George Bernard Shaw

George Bernard Shaw

Yazar
8.1/10
67 Kişi
·
185
Okunma
·
128
Beğeni
·
6.028
Gösterim
Adı:
George Bernard Shaw
Unvan:
İrlandalı Yazar
Doğum:
Dublin, 26 Temmuz 1856
Ölüm:
Hertfordshire, İngiltere, 2 Kasım 1950
George Bernard Shaw, Hertfordshire, İngiltere), İrlandalı yazar. Oyun yazarı olarak ünlenen yazar, altmıştan fazla oyuna imza atmıştır. Hem 1925'te Nobel Edebiyat Ödülü'nü hem de 1938'de Pygmalion için Oscar'ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk ve tek insan olmuştur. Sosyalizm ve kadın haklarının koyu bir savunucusu olmuştur. Shaw, vejeteryan olmasının yanında ayrıca içki ve sigaradan da hayatı boyunca kaçınmıştır. Ayrıca resmi eğitime de karşı çıkmıştır. Shaw, 94 yaşına geldiği 1950'de, ağaç budarken merdivenden düştükten sonra oluşan yaralarının iyileşmemesi sonucunda olaydan birkaç gün sonra ölmüştür.
Hayatta saadeti yapan şeyler çok küçük parçalardır.
"Bir iyilik, bir gülümseme, tatlı bir bakış, iyi bir dilek…
Aslında mutlu olanlar, bu küçük şeylerin huzuruna varmış olanlardır."
Hatalar yaparak geçirilmiş bir hayat sadece daha onurlu olmakla kalmaz; hiçbir şey yapmadan geçirilmiş bir hayata kıyasla çok daha faydalıdır.
''İnsanlar kendi kişiliklerinin suçunu hayat şartlarında buluyorlar. Ben şartlara inanmam. Bu dünyadan istediklerini alan insanlar, ayağa kalkıp istedikleri şartları arayan ve bulamadıklarında onları yaratanlardır.''
Bu incelemem değerli Kübra A. 'ya ithaftır.

Eskiden her şey daha yavaş değişirdi sanki. Türkiye’nin en zengin beş ailesini alakalı alakasız kime sorsanız; Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Yaşar, Çavuşoğlu ya da Ercan ailesi derdi. Ben bu tür gereksiz bilgileri iyi bilirdim. "Komprador burjuvaziye" hem kızar hem onları takip ederdim. Aslında iyi bir gazete okuru istemese de öğrenirdi bunları. Aralarından garip adamlar çıkardı. Mesela Şakir Eczacıbaşı ailenin 2. etkin üyesiydi. Spor, sanat Allah ne verdiyse ilgilenir, bolca para harcardı. Eczacıbaşı Basketbol takımı bir ara memleketin en iyisiydi mesela. Fotoğraf sanatına yaptığı destek inanılmazdır. Ya sinemaya ya edebiyata? Dudak bükerdik ama. Burjuva ya.

Mesela rahmetli Onat Kutlar (ölümü terörün ne kadar kör bir bela olduğuna en iyi örnektir), büyülü gerçekliğin bırakın TC’de, dünyadaki ilk yaratıcılarındandır ve Latife Tekin daha doğmadan belki de yayınlamıştı İshak’ı, aslında esas işi sinemadır. Türk Sinematek'i, Şakir Eczacıbaşı’nın maddi ve entelektüel desteğiyle, OK tarafından kurulmuştu. Biz yine dudak bükmüştük.

Edebiyatı da çok severdi Ş.E. Dergiler çıkartırdı. Bir de, George Bernard Shaw hayranıydı adam. Bu aldığı Anglo-Sakson eğitimdendi galiba. Adam Anglo-sakson'un TC temsilcisiydi mübarek.

Shaw, berbat bir romancıdır. Romanları beş para etmez. O. Pamuk’un Nobel’ine dudak bükenlere duyurulur. Ama iyi oyun yazarıdır. Temaların çoğu devşirmedir. Ne akıllıymış be adam! Mesela Pygmalion Yunan mitolojisinden devşirmedir. Çok temel bir insan özelliğini anlatır. Kendine, kendi yarattıklarına hayran olma. Oyun, Kıbrıslı bir heykeltıraş olan Pygmalion’un kendi yaptığı bir heykele âşık olmasına dayanır. Bu oyunu 1912’de yazar Shaw. 1938’de filmi çekilir. Yer yerinden oynar. Oscar (o zaman adı Oscar mıydı bilmem. Siz bakın bakalım, Bette Davis Oscar emmisine benzetmiş miydi heykeli?) dahil tüm sinema ödüllerini süpürür film.

Konusu, bir sesbilimci olan sosyeteden Higgins, İngiliz dilinin diyalektiği üstüne uzmandır. Yeter ki yanında bir cümle edin, nerden geldiniz nereye gidiyorsunuz, alayını anlatır size. O derece yani. Kaba saba konuşan çiçekçi kız Eliza’yı bulur. Üstünde çalışır ve onu bir sosyete güzeline dönüştürür dil üzerinden. Sonra ne olur biliyor musunuz? Pygmalion’un kendi yaptığı heykele âşık olması gibi, o da Eliza’ya aşık olur.

Gelelim şimdi benim bu eseri neden incelediğime. 1938’de İngilizler filme çekerler. 1942’de ise Adolf Körner bizde yapar eserin filmini. İsmi Sürtük’tür. Hulusi Kentmen ilk bu filmle girer sinemaya. Töbe izlemedim bu versiyonu. Adolf Körner Çekoslovakya'dandır, ama İstanbulludur bana göre. Derler ki, Körner geri kalan hayatını İstanbul’da Elhamra sinemasında gişe memuru olarak tüketti. Ocaklardan yırak.

Yahu ne bereketli bir konuymuş bu! Sonra, 1960’da Aslan Yavrusu ismiyle çekildi tekrar. Orhan Günşiray-Leyla Sayar oynadı. Bitmedi! Bir de Sürtükler devri var.

Senaryosu Shaw’dandır yine, ama ona omuz atarlar billahi. Filmlerin ismi Sürtük’tü yine. Konu aynı. Çiçekçi çingene kız. Ama dilbilimci değil, gazinocu patron vardır sahnede. Ekrem Bora aynı patron, peş peşe bir Türkan Şoray ardından Hülya Koçyiğit çevirir sonra. Asıl esas oğlan sırasıyla Cüneyt Arkın ve Göksel Arsoy’dur. İlki siyah beyaz ikincisi renklidir. Ama ben Sultan’ın oynadığının hayranıydım (Ertem Eğilmez). Sultan’ı Yeşilçam’a hediye eden senaryodur. İzleyin, dikkatli ama, öyle göndermeler var ki vallahi parmak ısırtır. 10:30 dakikada öyle güzel laflar eder ki, hakkaten ya, demezseniz para vermeyin. 1965’te çevrildi ben 1969-1970’te izlemiştim. Ben bu sahneyi belki bir on kez izlemişimdir. Diyeceksiniz ki, youtube mu vardı, nasıl oldu da o kadar çok seyrettin? Bir İstanbullu Ökkeş vardı Kilis’te.(Bir kere görmüş İstanbul'u. Ben de İstanbul'danım ya çok severdi) Sinemada makinistti. Bir de Beyrut’tan gelme şekerlemeler vardı bizde. Takas işte ))) Ertem Eğilmez zekidir Allah için. Gelenek-Batı çatışmasını iyi görür.

Sultan’ın sesine bayılmıştım. Meğer onun değilmiş. Eskiden sessiz çekilir, stüdyoda seslendirilirdi filmler. Hiçbir ses artistin kendi sesi değildi. Sultan’ın sesi kimindi? Buna bir cevap beklerim sizden.

“Rızkımıza engel oldun ama aşkımıza olamayacaksın.” Sözünü yaklaşık elli yıldır aklımda tutuyorum.

Meğer son zamanda Gönülçelen dizisi varmış, o da aynı konuyu işlermiş. Şu Shaw’a bak yahu, sen tut Yunan mitolojisini işle, adını ölümsüz yap! Zeka bu değilse nedir?İşte ben bu nedenle postmodern edebiyatı çok seviyorum. Ne alaka demeyin, düşünün?

https://www.youtube.com/...KzbvnNVCQ&t=281s film bu. Bir soru daha, Sultan filit der kuaförde. Sizce nedir bu filit?
Ben bu siteye bu kitap sayesinde girdim biliyor musunuz:))
Önce Bernard Shaw a nerden başladığımı yazmam gerek. Belgeselcilikte şahane bir kültürümüz olmasa da bence kıyıda köşede kalmış çok güzel yapımlar var. Bunlardan biri kesinlikle "Kentler ve Gölgeler ". Program için ayrı bir inceleme yazılmalı ama ben Bernard Shaw kısmındayım.
Programda Yıldız Kenter Dublin de yazarı anlatıyor. Bayıldım da bayıldım her bir ayrıntısına.
Izlemek isteyene Elif'ten dev hizmet :)
https://www.insanokur.org/...latan-yildiz-kenter/

Bernard Shaw muhteşem zekasıyla geç keşfedilse de unutulacak bir adam değil. Inandigi kişilerin Beethoven, Michelangelo, Dickens... olmasının yanında okula olan düşmanlığı da kendi zekasına uygun. Diyor ki " kim benim oyunlarımı okullarda zorla okutursa Aallahindan bulsun, benim piyeslerim işkence aracı olmak için yazılmamıştır. :))

Laf sokmakta ustamsın Bernard Shaw. Valla bunu yazmadan edemeyeceğim. Kendisine genç bir kemancıyı dinletmek isteyen zengin bir Fransız madam ile diyaloğu;
- Nasıl buldunuz Mr. Shaw
- Bana Victor Hugo'yu hatırlattı.
- İyi ama Victor Hugo keman çalmazdı.
- Bu da çalmıyor.

Haha daha neler neler var kitabı alın bence. :)

Neyse kitapta birbirinden şahane yazılmış muhteşem mizahlı 4 oyun var. Bildiğimiz bazı filmlerin, efsanelerin temeli sanki ben çok beğendim.

"Sezar ile Kleopatra" eğer bilirseniz hikayesini diğer hiçbir hikayeye benzemez burdaki. O kadar komik ve hazırcevap ki kahkaha atmadan kendimi alamadım.

Elif'ten başka güzel bir hizmet. Oyunlardan Pygmalion'un filmi de var. Şahane Audrey Hepburn ile.
https://unutulmazfilmler.co/...m-tatli-melegim.html

Yılmadım diğer oyunlarının da versiyonlarını bulmaya çalıştım. Ne yazık ki ülkemizde oynanmıyor valla oynansa Kars'a kadar giderdim. Ben de
"Kırgınlar Evi oyununu buldum ama ingilizce. Izlemek isteyen varsa bunu da alabilir. :) Elif'te sınır yok:)
https://youtu.be/kKCAlDv9gDI
"Jan Dark" için bilgi kıyamet gibi muhakkak bir filmini oyununu bulabilirsiniz.

Bitirmeden laf sokma şahı Bernard Shaw'ın bir başka olayı oyunları çok uzun sürdüğü için seyircilerin trene yetişemediğini bu yüzden oyunlarını kısaltmalarını söyleyen yapımcılara cevabı : 'Tren tarifelerinizi değiştiriniz. " oluyor:))

Nobel'i önce reddedip sonra edebiyat için mali getiriyi düşünecek kadar da muhteşem bir yazar.
Bu deli adamın ölümü de yine ona uygun oluyor. 90'ından sonra bahçesinde meyve toplarken ağaçtan düşüyor da ölüyor.
“Mizah anlayışı, insanın ilahi tek özelliğidir.”
-Arthur Schopenhauer

“Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan. ”
-George Bernard Shaw

İnsanın çok yönlü bir hayvan olduğunu dile getirerek başlayayım. Bu çok yönlülük neredeyse içinde barındığı her unsurla daha fazla dallanabiliyor. Örneğin bir ailenin üç çocuğunun hepsi birbirinden bambaşka karakterlere sahip olabiliyor. Ki bu başkalık Güneş, Ay ve Dünya üçlüsü gibi bir farklılık barındırabiliyor. Sonrasında mahallede bulunan diğer çocuklardan da bambaşka oluyorlar. Bu dairesel dalgalar giderek büyüyor ve aynı zamanda başkalaşıyor. Sonunda tüm dünyayı ve insanlığı kapsayacak şekilde halkalar yayılıyor. Başlangıçta suda oluşan ilk temas anı ve etkisi hariç her şey bambaşka oluyor. Peki bu ilk oluşum noktasındaki benzerlik nedir? Muhtemelen farklı boyutta ve etkide oluşan halkalar olduğumuz için cevaplarımız da pek âlâ farklılık gösterecektir. Kelimede değilse bile tanımlama kısmında gösterir. Benim benzerlik kısmına dair bulabildiğim iki cevap var. İkisi de geçen zamanda başkalarından öğrendiklerim ve kendi keşfettiklerimle aklımda sağlam bir yer etti. Beni az ya da çok tanıyanlar vereceğim cevapların bendeki yansımalarını anlayabilecektir. Tanımayanlar için ise tanıdıklarına ve kendilerine bakmalarının iyi olacağını düşünüyorum. Benzerliklerden ilki, acıdır. Her yerde ve her canlıda barınan yegâne güzelliktir. Güzellik diyorum, çünkü hem bizlerin hem de her yaşamı barındıran her şeyin oluşmasını sağlayan o oldu. Daima oluşturan, şekil veren veya yok eden oldu. Ve hiçbir ayrım gözetmeksizin her şeye aynı şekilde yaklaştı. Önce oluşturdu. Sonra şekil verdi. En sonda da oluşturduğu şekli yok etti. Bunu taşın suya değdiği andan, bana ulaştığı ana kadar gözlemleyebildim veya kafamda oraya düzgün bir şekilde gidebildim. Benden sonrası için de gidebiliyorum. Böyle bir gerçekliğim varken, acının yüceliği ve varlığı karşısında dizlerimin üzerine çökmem ve hizmetimi ona sunmam garipsenecek bir hareket mi? Buna kararı siz verin. İkinci cevap ve çoğu için birinciye kıyasla daha güzel görünen ise mizahtır. İşin ilginç yanı, bu ikinci güzellik acının karşısına geçer. Tıpkı prensesi hem içerideki hem de dışarıdaki düşmanlara karşı koruyan bir şövalye gibi acının karşısına geçer. Hayatı korur. Hayatı korunmaya değer bir güzellik olduğunu düşündürür ve kendisini feda etmeye hazır oluşuyla da bunu hissettirir. Acı ile mizah, Güneş ve Ay gibi hareket eder. Biri Dünya'yı aydınlatma ve yaşatma ile meşgulken, diğeri onun gücünün aşırılığını önleyerek kendi ışığı ve tesiriyle dengeyi sağlar. Dünya'nın sürekli ve sadece Güneş tarafından kuşanma ihtimalinde ne olurdu diye düşündünüz mü hiç? İşte, mizah, acının varlığına karşı böyle bir yol izler. Dengeleyici ve yenileyici gücüyle yaşamın varlığını korur. Artık birbirinden ayrı ama birbirine bağlı iki güç olurlar. Zıt varoluşa sahip diğer her iki olgu gibi birbirlerini bastırmaya çalışırlar, ama kendi aralarında bir denge oluşturmuşlardır. Dışarıdan bir müdahale olmadıkça bu denge duraksız devam eder. Tıpkı ölümün yanıbaşında doğumun olması gibi. Acı, canlıyı oluşturur. Başlangıç, yani bebeklik döneminde her canlı zayıftır. Mizah duygusuyla gelen eğlenceler onu acıdan korur. Gülerek ve eğlenerek zorlukların üstesinden gelir. Acı, gelişme döneminde canlıya şekil verendir. Başlangıçta mizah yoluyla öğrenilen gerçeklikler sayesinde, canlı kendi gücünün farkına varır ve tıpkı Çömlek ustasının ellerinin altındaki toprak gibi doğasından ve özünden ödün vermeden şekil alır. Bu bebeklikten daha zayıf hissettiren dönemde mizahın öğrettikleri ve acıya karşı kazanılmış zaferin getirdiği mizah anlayışıyla atlatır. Acı, ölüm ile canlıyı yok eder. Mizah ise burada yenilmiştir. Fakat acının galibiyet ile elde edeceği hazineyi onun ulaşamayacağı bir yere koymuştur. Mizahla -gülerek ve anlayarak- dokunduğu her şeyin özüne bırakmıştır. Acı bunun karşısında atağa geçmeye kalktıysa bile başarılı olamamıştır. Çünkü kendi özüne de mizah yansımıştır. Mizah sayesinde canlı, acının içine girmiştir. Artık her şeyle bütünleşmiştir. Mizah yeni bir savaşın başlamasından önce başlığını çıkarır ve acıya bakarak kahkaha atar. Sonra tüm bu süreç tekrar ve tekrar başlar.

"LIZA: Başıma ne dertler, ne belalar açılacağını hiç düşünmediniz.
HIGGINS: Dertten beladan korksa şu dünyayı yaratır mıydı Yaradan? Hayat yaratmak, dert üretmek demektir. Beladan kurtulmanın tek yolu öldürmektir. Dikkat edersen, korkaklar başlarına bela olabilecek kişilerin öldürülmesini isterler hep."

İşte, George Bernard Shaw da bu savaşın tam ortasında oturmuş ve onları izleyen birisi. İki tarafın da kazançları ile kayıplarını görüyor. Buna göre hesaplamalar yapıyor. İki tarafında da güçleri ile zayıflıklarını görüyor. Buna göre tahminlerde bulunuyor. İki tarafından benzerlikleri ile farklılıkların görüyor. Buna göre hayatı ve insanı anlıyor. En sonda da hepsini bir araya topluyor ve bizlerin önüne oyun diye sunuyor. Kaleminin ve yazdıklarının güzelliğini bu şekilde açıklıyorum. Belki de zihnime muz kabuğu düşmüştür ve düşüncelerim ona basıp tepetaklak olmuşlardır. Ya da ormanın ortasında sessizlik içinde otururken, bir anda tüm nefesimle bağırmaya başlamışımdır ve nefesimi toplamaya çalışmadan kendi kendime gülüyorumdur. Yoksa bir bebeği gıdaklamaya mı çalışıyorum? Kim bilir. Mizahın nereden ve nasıl geldiğinin açıklamasını hangimiz yapabiliriz ki? Bu yüzden, bizlerin ilahi tek özelliği der, Arthur amcacım. Haklılık payı yok diyebilir miyiz? Neyse, şimdi onların kulaklarını çok çınlatmayalım. Belki bir yerlerde oturmuş birbirlerine karşı taşlama sanatı yapıyorlardır. Hayalimdeki okey masası sonunda oluştu. Şöyle:
1-) Arthur amcacım
2-) Ludwing Van Beethoven
3-) Søren abim
4-) George Bernard Shaw
Buradaki dönecek sohbeti hayal etmesi o kadar güzel ki anlatamam! Sırf birbirlerine bakışları ile bile kahkahalara boğuluyorum.

Neyse, incelemeden çok uzaklaşmayayım. Mizah ile edebiyat birleştiği zaman ortaya çıkan can alıcı güzelliklerin içinde okuduğum en güzeli, bu kitaptı. "Düşündürürken güldüren, güldürürken düşündüren!" başlığını çok rahat atabileceğiniz bir kitap. Elimdeki muzlu sütü size doğru doğrultuyor ve şiddetle öneriyorum. George Bernard Shaw'ın ince ve keskin zekâsı ile gökyüzünde yüzebilirsiniz ya da suda koşabilirsiniz ya da karada uçabilirsiniz. İşin komik yanı da burada zaten. Böyle akla hayale gelmeyecek bir şeyi yaptığımız veya yaptığımızı düşündüğümüz için sürekli istemli ve/veya istemsiz gülüyoruz. Aynı zamanda da olağanüstü bir şeyi tecrübe edip öğreniyoruz. Benden bu kadar. Hazır karın kaslarım çıkmışken gidip ayna karşısında özçekim yapayım. Afilli bir bedene kavuşmak için siz de okuyun ve okutturun. Bekle beni Instagram!

"ELLIE: Aman, siz de çok eski kafalısınız Kaptan. Bir zamane kızına sorun
bakalım: İşini kanuna uydurarak para kazanmak namusluluk, kanunsuz yoldan
para kazanmak namussuzluk mudur her zaman? Mangan babamla
arkadaşlarının paralarını çaldı. Polis engel olmasa ben de bu paraları ondan
çalardım. Polis engel olacağına göre benim için tek çıkar yol onunla
evlenmek.
KAPTAN: Seninle tartışamam. Çok yaşlıyım. Bu kafa değişmez artık. Bende
iş bitmiş. Yalnız şunu söyleyeyim, ister eski kafalı ol, ister yeni kafalı, kendini
satarsan ruhuna öyle zorlu bir darbe indirirsin ki, yeryüzünün bütün kitapları,
resimleri, konserleri, manzaraları derdine derman olamaz."

George Bernard Shaw, adamdır!

Dip Not: Müzik de ekleyeyim bari. Onsuz hiçbir şeyin tadı tuzu olmuyor. :)
https://youtu.be/ynEOo28lsbc
Kitabın incelemesini yapmadan önce Bernard Shaw'ın kendisini nasıl tanımladığında bahsetmeden geçmicem. Shaw; Soyunun Shakespeare'in Macbeth'indeki Macduff'a dayandığını, Shakespeare'in kendi bedeninde yeniden dünyaya gelmiş olabileceğini söyler. Geçelim incelememize Dört Oyunu Üniversitede Batı Edebiyatı dersinde zorunlu okuyup çok beğenmemiştim. İkinci defa okuyup beğendikten sonra yazarın bu sözlerine hak veriyorum. Bernard Shaw oyunlarının zorla okutulması hakkında şunları der: "Kim benim oyunlarımı okullarda zorla okutur, benden de Shakespeare'den nefret edildiği kadar nefret edilmesine neden olursa, Allahından bulsun. Benim piyeslerim işkence aracı olmak için yazılmamıştır."
Kitaba gelirsek, Kitap adından anlaşılacağı gibi 4 adet piyesten oluşuyor. 4 oyunda birbirinden harika. Bernard Shaw çok iyi güldürü ustası bence. En üzüntülü konuda bile yüzünüzü güldürebiliyor. Piyeslerdeki karakterleri sadece soylu yönler ile değil, gülünç yanları ile de ele almış. Mesela ilk oyunda kleopatra'nın dadısından kırbaç yediğini anlatır. Dört piyes arasında en çok Sezar ile Keopatra ile Pygmalion beğendim. Yazarın dili çok akıcı. Vaktiniz varsa bir günde bile bitirebilirsiniz. Şiddetle okumanız tavsiye ederim....
Kitap 430 sayfa olsa da, 314 sayfasında aforizmalar var, diğer kısmı, kronolojik özgeçmiş ve kaynak bilgileri içeriyor.
Yani 3-4 günde rahatlıkla okunabilecek bir eser.
Titiz bir çalışmanın ürünü olsa da, aforizmaların bir kısmı bizim kültür, düşünce ve yaşam tarzımızla örtüşmüyor, bir kısmı da bu çağın ihtiyaçlarına ışık tutmuyor.
Fakat bazı tespit ve vurgular var ki, kitabın tamamına bedel.
Sabırla ve dikkatle okuyup belirlemek gerekiyor.
Kitabın baskısı tükenmiş durumda.
Bazı kitapçılarda kalmış olabilir.
İlinizdeki sahaflardan, dostlarınızdan, nadirkitap.com dan bulabilirsiniz.
Kitabi sevdim mi sevmedim mi tam olarak emin degilim. Ask beklerken bambaska bir sey bulmak da begenmeme sebebim olabilir.
Kleopatra'ya asiri sinir oldum. Oyle cocukca (16 yasinda) oyle sacma bir karakter ki ciddiye alamiyorsunuz. Hep farkli anlatildigi icin sanirim bu hali beni sıktı. Sezar oyle naif oyle dusunceli bir adam ki nasil asker olmus diyorsunuz. Gercekte ikisi nasildir bilmiyorum hayatlarini cok incelemedim üstünkörü biliyorum ama bu kitapta cok gercekci bulamadim.
Herkese tavsiye edebilecegim bir kitap degil. Yer yer sıkıcı cunku. Ama oyun ve tarih meraklisi varsa okuyabilir.
Nobel ödüllü bir seriden takip ettiğim kitap okuma alışkanlığımı resmen söndürdü. Yazarın sıkıcı anlatımı, aklı zorlayan olay kurguları sebebiyle kitabı okumam ciddi manada uzun bir zaman aldı ve arada birde gözüm başka kitapları kaymadı değil. Okumak için dikkat ve sabır gerekiyor. Kitap küçük hikayelerden oluşuyor ve ilk hikaye olan Kara Kız kitaba adını vermiş. Bu kitaptan sonra keşke B.Shaw hiç roman yazmasaydı dedim içimden.
bernard shaw gerçekten hayran olduğum yazarlardan. kara kız da çok beğendiğim bir kitabı. açık yüreklilikle okuyan herkesin beğenebileceği tokat gibi bir kitap. tabularından arınmış insanlara anlatabileceği çok şey olan hikayeler bütünü. bir kara kız tanrıyı arar ve bulamaz doğal olarak. tanrı insanların dinlerinde değil peygamberlerde değil insanın kendi içindedir.tanrı arayışı aslında insanın bir bağlamda anlam arayışıdır. ve kişinin anlamı her zaman öznel kalmaya mahkumdur. eğer o öznellikten bir şekilde kurtulamazsa her şeyi anlamsız bulacaktır.
Bu kitap beni Shaw ile tanıştırdı. Daha önce çok duymuştum kendisini ama hiç okuyayım falan dememiştim. İyiki de bu kitap elime geçmiş.

Kitap Shaw'ın hikayeleri ve oyunlarından oluşuyor, ama ağırlıklı olarak hikayeleri var. Sadece iki-üç tane oyunu bulunuyor. Kısa, tam tadındalar hepsi.

Hikayeler büyüleyiciydi, tabi anlayana. Bazen gülmek ve şaşırmak arasında kaldığımı hatırlıyorum. Harikaydı!

Sanırım en sevdiğim hikaye Kara Kız olurken en sevdiğim oyun Güzelliğin Görevi oldu. Hele Güzelliğin Görevi'ni asla unutamam, öyle bir son beklemiyordum kesinlikle.

Okumanızı tavsiye eder miyim? Evet. Mutlaka alın okuyun diyemem ama okumak istiyorsanız iyi bir seçim.
Pygmalionun bizde ki gönülçelenle benzerliği kafada yine bizimkiler yine mi eser çalmış sorusunu uyandırdı . Pygmalion yinede içilerinde en sevdiğim kısım olarak kalıcak .

Yazarın biyografisi

Adı:
George Bernard Shaw
Unvan:
İrlandalı Yazar
Doğum:
Dublin, 26 Temmuz 1856
Ölüm:
Hertfordshire, İngiltere, 2 Kasım 1950
George Bernard Shaw, Hertfordshire, İngiltere), İrlandalı yazar. Oyun yazarı olarak ünlenen yazar, altmıştan fazla oyuna imza atmıştır. Hem 1925'te Nobel Edebiyat Ödülü'nü hem de 1938'de Pygmalion için Oscar'ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk ve tek insan olmuştur. Sosyalizm ve kadın haklarının koyu bir savunucusu olmuştur. Shaw, vejeteryan olmasının yanında ayrıca içki ve sigaradan da hayatı boyunca kaçınmıştır. Ayrıca resmi eğitime de karşı çıkmıştır. Shaw, 94 yaşına geldiği 1950'de, ağaç budarken merdivenden düştükten sonra oluşan yaralarının iyileşmemesi sonucunda olaydan birkaç gün sonra ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 128 okur beğendi.
  • 185 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 264 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları