Füruzan

Füruzan

8.1/10
169 Kişi
·
488
Okunma
·
97
Beğeni
·
5.637
Gösterim
Adı:
Füruzan
Tam adı:
Feruze Çerçi
Unvan:
Roman, Oyun, Öykü Yazarı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 29 Ekim 1932
Feruze Çerçi veya tanınan adıyla Füruzan (d. 29 Ekim 1932, İstanbul), Türk yazar.

Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden birisidir. Türk öykücülüğünde genellikle "küçük insanlar" diye adlandırılan toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, duyarlıklı iç dünyaları keşfedilmemiş insanlarını yazmıştır. Öykünün yanı sıra şiirden, romana, gezi yazısından, denemeye, şiire ve çocuk kitabına kadar edebiyatın farklı türlerinde eserler vermiş, öykülerinin bazıları tiyatro sahnesine ve sinema perdesine taşınmıştır. 1970'li yıllarda en çok dikkat çeken üç kadın yazardan biri olarak Sevgi Soysal ve Adalet Ağaoğlu’yla birlikte anılır.

Gülsün Karamustafa ile birlikte yönettiği Benim Sinemalarım filmi, Türk sinema tarihinin en başarılı eserleri arasında sayılır.

Hayatı

29 Ekim 1932'de İstanbul'da doğdu. Esnaf olan babasını küçük yaşta kaybetti. 1946 yılında Yalova Demir Köyü İlkokulu'ndan mezun oldu. Ailesinin kısıtlı ekonomik imkanları nedeniyle ortaöğrenimi tamamlayamadı.

1950'li yıllarda tiyatrocu olmaya karar verdi. Bir süre Küçük Sahne’de tiyatro oyunculuğu yaptı. Uzun bir süre resim ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra tamamen edebiyatla ilgilenmeye karar vererek çalışmalarını bu alana yöneltti. İlk öyküsü Olumsuz Hikâye, 1956’da Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’nde yayınlandı. 1956’dan 1958'e dek öykülerini Türk Dili, Yenilik ve Pazar Postası’nda yayımladı. 4 Temmuz 1958'de karikatürist Turhan Selçuk ile evlendi. Boşanma ile sona eren bu evliliğinden kızı Aslı dünyaya geldi. Eserlerinde evlenmeden önce Füruzan Yerdelen, evlendikten sonra Füruzan Selçuk, eşinden ayrıldıktan sonra Füruzan imzalarını kullandı.

Yazarlığının ilk dönemini “gençlik hevesi” olarak tanımlayan Füruzan, asıl eserlerini 1960’lı yıllarda vermeye başladı. 1964-1972 arasında Dost, Yeni Dergi ve Papirüs’te yayınlanan öyküleriyle dikkat çekti.

İlk kitabı Parasız Yatılı ile 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanınca ünlendi. Bu ödülü kazanan ilk kadın yazar ünvanını aldı. Parasız Yatılı'yı Kuşatma (1971) ve Benim Sinemalarım (1973) adlı öykü kitapları izledi. Öykülerinde kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöküş sürecindeki burjuva ailelerin, yeni yaşama koşullarından bunalan, yurt özlemi çeken göçmenlerin, yoksulluk içinde yaşama savaşı veren, tek silahları sevgi olan yalnız kalmış kadınların, çocukların dramlarına sevecen bir bakışla eğildi. Benim Sinemalarımkitabının ardından öyküye 9 yıl ara verdi.

1973'te ilk romanı Kırkyedililer 'i yayımladı. Türkiye tarihine '68'liler olarak geçmiş, devrim ve isyancı bir kuşak olan 1947 doğumluların hikayesini anlatan eser, geniş bir kitle tarafından sevildi, 1975'te Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü aldı.

1975 yılında Alman Akademik Değişim Servisi (A.A.D.D) adlı bir sanatçı programı kapsamında davet edildiği Berlin'e gitti ve bir yıl kaldı. Bu şehirde Türk işçilerle röportajlar yaptı. Röportajlarını Yeni Konuklar adlı kitabında topladı (1977). Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982) adlı antolojisini ve Türkiye Çocukları (1979) adlı çocuk kitabını da Berlin'de hazırladı. Füruzan, daha sonraki yıllarda da göçmen ve gurbetçi işçi soranları üzerinde durmuştur. 1988'de yayımlanan ve belge niteliğinde bir kitap olan Ev Sahipleri 'nde Almanya'nın önde gelen aydınları ile göçmenleri konuşturdu. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Berlin'in Nar Çiçeği 'nde de Almanya'daki göçmenlerin hayatını işledi.

Ah Güzel İstanbul öyküsünden uyarlanan aynı isimdeki filmi 1981’de Ömer Kavur ile birlikte yönetti. Film, hiçbir filmin birinciliğe değer görülmediği Antalya Film Festivalindeikincilik ödülü aldı.

1982'de yayımladığı Gecenin Öteki Yüzü kitabında yer alan ve kitapla aynı adı taşıyan öykü, 1986'da TRT tarafından dizi olarak çekildi. Dizi, TRT ve Modern Gazeteciler Kurumu tarafından en iyi dizi olarak seçildi.[5] Bütün çekimlerde sette bulunan Füruzan,[3] bu deneyimden sonra kendisi film yapmak üzere cesaret buldu. 1988-1989’da "Benim Sinemalarım" adlı öyküsünü senaryolaştırdı ve 1989’da Gülsün Karamustafa ile birlikte aynı adla sinema filmi olarak çekti. Film, uluslararası festivallerde büyük ilgi gördü.

Yazar, Redife'ye Güzelleme, Kış Gelmeden ve Sevda Dolu Bir Yaz adlı öykülerini ise oyunlaştırmıştır. "Kış Gelmeden" ve "Sevda Dolu Bir Yaz" Ankara Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

1991'de Lodoslar Kenti adlı şiir kitabını yayımladı.

Bosna Savaşı esnasında Balkanlar'ı kapsayan yolculuğunun izlenimleriniİşte Bizim Rumeli (1994) ve yeni baskısı Balkan Yolcusu (1996) kitaplarında paylaştı.

Yapıtları başta Almanca olmak üzere İtalyanca, İngilizce, Fransızca, Boşnakça, Bulgarca, Farsça gibi çeşitli dillere çevrilmiştir.

2006 yılında Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü alan yazar[7], 2008 yılında 27. İstanbul Kitap Fuarı'nın Onur yazarı olarak seçilmiş[8] ve hakkında Füruzan Diye Bir Öykü adlı kitap hazırlanmıştır.
Ben çocukken (ne zaman çocuk olmuştum!) görünmeyen adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım.
Gidiyor musunuz?
Güle güle.
Kapıyı iyice kapayın.
Sizden üşüdüm.
Ölüme inanmıyoruz ki, ondan korkalım efendim. Ama bir korktuğumuz olmalı; ihtiyarlıktan, çirkinleşmekten korkuyoruz. Aklı savunuyoruz ama güzellikten yanayız. Bize uslu olmayı öğrettiler başta.
Haklı olanlara haklarını savunmayı öğreteceğiz. Öğrenecekler de, öğreniyorlar da. Çünkü temelde tek güvenilecek çıkıştır bu.
'' Duygularımızdan, sevgimizden utanır olduk. Sevgisizliği savunmayı aklı yüceltmek sandık. Pembe suskun çay fincanları kırıldı. Yerlerine bitkisel yağlarla yapılan akşam kahvaltıları geldi.''
Muzaffer ve Metin hocamın muhabbetine denk geldim geçenlerde. Füruzan'dan bahsediyorlardı. Normalde hikaye okumalarımı bitirecektim ama öyle güzel konuştular ki okumak istedim.
Ortada büyük bir hazine vardır da fark etmezsiniz ya Füruzan da işte böyle bir şeymiş. Her bir hikayesinden roman çıkar. Bilinç akışı böyle bir şey, iki adımlık yola bir dünya sığdırır yazar. İçine girmek zordur ama girince çıkması da zordur.

Kadınlar... Her biri ezilmiş, zengin yamağı, hayattan darbe yemiş kadınlar... Hikayeleri öyle içten ki...

Normalde bir Füruzan kitabı okuyacaktım, işte... Şimdilik bu son ama... Sezen hocam kızıyor başlamıyor muyuz Musil'e diye. Başlıyoruz ama aklım bu son hikayede... Biraz sindirmem lazım. Koca ömür, bir yokuşu çıkarken nasıl da şeritler halinde geçti gitti. Bilindik ama farklı yöntemle aktarılmış bir yaşam hikayesiydi.

Tomris Uyar'dan sonra bir kadına daha vuruldum: Füruzan... Yazan kadınlar sevilmez mi... Böylesi kadınlar ise iki kat sevilir. Ne güzelsin Füruzan. Bir kızınız olursa adını Füruzan koyun emi..
Türk öykü yazımında adından çok söz ettirmiş yazar Füruzan’ın asıl adı Feruze Çerçi. Bir dönem evli olduğu karikatürist Turhan Selçuk’tan dolayı Füruze Selçuk adını da kullanmış. 1932 İstanbul doğumlu.



Benim sinemalarım(7) öyküsüyle başlayan kitaptaki diğer öyküleri; Temizlik Kolu ( 41), Seyyid (60), Bir Evin Dıştan Görünüşü (75), Günübirlik Adada (119) ve Kış gelmeden (146) dir.

Benim Sinemalarım:

Yorumlarda bu tanımı kullanmayı sevmiyorum ama “benim sinemalarım” öyküsü tek kelimeyle muhteşem. Yazıldığı dönemin (1973) İstanbul’undaki ruhsuz, yoksul ve sevgisiz bir ailenin genç kızı anlatılan. Kitapta ilk dikkat çeken yazarın duru ama çarpıcı dil ustalığı. Betimleme ve karakterin ruh durumu anlatımları sanki en uygun kelimeler bulunarak yapılmış. Kısacık olmasına rağmen koca bir roman okumuş hissi vermekle beraber aynı büyüklükte ağırlığı da üstünde bırakıyor okuyucunun. Yaşayan ölü bir ailenin sinemaya düşkün yeni yetme kızı Nesibe. Para kazanmak için büyük erkeklerle yatıyor körpe bedeniyle... Çok söze gerek yok zira çok söz kaldırır mevzu... 1990 yılında Gülsün Karamustafa ile yönetmenliğini yaptıkları filmin başrolünde, zamanının efsane güzelliği Hülya Avşar bulunuyor. Pek sinemadan anlamasam da bu filmin çok iyi olduğunu hatırlıyorum.



Temizlik Kolu:



Bu öykünün teması da fakir genç kız gibi görünse de aslında öne çıkan doksan yaşına yaklaşmış adını öğrenemediğimiz babaanne. Yazar öyküyü tanrı anlatıcının ağzından değil de genel olarak diyaloglar üzerinden okuyucuya veriyor. Teknik olarak yazarın tarzı çok iyi ya benim diyeceğim başka. Kısacık hikaye ile okuyucuyu sarsmak kolay değil. Yazarın dili kullanma becerisi burada çok önemli, az cümleyle çok şey anlatabilmek. Önceki hikayesi Benim sinemalarımdaki çarpıcı anlatım burada da devam ediyor ve anlatılanlar sanki yanıbaşınızda olmuş hissini okuyucuya veriyor. Öykünün sonu açık bırakılarak okuyucunun durumu daha fazla düşünmesi sağlanıyor.



Seyyid:



İstanbul’un yarısı Sivas’lı derler bilir misiniz? 1972 yılında yazılmış bu öykü, on yaşlarında Seyyid babası rahmetli olmuş, Sivas’tan anası ve ağasıyla kalkmış İstanbul’a gelmişler tüm fukaralıklarıyla. Ağası Zülali Alamanyaya işci gidecek çok para kazanınca da dönecek... Seyyid Eminönü’nde bir iş hanında köylüsünün yanında çaycılığa başlar, okuma yazma yok, sayıları bilir ama... Bu öyküde de fakirlik ve garibanlığın etkisiyle tutunamayan insanlar ön planda. Anlatılan olay tanıdık ya, dil başka. #30127647 alıntıya bakınız lütfen. Gurbetçiliğin içine oturması... Iğım Iğım korkunun yayılması... Gurbetin yadsınıp köye dönüş özleminin anlatımı... Hikayeyi okuyucunun zihninde net bir görüntüye dönüştürmesini iyi biliyor yazar. Tüm karakterler erkek ve anlatılan erkeğin dünyası. Bu dünyanın en ince detayına kadar anlatımı kadın yazarın gözlem kabiliyetini düşürüyor okuyucunun aklına. İyi öykücülerin gözlem gücü çok mu gelişmiş oluyor hep?



Bir Evin Dıştan Görünüşü:



Güzel isim bu öyküye. Önceki anlatılan onca yoksulluklardan sonra orta gelirli bir ailenin dünyasına geldik. Rahmi Bey emekliliği yaklaşmış memuriyeti boyunca hep namuslu olmaya çalışmış, hırstan uzak durmuş aile babası. Fitnat Hanım zengin olma meraklısı, gösterişi ve hava atmasını seven ama gelirlerinden dolayı bunları yapamayıp bunun suçunu da kocasında bulan memur eşi. Bir kızları bir de oğulları var. Oğul anasının gazıyla okumuş. Okuyup büyük adam olacak bunun için de her bir şeyi yapacak yüksek inşaat mühendisi. Öykünün çoğunu Fithat Hanım’ın bilincinden vermiş yazar. Okuması keyifli ve tanıdık yani bizden olaylar anlatılan.





Günübirlik Adada:

Kitabın nispeten kısa öyküsünün baş karakteri, İstanbul adalarından birindeki zengin konağına bahçıvan tanıdığı vasıtasıyla yanaşma olarak giren Cennet, daha onbeş yaşında. Adaya günübirlik gelen ise taze işten ayrılmış gariban babası, gelme nedeni ise Cennet’in aylığını bir gün önceden alacak olması. Karısı hasta kendisi işsiz, yılgın, öyle süklüm püklüm... Yazarın çoğu öyküsünde karşımıza çıkan, var olma mücadelesi veren yoksul kadın teması gene önde. Bence güzel öykünün teması da önemli ya asıl önemli olan ve bana okuma tadını veren yazarın yazım üslubu. Aşağıdaki cümleyi örnek olarak buraya ekleyelim ki okuyucuya fikir versin.

“Evin içinde yaz günlerine özgü, ince seslerden örülmüş dinlendirici bir kimsesizlik vardı. S:138”



Kış gelmeden:

Öyle sıradan bir yaşantı iyi bir yazarın elinde destana dönüyor. İyi bir edebi metin insan zihnini darmadağın edebiliyor. Füruzan bu öyküsünde bir aile dramını işlerken karakterleri derinlemesine inceliyor ve tüm öykülerindeki gibi ayrıntılarla anlatımını zenginleştiriyor.
Acıların ve çekilen sıkıntıların bazı insanları olgunlaştırdığını hayata bakışlarını, üretkenliklerini ve karakterlerini olumlu etkilediğini düşünürüm hep. Acı, sıkıntı, yoksulluk ve yoksunluklar karşısında; içten içe bilir ve hisseder ki bu mücadeleyi vermek zorunda olanlar ya olacak ya da ölecektirler. Füruzan da böylesi bir mücadelede "olmayı" seçmiş ki yaşadığı yoksulluk ve imkansızlıklara rağmen kendini geliştirmiş ve bu denli güzel hikayeler kaleme alabilmiş. Kolay değil çünkü küçük yaşta babasız kalıp yoksulluk içinde kıvranmak ve dahi parasızlıktan orta okulu bırakmak zorunda kalmak.

Parasız Yatılı yazarın hayatından da derin izler taşıyan hikayelerden oluşuyor. İnsanı içine çekip yakalayıveren, hikayelerin kahramanlarından biri gibi hisssettiren kıvrak bir anlatımla yazar, okuru adeta büyülüyor. Böylesi bir ifade tarzıyla verilmek istenen duygulardan bigane kalmak mümkün değil bana göre. İç konuşmalar, aynı hikâye içinde zamandan zamana, mekandan mekana geçişlerin hızı kitaba daha bir akıcılık katıyor. Her hikayede farklı farklı dünyalara girip çıkıyor insan kimi zaman yoksulluk ve çaresizlikten okula takunya ile gelen ve arkadaşları tarafından horlanan küçük kıza üzülürken kimi zaman taşradan hiç görmediği teyzesinin yanına okumak için gelen bir kızın İstanbul'u ve alışık olmadığı çevreyi yadırgaması, kimi zaman sekiz yaşında bir çocuğun babasının ölümüyle birlikte annesiyle verdiği hayat mücadelesi ve tek umudunun parasız yatılı sınavları olması sebebiyle sınava geç kalmaktan duyduğu endişeyle okulun kadın hademesine bunu sorması sonucu kadının lâkaytça "Parasız yatılı imtihanlarının çocukları hep erken gelir. Hiç gecikmezler." cevabı oturuveriyor içimde bir yere ve
"Ah şu insan en büyük acıları yine bir başka insana yaşatıyor, çoğu zaman bilerek bazen de bilmeyerek." diye düşünmeden edemiyorum.

Kitapta en sevdiğim hikayelerden biri Edirne'nin Köprüleri adlı Balkan muhaciri bir Türk ailenin anlatıldığı hikaye oldu. Hala Adile diye anılan, evin diğer fertleri gibi bu göçe alışamayan en yaşlı kadınının herbir sözü muhacir olan ninelerimi anımsattı.
"Hangi İshak, mari oğlum? Hay Allah bizim İshak mı? Deme mari Naciye, deme mari Hasan, olmalı bir hayır bunda. Hay Allah olmalı bir hayır. Görmüşüm dün gece rüyamda alnı akıtmalı kırmızı taylar, sulamışım onları yeşil yalaklarda. Var bunda bir hayır.
Konuk beklemenin sevinci, burada geçirdikleri bayramlardan birine ilk kez anlam katmıştı."

Haraç ise kitabın son öyküsü zaman 1. Dünya Savaşı ve sonraki altmış yılı kapsıyor. Servet'in küçük yaşta bir konağa evlatlık (hizmetçi) verilmesi anasını, geldiği yeri, boğaz tokluğuna katlandığı onca yorgunluğu, neden hiç dışarı çıkmadığını sorgulamadan tükeniveren bir ömrü ve bu ömrün hayatına giren neredeyse her insan tarafından acımasızca sömürülüşünü, tüketilişini hikaye ediyor..Servet Hanım'ın hayal meyal hatırladığı anacığına benzettiği bir fotoğrafla yıllar yılı avunması, kendinden yaşça çok büyük bir adamla evliliği ve eşinin aşağılamaları....
Her şeye rağmen yine de özlemesi kendine bu geleceği hazırlayan o geçmişi başka türlüsü elinden gelmediği başka türlüsünü bilmediği için belki de...
Bir kadının hayatının son gününden anılarına açılan perde ve hüzün yine hüzün
Huzursuz Kitap.. Nasıl olur böylesi, her sayfadan huzursuzluk taşar. Bazı kitaplar yastığa sırtını dayayıp sükunet içinde rahatça okunur, bazıları masa başında yanında kağıt, kalem ve ciddiyet ister. Bazıları da sırtını oturduğun rahatsız sandalyeye bile dayayamadan, rahatsız bir pozisyonda okunur (daha şimdi yazarken fark ettim, her halde anlatılanlara karşı elden gelen sadece bu olduğu için)

Hakikaten merak ediyorum; Füruzan Türk edebiyatında neden bu kadar az tanınıyor? Sitedeki okumaları bile çok az. Bu benim okuduğum ikinci Füruzan kitabı, onunsa ilk kitabı. Ve sadece iki kitap ile beni öykücülüğüne öyle çok hayran bıraktı ki.. İlk okuduğumu -Kuşatma- daha çok beğenmiştim, belki de gittikçe ustalaştığı için.. Elimizdeki kitapta bile görüyoruz bunu zaten, ilk öykü ve son öykü arasında epey büyük bir fark var. Yine de genel olarak bakınca çok ama çok kaliteli bir öykü kitabı Parasız Yatılı.

Şu girişte huzursuz kitap demiştim ya. Mübalağa yapmadım. Lisede edebiyat öğretmenimiz durum öykülerini anlatırken "Olay öyküleri gibi değildir durum öyküleri, kısa bir zaman sonra aklınızdan uçar gider onca okuduklarınız" demişti. Şimdi o geldi aklıma, daha yeni okumayı bitirmeme rağmen bu kitaptaki 12 öyküden aklımda kalan o kadar az ki.. Ama okurken hissettiklerimi yıllar sonra bile sorsanız, sanki somut bir şeymiş gibi tasvir ederim o huzursuzluğu, öylesine garip izler bıraktı. Füruzan da gençliğinde yoksulluk çekmiş hayat öyküsünde yazana göre ama yine de anlatılan bunca korkunç hayat hikayesi nasıl böyle ustaca betimlenir, ben bunu çok sorguladım. İşte hayran kalmak kaçınılmaz.

Sözü daha fazla uzatmak yersiz. Dilerim öyküleri hak ettiği değeri Füruzan henüz hayatta iken bulur.
Sitedeki kapak yeni baskısının galiba. Baktım şimdi, öyle, Nisan-2013, 29. baskının kapağı. YKB yayınları. Büyük ihtimalle ön kapaktakı fotoğraf Füruzan'ın fotoğrafı. Değilse bile çok benzettim.

Benim okuduğum Haziran-1972, 3.baskı. Zaten ilk baskı da Şubat-1971 tarihli. Ön kapakta yine bir kız öğrenci vardı. Ama foto değil, resimdi. Nuri İyem'in tarzında (Toplumsal gerçekçi). Deforme , kocaman gözlü, ellerini önünde kavuşturmuş bir sulu boya resim.

Hakkında çok inceleme yazıldı, çok araştırmaya konu oldu. Çok da okundu elbet. Ben de okuyanlardanım. 12 öykü vardı kitapta. Kitaba adını veren öykü 10. idi. Çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Şimdi, daha bir beş dakika önce, "Parasız Yatılı" öyküsünü bir daha okudum. Fürüzan'ın Türk Edebiyatındaki yeri boşuna değil.
Kahramanları kadınlardan oluşan birbirinden ayrı öykülerin yer aldığı , ancak birbirine benzer insanların yaşam öykülerinin anlatıldığı bir eser. Okuduğum öyküler içerisinde 'Taşralı' ve 'Piyano Çalabilmek' den hüzünlenerek etkilendiğimi ifade edebilirim. Keyifli okumalar.
"Füruzan, sıcak, acılı, yer yer insanın içine işleyen anlatımıyla, toplumumuzdan çok iyi tanıdığı kesitler veriyor bize. Çok yazmasına karşın yavanlığa düşmemesinin nedenini, el atmış olduğu çevreyi, bu çevredeki insan kaynağını iyi tanıyor olmasıyla açıklayabiliriz."
Füruzan, hayatım boyunca dönem dönem okuduğum, okumalara doymadığım hatta abartarak duvar yazısı yazsa okurum dediğim bir yazar. Kalemini toplumu yansıtmak için kullanan ve bunu yaparken tarafsızlığını koruyabilen, kendi kulvarının en başarılı yazarlarından biri ve bana göre en iyisi.

Benim Sinemalarım 70'li yıllarda kaleme alınmış beş adet öyküden oluşan adeta "mini roman."Bu hikayelerin kahramanları hep aşina olduğumuz bazen görmezden geldiğimiz, dünyamızdan uzaklastırdığımız yoksulluğun kancasına sıkışmış, hayatın kısır döngüsüne teslim olmuş kişiler, bu kısır döngününün erken yaşta farkına varan çocuklar ya da kendini alt sınıftan üstün tutan ama üst sınıftan kişilerin yanından iki büklüm olan sözde aydın, burjuvari orta kesim. Füruzan bu iki kesimin gerçeklerini gözler önüne sererken yer yer elestiri oklarını isabet ettirmeyi de ihmal etmiyor. Füruzan'ın dili o kadar etkileyeci ki bütün olayları kahramanlarla yaşıyorsunuz, acılarına ya da sevinçlerine ortak oluyorsunuz. Bütün öykülerini çok beğendimğim için sıralama yapmam çok zor ama en en enlerim Temizlik Kolu ve Benim Sinemalarım adlı öyküler.

Kitabı şiddetle tavsiye ederken şunun da belirtmeliyim ki, "tipik Türk Sineması " diyenler çıkabilir karşınıza; ben çok karşılaştım bu kişilerle, ama bir bakıma haklılar çünkü, kitaba ismini veren öykü filme çevrilmiş ve uluslararası alanda birçok ödül almıştır.
Pekçok yerde övgü dolu yazılar okumuştum Füruzan'a dair, bu nedenle epey merak ediyordum ve ondan okuduğum ilk kitap Kuşatma oldu. Kitabın içinde beş öykü yer alıyor. Öykülerde kötü yola düşmüş kadınları, yoksulluğun yüklediği çaresizlikle ne yapacağını bilemeyen insanların yaşamını sunuyor bizlere yazar. Gerçekten çok başarılı buldum; bütün bu korkunç hayat hikayeleri o kadar derinlemesine işlenmiş, betimlemeler öylesine ustaca yapılmış ki yazarın bütün bunlara nasıl bu kadar hakim olduğunu düşünmeden edemedim.
Okuduğum ilk Füruzan kitabı ama kesinlikle son olmayacak.
Öykülerin en belirgin ortak noktası kadınlar. İster varlıklı bir burjuva ailesinde olsun, ister fakirlikle boğuşmak zorunda kalsın, Füruzan kadınları çok başarılı bir şekilde karakterleştirerek bizi etkilemeyi başarıyor.

Benim en sevdiğim öykü "Su ustası Miraç". Ah Vedat, ah güzel oğlan...Ne demişti savcıya kendisine "hukuk okudun değil mi?" diye sorduğunda: "Güçlülerin yönettiği hukuku."

Bu, Füruzan'ın 3. kitabı oldu okuduğum. Son zamanlarda kitap okumaktan bu kadar keyif ve daha da önemlisi huzur bulmamıştım. Okumayanlara kesinlikle tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Füruzan
Tam adı:
Feruze Çerçi
Unvan:
Roman, Oyun, Öykü Yazarı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 29 Ekim 1932
Feruze Çerçi veya tanınan adıyla Füruzan (d. 29 Ekim 1932, İstanbul), Türk yazar.

Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden birisidir. Türk öykücülüğünde genellikle "küçük insanlar" diye adlandırılan toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, duyarlıklı iç dünyaları keşfedilmemiş insanlarını yazmıştır. Öykünün yanı sıra şiirden, romana, gezi yazısından, denemeye, şiire ve çocuk kitabına kadar edebiyatın farklı türlerinde eserler vermiş, öykülerinin bazıları tiyatro sahnesine ve sinema perdesine taşınmıştır. 1970'li yıllarda en çok dikkat çeken üç kadın yazardan biri olarak Sevgi Soysal ve Adalet Ağaoğlu’yla birlikte anılır.

Gülsün Karamustafa ile birlikte yönettiği Benim Sinemalarım filmi, Türk sinema tarihinin en başarılı eserleri arasında sayılır.

Hayatı

29 Ekim 1932'de İstanbul'da doğdu. Esnaf olan babasını küçük yaşta kaybetti. 1946 yılında Yalova Demir Köyü İlkokulu'ndan mezun oldu. Ailesinin kısıtlı ekonomik imkanları nedeniyle ortaöğrenimi tamamlayamadı.

1950'li yıllarda tiyatrocu olmaya karar verdi. Bir süre Küçük Sahne’de tiyatro oyunculuğu yaptı. Uzun bir süre resim ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra tamamen edebiyatla ilgilenmeye karar vererek çalışmalarını bu alana yöneltti. İlk öyküsü Olumsuz Hikâye, 1956’da Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’nde yayınlandı. 1956’dan 1958'e dek öykülerini Türk Dili, Yenilik ve Pazar Postası’nda yayımladı. 4 Temmuz 1958'de karikatürist Turhan Selçuk ile evlendi. Boşanma ile sona eren bu evliliğinden kızı Aslı dünyaya geldi. Eserlerinde evlenmeden önce Füruzan Yerdelen, evlendikten sonra Füruzan Selçuk, eşinden ayrıldıktan sonra Füruzan imzalarını kullandı.

Yazarlığının ilk dönemini “gençlik hevesi” olarak tanımlayan Füruzan, asıl eserlerini 1960’lı yıllarda vermeye başladı. 1964-1972 arasında Dost, Yeni Dergi ve Papirüs’te yayınlanan öyküleriyle dikkat çekti.

İlk kitabı Parasız Yatılı ile 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanınca ünlendi. Bu ödülü kazanan ilk kadın yazar ünvanını aldı. Parasız Yatılı'yı Kuşatma (1971) ve Benim Sinemalarım (1973) adlı öykü kitapları izledi. Öykülerinde kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöküş sürecindeki burjuva ailelerin, yeni yaşama koşullarından bunalan, yurt özlemi çeken göçmenlerin, yoksulluk içinde yaşama savaşı veren, tek silahları sevgi olan yalnız kalmış kadınların, çocukların dramlarına sevecen bir bakışla eğildi. Benim Sinemalarımkitabının ardından öyküye 9 yıl ara verdi.

1973'te ilk romanı Kırkyedililer 'i yayımladı. Türkiye tarihine '68'liler olarak geçmiş, devrim ve isyancı bir kuşak olan 1947 doğumluların hikayesini anlatan eser, geniş bir kitle tarafından sevildi, 1975'te Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü aldı.

1975 yılında Alman Akademik Değişim Servisi (A.A.D.D) adlı bir sanatçı programı kapsamında davet edildiği Berlin'e gitti ve bir yıl kaldı. Bu şehirde Türk işçilerle röportajlar yaptı. Röportajlarını Yeni Konuklar adlı kitabında topladı (1977). Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982) adlı antolojisini ve Türkiye Çocukları (1979) adlı çocuk kitabını da Berlin'de hazırladı. Füruzan, daha sonraki yıllarda da göçmen ve gurbetçi işçi soranları üzerinde durmuştur. 1988'de yayımlanan ve belge niteliğinde bir kitap olan Ev Sahipleri 'nde Almanya'nın önde gelen aydınları ile göçmenleri konuşturdu. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Berlin'in Nar Çiçeği 'nde de Almanya'daki göçmenlerin hayatını işledi.

Ah Güzel İstanbul öyküsünden uyarlanan aynı isimdeki filmi 1981’de Ömer Kavur ile birlikte yönetti. Film, hiçbir filmin birinciliğe değer görülmediği Antalya Film Festivalindeikincilik ödülü aldı.

1982'de yayımladığı Gecenin Öteki Yüzü kitabında yer alan ve kitapla aynı adı taşıyan öykü, 1986'da TRT tarafından dizi olarak çekildi. Dizi, TRT ve Modern Gazeteciler Kurumu tarafından en iyi dizi olarak seçildi.[5] Bütün çekimlerde sette bulunan Füruzan,[3] bu deneyimden sonra kendisi film yapmak üzere cesaret buldu. 1988-1989’da "Benim Sinemalarım" adlı öyküsünü senaryolaştırdı ve 1989’da Gülsün Karamustafa ile birlikte aynı adla sinema filmi olarak çekti. Film, uluslararası festivallerde büyük ilgi gördü.

Yazar, Redife'ye Güzelleme, Kış Gelmeden ve Sevda Dolu Bir Yaz adlı öykülerini ise oyunlaştırmıştır. "Kış Gelmeden" ve "Sevda Dolu Bir Yaz" Ankara Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

1991'de Lodoslar Kenti adlı şiir kitabını yayımladı.

Bosna Savaşı esnasında Balkanlar'ı kapsayan yolculuğunun izlenimleriniİşte Bizim Rumeli (1994) ve yeni baskısı Balkan Yolcusu (1996) kitaplarında paylaştı.

Yapıtları başta Almanca olmak üzere İtalyanca, İngilizce, Fransızca, Boşnakça, Bulgarca, Farsça gibi çeşitli dillere çevrilmiştir.

2006 yılında Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü alan yazar[7], 2008 yılında 27. İstanbul Kitap Fuarı'nın Onur yazarı olarak seçilmiş[8] ve hakkında Füruzan Diye Bir Öykü adlı kitap hazırlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 97 okur beğendi.
  • 488 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 355 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları