Gaston Leroux

Gaston Leroux

8.2/10
80 Kişi
·
185
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.232
Gösterim
Adı:
Gaston Leroux
Unvan:
Fransız Gazeteci / Yazar / Dedektif
Doğum:
Paris, 6 Mayıs 1868
Ölüm:
Nice, 15 Nisan 1927
Gaston Leroux okul yıllarında Aleandre Dumas ile itor Hugo'nun yapıtlarından esinlenen romanlar yazarak geçiriyordu. Leroux sırf babasını memnun etmek için Hukuk alanında eğitim aldı ve Hukuk alanında çalıştı. Babasının ölümünden sonra, mesleğini bırakarak birkaç gazetede muhabirlik yapmaya ve dünyayı gezmeye başladı. Bu sıralarda birkaç romanını tefrika halinde yayınlamaya başladı. Operadaki Hayalet (1910) isimli yapıtını Palais Garnier Opera Binası'na duyduğu ilgi ile yazmıştır ve bu yapıtın konusunun gerçek esrarengiz bir olay olduğunu söylemiştir. Operadaki Hayalet'in daha sonra Andrew Lloyd Webber tarafından müzikali yapıldı ve birçok kez sinemaya uyarlandı ayrıca polisiyede başlangıçlardan biri sayılan Sarı Odanın Esrarı gibi romanların yazarıdır. Sarı Odanın Esrarı'yla birlikte polisiye romanlarda kilitli oda cinayeti tarzı başlar, yani, içeri girilmesi veya çıkılması imkânsız olan bir odada cinayet işlenmesinin ve en sonunda dedektif veya zeki bir amatör tarafından katilin yakalanmasının hikâyesi. Ayrıca mesleği gereği bazı suçluların idamını izleyip bunları çalıştığı gazetede yayınlamak zorunda bırakılmış, bu idamları izlemek onu etkilemiştir.Romanlarında da bu etkinin yazıya geçirilmiş hali görülebilir.
"Beni sevdiğini söyle!Hayır sevmiyorsun beni...Ama fark etmez, seveceksin nasıl olsa..."
"Sadece kendimizi düşünmeliyiz bu hayatta,kendi ölümümüzü..."
"Opera'daki Hayalet gerçekten vardı. Uzun süre inanıldığı gibi, opera sanatçılarının hayallerinin bir ürünü, menajerlerin ortaya attığı bir hurafe ya da genç balerinlerin, onların annelerinin, yer göstericilerin, vestiyer görevlilerinin veya odacıların kolay etkilenen ve mantıksız beyinlerinin mantıksız uydurması değildi. Evet, kanlı canlı vardı, tam bir hayalet gibi görünse de, aslında sadece hayalet görünümünün altında gizleniyordu."
Gaston Leroux
Sayfa 7 - Martı Yayınları
"Kendimi asla başkaları gibi ifade etmem.Ama artık yoruldum bundan!"
Diğerleriyse, "Hayalet'in işi bu!" demeyi alışkanlık haline getirmişlerdi. Bu cümleyi insanların tebessüm ederek söyleşilerini ne çok duydum! Zavallıcıklar! Hayalet'in kanlı canlı var olduğunu bilselerdi, eminim öyle gülemezlerdi.
''İnsanlar aşık olduklarında bu kadar bedbaht olurlar mı ?''
''Evet, Christine. Sevip de sevildiklerine emin olamadıklarında. ''
Gaston Leroux
Sayfa 191 - Martı
" - Çok mu yorgunsun?

- Ah, bu gece ruhumu sana verdim ve şimdi ölüyüm!"
Lisede,Almanca olarak tarih öğretmenimin tavsiyesi ile okumuştum...Muhteşemdi.Hayaletin aşkını unutmamışım...Yinede bu eseri Türkçe olarakta okuyacağım .Güzel bir klasikti...
Takıntılı olduğum -takıntılı demek az olur hatta- 4 şey var. Bunlardan biri The Phantom Of The Opera.

Olay, Paris Opera Binası'nda geçiyor. Sürekli ortalıkta bir hayalet dedikodusu dolaşıyor. Hayalet ise Christine'e aşık olur ve müzik dersleri vermeye başlar. Fakat Christine'i seven diğer adam Raoul, bu işin peşini bırakmaz. Peki Christine'e neler olacak? Felaketler son bulacak mı?

Mayıs ayında İstanbul'a geldi The Phantom of the Opera. Müzikali izlemeye gittim. Bugüne kadar izlediğim hiçbir şeyden bu derece etkilenmedim. Sahne şovları, oyuncular, müzikleri, kıyafetler... Her şey o kadar mükemmeldi ki.

Kitap mı müzikal mi derseniz, cevap veremem. Çünkü ikisi de birbirinden güzel. Kitabı müzikalden çok farklı. Evet, ana konu aynı ama olayların çoğunun farklı olmasını beklemiyordum.

Müzikali izlemek isteyenler için:
http://unutulmazfilmler.co/...yal-albert-hall.html

Müzikali izleyince kitabı da merak edeceğinizi düşünüyorum. İyi okumalar!
Büyük bir opera binası ve bir hayalet söylentisi var.Hayaleti gören yok fakat beş numaralı loca her zaman ona ayrılıyor.Hayaleti kimse görmediğinden beş numaralı loca yada bilet kesilir ve olaylar başlar.Birde hayalet aşıksa ortalık karışır.
Büyük bir zevkle filmini ve müzikalini izlediğim, çok sevdiğim bir karakter Operadaki Hayalet. Gerçek bir hikayeden esinlenerek yazılan roman başka alemlere alıp götürdü yine beni. Olayların akışını biliyor olmama rağmen yine de aynı tadı alarak okudum. Christine bir opera şarkıcısıdır ve Müzik Meleği olarak adlandırdığı (ve aslında Operadaki Hayaletin ta kendisi olan) kişi tarafından ses eğitimi almaktadır. Christine her şeyden habersiz müzik eğitimine devam ederken çocukluktan beri tanıdığı Raul ile aralarında başlayan aşk, Opera Hayaleti'nin öfkesini daha da arttırır ve Christine bir anda ortadan kaybolur. Sonrası ise zaten tam bir efsane! İzlediyseniz bile okumadan geçmemeniz gereken bir eser..
New York, Londra en son İstanbul'da anlatılmaz bir zevkle ve heyecanla seyrettiğim bir müzikalin libretosu diyebiliriz.
Hiç bıkmadığım ve tekrar tekrar dinleyebileceğim bir müzik (Sir Andrew Lloyd Weber).
Daha müzikali bilmeden kitap bana aynı büyüleyici bir etki yaratmıştır. Hiç eskimez, ölmez bir hikâyedir. Kitaplığımda farklı 5 dilde baskısı var.
Bu günə qədər oxuduğum möhtəşəm kitablardan biridir. Niyə bu qədər gecikmişəm bilmirəm. Kitabı oxuyarkən heç sıxılmadım əksinə həyəcanlandım. Bütün opera binasını qəhrəmanlarla birlikdə gəzdim. Christine və Eriklə birgə göldəki evdə, Vikont və Acemlə birgə işkəncə otağında oldum. Baş verən hadisələri doğrudan da insana hiss elətdirir. Bir sözlə, mən kitabı çox bəyəndim. Tanıdığım bütün kitab sevərlərə də tövsiyyə edəcəyəm.
OPERADAKİ HAYALET

TEK GERÇEK VE TUTKULU HAYALET

Beyaz perde ve müzikalden sonra ölümsüzleşen Operadaki Hayalet, Gaston Leroux 'in 1909 senesinde yazmış olduğu dünya tarihine en iyi kitaplardan biri olarak adını yazdırmış tüylerinizi diken diken eden bir kitaptır. Gotik bir roman olarak kabul edilmektedir.

Gaston Leroux, gerçek bir eserden esinlenerek yazdığını söylemiştir. Hayaletle ilgili olarak "Onu tanıyordum, gerçekti fakat tıpkı bir hayalet gibi yaşıyordu." diye anlatmıştır.

"Maskemin altında gizlenen bu aşkı sadece sen görebilirsin."

Olaylar Paris'te bir opera binasında başlar. Opera binasında bir süredir tuhaf olaylar olmaktadır. İnsanlar Operada bir hayalet olduğunu ve hatta onu görenlerin bile olduğunu aralarında konuşmaya başlarlar. Christine operada şarkıcılık yapmaktadır. Roul ise Christine'e deliler gibi aşıktır. Christine yüzünü hiç görmediği sadece sesini duyduğu birinden bir süredir müzik dersi almaktadır. Sesin sahibi için Christine "Müzik Meleği" demektedir fakat o tam da tahmin ettiğiniz üzere Operadaki Hayalettir. Gerçek ismi Erik ve Christine'e aşık üstelik onu delirircesine kıskanmaktadır. Erik'in yüzü korkunç bir görüntüde olduğu için yüzünü bir maske ile gizlemektedir.

Ve bir gün Christine sahnede şarkısını söylerken aniden yok olur...

Raul her yerde nasıl Christine'i aradığını, bu tehlikeli ve aşık Operadaki Hayalet Erik'in gerçekte kim olduğunu ve bu aşk üçgeninin nasıl son bulduğunu öğrenmek için mutlaka Operadaki Hayalet'i okumalısınız.

"İnsanlar aşık olduklarında bu kadar bedbaht olurlar mı?
- Evet Christine. Sevip de sevildiklerine emin olamadıklarında."

Maskenin altında gizlenen tutku dolu aşk hikayesi, Paris opera binasının mahzeninde olan tuhaf olaylar, cinayetler, müzik dehası bir hayalet, güzel sesli bir kadın ve karanlıklarla dolu bir kitap.

Birçok defa sinemaya uyarlanmış ve müzikalleri yapılmıştır.Ayrıca "Phantom Of The Opera isminde bestesi yapılmış ve yıllardır çeşitli isimler tarafından defalarca seslendirilmiştir.

İlk olarak 1925 senesinde ABD de gösterime girmiştir. İngiliz besteci Andrew Lloyd Webber tarafından bestesi yapılarak dünya çapında en popüler müzikal haline gelmiştir.

Gaston Leroux'un bu sıradışı olduğu kadar da gerçek aşk, kıskançlık, tutku ve merhametin yer aldığı Operadaki Hayalet kitabını okumanızı tüm ruhumla tavsiye ederim. Tabi kitaptan sonra filmlerini ve de şarkılarını...

"Acı hissedilmeyi talep eder ancak bu kadar acı hepimiz için çok fazla değil mi?"

YEŞİM TEKE
Bayıldım. Trajik bir aşk hikayesi... Aşk muhteşemdi. Hayaletin aşkıda Raoul aşkıda
... Karakterlerin psikolojisini ve duygularını derinden hissederek okuyorsunuz. Zaman zaman aksiyon kısımlarında da heyecanlanıyorsunuz. Bütün duyguları hissetim. Duygulandım, heyecanlandım, korktum, gerildim...
Opera binası nasıl bir mimarı ile yapıldıysa, binanın altında göl, zindanlar, mahzenler var. O mahzenlerde nelerle karşılaşıyorsunuz nelerle. Kapı örtücüleri eski adı "cereyan def edenler", ateşten başı olan sıçan tutucu, deniz kızı, Tonkin korsanları...Açıkçası ben o opera binasını çok merak ettim. Son olarak Erik ve Acem'in dostluğunu çok sevdim. Kesinlikle tavsiye ederim. Mutlaka okuyun..
Hakkını yemeyelim evet olay çok ilginçti. Ama bence 20. yüzyılın en iyi polisiye kitabı değildi. Ve artık bu kitaptan sonra eminim ki o yüzyıldaki bütün polisiye kahramanlar ve kurgular birbirine benziyor. Şimdiki Grange furyası gibi.
"Kitapta en sevdiğim karakter hayaletti.Hayaletin tüm bunları yaparken ki zekası ise gerçekten beni kendine hayran bıraktı.Bitirmiş olmama rağmen tekrar tekrar okumak isteyeceği ve okurken hiç sıkılmayacağım bir kitap. Kitap entrika ve maceralarıyla farklı bir heyecana sürüklüyor insanı."

Yazarın biyografisi

Adı:
Gaston Leroux
Unvan:
Fransız Gazeteci / Yazar / Dedektif
Doğum:
Paris, 6 Mayıs 1868
Ölüm:
Nice, 15 Nisan 1927
Gaston Leroux okul yıllarında Aleandre Dumas ile itor Hugo'nun yapıtlarından esinlenen romanlar yazarak geçiriyordu. Leroux sırf babasını memnun etmek için Hukuk alanında eğitim aldı ve Hukuk alanında çalıştı. Babasının ölümünden sonra, mesleğini bırakarak birkaç gazetede muhabirlik yapmaya ve dünyayı gezmeye başladı. Bu sıralarda birkaç romanını tefrika halinde yayınlamaya başladı. Operadaki Hayalet (1910) isimli yapıtını Palais Garnier Opera Binası'na duyduğu ilgi ile yazmıştır ve bu yapıtın konusunun gerçek esrarengiz bir olay olduğunu söylemiştir. Operadaki Hayalet'in daha sonra Andrew Lloyd Webber tarafından müzikali yapıldı ve birçok kez sinemaya uyarlandı ayrıca polisiyede başlangıçlardan biri sayılan Sarı Odanın Esrarı gibi romanların yazarıdır. Sarı Odanın Esrarı'yla birlikte polisiye romanlarda kilitli oda cinayeti tarzı başlar, yani, içeri girilmesi veya çıkılması imkânsız olan bir odada cinayet işlenmesinin ve en sonunda dedektif veya zeki bir amatör tarafından katilin yakalanmasının hikâyesi. Ayrıca mesleği gereği bazı suçluların idamını izleyip bunları çalıştığı gazetede yayınlamak zorunda bırakılmış, bu idamları izlemek onu etkilemiştir.Romanlarında da bu etkinin yazıya geçirilmiş hali görülebilir.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 185 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 218 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.