Gilles Deleuze

Gilles Deleuze

Yazar
8.7/10
117 Kişi
·
290
Okunma
·
108
Beğeni
·
7.548
Gösterim
Adı:
Gilles Deleuze
Unvan:
Filozof
Doğum:
Paris, Fransa, 18 Ocak 1925
Ölüm:
Paris, Fransa, 4 Kasım 1995
Gilles Deleuze, 18 Ocak 1925 - 4 Kasım 1995) yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bir filozoftur. Kendi özgün düşüncesini oluştururken Spinoza, Leibniz, Hume, Kant, Nietzsche, Bergson ve Foucault üzerine monograflar yayımlamış, bu filozofların geleneksel felsefe tarihi izleğindeki konumlarına ve bu izlek dahilinde yorumlanma biçimlerine radikal eleştiriler getirmiştir. Çalışmalarında güzel sanatlar, edebiyat, matematik ve doğa bilimleri arasında çapraz geçişlerle bu farklı alanları birbirine indirgemeksizin yeni bir düşünme tarzının önünü açmıştır. Gerek kişisel çalışmalarında gerek 1969’da tanışıp uzun süre beraber çalıştığı psikanalist Félix Guattari ile birlikte rizom, çokluk, fark, olay, oluş, savaş-makinası, organsız beden, içkinlik, virtüel/aktüel, minör edebiyat, duygulam, göçebebilim gibi kavramlarla yirminci yüzyıl kıta felsefesi içerisinde yaygın düşünce hatlarının dışında özgün bir siyaset felsefesi ve etik ortaya koymuştur. Üstünde durduğu fark metafiziğinin felsefe tarihinin süregelen varsayımlarıyla olan ilişkisini tartıştığı Fark ve Yineleme (1968) ile anlamın ortaya çıkışını, biçimlerini ve yapısını incelediği Anlamın Mantığı (1969) yayımlandıkları dönemde ciddi bir yankı uyandırmış ve Michel Foucault, Anlamın Mantığı kitabını değerlendirdiği bir yazısında yirminci yüzyılın birgün Deleuzecü bir yüzyıl olarak anılacağını ifade etmiştir (Deleuze bir röportajında bu yakıştırmayı Foucault’nun kimilerini gülümsetmek kimilerini de kızdırmak amacıyla yaptığı ince bir espri olarak değerlendirecektir). Félix Guattari ile birlikte kaleme aldıkları çalışmalardan Anti-Oidipus (1972) ve Bin Yayla (1980) başlıklarıyla iki cilt halinde yayımladıkları Kapitalizm ve Şizofreni, psikanaliz, ekonomi, linguistik, antropoloji, ontoloji, etoloji, siyaset felsefesi, metalürji gibi çok geniş bir yelpazeye yayılan argümanları ve referanslarıyla yirminci yüzyılın en önemli çalışmaları arasında sayılabilir.

Hayatı

Deleuze, 1925 yılında orta sınıf muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak Paris’te dünyaya gelmiştir. Paris’te bir devlet okulunda başladığı eğitimine Almanların Fransa işgali üzerine Normandiya’da devam etmiş, işgal sona erdikten sonra seyehat etmek için bile olsa artık pek ayrılmayacağı Paris’e yeniden dönerek hayatı boyunca çalışmalarını burada sürdürmüştür. Söz konusu işgal sırasında Deleuze’ün erkek kardeşi çeşitli muhalif faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle Nazilerce tutuklanmış ve daha sonra Auschwitz’e gönderilirken trende yaşamını yitirmiştir.
Deleuze, 1944 yılında Sorbonne’da üniversite öğrenimine başlamış, burada önde gelen felsefe tarihi profesörleri Jean Hyppolite, Georges Canguilhem, Ferdinand Alquié ve Maurice de Gandillac’ın öğrencisi olmuş ve hocalarından çalışmalarının ilk ilhamlarını almıştır. Deleuze bir röportajında öğrencilik yıllarından bahsederken akademi dışından bir figür olarak Sartre’ın düşüncelerinin de bu dönemde boğucu bir biçimde Husserl ve Heidegger’in düşünceleri etrafında dönen Fransız akademisi içinde ferah bir nefes gibi geldiğini belirtir. 1948 yılında agrégation derecesini aldıktan sonra 1956 yılına kadar uzun bir dönem çeşitli liselerde öğretmenlik yapmıştır. Bir çevirmen olan eşi Denise Paul “Fanny” Grandjouan ile 1956 yılında evlenmiştir. Lisede öğretmenlik yaptığı bu dönemde Hume’un amprizmine yoğunlaştığı Ampirizm ve Öznellik (1953) kitabını yayımlamıştır.
1957 yılında Sorbonne’da ders vermeye başlamış ve on iki yıl boyunca Paris’te değişik eğtim kurumlarında çalışmıştır. Üniversitelerde ders verdiği bu dönemde yayınlarına Nietszche çalışmalarına yeni bir soluk getirecek olan Nietzsche ve Felsefe (1962) ve kısa aralarla Kant’ın Eleştirel Felsefesi (1963), Proust ve Göstergeler (1964) ve Bergsonculuk (1966) ile devam etmiştir. 1968 yılında doktora derecesi için tamamladığı iki tez çalışmasını, Fark ve Yineleme (1968) ile Spinoza ve İfade Problemi (1968) kitaplarını yayımlamıştır. Deleuze’ün uzun yıllar sürecek olan akciğerleriyle alakalı rahatsızlığının başlangıcı da bu döneme rastlar.
Deleuze 1969 yılında bir eğitim reformunun denendiği dönemde Vincennes’te bulunan Paris VIII’de kalıcı olarak öğretim görevlisi pozisyonunda çalışmaya başlamıştır. Burada daha önceden tanıdığı Michel Foucault ile arkadaşlığı perçinlenecek ve Félix Guattari ile tanışacaktır. Deleuze 1987 yılında emekli olana kadar bu üniversitede çeşiti dersler ve seminerler vermiştir. Burada verdiği derslerin bir bölümü Richard Pinhas ve bazı diğer öğrencilerinin inisiyatifiyle kaydedilmiş, yazıya dökülmüş ve internet üzerinden paylaşıma açılmıştır.
Deleuze Paris VIII’de çalışmaya başladığı yıl Anlamın Mantığı (1969) isimli çalışmasını yayımlamıştır. Félix Guattari’yle uzun yıllar sürecek olan beraber çalışmaları da bu kitabın yayımlanması sonrasına rastlamış ve ortak çalışmalarının ilk ürünü üç yıl sonra yayımlanacak olan Anti-Oedipus (1972) olmuştur. Deleuze daha sonra Anlamın Mantığı’nın İtalyanca baskısı için kaleme aldığı sunuş yazısında bu kitabının kendisi için bir dönüm noktası teşkil ettiğini ifade ederken kimi psikanalitik kavramları yeterince eleştirel ele almadığını dile getirecek ve bu noktada Anti-Oidipus’ta ortaya koyacakları yeni kavramlarda Félix Guattari’nin dönüştürücü etkisinin altını çizecektir.
Kapitalizm ve Şizofreni başlığı altında topladıkları iki ciltlik çalışmalarının ilk kısmı olan Anti-Oidipus (1972) Mayıs 68 atmosferi içerisinde siyasalın yeniden düşünüldüğü bir çalışma olarak öne çıkar. 1975’te yine Guattari ile birlikte kaleme aldıkları Kafka: Minör Bir Edebiyata Doğru çalışmalarının ardından toplam sekiz yıllık bir aradan sonra Kapitalizm ve Şizofreni çalışmalarının ikinci kısmı olan Bin Yayla'yı (1980) yayımlamışlardır. Bin Yayla’nın, Anti-Oidipus’ta çok temel önem arz eden bazı kavramlara neredeyse hiç değinmeden yeni problematikler, yeni sorular ve yeni kavramlar gündeme getirerek, kavramların durağan ve kopuk bir düzen arz ettiği kapalı bir sistemden ziyade farklı soruların ve bu soruların başlangıç, bitiş ve kesişme noktalarının durmadan yeniden tasarlandığı, bir bakıma tam da mevzubahis çalışmanın altını çizmeye çalıştığı şekliyle, “rizomatik” bir yazma ve düşünme şeklini hayata geçirdiği söylenebilir.
80'li yıllarda Francis Bacon’un resimlerini değerlendirdiği Francis Bacon: Duyumsamanın Mantığı’nı (1981), iki ciltten oluşan sinema çalışması Hareket-İmaj (1983) ve Zaman-İmaj’ı (1985) ve Leibniz monografı Kıvrım: Leibniz ve Barok (1988) çalışmalarını yayımlamıştır. Yine bu dönemde kaybettiği arkadaşı Foucault’nun ilerleme ve kırılmalarıyla düşünsel güzergahını inceleyip zaman zaman yeniden formüle edeceği Foucault (1986) monografını yayımlamıştır. Deleuze, Foucault’nun ölümünün ardından verdiği çeşitli röportajlarda Foucault’nun çalışmalarının ne denli ufuk açıcı olduğunu vurgulamış ve bir röportajında Foucault’ya onun kendisine duyduğu ihtiyaçtan çok daha fazla ihtiyaç duyduğunu ifade ederek Foucault’nun çalışmalarına duyduğu ilgi ve hayranlığı mütevazı bir şekilde dile getirmiştir.
1991’de Guattari ile son ortak çalışmaları olan Felsefe Nedir?’in (1991) yayımlamışlar ve bu yayından bir yıl sonra Guattari yaşamını yitirmiştir. Bu yıllarda Deleuze’ün akciğer rahatsızlığı da ağır ve çalışmalarını engelleyecek bir şekilde seyretmeye başlamış ve çoğunlukla edebi metinler üzerine değerlendirmelerinden oluşan Kritik ve Klinik (1993) kitabının yayımlanmasından iki yıl sonra Deleuze, 4 Kasım 1995’te evinde intihar ederek yaşamına son vermiştir.
Deleuze ölümünden kısa bir süre önce Claire Parnet ile birlikte Arte Channel için alfabe formatında kaydettikleri uzun bir söyleşi yapmış ve İçkinlik: Bir Hayat başlıklı kısa bir yazı yayımlamıştır. Yaşamının son yıllarında Deleuze’ün Marx’ın İhtişamı başlıklı bir Marx monografı üzerine çalıştığı bilinmektedir.
Deleuze’ün ölümünün ardından çağdaşları Deleuze’ün felsefe tarihini yorumlayışının ve kendi felsefesinin özgünlüğünü vurgulayan yas yazıları kaleme almışlardır. Bu yazılar arasında kuşkusuz en dikkat çekenlerden biri Jacques Derrida’nın Deleuze’ün çalışmalarıyla kendi çalışmaları arasında jestlerdeki aşikar uzaklığa rağmen tezlerde önemli bir yakınlık gözlemlediğini ve Deleuze’ün ardında tamamıyla kendisine özgü ve mukayeseye gelmeyen biz iz bıraktığını ifade ettiği 7 Kasım 1995’te Libération’da yayımlanan yas yazısıdır.
Yaşamıyor, sadece yaşamın bir biçimini sürdürüyoruz. Biz sadece ölümden nasıl korunacağımızı düşünebiliyoruz ve yaşamımızın tümü bir ölüm tapısı.
Bir insana âşık olmak onu kalabalığın içinden çekip çıkarmak, çokluğun içinde tek kılmak ve sonra aynı hızla teklik içindeki çokluğu keşfetmektir.
Nerede zayıflar yendiyse, nerede güçlüler mikrop kaptıysa,nerede hâlâ köle olan köle artık efendi olmayan efendiye galip geldiyse,yasanın ve erdemin hükümdarlığıdır orası.
Aşık olmak, taşıdığı ya da yaydığı göstergelerle birisini bireyselleştirmektir.
Gilles Deleuze
Sayfa 15 - e-kitap yayınevi
Karşılık beklemeden vermekte ve asla bir şey almamakta inatla diretiyorsunuz! Evrensel değiş tokuş yasasına uymadan yaşayamazsınız...
362 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Delleuze'nin Spinoza Üzerine On Bir Ders adlı kitabı, hem felsefeye yeni başlayanlar için hem onu merak edenler için hem de aşk mefhumunun, duygu ve duygu durum mefhumunu anlamak için bulunmaz hint kumaşı cinsinden bir kitaptır. Aşık olduğumuz kişide aşk uyandırabilir miyiz? Aşkın gerçek bir diyalektiği var mıdır? Duygunun kendisi bir fikir midir, duygu ve duygu durum arasında ne tür bir fark vardır? Duygusal yaklaşmak ile mantıksal yaklaşmak mümkün müdür? Tüm bu soruların yanıtlarını gündelik felsefi bir izahla Spinozayi rehber edinip anlatır Delleuze. Eğer okunması zor geliyorsa lütfen kavramları küçük bir deftere yazın dikkatli okuyun, ilişki kurun ve her şeyden önemlisi Spinoza'nin ritmini yakalamaya çalışın. Tıpkı bir ezgi gibi.
194 syf.
·Puan vermedi
Felsefe nedir?
Sanat bilim veya felsefe kavram yaratmak zorundadır. Sanat sonsuz duygu ve algının içinden bir veya birkaçını dondurup zamana karşı galip kılar, bilim yeni mantıksal örüntüler oluşturmanızı sağlar ve felsefe asla sonuç odaklı önerme üretmekten ibaret değildir. Felsefe sanattan da bilimden de beslenir. Felsefenin özüne dair bir kitap. Insanların formlarla değil kavramlarla düşündüğü ilk yillardan, Miletoslu Thales'ten bugüne uzanan Spinoza ve Kant'a gelince uzun bir mola veren, Müzik, resim, edebiyat ve bilimi uzlastirabilen bir bakış açısı. Kısacası farklı bakabilen ve farklı düşünen bir kitap... Felsefi olan ve olmayanı ayiran düşünme bicemlerinize meydan okuyan bir eser. Yalnız ve huzurlu bir günde daha derine inme ihtiyacı hissedildiği zamanlarda tavsiye olunur...
176 syf.
·1 günde·9/10
" Figür , Tanrı'nın et kemiğe bürünmesi." Bir yere konmakta olan bir kuş yapmak " istemiştim fakat çizgiler birdenbire bir nevi bağımsızlık kazandı ..Daha resim başlamadan herşey , ressamın kendisi de zaten Tuvalin üzerindedir"....

Her yazılanı okuduğunuzda resimlere olan bakış açınız çok değişiyor .Renklerin savaşı , haykıran ruhlar ve elin kendini özgür bıraktığı bir alan ..Bir filozofun bir ressamı incelediği bir kitap . Okunması gereken bir kitap..
218 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Öncelikle bu kitabın yazarı olan Deleuze-Guattari ikilisinden sözetmek istiyorum. Deleuze ve Guattari bir araya gelmeden önce kendi başlarına ortaya koymuş oldukları çok önemli eserleri vardır. Bu ikilinin beraber yazmış oldukları ilk kitapları anti-oedipe dır.
Bir yandan bağımsız çalışmalarını sürdüren Deleuze ve Guattari, bir yandan da ortak ürünler kaleme alıp Kapitalizm ve Şizofreni projesini genişleterek Kafka, Köksap, Bin Yayla gibi düşünce tarihi açısından büyük önem taşıyan son derece aykırı kitaplar yayımladılar. En son kitapları ise incelemesini yaptığımız felsefe nedir? Eseridir.

İsmine baktığımız zaman felsefenin tanımının yapıldığı, derlemelerden oluşan bir felsefe tarihi kitabiymis gibi algılanabilir. Açıkçası okumaya baslamadan once bende bende öyle düşündüm. Amacim Felsefenin tanimi ile ilgili kavram haritami zenginlestirmekti. Okumaya basladiktan sonra dusundugum gibi bir kitap olmadiginin farkina vardim. Deleuze ve Guattari felsefede yer alan kavramlardan hareketle yeni bir felsefi bakış açısı ortaya koymuşlar adeta. Bu kitap bir felsefe tarhi kitabı değil. Bu kitap olaylara yeni felsefi bakış acisi kazandıran bir eser. Deleuze ve Guattari ikilisi felsefenin tanimina adeta bambaska bir bakis getirmişler. Felsefeye getirmiş oldukları tanım klasik tanımların çok üstünde. Deleuze ve Guattari ikilisine gore felsefe bir edimdir, bir yaratma, kurma edimidir. Yarattığı, kurduğu şeylerse KAVRAMLARdır. Bu iki düşünür felsefenin tanımına yeni bir bakış açısı kazandırırken aynı zaman da sanat, bilim ile karşılaştırmasını da yapmaktadırlar. Felsefe, Sanat ve Bilim bağlamında bu disiplinler ile ilgili olan kavramları ele alıp incelemişlerdir. Felsefe, Bilim, Sanat karşılaştırması olarak ilerleyen kitap bu disiplinler ile ilgili olan kavramların tarihsel süreçteki değişimini de incelemişlerdir.

Felsefe okuması yapan kişilerin ilgisine çekeceğini düşündüğüm bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim efenim.
141 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Spinoza'nın eserlerinin size ne ifade ettigini açıklar mısınız? Başka bir deyişle, eger bu bir felsefeyse, ileri sürdügü şey nedir?
- Buna cevap vermek o kadar kolay degil. Birçok bölümde işlenen konuya baglı olarak, her şey alttan alta birbiriyle örtüşüyor olsa da, kitap farklı şeyler anlatıyor. Ama sanıyorum ki, Ethica daha çok Spinoza'nın kendini özgür bir insan yapma çabasını anlatmaktadır - felsefesine göre mümkün olan ölçüde özgür, ne demek istedigimi anlıyorsanız - ve bunu da, düşüncesinde en uzaga giderek ve bütün parçaları birbirine baglayarak gerçekleştiriyor; eger efendimiz bu saçmalıklanmı bagışlarsa.
- Sorunu ele almak için hiç de kötü bir yöntem degil. Eserden yola çıkmak yerine insandan yola çıkmak. Ama. . .

Bir başkaldırı , yasama itiraz , ahlak ve be hayat üzerine Spinoza
141 syf.
·5 günde·9/10
"Spinoza. Pratik Felsefe" Spinoza düşüncesine giriş maksadıyla yazılmış bir kitap değil yalnızca. Deleuze'ün kendine özgü 'bağlantılar' felsefesini tanımak -yalnızca Spinoza'nın Nietzsche'deki etkileri üzerine değil, Nietzsche'nin felsefesinin de Deleuze'de bıraktığı izleri gözlemlemek- açısından öyle denebilirse bir Deleuze'e giriş kitabı da bu. Kitabın ilk 50 sayfasından sonra yalnızca bir kavram sözlüğü var ve bu kısım Deleuze'ün "Spinoza dersleri"ni daha iyi yorumlayabilmek için özellikle önem taşıyor. Ulus Baker tarafından Türkçe'ye çevrilen benim de maalesef yarım bıraktığım derslere (11 Ders, 11 Tez) tekrar başlamayı düşünenler, bu girişi özellikle de sözlüğü en az bir kez okumalılar.
208 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Deleuze, kitapta Leibniz'in felsefesini objektif bir bakış açısıyla dillendiriyor. Deleuze, Leibniz'in barok filozof olarak portresini bize sunuyor adeta. Deleuze, Leibniz'i sonsuza giden kıvrımın filozofu olarak bize sunmaktadır.

Kitabı okumaya başlamadan önce Leibniz felsefesi hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak gerekiyor. Yoksa kitap okunurken bir çok yer elden kaçabiliyor.

Kitapta Deleuze' un açıkladığı üzere kıvrım her yerdedir bedende, ruhta, sanatta, mimarlıkta...vb. Sonsuz kıvrım her yerde ve herseydedir.
175 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Deleuze, Marcel Proust'un şaheseri "Kayıp Zamanın İzinde"yi göstergebilim yöntemiyle harika bir şekilde kavramış ve yorumlamış. Romanı, çok kapsamlı, derinlikli ve bambaşka bir bakış açısıyla geniş olarak yer verdiği örneklerle inceliyor. Deleuze kitabının en başında, Kayıp Zamanı arayışın "gerçeği arayış" olarak niteleyip romandaki göstergeleri analiz ederek yazar için bir çıraklık dönemi olarak görerek en son sanatın kendi kendini üreten makinesine varıyor. Tek okumada kavraması kolay değil ancak Deleuze'in çarpıcı gözlemleri üzerinde durup uzun uzun düşünmeye ve tekrar kitabı okumaya değer.
94 syf.
·Puan vermedi
Ahlak yasasında istenci belirleyen aklın kendisidir.Öyleyse üstünü arzulama yeteneğine denk düşen aklın bir ilgisi bulunur;bu,ne ampirik ilgiyle,ne spekülatif ilgiyle kaynaşmayan pratik ilgidir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gilles Deleuze
Unvan:
Filozof
Doğum:
Paris, Fransa, 18 Ocak 1925
Ölüm:
Paris, Fransa, 4 Kasım 1995
Gilles Deleuze, 18 Ocak 1925 - 4 Kasım 1995) yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bir filozoftur. Kendi özgün düşüncesini oluştururken Spinoza, Leibniz, Hume, Kant, Nietzsche, Bergson ve Foucault üzerine monograflar yayımlamış, bu filozofların geleneksel felsefe tarihi izleğindeki konumlarına ve bu izlek dahilinde yorumlanma biçimlerine radikal eleştiriler getirmiştir. Çalışmalarında güzel sanatlar, edebiyat, matematik ve doğa bilimleri arasında çapraz geçişlerle bu farklı alanları birbirine indirgemeksizin yeni bir düşünme tarzının önünü açmıştır. Gerek kişisel çalışmalarında gerek 1969’da tanışıp uzun süre beraber çalıştığı psikanalist Félix Guattari ile birlikte rizom, çokluk, fark, olay, oluş, savaş-makinası, organsız beden, içkinlik, virtüel/aktüel, minör edebiyat, duygulam, göçebebilim gibi kavramlarla yirminci yüzyıl kıta felsefesi içerisinde yaygın düşünce hatlarının dışında özgün bir siyaset felsefesi ve etik ortaya koymuştur. Üstünde durduğu fark metafiziğinin felsefe tarihinin süregelen varsayımlarıyla olan ilişkisini tartıştığı Fark ve Yineleme (1968) ile anlamın ortaya çıkışını, biçimlerini ve yapısını incelediği Anlamın Mantığı (1969) yayımlandıkları dönemde ciddi bir yankı uyandırmış ve Michel Foucault, Anlamın Mantığı kitabını değerlendirdiği bir yazısında yirminci yüzyılın birgün Deleuzecü bir yüzyıl olarak anılacağını ifade etmiştir (Deleuze bir röportajında bu yakıştırmayı Foucault’nun kimilerini gülümsetmek kimilerini de kızdırmak amacıyla yaptığı ince bir espri olarak değerlendirecektir). Félix Guattari ile birlikte kaleme aldıkları çalışmalardan Anti-Oidipus (1972) ve Bin Yayla (1980) başlıklarıyla iki cilt halinde yayımladıkları Kapitalizm ve Şizofreni, psikanaliz, ekonomi, linguistik, antropoloji, ontoloji, etoloji, siyaset felsefesi, metalürji gibi çok geniş bir yelpazeye yayılan argümanları ve referanslarıyla yirminci yüzyılın en önemli çalışmaları arasında sayılabilir.

Hayatı

Deleuze, 1925 yılında orta sınıf muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak Paris’te dünyaya gelmiştir. Paris’te bir devlet okulunda başladığı eğitimine Almanların Fransa işgali üzerine Normandiya’da devam etmiş, işgal sona erdikten sonra seyehat etmek için bile olsa artık pek ayrılmayacağı Paris’e yeniden dönerek hayatı boyunca çalışmalarını burada sürdürmüştür. Söz konusu işgal sırasında Deleuze’ün erkek kardeşi çeşitli muhalif faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle Nazilerce tutuklanmış ve daha sonra Auschwitz’e gönderilirken trende yaşamını yitirmiştir.
Deleuze, 1944 yılında Sorbonne’da üniversite öğrenimine başlamış, burada önde gelen felsefe tarihi profesörleri Jean Hyppolite, Georges Canguilhem, Ferdinand Alquié ve Maurice de Gandillac’ın öğrencisi olmuş ve hocalarından çalışmalarının ilk ilhamlarını almıştır. Deleuze bir röportajında öğrencilik yıllarından bahsederken akademi dışından bir figür olarak Sartre’ın düşüncelerinin de bu dönemde boğucu bir biçimde Husserl ve Heidegger’in düşünceleri etrafında dönen Fransız akademisi içinde ferah bir nefes gibi geldiğini belirtir. 1948 yılında agrégation derecesini aldıktan sonra 1956 yılına kadar uzun bir dönem çeşitli liselerde öğretmenlik yapmıştır. Bir çevirmen olan eşi Denise Paul “Fanny” Grandjouan ile 1956 yılında evlenmiştir. Lisede öğretmenlik yaptığı bu dönemde Hume’un amprizmine yoğunlaştığı Ampirizm ve Öznellik (1953) kitabını yayımlamıştır.
1957 yılında Sorbonne’da ders vermeye başlamış ve on iki yıl boyunca Paris’te değişik eğtim kurumlarında çalışmıştır. Üniversitelerde ders verdiği bu dönemde yayınlarına Nietszche çalışmalarına yeni bir soluk getirecek olan Nietzsche ve Felsefe (1962) ve kısa aralarla Kant’ın Eleştirel Felsefesi (1963), Proust ve Göstergeler (1964) ve Bergsonculuk (1966) ile devam etmiştir. 1968 yılında doktora derecesi için tamamladığı iki tez çalışmasını, Fark ve Yineleme (1968) ile Spinoza ve İfade Problemi (1968) kitaplarını yayımlamıştır. Deleuze’ün uzun yıllar sürecek olan akciğerleriyle alakalı rahatsızlığının başlangıcı da bu döneme rastlar.
Deleuze 1969 yılında bir eğitim reformunun denendiği dönemde Vincennes’te bulunan Paris VIII’de kalıcı olarak öğretim görevlisi pozisyonunda çalışmaya başlamıştır. Burada daha önceden tanıdığı Michel Foucault ile arkadaşlığı perçinlenecek ve Félix Guattari ile tanışacaktır. Deleuze 1987 yılında emekli olana kadar bu üniversitede çeşiti dersler ve seminerler vermiştir. Burada verdiği derslerin bir bölümü Richard Pinhas ve bazı diğer öğrencilerinin inisiyatifiyle kaydedilmiş, yazıya dökülmüş ve internet üzerinden paylaşıma açılmıştır.
Deleuze Paris VIII’de çalışmaya başladığı yıl Anlamın Mantığı (1969) isimli çalışmasını yayımlamıştır. Félix Guattari’yle uzun yıllar sürecek olan beraber çalışmaları da bu kitabın yayımlanması sonrasına rastlamış ve ortak çalışmalarının ilk ürünü üç yıl sonra yayımlanacak olan Anti-Oedipus (1972) olmuştur. Deleuze daha sonra Anlamın Mantığı’nın İtalyanca baskısı için kaleme aldığı sunuş yazısında bu kitabının kendisi için bir dönüm noktası teşkil ettiğini ifade ederken kimi psikanalitik kavramları yeterince eleştirel ele almadığını dile getirecek ve bu noktada Anti-Oidipus’ta ortaya koyacakları yeni kavramlarda Félix Guattari’nin dönüştürücü etkisinin altını çizecektir.
Kapitalizm ve Şizofreni başlığı altında topladıkları iki ciltlik çalışmalarının ilk kısmı olan Anti-Oidipus (1972) Mayıs 68 atmosferi içerisinde siyasalın yeniden düşünüldüğü bir çalışma olarak öne çıkar. 1975’te yine Guattari ile birlikte kaleme aldıkları Kafka: Minör Bir Edebiyata Doğru çalışmalarının ardından toplam sekiz yıllık bir aradan sonra Kapitalizm ve Şizofreni çalışmalarının ikinci kısmı olan Bin Yayla'yı (1980) yayımlamışlardır. Bin Yayla’nın, Anti-Oidipus’ta çok temel önem arz eden bazı kavramlara neredeyse hiç değinmeden yeni problematikler, yeni sorular ve yeni kavramlar gündeme getirerek, kavramların durağan ve kopuk bir düzen arz ettiği kapalı bir sistemden ziyade farklı soruların ve bu soruların başlangıç, bitiş ve kesişme noktalarının durmadan yeniden tasarlandığı, bir bakıma tam da mevzubahis çalışmanın altını çizmeye çalıştığı şekliyle, “rizomatik” bir yazma ve düşünme şeklini hayata geçirdiği söylenebilir.
80'li yıllarda Francis Bacon’un resimlerini değerlendirdiği Francis Bacon: Duyumsamanın Mantığı’nı (1981), iki ciltten oluşan sinema çalışması Hareket-İmaj (1983) ve Zaman-İmaj’ı (1985) ve Leibniz monografı Kıvrım: Leibniz ve Barok (1988) çalışmalarını yayımlamıştır. Yine bu dönemde kaybettiği arkadaşı Foucault’nun ilerleme ve kırılmalarıyla düşünsel güzergahını inceleyip zaman zaman yeniden formüle edeceği Foucault (1986) monografını yayımlamıştır. Deleuze, Foucault’nun ölümünün ardından verdiği çeşitli röportajlarda Foucault’nun çalışmalarının ne denli ufuk açıcı olduğunu vurgulamış ve bir röportajında Foucault’ya onun kendisine duyduğu ihtiyaçtan çok daha fazla ihtiyaç duyduğunu ifade ederek Foucault’nun çalışmalarına duyduğu ilgi ve hayranlığı mütevazı bir şekilde dile getirmiştir.
1991’de Guattari ile son ortak çalışmaları olan Felsefe Nedir?’in (1991) yayımlamışlar ve bu yayından bir yıl sonra Guattari yaşamını yitirmiştir. Bu yıllarda Deleuze’ün akciğer rahatsızlığı da ağır ve çalışmalarını engelleyecek bir şekilde seyretmeye başlamış ve çoğunlukla edebi metinler üzerine değerlendirmelerinden oluşan Kritik ve Klinik (1993) kitabının yayımlanmasından iki yıl sonra Deleuze, 4 Kasım 1995’te evinde intihar ederek yaşamına son vermiştir.
Deleuze ölümünden kısa bir süre önce Claire Parnet ile birlikte Arte Channel için alfabe formatında kaydettikleri uzun bir söyleşi yapmış ve İçkinlik: Bir Hayat başlıklı kısa bir yazı yayımlamıştır. Yaşamının son yıllarında Deleuze’ün Marx’ın İhtişamı başlıklı bir Marx monografı üzerine çalıştığı bilinmektedir.
Deleuze’ün ölümünün ardından çağdaşları Deleuze’ün felsefe tarihini yorumlayışının ve kendi felsefesinin özgünlüğünü vurgulayan yas yazıları kaleme almışlardır. Bu yazılar arasında kuşkusuz en dikkat çekenlerden biri Jacques Derrida’nın Deleuze’ün çalışmalarıyla kendi çalışmaları arasında jestlerdeki aşikar uzaklığa rağmen tezlerde önemli bir yakınlık gözlemlediğini ve Deleuze’ün ardında tamamıyla kendisine özgü ve mukayeseye gelmeyen biz iz bıraktığını ifade ettiği 7 Kasım 1995’te Libération’da yayımlanan yas yazısıdır.

Yazar istatistikleri

  • 108 okur beğendi.
  • 290 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 627 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları