Gerald Messadié

Gerald Messadié

8.0/10
29 Kişi
·
78
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.115
Gösterim
Adı:
Gerald Messadié
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Kahire, 1931
Gerald Messadié 1931'de Kahire'de doğdu. Sainte-Famille Cizvit Okulu'nda öğrenim gördü. Paris'teki gençlik yılları, öğrenim gördüğü Doğu Dilleri Okulu'ndan (Hintçe, Tamilce) çok Jean Paulhan'ın Nouvelle Revue Française'deki bürosunda ve sıkça yinelenen Almanya kaçamaklarıyla geçti. İlk romanı "Une personnage sans couronne"u 1955'te yayımladı, roman daha sonra "Combat"da tefrika edildi; üçüncü romanı "Le Chien de Francfort"un (1961) ardından on yedi yılını yolculuklara, bilim gazeteciliği çalışmalarına ve dostlarına ayırdı. Birilerince evlat ya da kardeş –hiç değilse manevî evlat– olarak bellenmiş, keşiflere, okumalara susamış Messadié, uzun bir dönem Roma ve New York'ta yaşadı, bu arada Sudan'dan Samoa'ya, Gana'dan Bolivya'ya koşuşturup durdu, böylelikle insanlar arasındaki kardeşliğin kültürlerden ve dinlerden daha üstün olduğuna ilişkin inancını sürekli pekiştirdi.
Messadié yıllar boyu "Sciences et Vie" dergisinin başyazarlığını da yürütmüştür.
Gece dünyanın rengini silmişti, ay ışığının altındaki gö­rüntü, kötü bir kabusu andırıyordu.
Gece uykusunu her zaman ölüme benzetmişti; beden aynı hareketsizlikle yatıyor, sadece ruh en yüce hayata uyanıyor ve kendi aynasında kendini görüyordu.
Davud kafasını biraz toparlayınca ormandan çıklı, insan­lardan kurtardığı vücudunu hayvanlara yem etmek niyetin­de değildi.
Eğer derin derin nefesler alır ve beyninizdeki bütün o başkaldıran, karmaşık düşünceleri, nefes verir gibi dışarı atar­sanız, gece ve yıldızlar, ağzı açılan bir şişeye dolan yağmur suyu gibi ruhunuza dolar...
Bir tek tanrı vardır. Ergeç insanlar bunu anlayacak. Bir ülke birçok kral tarafından yönetilemediği gibi, dünya da birkaç tanrının egemenliği altında olamaz.
İnsanlar, ağzı kapalı şişe­lere benzerdi. Açmayı başarırsanız, Tanrısal ruh içine dolar ve şişe çok değerli bir şey olurdu. Ama, inat eder de açılmaz­sa, insan doğası gereği kendisinin evrendeki benzersiz ve en değerli meta olduğuna inanırdı; sahibi kendini benzersiz san­dığında şişe de bir daha açılamayacak biçimde kapanırdı.
Eskiden bir kadını sevmişti, sonra bir başkasını, üçüncüsünü; ama ar­tık bunlardan zevk almıyordu. Bir zamanlar heyecanlıydı, şimdi hesaplı. İçini çekti. Artık her şeyin bir amacı vardı.
Aslında inceleme olarak çok da ekleyeceğim bir şey yok. Çünkü yazar, Davut ile ilgili kendi incelemesini sonsöz kısmında kendi yapmış. O kısmı paylaşmadan önce şunu da ekleyeyim. Tarihi bir dönemin anlaşılması için, romansı bir dille yazılmış tarihin bu kesitinin okunması gerektiğini düşünüyorum.
"Da­vud Golyat'ı yenen genç, lir ustası ve ozan, doymak bilmeyen bir sevgili (Saul'un tek karısına karşı Davud'un on karısı, bir o kadar da cariyesi vardır), bir erkek tarafından da olsa sev­giye tutkun masum kahraman, hayatta kalmak için düşman Filistilerin safına geçmekten çekinmeyen çıkarcı, fırari asker­lerden oluşan çetesiyle ormanlarda dolaşan aç haydut kral, Ahit Sandığı'nın önünde neredeyse anadan doğma raks ede­rek karısını utandıran genç ve muzaffer hükümdar, lağım­dan geçerek Kudüs'e sızan kurnaz komutan, en acımasız düşmanlarına karşı bile nefret besleyemeyen olgun insan ... "
Kitap gerçekten de etkileyici. Tarihi anlatı şeklinde roman sevenlere tavsiyemdir. Bu arada kitabın son 65 sayfası kaynakça ve eleştiri notlarından oluşmaktadır.
kitap tarihi gerçeklerin kurgulanmış bir versiyonu..okudukça yüzyıllardır insan yönetiminin toplum yapısının ne kadar az değiştiğini görüyor insan
Tarih ve mitoloji konusunda yararlanılacak önemli bir roman-anlatı kitabı. Bir dönemi, bir tarihi, bir dini tüm doğrularıyla bilmek ne kadar önemliyse bir yanlışı, bir çarpıtılmış anlayışı, bir yanlış tarih ve din yazımını da bilmek o kadar önemlidir. Bu kitap böylesi bir yanlışın, çarpıklığı üzerine gidiyor.
Kitap aynı zamanda 53 sayfalık bir kaynakça ve eleştiri notlarını da içinde bulunduruyor.
Dinden siyasete tarihten keşiflere bir çok konuda aslında bildiğimiz bir çok konuyu aydınlatıyor ve okurken bunun doğruluğuna sizi ikna ediyor
Gerald Messadie'nin iki kitaptan oluşan, Musa'nın ve Musevi'lerin hayatını, Exodus'u anlatan serisinin ilk kitabı ve bu olayın şimdiye kadar okuduğum en gerçekçi anlatımına sahip kitap. Ne Christian Jacq'in Ramses serisindeki, ne de Dreamworks'un Mısır Prensi'ndeki boşluklar, fanteziler var. Eğer bu olay olduysa böyle olmuştur. Kızıldeniz'in yarılması efsanesinin de nereden doğmuş olabileceğini olabilecek en mantıklı şekilde anlatmış yazar. Zaten kitapların sonundaki kaynakça kısmında, kitap boyunca verdiği numaralarla hangi kısmı neye göre yazdığını da anlatmış. Yanan çalı efsanesi de nedir, ne değildir açığa cıkmış böylece.
"Karısı güzel olan adam mutlu olur, güzel olmayan ise filozof..." Evet, anlatılanlara bakılırsa Ksantippi çirkin bir kadın fakat o kadar erdemli, hisleri kuvvetli ve ileri görüşlü ki, iyi ki çirkin bir kadın olmuş ve Antik Yunan'ın güzellik sarhoşluğu içinde yitip gitmemiş diye düşündürdü (kurguya kendimi fena kaptırmış da olabilirim =) ). Hikayeye kapılmak o kadar doğal ki okurken kendinizi demokratlarla oligarkların savaşı içinde, şatafatlı bir davette, yatakta oturmuş filozofların sohbetlerinde kaybolurken yahut güzel bir yaz akşamı Agora'da bir şarapçıda demlenip birkaç dostla ülkenin geleceğini tartışırken bulabilirsiniz.
Bu gerçekler uzun süredir biliniyordu. Buna rağmen, kültür ve eğitimin yüzyıllardır dayattığı ve müşterek mirasın tamamlayıcı parçası olarak kutsalmışçasına varlığını sürdüren efsanelere hâlâ mahkûmuz. Tarihi gerçekler yeterince çekici değil mi?
Antik cagdan bu yana insanoglunun sosyolojik anlamda ne kadar ayni dairede dönüp durdugunu gostermesi bakimindan anlamli buldugum, yunan gunluk yasamina dair yemekler vb ayrintilari ile de lezzeti artan bir anlatim. Sevdim :)
Felsefi tartışmaların roman kurgusuyla verilmesinin daha cazip olduğunu düşündüğüm için kitabı okudum.Ve kendimle ilgili iki sonuca ulaştım;1-Kadın özgürleşmesi denince akla sadece cinsellikteki özgürleşme gelmesini anlamıyorum, 2-Edebiyat eseri okuduğumu düşünürken pornografik yazıların olması beni rahatsız ediyor ve ben bu tip yazı veya kelimelerin edebiyatta olmasını onaylıyamıyorum.Elbette herkesin düşüncesi farklı olacaktır.Bazı kişiler de benim çok sevdiğim polisiye türünü edebiyat olarak kabul etmez.İnsana dair herşey sanatta,edebiyatta yer almalı...fakat gönül bunun biraz daha incelikli,naif,insana yakışır olmasını arzuluyor.Bunları kitabın puanını neden düşük verdiğimi anlatabilmek için belirttim.Aslında kitapta çok hoş pasajlar da var.Bunları alıntılarda paylaşacağım.Kitapta olaylar çok hızlı gelişiyor,kurgu iyi yer yer yeni bir Bonnie ve Clyde çifti gibi okur gibi de oluyorsunuz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gerald Messadié
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Kahire, 1931
Gerald Messadié 1931'de Kahire'de doğdu. Sainte-Famille Cizvit Okulu'nda öğrenim gördü. Paris'teki gençlik yılları, öğrenim gördüğü Doğu Dilleri Okulu'ndan (Hintçe, Tamilce) çok Jean Paulhan'ın Nouvelle Revue Française'deki bürosunda ve sıkça yinelenen Almanya kaçamaklarıyla geçti. İlk romanı "Une personnage sans couronne"u 1955'te yayımladı, roman daha sonra "Combat"da tefrika edildi; üçüncü romanı "Le Chien de Francfort"un (1961) ardından on yedi yılını yolculuklara, bilim gazeteciliği çalışmalarına ve dostlarına ayırdı. Birilerince evlat ya da kardeş –hiç değilse manevî evlat– olarak bellenmiş, keşiflere, okumalara susamış Messadié, uzun bir dönem Roma ve New York'ta yaşadı, bu arada Sudan'dan Samoa'ya, Gana'dan Bolivya'ya koşuşturup durdu, böylelikle insanlar arasındaki kardeşliğin kültürlerden ve dinlerden daha üstün olduğuna ilişkin inancını sürekli pekiştirdi.
Messadié yıllar boyu "Sciences et Vie" dergisinin başyazarlığını da yürütmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 78 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 100 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.