Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Yazar
8.0/10
119 Kişi
·
488
Okunma
·
246
Beğeni
·
12,3bin
Gösterim
Adı:
Georg Wilhelm Friedrich Hegel
Unvan:
Alman Filozof
Doğum:
Stuttgart, 27 Ağustos 1770
Ölüm:
Berlin, 14 Kasım 1831
Günümüzde Almanya'nın güneybatısında yer alan Stuttgart, Württemberg'de doğan idealist Alman filozof. Etkisi, hem onu takdir edenler (Bradley, Sartre, Küng, Bauer, Stirner, Marx ) hem de acımasızca eleştirenler (Kierkegaard, Schopenhauer, Nietzsche, Heidegger, Schelling) gibi çok farklı konumlardaki insanlar üzerinde çok geniş bir yelpazede olmuştur. Felsefenin sürekli tartışılan sorunlarının fasit dairesinin dışına çıkmak için, muhtemelen felsefede ilk kez, tarih ve yapının önemli olduğunu ileri sürdü. Efendi-köle diyalektiği nin kavramsallaştırması öz farkındalık oluşması için ötekinin öneminin altını çizdi.

Bir memurun oğluydu. Tübingen'de ilahiyat okuduktan sonra Bern ve Frankfurt'ta felsefe öğretmenliğine başladı. 1805'te Jena Üniversitesi'ne profesör oldu. Başlangıçta Schelling'in öznel idealizm felsefesine inanmış görünüyordu, sonradan kendine ayrı bir sistem kurup onun savunmasını yapmaya başladı. Kurduğu bu felsefe sistemini 'phanomenologie des Geistes' adındaki eserinde anlatmıştır. Bir süre Nürnberg'de kaldıktan sonra Berlin ve Heidelberg üniversitesinde profesörlük yaptı. Bu devrede yazdığı eserler arasında 'Mantık Bilimi' ve 'Felsefe Ansiklopedisi' dikkati çekti.
Hegel'in kurduğu sisteme 'diyalektik mantık' denilir. Buna göre bir fikir(yani tez), karşısındaki başka bir tezle(anti-tezle) karışır, bundan yeni bir anlayış doğar ki buna sentez denilir.

Hegel, Kant'ın felsefesine inanmakla beraber onun fikirlerini yetersiz buluyordu. Kant'ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceklerine inanmıştı. Hegel'e göre dünya demek mantık demekti. İnsanlar mantığın sınırlarını çözdükleri anda beşerin sınırlarını da çözmüş olacaklardı. Hegel'e göre, biricik, canlı felsefe, çelişmelerin -daha doğrusu karşıtların- felsefesidir; çiçek, meyvanın ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de, çiçeğin ortadan kalkması gereklidir. Demek ki üremenin gerçeği, hem çiçek hem meyva olmaktır. Ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur.

Hegel ömrünün son yıllarını Berlin'de geçirdi. 1831 yazı ve sonbaharı boyunca süren kolera salgınının son kurbanlarında biri oldu. 14 Kasım'da kısa süren bir hastalıktan sonra aniden ölmüştür.
Tanrı, us ve bilincimizin ötesine yerleştirildi mi, hem Tanrı’nın doğası neyse onunla uğraşmaktan hemde usu Dünya-tarihinde aramaktan kurtulduk demektir; o zaman başıboş varsayımlar ortada cirit atar. Dindar alçakgönüllülük, vazgeçme yoluyla ne kazandığını çok iyi bilir.
Bilinçleri bulanık halklar ya da onların bulanık tarihi, tarihin biliminin konusu olamaz, en azından felsefi dünya _tarihinin konusu değildir, çünkü onun amacı tarihteki iden"in bilgisidir. _ Yani kendi ilkelerini bilincin ışığına, kendilerinin ne olduğunu, ne yaptıklarını bilmenin ışığına getirmiş halkların tinleri söz konusu burada.
307 syf.
Estetik olgusunu en doğru şekilde ele alıp değerlendiren isim Hegel diye düşünüyorum. Oldukça doğru bir bakış açısına sahip Hegel özellikle görsel estetik açısından. Ayrıca Hegel, doğada güzellik diye bir olgunun olabileceğini reddetmezken sanattaki güzelliğin çok daha üstün olduğuna inanmakta... Çünkü sanatsal estetik doğrudan tinin ürünüdür der ve tini doğanın üstünde görür (bu kısma katılmasam da). o yüzden dikkatini sadece sanatta ki güzellikle sınırlamaya çalışır.

Hegelden bahsedilirken sürekli bir Kant kıyaslaması yapılıyor ama bu kaçınılmaz. çünkü görüş bildirdikleri hemen her konu aynı ancak fikirler siyah ile beyaz gibi zıt. Hegel, varoluşun sanat eserine dönüştürülmesini doğaya göre üstün kılarken Kant, doğanın naturelliğinin estetiği doğurduğunu söyler. sadece bu açıdan Hegel'i haklı buluyorum diyebilirim. dünyaya estetik kaygısıyla bakan insanın güzellik anlayışı naturel olanın beyinde yarattığı etki ve tinin bu etkiyle sanat eserini tasarlaması meselesi olduğu için insan bu noktada doğaya kısmen bağlıdır.

Kant sanat eserinden duyulan haz konusuna ise sanatçının hata ve isteklerine göre şekillenebilen bir duyum olduğu için haz alınamayacağını düşünür. Hegel ise önemli olan sanat eseri değil onun bir tinden doğmasıdır der. haz konusunda kalemin ucunu açık bırakır. benim gibi stendhal sendromu sahibi olan insanlar için Kant oldukça yanlış iken Hegel kısmen yanlış içindedir.

kitapta Hegel'in klaisk sanat aşığı biri olduğunu farkettim. çünkü klasik sanat heykel demekti ve ilk çağların sanatı olan heykel üzerinden insan tanrısal figürlere yer verdi ve bunun oluşması da tin sayesinde gerçekleşmişti. Hegel'i sevdiğim nokta da tam olarak bu. sanattaki büyüyü, detaylardaki estetiği özellikle heykel üzerinden değerlendirmiş olması bana hitap eden kısmı oldu. ancak bunu dine bağlamış... o kısmı için pek olumlayamayacağım. çünkü ana madde tin burada. öyleyse en dindar insanın en yaratıcı heykeltraş olması beklenmeliydi. tin başka bir şey bence.

Estetiği ve sanatı din felsefesiyle ilişkilendirip konuyu din felsefesine getirmiş Hegel. bu kısmı oldukça kötüydü. Çok tanrılı dönemlerin toplumlarında heykel tanrısallaştırılmış olsa da din felsefesinin estetik kuramı ile sanat felsefesi ile yakından bir ilişiği yoktur. Hegel burada konunun dışına biraz çıkmış olsa da Hegelle tartışma noktasında oldukça zengin bir kitap.
432 syf.
·5 günde
"Hegel Günlükleri" serimin üçüncü kitabı ve incelemenin başında belirtmek istiyorum ki adeta nutkum tutuldu daha önceleri Hegel'in idealizmine ve varlık düşüncelerine azda olsa aşina idim ama bu kitabı okuduktan sonra nefesim kesildi. Öncelikle kitap 600 sayfa boyunca anlatacağı dört kelimenin tanımını yaparak başlıyor. Nitelik nedir ? Varlık nedir ? Oluş ve yok oluş nedir ? Bu tanımları kitabın ilk bölümünde okurken aslında şunun farkına varmanızı sağlıyor Hegel; Kant ve Hegel'e gelene kadar felsefe ciddi bir boşluk içindeydi ve biz bu boşluğu doldurmaya geldik diyor. Çünkü Hegel'i diğer bir çok kitabında yerden yere vurduğumuz o radikal Katolik görüşleri burada adeta bir tanrı bilimine dönüşmüş. Tanrının var oluşu üzerine dini inançlarını hiçe sayarak yaptığı tanıtlamalar gerçekten bu kitabı etkileyici kılmış.

Bir diğer nokta ise evren bilim, mantık ve matematik. Hegel diyor ki "Bilimselin alanında da evrensel değişimin bu gözardı edilmesi aşamalı olarak sona ermeye başlamaktadır Ayrımsanmaksızın , yeni düşünceler giderek onlara karşı olanlar tarafından bile öğrenilip özümsenmektedir." Yani mantık biliminin yeni bir yaratıcılık anlayışı getirdiğini savunmaktadır. Kitabı okumaya devam ettiğinizde biraz sıkılmaya başlayabilirsiniz hatta kitabın kalınlığı gözünüzü korkutabilir ama ortalara geldiğinizde Hegel'in varlık üzerine yaptığı söylevleri sizi adeta uçuracak sanki kendinizi 1816'da Hegel'in odasında hissedeceksiniz. Varoluşun ve başlangıcın sonsuzluğu üzerine Kant'ında dahil olduğu incelemeler bu incelemeler sonucunda yaşadığı kafa karışıklığı, heyecanlanması, uzay ve zamanı anlamaya çalışması anladıktan sonra geliştirdiği karşı savları aforizmalarla birlikte açıklaması sizi saracak ve kitabın diğer sayfalarını merak etmenizi sağlayacak.
224 syf.
·4 günde
Kendim için başlattığım "Hegel Günlükleri" serim ile başlayan Alman idealizmi yolculuğunu bir türlü noktalayamıyorum. Çünkü hangi felsefeyi incelersek inceleyelim dönüp dolaşıp yine kendimi Hegel'in felsefesinde buluyorum. Nitekim Tanrı tanımazlara bile koyu bir şekilde din felsefesi dersi veren bir insanı 200 yıl sonra tekrardan rehber edinmek pek şaşırtıcı olmasa gerek. Hegel'in çoğu eserini okuduktan sonra bir çok farklı düşünceyi veya dinide eleştirdiğini görüyorsunuz. Bunlara en iyi örnek antik Yunan dini Platon ve Heraklitos olacaktır. Eleştirdiği görüşlere dair fikirler edindiğiniz de yolunuz yine Hegel'e çıkıyor buda sanırım Hegel'in felsefesinin sistematikliğini gösteriyor.

Gelelim kitaba; yarısına kadar okuduğumda aklıma ilk gelen soru şu olmuştu. "Acaba bu eseri Voltaire okusaydı ne tepki verirdi ?" Neden mi ? Çünkü Aziz Augustinus okuyabilirsiniz ve onu radikal bulabilirsiniz. Ya da Meister Eckhart okuduğunuzda hatta Fichte okuduğunuzda bile onu radikal bulabilirsiniz. Ancak Hegel'in din felsefesi adı altında yaptığı Hristiyan seviciliği kökten dinciliğe ulaşmış durumda. Evet bu "köktendincilik" ifadesi çok sert bir eleştiri gibi gelebilir zaten incelemenin devamında Ruh üzerine, bilincin sonsuzluğu ve ebediyete dair yaptığı çığır açıcı görüşlerin hakkını vereceğiz. Ama öncelikle eleştirimi tam olarak Hegel'in şu sözlerine dayandırmak istiyorum. "Dini tasavvurlar bize Hristiyan dersleri sayesinde verilmemiş olsaydı, bu Hristiyan din duygusuna sahip olmazdık. Bu tasavvurlara kesin ve bir doğru şeymiş gibi sahipsek, bu imandır." Ve ekliyor "İncil'in sözleri olduğu gibi alınmaz, çünkü İncil'in sözünden anlaşılan bu gibi kelimeler ve harfler değil, bilakis Ruhtur ve kelimeler ya da harfler o ruhla idrak edilir. İncilin kelimelerinin kavranması onu okuyanın doğru ve gerçek ruh olup olmamasına bağlıdır."

Bütün inceleme boyunca Hegel'i yerden yere vuracak değilim kısaca kitabın içeriğine biraz daha detaylı değinmek gerekirse 1824 ile 1831 yılları arasında verdiği beş adet dersin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir içerik var karşımızda. Kitabın önemli kısımlarından biri Kantçı akla dair eleştirileri ve benim en çok dikkatimi çeken Spinozacı Panteizmi yerden yere vurması tabi ki bunda kendine ait diyalektik ve tarihsel metotları kullanmasının da büyük bir etkisi var. Sanırım bizim şimdi nasıl ilgimizi çekiyorsa o zaman da bir çok öğrencinin ilgisini çekmiş olmalı. Schelling'in kıskançlığını sanırım şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Hristiyanlığı savunurken en azından neyi savunduğunu bilmesi yaptığı eleştirileri daha tutarlı hale getirmiş. Tanrı bilgisi ve Tanrı kavramlarına dair verdiği dersler akıcı ve berrak bir şekilde anlaşılabiliyor. Bazı anlamadığım kısımlar oldu özellikle iman ve belirlenmiş din üzerine düşüncelerini anlayabilmiş değilim. Sanırım bunu da günümüzdeki modern teolojinin eksikliğine verebilirim. Daha fazla lafı uzatmadan kitabı okumaya başlayacaklar için bir önerim var kitabı daha net anlamak için yine Hegel'in "Estetiğe giriş" kitabını okumalısınız orada iman ve Tanrı bilgisine dair bazı bölümler mevcut okuduktan sonra sanırım siz okuyucular için Hegel'in Din felsefesini anlamak daha kolay olacaktır.
194 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Üst düzey bir filozof, üst düzey bir kitap... Anlaşılması zor bir filozof Hegel. Kitabı da son derece zordu. Bir paragrafı defalarca okudum anlayabilmek için. Okumadan önce 2 kez düşünmek gerekiyor bence.

Arthur Schopenhauer yazara katılarak ben de Hegel'in şarlatan olduğunu düşünmeye başladım :)

Kolay gelsin...
72 syf.
·2 günde·8/10 puan
Felsefe kitaplarınıza nasıl başlayacağınızı düşünüyorsanız ve çok pasif çok da ağır bir kitap olmasın diyorsanız bu kitap o kitaptır. Hegel'in felsefe dalları için söylediği, yazdığı cümlelerin derlenip, toplandığı bir kitap.

Sıkıcı olmamasının yanı sıra altını çizdirecek bir sürü de cümleyi barındırıyor.
119 syf.
Ya ben aforizmanın anlamından haberdar değilim ya hazırlayanlar değil,
Ya benim anlama konusunda sorunum var ya çeviri kötü,
Ya gözlerim bozuluyor ya baskı kalitesiz,
Ya ben art niyetliyim ya kitabı hazırlarken "Almancasıyla verelim, otuz sayfa ön söz koyalım da kitaba benzesin" demişler gibi ikilemler yaşamak istiyorsanız kitap harika bir tercih olabilir. İyi ikilemler.
144 syf.
·2 günde
"Hegel Günlükleri" serimin ikinci kitabı olan Estetiğe giriş diğer kitaplarına nazaran daha hafif bir dil taşıyor. Çok kısaca değinmek gerekirse Hegel estetik ve sanat için ne düşünüyor ? Açıkça belli ediyor ki insan için sanat bir gereksinimden ibarettir ve bu yüzdendir ki estetik de gelip geçici bir şeydir ve sonunda geçip gideceğini savunuyor. Daha sonra sanatı dallara bölerek anlatmaya başlıyor benim en keyif alarak okuduğum bölüm sembolik sanattı tarihten örnekler vererek anlattığı kısımlar Klasik sanatın sıkıcılığına geçmeden önce okuyucuya büyük bir haz veriyordu. Her kitabında olduğu gibi buram buram bir Hristiyanlık aşkına maruz bırakılıyorsunuz. Derin duyguların sanatta yansıtılmasının sadece Tanrıya ve dine olan sevgi ile mümkün olabileceğini savunması ise gerçekten çok farklı bir bakış açısı. Daha sonra genel olarak heykel, resim, müzik gibi konulara değiniyor. Bence bu bölümdeki en çarpıcı ifadeler de şu anlatımda yatıyor.

Hegel diyor ki "Resim sanatı tüm boyutlarıyla Hristiyanlığın bir sanatıdır"

Sanırım bu kitabı okuduktan sonra Hegel hayatta olsa idi şu sorunun sorulması gerekirdi. Sanat, toplum için midir? Yoksa Sanat, Katolikler için midir?
324 syf.
·2 günde
Bir kaç gün önce başlattığım "Hegel Günlükleri" serimin ilk kitabı olan bu eser adeta üzerimden geçti. Şu iki gün boyunca Aristokrasiye öyle güzel doydum ki biraz daha Hegel okuyabilir miyim ? bilmiyorum. Net ve kısaca konusuna değinecek olursam klasik Hegel idealizmi her yere saçılmış durumda. Öncellikle şiddet ve suç bunları içeren genel bir ahlaksızlığa karşı üretilen ceza teorisine karşı sert eleştirileri ve bunları talihsizlik olarak tarihteki örneklerle harmanlayarak sunması son derece güzeldi. Daha sonra toplumun en küçük yapısından başlayıp sivil topluma kadar geniş bir alanı incelediği çocuk eğitimi, evlilik, iş gücü, mülkiyet vb konulara değinmesi yine aynı şekilde kaygısını belirttiği işçi sınıfının geleceğine dair ön görüleri bu bölümde ön plana çıkıyor. Ve kitabı kitap yapan bölümde en sonlarda Devlet ve Din meselesi; kendisinin koyu bir Katolik olduğunu düşündüğümüzde Din ve Devlet işleri konusunda ki fikirleri son derece acımasız olabiliyor. Hatta daha da ileriye giderek dine dayanan niyetlerin, amaçların asla mantık ve ahlak dışı olarak niteleyemeyeceğimizi çok fanatik bir şekilde savunuyor. Laikliğe karşı bu kadar radikal olan bir insan için hukukun temel taşları olan yasama,yürütme ve yargıya karşı da naif olmasını bekleyemeyiz. Hatta diyor ki "Güçlerin bağımsızlığı, mesela yürütme gücü denen güçle, yasama gücü denen gücün birbirlerinden bağımsızlığı, son zamanlarda büyük çapta görmüş olduğumuz gibi, dosdoğru devletin parçalanması sonucuna götürür"

Bu kitabı incelemeyi Schopenhauer'un Hristiyanlık Savunuculuğunu üstlenmiş olan Hegel için söylediği bir söz ile sonlandırmak istiyorum.

"O, yalnız Alman felsefesi üzerinde değil, her türlü Alman edebiyatı üzerinde yıkıcı, daha kesin söylenirse, aptal edici, hatta denebilir ki, vebaya benzer bir etki yaptı. Bu etki ile her fırsatta ve kuvvetle mücadele etmek, bağımsız hüküm verebilen herkesin görevidir. Çünkü, biz susarsak kim konuşacak?"
116 syf.
·1 günde
Başlatmış olduğum "Hegel günlükleri" serimin son aşamasını artık tamamlamış bulunmaktayım. Ve bu kapanışı da Hegel'in ölmeden önce yaptığı gibi Doğa felsefesi ve klasik mekanik üzerine yapmak istedim. Çünkü Hegel'in deyimi ile 25 yıllık birikimini cesurca dillendirme vakti gelmişti belki ömrü yetse daha fazlasını kaleme alacaktı bilemiyoruz. Şunu ilk başta belirtmek istiyorum ki Hegel'in yazmış olduğu en karmaşık ama karmaşık olmasına karşın bir o kadar matematiksel ilk ve tek kitabı diyebilirim. Şuna da eminim ki Hegel kesinlikle Kant'ın "Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı" nı kıskanmış olabilir çok büyük bir benzerlik gördüm iki kitap arasında tabi ki bu beni daha da heyecanlandırdı. Peki Hegel bize ne anlatıyor ?

Hegel öncelikle İnsan ve Doğa arasındaki yüzyıllar boyunca süren mücadele durumunu yorumluyor. Ona göre İnsan doğaya karşı kılgısal bir yaklaşım sergiliyor onu tüketiyor, bitiriyor ve yok ediyor. Bunları da zorunlu olarak kendi gereksinimleri yüzünden yapıyor çünkü İnsan'ın zorunlulukları ve kavrayış keskinliği Doğayı kullanma ve denetleme yollarının sonsuz bir türlülüğünü barındırıyor. Buna Sofoklesin bir sözü ile de ekleme yapıyor. Dyor ki ; "Hiç bir şey insandan daha harika değildir. Çaresizdir yalnızca ölüme karşı o."

Ne demiştik Hegel'in 25 yıllık deneyimi. Unutmamak gerekiyor ki Hegel bir katolik. Ve konu doğa felsefesi ise Schelling'i sonra da Evrimcileri yerden yere vurmamasını bekleyemeyiz. Diyor ki "Cinsleri birbiri ardına Zamanda evrimleniyor olarak tasarımlamak bütünüyle boştur; zamansal ayrımın düşünce için hiçbir önemi yoktur. Doğanın evreli süreci Evrim ve Yayılım gibi iki biçim altında anlaşılır. Eksik ve biçimsiz olanlardan başlayan bitkiler, polipler, yumuşakçalar, sonra balıklar ortaya çıktı. Bu tasarımın anlaşılması kolay olsa da gene de hiç bir şey açıklamamaktadır." Bu bölümde dikkatleri çeken bir şey var ki bir çok Evrim kuramı kitaplarında cevaplanmak üzere bulunan "Non datur saltus in natura" yani "Doğa da hiç bir sıçrama olmaz" sözünü Hegel'de bir eleştiri olarak kullanıyor. Kitabın ilk giriş kısmı genel olarak bunları içeriyor asıl konu ise bunlardan sonra başlıyor. Mekanik nedir ?

Hegel'e göre Mekanik şunları irdeler; 1- Uzay ve Zaman 2- Özdek ve Devim (ki bunu Maxwell'den önce kaleme alması muhteşem) 3-Saltık Mekanik kendinde var olan kavram. Bütün alt başlıklara girip incelemeyi daha da fazla uzatmak istemiyorum. Ancak Uzay ve Zaman üzerine de Hegel ile felsefi açıdan son kez değiniyor olabilirim. Hegel'in yukarıda belirtmiş olduğum Kant'ın Gökler Kuramına benzerlik taşıması özellikle bengi anlayışını bütün Hristiyan Dünyasına inat açıklaması ise Hegel'i çok yüce bir yere taşıyor. Kitabın Newtoncu Fizik içeren bölümünden burada zaten uzamış olan incelemede bahsetmem pek uygun olmayacaktır. Yine de Uzay ve Zaman topolojisi üzerine Zamanın sonluluğu ve sonsuzluğu üzerine bitmek bilmeyen inancı eminim ki benim gibi nedensel determinizme inanan insanları bile etkileyecektir. Son sözü artık Hegel'e bırakıyorum.

"Öylesine yorgunum ki bu konulara ilgimin beni 25 yıldır uğraştırmakta olmasından söz etmeyeceğim"
194 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Felsefe dünyasının Jean-Jacques Rousseau’dan sonra anlaşılması en zor Filozofu olarak nam salmış, “Diyalektik” kavramının kuramsal babası Alman idealizminin en önemli dört isminden biri. Benimse Rousseau ve Schopenhauer’dan sonra en sevdiğim filozof. Bir dönem kendine “Genç Hegelciler” diyen kesimlerin ardından, bende günümüzün “Hegelcisiyim”.

Tarihte Akıl, Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in bana göre en iyi eserlerinden biri. Bu eser aynı zamanda Hegel’in Tarih Felsefesinin de temelini oluşturur. Yani meşhur “Tarihsel Gelişim Süreci”nin de temelidir. Aslında felsefi anlamda bir konuyu tarihsel olarak ele alan ilk filozof Jean-Jacques Rousseau’dur. Jean-Jacques Rousseau, “İnsanlar arasındaki eşitsizliğin tarihsel kökeni” adlı eserinde, eşitsizliğin tarihsel süreç içerisindeki gelişimini ele almış ve yaşadığı dönemdeki yansımalarının nasıl olduğunu açıklamıştı. Bu çalışma Hegel’e ilham olmuştur. Zaten Hegel’in, Jean-Jacques Rousseau’nun fikirlerinden etkilenen filozoflardan biri olduğunu biliyoruz. Daha doğrusu Jean-Jacques Rousseau’nun Alman idealizminin dört önemli filozofu; Immanuel Kant, Johann Gottlieb Fichte, Friedrich Schelling ve Georg Wilhelm Friedrich Hegel başta olmak üzere Alman idealizminin diğer Filozoflarını (Friedrich Heinrich Jacobi, Gottlob Ernst Schulze, Karl Leonhard Reinhold ve Friedrich Schleiermacher) da etkilediği bilinen bir gerçek. Yani Hegel, Rousseau’dan aldığı ilham ile tarih felsefesini ele almıştır. Aynı zamanda bu fikir Karl Marx’ın ve Friedrich Engels’in “Bilimsel Sosyalizm” ve ardılı “Komünizm”i, tarihsel gelişim süreci ve yine Rousseau’nun toplum ve mülkiyet anlayışı üzerine temellendirmesini sağlamıştır.

Kitabın incelemesine gelirsek; Georg Wilhelm Friedrich Hegel Tarihte akıl adlı bu eserinde; tarihin yapısı itibariyle bir çok olaydan oluştuğunu ve bu olayların birebir aynı olamayacağını savunmuştur. Hegel, bu olayların sadece birbirine benzeyeceğini ve bunun içinde olayların parça parça ele alınmasının yanlış olacağını savunmuş ve tarihi geneline bakarak yorumlamanın daha doğru olacağını savunmuştur. Bir noktada Hegel bu kitabı, Immanuel Kant’ın; “bütün insanlar temelde aynı düşünce ya da kategorileri paylaşır” fikrine cevaben yazmıştır.

Son derece ağır Felsefi kavramlar içeren kitap, Felsefe alanına hakim olmayanlar için zorlanacakları bir kitap. Ama tadına doyulamayacak bir destan. En azından benim için öyle.

Felsefe okuyun, Felsefe ile kalın...

Yazarın biyografisi

Adı:
Georg Wilhelm Friedrich Hegel
Unvan:
Alman Filozof
Doğum:
Stuttgart, 27 Ağustos 1770
Ölüm:
Berlin, 14 Kasım 1831
Günümüzde Almanya'nın güneybatısında yer alan Stuttgart, Württemberg'de doğan idealist Alman filozof. Etkisi, hem onu takdir edenler (Bradley, Sartre, Küng, Bauer, Stirner, Marx ) hem de acımasızca eleştirenler (Kierkegaard, Schopenhauer, Nietzsche, Heidegger, Schelling) gibi çok farklı konumlardaki insanlar üzerinde çok geniş bir yelpazede olmuştur. Felsefenin sürekli tartışılan sorunlarının fasit dairesinin dışına çıkmak için, muhtemelen felsefede ilk kez, tarih ve yapının önemli olduğunu ileri sürdü. Efendi-köle diyalektiği nin kavramsallaştırması öz farkındalık oluşması için ötekinin öneminin altını çizdi.

Bir memurun oğluydu. Tübingen'de ilahiyat okuduktan sonra Bern ve Frankfurt'ta felsefe öğretmenliğine başladı. 1805'te Jena Üniversitesi'ne profesör oldu. Başlangıçta Schelling'in öznel idealizm felsefesine inanmış görünüyordu, sonradan kendine ayrı bir sistem kurup onun savunmasını yapmaya başladı. Kurduğu bu felsefe sistemini 'phanomenologie des Geistes' adındaki eserinde anlatmıştır. Bir süre Nürnberg'de kaldıktan sonra Berlin ve Heidelberg üniversitesinde profesörlük yaptı. Bu devrede yazdığı eserler arasında 'Mantık Bilimi' ve 'Felsefe Ansiklopedisi' dikkati çekti.
Hegel'in kurduğu sisteme 'diyalektik mantık' denilir. Buna göre bir fikir(yani tez), karşısındaki başka bir tezle(anti-tezle) karışır, bundan yeni bir anlayış doğar ki buna sentez denilir.

Hegel, Kant'ın felsefesine inanmakla beraber onun fikirlerini yetersiz buluyordu. Kant'ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceklerine inanmıştı. Hegel'e göre dünya demek mantık demekti. İnsanlar mantığın sınırlarını çözdükleri anda beşerin sınırlarını da çözmüş olacaklardı. Hegel'e göre, biricik, canlı felsefe, çelişmelerin -daha doğrusu karşıtların- felsefesidir; çiçek, meyvanın ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de, çiçeğin ortadan kalkması gereklidir. Demek ki üremenin gerçeği, hem çiçek hem meyva olmaktır. Ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur.

Hegel ömrünün son yıllarını Berlin'de geçirdi. 1831 yazı ve sonbaharı boyunca süren kolera salgınının son kurbanlarında biri oldu. 14 Kasım'da kısa süren bir hastalıktan sonra aniden ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 246 okur beğendi.
  • 488 okur okudu.
  • 33 okur okuyor.
  • 831 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları