Giovanni Boccaccio

Giovanni Boccaccio

Yazar
7.8/10
67 Kişi
·
182
Okunma
·
37
Beğeni
·
2379
Gösterim
Adı:
Giovanni Boccaccio
Unvan:
İtalyan Dilinde Düzyazının Temelini Atan Yazardır.
Doğum:
İtalya, 1313
Ölüm:
İtalya, 1375
Giovanni Boccaccio (1313-1375) İtalyan dilinde düzyazının temelini atan yazardır. Yazı dili olarak Latincenin kullanıldığı on dördüncü yüzyıl İtalya’sında Boccaccio başyapıtı “Decameron”u halk ağzıyla (İtalyanca) yazmış bu kitabında hem bir çağın günlük yaşama biçiminden gerçekçi gözlemler aktarmış hem de İtalyan dilinin daha sonraki gelişme aşamalarına kaynak oluşturacak bir düzyazı düzeni kurmuştur.
1313’te doğan Boccaccio Certaldo ya da (daha büyük bir olasılıkla) Floransa’da dünyaya geldi. Certaldo’lu küçük toprak sahibi Boccaccio di Chellino'nun (Boccaccio diye de anılır) evlilik dışı çocuğudur. Anasının kimliği konusunda bilgi yoktur. Certaldo’dan Floransa’ya göç eden burada bankacı Bardi ailesinin yanında çalışan Boccaccio 1319 dolaylarında Margherita de’ Mardoli ile evlenmeden önce oğlunu tanımıştır. Baba evinde büyüyen özel dersler alan Boccaccio 1325 yılında babasıyla birlikte Napoli’ye gitti (kimi araştırmacılara göre de ticaret ve bankacılık öğrenmesi için Napoli’ye gönderildi). O yıllarda İtalya’nın en önemli merkezlerinden olan Napoli’de geçirdiği yıllar boyunca hem Akdeniz’in değişik yörelerinden bu kente gelen denizcilerle tacirlerle korsanlarla hem de kentin soylu çevreleriyle ilişkiler kurdu. Ailesinin kentsoylu olmasına karşın oldukça köklü bir kültür birikimine sahip soyluların gününü gün etme anlayışına dayalı yaşama biçimine ayak uydurmaya çalıştı. İçine girdiği yeni ortam şiire ilgi duymasına yol açtı. Kendi deyişiyle “büyük bir açlıkla şiir kitapları bulup okumaya” başladı. Bir yandan yaşama sevincinin bilincine varırken bir yandan da toplumsal değerlere toplu yaşayış biçiminin çeşitli yönlerine büyük ilgi duydu. Bu yıllar boyunca gelişen yazı yazma tutkusu oğlunun da ticaretle uğraşmasını tasarlayan baba Boccaccio’nun bu isteğini çok geçmeden geçersiz kıldı. Boccaccio saray çevresinde tanıştığı kişilerden astronomik hukuk edebiyat bilgileri edindi. Grekçe öğrendi. Petrarca’nın yapıtlarını tanıdı.

Boccaccio’nun ilk yapıtlarının esin kaynağı Fiametta (Küçük Alev) adını yakıştırdığı sevgilisidir. Boccaccio Fiammetta’yı 1336 yılında Napoli’nin San Lorenzo kilisesinde tanır. Soylu ve evli bir kadın olan Fiammetta’yı sever. “Caccia di Diana”“Filostrato” “Teseida” gibi şiirleri kimliğini arayan bir yazarın güçlü bir sevginin yönlendirdiği denemeleridir. Fiammetta’nın isteği üzerine yazdığı ve bugün eleştirmenlerin küçük bir başyapıt olarak değerlendirdikleri “Filocolo” eski bir Fransız romanı olan “Floire et Blanchefleur’den yola çıkar. Klasik dünya ile hümanizmayı birleştiren çeşitli motifler içeren bu anlatı yazarın özyaşamından da esintiler taşıyan gerçekçi ve duygusal dokuz bölümlük “Filastato” ise Troya Savaşı sırasında geçen bir sevda şiiridir.
Fiammetta aralarındaki ilişkiye son verince duyduğu üzüntüyü Decameron’un önsözünde vurgulayan Boccaccio dostlarının desteğiyle kendini toparlar. Duygusal sarsıntıya çok geçmeden geçim sıkıntısı da eklenir. İşleri bozulduğu için daha önce Floransa’ya dönmüş olan Boccaccio oğlunu da Floransa’ya çağırınca Boccaccio 1349 dolaylarında Floransa’ya döner. Burada karısı ve öbür çocukları ölmüş olan ama bir süre sonra yeniden evlenecek olan babasıyla birlikte yaşar. Siyasal çalkantıların yaşandığı ticaretin büyük önem taşıdığı Floransa’ya ayak uydurmada zorlanır. Dante şiirinin egemen olduğusiyasal akımların edebiyatı da etkilediği bir kültür ortamında Boccaccio’nun politikaya ve ahlaka sırt çeviren yazılarının ilgi görmesi kolay olmaz. Dante’nin ve Petrarca’nın şiiriyle yarış edemeyeceğini anlayınca şiiri bırakır. Napoli’de başladığı birçok yapıtını burada bitirir. Bu arada sevgilisiyle arasının açılmasını anlatan ve ilk ruhbilimsel roman örneği sayılan “Elegia di madonna Fiammetta”yı tamamlar. Geçim sıkıntısı Boccaccio’yu devlet kapısında görev almak zorunda bırakır (1345). Görevli olarak Avignon’a Roma’ya gider. Daha iyi bir iş bulabilmek amacıyal iki kez Nopoli’ye döner.
1348’de Avrupa’da büyük bir veba salgını olur. Salgın boyunca tanık olduğu olaylardan etkilenen Boccaccio 1348’de başlayıp bitirdiği “Decameron”da salgın günlerinin Floransa’sını ele alır. “Decameron” biçimsel yönleriyle “ortaçağ” temalarına bağlı kalsa da hümanizmanın tohumlarını taşıyan bir kültürün habercisidir. Bu özelliğiyle Petrarca’ya yaklaşır. Boccaccio’nun 1350’de tanıştığı Petrarca ile dostluğu Petrarca’nın ölümüne dek (1374) sürer. Dönemin bu iki büyük yazarı görüş alış verişi kitap değiş tokuşu yaparlar sürekli olarak. Boccaccio’nun yaşlılığın eşiğine ulaştığında bir din adamının artık öbür dünyaya hazırlanması halk ağzıyla yazmaktan vazgeçmesi gerektiği söylendiğinde girdiği bunalımı atlatmasında da Petrarca yardımcı olur. Petrarca halk ağzıyla yazdığı yapıtlarını yok etmeye kalkışan Boccaccio’yu engeller edebiyatın da Tanrı’ya hizmet anlamına geldiğine inandırır onu Boccaccio olaydan sonra hep Latince yapıtlar verir.
Decameron’un ardından Boccaccio’nun yaratıcılığı bir iniş eğrisi çizer. Yaşamı olduğu gibi kabullenen iç dünyası da kırgınlıkların sıkıntıların ağır bastığı bir kötümserliğe yönelir. Yaklaşan yaşlılığın eşiğinde kendini Latin klasiklerini incelemeye filoloji çalışmalarına ahlaksal dinsel spekülasyonlara verir. Bir yanda da Dante’nin yapıtlarını değerlendirir. “Tanrısal Komedya’yı yorumladığı (yarım kalmış) “Commento alla Commedia”da (1373-1374) ise İtalyan dilinin temel taşı saydığı Dante şiirine Sevgisinin son örneğini verir. 21 Aralık 1375’te Certaldo’daki evinde ölür.
Gerçeği ortaya çıkarttıklarını, hakkın ve Tanrı’nın temsilcisi olduklarını öne süren yargıçlar, işkenceyle insanları konuşturunca haksızlığın, iblisin temsilcileri olmuyorlar mıydı?
Giovanni Boccaccio
Sayfa 288 - Oğlak Yayıncılık
"Bana göre iyilikbilirlik erdemlerin en yücesi, iyilikbilmezlik ise kusurların en büyüğü."
Giovanni Boccaccio
Sayfa 20 - Oğlak Yayınları
743 syf.
Çok okuru yokmuş sanılsa da Giovanni Boccaccio'nun ünlü Decameron hikayelerini bilmeyen azdır sanırım.
Kitaplığınızda bulunması gereken , zevkle okuyacağınız bir eser.
743 syf.
·Beğendi·10/10
Boccaccio tarafından 1348-1351 yılları arasında kaleme alınan Decameron, bir çok açıdan önemli bir eserdir. İlkin, o zamana kadar aristokrat kesime hitap eden ve Latince kaleme alınan eserlerle dolu İtalyan yazınında İlahi Komedya ile beraber halk dili olan İtalyanca ile yazılan ilk eserlerdendir. Boccaccio, veba salgını döneminde yazılan eserin amacının "yaşamın unutulan güzelliklerini" hatırlatmak olduğunu söyler. Ayrıca eser dönemsel bir değişimin de işaretidir. Sadece dini konulara, ahlaki değerlere gönderme yapan eserlerin ciddiye alındığı bir dönemde, bireylerin gerçek yaşamlarını ve değerlerini aktarmıştır. Zaten eserde geçen öykülerin bir çoğu İtalyan halk öyküleridir. Bilindiği üzere yıllar sonra gerçekleşecek olan Rönesans'ın sanattaki yansıması da din merkezli evren anlayışından insan merkezli bir anlayışa geçiştir.

Eserde din adamlarının iki yüzlülükleri, kahramanlık hikayelerinin yanı sıra erotik hikayeler de yer alır. Zaten eserin bu kadar eleştirilmesinin sebebi de içerisinde barındırdığı, halkın süzgecinden geçmiş, oldukça gerçekçi ancak yer yer yaralayıcı erotik hikayelerdir. Bu yönde bir gerçekliği kaldıramayan ya da cinsellikten utanan arkadaşların kitaptan uzak durmasını tavsiye ediyorum. Zira edebiyat tarihini kendi ahlaki kıstaslarımızla değerlendirdiğimizde Binbir Gece Masalları'ndan tutun, Tolstoy'un birçok eserine varana değin koca bir külliyatı yok saymamız gerekiyor.

Son olarak eser birçok çevirmen tarafından Türkçe'ye yarım yamalak çevrilmiş, bazıları çevirdikleri eseri aşağılamaktan geri durmamışlar. Neyse ki, Oğlak Yayınları tarafından tam metin, utanılmadan, çevrilmiş. Bu çeviriden okumanızı, okuduktan sonra Pasolini'nin eserdeki 10 öyküyü sinemaya taşıdığı Il Decameron filmine de bakmanızı tavsiye ediyorum.
960 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ba-yıl-dım! Tek kelimeyle harikaydı. Daha iyi açıklayabilmek adına; Binbir Gece Masalları ile La Fontaine'in Masallar'ını karıştırın, bazı öykülere biraz da müstehcenlik ekleyin. Muhteşem karışımınız 100 güne 100 öykü şeklinde ellerinizde. (Bu arada bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına, Boccaccio'nun La Fontaine'den değil La Fontaine'in bu öykülerden etkilendiğini belirtmek isterim.) Birbirinden güzel, didaktik ve eğlenceli öykülerden oluşan bu iki ciltlik kitabı tahminimden çok daha hızlı ve keyifle okudum. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğuna da can-ı yürekten inanıyorum. İyi ki #dünyaedebiyatıokuyoruz etkinliğimize İtalyan Edebiyatı'nı dahil etmişiz. Yıldızlı tavsiyemdir. =)
743 syf.
·Beğendi·10/10
aman Allahim insan oglu nelere qadirmis??? hec din mensublari rahib ve kesisler de onlardan geri qalmir.... bu kitabdaki bir-birinden maraqli ehvalatlar adami dusunmeye vadar edir...
960 syf.
·7 günde·Puan vermedi
14. Yüzyıl İtalya'sında çıkan veba salgınından kaçarak, şehir dışında güzel günler geçirmeyi amaçlayan 7 kadın, 3 erkekden oluşan 10 kişilik genç bir topluluk, hergün aralarında bir kişiyi yönetici seçer ve o günü onun istekleri doğrultusunda en iyi şekilde geçirirler. Hergün güzel yemekler yiyip, kırsalda yürüyüşlere çıkar, müzikler dinleyip, şarkı ve şiirler söyler, dansederler ve nihayetinde 10 gün boyunca her biri birer hikaye anlatır. Bu hikayeler genellikle dönemin yozlaşmış din adamlarının şehvet düşkünlüğü, para ve mal hırsı ve bu kişilerin toplumda afişe edilerek gülünç duruma düşürülmesi, kahramanlık hikayeleri, aşk, tutku üzerine hikayeler, budala kişilerden istifade edilen gülünç hikayeler, soyluluk, cömertlik, cimrilik üzerine hikayelerden oluşur. Bocaccio'nun uslubu son derece akıcı ve gerçekçi, bir o kadar da müstehcendir. Ancak bu müstehcenlik fikrimce kesinlikle rahatsız edici değildir, cinsellikle ilgili kelime ve fiilleri son derece ustalıkla, sevimli deyimlere dönüştürerek aktarmıştır. Kendi döneminde acımasız eleştirilere maruz kalmış, ilk birkaç günlük hikayelerinden sonra kitabında bizzat kendisini eleştirenlere yanıt vermiştir. Dante'den çok etkilenmiş ve Decameron'da da Dante'nin eserlerinde de bulunan ortak pek çok kişiye yer vermiştir. Ayrıca Decameron'daki pek çok öykü La Fontaine, Alfred de Musset gibi pek çok yazara ilham vermiş ve bu öğelere eserlerinde yer vermişlerdir. Ben Oğlak Klasiklerinden Rekin Teksoy'un sansürsüz tam metin çevirisini (960 sayfa) okudum. Tavsiye ederim.
Yason yayinciliktan degil oğlak yayinlarindan okuyorum. Sansürsüz bir anlatim var. Henuz kitabin baslarindayim ama anlatimdaki sürüklerlik beni fazlasiyla etkiledi. Zaten yazarindan da yapitin kalitesi anlaşılıyor. Ilerleyen gunlerde tekrar yazacağım. --1--
Şunu kesin bir dille söylüyorum; kesinlikle okuyun. Dünya edebiyatındaki ilk öykü kitabını, Boccaccio'nun başyapıtını, Orta Çağ Italyasini görün.
743 syf.
·Puan vermedi
Herkesin kitaplığında bulunması 'gerek'meyen bir yapıt.
Öncelikle bu öyküleri okumak için dönemin yapısı hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Bilgi sahibi olmak yetmez, irdelemek gerekir. Hümor'u yakalanmayacaksa eğer, bu kitabı okumanın da bir manası yoktur.
Tamam, Decameron Öyküleri edebiyat tarihi için başyapıt niteliği taşımaktadır ama neden? İçerdiği öykülerin sansasyonel olmasından mı? Hayır. Tamamen Floransa'nın Papa'nın yasaklarına karşı tavrı ve başkaldırısıdır. Dönemin koşullarında bu yapıtlar ancak Floransa'da yazılabilir ve sahnelenir. Çünkü İtalya'nın Floransa/Toskana hariç her noktası Papa'nın kontrolü altındadır.
Decameron Öyküleri bu yüzden önemlidir. Şartları bilmeden okumak, sıkıcı gelecektir. Biraz rönesans araştırılmalı öncesinde..

Yazarın biyografisi

Adı:
Giovanni Boccaccio
Unvan:
İtalyan Dilinde Düzyazının Temelini Atan Yazardır.
Doğum:
İtalya, 1313
Ölüm:
İtalya, 1375
Giovanni Boccaccio (1313-1375) İtalyan dilinde düzyazının temelini atan yazardır. Yazı dili olarak Latincenin kullanıldığı on dördüncü yüzyıl İtalya’sında Boccaccio başyapıtı “Decameron”u halk ağzıyla (İtalyanca) yazmış bu kitabında hem bir çağın günlük yaşama biçiminden gerçekçi gözlemler aktarmış hem de İtalyan dilinin daha sonraki gelişme aşamalarına kaynak oluşturacak bir düzyazı düzeni kurmuştur.
1313’te doğan Boccaccio Certaldo ya da (daha büyük bir olasılıkla) Floransa’da dünyaya geldi. Certaldo’lu küçük toprak sahibi Boccaccio di Chellino'nun (Boccaccio diye de anılır) evlilik dışı çocuğudur. Anasının kimliği konusunda bilgi yoktur. Certaldo’dan Floransa’ya göç eden burada bankacı Bardi ailesinin yanında çalışan Boccaccio 1319 dolaylarında Margherita de’ Mardoli ile evlenmeden önce oğlunu tanımıştır. Baba evinde büyüyen özel dersler alan Boccaccio 1325 yılında babasıyla birlikte Napoli’ye gitti (kimi araştırmacılara göre de ticaret ve bankacılık öğrenmesi için Napoli’ye gönderildi). O yıllarda İtalya’nın en önemli merkezlerinden olan Napoli’de geçirdiği yıllar boyunca hem Akdeniz’in değişik yörelerinden bu kente gelen denizcilerle tacirlerle korsanlarla hem de kentin soylu çevreleriyle ilişkiler kurdu. Ailesinin kentsoylu olmasına karşın oldukça köklü bir kültür birikimine sahip soyluların gününü gün etme anlayışına dayalı yaşama biçimine ayak uydurmaya çalıştı. İçine girdiği yeni ortam şiire ilgi duymasına yol açtı. Kendi deyişiyle “büyük bir açlıkla şiir kitapları bulup okumaya” başladı. Bir yandan yaşama sevincinin bilincine varırken bir yandan da toplumsal değerlere toplu yaşayış biçiminin çeşitli yönlerine büyük ilgi duydu. Bu yıllar boyunca gelişen yazı yazma tutkusu oğlunun da ticaretle uğraşmasını tasarlayan baba Boccaccio’nun bu isteğini çok geçmeden geçersiz kıldı. Boccaccio saray çevresinde tanıştığı kişilerden astronomik hukuk edebiyat bilgileri edindi. Grekçe öğrendi. Petrarca’nın yapıtlarını tanıdı.

Boccaccio’nun ilk yapıtlarının esin kaynağı Fiametta (Küçük Alev) adını yakıştırdığı sevgilisidir. Boccaccio Fiammetta’yı 1336 yılında Napoli’nin San Lorenzo kilisesinde tanır. Soylu ve evli bir kadın olan Fiammetta’yı sever. “Caccia di Diana”“Filostrato” “Teseida” gibi şiirleri kimliğini arayan bir yazarın güçlü bir sevginin yönlendirdiği denemeleridir. Fiammetta’nın isteği üzerine yazdığı ve bugün eleştirmenlerin küçük bir başyapıt olarak değerlendirdikleri “Filocolo” eski bir Fransız romanı olan “Floire et Blanchefleur’den yola çıkar. Klasik dünya ile hümanizmayı birleştiren çeşitli motifler içeren bu anlatı yazarın özyaşamından da esintiler taşıyan gerçekçi ve duygusal dokuz bölümlük “Filastato” ise Troya Savaşı sırasında geçen bir sevda şiiridir.
Fiammetta aralarındaki ilişkiye son verince duyduğu üzüntüyü Decameron’un önsözünde vurgulayan Boccaccio dostlarının desteğiyle kendini toparlar. Duygusal sarsıntıya çok geçmeden geçim sıkıntısı da eklenir. İşleri bozulduğu için daha önce Floransa’ya dönmüş olan Boccaccio oğlunu da Floransa’ya çağırınca Boccaccio 1349 dolaylarında Floransa’ya döner. Burada karısı ve öbür çocukları ölmüş olan ama bir süre sonra yeniden evlenecek olan babasıyla birlikte yaşar. Siyasal çalkantıların yaşandığı ticaretin büyük önem taşıdığı Floransa’ya ayak uydurmada zorlanır. Dante şiirinin egemen olduğusiyasal akımların edebiyatı da etkilediği bir kültür ortamında Boccaccio’nun politikaya ve ahlaka sırt çeviren yazılarının ilgi görmesi kolay olmaz. Dante’nin ve Petrarca’nın şiiriyle yarış edemeyeceğini anlayınca şiiri bırakır. Napoli’de başladığı birçok yapıtını burada bitirir. Bu arada sevgilisiyle arasının açılmasını anlatan ve ilk ruhbilimsel roman örneği sayılan “Elegia di madonna Fiammetta”yı tamamlar. Geçim sıkıntısı Boccaccio’yu devlet kapısında görev almak zorunda bırakır (1345). Görevli olarak Avignon’a Roma’ya gider. Daha iyi bir iş bulabilmek amacıyal iki kez Nopoli’ye döner.
1348’de Avrupa’da büyük bir veba salgını olur. Salgın boyunca tanık olduğu olaylardan etkilenen Boccaccio 1348’de başlayıp bitirdiği “Decameron”da salgın günlerinin Floransa’sını ele alır. “Decameron” biçimsel yönleriyle “ortaçağ” temalarına bağlı kalsa da hümanizmanın tohumlarını taşıyan bir kültürün habercisidir. Bu özelliğiyle Petrarca’ya yaklaşır. Boccaccio’nun 1350’de tanıştığı Petrarca ile dostluğu Petrarca’nın ölümüne dek (1374) sürer. Dönemin bu iki büyük yazarı görüş alış verişi kitap değiş tokuşu yaparlar sürekli olarak. Boccaccio’nun yaşlılığın eşiğine ulaştığında bir din adamının artık öbür dünyaya hazırlanması halk ağzıyla yazmaktan vazgeçmesi gerektiği söylendiğinde girdiği bunalımı atlatmasında da Petrarca yardımcı olur. Petrarca halk ağzıyla yazdığı yapıtlarını yok etmeye kalkışan Boccaccio’yu engeller edebiyatın da Tanrı’ya hizmet anlamına geldiğine inandırır onu Boccaccio olaydan sonra hep Latince yapıtlar verir.
Decameron’un ardından Boccaccio’nun yaratıcılığı bir iniş eğrisi çizer. Yaşamı olduğu gibi kabullenen iç dünyası da kırgınlıkların sıkıntıların ağır bastığı bir kötümserliğe yönelir. Yaklaşan yaşlılığın eşiğinde kendini Latin klasiklerini incelemeye filoloji çalışmalarına ahlaksal dinsel spekülasyonlara verir. Bir yanda da Dante’nin yapıtlarını değerlendirir. “Tanrısal Komedya’yı yorumladığı (yarım kalmış) “Commento alla Commedia”da (1373-1374) ise İtalyan dilinin temel taşı saydığı Dante şiirine Sevgisinin son örneğini verir. 21 Aralık 1375’te Certaldo’daki evinde ölür.

Yazar istatistikleri

  • 37 okur beğendi.
  • 182 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 250 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.