1000Kitap Logosu
Gilles Deleuze
Gilles Deleuze
Gilles Deleuze

Gilles Deleuze

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.8
321 Kişi
1.025
Okunma
284
Beğeni
13,4bin
Gösterim
Unvan
Filozof
Doğum
Paris, Fransa, 18 Ocak 1925
Ölüm
Paris, Fransa, 4 Kasım 1995
Yaşamı
Gilles Deleuze, 18 Ocak 1925 - 4 Kasım 1995) yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bir filozoftur. Kendi özgün düşüncesini oluştururken Spinoza, Leibniz, Hume, Kant, Nietzsche, Bergson ve Foucault üzerine monograflar yayımlamış, bu filozofların geleneksel felsefe tarihi izleğindeki konumlarına ve bu izlek dahilinde yorumlanma biçimlerine radikal eleştiriler getirmiştir. Çalışmalarında güzel sanatlar, edebiyat, matematik ve doğa bilimleri arasında çapraz geçişlerle bu farklı alanları birbirine indirgemeksizin yeni bir düşünme tarzının önünü açmıştır. Gerek kişisel çalışmalarında gerek 1969’da tanışıp uzun süre beraber çalıştığı psikanalist Félix Guattari ile birlikte rizom, çokluk, fark, olay, oluş, savaş-makinası, organsız beden, içkinlik, virtüel/aktüel, minör edebiyat, duygulam, göçebebilim gibi kavramlarla yirminci yüzyıl kıta felsefesi içerisinde yaygın düşünce hatlarının dışında özgün bir siyaset felsefesi ve etik ortaya koymuştur. Üstünde durduğu fark metafiziğinin felsefe tarihinin süregelen varsayımlarıyla olan ilişkisini tartıştığı Fark ve Yineleme (1968) ile anlamın ortaya çıkışını, biçimlerini ve yapısını incelediği Anlamın Mantığı (1969) yayımlandıkları dönemde ciddi bir yankı uyandırmış ve Michel Foucault, Anlamın Mantığı kitabını değerlendirdiği bir yazısında yirminci yüzyılın birgün Deleuzecü bir yüzyıl olarak anılacağını ifade etmiştir (Deleuze bir röportajında bu yakıştırmayı Foucault’nun kimilerini gülümsetmek kimilerini de kızdırmak amacıyla yaptığı ince bir espri olarak değerlendirecektir). Félix Guattari ile birlikte kaleme aldıkları çalışmalardan Anti-Oidipus (1972) ve Bin Yayla (1980) başlıklarıyla iki cilt halinde yayımladıkları Kapitalizm ve Şizofreni, psikanaliz, ekonomi, linguistik, antropoloji, ontoloji, etoloji, siyaset felsefesi, metalürji gibi çok geniş bir yelpazeye yayılan argümanları ve referanslarıyla yirminci yüzyılın en önemli çalışmaları arasında sayılabilir. Hayatı Deleuze, 1925 yılında orta sınıf muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak Paris’te dünyaya gelmiştir. Paris’te bir devlet okulunda başladığı eğitimine Almanların Fransa işgali üzerine Normandiya’da devam etmiş, işgal sona erdikten sonra seyehat etmek için bile olsa artık pek ayrılmayacağı Paris’e yeniden dönerek hayatı boyunca çalışmalarını burada sürdürmüştür. Söz konusu işgal sırasında Deleuze’ün erkek kardeşi çeşitli muhalif faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle Nazilerce tutuklanmış ve daha sonra Auschwitz’e gönderilirken trende yaşamını yitirmiştir. Deleuze, 1944 yılında Sorbonne’da üniversite öğrenimine başlamış, burada önde gelen felsefe tarihi profesörleri Jean Hyppolite, Georges Canguilhem, Ferdinand Alquié ve Maurice de Gandillac’ın öğrencisi olmuş ve hocalarından çalışmalarının ilk ilhamlarını almıştır. Deleuze bir röportajında öğrencilik yıllarından bahsederken akademi dışından bir figür olarak Sartre’ın düşüncelerinin de bu dönemde boğucu bir biçimde Husserl ve Heidegger’in düşünceleri etrafında dönen Fransız akademisi içinde ferah bir nefes gibi geldiğini belirtir. 1948 yılında agrégation derecesini aldıktan sonra 1956 yılına kadar uzun bir dönem çeşitli liselerde öğretmenlik yapmıştır. Bir çevirmen olan eşi Denise Paul “Fanny” Grandjouan ile 1956 yılında evlenmiştir. Lisede öğretmenlik yaptığı bu dönemde Hume’un amprizmine yoğunlaştığı Ampirizm ve Öznellik (1953) kitabını yayımlamıştır. 1957 yılında Sorbonne’da ders vermeye başlamış ve on iki yıl boyunca Paris’te değişik eğtim kurumlarında çalışmıştır. Üniversitelerde ders verdiği bu dönemde yayınlarına Nietszche çalışmalarına yeni bir soluk getirecek olan Nietzsche ve Felsefe (1962) ve kısa aralarla Kant’ın Eleştirel Felsefesi (1963), Proust ve Göstergeler (1964) ve Bergsonculuk (1966) ile devam etmiştir. 1968 yılında doktora derecesi için tamamladığı iki tez çalışmasını, Fark ve Yineleme (1968) ile Spinoza ve İfade Problemi (1968) kitaplarını yayımlamıştır. Deleuze’ün uzun yıllar sürecek olan akciğerleriyle alakalı rahatsızlığının başlangıcı da bu döneme rastlar. Deleuze 1969 yılında bir eğitim reformunun denendiği dönemde Vincennes’te bulunan Paris VIII’de kalıcı olarak öğretim görevlisi pozisyonunda çalışmaya başlamıştır. Burada daha önceden tanıdığı Michel Foucault ile arkadaşlığı perçinlenecek ve Félix Guattari ile tanışacaktır. Deleuze 1987 yılında emekli olana kadar bu üniversitede çeşiti dersler ve seminerler vermiştir. Burada verdiği derslerin bir bölümü Richard Pinhas ve bazı diğer öğrencilerinin inisiyatifiyle kaydedilmiş, yazıya dökülmüş ve internet üzerinden paylaşıma açılmıştır. Deleuze Paris VIII’de çalışmaya başladığı yıl Anlamın Mantığı (1969) isimli çalışmasını yayımlamıştır. Félix Guattari’yle uzun yıllar sürecek olan beraber çalışmaları da bu kitabın yayımlanması sonrasına rastlamış ve ortak çalışmalarının ilk ürünü üç yıl sonra yayımlanacak olan Anti-Oedipus (1972) olmuştur. Deleuze daha sonra Anlamın Mantığı’nın İtalyanca baskısı için kaleme aldığı sunuş yazısında bu kitabının kendisi için bir dönüm noktası teşkil ettiğini ifade ederken kimi psikanalitik kavramları yeterince eleştirel ele almadığını dile getirecek ve bu noktada Anti-Oidipus’ta ortaya koyacakları yeni kavramlarda Félix Guattari’nin dönüştürücü etkisinin altını çizecektir. Kapitalizm ve Şizofreni başlığı altında topladıkları iki ciltlik çalışmalarının ilk kısmı olan Anti-Oidipus (1972) Mayıs 68 atmosferi içerisinde siyasalın yeniden düşünüldüğü bir çalışma olarak öne çıkar. 1975’te yine Guattari ile birlikte kaleme aldıkları Kafka: Minör Bir Edebiyata Doğru çalışmalarının ardından toplam sekiz yıllık bir aradan sonra Kapitalizm ve Şizofreni çalışmalarının ikinci kısmı olan Bin Yayla'yı (1980) yayımlamışlardır. Bin Yayla’nın, Anti-Oidipus’ta çok temel önem arz eden bazı kavramlara neredeyse hiç değinmeden yeni problematikler, yeni sorular ve yeni kavramlar gündeme getirerek, kavramların durağan ve kopuk bir düzen arz ettiği kapalı bir sistemden ziyade farklı soruların ve bu soruların başlangıç, bitiş ve kesişme noktalarının durmadan yeniden tasarlandığı, bir bakıma tam da mevzubahis çalışmanın altını çizmeye çalıştığı şekliyle, “rizomatik” bir yazma ve düşünme şeklini hayata geçirdiği söylenebilir. 80'li yıllarda Francis Bacon’un resimlerini değerlendirdiği Francis Bacon: Duyumsamanın Mantığı’nı (1981), iki ciltten oluşan sinema çalışması Hareket-İmaj (1983) ve Zaman-İmaj’ı (1985) ve Leibniz monografı Kıvrım: Leibniz ve Barok (1988) çalışmalarını yayımlamıştır. Yine bu dönemde kaybettiği arkadaşı Foucault’nun ilerleme ve kırılmalarıyla düşünsel güzergahını inceleyip zaman zaman yeniden formüle edeceği Foucault (1986) monografını yayımlamıştır. Deleuze, Foucault’nun ölümünün ardından verdiği çeşitli röportajlarda Foucault’nun çalışmalarının ne denli ufuk açıcı olduğunu vurgulamış ve bir röportajında Foucault’ya onun kendisine duyduğu ihtiyaçtan çok daha fazla ihtiyaç duyduğunu ifade ederek Foucault’nun çalışmalarına duyduğu ilgi ve hayranlığı mütevazı bir şekilde dile getirmiştir. 1991’de Guattari ile son ortak çalışmaları olan Felsefe Nedir?’in (1991) yayımlamışlar ve bu yayından bir yıl sonra Guattari yaşamını yitirmiştir. Bu yıllarda Deleuze’ün akciğer rahatsızlığı da ağır ve çalışmalarını engelleyecek bir şekilde seyretmeye başlamış ve çoğunlukla edebi metinler üzerine değerlendirmelerinden oluşan Kritik ve Klinik (1993) kitabının yayımlanmasından iki yıl sonra Deleuze, 4 Kasım 1995’te evinde intihar ederek yaşamına son vermiştir. Deleuze ölümünden kısa bir süre önce Claire Parnet ile birlikte Arte Channel için alfabe formatında kaydettikleri uzun bir söyleşi yapmış ve İçkinlik: Bir Hayat başlıklı kısa bir yazı yayımlamıştır. Yaşamının son yıllarında Deleuze’ün Marx’ın İhtişamı başlıklı bir Marx monografı üzerine çalıştığı bilinmektedir. Deleuze’ün ölümünün ardından çağdaşları Deleuze’ün felsefe tarihini yorumlayışının ve kendi felsefesinin özgünlüğünü vurgulayan yas yazıları kaleme almışlardır. Bu yazılar arasında kuşkusuz en dikkat çekenlerden biri Jacques Derrida’nın Deleuze’ün çalışmalarıyla kendi çalışmaları arasında jestlerdeki aşikar uzaklığa rağmen tezlerde önemli bir yakınlık gözlemlediğini ve Deleuze’ün ardında tamamıyla kendisine özgü ve mukayeseye gelmeyen biz iz bıraktığını ifade ettiği 7 Kasım 1995’te Libération’da yayımlanan yas yazısıdır.
Δες Τινα
Nietzsche ve Felsefe'yi inceledi.
248 syf.
Vantrilok'luk nedir? Nasıl yapılır? :)
İnceleme Patlatma Vakti :) Öncelikle bu kitap benim için keyfine okuduğum bir kitap değildi, onu en başta belirteyim ama keyfine okur muydum? Nope :) Deleuze şu an bana kötü kötü bakıyor, şaka yaptığımı söylemeliyim yoksa beni çokluğunda boğacak :) Şaka bir tarafa gerçekten okurdum çünkü bu kitap bir filozofun başka bir filozofu nasıl yorumlayıp, o filozoftan kendi felsefesini nasıl ilmek ilmek ördüğünü görmek için ehemmiyetli bir kanıt olabilir. Kitap harika bir içindekiler kısmı ile okuyucu selamlıyor, Deleuze'ün kendi felsefesi bir çokluk felsefesidir, oluşun oluşturduğu bir yayla felsefesidir. Çok olanın, farklı olanın yadsınmadığı aksine çeşitliliğin masumiyet ve yaşamı çekilir kılan o 'şey'i arttırdığını söyler kendileri.. Aynı zamanda postmodern olduğunu da kabul etmez ama tam bir postmoderndir :) Kötü kötü bakmaya devam ediyor :) Bu nedenle de içindekiler kısmı 5 ana bölümden oluşur ve her bölümün altında en az 14 alt bölüm ve yine onların da altında en az 2 alt başlık bulunur. Bunu neden söylüyorum çünkü filozof kendi felsefesini kitap yazarken bile okuyucuya yaşatıyor, çokluğu bize daha kitaba başlarken gösteriyor. Kitabın içeriği ise Nietzsche'nin 16 kitabının Deleuze'yen bir şekilde yorumlanışıdır. Tüm felsefe tarihinin eleştirisini Nietzsche'nin kavgacı maskesi altında yapar Deleuze.. Herkese saldıran ama aynı zamanda babasının elinden tutan bir çocuk gibidir.. Neyse ki baba sağlam :) İçerik olarak geleneksel felsefenin, özcü (her şeyin tek bir özü vardır), çileci (doğuştan gelen suçun çilesi), tekil (yaşamda her şeyin hakiki olarak imlediği bir tek kendinde şey'i vardır) düşüncelerine karşı bir başkaldırıya sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ağaç biçimli, köklerinden destek alarak ilerleyen felsefeye Deleuze, Nietzsche üzerinden karşı çıkar. Çünkü bu tip bir felsefe anlayışı ancak kendine benzer olanı olumlayıp, kendinden farklı olanı yadsıyacaktır. Deleuze'e göre felsefe köksap düzeninde olmalıdır, yatay olmalı ve dilediğince köklerine bağlı kalma kaygısı çekmeden uçabilmelidir. Evet evet zencefillerin uçtuğunu hayal ediyoruz tam bu noktada :D Aynı zamanda hristiyan çileci ahlakına da bir eleştiride bulunur Deleuze, tabii yine Nietzsche üzerinden yapar bunu, nitekim Nietzsche'nin Güç İstenci kitabı bu konu hakkında detaylı bir eleştiri sunmuştur ve Deleuze bu kitabı hatmetmiş diyebiliriz. Dünyaya biz bir suçla geliriz hristiyan ahlakına göre, evet evet o hepimizin bildiği 'elma' mevzusu, bu suçtan arınmak için çile çekip, acılara gark olmak din adamlarınca olumlanır. Nietzsche de Deleuze de bunu eleştirir, yaşamın Dionysoscu (Şarap Tanrısı - Arzuyu temsil eder) yanının bastırılması demek kendi bedenimize ihanet etmek demektir. Geleneksel felsefe ve hristiyan ahlakı tam olarak bunu gerçekleştirir: insanlığımızın utanılmaması gereken yanını bastırır. Buradan hareketle, Deleuze kendi felsefesini -arzu, fark, oluş- Nietzsche'nin bu eleştirisinden inşa eder. İçerik hakkında daha fazla bilgi vermek değil amacım çünkü içeriği genel bir okuyucunun hiçbir felsefe bilgisine sahip olmadan anlaması pek mümkün değil. Fakat en azından Nietzsche'yi okuduysanız ya da severseniz kendilerini bir de Deleuze'ün gözüyle okumak size çok şey katacaktır. Ki Deleuze'ün felsefesini nasıl kurduğunu anlamak isterseniz de bu eser, en başta okumanız gerekenler arasında yer almalıdır. Ayrıca bu kitabı yazmak için tam 8 yıl bekler Deleuze, sebebi ise Nietzsche'yi gerçekten özümsemektir ki bence de Nietzsche'nin vantrilokluğunu harika bir şekilde icra ediyor. Ve son olarak Deleuze'ün aşk tanımına değinmek istiyorum; “Birine âşık olmak, onu kalabalığın içinden çekip çıkarmak, çokluğun içinde tek kılmaktır.” Der kendileri.. Benim gözümde bu kitap Deleuze'ün Nietzsche'ye olan aşk ilandır, onu çokluğun içinden çıkarıp tüm felsefe tarihinin gözünde tek ve ulaşılmaz kılmıştır. :) Şimdiden okumak isteyen herkese keyifli okumalar diliyorum.. Not: Vantrilok => Birinin bedeninden konuşmak
Nietzsche ve Felsefe
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
300
Δες Τινα
Anti-Ödipus'u inceledi.
542 syf.
Zencefil olmak istemez misiniz?
Kitabı okurken Deleuze'ün ve Guattari'nin tanışmış olmasına cidden sevinirsiniz. İşte disiplinler arası ayrımın olmamasının ortaya çıkardığı şenlik diyerek büyük bir keyifle okumuştum. Felsefenin, sosyolojinin, psikolojinin, biyolojinin, ekonominin, politikanın, sanatın ve daha nice bölümün bir araya getirilerek bu alanların varolan kavramlarının farklı anlamlarda kullanılışına şahit gelebilirsiniz. Okurken şey demiştim; ''Köksapla şizofreni ne alaka?'' Tabii ilerledikçe felsefenin kavram yaratma sanatı olduğunu iliklerime kadar hissetirmiş olan kitaptır. Birden fazla kez okunması ve okutulması gereken bir eserdir. Bu kitabın üzerine pek çok anlaşılması adına kitap yazılmış olsa da Deleuze ve Guattari'nin ana mesajı açıktır. İnsan bir makinedir ve bu makine kodlarını kırabilirse özgür olur. Şizoid özne yaratımı mevcut kapitalist sistemi ancak farklılaşarak ve geleneklerinden koparak kırabilir. Mevcut sistem bizi paronayaklaştırmıştır. Oysa farklı olmak kötü değildir. Arzu duymak kötü değildir. Bunlar yıllarca geleneksel tutum tarafından yadsınmıştır. Dolayısıyla bir çınar ağacı olmak yerine zencefil olursanız uçmanız daha kolay olur. :) Kitabı okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Herkese keyifli okumalar dilerim :)
Anti-Ödipus
9.3/10
· 44 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
51
Ayşegül Gültekin
İki Konferans'ı inceledi.
54 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Felsefe de sanat da herhangi sanat dalı da yaratma eyleminin dışavurumudur ve bu yaratma eylemi istek ve hazların sonucu olarak açığa çıkmazlar. Yaratıcısının içinde bulunduğu zorunluluktan doğar. "Size bilgi verildiğinde aslında size neye inanmamız gerektiği söylenir" diyor Deleuze. Bilgiyi kitle kontrolünde söz sahibi gören bu görüş iletişim yoluyla sağlanan bilginin sanatta yeri olmadığını, olmayacağını; dolaylı olarak da sanatın iletişimle ilgili olmadığı fikrini de savunuyor. Çünkü "sanat bir direniştir." Ölüm, otorite, her türlü güç ve gücün bilgisi karşısında direnmekte olan bir şey iletişim ve bilgi ile ilintili olmakla birlikte bilgi ve iletişim aracı değildir. Bu da yine bizi en başta söylediğimiz yere götürür. Bir istek sonucu bilgi aracılığı ile değil zorunlu olarak ortaya çıkar yaratma eylemi. Özetle kitap bu kavramlar ve felsefeyle ilintileri üzerinde dururken sanat dallarının gündelik hayatın içeriği ile bağlantısını, felsefi altyapısını da kısaca inceler. Kitap, konferansın yazıya geçirilmesi ile oluşturulduğu için bazen kopuk bazen de yeterince derin ve açıklayıcı değil. Yine de üzerine düşünüp de anlamlandıramadığımız şeylerin tartışmasını yapma fırsatı sunuyor. İncelemem kitaptan uzun oldu evet:)
İki Konferans
10.0/10
· 16 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
10