Gerald Messadié

Gerald Messadié

Yazar
7.9/10
37 Kişi
·
89
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.150
Gösterim
Adı:
Gerald Messadié
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Kahire, 1931
Gerald Messadié 1931'de Kahire'de doğdu. Sainte-Famille Cizvit Okulu'nda öğrenim gördü. Paris'teki gençlik yılları, öğrenim gördüğü Doğu Dilleri Okulu'ndan (Hintçe, Tamilce) çok Jean Paulhan'ın Nouvelle Revue Française'deki bürosunda ve sıkça yinelenen Almanya kaçamaklarıyla geçti. İlk romanı "Une personnage sans couronne"u 1955'te yayımladı, roman daha sonra "Combat"da tefrika edildi; üçüncü romanı "Le Chien de Francfort"un (1961) ardından on yedi yılını yolculuklara, bilim gazeteciliği çalışmalarına ve dostlarına ayırdı. Birilerince evlat ya da kardeş –hiç değilse manevî evlat– olarak bellenmiş, keşiflere, okumalara susamış Messadié, uzun bir dönem Roma ve New York'ta yaşadı, bu arada Sudan'dan Samoa'ya, Gana'dan Bolivya'ya koşuşturup durdu, böylelikle insanlar arasındaki kardeşliğin kültürlerden ve dinlerden daha üstün olduğuna ilişkin inancını sürekli pekiştirdi.
Messadié yıllar boyu "Sciences et Vie" dergisinin başyazarlığını da yürütmüştür.
...hiçbir insan Tanrı bilinci olmadan yaşayamaz. Böyle yaşayabileceğini sanan insan sonunda hayvanlar düzeyinde bir varlık olur.
Gerald Messadié
Sayfa 169 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
Atı hırçın olan bincinin dizgini sağlam olmalı! Huyun, senin atındır, dizginlerinse, aklın!
Gerald Messadié
Sayfa 46 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
Adalet bir krallığın yapı harcıdır...
Gerald Messadié
Sayfa 44 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
İnsan, kafasındaki ve yüreğindeki sırları öğrenmeden bir yabancıya kapılarını açmaz.
Gerald Messadié
Sayfa 221 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
Kumun suyu içtiği gibi bilgiyi içiyordu...
Gerald Messadié
Sayfa 41 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
Kadınlar erkekleri suçlamaktan başka bir şey bilmezler miydi?
Gerald Messadié
Sayfa 163 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
İnsanlar değişikliği sevmez. Geride bırakacaklarının ne olduğunu bilirler ama neyle karşılaşacaklarını bilmezler.
Gerald Messadié
Sayfa 134 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
İnsanların çobanı olmak kadar zor iş yok!
Gerald Messadié
Sayfa 271 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
Ateşli bir kan, uyumlu ve tekdüze bir hayatla yetinmez.
Gerald Messadié
Sayfa 49 - Doğan Kitap - 7. Basım - 2003 - Çeviri: Gülseren Devrim
Phatmos (Maşe, Mos, Mose, Musa) bilinen en yaygın tespit, Mısır Firavunu I. Seti kâhinlerden haber alır ve bir İbrani bebeğin dünyaya gelişini haber eder. Seti ise o vakitte doğan bütün çocukların öldürülmesini emreder, Musa bir şekilde doğar ve Nil Nehri’ne bırakılır. Bir Mısır prensesi onu sudan çıkarır ve bakımını üstlenir. - Hele ki bir Kral’ın bütün İbrani çocukları katlettiği zaman bir prensesin İbrani bir çocuğu muhafaza etmesi - Bu okuduklarınız bir hayal ürünüdür, dediğimde bir bilirkişi hemen karşıma Kasas Suresi 7. Ayetini çıkaracaktır. Lakin bunları ben demem kitap arkasındaki kaynakçada arkeologlar ve tarih bilimciler der.

Hz. Musa’nın ne doğumu ne de nereden geldiği bilinmemektedir. Her şey bir imadan ibarettir. Hatta bazı arkeologlar ve tarih bilimciler Hz. Musa’nın “Mitoloji” kahramanı olduğunu dahi savunurlar. Biz ise Hz. Musa’yı Kasas Suresi’nden tanırız. Kuran’da geçen 9 mucizesi Tevrat’ta 10 tane olarak yer edinir. “Kuran’da geçenleri ‘siz’ elbet bilirsiniz.” Ben size Tevrat’ta geçenleri sıralayayım; Asa mucizesi, Kan mucizesi, Kurbağa mucizesi, Sivrisinek mucizesi, At sinekleri mucizesi, Hayvanların telefi mucizesi, Çıbanlar mucizesi, Dolu mucizesi, Çekirge mucizesi, Karanlık mucizesi ve İlk doğanların ölümü mucizesidir. Okuduğumuz kitapta bunlara da az olsa yer verilmiştir.

“Bir gün Musa büyüdü, kendi insanlarını aradı ve onları en ağır işlerde çalışırken buldu.”

Hz. Musa’nın hayatının kurgulanıp roman halini almasıdır, “Musa, Mısır Prensi.” Yazarın bir dünya araştırma sonunda kaleme aldığı kitap arkasında yazdıklarını desteklemek isteyen kaynakçayla bitiyor. Tur Dağı’ndaki (Sina, Horeb) yanan çalılıklara da değinen kitap, yazarın güzel betimlemeleriyle güzel bir anı-roman olarak sürekliliğini devam ettiriyor. İki cilt olduğundan kitap “Çıkış” başlamadan sona eriyor.

Sözün özü; farklı bir bakış ile biraz anı, biraz tarih, biraz roman tadında bir kitap, okunulası ve tavsiye edilesi.
Sevgi ile kalın.
Aslında inceleme olarak çok da ekleyeceğim bir şey yok. Çünkü yazar, Davut ile ilgili kendi incelemesini sonsöz kısmında kendi yapmış. O kısmı paylaşmadan önce şunu da ekleyeyim. Tarihi bir dönemin anlaşılması için, romansı bir dille yazılmış tarihin bu kesitinin okunması gerektiğini düşünüyorum.
"Da­vud Golyat'ı yenen genç, lir ustası ve ozan, doymak bilmeyen bir sevgili (Saul'un tek karısına karşı Davud'un on karısı, bir o kadar da cariyesi vardır), bir erkek tarafından da olsa sev­giye tutkun masum kahraman, hayatta kalmak için düşman Filistilerin safına geçmekten çekinmeyen çıkarcı, fırari asker­lerden oluşan çetesiyle ormanlarda dolaşan aç haydut kral, Ahit Sandığı'nın önünde neredeyse anadan doğma raks ede­rek karısını utandıran genç ve muzaffer hükümdar, lağım­dan geçerek Kudüs'e sızan kurnaz komutan, en acımasız düşmanlarına karşı bile nefret besleyemeyen olgun insan ... "
Kitap gerçekten de etkileyici. Tarihi anlatı şeklinde roman sevenlere tavsiyemdir. Bu arada kitabın son 65 sayfası kaynakça ve eleştiri notlarından oluşmaktadır.
kitap tarihi gerçeklerin kurgulanmış bir versiyonu..okudukça yüzyıllardır insan yönetiminin toplum yapısının ne kadar az değiştiğini görüyor insan
Tarih ve mitoloji konusunda yararlanılacak önemli bir roman-anlatı kitabı. Bir dönemi, bir tarihi, bir dini tüm doğrularıyla bilmek ne kadar önemliyse bir yanlışı, bir çarpıtılmış anlayışı, bir yanlış tarih ve din yazımını da bilmek o kadar önemlidir. Bu kitap böylesi bir yanlışın, çarpıklığı üzerine gidiyor.
Kitap aynı zamanda 53 sayfalık bir kaynakça ve eleştiri notlarını da içinde bulunduruyor.
Dinden siyasete tarihten keşiflere bir çok konuda aslında bildiğimiz bir çok konuyu aydınlatıyor ve okurken bunun doğruluğuna sizi ikna ediyor
"Karısı güzel olan adam mutlu olur, güzel olmayan ise filozof..." Evet, anlatılanlara bakılırsa Ksantippi çirkin bir kadın fakat o kadar erdemli, hisleri kuvvetli ve ileri görüşlü ki, iyi ki çirkin bir kadın olmuş ve Antik Yunan'ın güzellik sarhoşluğu içinde yitip gitmemiş diye düşündürdü (kurguya kendimi fena kaptırmış da olabilirim =) ). Hikayeye kapılmak o kadar doğal ki okurken kendinizi demokratlarla oligarkların savaşı içinde, şatafatlı bir davette, yatakta oturmuş filozofların sohbetlerinde kaybolurken yahut güzel bir yaz akşamı Agora'da bir şarapçıda demlenip birkaç dostla ülkenin geleceğini tartışırken bulabilirsiniz.
Bu gerçekler uzun süredir biliniyordu. Buna rağmen, kültür ve eğitimin yüzyıllardır dayattığı ve müşterek mirasın tamamlayıcı parçası olarak kutsalmışçasına varlığını sürdüren efsanelere hâlâ mahkûmuz. Tarihi gerçekler yeterince çekici değil mi?
Antik cagdan bu yana insanoglunun sosyolojik anlamda ne kadar ayni dairede dönüp durdugunu gostermesi bakimindan anlamli buldugum, yunan gunluk yasamina dair yemekler vb ayrintilari ile de lezzeti artan bir anlatim. Sevdim :)
Felsefi tartışmaların roman kurgusuyla verilmesinin daha cazip olduğunu düşündüğüm için kitabı okudum.Ve kendimle ilgili iki sonuca ulaştım;1-Kadın özgürleşmesi denince akla sadece cinsellikteki özgürleşme gelmesini anlamıyorum, 2-Edebiyat eseri okuduğumu düşünürken pornografik yazıların olması beni rahatsız ediyor ve ben bu tip yazı veya kelimelerin edebiyatta olmasını onaylıyamıyorum.Elbette herkesin düşüncesi farklı olacaktır.Bazı kişiler de benim çok sevdiğim polisiye türünü edebiyat olarak kabul etmez.İnsana dair herşey sanatta,edebiyatta yer almalı...fakat gönül bunun biraz daha incelikli,naif,insana yakışır olmasını arzuluyor.Bunları kitabın puanını neden düşük verdiğimi anlatabilmek için belirttim.Aslında kitapta çok hoş pasajlar da var.Bunları alıntılarda paylaşacağım.Kitapta olaylar çok hızlı gelişiyor,kurgu iyi yer yer yeni bir Bonnie ve Clyde çifti gibi okur gibi de oluyorsunuz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gerald Messadié
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Kahire, 1931
Gerald Messadié 1931'de Kahire'de doğdu. Sainte-Famille Cizvit Okulu'nda öğrenim gördü. Paris'teki gençlik yılları, öğrenim gördüğü Doğu Dilleri Okulu'ndan (Hintçe, Tamilce) çok Jean Paulhan'ın Nouvelle Revue Française'deki bürosunda ve sıkça yinelenen Almanya kaçamaklarıyla geçti. İlk romanı "Une personnage sans couronne"u 1955'te yayımladı, roman daha sonra "Combat"da tefrika edildi; üçüncü romanı "Le Chien de Francfort"un (1961) ardından on yedi yılını yolculuklara, bilim gazeteciliği çalışmalarına ve dostlarına ayırdı. Birilerince evlat ya da kardeş –hiç değilse manevî evlat– olarak bellenmiş, keşiflere, okumalara susamış Messadié, uzun bir dönem Roma ve New York'ta yaşadı, bu arada Sudan'dan Samoa'ya, Gana'dan Bolivya'ya koşuşturup durdu, böylelikle insanlar arasındaki kardeşliğin kültürlerden ve dinlerden daha üstün olduğuna ilişkin inancını sürekli pekiştirdi.
Messadié yıllar boyu "Sciences et Vie" dergisinin başyazarlığını da yürütmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 89 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 119 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.