Füruzan

Füruzan

YazarÇevirmen
8.1/10
265 Kişi
·
741
Okunma
·
144
Beğeni
·
7.086
Gösterim
Adı:
Füruzan
Tam adı:
Feruze Çerçi
Unvan:
Roman, Oyun, Öykü Yazarı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 29 Ekim 1932
Feruze Çerçi veya tanınan adıyla Füruzan (d. 29 Ekim 1932, İstanbul), Türk yazar.

Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden birisidir. Türk öykücülüğünde genellikle "küçük insanlar" diye adlandırılan toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, duyarlıklı iç dünyaları keşfedilmemiş insanlarını yazmıştır. Öykünün yanı sıra şiirden, romana, gezi yazısından, denemeye, şiire ve çocuk kitabına kadar edebiyatın farklı türlerinde eserler vermiş, öykülerinin bazıları tiyatro sahnesine ve sinema perdesine taşınmıştır. 1970'li yıllarda en çok dikkat çeken üç kadın yazardan biri olarak Sevgi Soysal ve Adalet Ağaoğlu’yla birlikte anılır.

Gülsün Karamustafa ile birlikte yönettiği Benim Sinemalarım filmi, Türk sinema tarihinin en başarılı eserleri arasında sayılır.

Hayatı

29 Ekim 1932'de İstanbul'da doğdu. Esnaf olan babasını küçük yaşta kaybetti. 1946 yılında Yalova Demir Köyü İlkokulu'ndan mezun oldu. Ailesinin kısıtlı ekonomik imkanları nedeniyle ortaöğrenimi tamamlayamadı.

1950'li yıllarda tiyatrocu olmaya karar verdi. Bir süre Küçük Sahne’de tiyatro oyunculuğu yaptı. Uzun bir süre resim ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra tamamen edebiyatla ilgilenmeye karar vererek çalışmalarını bu alana yöneltti. İlk öyküsü Olumsuz Hikâye, 1956’da Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’nde yayınlandı. 1956’dan 1958'e dek öykülerini Türk Dili, Yenilik ve Pazar Postası’nda yayımladı. 4 Temmuz 1958'de karikatürist Turhan Selçuk ile evlendi. Boşanma ile sona eren bu evliliğinden kızı Aslı dünyaya geldi. Eserlerinde evlenmeden önce Füruzan Yerdelen, evlendikten sonra Füruzan Selçuk, eşinden ayrıldıktan sonra Füruzan imzalarını kullandı.

Yazarlığının ilk dönemini “gençlik hevesi” olarak tanımlayan Füruzan, asıl eserlerini 1960’lı yıllarda vermeye başladı. 1964-1972 arasında Dost, Yeni Dergi ve Papirüs’te yayınlanan öyküleriyle dikkat çekti.

İlk kitabı Parasız Yatılı ile 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanınca ünlendi. Bu ödülü kazanan ilk kadın yazar ünvanını aldı. Parasız Yatılı'yı Kuşatma (1971) ve Benim Sinemalarım (1973) adlı öykü kitapları izledi. Öykülerinde kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöküş sürecindeki burjuva ailelerin, yeni yaşama koşullarından bunalan, yurt özlemi çeken göçmenlerin, yoksulluk içinde yaşama savaşı veren, tek silahları sevgi olan yalnız kalmış kadınların, çocukların dramlarına sevecen bir bakışla eğildi. Benim Sinemalarımkitabının ardından öyküye 9 yıl ara verdi.

1973'te ilk romanı Kırkyedililer 'i yayımladı. Türkiye tarihine '68'liler olarak geçmiş, devrim ve isyancı bir kuşak olan 1947 doğumluların hikayesini anlatan eser, geniş bir kitle tarafından sevildi, 1975'te Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü aldı.

1975 yılında Alman Akademik Değişim Servisi (A.A.D.D) adlı bir sanatçı programı kapsamında davet edildiği Berlin'e gitti ve bir yıl kaldı. Bu şehirde Türk işçilerle röportajlar yaptı. Röportajlarını Yeni Konuklar adlı kitabında topladı (1977). Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982) adlı antolojisini ve Türkiye Çocukları (1979) adlı çocuk kitabını da Berlin'de hazırladı. Füruzan, daha sonraki yıllarda da göçmen ve gurbetçi işçi soranları üzerinde durmuştur. 1988'de yayımlanan ve belge niteliğinde bir kitap olan Ev Sahipleri 'nde Almanya'nın önde gelen aydınları ile göçmenleri konuşturdu. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Berlin'in Nar Çiçeği 'nde de Almanya'daki göçmenlerin hayatını işledi.

Ah Güzel İstanbul öyküsünden uyarlanan aynı isimdeki filmi 1981’de Ömer Kavur ile birlikte yönetti. Film, hiçbir filmin birinciliğe değer görülmediği Antalya Film Festivalindeikincilik ödülü aldı.

1982'de yayımladığı Gecenin Öteki Yüzü kitabında yer alan ve kitapla aynı adı taşıyan öykü, 1986'da TRT tarafından dizi olarak çekildi. Dizi, TRT ve Modern Gazeteciler Kurumu tarafından en iyi dizi olarak seçildi.[5] Bütün çekimlerde sette bulunan Füruzan,[3] bu deneyimden sonra kendisi film yapmak üzere cesaret buldu. 1988-1989’da "Benim Sinemalarım" adlı öyküsünü senaryolaştırdı ve 1989’da Gülsün Karamustafa ile birlikte aynı adla sinema filmi olarak çekti. Film, uluslararası festivallerde büyük ilgi gördü.

Yazar, Redife'ye Güzelleme, Kış Gelmeden ve Sevda Dolu Bir Yaz adlı öykülerini ise oyunlaştırmıştır. "Kış Gelmeden" ve "Sevda Dolu Bir Yaz" Ankara Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

1991'de Lodoslar Kenti adlı şiir kitabını yayımladı.

Bosna Savaşı esnasında Balkanlar'ı kapsayan yolculuğunun izlenimleriniİşte Bizim Rumeli (1994) ve yeni baskısı Balkan Yolcusu (1996) kitaplarında paylaştı.

Yapıtları başta Almanca olmak üzere İtalyanca, İngilizce, Fransızca, Boşnakça, Bulgarca, Farsça gibi çeşitli dillere çevrilmiştir.

2006 yılında Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü alan yazar[7], 2008 yılında 27. İstanbul Kitap Fuarı'nın Onur yazarı olarak seçilmiş[8] ve hakkında Füruzan Diye Bir Öykü adlı kitap hazırlanmıştır.
Ben çocukken (ne zaman çocuk olmuştum!) görünmeyen adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım.
Gidiyor musunuz?
Güle güle.
Kapıyı iyice kapayın.
Sizden üşüdüm.
Ölüme inanmıyoruz ki, ondan korkalım efendim. Ama bir korktuğumuz olmalı; ihtiyarlıktan, çirkinleşmekten korkuyoruz. Aklı savunuyoruz ama güzellikten yanayız. Bize uslu olmayı öğrettiler başta.
İzmir ’de hiç kar yağmazdı. Yağmurlar başladığında kovalardan boşalırcasına iner, oluklara sığmaz, çevreye saçılırdı. Taşan seller sokakları yıkardı.
Füruzan
Yapı Kredi Yayınları
Haklı olanlara haklarını savunmayı öğreteceğiz. Öğrenecekler de, öğreniyorlar da. Çünkü temelde tek güvenilecek çıkıştır bu.
172 syf.
İlkokul 2. Sınıf..
Okulların açıldığı ilk gün..
Elimde siyah bir poşette kıyafetlerim, üzerimde mavi önlüğüm, yanımda babam..
Yeni okuluma gidiyoruz birlikte..
Henüz hiçbir şeyin farkında değilim.
Okula geldiğimizde yavaş yavaş sıra olmaya başlamışlar benim gibi bi sürü mavi önlüklü..
Babamı o kalabalıkta son kez görüyorum, hemen beni sıraya girmem için gönderiyor. Bulduğum ilk sıraya giriyorum ben de. Müdür ve yardımcısı merdivene çıkıp epeyce konuştuktan sonra tek sıra halinde sınıflara giriyoruz.
İlk yalnızlığımı o sırada yaşadım sanırım. Yanlış sınıfa gitmişim, ben ikinci sınıflarla sanarken kendimi, üçüncü sınıflarla aynı sıradaymışım ki onların sınıfına girmişim. Öğretmen sınıfa geldi gözümün içine baktı yeni geldiğimi anlamış olacak ki, adımı sordu kaçıncı sınıf olduğumu, kolumdan tutup bana, benim sınıfımın karşı sınıf olduğunu gösterdi.. Karşı sınıfa nasıl gittim, nereye oturdum hiç hatırlamıyorum..

Öğle vakti geldiğinde yemek yemek için yemekhaneye çıktık, oradan da elimdeki poşeti yatakhaneye bırakmak için yurdun katlarına.. Karşıma çıkan ilk odaya, kapının hemen girişindeki ranzanın alt katına bıraktım poşetimi.
(Yanlış odaya bırakmışım, ilk azarımı da orada işitmiştim)
Sonra yine okula gittik ve bir iki dersten sonra, yine yurdun önüne gelip sıraya girdik.

İşte o an anladım ben, bundan sonra eve gitmeyeceğim, her okul bitiminde burada sıra olacağım ve tek tek odalara gideceğiz ve annem çıkarmayacak benim önlüğümü, sırtıma kolum yetmediğinde kimse açmayacak fermuarımı..

Yatılı okulumdaki bu ilk günümden sonrasını bu kadar net hatırlayamıyorum. Bir de, her okul çıkışında, evimizin yoluna bakan bir yer bulur oraya koşa koşa gider yolu seyrederdim. Çoğu zamanda babamı görürdüm o yoldan eve giderken. Sesim çıkmazdı bağırmak isterdim de, "Baba ben buradayım, beni de eve götür." diye..

Gerisi hep parça parça...

Böyle böyle 7 yılımı, yani tümm çocukluğumu annemden, abimden, ablamdan, babamdan uzakta onları sadece iki haftada bir hafta sonları görerek geçirdim..

Parasız Yatılı'yı okumamdaki en büyük neden işte bunlar.. İçinde kendimi görecek olmanın verdiği inanç.
Çünkü,
Parasız Yatılı = Çocukluğum, en deli dolu zamanlarım...

Evet şimdi okudum bitirdim, döndüm bazı kısımlarını yeniden okudum. Ve bazen tek bir cümlede bazen bir bütün sayfada, kendimi gördüm, annemi gördüm..

*'Ben çocukken (ne zaman çocuk olmuştum!) görünmeyen adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım...'

Eti Cin, küçük, portakalı çikolatalı bisküvi. Öyle çok öyle çok yerdim ki, haftalık harçlığımın tümünü daha ilk günden bitirirdim.

*'Sana da konuk günlerinde bakkal bisküvisi alırım...'

Babamı hatırlattı bana..
İlkokul 4 ya da 5.sınıftayım. Veli toplantısı var okulda ve babamın gelmesini o kadar çok istiyorum ki. Toplantının olacağı günün sabahından okul kapısını mesken tuttum. Teneffüs zili çalar çalmaz sınıftan ilk çıkıp koşuyorum kapıya, 'babam gelecek ya onu bekliyorum.' Böyle böyle tüm teneffüsler de kapıda bekledim. Arkadaşlarımın çoğunun babaları ya da anneleri geldi ben hâlâ kapıdayım. Sonra toplantı başladı ve bitti.
Ve babam toplantıya gelmedi. Ben de diyemedim babama 'baba neden gelmedin çok bekledim seni' diye...
Gelseydi belki ben de ona bakkal bisküvisi alırdım ya da o bana alırdı bilmiyorum.

*'25 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar.'

Burada bitmiş aslında Münip Bey'in günlüğü, ben buna iki gün daha ekledim.
26 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar.
27 Nisan. Annemin sancısı tutmuş. Ben doğmuşum..

*'Bir şey iste deselerdi, hani var ya o masallardaki gibi, periler cinler çıkıp dilek sorduklarında okumayı yazmayı sökeyim isterdim.
Oğluma iki satırcık yollamak için...'

Ve annem, ne çok ister okuma yazma bilmeyi. Harfleri tek tek bilir, heceleye heceleye de bir kaç kelime okuyabilir. 40 gün gitmiş gece okuluna gençliği zamanında. Ah bilsem, ah bilsem neler yaparım der de... En sevdiğim şeydir ona sesli kitap okumak..

...

Ve işte artık son, beni derinden sarsan bir kitaba daha düşüncelerimi yükledim kitabı da ben yüklendim yoluma devam ediyorum.
Kesinlikle ve kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Buraya kadar okuyanlara da ayrıca teşekkür ediyorum...


Hep iyilikle hep kitapla...
215 syf.
"Bir baba düşledim..
Her akşam eve geldiğinde koşarak boynuna atladığım 'canım babam' diye sımsıkı sarıldığım.
Ondan oyuncaklar istediğim, çikolatalar, sakızlar istediğim..

Sonra dışarıda esen rüzgar hiddetlendi sıyırdı beni düşlerimden. (Hava yağmurlu ve fırtına var, denizin bile sesi geliyor)
Hiçbir zaman babamın boynuna sımsıkı sarılmadım ona hiçbir zaman 'canım babam' da demedim, diyemedim. Karşısında hep sustum.
Hiç oyuncağım olmadı benim çocukken, 'baba bana oyuncak al' da diyemedim..

Bir yanım doldurulamaz bir boşluk, karanlık ve korkunç. Tanımadığım duygular görüyorum etrafımda, çocuklar babalarının ellerinden tutmuşlar, okula gidiyorlar, onları okuldan yine babaları alıyor akşamları..

Ve bir anne düşledim sonra,
Kollarında uyurken dünyanın enn güzel uykusunu uyuduğum, kokusunu her içime çektiğimde huzur bulduğum.. Sabahları sırf beni öperek uyandırsın diye gözlerimi sımsıkı kapadığım..

Neden büyüdüm ben, hiç istemedim o kollardan ayrılmayı, hiç düşünemedim bir gün ondan kilometrelerce uzakta olup onu çok özleyeceğimi..

Bir yanımın boşluğuna inat, sevgim, sarılışlarım, özleyişlerim... "


Füruzan, yine yaptın yapacağını aldın beni vurdun geçmiş günlere, çaldın günümden günüme..

Demişsin ya,
'Ah keşke bizler de çocukluğumuzu unutmasak..'

Nasıl unutulur o günler. İyi de olsa kötü de olsa her insanın en masum günleridir çocukluğu, unutamaz..
Küçük bir çocuk görse bile, 'bir zamanlar ben de çocuktum.' diye geçirmez mi içinden..

Ne kendi çocukluğunuzu, ne de içinizdeki çocuğu unutmamanız dileğimle...

Hep iyilikle, hep kitapla...
126 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
İlgili etkinlik: #34011871

‘’Gitmeyin Rüştü Şahin, n’olur gitmeyin! Hem bir sizle savaş kazanılmaz. Gönlümü yaralıyorsunuz. Ya yitirirsem sizi? Sanırım anlatamıyorum bağlılığımı. Geceleri konakta ses soluk kesilince süzülüyorum yatağımdan. Gözlerimin olanca gücüyle karanlıkları aşma çabasıyla Kadifekale’ye bakıyorum. Orada bir yerlerde olduğunuzu bilmek yetiyor bana. Giderseniz hangi yöne bakarak size yakın duyabileceğim kendimi? Havalara saçılan kol, bacak parçaları savaş alanlarını sarmış. Şarapneller bahar topraklarını deliyormuş. Gitmeyin n’olur! Beni seviyorsanız kalın.’’

Füruzan’ın okuduğum ilk kitabı o nedenle kendisini biraz araştırdım ve aklımda kalanları, not aldıklarımı sizlerle paylaşayım. Fürüzan 29 Ekim 1938’de İstanbul’da doğmuş, henüz 4 yaşında iken babasını kaybetmiş. Daha okula başlamadan 5 yaşında okuma yazmayı öğrenmiş. 1946’ da Yalova Demirköy ilkokulundan mezun olmuş. Maddi sorunlardan ötürü okumaya devam edemeyen Fürüzan edebiyatın önemli yapıtlarını okuyarak, müzik ve resim ile ilgilenmiştir. İlk öykü denemesi ‘’Olumsuz Hikâye’’ 1956’da Hikâyeler Dergisinin 52. Sayısında yayımlandı. Çeşitli dergilerde birçok öyküsü yayımlandı ve hiçbir zaman soyadı kullanmamış sebebi ise soyadı ile o zaman da ünlü olan iki adamın soyadı ile aynı oluşuymuş. Fürüzan onların gördüğü saygıdan ve yaptıkları kariyerden kendisine ayrımcılık yapılması ihtimalini göz önünde bulundurup yazarlığı boyunca soyadını kullanmamış. İlk kitabı Parasız Yatılı 1971 yılında yayınlanmış büyük ilgi görmüş ve Sait Faik Öykü Ödülü kazanmıştır. 1972 de Kuşatma, 1973 de Benim Sinemalarım yayımlandı ve eleştirmenlerden tam not alarak övgüyle anıldı ve ‘’durağanlaşan öykücülüğümüze yeni bir dinamizm’’ kazandırdığı yorumu yapılır. Gül Mevsimidir öyküsü Kuşatma kitabında geçer ancak 1985 de ayrı bir kitap olarak basılır.


(Ssssssppppoooiii olabilir)

Evet, yazarımızı tanıdığımıza göre artık öykümüze geçebiliriz. Kitabın konusu aşk ve benim bu kitaptan etkilenmemem neredeyse imkansız çünkü ana karakter olan Mesaâdet sevdiği adamı Cumhuriyet döneminde savaşa gönderir. Kitabın birçok yerinde Mesaadet’in içsesini ve hissettiklerini bende derinden hissediyor ve anlıyordum. Füruzan bunları öyle güzel anlatmış ki yaşanılan acıyı çekilen ızdırabı hissetmemek mümkün değil. Zaman zaman yanında çalışan hizmetçiye davranışları beni sinir etse de aslında onun öfkesi sevdiğineydi. Kitap cumhuriyet döneminde ki yaşama ve aileye de değiniyor ama ben ama ben duygusal baktım kitaba sevdiğini savaşta kaybetmek ve yıllarca bu acıyı içinde bir yerde taze tutma hissine kapıldım. Belki hastalıktan ölse, kaza geçirse bu kadar yakmaz insanı ama savaşta birileri tarafından öldürülmesi… Vücuduna demirden bir parça saplanması belki bir bombanın etkisi ile parçalandığını bilmek ya da buna ihtimal vermek dayanılmaz tahammül edilemez. Unutmadan kitabın sonundan Erdal Öz ve Füruzan’nın kitap ile ilgili diyaloğuna yer verilmiş. Öykü’nün neden ayrı basıldığını anlamak ve daha birçok şeyi öğrenebileceğiniz bir bölüm. Kendi adıma güze bir başlangıç yaptığımı düşünüyorum kitabı ve yazarı beğendim.

Konuyla alakasız ama paylaşmak istedim.
Eşimin Nusaybin’de görev yaptığı sıralarda biz nişanlıydık ve eşimin arkadaşının eşleri ile telefondan görüşüyordum. Bir gün onlardan biri aradı ve ağlamaklı bir sesle ’’ M abiden haberin var mı, ulaşabiliyor musun, ben Kerim’e ulaşamıyorum ya’’ dedi. Bende ‘’ evet sabah görüştüm, istersen arayayım yanında ise Kerim abi seni arasın, olur mu?’’ tamam dedi ve kapattım eşimi aradım uzun uzun çaldı cevap vermedi bende endişelenmeye başlamıştım ki aradı ‘’canım ne oldu, önemli bir şey yoksa sonra konuşalım’’ diye aceleci bir sesle cevap verdi bende durumu anlattım sessiz kaldı biran şebeke kesildi sandım alo alo orda mısın dediğim de sesi ağlamaklı ‘’Kerim şehit oldu arayamaz’’ dedi. Bir an vücudum buz kesti sandım geri dönüp karısına ne diyecektim, nasıl söyleyecektim diye düşünürken eşim ‘’sen telefonunu kapat birazdan haber gider ona’’ dedi… Aradan geçen uzun bir zamandan sonra öğrendim ki Kerim abi mayına basarak şehit olmuş ve arkadaşları vücudunun parçalarını Nusaybin’in topraklarında toplayım bir poşete katmış. Karısı ısrarla son kez görmek istediğin de bakabileceği bir yüz tutabileceği bir el olmadığından yetkililer yasak olduğunu söyleyerek uzaklaştırmışlar…
212 syf.
·3 günde·8/10
Zamanın eli değdi bize
Çoktan değişti her şey
Aynı değiliz ikimiz de
Zaaflarına bir gece
Hatalarına bir nilüfer
Sevgisizliğine bir kalp verdim
Artık geri ver
Geri veremezsin aldıklarını
Artık geri ver
Geri verilmez hiçbir yanılgı
Yokluğuma emanet et
Sen de benden kalanları
Her şeyi al
Bana beni geri ver
Bir şansım olsun
Başka yer, başka zaman
Sensiz ömrüm olsun (M. Mungan)


Yaşamak için başka şansımız yok...
Tek şans...
Tek hayat...
O da şu an elinizdeki...

Hayat bu, verdiğinden çok fazlasını alıyor ve alacak da doymadan.
Tüm sevdiklerimizi toprağa verdiğimizde , geriye sadece gözyaşlarımız ve fotoğraflı anılarımız kalacak.
Köşemize çekildiğimizde elimizde ne kalacağını bilseydik keşke.
Ahkam kesiyoruz her gün, abartıyoruz , paylaştığımız aforizmalarla ne kadar yüce gönüllü, hassas,merhametli olduğumuzu ispatlamaya çalışıyoruz.

Her şey silinip unutulmadan, olanlara, yaşananlara, aşklara, arkadaşlıklara yeniden bakmak gerek, görmek için.

Uzun, gür ve siyah kirpiklerin arasından dünyayı; annesini, babasını,teyzesini gözlemleyen bir çocuk...
6 yaşında, adı Şehrazat...
Kendini tanımaya çalışıyor, rüya ile gerçeği iç içe yaşayarak anlattığı olaylar çoğumuzun yaşadığı hayat hikayelerinden.
Şehrazat kalabalık ve sevgi dolu bir ailenin en minik üyesi.
Ve kayıpları var ...

Merakla takip edilen bir olay örgüsünden çok , yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışan bir kız çocuğunun sancıları ses bulmuş 3 hikâye ile.

Yazarı da kahramanları da kadın olunca duygu gel gitleri, umutsuzluklar, birden çöken hüzün, beklenmedik gözyaşları, hatıraları biriktirme, özlem, iç burkuntuları yoğunca yer alıyor.

Beyaz sabun ve ıhlamur kokulu karlı kış mevsiminde , çocukluk anılarıyla , nostaljik bir yolculuğa sanat müziği de karışınca insan kendi çocukluğunu ve çocukluğunun kışlarını hatırlamadan edemiyor. ( Eğer bu cümle okunmuşsa en az 3 tane kışa ait bir çocukluk anısını hatırladığınıza eminim :))

Sonra bir gün...
Büyüdüğünde...
Hayatın içinde....
Birden durur...
Ve fark eder...
Yaşadıklarımız bizimdir...
Acıtır...
İncitir...
Elimizi kolumuzu bağlar...
Ve bizi büyütür...
Biz; geçmişimizin yaralarıyla bugüne gelen, şifa arayan, kaybeden ve bir gün duran biz...
Kadın varlığı ve kadın bakışı ile aile, hayat sorgusu...
Hayat sevgiden ibaret ...
Sevgi her şeydir...
“ Ah keşke sevdiklerimizi böyle delice, mecnunca sevmemeyi becerebilseydik. Sevginin bir kararını, ölçüsünü bulup bilip yapabilseydik. Bağlılığımız bizleri sakatladı.”
Hayat için, sevgi için bir şansımız olsun.
158 syf.
·9/10
Merhabalar Parasız Yatılı incelemesine başlamadan önce beğendiğim alıntıyı paylaşmak isterim :
“Ben çocukken (ne zaman çocuk olmuştum!) görünmeyen adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım.
Gidiyor musunuz?
Güle güle.
Kapıyı iyice kapayın.
Sizden üşüdüm.”
Kitap öykü türünde yazılmıştır ve kadın kahramanlardan oluşan ve birbirinden değerli 12 öykü yer almaktadır.Öyküler : Sabahın Eskimişliğin,Özgürlük Atları,Münip Bey’in Günlüğü,Taşralı,Piyano Çalabilmek,Nehir,Su Ustası Miraç,İskele Parklarında,Edirne’nin Köprüleri,Parasız Yatılı,Yaz Geldi ve Haraç yer almaktadır.Fakat Edirne’nin Köprüleri benim için çok farklıydı çünkü bir vatandan başka vatana gelenlerin anlattıkları duygusal cümlelerle vatan hasretini daha iyi anladım.Kitabın her satırı içime işleyen ve kalbime taht kurdu.Yazarın çok naif bir üslubu var.Cümleler her öyküden sonra kitabı kapatıp size bir süreliğine düşündürmeye iten türdendir.Yazarın ilk okuduğum eseriydi ve bu eserden sonra diğerlerini de okumayı düşünüyorum.İncelememi şu alıntıyla bitirmek isterim :
“ Duygularımızdan, sevgimizden utanır olduk. Sevgisizliği savunmayı aklı yüceltmek sandık. Pembe suskun çay fincanları kırıldı. Yerlerine bitkisel yağlarla yapılan akşam kahvaltıları geldi.''
Keyifli Okumalar Dilerim
200 syf.
·Beğendi·9/10
Türk öykü yazımında adından çok söz ettirmiş yazar Füruzan’ın asıl adı Feruze Çerçi. Bir dönem evli olduğu karikatürist Turhan Selçuk’tan dolayı Füruze Selçuk adını da kullanmış. 1932 İstanbul doğumlu.



Benim sinemalarım(7) öyküsüyle başlayan kitaptaki diğer öyküleri; Temizlik Kolu ( 41), Seyyid (60), Bir Evin Dıştan Görünüşü (75), Günübirlik Adada (119) ve Kış gelmeden (146) dir.

Benim Sinemalarım:

Yorumlarda bu tanımı kullanmayı sevmiyorum ama “benim sinemalarım” öyküsü tek kelimeyle muhteşem. Yazıldığı dönemin (1973) İstanbul’undaki ruhsuz, yoksul ve sevgisiz bir ailenin genç kızı anlatılan. Kitapta ilk dikkat çeken yazarın duru ama çarpıcı dil ustalığı. Betimleme ve karakterin ruh durumu anlatımları sanki en uygun kelimeler bulunarak yapılmış. Kısacık olmasına rağmen koca bir roman okumuş hissi vermekle beraber aynı büyüklükte ağırlığı da üstünde bırakıyor okuyucunun. Yaşayan ölü bir ailenin sinemaya düşkün yeni yetme kızı Nesibe. Para kazanmak için büyük erkeklerle yatıyor körpe bedeniyle... Çok söze gerek yok zira çok söz kaldırır mevzu... 1990 yılında Gülsün Karamustafa ile yönetmenliğini yaptıkları filmin başrolünde, zamanının efsane güzelliği Hülya Avşar bulunuyor. Pek sinemadan anlamasam da bu filmin çok iyi olduğunu hatırlıyorum.



Temizlik Kolu:



Bu öykünün teması da fakir genç kız gibi görünse de aslında öne çıkan doksan yaşına yaklaşmış adını öğrenemediğimiz babaanne. Yazar öyküyü tanrı anlatıcının ağzından değil de genel olarak diyaloglar üzerinden okuyucuya veriyor. Teknik olarak yazarın tarzı çok iyi ya benim diyeceğim başka. Kısacık hikaye ile okuyucuyu sarsmak kolay değil. Yazarın dili kullanma becerisi burada çok önemli, az cümleyle çok şey anlatabilmek. Önceki hikayesi Benim sinemalarımdaki çarpıcı anlatım burada da devam ediyor ve anlatılanlar sanki yanıbaşınızda olmuş hissini okuyucuya veriyor. Öykünün sonu açık bırakılarak okuyucunun durumu daha fazla düşünmesi sağlanıyor.



Seyyid:



İstanbul’un yarısı Sivas’lı derler bilir misiniz? 1972 yılında yazılmış bu öykü, on yaşlarında Seyyid babası rahmetli olmuş, Sivas’tan anası ve ağasıyla kalkmış İstanbul’a gelmişler tüm fukaralıklarıyla. Ağası Zülali Alamanyaya işci gidecek çok para kazanınca da dönecek... Seyyid Eminönü’nde bir iş hanında köylüsünün yanında çaycılığa başlar, okuma yazma yok, sayıları bilir ama... Bu öyküde de fakirlik ve garibanlığın etkisiyle tutunamayan insanlar ön planda. Anlatılan olay tanıdık ya, dil başka. #30127647 alıntıya bakınız lütfen. Gurbetçiliğin içine oturması... Iğım Iğım korkunun yayılması... Gurbetin yadsınıp köye dönüş özleminin anlatımı... Hikayeyi okuyucunun zihninde net bir görüntüye dönüştürmesini iyi biliyor yazar. Tüm karakterler erkek ve anlatılan erkeğin dünyası. Bu dünyanın en ince detayına kadar anlatımı kadın yazarın gözlem kabiliyetini düşürüyor okuyucunun aklına. İyi öykücülerin gözlem gücü çok mu gelişmiş oluyor hep?



Bir Evin Dıştan Görünüşü:



Güzel isim bu öyküye. Önceki anlatılan onca yoksulluklardan sonra orta gelirli bir ailenin dünyasına geldik. Rahmi Bey emekliliği yaklaşmış memuriyeti boyunca hep namuslu olmaya çalışmış, hırstan uzak durmuş aile babası. Fitnat Hanım zengin olma meraklısı, gösterişi ve hava atmasını seven ama gelirlerinden dolayı bunları yapamayıp bunun suçunu da kocasında bulan memur eşi. Bir kızları bir de oğulları var. Oğul anasının gazıyla okumuş. Okuyup büyük adam olacak bunun için de her bir şeyi yapacak yüksek inşaat mühendisi. Öykünün çoğunu Fithat Hanım’ın bilincinden vermiş yazar. Okuması keyifli ve tanıdık yani bizden olaylar anlatılan.





Günübirlik Adada:

Kitabın nispeten kısa öyküsünün baş karakteri, İstanbul adalarından birindeki zengin konağına bahçıvan tanıdığı vasıtasıyla yanaşma olarak giren Cennet, daha onbeş yaşında. Adaya günübirlik gelen ise taze işten ayrılmış gariban babası, gelme nedeni ise Cennet’in aylığını bir gün önceden alacak olması. Karısı hasta kendisi işsiz, yılgın, öyle süklüm püklüm... Yazarın çoğu öyküsünde karşımıza çıkan, var olma mücadelesi veren yoksul kadın teması gene önde. Bence güzel öykünün teması da önemli ya asıl önemli olan ve bana okuma tadını veren yazarın yazım üslubu. Aşağıdaki cümleyi örnek olarak buraya ekleyelim ki okuyucuya fikir versin.

“Evin içinde yaz günlerine özgü, ince seslerden örülmüş dinlendirici bir kimsesizlik vardı. S:138”



Kış gelmeden:

Öyle sıradan bir yaşantı iyi bir yazarın elinde destana dönüyor. İyi bir edebi metin insan zihnini darmadağın edebiliyor. Füruzan bu öyküsünde bir aile dramını işlerken karakterleri derinlemesine inceliyor ve tüm öykülerindeki gibi ayrıntılarla anlatımını zenginleştiriyor.
158 syf.
·79 günde·Beğendi·9/10
Acıların ve çekilen sıkıntıların bazı insanları olgunlaştırdığını hayata bakışlarını, üretkenliklerini ve karakterlerini olumlu etkilediğini düşünürüm hep. Acı, sıkıntı, yoksulluk ve yoksunluklar karşısında; içten içe bilir ve hisseder ki bu mücadeleyi vermek zorunda olanlar ya olacak ya da ölecektirler. Füruzan da böylesi bir mücadelede "olmayı" seçmiş ki yaşadığı yoksulluk ve imkansızlıklara rağmen kendini geliştirmiş ve bu denli güzel hikayeler kaleme alabilmiş. Kolay değil çünkü küçük yaşta babasız kalıp yoksulluk içinde kıvranmak ve dahi parasızlıktan orta okulu bırakmak zorunda kalmak.

Parasız Yatılı yazarın hayatından da derin izler taşıyan hikayelerden oluşuyor. İnsanı içine çekip yakalayıveren, hikayelerin kahramanlarından biri gibi hisssettiren kıvrak bir anlatımla yazar, okuru adeta büyülüyor. Böylesi bir ifade tarzıyla verilmek istenen duygulardan bigane kalmak mümkün değil bana göre. İç konuşmalar, aynı hikâye içinde zamandan zamana, mekandan mekana geçişlerin hızı kitaba daha bir akıcılık katıyor. Her hikayede farklı farklı dünyalara girip çıkıyor insan kimi zaman yoksulluk ve çaresizlikten okula takunya ile gelen ve arkadaşları tarafından horlanan küçük kıza üzülürken kimi zaman taşradan hiç görmediği teyzesinin yanına okumak için gelen bir kızın İstanbul'u ve alışık olmadığı çevreyi yadırgaması, kimi zaman sekiz yaşında bir çocuğun babasının ölümüyle birlikte annesiyle verdiği hayat mücadelesi ve tek umudunun parasız yatılı sınavları olması sebebiyle sınava geç kalmaktan duyduğu endişeyle okulun kadın hademesine bunu sorması sonucu kadının lâkaytça "Parasız yatılı imtihanlarının çocukları hep erken gelir. Hiç gecikmezler." cevabı oturuveriyor içimde bir yere ve
"Ah şu insan en büyük acıları yine bir başka insana yaşatıyor, çoğu zaman bilerek bazen de bilmeyerek." diye düşünmeden edemiyorum.

Kitapta en sevdiğim hikayelerden biri Edirne'nin Köprüleri adlı Balkan muhaciri bir Türk ailenin anlatıldığı hikaye oldu. Hala Adile diye anılan, evin diğer fertleri gibi bu göçe alışamayan en yaşlı kadınının herbir sözü muhacir olan ninelerimi anımsattı.
"Hangi İshak, mari oğlum? Hay Allah bizim İshak mı? Deme mari Naciye, deme mari Hasan, olmalı bir hayır bunda. Hay Allah olmalı bir hayır. Görmüşüm dün gece rüyamda alnı akıtmalı kırmızı taylar, sulamışım onları yeşil yalaklarda. Var bunda bir hayır.
Konuk beklemenin sevinci, burada geçirdikleri bayramlardan birine ilk kez anlam katmıştı."

Haraç ise kitabın son öyküsü zaman 1. Dünya Savaşı ve sonraki altmış yılı kapsıyor. Servet'in küçük yaşta bir konağa evlatlık (hizmetçi) verilmesi anasını, geldiği yeri, boğaz tokluğuna katlandığı onca yorgunluğu, neden hiç dışarı çıkmadığını sorgulamadan tükeniveren bir ömrü ve bu ömrün hayatına giren neredeyse her insan tarafından acımasızca sömürülüşünü, tüketilişini hikaye ediyor..Servet Hanım'ın hayal meyal hatırladığı anacığına benzettiği bir fotoğrafla yıllar yılı avunması, kendinden yaşça çok büyük bir adamla evliliği ve eşinin aşağılamaları....
Her şeye rağmen yine de özlemesi kendine bu geleceği hazırlayan o geçmişi başka türlüsü elinden gelmediği başka türlüsünü bilmediği için belki de...
Bir kadının hayatının son gününden anılarına açılan perde ve hüzün yine hüzün
158 syf.
·5 günde·9/10
Huzursuz Kitap.. Nasıl olur böylesi, her sayfadan huzursuzluk taşar. Bazı kitaplar yastığa sırtını dayayıp sükunet içinde rahatça okunur, bazıları masa başında yanında kağıt, kalem ve ciddiyet ister. Bazıları da sırtını oturduğun rahatsız sandalyeye bile dayayamadan, rahatsız bir pozisyonda okunur (daha şimdi yazarken fark ettim, her halde anlatılanlara karşı elden gelen sadece bu olduğu için)

Hakikaten merak ediyorum; Füruzan Türk edebiyatında neden bu kadar az tanınıyor? Sitedeki okumaları bile çok az. Bu benim okuduğum ikinci Füruzan kitabı, onunsa ilk kitabı. Ve sadece iki kitap ile beni öykücülüğüne öyle çok hayran bıraktı ki.. İlk okuduğumu -Kuşatma- daha çok beğenmiştim, belki de gittikçe ustalaştığı için.. Elimizdeki kitapta bile görüyoruz bunu zaten, ilk öykü ve son öykü arasında epey büyük bir fark var. Yine de genel olarak bakınca çok ama çok kaliteli bir öykü kitabı Parasız Yatılı.

Şu girişte huzursuz kitap demiştim ya. Mübalağa yapmadım. Lisede edebiyat öğretmenimiz durum öykülerini anlatırken "Olay öyküleri gibi değildir durum öyküleri, kısa bir zaman sonra aklınızdan uçar gider onca okuduklarınız" demişti. Şimdi o geldi aklıma, daha yeni okumayı bitirmeme rağmen bu kitaptaki 12 öyküden aklımda kalan o kadar az ki.. Ama okurken hissettiklerimi yıllar sonra bile sorsanız, sanki somut bir şeymiş gibi tasvir ederim o huzursuzluğu, öylesine garip izler bıraktı. Füruzan da gençliğinde yoksulluk çekmiş hayat öyküsünde yazana göre ama yine de anlatılan bunca korkunç hayat hikayesi nasıl böyle ustaca betimlenir, ben bunu çok sorguladım. İşte hayran kalmak kaçınılmaz.

Sözü daha fazla uzatmak yersiz. Dilerim öyküleri hak ettiği değeri Füruzan henüz hayatta iken bulur.
158 syf.
Sitedeki kapak yeni baskısının galiba. Baktım şimdi, öyle, Nisan-2013, 29. baskının kapağı. YKB yayınları. Büyük ihtimalle ön kapaktakı fotoğraf Füruzan'ın fotoğrafı. Değilse bile çok benzettim.

Benim okuduğum Haziran-1972, 3.baskı. Zaten ilk baskı da Şubat-1971 tarihli. Ön kapakta yine bir kız öğrenci vardı. Ama foto değil, resimdi. Nuri İyem'in tarzında (Toplumsal gerçekçi). Deforme , kocaman gözlü, ellerini önünde kavuşturmuş bir sulu boya resim.

Hakkında çok inceleme yazıldı, çok araştırmaya konu oldu. Çok da okundu elbet. Ben de okuyanlardanım. 12 öykü vardı kitapta. Kitaba adını veren öykü 10. idi. Çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Şimdi, daha bir beş dakika önce, "Parasız Yatılı" öyküsünü bir daha okudum. Fürüzan'ın Türk Edebiyatındaki yeri boşuna değil.
158 syf.
Kahramanları kadınlardan oluşan birbirinden ayrı öykülerin yer aldığı , ancak birbirine benzer insanların yaşam öykülerinin anlatıldığı bir eser. Okuduğum öyküler içerisinde 'Taşralı' ve 'Piyano Çalabilmek' den hüzünlenerek etkilendiğimi ifade edebilirim. Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Füruzan
Tam adı:
Feruze Çerçi
Unvan:
Roman, Oyun, Öykü Yazarı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 29 Ekim 1932
Feruze Çerçi veya tanınan adıyla Füruzan (d. 29 Ekim 1932, İstanbul), Türk yazar.

Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden birisidir. Türk öykücülüğünde genellikle "küçük insanlar" diye adlandırılan toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, duyarlıklı iç dünyaları keşfedilmemiş insanlarını yazmıştır. Öykünün yanı sıra şiirden, romana, gezi yazısından, denemeye, şiire ve çocuk kitabına kadar edebiyatın farklı türlerinde eserler vermiş, öykülerinin bazıları tiyatro sahnesine ve sinema perdesine taşınmıştır. 1970'li yıllarda en çok dikkat çeken üç kadın yazardan biri olarak Sevgi Soysal ve Adalet Ağaoğlu’yla birlikte anılır.

Gülsün Karamustafa ile birlikte yönettiği Benim Sinemalarım filmi, Türk sinema tarihinin en başarılı eserleri arasında sayılır.

Hayatı

29 Ekim 1932'de İstanbul'da doğdu. Esnaf olan babasını küçük yaşta kaybetti. 1946 yılında Yalova Demir Köyü İlkokulu'ndan mezun oldu. Ailesinin kısıtlı ekonomik imkanları nedeniyle ortaöğrenimi tamamlayamadı.

1950'li yıllarda tiyatrocu olmaya karar verdi. Bir süre Küçük Sahne’de tiyatro oyunculuğu yaptı. Uzun bir süre resim ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra tamamen edebiyatla ilgilenmeye karar vererek çalışmalarını bu alana yöneltti. İlk öyküsü Olumsuz Hikâye, 1956’da Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’nde yayınlandı. 1956’dan 1958'e dek öykülerini Türk Dili, Yenilik ve Pazar Postası’nda yayımladı. 4 Temmuz 1958'de karikatürist Turhan Selçuk ile evlendi. Boşanma ile sona eren bu evliliğinden kızı Aslı dünyaya geldi. Eserlerinde evlenmeden önce Füruzan Yerdelen, evlendikten sonra Füruzan Selçuk, eşinden ayrıldıktan sonra Füruzan imzalarını kullandı.

Yazarlığının ilk dönemini “gençlik hevesi” olarak tanımlayan Füruzan, asıl eserlerini 1960’lı yıllarda vermeye başladı. 1964-1972 arasında Dost, Yeni Dergi ve Papirüs’te yayınlanan öyküleriyle dikkat çekti.

İlk kitabı Parasız Yatılı ile 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanınca ünlendi. Bu ödülü kazanan ilk kadın yazar ünvanını aldı. Parasız Yatılı'yı Kuşatma (1971) ve Benim Sinemalarım (1973) adlı öykü kitapları izledi. Öykülerinde kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöküş sürecindeki burjuva ailelerin, yeni yaşama koşullarından bunalan, yurt özlemi çeken göçmenlerin, yoksulluk içinde yaşama savaşı veren, tek silahları sevgi olan yalnız kalmış kadınların, çocukların dramlarına sevecen bir bakışla eğildi. Benim Sinemalarımkitabının ardından öyküye 9 yıl ara verdi.

1973'te ilk romanı Kırkyedililer 'i yayımladı. Türkiye tarihine '68'liler olarak geçmiş, devrim ve isyancı bir kuşak olan 1947 doğumluların hikayesini anlatan eser, geniş bir kitle tarafından sevildi, 1975'te Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü aldı.

1975 yılında Alman Akademik Değişim Servisi (A.A.D.D) adlı bir sanatçı programı kapsamında davet edildiği Berlin'e gitti ve bir yıl kaldı. Bu şehirde Türk işçilerle röportajlar yaptı. Röportajlarını Yeni Konuklar adlı kitabında topladı (1977). Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982) adlı antolojisini ve Türkiye Çocukları (1979) adlı çocuk kitabını da Berlin'de hazırladı. Füruzan, daha sonraki yıllarda da göçmen ve gurbetçi işçi soranları üzerinde durmuştur. 1988'de yayımlanan ve belge niteliğinde bir kitap olan Ev Sahipleri 'nde Almanya'nın önde gelen aydınları ile göçmenleri konuşturdu. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Berlin'in Nar Çiçeği 'nde de Almanya'daki göçmenlerin hayatını işledi.

Ah Güzel İstanbul öyküsünden uyarlanan aynı isimdeki filmi 1981’de Ömer Kavur ile birlikte yönetti. Film, hiçbir filmin birinciliğe değer görülmediği Antalya Film Festivalindeikincilik ödülü aldı.

1982'de yayımladığı Gecenin Öteki Yüzü kitabında yer alan ve kitapla aynı adı taşıyan öykü, 1986'da TRT tarafından dizi olarak çekildi. Dizi, TRT ve Modern Gazeteciler Kurumu tarafından en iyi dizi olarak seçildi.[5] Bütün çekimlerde sette bulunan Füruzan,[3] bu deneyimden sonra kendisi film yapmak üzere cesaret buldu. 1988-1989’da "Benim Sinemalarım" adlı öyküsünü senaryolaştırdı ve 1989’da Gülsün Karamustafa ile birlikte aynı adla sinema filmi olarak çekti. Film, uluslararası festivallerde büyük ilgi gördü.

Yazar, Redife'ye Güzelleme, Kış Gelmeden ve Sevda Dolu Bir Yaz adlı öykülerini ise oyunlaştırmıştır. "Kış Gelmeden" ve "Sevda Dolu Bir Yaz" Ankara Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

1991'de Lodoslar Kenti adlı şiir kitabını yayımladı.

Bosna Savaşı esnasında Balkanlar'ı kapsayan yolculuğunun izlenimleriniİşte Bizim Rumeli (1994) ve yeni baskısı Balkan Yolcusu (1996) kitaplarında paylaştı.

Yapıtları başta Almanca olmak üzere İtalyanca, İngilizce, Fransızca, Boşnakça, Bulgarca, Farsça gibi çeşitli dillere çevrilmiştir.

2006 yılında Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü alan yazar[7], 2008 yılında 27. İstanbul Kitap Fuarı'nın Onur yazarı olarak seçilmiş[8] ve hakkında Füruzan Diye Bir Öykü adlı kitap hazırlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 144 okur beğendi.
  • 741 okur okudu.
  • 28 okur okuyor.
  • 559 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları