Galina Serebryakova

Galina Serebryakova

Yazar
9.3/10
80 Kişi
·
343
Okunma
·
27
Beğeni
·
1910
Gösterim
Adı:
Galina Serebryakova
Unvan:
Yazar
Doğum:
Kiev/Ukrayna, 1905
Ölüm:
Moskova/Rusya, 1980
Profesyonel devrimci bir ailede dünyaya geldi. 1917-23 yılları arasındaki İç Savaş’ta ön saflarda çarpıştı. Savaştan sonra Moskova Üniversitesi İşçi ve Köylü Fakültesi’nde öğrenim gördü. Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa, İngiltere, İtalya ve İsveç’e giderek uzun araştırmalarda bulundu ve yapacağı çalışmalar için materyal topladı. Eserleri, büyük ölçüde bu araştırma ve gözlemlerin ürünüdür. İlk eseri Fransız Devriminde Kadınlar’dan başlayarak tarihsel konulara yöneldi. Yazarın, tarihsel olayları edebi bir tarzda işleme çabası, Karl Marx’ın hayatını tarihsel gerçeklğe sadık kalarak ve edebi düzeyi yüksek bir tarzda anlattığı destansı nehir romanı Ateşi Çalmak ile doruk noktasına vardı.
640 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Bir kitabı elimize ilk aldığımızda nasıl bir emeğin ürünü olarak ortaya çıktığını pek de düşünmeyiz. Ne kadar çok işçinin ellerinin hüneri ve gözlerinin nuruyla gelip konuk oluvermiştir dünyamıza, merak etmeyiz çok kez. Buram buram kâğıt kokusunu içimize çektiğimizde dünyamıza neler sunacak, neler katacak bilmeyiz henüz. Kitapların hepsi benzer bir emeğin ürünüdür aslında. Ama ilk sayfaları çevirip de yolculuk başladığında anlarız ki kitapların her biri çok farklıdır. Bazısı zehir saçar. Zehirli bir yılan gibi tıslayarak bilincimizi ele geçirmeye çalışır. Kör tanrıların emrinde yazılmıştır her bir satırı. Bazısı öğretir. Bazı kitaplar hayallere dalmamızı ister ya da yalana gerçek dememizi. Ama bazı kitaplar vardır ki, bilincimizi bir dağ doruğundan diğerine çıkarır. Onları okudukça kendimizi yerçekimsiz bir yaşamdan kurtulmuş, ayaklarımız yere basmış gibi hissederiz. Kendimize bir yer buluruz. İnsan toplumunun tarihinde bir yer. Dünyada bir yer. Boşlukta salınıp durmaktan kurtarır, örgütler bizi böyle kitaplar. Yön duygusunu kaybetmiş sandığımız insanlığın nereden gelip nereye gittiğini gösterirler, bize emek verirler.

Galina Serebryakova’nın kaleme aldığı “Ateşi Çalmak” işte böyle bir kitaptır. Çünkü aslında kitabın anlattığı konu, işçi sınıfının Prometheus’u olan Karl Marx’ın hayatı ve mücadelesidir. Prometheus, tanrılardan ateşi çalıp insanlığa vermiştir. İnsanlık için ateş aydınlık demektir. Karanlıkta önünü görmek ve tüm zorluklara göğüs gerebilmek demektir. Çözümdür ateş. Marx da, tıpkı Prometheus gibi, kurtuluş ateşini işçi sınıfının eline vermiştir. Marx işçi sınıfı için ışık demektir. İşçi sınıfının kurtuluşu Marx’ın öğretisindedir. Marksizmin ışığında yürümektedir.

Anlatılan Marx olunca, Marx’ın hayatı olunca, kitap artık bir biyografi değildir. Belgesel değildir. Tarih kitabı değildir. Anlatılan Marx’ın hayatı olunca o kitap artık bir nehirdir. Yaşamın ve doğanın tüm labirentlerinden geçtiğimiz bir akıntıya katılırız önce. Karmaşık olan sadeleşir. İmkânsız olan yakınlaşır. Bilinmez olan anlaşılır. Tarihe karıştığını düşündüklerimiz yanımıza gelip hayatımızın gerçeği olur. Marksizm daha da kuvvetli bir biçimde ete kemiğe bürünür.

Galina Serebryakova 1905 yılında Rusya’da doğmuştur. Henüz çocukken, ailesiyle beraber gericiliği ve devrimi yaşar. 1917 Ekim Devrimini yaşatmak için ön saflarda çarpışmaya başladığında daha sadece 12 yaşındadır. Marx gibi bir devrimciyi bu kadar içtenlikle ancak bir devrimci anlatabilir. Belki de bu nedenle Ateşi Çalmak, devrimcilerin yüreğine doğru bu denli güçlü akar. Kitabın beş cildi de sonsuz kollarıyla birleşen ve yüreğinize doğru akan bir nehrin ışıldayan suları gibidir.

Kitap ilerledikçe değişik insanlarla tanışmaya başlarız. Kimisi Marx’ın amansız bir mücadeleyle ezdiği karşıtlarıdır. Kimisi mücadeledeki sadık yoldaşıdır. Hiçbirine karşı bir yabancılık duymamız mümkün olmaz. Marx’la kol kola girerek düşmanlara karşı mücadele etmek ya da dostlarıyla yoldaşlaşmak kaçınılmazdır. Dühring, Lassalle ya da Bonaparte ile amansız bir savaşın içinde buluruz kendimizi. Paris Komünarları ile aynı duvar diplerinde kurşuna dizilirken “Yaşasın Komün” diye haykırmak onurunu paylaşırız. Ama nasıl olduğunu anlamadan bir bakarız ki biz geçmişe gittiğimiz gibi, Marx da bugüne gelmiş ve yanı başımızda, bizimle omuz omuza savaşıyor. İşçi sınıfının düşmanlarına bizimle beraber saldırıyor, bizimle beraber onları yere seriyor. Bu nasıl oluyor anlamak mümkün olamadan biz geçmişe gidiyoruz, Marx bugüne geliyor. Bu muazzam duyguyu başka bir kitapla yaşamak nasıl mümkün olabilir ki?

Üstelik zamanın bu muhteşem eşleşmesinin hiçbir mistik yanı yok. İnsanlığın ortak hafızası, işçi sınıfının mücadelesinin büyüklüğü, işçi sınıfının gerçek önderlerinin gücü aramızdaki zaman ve mekân farkını büyük ölçüde anlamsız kılıveriyor. Sayfaları çevirdikçe şöyle düşünüyoruz: “Ben Marx’ı tanıdığım ve onun öğrencisi olduğum için mutluyum. Eğer bu böyle olmasaydı düşman cephesine silahsız, zırhsız ve yalnız çıkmış bir asker gibi olmaktan kurtulamazdım.”

Nehirdeki yolculuk devam ederken tarihin sırları açığa çıkmaya devam eder. İşçi sınıfının ilk isyanları, Avrupa’yı boydan boya bir devrim kıtası haline getiren 1848 devrimleri, Birinci Enternasyonal’in kurulması, Kapital’in yazılışı, Paris Komünü şahit olduğumuz olaylardır. Yazar bunları anlatırken, bir resme bakar gibi edilgen kalmamıza engel olur. Anlamaya zorlar bizi. Hissetmeye. Savaşmaya. Yenilmeye ve zaferle çıkmaya zorlar. Marx’la yoldaşlaşmaya zorlar. Ama bu zorunluluklara öylesine gönüllü boyun eğeriz ki, daha fazlası için tarihi zorlamak isteğine engel olamayız.

Marx’ın eşi ve birer yetişkin olacak kadar yaşama şansına sahip olan üç kızı da onun yoldaşlarıydılar. Kitapta onların mücadeleleri de anlatılıyor. Tüm dünya işçilerinin öğretmeni olan Marx, aynı zamanda Marx ailesinin de öğretmeni ve önderidir. O ne Almandır, ne Fransız, ne de İngilizdir. Onun vatanı tıpkı her işçi gibi bütün dünyadır. Burjuvaların onu kovduğu toprakların işçileri ona kucak açmıştır. Onun yolunda yürümüştür. Onun çocuklarının mücadelesi aynı zamanda çocukların tüm dünyadaki kuşağının, yaşıtlarının büyüyen mücadelesidir. O artık “Marx Baba”dır.

Engels… Dost, insan, general, savaşçı, komünist, yoldaş. Her zerresiyle bilinç ve adanmışlık. Yeryüzünün gördüğü en sade, en fedakâr kahraman. Kendi deyimiyle “İkinci Keman”… Marx gibi bir yoldaşa sahip olmak ve onun en iyi yoldaşı olmak onurunu taşımış bir insan kolay anlatılamaz. Ancak böyle bir insan, Marx’ı herkesten daha iyi anlatabilir. Marx’ın ölümünün ardından bir yoldaşına gönderdiği mektupta şöyle der Engels: “partimizin en güçlü beyni artık düşünmez oldu, bugüne kadar tanıdığım en güçlü yürek artık çarpmıyor…”

O en güçlü beyin ve en güçlü yüreğin yokluğunu telafi etmenin tek yolu vardır Engels için: Onun yapıtına gömülmek. Onun yarım kalmış eserini tamamlamak. Bir ömür boyunca süren dostluk ve yoldaşlık, ölümün soğukluğuna yenik düşmedi. Halkalar halkalara eklendi. O eser, yani Kapital tamamlandı. İşçi sınıfının patronlar sınıfına karşı verdiği mücadele gelişti, güçlendi.

Son cildin son yapraklarını çevirirken nehrin akmaya devam ettiği bir anda, bir cümlede Lenin’le karşılaşıyoruz. Henüz çok genç bir devrimci. Ama bugünden geriye baktığımızda bizler onun eserlerinin o günün büyüyen halkası olduğunu biliyoruz.

Kitabın son sayfasını çevirip de yüreğimizi dinlemeye başladığımızda, halkalara yeni halkalar eklemek, taş üstüne taş koymak için bir okyanus gibi kabaran umut ve azim benliğimizi saracak. Bugünün karanlığına bakıp Marksizmin aydınlığı söndü zannedenler varsın gerçeklerin nostalji olduğunu iddia etsinler. Biz gerçeklerin ne kadar direngen olduğunu biliyoruz. Gerçeğe ihtiyacı olanlar onu nerede bulacaklarını biliyorlar. Işığa ihtiyacı olanlar nereye bakmaları gerektiğini biliyorlar. Biz nereye bakacağımızı biliyoruz. Marksizmin ışığında ilerliyoruz. Marx’ın deyimiyle “tarihin dalgaları bazen yumurta kabuklarını ve hatta gübre artıklarını bile üste çıkarabilir.” Tarih bazen hiç aydınlanmayacak bir karanlık vaat ediyormuş gibi görünebilir. Ancak Marx ailesinin sadık dostu Helene Demuth’un dediği gibi, “en kara bulutun bile daima gümüşten bir astarı vardır. Kara bulutlar geçtikten sonra, gökyüzü öyle temiz görünür ki”!

Marx’ın dostlarının ve ailesinin yaşamında boşluğun, ne yapacağını bilememenin, kararsızlık ve yüreksizliğin yeri yoktur. İşçi sınıfına duyulan güven, onun gücüne beslenen umut Marx’ın yaşamının merkezidir ve o merkez yılgınlığa fersah fersah uzaktır. Gelin son sözü Marx’a, Marksizmin yüklü olduğu umuda verelim:

“Burjuva devrimleri, 18. yüzyılın devrimleri olarak hızla başarıdan başarıya koşuyorlar; onların dramatik etkileri birbirini aşıyor, insanlar ve nesneler, sanki mücevher parıltılarının çekiciliğine kapılmış gibidir; her gün mest olmak toplumun sürekli hali olmuştur, ama bu devrimler kısa sürelidir; çabucak doruğa ulaşıyorlar ve devrimin fırtınalı döneminin sonuçlarını soğukkanlılıkla ve ağır başlılıkla kendine maletmeyi öğreninceye dek topluma uzun bir huzursuzluk musallat oluyor. Buna karşılık proletarya devrimleri, 19. yüzyılın devrimleri olarak, durmadan kendi kendini eleştirirler, her an kendi akışlarını durdururlar, yeniden başlamak üzere, daha önce yerine getirilmiş gibi görünene geri dönerler, kendi ilk girişimlerinin kararsızlıkları, zaafları ve zavallılığı ile alay ederler; hasımlarını, salt, topraktan yeniden güç almasına ve yeniden korkunç bir güçle karşılarına dikilmesine meydan vermek için yere serermiş gibi görünürler, kendi amaçlarının muazzam sonsuzluğu karşısında boyuna sürekli yeniden gerilerler, ta ki her türlü geri çekilişi olanaksız kılıncaya kadar…”
510 syf.
·10/10
Marx ve Engels'in serüveni bugünlere çıkıyor. Yaşam belirtisi var olan ve 1880 yıllara kadar süregelen yönetim tarzı ve proletarya ikilemi arasında daha önce zihninde tamamlayamadığı Kapital'in ikinci cildi üzerine çalışmalarını en yakın ilişkilerinden de sakınıp büyüten bir doruk noktaya ulaşacağını gösteriyor. Kapitalizmi, komünizmi ve sosyalizm yapısı birlikte geçen savaş kıyım hâlleri mevcut. Ayrıca bugünün Avrupa -Rusya öncelikli- bir politika haline geldiğini gösteriyor. Büyük güne uyanıyoruz çünkü her geçen günü daha bir huzur dolu bahçe hâlini görmek mümkün.
478 syf.
·Puan vermedi
Mevzu 1848 sonrası için yeni hesaplar yapanlar o kadar başarıya koşuyor ki yarını da kaleme almış bir öğrenci/öğretmen edasıyla anlatıyor. Kıvrak sol direk dibinde düştüğü yeri yakar. Sağ fikir ise yeni fikirlere gebe olmayan aristokrasinin savunucusu. Sol ve sosyalist yaklaşım kolaylığı yorumlarken, sağ ve zümredaş yapı bir dönemin korkuluğu gibi. Kıskançlık, darkafalılık ve döneklik resmî gibi bir şey. Işçi ve sınıfsal fark gözetmek nedir bilmeyen emektar lejyonlara bunu anlatmak istemekte.
Sınamalar gerçeği ortadadır. Kutuplar veya ekvatoral bölge yaşantısı fark gözetmeksizin her canlı varlığın yaşam hakkı her türlü vardır var olacaktır. Hiç bir himayeyi kabul görmek zorunda değil-dir.
640 syf.
·Beğendi·10/10
Bence Karl Marx'ı anlayabilmek için önce bu 5 cilt'lik seriyi okumak gerekir .Karl Marx 'ın bütün yaşamı fikir anlamında gelişim süreci,
eserlerini yazma süreci ve insani yönü ayrıntılı olarak aktarılmış.Tek kelime ile muhteşem.
640 syf.
·Puan vermedi
Kitabın veya filmin tekrar tekrar okunduğu izlendiği çıkıyor. Kimi yerlerde keyifli bir bir an gibi geldi kimi zaman da yine keyifli haşhaş etkisi yarattı:)

“İnsanlar zafer saatinde değil, yenilgi anında sınanır...Çünkü zaferin bölüşeni çok, yenilginin paydaşı yoktur”
Sözün özü türev kombinasyon karışımı dövüyorum kelimeleri.
Kalıcı ve etkili olmakla gezi direnişi nasıl ki bütün bir yaşam alanı verdiyse aynı tatlı hâliyle devam ediyor olması gerekiyor hayatın
her alanına.
Her daim insanı içine çeken bir şeyler bulmak mümkün.
Kimi yerlerde insanlara kazanç sunduğu kitaplar kimi dokunuş yapıyor kimi nefes sağlıyor.
Özgür irade ile yaşa göreceksin çevren de iyi olacak :)
Geleceğin korkulu rüyası malûm virüsler asırlardır dolaşıyor.
Belki de karantinaya alınması gereken "korku"..
..Savaşın kazananı yok.. dediği doğru mu yanlış mı bilemem ama "Ateşi Çalmak" prometheus olmak isterdim:))))
383 syf.
·Puan vermedi
Sonu tatlı biten kitaplardan biri daha. Bitişi zor olsa da alışmak lazım. Marx ve Engels'in yolunda roman ve edebiyatı sevdiren bir örnek. Ruhsal olarak geliştiren ve yücelten düşündüren türden.
478 syf.
·9/10
Kitapta bir yanda 1850 lerden 1860 ların ortasına kadar Avrupanın ve Amerikanın siyasi ve sosyal tarihi anlatılırken diğer yanda Karl Marx ve ailesinin hayatı, Karl Marx ve Engels’in ortak çalışmaları, Mihail Bakunin’in Rusya’daki hapishane hayatı anlatılmaktadır.
1848 Fransız iç çatışmasından sonra işçi örgütlenmeleri ve mücadelesinde bir gerileme görülür ve Marx ailesi ile İngiltere’ye taşınır.
Marx’ın teorik araştırmaları ve çalışmaları için Londra Kütüphanesi tam bir bilgi cennetidir. Darwin’in evrim çalışmalarından, Hint Felsefesine kadar araştırmalarını burada sürdürür. Ancak sosyal hayatında gerek ekonomik darlık gerekse sağlık koşullarının iyi gitmemesi üç çocuğunu kaybetmesine neden olur.
Avrupa’da köşe yazarlığı konusunda iş bulamayan Marx,Amerika’da günlük bir gazete de yazılar yazar. Amerikan iç savaşı sürecinde Güneylilerin köleliği savunmaları nedeni ile Kuzeylilerden ve köleliğin kaldırılmasından yana tavır alır.
Siyahların köle olarak yaftalanması emek değerine vurulan en büyük darbelerdendir görüşünü benimser.
Tutuklanıp Hapse atılan Mihail Bakunin I. Nikolay’a af mektupları yazar. Cezası indirilip Sibirya’ya sürülen Bakunin, sürgün yerinden kaçar.
Avrupa’da gerileyen işçi örgütlenmeleri tekrar hız kazanır.
383 syf.
·9 günde·Beğendi
Uzun zamandır okumak istediğim ancak bir şekilde ertelediğim ve nihayet bugün tamamladığım tarihsel roman olarak adlandırılan - ki bana göre bir destan- 5 ciltlik seri Ateşi Çalmak.Bu kitapta Karl Marx ve Friedrich Engels'i her yönüyle tanıma fırsatı bulduğunuz gibi Paris Komünü, Enternasyonalin kuruluşu, Kapital ve Enternasyonal Marşı'nın yazılışı, 1 Mayıs Uluslararası Birlik ve Dayanışma Günü' nün ortaya çıkışı ve daha bir çok önemli tarihsel olaylara Galina Serebryakova aracılığıyla tanıklık edeceksiniz,bir çok tarihsel kişiliğe farklı bir gözle bakabileceksiniz. İyi okumalar...
632 syf.
·Beğendi·9/10
Karl Marx’ın hayatının roman-belgesel karışımı anlatıldığı serinin ilk cildi.
Marx’ın hayatı anlatılırken aynı zamanda Almanya, Fransa ve İngiltere deki emek-sermaye ortamları, bilgi ve düşüncenin ülkeden ülkeye göçü de anlatılmakta.
Bir yanda sanayi devriminin getirdiği zenginleşme ve sermaye kesimi, diğer yanda Fransız Devrimin getirdiği cumhuriyet, demokrasi, özgürleşme ve birey olma çabası içindeki yüzbinlerce ezilen insan.
Zenginleşen baronların, devlet denilen organizmayı muktedir güçlerin yönetmesini yani monarşinin yani krallıkların hakimiyeti ile sermaye gücünün mutlak iktidarda etkin olmasını istemeleri, diğer yanda sanayileşmenin getirdiği yaşam koşulları ile sanayi çarkında emeklerini ortaya koyan örgütsüz işçi kesimi, küçük üretici kesimi.
Bu koşullarda günlük 15-18 saatlere kadar varan emek gücü ile çalışan erkekler, kadınlar ve çocuklar. Ve bunların sosyal hayatları…
Yaşam koşullarının böylesine ağırlaşması ile evrilen düşünceler, örgütlenen düşüncelerin anlatıldığı, ön planda Marx’ın hayatı, arka planda kominizm tarihi ve haliyle karşısındaki liberalizmin de tarihini içeren zaman zaman bilimi de sorgulatan bir kitap.

Bilimin gelişmesi ile makineleşmenin getirdiği modernlikle işsiz kalan insanların dramları. Diğer yanda zenginleşmenin getirdiği semirilme ve sınıfsal çelişkinin büyümesi…
Okudukça akıp giden bir kitap.
510 syf.
·9/10
Serinin dördüncü bölümünde 1870 li yıllar ile 1880 li yıllar dönemi anlatılır.
Marx’ın Kapital’i Avrupa ülkelerinde kabul görmeye başlar. Kapital, işçilerin dünya ölçeğinde örgütlenmelerinde artık ana kaynaktır.
Kapital’in dünya ölçeğinde tanınmaya başlaması ile burjuva iktidarları da rahatsız olmaya başlar. Avrupa ülkeleri ile Rusya Çarlığı Kapital’i yasaklama girişimlerine başvurur ancak emekçilere umut olan Kapital’in yayılması önlenemez.
İşçi örgütlenmelerinde dinamik bir ülke konumunda olan Fransa’da 19 yıl totaliter bir rejim sergileyen 3. Napolyon iktidardan düşse de burjuva Prusya ile işbirliği ile işçilerin iktidara geçmesini engel olur.
Fransa kömünü yine başarısız olmuştur.
Ancak yapılan mücadele yine de boşuna değildir. İşçi haklarında iyileştirmeler yapılmaya devam eder.
Marx ve ailesi İngiltere’de yaşamaya devam eder. Kapital’in 2. Ve 3. Cildini tamamlar. Ancak düzenleme ve yayınlanmasına sağlığı el vermez.
Marx’ın artık olgunlaşma yaşlarıdır. Kapital’in yayınlanması ile Dünyaca bilinirliği artar. Marx hayatı, özellikle işçi ve iktidarların düzenlerini inceleyerek dersler çıkarır. Amaç emekten ve insandan yana yeni yeni düşünceler üretmektir.
Marx ve Bakunin arasındaki fikirsel ayrılık derinleşmiş ve birbirlerinden kopmuşlardır.
Anarşist düşüncelere sahip Bakunin devlet denilen düzeni istemeyen temelsiz bir görüş halindedir. Bakunin’in hayalci ve maceracı düşüncesi kendisinde hırs yaratsa da İşçi örgütlenmelerinde yer bulmaz ve Bakunin tamamen yalnızlaşmıştır. İlerleyen zamanlarda düşüncesinde hatalı olduğunu kabul eder.
Marx ise hiçbir zaman şiddet yanlısı bir düşünceden yana değildir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Galina Serebryakova
Unvan:
Yazar
Doğum:
Kiev/Ukrayna, 1905
Ölüm:
Moskova/Rusya, 1980
Profesyonel devrimci bir ailede dünyaya geldi. 1917-23 yılları arasındaki İç Savaş’ta ön saflarda çarpıştı. Savaştan sonra Moskova Üniversitesi İşçi ve Köylü Fakültesi’nde öğrenim gördü. Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa, İngiltere, İtalya ve İsveç’e giderek uzun araştırmalarda bulundu ve yapacağı çalışmalar için materyal topladı. Eserleri, büyük ölçüde bu araştırma ve gözlemlerin ürünüdür. İlk eseri Fransız Devriminde Kadınlar’dan başlayarak tarihsel konulara yöneldi. Yazarın, tarihsel olayları edebi bir tarzda işleme çabası, Karl Marx’ın hayatını tarihsel gerçeklğe sadık kalarak ve edebi düzeyi yüksek bir tarzda anlattığı destansı nehir romanı Ateşi Çalmak ile doruk noktasına vardı.

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 343 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 348 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.