer aldığı şeklindeki düşünceyi de kesin olarak reddeder.
İmanın temel kaynağı, İncil tebliğcilerinin tanıklığıdır. Elçilerin
tebliğ ettikleri gerçekte, Mesih'in ve nihai olarak da Tanrı'nın sözüdür. Bu yüzden de elçilerin tebliği olmaksızın iman gerçekleşmez. Bu tecrübe, İncilin ya da Mesih ve onun kurtarıcı rolü hakkındaki sözünü işitmeyle başlar. Bu işitmenin sonuçları "Mesih'in Rab" olduğuna zihnin razı olmasıdır. Bu tecrübe Mesih'de Tanrı'ya bütünüyle teslimiyetle son bulur• Geri kalan bütün ifadeler, yalnızca Mesih'in Rab'liğinin doğruluğunu kanıtlama ve geliştirme hizmeti görürler.
599 syf.
Emile Durkheim, din sosyolojisi kuramını temel sosyolojik düşüncesi olan "toplumun özerkliği " üzerinde temellendirerek bilimsel bilgi araçlarının yardımıyla geliştirme çabasındadır.

Dinin tüm biçimlerinin aynı olduğuna inanır. Dini daha yakından incelemek için daha sonraki dinlerin temel kalıbını temsil etmesi gerektiğini düşünerek bilinen en basit ve ilkel dini incelemek istemiştir.

Durkheim, tüm dini olguları ayinler ve inançlar olarak sınıflandırmıştır. Kanaatine göre dini inançlar kavramlardan, dini ayinler ise belli eylemlerden meydana gelmektedir. Dini inancı, her şeyi kutsal olan ve kutsal olmayan şeklinde sınıflandırır. Din kutsal olanı içerir. Kutsal olan aşkın bir varlıktır. Doğa veya ruh değil. Bu görüşüyle ruhçuları ve tabiatçıları eleştirerek E. Taylor ve G. Frazer'in karşısında yer almaktadır. Onların hakikatin yerine saf hayal parçaları koydukları iddiasındadır. " Dini Hayatın Ilkel Biçimleri " ilk üç bölümde bu eleştirilere yer vermektedir.

Toplumu bir hakikat olarak kabul eden Durkheime göre toplum dini tapınmanın asıl nesnesidir, din ise toplumsal yapının temsili, dini davranışlarda toplumsal yapının yüceltisidir. Din tanrı kökeninin toplum kaynaklı olduğunu ileri sürer ve iddasini totem olgusundan hareketle geliştirir.. Kitabın çoğunluğunu içeren totemizmi ilkel toplumlarda toplanan veriler ışığında değerlendirir.

Totem dininin temel özelliklerini incelerken, ruhun nasıl teşekkül ettiğini keşfetme çabasına girer.

Sonuc kısmından önce Sir Baldwin Spencer ve Frances James Gillen'ın tanık oldukları ilkel toplumlarda ki ayinler verilmiştir.
Burada E. Durkheim gayrı makul görülebilecek ritüellerin makul görülebilme sebeplerini araştırır. Araştırmanın ornek verileri Avusturalya' da ki klan ve kabile törenleri oluşturmaktadır.

E. Durkheim ilkel dinlerin, dinin kurucu unsurlarını ortaya çıkardığını ve onlarin dinin açıklanmasına birer yardımcı olduklarını kabul ederek bu bağlamda kapsamlı bir çalışma yapmıştır.

"Dini Hayatın Ilkel Biçimleri " din ve toplum ilişkisini incelemek isteyen okurlar icin araştırma niteliğinde güzel ve özel bir çalışma olmuştur.
273 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Watt "Din"i, İslam kültüründe yakın zamana kadar pek yaygın olmayan yöntemle; sosyoloji ve psikolojiyle birlikteliğiyle inceler. Öncelikle toplumu bina eden dinamikleri, coğrafi ve ekonomik çerçeveleri içine katarak, toplumsal zihni,öteki yaratma eğilimlerini, kozmolojilerini ele alır. Daha sonra da bireye inip psikolojik çıkarımlar yapar. Bu çalışması her ne kadar "Din" merkezli olsa da, içerisinde genel sosyoloji ve psikoloji yaklaşımlarına dair çerçevelerle sizi aydınlatır. Yazıldığı dönem için değerli bir eserdir.
498 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir ülkenin ekonomik koşullarının ve dünya medeniyeti içindeki konumunun ne derece kültürü ve düşünce sistemi ile ilişkili olabileceğini, bu kitabı okuyunca daha iyi anladım.
İnsan yaşamı ve devlet siyasi yapısı için yön verici etkisi olan düşünce sistemlerini tarihi geçmişi ile bugüne kadar detaylı bir anlatımla okuduğumuzda, bugünkü Çin'e bakışımız tamamen değişmektedir.

Batı medeniyetinin tarihsel gelişiminde 15.yy dan sonra etkisini gösteren düşünce sistemleri ve felsefenin Çin'de M.Ö 1000 lere kadar uzanan seyrini, toplum yapısı ve devlet yönetimi üzerindeki hâkimiyetini görüyoruz.

Bilim ve medeniyeti, Batı uygarlığı ile özdeşleştiren ve her türlü gelişme - çağdaşlaşma için, kaynağı Batı olarak gören "Aydin" kesimin, artık at gözlüklerini atarak, kendi kültür - düşünce yapımızın temelleri üzerinde ancak bir toplumsal gelişme ve ilerleme sağlayabileceğimizi görmeleri zaruridir.

Teknolojik ürünler ithal etmekle veya bazı yaşamsal fiziki koşulları Batı'ya benzeterek gerçek bir gelişmenin sağlanamayacağını acilen öğrenmemiz gerekiyor. Temel unsurun "İnsan" olması dolayısıyla, bir ülkenin medeniyet içinde bir yer edinebilmesinin de ancak insani vasıflarının gelişmesine bağlı olduğu görülmelidir. Bu vasıfların da ancak kültür - düşünce sistemi - yaşam felsefesi sayesinde topluma kazandırılabileceğini anladığımızda, yeniden dünya medeniyeti içindeki gerçek konumumuza ulaşacağız...
599 syf.
·Beğendi·10/10 puan
akademik bir kitaptır . inanışların ve ritüellerinin "nedeni" ile ilgili olmaktan ziyade , bunların "nasıl "ına daha önem veren bir yazımdır . hani şu insanlık tarihini anlatan ve "neyin neden olduğunu" anlatan kitaplardan değildir . alanı için önemli bir kitap olması dışında günlük okuyucu için anlatımı çok düzdür . kitap dışında yazar ile ilgili olarak , zamanının "din, büyü , ritüel" ayrımlarının ne olduğunu ve intiharın kişi üzerinden ve toplum üzerinden incelenmesi açısından dünya tarihine çok büyük katkısı olan bir yazardır .
233 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10 puan
Müslümanlar ve Hristiyanların tarihte birbirleriyle karşılaştığı her dönemde biri diğeri için öteki konumunda kalmıştır. Sekülerleşen ve globalleşen dünyada müslüman hristiyan yaşamında benzerlikler artmasına rağmen hükümetler geçerli akçe olduğu için ötekileştirici din dilini silah olarak kullanmaya devam etmektedirler. Yazar bu eseriyle birbirimizi anlamamız ve birlikte yaşamanın bir yolunu bulmamız gerektiğine dair kuşatıcı bir sunumda bulunuyor. Yer yer oryantalist algıların seçildiği eserde yine de objektif olunulmaya çalışılması çok büyük bir çaba olarak okunabiliyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fuat Aydın
Unvan:
Akademisyen

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 160 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 283 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.