Furuğ Ferruhzad

Furuğ Ferruhzad

Yazar
8.8/10
347 Kişi
·
1.118
Okunma
·
937
Beğeni
·
48.916
Gösterim
Adı:
Furuğ Ferruhzad
Tam adı:
Forough Farrokhzadفروغ فرخزاد
Unvan:
İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam
Doğum:
Tahran, İran, 5 Ocak 1935
Ölüm:
Darband, Tehran, İran, 13 Şubat 1967
Füruğ Ferruhzad, (Farsça: فروغ فرخزاد, Forough Farrokhzad) (d. 5 Ocak 1935 - ö. 13 Şubat 1967), İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam. İran'ın 20. yy'da yetiştirdiği en önemli kadın şairlerindendir.

Yaşamı

Babası Albay Muhammed Ferruhzad ve annesi Turan Veziri Tebar'ın yedi çocuğundan üçüncüsüydü. Mahalle mektebinde 9. sınıfa kadar devam ettikten sonra kız sanat okuluna gitti. Burada resim, dikiş-nakış ve el sanatları öğrendi. Hicivci şair Füruğ, 16 ya da 17 yaşlarına geldiğinde Perviz Şapur ile evlendi. Eğitimine kocasının yanında Ahvaz'da devam etti. Bir yıl sonra tek çocuğu olan Kāmyār'ı dünyaya getirdi. Evliliğinden iki yıl sonra 1954 yılında Füruğ, eşinden ayrıldı. Mahkeme Kāmyār'ın velayetini babasına verdi.

Füruğ, Tahran'a geri dönüp şiir yazmaya devam etti ve Esir adını verdiği ilk kitabını yayınladı.

1958 yılında İbrahim Gülistan'la tanışır ve dokuz ayını Avrupa'da geçirir. Şair bu dönemde yaşamının esin kaynağı olan şiirlerine devam eder ve hızla iki kitabını daha piyasaya sürer. Bunlardan ilki Duvar ve diğeri de İsyandır.

İranlı cüzzam hastalarını ve onların sorunları ile ilgili olarak Tebriz'de film yapar. 1962 yılında filmi Kara Ev adını verdiği filmiyle dünyanın çeşitli yerlerinde ödüller kazanır. Film çekimi sırasında cüzzamlılar evinde tanıştığı Hüseyin Mansur isimli çocuğu evlat edinir.

1963 yılında Füruğ, Yeniden Doğuş adlı eserini yayınlar. Artık şiirde olgunlaşma dönemidir ve sanatsal düzeyi yüksektir. Bu kitabıyla şair, İran şiirinde derin ve etkileyici değişikliklere yol açmıştır.

13 Şubat 1967 tarihinde öğleden sonra saat 14.30'da stüdyoya gitmek için hızla seyir halindeyken karşısına çıkan okul aracına çarpamamak için direksiyonu kıran Füruğ, aracından fırlayıp, boynunun kırılmasıyla 32 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Modern İran şiirine önemli katkılar sağlayan şairin ölümünden sonra çalışmaları Soğuk Mevsim adı altında bir kitapta toplandı. Michael Hillman, Yalnız Kadın adıyla onun hayatını ve şiirlerini 1987 yılında yayınladı. Şairin şiirleri ve yaşamı hakkında daha pek çok makale ve kitap yayınlandı, hayatı filme çekildi.

Füruğ Ferruhzad şiirlerinde derin bir yalnızlık duygusu dikkat çeker. Bunun yanında, şiirlerinde kadınların sorunlarını da ele almakta, İran toplumunun kadınlara karşı uyguladığı ayrımcılığı eleştirmektedir. Bu fikirleri zaman zaman şiddetli tartışmalara yol açmıştır. İran'da kadınların yaşamlarının daha iyi hak ve koşullara kavuşmasını savunmaktaydı. Dönemindeki Şah'ın despotluğuna da karşı çıkmıştır. Şiirleri kimi zaman İran toplumunca erotikbulunmuştur.

İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi'nin 1999 yapımı Rüzgar Bizi Sürükleyecek filminin adı, şairin bir dizesinden alıntıdır.

Ödülleri


1962 yılında yaptığı belgeselle İtalya Belgesel Filmler Festivali'nde birincilik.
1963 yılında “Kara Ev” filmiyle, Almanya'daki Oberhausen Film Festivali'nde en iyi film ödülü.
bütün o çılgınlıklardan sonra
ah yazık inanasım gelmiyor,
akıllanmışım.
sanki “o” bende ölmüş ve ben bu yüzden
yorgun, suskun ve bomboşum
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Her yazarın,her kitabın 'doğru zamanı' var mıdır? Pek emin değilim, ama bazı yazarlarla,bazı kitaplarla doğru zamanda tanıştığımı düşünüyorum. Mesela Godot'yu Beklerken'i okuyabilecegim en dogru zamanda okudugumu düşünüyorum. Mesela Hayri İrdal ile tam vaktinde tanıştığıma eminim. Mesela Sait Faik'e geç kalmış olduğumu farkettim.
Ve Füruğ Ferruhzad... Onunla da malesef dogru zamanda karşılaştım. Neden mi malesef diyorum? Anlatayım;
Önce nasıl karar verdigimden bahsetmek istiyorum. Gecenlerde okudugum kitap ve yazarlara göz gezdirirken kadın yazarların epey az bir yer tuttuğunu gördüm ve biraz da kadınların dünyasına misafir olmak istedim. Buna önce Neval Es Saddavi'nin Sıfır Noktasında Kadın eseriyle başladım. Firdevs adında, kendisinden yaşça büyük biriyle evlendirilen 'çocuk gelinin' ,toplum tarafından suça oradan da dar ağacına sürüklenişini anlatıyor.
Sonra da Furuğ'u okumaya karar verdim. Bilenler vardır O da bir çocuk gelin. 16 yaşında evlendirilmis ,18 yaşında anne olmuş,toplumsal dayatmalara maruz kalmış ve özgürlüğü şiirde aramış, özgür bir hayatı şiirle yaşamaya çalışmış bir kadın.
Dün kitabı okuyacağım vakit etraf epey sessizdi, yukarı mahallede düğüne gitmiş çoluk çocuk. Tam kitaba başlayacagım vakit düğünün gelin ve damadının fotografı geldi telefonuma,uzun zamandır bir fotograftan bu kadar etkilendigimi hatırlamıyorum. 14-15 yaşında bir kız,bir erkek,bir gelin, bir damat... Kitabı kapattım ve kalakaldım çünkü elimde hayatı kararan bir kisinin kitabını okurken simdi iki cocugun daha kararacak hayatını haber almıştım.
Evet 16 yaşında bir cocuk gelin olan Furug ile karşılaşmamız malesef dogru zamana denk geldi.

'Muhafazakar bir toplumun icine dogmuştur Furuğ; despot bir asker olan baba,gelenekselliğin sınırlarından çıkmayı başaramamış baskıcı bir eş,toplumsal ikiyüzlülük,nesnelleştirilmeye çalışılan kadın...'
Yaşam gayesini şiir olarak belirlemis ve onu şu şekilde tanımlamış;
"Benim icin en önemli şey şiirdir ve şiir, kendime ve kişiliğime karşı duyduğum en büyük sorumluluktur."
Kendini 'akasya salkımlarının gelini' olarak tanımlayan Furuğ da degeri sonradan anlaşılanlardan. Bunu da şiirle anlatıyor tabi;
"Gül,bülbül ve siir ülkesinde
Yaşamak bir nimettir
Hele ki
Varlığın,yıllar yıllar sonra kabulleniliyorsa"

Velhasıl kelam çok uzattım farkındayım,Furuğ'un hayatından kesitler bulunan bu kitabı edebiyat sevenler mutlaka okumalı, sevmeyenler de okumalı tabi şiir bu :)
296 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Bu kitap özlem ’le birlikte okuduğumuz ilk kitap olup bizim için çok değerli ve özel olmuştur. Furuğ ile ortak yaşadığımız şeyler ve Furuğ’un eşsiz gücü yüreklerimizi birbirimize ılık yaz esintileriyle daha çok yakınlaştırmış, Furuğ’un şiirleri gökkuşaklı yağmurlarla gözlerimizden süzülmüştür..

Bir kadın yazar seçmemi istemişti ama hangi kitabını okuyacağımıza kendi karar vermişti:) Hediye ettiği onca şeyle beraber gelen o kutuda ilk baktığım şey Furuğ’un hangi kitabını seçtiğiydi… Gerisi yağmurlu baya anlatmayayım :)
https://hizliresim.com/BzzagV

Kitabı bana hediye edişinden, okurken eşlik edişinden ve daha ekleyemeyeceğim kadar çok sebepten ötürü Yıldızıma teşekkür ederim:) Varlığın en güzel hediyem...


Yaralarım Aşktandır sadece bir şiir kitabı değil, Furuğ’un biyografisini barındıran, şiirini ince ince inceleyen enfes bir kitap…
Bu kitapla Furuğ’un ne kadar güçlü bir kadın olduğunu, ona ne derlerse desinler yaptığı işten vazgeçmeyişini, tutkusunu görüyorsunuz...Ta yüreğinizde hissediyorsunuz..

‘Ürkmüş’ şiirinde dediği gibi:

“dinlediklerinde şiirlerimi yüzüme
hoş kokulu bir çiçek gibi açan
fakat yalnız olduklarında beni
fahişe bir deli diye adlandıran”

Aslında buradaki kısa bir özet sayılır Furuğ’un şiir hayatından. Furuğ’a şiirlerini beğendiklerini söyleyip yayımlayanlar, onun ardından adını çıkarıp magazinsel olarak bunu kullananlar doluydu çevresinde. Ama onu yıldırmadı tüm bunlar.
Kocası, çocuğu bir yaşına bile gelmeden ya şiiri bırakırsın ya da oğlunu bir daha göremezsin dedi. O boşandı ve oğlunu görememek pahasına devam etti … Oğlunu da göremedi bir daha…Oğlu Kami’ye gelecek umutlarıyla şiirler yazdı:

“bu son ninnimdir yavrucağım
senin beşiğinin yanında salınır
belki bir gün bu yaban çığlığım
gençliğinin göklerinde yankılanır”
(Senin İçin Bir Şiir)

“seni istiyorum ve biliyorum
asla koynuma alamayacağım
sen o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün
ben bu kafeste bir tutsağım”
(Tutsak)

Yaraları aşktandı ışıktan kadının… Ama hiçbir yarasını saklamadı şiirinden. Açıkca aktı mürekkebiyle, utanmadı, sıkılmadı, insani, kadınsal tüm duygusunu hissini, şehvetini döktü kağıtlara…
İyi ki de döktü. Yoksa bu yola ışık olamayacak, yola çıkanlara öncü olamayacaktı.

“ben çıplağım, çıplağım, çıplak
sevgi sözcükleri arasındaki duraksamalar gibi çıplak

ve tüm yaralarım benim aşktandır
aşktan, aşktan, aşktan”

Ölümüyle ilgili Esther. Sema ‘ın şu iletisini de ekliyorum. Mutlaka okuyun… (bkz: Furuğ Ferruhzad Kazası ve Ölümü)

İncelemenin şiirli kısmını bu parçayla dinlemenizi tavsiye ediyorum..
https://soundcloud.com/...o-1/sad-piano-violin

Bizleri soğuk mevsimin başlangıcına inandıran Furuğ’a ve soğuk mevsimlerde bile bana ağustos mevsimini yaşatan Özlem’e…
İnci Küpeli Kız’dan…

“Yüreğinde birikmiş yangılı kelimeler
Sızım sızım sızlatır içini, dile gelmez
Tene vuran dolu taneleri gibi

Kanatmış ruhunu hak etmediği ithamlar
Buydu insanlar: acımasız ve çirkin
Senin devrim gibi duruşunu
Yıkmaya çabaladılar

Sen ki dile getirdiğin için tutkunu
Çekinmeden döktüğün için arzunun nehrini
Ne adi bir fahişe
Ne aşağılık bir kadın oldun
“onların dilinde”

Onların dilleri de yalandı,
Duyguları da,
Yüzleri de.

Gerçek olan senin o içten şiirindi
Ölümünün üzerinden yarım asır geçmişse
Hala büyüyorsa bahçeye diktiğin eller
Bu rayihalı şiirinden
Bu yüreğinde büyüttüğün kökleri toprakla kaynaşmış
tutku ağacından

Sen, dediğin gibi
Ölümünün ardından hiçbir iz bırakmadan
giden insanlar gibi olmadın
Farklı olmak istedin/oldun…
Şiirinle pencereler açtın yüreklerde
Açılan pencerelerden gökyüzü yağdı
Sicim gibi…

Adın gibi, anlamı gibi ışık oldun
Kararmış, bastırılmış, yaralı gözlere.
Yılmadın, karanlığı delip geçtin
büyük çaresizliklerin.
Ve Furuğ’u oldun
Şiirin…

Sen inandırdın herkesi
Soğuk mevsimin başlangıcına
Ve o soğuk mevsimde
Ellerini bıraktın şiirlerinin
Yaralı üşümüş bir halde…
120 syf.
Sevgili https://1000kitap.com/incierdem 'nin okuduklarına latife olsun diye katılmanın haklı övüncünü yaşıyorum.Zira kendisi en zalım cümleleri başımıza belâ etmekte pek mahir :)

Dün gece birlikte başladığımız, 'Yeryüzü Ayetleri'ni dayanayıp bitirdim :) Evvelâ şiirin hükmettiği anların infilâk ettiği , o içinden konuşan dizelerin sızılarımıza deva olmak yerine, ağrı eşiğimize katkıda bulunduğu yadsınamaz bir gerçek...

Furuğ'un mânâsı, 'Işık'... Bana "EN KARANLIK GÖLGEYİ, EN PARLAK IŞIK DÜŞÜRÜR." Cümlesinde ki IŞIK'I anımsattı.Şöyle ki, bazen kendi karanlığımıza yabancı, o ışığın müptelâsı oluruz...Bu bahsi burada -KARANLIK ve IŞIK'ın gizil konuşmasında bırakalım ve esere dönelim.

Çok büyük acılarda kâlbini sırlamış bir şair Furuğ.Lakin bir şerh düşmek isterim, çok daha büyük acılardan geçmiş insanlarda bu derin izleri temaşa edemeyişimiz, Furuğ 'un ruhundan yükselen tutkuyla dağlanmış oluşu.Geleneğin katranına bulana bulana tüketilmiş inanca ve zorba bir doktrinler dünyasına başkaldırı ve kendi öz değerlerine sığınarak aşılan melankoli...

Cüretkâr dizelerin bende yarattığı üzüntü, bizzat bir kadının bilinç altında ki öfke kırıntılarının dâhi, şuuru ele geçirebileceğinin trajedisine şahitlik etmemdendi.Üzüldüm çünkü keder, eksiltilemediğinde yok sayılan habis bir hücre gibi, bulunduğu alanda ki bütün tasarrufu hasara uğratabiliyor.Geride kalan nefsin konuşması, yalnız nefsiyle dinleyenlerin hayranlık duyabileceği dizelere dönüşüyor.

Kendi lisanını edinebilmiş şairlerin şiirinde, düşünce ne kadar genişlerse genişlesin o tılsımlı serüven kesintiye uğramaz. 'Yeryüzü Ayetleri ' böyle bir hususiyete sahip bir eser.

İlk bölümde serâzer bir coşkuyla a'nı kucaklayan şiirler, daha sonra çetin, izbe ve derin bir yolculuğa çıkarıyor şiirseverleri, bir avluda Furuğ'un çocukluğunu seyrediyorsunuz...Sonra ölüm, şiirin gözeneklerinden karanlık bir su gibi sızmaya, sizi takâtsiz bırakmaya adeta and içiyor...

Doğa tasvirlerinin Furuğ'un şiirine verdiği nefes olağanüstü, daha güzelini okumadım dersem mübalağa etmiş olmam.

"ah ...
kavşaklarda kaza endişesi içinde kıvranan onca insan
ve bu dur düdükleri..."

Şairenin ölmeden evvel yazdığı bu dizeler oldukça mânidar, zira kendisi 33 yaşında elim bir trafik kazasında hayatını kaybetti.Ben hep bir hislenme anında yazar ve şairlerin ölümlerinden sonrasına bir sesleniş bıraktıklarına inanırım.İster siz bunu duymak isteyin, isterseniz gerçekte böyle bir tevafuk yaşanmış olsun.Her iki durumda da beni hayrete düşürüyor.

Bir kadının dizelerin kırılgan avuçlarında nasıl yükseldiğine, bütün övünçlerini sığındığı bu derin boşluktan varettiğine şahitlik etmek isteyenlerin kütüphanesine katması gereken bir eser...

Şiirle kalın...
120 syf.
·Beğendi
"Şiir acı yüklü sözdür."

Kendimi bildim bileli şiirle hemhal olmuş biri olarak şiir okurken hayli seçici davranıyorum. Çünkü şiir deyince insanın yürek yaralarına dokunan insan ile hemhal olabilmiş ruhta iz bırakabilen süslü olmayan sadeliği ile insanı yormayan sözcükler geliyor aklıma. Şiir bir düz yazı değildir hiçbir zaman. Şairin hissettiklerini hissetmemiz imkansızdır lakin şiiri okudukça insan kendi soluğunda hissedebilmeli diye düşünüyorum duygu yüklü kelimelerin tadını.

Her şiir okuyuşumda şairin ruhunda bir gezintiye çıkmış gibi hissederim kendimi. Her sözcüğün içinde saklı kalmış hüzünleri aşkları mutlulukları ve belki en çok acıyı aramaya çıkarım. Her mısrada bir iklim yaşanır sanki ve boşluklar yorgun ruhun nefes alış verişleridir.

Şairler karmaşık bir ruhi yapıya sahip şahsiyetlerdir kanımca. Kendi benliklerini arayış içinde olduklarından yazarken başka bir dünyadanmış gibi yazarlar ki bu şairimiz de kendine has dünyanın perdelerini aralamak istemiş ve derin bir nefes içine sığdırmak istemiş yaşadığı ve anlatamadığı ne varsa.

Şair çok acı çekmiş ki kelimelerin çoğu verdiği anlamın altında kaybolup gitmiş. Umuda dair kırıntılar kendini hissettirse de gecenin karanlığını mürekkep yapmış kendine. Sırtında özgürlüğün zehirli hırkası ve ruhunda açılmış derin yaraların sessizliği ile iyileşmek istememiş sanki. Daha çok kanatmış yaralarını şiirlerle. Öylesine pervasızca kurmuş ki bazen cümleleri bir idam mahkumun çaresizliğini ve umursamazlığını yaşar gibi yazmış..

Sığmamış yere göğe çoğu zaman. Sustukça çoğalmış yalnızlığı ve yalnızlığını göremediği çocuğu yerine koymuş. Özledikçe basmış bağrına canı yandıkça daha çok özlemiş..

Şiirler şairden şair ise şiirlerden yorgun. Okumalı evet ama güneş doğarken...

https://www.youtube.com/watch?v=fLJCaM8Qcvo
120 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Furuğ --> Türkçesi soy, Osmanlıcası aydınlık, nur anlamına gelen kelime. Öncelikle bunu paylaşarak başlamak istedim.

https://youtu.be/HpKBlm-mQ2c
--->Kendi sesinden<---

Kitabın incelemesinden ziyade size yazardan bahsetmekle başlamak istiyorum. (Pek inceleme yazma deneyimim yoktur. Huzurunuza sunduysam kusurlarıyla affola.)

İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam olan Furuğ Ferruhzad 5 Ocak 1935 yılında Tahran'da gözlerini açmış. Hayata tutunmak için şiirlerine anlam katan, onları canlandıran, ahenkle dans ettiren kadındır Furuğ. Bir kadın olarak kendi kararlarını veremeyen adeta paslanmış, örselenmiş bir kafes içine hapsedilmiş olan bu kadın o paslı kafes içinde kendi için şiirlerden oluşan bir pencere yapmıştır. -Hayata şiirleriyle tutunmuştur lafı burada devreye giriyor işte.-

Furuğ 16 yaşına geldiğinde aşık olur. Evde yaşadığı tutsaklığı bırakıp aşkı için başka bir tutsaklığı seçme kararı alır. Lakin ordu mensubu olan babası henüz 16 yaşında olmasından dolayı karşı çıkar Furuğ'a ve eğer bir sene daha beklerse ressam olan Perviz Şapur'a kavuşabileceğini söyler. 17 yaşına geldiğinde aşık olduğu Pervizle evlenir bir yıl sonra oğlu Kamyor dünyaya gelir. Oğlu iki yaşında iken "Günah" isimli şiiri yayımlanır bu şiirinin konusu (Bir kadının evli olmadığı bir adamla ilişkisinin olması) o dönemin yönetim ve ahlak kurallarına ters olduğu için ailesi ve toplum tarafından suçlamalara maruz kalır. Furuğ bu suçlamalara dayanamaz ve intihar eder. Hastane tedavisinden sonraki süre zarfında eşi Pervizle aralarında çok büyük anlaşmazlıklar olur ve boşanma kararı alır. Boşanma sonrası oğlu Kamyor'un velayeti babaya verilir ve hayatının sonuna dek çocuğunu bir daha göremez. Bir süre Italya'da kalan Furuğ döndüğünde İbrahim Gülistan ile tanışır o dönemin ünlü şair ve yönetmenlerindendir. Üstelik evlidir yani Furuğ bir kez daha toplum tarafından onaylanmaz ve suçlanır.

Furuğ her anda şair olunması gerektiğini dile getirmiştir. Bunu da şu sözlerle ifade etmiştir:
 "Şair olmak,insan olmak demektir. Şiirleri, günlük yaşamıyla bağdaştıramayan kimilerini tanıyorum yani sadece şiir yazdıklarında şairlerdir. Sonra bitiyor... Kendi kendime 'Sanki bir tabak pilav için bağırmış olmasınlar' diyorum."

 Sessizliğe şiirlerindeki çığlıklar ile yanıt vermiş olan bu güzel kadın, 13 Şubat 1967 tarihinde öğleden sonra saat 14.30’da stüdyoya gitmek için hızla seyir halindeyken karşısına çıkan okul aracına çarpamamak için direksiyonu kırmış, aracından fırlayıp, boynunun kırılmasıyla 32 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Ardından o serviste kendi gibi yetişmesini istediği öğrenciler bırakmıştır.

Gelelim elimde tuttuğum kitaba incelemesini yazarken bile kapağından bana gözündeki ışıkla bir şeyler anlatmaya çalışan Furuğ ile birlikte yazıyorum bu satırları.
--Söylemeden geçemeyeceğim o kadar sıcak bir gülümseme ki bu altında derin anlamlar var bakarsan değil anlarsan görürsün der gibi bakıyor. Bu sıcak gülümseme damağımda sıcacık, acı lâkin yanında çifte kavrulmuş lokumu olan bir fincan türk kahvesi tadı bırakıyor adeta.--

Bu eserde Furuğ Ferruhzad'ın son iki eseri olan "Bir Başka Doğuş" ve "İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına" adlı eserlerinden seçmeler yapılmış. Öyle ki özgünlüğünün bozulmaması için bir tarafı Farsça bir tarafı Türkçe olarak verilmiş bir eser Yeryüzü Ayetleri. İsmi o kadar ilgimi çekmişti ki hemen bir boşluk yaratıp okumam gerekiyordu. Geç oldu ama öyle oldu. :) Kitapta betimlemelere o kadar kusursuz yer verilmiş ki okuduğum her dize zihnimde canlanıyordu. Bu betimleme yeteneği sayesinde ressam ve yönetmenliğe yönelmiştir Furuğ ya da ressam oluşu böyle güzel betimleme yapmasına sebep olmuştu kim bilir.

 Furuğ belki de onu anlamak istemeyen toplumun, sahteliklere kanmaya müsait ruhları, merhamete aç, emin oldukları, kesin kıldıkları gerçeklerin farkında değiller. Oysa Furuğ onların kalplerine kuşattığı zırhı tek bir kurşunla def edecekti.

Sadece Furuğ'un göreceği kalplerin anahtarını şuraya bırakıyorum. İçinizdeki Furuğ'un vedalardan önce geleceğine eminim. Hep beklemekteyim, güvenime düğüm atan Furuğlar geldiği vakit vedalara bir müddet veda edeceğimiz vakittir.

 Son dizesinde bile şu yazıyor;
"İNANALIM SOĞUK MEVSİMİN BAŞLANGICINA" daha ne kadar açıklayıcı olabilirim diye haykırıyor.

Furuğ'un ilhamlarının ardındaki zat-ı şahaneye selamlarımı iletiyorum... :)

Hemşo, mandalin dostum, bana doğum günümde bu kitabı hediye ettiğin, Furuğ'u biraz daha yakından tanıma fırsatı verdiğin için ne kadar teşekkür etsem az. İlhamlarından bir parça çalıp soframa ekledim. Afiyetler olsun. O halde bu incelemeyi sana hediye edeyim 24 ayar altın kalpli, Büyücü Howl :D

https://youtu.be/2u2st45dbW4
Bu da benden size dinlemenizi tavsiye ederim.

Furuğ'un gülümseyişi tadında kucak dolusu kavun çekirdeğiyle selamlıyorum...
120 syf.
·4 günde·Puan vermedi
20. yüzyılın en önemli Fars şairi bence Füruğ'dan başkası değil. Sadece şiirleri değil cesur yaşam hikayesiyle insanın yüreğine dokunuyor. Kitabında ifade rahatlığı, sadeliği ve içtenliği ile kadın sorunlarını ele almış, toplumsal eleştirilerde bulunmuştur.
296 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Kitapta ne bulabilirsiniz;

*Furuğ hakkında biyografi,
*İran'ın mevcut durumu,
*Furuğ'un babasına ve sevdiği adama yazdığı mektuplar (babasına yazdığı iki gönderilmemiş mektup)
*Furuğ'un şiirleri tabii.

1. Biyografi, tam olarak içerik teşkil etmese de mevcut sistem hakkında, Furuğ hakkında doyurucu bilgi ediniyorsunuz.
Şairenin dikkat çekici şiirlerinin tek tek analizi ile de karşılaşıyorsunuz.
Furuğ hangi şiirini hangi buhran anında yazmış, ne düşünmüş, neyi anlatmak istemiş, neyi anlamışlar, ne önlemler almışlar vs.

2. Eleştri- eleştri yönünden zengin yerlere rastladım. İran sisteminden tutun da ataerkil bir topluma kadar uzanıyor.

3. Mektuplar- daha çok iki mektup dikkati çekmekte. Furuğ'un kocasından ayrıldıktan sonra babasına yazdığı ama bir türlü gönderemediği mektuplar okurken hem sorguluyor hem de insanın içini burkuyor.

4. Ve tabii ki şiirler. En çok yer verilen şiirler en dikkat çeken, eleştirilen şiirler olmuş. Bu şiirler hakkında önceden kısacık inceleme, analizler edinip sonra sonda şiirleri okuyorsunuz.

*Furuğ'u merak edenler, şiirlerini okumak isteyenler, şiirlerine daha başka açıdan bakmak isteyenler buyursun okusun :)
120 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Füruğ Ferruhzad, en sevdiğim kadın şair belki de. Hüznün ve çaresizliğin şairi. Kısacık ömründe türlü acılarla uğraşmak zorunda kalmış acılı bir şair, bir kadın, bir anne. Şiiri yaşadığı acılara ortak, belki de bir dayanak olarak görmüş olacak ki mısralarında acıları pek derin hissedilir. Füruğ'u tanıyanlar bilir. Füruğ'un büyük acısı oğluna duyduğu hasrettir. Benim de içimi en çok sızlatan budur.
"Öğlene doğru oğlumu görmek için evden dışarı çıktım ama onu bulamadım. Bu görüşmeden korktum. Ama eve geri döndüğümde beklediğim gibi olmadı, onu masada, annem ve babamla birlikte yemek yerken gördüm. Küçük ve solgundu. Elleriyle yüzümü okşadı ve ben vücudumda bir şeyin parça parça eridiğini hissettim. Daha sonra onun yanına oturdum. Niçin yemek yiyemediğimi bilmiyorum. Ellerim buz kesmişti. Ellerimin uzun süre onun ellerine, yüzüne alnına dokunamayacağını düşündükçe vücudumu tepeden tırnağa dizginlenemeyen vahşi bir acı tırmalıyor gibiydi. Öğle yemeğinden sonra birlikte yatağa uzandık ben her zamanki gibi ona hikâye okudum. O durumda bile. Eğer ben gidersem kim onun saçlarını tarayacak? Kim ona güzel elbiseler dikecek? Kim ona fil, dumanlı araba ve üç tekerlekli bisiklet resmi çizecek? Kim onu benim kadar sevecek, diye düşünüyordum"
İşte Füruğ' un bütün hayatı oğlu Kamyar'a böyle hasret geçmiştir. Tüm bunlara rağmen Füruğ dik durmuş güçlü bir kadındır. Şiirlerinde bu kadın direnişini de görmek mümkündür. Bence Füruğ her yönüyle bilmemiz gereken değerli bir kadın, bir şair, bir kadın, bir anne...
"Kuş ölür, sen uçuşu hatırla!"
120 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Aşkın, özlemin, hasretin ve sevginin vb. çok iyi bir şekilde betimlendiği, insanın ruhuna işleyen, derinden etkileyen şiirlerle dolu bir kitap.
Yavaş yavaş, tekrar tekrar okudukça başımızdan geçen derin duyguların zirvesinde buluyoruz kendimizi.
296 syf.
Şiir sevdiğim, herkes tarafından kabul edilen bir şeydir. Hatta üniversitede arkadaşlar hadi bir şiir patlat derdi. Sevinirdim, çocuk gibi.. Hâlâ ne zaman birisi şiir oku dinlesek dese yine aynı heyecan ile sayfaları çeviririm. Şiirler benim için nefes alma alanıdır. Şiirler ki bizzat nefestir bana..

Birçok şairin şiir kitabını okudum. Tabi ki hepsini tam anlamı ile kendime yakın bulmadım ama güzelliklerini de inkar etmedim.

Füruğ, aklımda çoktandır vardı. Okumayı çok istedim ama okurken sıkıldım açıkçası. Şiirler kötü mü? Haşaaa! Kimse kimsenin yazdığına kötü diyemez. Kimin haddine! Velhasıl ben Füruğ Hanımı kendime yakın bulamadım. Şiir tadından çok biraz daha düyazı tadı aldım. Ama bana hiçbir şey katmadı da diyemem.

Okuyup okumamak size kalmış.. Keyifli okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Furuğ Ferruhzad
Tam adı:
Forough Farrokhzadفروغ فرخزاد
Unvan:
İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam
Doğum:
Tahran, İran, 5 Ocak 1935
Ölüm:
Darband, Tehran, İran, 13 Şubat 1967
Füruğ Ferruhzad, (Farsça: فروغ فرخزاد, Forough Farrokhzad) (d. 5 Ocak 1935 - ö. 13 Şubat 1967), İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam. İran'ın 20. yy'da yetiştirdiği en önemli kadın şairlerindendir.

Yaşamı

Babası Albay Muhammed Ferruhzad ve annesi Turan Veziri Tebar'ın yedi çocuğundan üçüncüsüydü. Mahalle mektebinde 9. sınıfa kadar devam ettikten sonra kız sanat okuluna gitti. Burada resim, dikiş-nakış ve el sanatları öğrendi. Hicivci şair Füruğ, 16 ya da 17 yaşlarına geldiğinde Perviz Şapur ile evlendi. Eğitimine kocasının yanında Ahvaz'da devam etti. Bir yıl sonra tek çocuğu olan Kāmyār'ı dünyaya getirdi. Evliliğinden iki yıl sonra 1954 yılında Füruğ, eşinden ayrıldı. Mahkeme Kāmyār'ın velayetini babasına verdi.

Füruğ, Tahran'a geri dönüp şiir yazmaya devam etti ve Esir adını verdiği ilk kitabını yayınladı.

1958 yılında İbrahim Gülistan'la tanışır ve dokuz ayını Avrupa'da geçirir. Şair bu dönemde yaşamının esin kaynağı olan şiirlerine devam eder ve hızla iki kitabını daha piyasaya sürer. Bunlardan ilki Duvar ve diğeri de İsyandır.

İranlı cüzzam hastalarını ve onların sorunları ile ilgili olarak Tebriz'de film yapar. 1962 yılında filmi Kara Ev adını verdiği filmiyle dünyanın çeşitli yerlerinde ödüller kazanır. Film çekimi sırasında cüzzamlılar evinde tanıştığı Hüseyin Mansur isimli çocuğu evlat edinir.

1963 yılında Füruğ, Yeniden Doğuş adlı eserini yayınlar. Artık şiirde olgunlaşma dönemidir ve sanatsal düzeyi yüksektir. Bu kitabıyla şair, İran şiirinde derin ve etkileyici değişikliklere yol açmıştır.

13 Şubat 1967 tarihinde öğleden sonra saat 14.30'da stüdyoya gitmek için hızla seyir halindeyken karşısına çıkan okul aracına çarpamamak için direksiyonu kıran Füruğ, aracından fırlayıp, boynunun kırılmasıyla 32 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Modern İran şiirine önemli katkılar sağlayan şairin ölümünden sonra çalışmaları Soğuk Mevsim adı altında bir kitapta toplandı. Michael Hillman, Yalnız Kadın adıyla onun hayatını ve şiirlerini 1987 yılında yayınladı. Şairin şiirleri ve yaşamı hakkında daha pek çok makale ve kitap yayınlandı, hayatı filme çekildi.

Füruğ Ferruhzad şiirlerinde derin bir yalnızlık duygusu dikkat çeker. Bunun yanında, şiirlerinde kadınların sorunlarını da ele almakta, İran toplumunun kadınlara karşı uyguladığı ayrımcılığı eleştirmektedir. Bu fikirleri zaman zaman şiddetli tartışmalara yol açmıştır. İran'da kadınların yaşamlarının daha iyi hak ve koşullara kavuşmasını savunmaktaydı. Dönemindeki Şah'ın despotluğuna da karşı çıkmıştır. Şiirleri kimi zaman İran toplumunca erotikbulunmuştur.

İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi'nin 1999 yapımı Rüzgar Bizi Sürükleyecek filminin adı, şairin bir dizesinden alıntıdır.

Ödülleri


1962 yılında yaptığı belgeselle İtalya Belgesel Filmler Festivali'nde birincilik.
1963 yılında “Kara Ev” filmiyle, Almanya'daki Oberhausen Film Festivali'nde en iyi film ödülü.

Yazar istatistikleri

  • 937 okur beğendi.
  • 1.118 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 918 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları