Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Georg Wilhelm Friedrich Hegel

8.1/10
33 Kişi
·
91
Okunma
·
65
Beğeni
·
3.599
Gösterim
Adı:
Georg Wilhelm Friedrich Hegel
Unvan:
Alman Filozof
Doğum:
Stuttgart, 27 Ağustos 1770
Ölüm:
Berlin, 14 Kasım 1831
Günümüzde Almanya'nın güneybatısında yer alan Stuttgart, Württemberg'de doğan idealist Alman filozof. Etkisi, hem onu takdir edenler (Bradley, Sartre, Küng, Bauer, Stirner, Marx ) hem de acımasızca eleştirenler (Kierkegaard, Schopenhauer, Nietzsche, Heidegger, Schelling) gibi çok farklı konumlardaki insanlar üzerinde çok geniş bir yelpazede olmuştur. Felsefenin sürekli tartışılan sorunlarının fasit dairesinin dışına çıkmak için, muhtemelen felsefede ilk kez, tarih ve yapının önemli olduğunu ileri sürdü. Efendi-köle diyalektiği nin kavramsallaştırması öz farkındalık oluşması için ötekinin öneminin altını çizdi.

Bir memurun oğluydu. Tübingen'de ilahiyat okuduktan sonra Bern ve Frankfurt'ta felsefe öğretmenliğine başladı. 1805'te Jena Üniversitesi'ne profesör oldu. Başlangıçta Schelling'in öznel idealizm felsefesine inanmış görünüyordu, sonradan kendine ayrı bir sistem kurup onun savunmasını yapmaya başladı. Kurduğu bu felsefe sistemini 'phanomenologie des Geistes' adındaki eserinde anlatmıştır. Bir süre Nürnberg'de kaldıktan sonra Berlin ve Heidelberg üniversitesinde profesörlük yaptı. Bu devrede yazdığı eserler arasında 'Mantık Bilimi' ve 'Felsefe Ansiklopedisi' dikkati çekti.
Hegel'in kurduğu sisteme 'diyalektik mantık' denilir. Buna göre bir fikir(yani tez), karşısındaki başka bir tezle(anti-tezle) karışır, bundan yeni bir anlayış doğar ki buna sentez denilir.

Hegel, Kant'ın felsefesine inanmakla beraber onun fikirlerini yetersiz buluyordu. Kant'ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceklerine inanmıştı. Hegel'e göre dünya demek mantık demekti. İnsanlar mantığın sınırlarını çözdükleri anda beşerin sınırlarını da çözmüş olacaklardı. Hegel'e göre, biricik, canlı felsefe, çelişmelerin -daha doğrusu karşıtların- felsefesidir; çiçek, meyvanın ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de, çiçeğin ortadan kalkması gereklidir. Demek ki üremenin gerçeği, hem çiçek hem meyva olmaktır. Ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur.

Hegel ömrünün son yıllarını Berlin'de geçirdi. 1831 yazı ve sonbaharı boyunca süren kolera salgınının son kurbanlarında biri oldu. 14 Kasım'da kısa süren bir hastalıktan sonra aniden ölmüştür.
Zekasını beğendiğin biɾinin göɾüntüsünü meɾak etme
Zekasını kullanmayan biɾinin ise göɾüntüsünden etkilenme !
En vefakar dostumuz gölgemizdir bilirsiniz. Ama unutmayın ki; o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler.
Evrenin zamanda bir başlangıcı vardır ve uzaya göre de sınırlar içine kapalıdır. Bir Sınır vardır, ve, sınırın ötesine geçilmelidir.
Georg Wilhelm Friedrich Hegel
Sayfa 180 - Kant'ın bu savı Hegel'de derin düşüncelere sebep oluyor
"Sfenx Mısır Tini için bir simge olarak görü­lebilir: Hay­van bedeninden dışarıya bakan insan kafası başlangıçta kendini do­ğal olan­dan yükselten, kendini ondan koparan ve daha şim­diden çev­re­sine daha özgürce bakan ama gene de kendini zincirlerden bü­­tü­nüy­le kur­tar­mamış olan Tini temsil eder. "
"Çinlilerin hakaretlere karşı aşırı ölçüde duyarlı ve öç almaya eğilimli oldukları söylenebilir. Öç duygu­su­­nu do­yurabilmek için, hakarete uğramış olan kişi hasmını öldüre­mez, çünkü eğer bunu yaparsa bütün ailesi öldürülecektir; bu nedenle, hasmını yıkıma uğratmak için kendine zarar verir."
Sanata duyulan genel gereksinim demek oluyor ki iç ve dış dünyanın bilincine varmak için insanı iten ussal bir gereksinmedir ve bu durum insanı, söz konusu olan bu her iki dünyadan kendisini yeniden tanıyacağı bir nesne yapmaya iter.
"Hegel Günlükleri" serimin üçüncü kitabı ve incelemenin başında belirtmek istiyorum ki adeta nutkum tutuldu daha önceleri Hegel'in idealizmine ve varlık düşüncelerine azda olsa aşina idim ama bu kitabı okuduktan sonra nefesim kesildi. Öncelikle kitap 600 sayfa boyunca anlatacağı dört kelimenin tanımını yaparak başlıyor. Nitelik nedir ? Varlık nedir ? Oluş ve yok oluş nedir ? Bu tanımları kitabın ilk bölümünde okurken aslında şunun farkına varmanızı sağlıyor Hegel; Kant ve Hegel'e gelene kadar felsefe ciddi bir boşluk içindeydi ve biz bu boşluğu doldurmaya geldik diyor. Çünkü Hegel'i diğer bir çok kitabında yerden yere vurduğumuz o radikal Katolik görüşleri burada adeta bir tanrı bilimine dönüşmüş. Tanrının var oluşu üzerine dini inançlarını hiçe sayarak yaptığı tanıtlamalar gerçekten bu kitabı etkileyici kılmış.

Bir diğer nokta ise evren bilim, mantık ve matematik. Hegel diyor ki "Bilimselin alanında da evrensel değişimin bu gözardı edilmesi aşamalı olarak sona ermeye başlamaktadır Ayrımsanmaksızın , yeni düşünceler giderek onlara karşı olanlar tarafından bile öğrenilip özümsenmektedir." Yani mantık biliminin yeni bir yaratıcılık anlayışı getirdiğini savunmaktadır. Kitabı okumaya devam ettiğinizde biraz sıkılmaya başlayabilirsiniz hatta kitabın kalınlığı gözünüzü korkutabilir ama ortalara geldiğinizde Hegel'in varlık üzerine yaptığı söylevleri sizi adeta uçuracak sanki kendinizi 1816'da Hegel'in odasında hissedeceksiniz. Varoluşun ve başlangıcın sonsuzluğu üzerine Kant'ında dahil olduğu incelemeler bu incelemeler sonucunda yaşadığı kafa karışıklığı, heyecanlanması, uzay ve zamanı anlamaya çalışması anladıktan sonra geliştirdiği karşı savları aforizmalarla birlikte açıklaması sizi saracak ve kitabın diğer sayfalarını merak etmenizi sağlayacak.
Bir kaç gün önce başlattığım "Hegel Günlükleri" serimin ilk kitabı olan bu eser adeta üzerimden geçti. Şu iki gün boyunca Aristokrasiye öyle güzel doydum ki biraz daha Hegel okuyabilir miyim ? bilmiyorum. Net ve kısaca konusuna değinecek olursam klasik Hegel idealizmi her yere saçılmış durumda. Öncellikle şiddet ve suç bunları içeren genel bir ahlaksızlığa karşı üretilen ceza teorisine karşı sert eleştirileri ve bunları talihsizlik olarak tarihteki örneklerle harmanlayarak sunması son derece güzeldi. Daha sonra toplumun en küçük yapısından başlayıp sivil topluma kadar geniş bir alanı incelediği çocuk eğitimi, evlilik, iş gücü, mülkiyet vb konulara değinmesi yine aynı şekilde kaygısını belirttiği işçi sınıfının geleceğine dair ön görüleri bu bölümde ön plana çıkıyor. Ve kitabı kitap yapan bölümde en sonlarda Devlet ve Din meselesi; kendisinin koyu bir Katolik olduğunu düşündüğümüzde Din ve Devlet işleri konusunda ki fikirleri son derece acımasız olabiliyor. Hatta daha da ileriye giderek dine dayanan niyetlerin, amaçların asla mantık ve ahlak dışı olarak niteleyemeyeceğimizi çok fanatik bir şekilde savunuyor. Laikliğe karşı bu kadar radikal olan bir insan için hukukun temel taşları olan yasama,yürütme ve yargıya karşı da naif olmasını bekleyemeyiz. Hatta diyor ki "Güçlerin bağımsızlığı, mesela yürütme gücü denen güçle, yasama gücü denen gücün birbirlerinden bağımsızlığı, son zamanlarda büyük çapta görmüş olduğumuz gibi, dosdoğru devletin parçalanması sonucuna götürür"

Bu kitabı incelemeyi Schopenhauer'un Hristiyanlık Savunuculuğunu üstlenmiş olan Hegel için söylediği bir söz ile sonlandırmak istiyorum.

"O, yalnız Alman felsefesi üzerinde değil, her türlü Alman edebiyatı üzerinde yıkıcı, daha kesin söylenirse, aptal edici, hatta denebilir ki, vebaya benzer bir etki yaptı. Bu etki ile her fırsatta ve kuvvetle mücadele etmek, bağımsız hüküm verebilen herkesin görevidir. Çünkü, biz susarsak kim konuşacak?"
Kendim için başlattığım "Hegel Günlükleri" serim ile başlayan Alman idealizmi yolculuğunu bir türlü noktalayamıyorum. Çünkü hangi felsefeyi incelersek inceleyelim dönüp dolaşıp yine kendimi Hegel'in felsefesinde buluyorum. Nitekim Tanrı tanımazlara bile koyu bir şekilde din felsefesi dersi veren bir insanı 200 yıl sonra tekrardan rehber edinmek pek şaşırtıcı olmasa gerek. Hegel'in çoğu eserini okuduktan sonra bir çok farklı düşünceyi veya dinide eleştirdiğini görüyorsunuz. Bunlara en iyi örnek antik Yunan dini Platon ve Heraklitos olacaktır. Eleştirdiği görüşlere dair fikirler edindiğiniz de yolunuz yine Hegel'e çıkıyor buda sanırım Hegel'in felsefesinin sistematikliğini gösteriyor.

Gelelim kitaba; yarısına kadar okuduğumda aklıma ilk gelen soru şu olmuştu. "Acaba bu eseri Voltaire okusaydı ne tepki verirdi ?" Neden mi ? Çünkü Aziz Augustinus okuyabilirsiniz ve onu radikal bulabilirsiniz. Ya da Meister Eckhart okuduğunuzda hatta Fichte okuduğunuzda bile onu radikal bulabilirsiniz. Ancak Hegel'in din felsefesi adı altında yaptığı Hristiyan seviciliği kökten dinciliğe ulaşmış durumda. Evet bu "köktendincilik" ifadesi çok sert bir eleştiri gibi gelebilir zaten incelemenin devamında Ruh üzerine, bilincin sonsuzluğu ve ebediyete dair yaptığı çığır açıcı görüşlerin hakkını vereceğiz. Ama öncelikle eleştirimi tam olarak Hegel'in şu sözlerine dayandırmak istiyorum. "Dini tasavvurlar bize Hristiyan dersleri sayesinde verilmemiş olsaydı, bu Hristiyan din duygusuna sahip olmazdık. Bu tasavvurlara kesin ve bir doğru şeymiş gibi sahipsek, bu imandır." Ve ekliyor "İncil'in sözleri olduğu gibi alınmaz, çünkü İncil'in sözünden anlaşılan bu gibi kelimeler ve harfler değil, bilakis Ruhtur ve kelimeler ya da harfler o ruhla idrak edilir. İncilin kelimelerinin kavranması onu okuyanın doğru ve gerçek ruh olup olmamasına bağlıdır."

Bütün inceleme boyunca Hegel'i yerden yere vuracak değilim kısaca kitabın içeriğine biraz daha detaylı değinmek gerekirse 1824 ile 1831 yılları arasında verdiği beş adet dersin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir içerik var karşımızda. Kitabın önemli kısımlarından biri Kantçı akla dair eleştirileri ve benim en çok dikkatimi çeken Spinozacı Panteizmi yerden yere vurması tabi ki bunda kendine ait diyalektik ve tarihsel metotları kullanmasının da büyük bir etkisi var. Sanırım bizim şimdi nasıl ilgimizi çekiyorsa o zaman da bir çok öğrencinin ilgisini çekmiş olmalı. Schelling'in kıskançlığını sanırım şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Hristiyanlığı savunurken en azından neyi savunduğunu bilmesi yaptığı eleştirileri daha tutarlı hale getirmiş. Tanrı bilgisi ve Tanrı kavramlarına dair verdiği dersler akıcı ve berrak bir şekilde anlaşılabiliyor. Bazı anlamadığım kısımlar oldu özellikle iman ve belirlenmiş din üzerine düşüncelerini anlayabilmiş değilim. Sanırım bunu da günümüzdeki modern teolojinin eksikliğine verebilirim. Daha fazla lafı uzatmadan kitabı okumaya başlayacaklar için bir önerim var kitabı daha net anlamak için yine Hegel'in "Estetiğe giriş" kitabını okumalısınız orada iman ve Tanrı bilgisine dair bazı bölümler mevcut okuduktan sonra sanırım siz okuyucular için Hegel'in Din felsefesini anlamak daha kolay olacaktır.
"Hegel Günlükleri" serimin ikinci kitabı olan Estetiğe giriş diğer kitaplarına nazaran daha hafif bir dil taşıyor. Çok kısaca değinmek gerekirse Hegel estetik ve sanat için ne düşünüyor ? Açıkça belli ediyor ki insan için sanat bir gereksinimden ibarettir ve bu yüzdendir ki estetik de gelip geçici bir şeydir ve sonunda geçip gideceğini savunuyor. Daha sonra sanatı dallara bölerek anlatmaya başlıyor benim en keyif alarak okuduğum bölüm sembolik sanattı tarihten örnekler vererek anlattığı kısımlar Klasik sanatın sıkıcılığına geçmeden önce okuyucuya büyük bir haz veriyordu. Her kitabında olduğu gibi buram buram bir Hristiyanlık aşkına maruz bırakılıyorsunuz. Derin duyguların sanatta yansıtılmasının sadece Tanrıya ve dine olan sevgi ile mümkün olabileceğini savunması ise gerçekten çok farklı bir bakış açısı. Daha sonra genel olarak heykel, resim, müzik gibi konulara değiniyor. Bence bu bölümdeki en çarpıcı ifadeler de şu anlatımda yatıyor.

Hegel diyor ki "Resim sanatı tüm boyutlarıyla Hristiyanlığın bir sanatıdır"

Sanırım bu kitabı okuduktan sonra Hegel hayatta olsa idi şu sorunun sorulması gerekirdi. Sanat, toplum için midir? Yoksa Sanat, Katolikler için midir?
Başlatmış olduğum "Hegel günlükleri" serimin son aşamasını artık tamamlamış bulunmaktayım. Ve bu kapanışı da Hegel'in ölmeden önce yaptığı gibi Doğa felsefesi ve klasik mekanik üzerine yapmak istedim. Çünkü Hegel'in deyimi ile 25 yıllık birikimini cesurca dillendirme vakti gelmişti belki ömrü yetse daha fazlasını kaleme alacaktı bilemiyoruz. Şunu ilk başta belirtmek istiyorum ki Hegel'in yazmış olduğu en karmaşık ama karmaşık olmasına karşın bir o kadar matematiksel ilk ve tek kitabı diyebilirim. Şuna da eminim ki Hegel kesinlikle Kant'ın "Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı" nı kıskanmış olabilir çok büyük bir benzerlik gördüm iki kitap arasında tabi ki bu beni daha da heyecanlandırdı. Peki Hegel bize ne anlatıyor ?

Hegel öncelikle İnsan ve Doğa arasındaki yüzyıllar boyunca süren mücadele durumunu yorumluyor. Ona göre İnsan doğaya karşı kılgısal bir yaklaşım sergiliyor onu tüketiyor, bitiriyor ve yok ediyor. Bunları da zorunlu olarak kendi gereksinimleri yüzünden yapıyor çünkü İnsan'ın zorunlulukları ve kavrayış keskinliği Doğayı kullanma ve denetleme yollarının sonsuz bir türlülüğünü barındırıyor. Buna Sofoklesin bir sözü ile de ekleme yapıyor. Dyor ki ; "Hiç bir şey insandan daha harika değildir. Çaresizdir yalnızca ölüme karşı o."

Ne demiştik Hegel'in 25 yıllık deneyimi. Unutmamak gerekiyor ki Hegel bir katolik. Ve konu doğa felsefesi ise Schelling'i sonra da Evrimcileri yerden yere vurmamasını bekleyemeyiz. Diyor ki "Cinsleri birbiri ardına Zamanda evrimleniyor olarak tasarımlamak bütünüyle boştur; zamansal ayrımın düşünce için hiçbir önemi yoktur. Doğanın evreli süreci Evrim ve Yayılım gibi iki biçim altında anlaşılır. Eksik ve biçimsiz olanlardan başlayan bitkiler, polipler, yumuşakçalar, sonra balıklar ortaya çıktı. Bu tasarımın anlaşılması kolay olsa da gene de hiç bir şey açıklamamaktadır." Bu bölümde dikkatleri çeken bir şey var ki bir çok Evrim kuramı kitaplarında cevaplanmak üzere bulunan "Non datur saltus in natura" yani "Doğa da hiç bir sıçrama olmaz" sözünü Hegel'de bir eleştiri olarak kullanıyor. Kitabın ilk giriş kısmı genel olarak bunları içeriyor asıl konu ise bunlardan sonra başlıyor. Mekanik nedir ?

Hegel'e göre Mekanik şunları irdeler; 1- Uzay ve Zaman 2- Özdek ve Devim (ki bunu Maxwell'den önce kaleme alması muhteşem) 3-Saltık Mekanik kendinde var olan kavram. Bütün alt başlıklara girip incelemeyi daha da fazla uzatmak istemiyorum. Ancak Uzay ve Zaman üzerine de Hegel ile felsefi açıdan son kez değiniyor olabilirim. Hegel'in yukarıda belirtmiş olduğum Kant'ın Gökler Kuramına benzerlik taşıması özellikle bengi anlayışını bütün Hristiyan Dünyasına inat açıklaması ise Hegel'i çok yüce bir yere taşıyor. Kitabın Newtoncu Fizik içeren bölümünden burada zaten uzamış olan incelemede bahsetmem pek uygun olmayacaktır. Yine de Uzay ve Zaman topolojisi üzerine Zamanın sonluluğu ve sonsuzluğu üzerine bitmek bilmeyen inancı eminim ki benim gibi nedensel determinizme inanan insanları bile etkileyecektir. Son sözü artık Hegel'e bırakıyorum.

"Öylesine yorgunum ki bu konulara ilgimin beni 25 yıldır uğraştırmakta olmasından söz etmeyeceğim"

Yazarın biyografisi

Adı:
Georg Wilhelm Friedrich Hegel
Unvan:
Alman Filozof
Doğum:
Stuttgart, 27 Ağustos 1770
Ölüm:
Berlin, 14 Kasım 1831
Günümüzde Almanya'nın güneybatısında yer alan Stuttgart, Württemberg'de doğan idealist Alman filozof. Etkisi, hem onu takdir edenler (Bradley, Sartre, Küng, Bauer, Stirner, Marx ) hem de acımasızca eleştirenler (Kierkegaard, Schopenhauer, Nietzsche, Heidegger, Schelling) gibi çok farklı konumlardaki insanlar üzerinde çok geniş bir yelpazede olmuştur. Felsefenin sürekli tartışılan sorunlarının fasit dairesinin dışına çıkmak için, muhtemelen felsefede ilk kez, tarih ve yapının önemli olduğunu ileri sürdü. Efendi-köle diyalektiği nin kavramsallaştırması öz farkındalık oluşması için ötekinin öneminin altını çizdi.

Bir memurun oğluydu. Tübingen'de ilahiyat okuduktan sonra Bern ve Frankfurt'ta felsefe öğretmenliğine başladı. 1805'te Jena Üniversitesi'ne profesör oldu. Başlangıçta Schelling'in öznel idealizm felsefesine inanmış görünüyordu, sonradan kendine ayrı bir sistem kurup onun savunmasını yapmaya başladı. Kurduğu bu felsefe sistemini 'phanomenologie des Geistes' adındaki eserinde anlatmıştır. Bir süre Nürnberg'de kaldıktan sonra Berlin ve Heidelberg üniversitesinde profesörlük yaptı. Bu devrede yazdığı eserler arasında 'Mantık Bilimi' ve 'Felsefe Ansiklopedisi' dikkati çekti.
Hegel'in kurduğu sisteme 'diyalektik mantık' denilir. Buna göre bir fikir(yani tez), karşısındaki başka bir tezle(anti-tezle) karışır, bundan yeni bir anlayış doğar ki buna sentez denilir.

Hegel, Kant'ın felsefesine inanmakla beraber onun fikirlerini yetersiz buluyordu. Kant'ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceklerine inanmıştı. Hegel'e göre dünya demek mantık demekti. İnsanlar mantığın sınırlarını çözdükleri anda beşerin sınırlarını da çözmüş olacaklardı. Hegel'e göre, biricik, canlı felsefe, çelişmelerin -daha doğrusu karşıtların- felsefesidir; çiçek, meyvanın ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de, çiçeğin ortadan kalkması gereklidir. Demek ki üremenin gerçeği, hem çiçek hem meyva olmaktır. Ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur.

Hegel ömrünün son yıllarını Berlin'de geçirdi. 1831 yazı ve sonbaharı boyunca süren kolera salgınının son kurbanlarında biri oldu. 14 Kasım'da kısa süren bir hastalıktan sonra aniden ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 65 okur beğendi.
  • 91 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 217 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları