Giovanni Boccaccio

Giovanni Boccaccio

Yazar
8.1/10
191 Kişi
·
491
Okunma
·
77
Beğeni
·
3.403
Gösterim
Adı:
Giovanni Boccaccio
Unvan:
İtalyan Dilinde Düzyazının Temelini Atan Yazardır.
Doğum:
İtalya, 1313
Ölüm:
İtalya, 1375
Giovanni Boccaccio (1313-1375) İtalyan dilinde düzyazının temelini atan yazardır. Yazı dili olarak Latincenin kullanıldığı on dördüncü yüzyıl İtalya’sında Boccaccio başyapıtı “Decameron”u halk ağzıyla (İtalyanca) yazmış bu kitabında hem bir çağın günlük yaşama biçiminden gerçekçi gözlemler aktarmış hem de İtalyan dilinin daha sonraki gelişme aşamalarına kaynak oluşturacak bir düzyazı düzeni kurmuştur.
1313’te doğan Boccaccio Certaldo ya da (daha büyük bir olasılıkla) Floransa’da dünyaya geldi. Certaldo’lu küçük toprak sahibi Boccaccio di Chellino'nun (Boccaccio diye de anılır) evlilik dışı çocuğudur. Anasının kimliği konusunda bilgi yoktur. Certaldo’dan Floransa’ya göç eden burada bankacı Bardi ailesinin yanında çalışan Boccaccio 1319 dolaylarında Margherita de’ Mardoli ile evlenmeden önce oğlunu tanımıştır. Baba evinde büyüyen özel dersler alan Boccaccio 1325 yılında babasıyla birlikte Napoli’ye gitti (kimi araştırmacılara göre de ticaret ve bankacılık öğrenmesi için Napoli’ye gönderildi). O yıllarda İtalya’nın en önemli merkezlerinden olan Napoli’de geçirdiği yıllar boyunca hem Akdeniz’in değişik yörelerinden bu kente gelen denizcilerle tacirlerle korsanlarla hem de kentin soylu çevreleriyle ilişkiler kurdu. Ailesinin kentsoylu olmasına karşın oldukça köklü bir kültür birikimine sahip soyluların gününü gün etme anlayışına dayalı yaşama biçimine ayak uydurmaya çalıştı. İçine girdiği yeni ortam şiire ilgi duymasına yol açtı. Kendi deyişiyle “büyük bir açlıkla şiir kitapları bulup okumaya” başladı. Bir yandan yaşama sevincinin bilincine varırken bir yandan da toplumsal değerlere toplu yaşayış biçiminin çeşitli yönlerine büyük ilgi duydu. Bu yıllar boyunca gelişen yazı yazma tutkusu oğlunun da ticaretle uğraşmasını tasarlayan baba Boccaccio’nun bu isteğini çok geçmeden geçersiz kıldı. Boccaccio saray çevresinde tanıştığı kişilerden astronomik hukuk edebiyat bilgileri edindi. Grekçe öğrendi. Petrarca’nın yapıtlarını tanıdı.

Boccaccio’nun ilk yapıtlarının esin kaynağı Fiametta (Küçük Alev) adını yakıştırdığı sevgilisidir. Boccaccio Fiammetta’yı 1336 yılında Napoli’nin San Lorenzo kilisesinde tanır. Soylu ve evli bir kadın olan Fiammetta’yı sever. “Caccia di Diana”“Filostrato” “Teseida” gibi şiirleri kimliğini arayan bir yazarın güçlü bir sevginin yönlendirdiği denemeleridir. Fiammetta’nın isteği üzerine yazdığı ve bugün eleştirmenlerin küçük bir başyapıt olarak değerlendirdikleri “Filocolo” eski bir Fransız romanı olan “Floire et Blanchefleur’den yola çıkar. Klasik dünya ile hümanizmayı birleştiren çeşitli motifler içeren bu anlatı yazarın özyaşamından da esintiler taşıyan gerçekçi ve duygusal dokuz bölümlük “Filastato” ise Troya Savaşı sırasında geçen bir sevda şiiridir.
Fiammetta aralarındaki ilişkiye son verince duyduğu üzüntüyü Decameron’un önsözünde vurgulayan Boccaccio dostlarının desteğiyle kendini toparlar. Duygusal sarsıntıya çok geçmeden geçim sıkıntısı da eklenir. İşleri bozulduğu için daha önce Floransa’ya dönmüş olan Boccaccio oğlunu da Floransa’ya çağırınca Boccaccio 1349 dolaylarında Floransa’ya döner. Burada karısı ve öbür çocukları ölmüş olan ama bir süre sonra yeniden evlenecek olan babasıyla birlikte yaşar. Siyasal çalkantıların yaşandığı ticaretin büyük önem taşıdığı Floransa’ya ayak uydurmada zorlanır. Dante şiirinin egemen olduğusiyasal akımların edebiyatı da etkilediği bir kültür ortamında Boccaccio’nun politikaya ve ahlaka sırt çeviren yazılarının ilgi görmesi kolay olmaz. Dante’nin ve Petrarca’nın şiiriyle yarış edemeyeceğini anlayınca şiiri bırakır. Napoli’de başladığı birçok yapıtını burada bitirir. Bu arada sevgilisiyle arasının açılmasını anlatan ve ilk ruhbilimsel roman örneği sayılan “Elegia di madonna Fiammetta”yı tamamlar. Geçim sıkıntısı Boccaccio’yu devlet kapısında görev almak zorunda bırakır (1345). Görevli olarak Avignon’a Roma’ya gider. Daha iyi bir iş bulabilmek amacıyal iki kez Nopoli’ye döner.
1348’de Avrupa’da büyük bir veba salgını olur. Salgın boyunca tanık olduğu olaylardan etkilenen Boccaccio 1348’de başlayıp bitirdiği “Decameron”da salgın günlerinin Floransa’sını ele alır. “Decameron” biçimsel yönleriyle “ortaçağ” temalarına bağlı kalsa da hümanizmanın tohumlarını taşıyan bir kültürün habercisidir. Bu özelliğiyle Petrarca’ya yaklaşır. Boccaccio’nun 1350’de tanıştığı Petrarca ile dostluğu Petrarca’nın ölümüne dek (1374) sürer. Dönemin bu iki büyük yazarı görüş alış verişi kitap değiş tokuşu yaparlar sürekli olarak. Boccaccio’nun yaşlılığın eşiğine ulaştığında bir din adamının artık öbür dünyaya hazırlanması halk ağzıyla yazmaktan vazgeçmesi gerektiği söylendiğinde girdiği bunalımı atlatmasında da Petrarca yardımcı olur. Petrarca halk ağzıyla yazdığı yapıtlarını yok etmeye kalkışan Boccaccio’yu engeller edebiyatın da Tanrı’ya hizmet anlamına geldiğine inandırır onu Boccaccio olaydan sonra hep Latince yapıtlar verir.
Decameron’un ardından Boccaccio’nun yaratıcılığı bir iniş eğrisi çizer. Yaşamı olduğu gibi kabullenen iç dünyası da kırgınlıkların sıkıntıların ağır bastığı bir kötümserliğe yönelir. Yaklaşan yaşlılığın eşiğinde kendini Latin klasiklerini incelemeye filoloji çalışmalarına ahlaksal dinsel spekülasyonlara verir. Bir yanda da Dante’nin yapıtlarını değerlendirir. “Tanrısal Komedya’yı yorumladığı (yarım kalmış) “Commento alla Commedia”da (1373-1374) ise İtalyan dilinin temel taşı saydığı Dante şiirine Sevgisinin son örneğini verir. 21 Aralık 1375’te Certaldo’daki evinde ölür.
ZARİF bir nükteyi anlayabilen ve anlarsa cevaplandırabilen pek az kadın bulunması ne hazindir! Çünkü zamanımızda artık zekâya değil, vücut güzelliğine itibar edilmektedir. Bir kadın ne kadar süslenir, boyanırsa o kadar fazla saygı ve itibar beklemektedir.
Zarif bir nükteyi anlayabilen ve anlarsa cevaplandırabilen pek az kadın bulunması ne hazindir! Çünkü zamanımızda artık zekaya değil, vücut güzelliğine itibar edilmektedir. Bir kadın ne kadar süslenir, boyanırsa o kadar fazla saygı ve itibar beklemektedir. Bu süs ve boyalarının içinde ya taş gibi susmakta veya konuşmaları susmalarını aratmaktadır. Onlar budalalıklarına namusluluk demektedirler.
910 syf.
·5 günde·10/10 puan
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda, Boccaccio'nun kim olduğunu ve Decameron kitabını neden okumanız gerektiğini anlattım:
https://youtu.be/3Eoh_Tf1pyE

Bir gün Decameron, yoğun geçen bir günün ardından evine dönmüştür. Tek isteği kitaplığına yerleşip huzurlu bir uyku çekebilmektir. Zira Decameron yazıldığı zamanlar İtalya'nın veba salgını zamanları olduğu gibi şimdi de koronavirüs salgını zamanlarıdır ve Decameron için artık evde kalma zamanı gelmiştir.

Tam Oğuz'un kitaplığının bulunduğu odaya girecekken kulağına çeşitli sesler gelir. Kapıyı aralayıp bakar ve sayfalarına inanamaz:
https://i.ibb.co/0BF33hZ/1.jpg

Bulunduğu yörenin en hafifmeşrep kitaplarından biri olan Elif Şafak'ın Havva'nın 3 kızı, Dante'nin Cehennem-Araf-Cennet kitaplarıyla oynaşıyordur. Yoksa Dante, teslisin gücüne inanıyorum derken Havva'nın 3 Kızı'ndan mı bahsetmiştir? Decameron içinden, "Vay düzenbaz!" der.

Tanrı'nın iktidarını ve esas aşkın Tanrısal bir aşk olması gerektiğini savunan Dante'ye karşılık, insanın cinsel dürtülere sahip olduğunu ve bunların yadsınmaması gerektiğini öne süren Decameron, Dante'yi nasıl oyuna getireceğinin yollarını arar. Neyse ki şanslı bir yerde doğmuştur Decameron, 2 raf solunda Latin Amerikalı Isabel Allende, 2 raf sağında İngiliz Jane Austen ve Virginia Woolf, onun da altında Rus yazar Ayn Rand vardır. Allende ile arası iyi olan Decameron, bunu bir fırsat bilerek onunla konuşmaya gider:
https://i.ibb.co/C5QQk9L/2.jpg

Karar alınmıştır. Decameron, Dante'nin bu düzenbazlığının çaresini Allende ile bulacaktır. Allende aracılığıyla Dante'ye bir haber yollatır. Allende, Dante'nin kulağına eğilip şunları der: "Bu akşam kızlarla toplanıp senin rafında olacağız, sakın evinden bir yere ayrılma" der:
https://i.ibb.co/DKxBk0G/3.jpg

Bu haberi duyan Dante, heyecanla akşamı beklemeye başlar, çeşitli hazırlıklar yapar. Kapağını siler, sayfalarını temizler, ciltli kutusunu havalandırır. Fakat Allende biraz zilli bir kadındır, erkeklerle arası iyidir. Decameron ile yaptığı görüşmede, dünyanın bütün adamlarını Dante'nin evine toplama kararı alınmıştır. Niteliksiz Adam, Yaman Adam, Aylak Adam, Ruh Adam, Lüzümsuz Adam, Adını Unutan Adam derken dünyanın dört bir yanından adamlarla ortak bir görüşme gerçekleştirir:
https://i.ibb.co/hFnMbRG/4.jpg

Artık her şey hazırdır. Allende, bütün adamları Dante'nin evinin önüne sessizce getirir ve oradan ayrılır. Dante tam kapıyı açtığı sırada bütün adamlar içeri doluşur. Pek çok kadının gelmesini bekleyen Dante, içeriye onlarca adamın girdiğini görür. Tabii Dante şok:
https://i.ibb.co/KWFxgKF/5.jpg

Peki Decameron bu sırada ne yapıyordur? Dante'nin Havva'nın 3 Kızı ile yaptığı çakma teslis ayininin intikamını Allende, Woolf, Austen ve Rand gibileriyle alıp pek çok sayfalı kaliteli bir kitap zevki tadıyordur:
https://i.ibb.co/5RW8JrY/6.jpg

Demek ki bu dünyada din üzerinden insanları korkutmaya ve iktidarını kanıtlamaya çalışanları oyuna getirmenin en iyi yolu, onların yaptığının aynısıyla intikam almakmış. Dante'nin Tanrısal olanın kalıcılığını isteyip O'nun yolundan gitmesine karşılık içindeki Beatrice aşkını bir türlü dizginleyememesi, Boccaccio'nun insanlardaki engellenmemesi gereken cinsel dürtülerinin halk katmanlarındaki yansımalarını konu aldığı 100 adet öykü doğurmasına sebep olmuş, adını da Decameron koymuşlar. Dante'ye de bugünün 1 Nisan olduğunu söyleyip ona küçük bir şaka yaptığını söylemişler, herkes mutlu olup gülüşmüş ve kitaplıklarındaki eski yerlerini almış:

https://i.ibb.co/NYznnFd/7.jpg
375 syf.
Kitap hakkında birkaç kısa inceleme okuduktan sonra okumaya karar verdim kitabı. Dekameron hikayeleri olarak binbir gece masallari tadında kısa hikayelerden oluşmuş bir eser. Yalnız hikayeler başlangıç ve bitiş hikayeleri hariç sanırım bazı okuyucular icin ilginç, bazıları için"hadi canım, ohhhh ohhhh suyundan da... "nidaları attıracak cinsten değişik tarzda hikayelerden mütevellit. Günümüzde bile modern batı toplumlarında görülmeyen rahatlığı Ortacag avrupasinda yaşanır bilmek ilginç. Insan zamanla değişir diye düşünüyordum eskiden ama insan hep aynı insan diyorum artık :) Bu papazlar, bu rahibeler neymiş öyle :) cevabını merak edenler okuyabilirler elbette.
743 syf.
Çok okuru yokmuş sanılsa da Giovanni Boccaccio'nun ünlü Decameron hikayelerini bilmeyen azdır sanırım.
Kitaplığınızda bulunması gereken , zevkle okuyacağınız bir eser.
743 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Boccaccio tarafından 1348-1351 yılları arasında kaleme alınan Decameron, bir çok açıdan önemli bir eserdir. İlkin, o zamana kadar aristokrat kesime hitap eden ve Latince kaleme alınan eserlerle dolu İtalyan yazınında İlahi Komedya ile beraber halk dili olan İtalyanca ile yazılan ilk eserlerdendir. Boccaccio, veba salgını döneminde yazılan eserin amacının "yaşamın unutulan güzelliklerini" hatırlatmak olduğunu söyler. Ayrıca eser dönemsel bir değişimin de işaretidir. Sadece dini konulara, ahlaki değerlere gönderme yapan eserlerin ciddiye alındığı bir dönemde, bireylerin gerçek yaşamlarını ve değerlerini aktarmıştır. Zaten eserde geçen öykülerin bir çoğu İtalyan halk öyküleridir. Bilindiği üzere yıllar sonra gerçekleşecek olan Rönesans'ın sanattaki yansıması da din merkezli evren anlayışından insan merkezli bir anlayışa geçiştir.

Eserde din adamlarının iki yüzlülükleri, kahramanlık hikayelerinin yanı sıra erotik hikayeler de yer alır. Zaten eserin bu kadar eleştirilmesinin sebebi de içerisinde barındırdığı, halkın süzgecinden geçmiş, oldukça gerçekçi ancak yer yer yaralayıcı erotik hikayelerdir. Bu yönde bir gerçekliği kaldıramayan ya da cinsellikten utanan arkadaşların kitaptan uzak durmasını tavsiye ediyorum. Zira edebiyat tarihini kendi ahlaki kıstaslarımızla değerlendirdiğimizde Binbir Gece Masalları'ndan tutun, Tolstoy'un birçok eserine varana değin koca bir külliyatı yok saymamız gerekiyor.

Son olarak eser birçok çevirmen tarafından Türkçe'ye yarım yamalak çevrilmiş, bazıları çevirdikleri eseri aşağılamaktan geri durmamışlar. Neyse ki, Oğlak Yayınları tarafından tam metin, utanılmadan, çevrilmiş. Bu çeviriden okumanızı, okuduktan sonra Pasolini'nin eserdeki 10 öyküyü sinemaya taşıdığı Il Decameron filmine de bakmanızı tavsiye ediyorum.
960 syf.
·55 günde·Beğendi·9/10 puan
1347-1351 yılları arasında dönemin veba salgınından kaçan 7 kadın ve 3 erkeğin bir şatoya sığınarak birbirlerine anlattıkları toplam 100 hikayeden oluşur. hikayede dönemin ahlaksızlıkları,cesurlukları, iyilikleri, kötülükleri, çapkınlıkları anlatılır.

Düz yazı olmasıyla, dönemi için devrim niteliğinde olan decameron, içeriğiyle de shakespeare dahil pek çok yazara ilham vermiş olan eserdir. İnsanı olduğu gibi yalın, çırılçıplak, bütün zaaflarıyla göstermesi bakımından ilk örneklerden biridir. Ortaçağ öyküleri, genel olarak dinleri,gelenekleri,dogmaları vs alaya alan olaylar üzerine kurulu..
824 syf.
·16 günde·7/10 puan
Decameron-Giovanni Boccaccio
1348-1351 yılları arasında kaleme alınan ve sıklıkla okuma listemde ilk sıralarda olan Decameron’u nihayet okuyup bitirdim. Decameron Yunanca on gün anlamına gelmekteymiş. Daha öncesinde çok fazla övgüye denk gelmiştim. Ben Alfa Yayınları’ndan Nevin Yeni çevirisini tercih ettim. Ve kitabı eş zamanlı okuduğum iki arkadaşım da Oğlak Yayınları’nı okuyarak bazı bölümlerini bana yolladılar. Nevin Yeni çevirisini başarılı bulmama rağmen Rekin Teksoy çevirisinin bir tık daha iyi olduğunu söyleyebilirim.
Eserde bilindiği üzere 100 öykü bulunmakta ve salgın döneminde 7’si kadın 3’ü erkek olmak suretiyle 10 gün boyunca her gün 10’ar öykü anlatılmakta... Birçoğu eş aldatma üzerine kurulu... Zeka, hinlik, kurnazlık temalı öyküleri de okuyoruz. 5-10 öyküyü başarılı bulmakla birlikte çoğu öykü bana vasat geldi. Çok hızlı okunabilecek bir eser değil. Hikaye öncüsü olması hasebiyle biraz popülerliğinin olduğunu düşünüyorum. Çok keyif alarak okuduğumu söyleyemem. Kült eserleri okumakta elbette fayda var. @unsal_ylmzz ile youtube “karanlık izler” kanalımda ilerleyen haftalarda Decameron kitabı üzerine kapsamlı bir canlı yayın yapmayı planlıyoruz. #decameron #giovanniboccaccio
960 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Ba-yıl-dım! Tek kelimeyle harikaydı. Daha iyi açıklayabilmek adına; Binbir Gece Masalları ile La Fontaine'in Masallar'ını karıştırın, bazı öykülere biraz da müstehcenlik ekleyin. Muhteşem karışımınız 100 güne 100 öykü şeklinde ellerinizde. (Bu arada bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına, Boccaccio'nun La Fontaine'den değil La Fontaine'in bu öykülerden etkilendiğini belirtmek isterim.) Birbirinden güzel, didaktik ve eğlenceli öykülerden oluşan bu iki ciltlik kitabı tahminimden çok daha hızlı ve keyifle okudum. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğuna da can-ı yürekten inanıyorum. İyi ki #dünyaedebiyatıokuyoruz etkinliğimize İtalyan Edebiyatı'nı dahil etmişiz. Yıldızlı tavsiyemdir. =)
824 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Giovanni Boccaccio (1313-1375) İtalyan dilinde düzyazının temelini atan yazardır. Yazı dili olarak Latincenin kullanıldığı on dördüncü yüzyıl İtalya'sında, Boccaccio başyapıtı Decameron'u halk ağzıyla (İtalyanca) yazmış, bu kitabında hem bir çağın günlük yaşama biçiminden gerçekçi gözlemler aktarmış hem de İtalya dilinin daha sonraki gelişme aşamalarına kaynak oluşturulacak bir dizi düz yazı düzeni kurmuştur.

Boccaccio'nun 1348-1351 yılları arasında yazdığı başyapıtı Decameron on gün boyunca anlatılan yüz öyküden oluşur. Günde on öykü anlatılır. Her günü bir kral ya da kraliçe yönetir. 

Bu hikaye anlatıcıları aslında Avrupayı kasıp kavuran veba salgınından kaçan yedisi kadın, üçü erkek on kişiden oluşan ve birbirlerine hikâyeler anlatarak ve hikâyelerinde insanoğlunun tutkuları, şehvetleri, sahtekârlıkları ve cinselliği tema alarak, bu zor günleri eğlenceli bir şekilde atlatmaya çalışan bir topluluktur.

Boccaccio'nun 'Binbir Gece Masalları' tadındaki hikayeleri özellikle kadınlar için yazdığını düşünüyorum. Yalnız kadınlara ders mi vermek istiyor, onları yermek mi istiyor, yoksa gönüllerini mi hoş tutmak istiyor çözmek zor. Bence iyi bir nüktedanlık eseri olarak okunmayı hakediyor "DECAMERON".
960 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden 1348 sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

1348’de Avrupa’da büyük bir veba salgını olur. Salgın boyunca tanık olduğu olaylardan etkilenen Boccaccio 1348’de yazmaya başlayıp 1351’de bitirdiği Decameron’da salgın günlerininin Floransa’nın ele alır. Yaşananları trajikomik dille anlatırken Floransa’nın bu haline bir nevi ağıt yakar.

Bu ağıtın ardından gözler Santa Maria Novella Kilisesi’ne çevrilir. Okura 7 kadın takdim edilir. Bu 7 kadından biri vebadan kaçmak için plan yapar ve diğerlerini de ikna eder. Veba salgınından kaçmak için bir araya gelen 7 kadın güvenip yanlarına aldığı 3 erkek ile on günlük bir yolculuğa çıkar. Birbirlerine her gün için bir öykü anlatmaya karar verirler ve on gün için tam yüz öykü ortaya çıkar.

Boccaccio, Floransa’da başlayan veba salgını döneminde yazılan bu eserin amacının "yaşamın unutulan güzelliklerini hatırlatmak” olduğunu söylüyor. 7 kadın 3 erkeğin ağzından dökülen öykülerle aslında okura dönemin dini, sosyal ve ahlaki yapısını da belli etmiş oluyor. İyiliği, kurnazlığı, sevdayı, kötülüğü, kiliseyi ve en çok papazları ele alıyor. Kitabın yazıldığı dönemi baz alırsak -1348-51- aslında kitapta Boccaccio’nun kilise ve papazlara karşı binlerce tehlikeli sayfası olduğunu anlıyoruz. Başlı başına kilise dünyasına tenkitlerle ve dogmayı yıkmaya yönelik sözleriyle atıfta bulunuyor. İddialı kalemiyle risk almış diyebiliyorsunuz. Kitabı okurken daha çok hümanist bir bakış açısını bize sunuyor. Yaşanan dönemde dini ve ahlaki unsurlar daha ön planda tutulurken bireyselliğin - bireysel özgürlüğün ilk tomurcuklarını Boccaccio bu eserinde atıyor diyebiliriz. Din merkezcilikten insan merkezi anlayışına geçişi eserdeki atıflarda fark ediyorsunuz. İnsanı ele alırken kadın kavramını da ele alan yazar o dönemde hissettiklerine nazaran kadının konumunu da kendi gözünde değiştirme gayretine girmiş. Dönemin papazlarını ise gösteriş meraklısı cebine para dolduran ve insanı istediği gibi kullanan asıl sahtekarlar olarak değerlendiriyor.

“İnsanları hatalarından arındırmak için din adamlarının verdikleri vaazların iğneleyici, alaycı sözcüklerle dolu olduğunu görünce, kadınların can sıkıntılarını gidermek için yazdığım öykülerde de aynı sözcüklere yer verebileceğimi düşündüm.”

Toplumsal konular dışında Boccaccio’nun eserinde ele aldığı diğer konu kahramanların ağzından anlattığı erotik aşk hikayeleridir. Aldatan eşler, kurnazlıklar ve soyluluk’u sayfalarında bize gösterir. Dante’den etkilenen Boccaccio yazdığı bu eserde Dante’de yer alan ortak kişilere de yer vermiştir. Bunun yanı sıra Decameron’da geçen pek çok öykü zaman sonra La Fontaine ve Alfred de Musset gibi önemli yazarlara ilham kaynağı olmuştur.
Her şey bir yana Boccaccio iyiliği, yalancılığı, kötülüğü, aşkı, ayrılığı ve gülünç olayları dahi anlatırken açıkça okurun önüne “işte dünya böyle bir yer dostlarım” sahnesini seriyor.
Boccaccio tehlikeleri sayfalarının ardından kitabında kendisini eleştiren ve eleştirecek olanlara ise kitabın sonunda yanıt vermiş. Şüphesiz kiliseye ve papazlara olan güven, sosyolojik ve psikolojik gelişmeler, haksız yere günahkar ilan edilip asılan doktorlar veba sonrası İtalya’sına büyük ses getirmiştir. Biliyoruz ki veba sonrası İtalya eski İtalya olmayacaktır.

Boccaccio’nun okuru sıkmayan hikâyeleriyle kitabı okurken çok keyif aldığımı, düşündüğümü, şaşırdığımı ve bazı hadiselerin günümüze ne çok benzediğini kavradım. Kitabı Oğlak Yayınları, Rekin Teksoy’un çevirisiyle okudum.

Size de keyifli okumalar dilerim.
960 syf.
·12 günde·9/10 puan
Boccaccio'nun 14.yy'da halk diliyle yazılan muhteşem kitabı...
1348 başlayıp 1351'de bitirdiği kitapta veba salgın günlerinin Florensa'sını ele alır.On gün boyunca anlatılan 100 öyküden oluşur.Kitap Florensa burjuvazisinin işleri nedeniyle sık sık uzak ülkelere giden kocalarının dönüşünü bekleyen kadınlar için yazılmıştır.
Kitap ortaçağda yazılmış ve izlerini fazlasıyla taşıyor olsa da dönemine sıkı sıkı bağlı kalmamış.O dönemde de böyle miymiş sorusunu sordurtuyor insana.Kadın-erkek ilişkileri,çıkarcı din adamları,mutluluk,ihanet,gönül yaralarının bulunduğu sansürsüz öyküleri ile insanoğlunun yıllarca bu konularda aynı kaldığını gözler önüne seriyor.Ben okurken çok zevk aldım ve eğlendim.Keyifle okuyabilirsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Giovanni Boccaccio
Unvan:
İtalyan Dilinde Düzyazının Temelini Atan Yazardır.
Doğum:
İtalya, 1313
Ölüm:
İtalya, 1375
Giovanni Boccaccio (1313-1375) İtalyan dilinde düzyazının temelini atan yazardır. Yazı dili olarak Latincenin kullanıldığı on dördüncü yüzyıl İtalya’sında Boccaccio başyapıtı “Decameron”u halk ağzıyla (İtalyanca) yazmış bu kitabında hem bir çağın günlük yaşama biçiminden gerçekçi gözlemler aktarmış hem de İtalyan dilinin daha sonraki gelişme aşamalarına kaynak oluşturacak bir düzyazı düzeni kurmuştur.
1313’te doğan Boccaccio Certaldo ya da (daha büyük bir olasılıkla) Floransa’da dünyaya geldi. Certaldo’lu küçük toprak sahibi Boccaccio di Chellino'nun (Boccaccio diye de anılır) evlilik dışı çocuğudur. Anasının kimliği konusunda bilgi yoktur. Certaldo’dan Floransa’ya göç eden burada bankacı Bardi ailesinin yanında çalışan Boccaccio 1319 dolaylarında Margherita de’ Mardoli ile evlenmeden önce oğlunu tanımıştır. Baba evinde büyüyen özel dersler alan Boccaccio 1325 yılında babasıyla birlikte Napoli’ye gitti (kimi araştırmacılara göre de ticaret ve bankacılık öğrenmesi için Napoli’ye gönderildi). O yıllarda İtalya’nın en önemli merkezlerinden olan Napoli’de geçirdiği yıllar boyunca hem Akdeniz’in değişik yörelerinden bu kente gelen denizcilerle tacirlerle korsanlarla hem de kentin soylu çevreleriyle ilişkiler kurdu. Ailesinin kentsoylu olmasına karşın oldukça köklü bir kültür birikimine sahip soyluların gününü gün etme anlayışına dayalı yaşama biçimine ayak uydurmaya çalıştı. İçine girdiği yeni ortam şiire ilgi duymasına yol açtı. Kendi deyişiyle “büyük bir açlıkla şiir kitapları bulup okumaya” başladı. Bir yandan yaşama sevincinin bilincine varırken bir yandan da toplumsal değerlere toplu yaşayış biçiminin çeşitli yönlerine büyük ilgi duydu. Bu yıllar boyunca gelişen yazı yazma tutkusu oğlunun da ticaretle uğraşmasını tasarlayan baba Boccaccio’nun bu isteğini çok geçmeden geçersiz kıldı. Boccaccio saray çevresinde tanıştığı kişilerden astronomik hukuk edebiyat bilgileri edindi. Grekçe öğrendi. Petrarca’nın yapıtlarını tanıdı.

Boccaccio’nun ilk yapıtlarının esin kaynağı Fiametta (Küçük Alev) adını yakıştırdığı sevgilisidir. Boccaccio Fiammetta’yı 1336 yılında Napoli’nin San Lorenzo kilisesinde tanır. Soylu ve evli bir kadın olan Fiammetta’yı sever. “Caccia di Diana”“Filostrato” “Teseida” gibi şiirleri kimliğini arayan bir yazarın güçlü bir sevginin yönlendirdiği denemeleridir. Fiammetta’nın isteği üzerine yazdığı ve bugün eleştirmenlerin küçük bir başyapıt olarak değerlendirdikleri “Filocolo” eski bir Fransız romanı olan “Floire et Blanchefleur’den yola çıkar. Klasik dünya ile hümanizmayı birleştiren çeşitli motifler içeren bu anlatı yazarın özyaşamından da esintiler taşıyan gerçekçi ve duygusal dokuz bölümlük “Filastato” ise Troya Savaşı sırasında geçen bir sevda şiiridir.
Fiammetta aralarındaki ilişkiye son verince duyduğu üzüntüyü Decameron’un önsözünde vurgulayan Boccaccio dostlarının desteğiyle kendini toparlar. Duygusal sarsıntıya çok geçmeden geçim sıkıntısı da eklenir. İşleri bozulduğu için daha önce Floransa’ya dönmüş olan Boccaccio oğlunu da Floransa’ya çağırınca Boccaccio 1349 dolaylarında Floransa’ya döner. Burada karısı ve öbür çocukları ölmüş olan ama bir süre sonra yeniden evlenecek olan babasıyla birlikte yaşar. Siyasal çalkantıların yaşandığı ticaretin büyük önem taşıdığı Floransa’ya ayak uydurmada zorlanır. Dante şiirinin egemen olduğusiyasal akımların edebiyatı da etkilediği bir kültür ortamında Boccaccio’nun politikaya ve ahlaka sırt çeviren yazılarının ilgi görmesi kolay olmaz. Dante’nin ve Petrarca’nın şiiriyle yarış edemeyeceğini anlayınca şiiri bırakır. Napoli’de başladığı birçok yapıtını burada bitirir. Bu arada sevgilisiyle arasının açılmasını anlatan ve ilk ruhbilimsel roman örneği sayılan “Elegia di madonna Fiammetta”yı tamamlar. Geçim sıkıntısı Boccaccio’yu devlet kapısında görev almak zorunda bırakır (1345). Görevli olarak Avignon’a Roma’ya gider. Daha iyi bir iş bulabilmek amacıyal iki kez Nopoli’ye döner.
1348’de Avrupa’da büyük bir veba salgını olur. Salgın boyunca tanık olduğu olaylardan etkilenen Boccaccio 1348’de başlayıp bitirdiği “Decameron”da salgın günlerinin Floransa’sını ele alır. “Decameron” biçimsel yönleriyle “ortaçağ” temalarına bağlı kalsa da hümanizmanın tohumlarını taşıyan bir kültürün habercisidir. Bu özelliğiyle Petrarca’ya yaklaşır. Boccaccio’nun 1350’de tanıştığı Petrarca ile dostluğu Petrarca’nın ölümüne dek (1374) sürer. Dönemin bu iki büyük yazarı görüş alış verişi kitap değiş tokuşu yaparlar sürekli olarak. Boccaccio’nun yaşlılığın eşiğine ulaştığında bir din adamının artık öbür dünyaya hazırlanması halk ağzıyla yazmaktan vazgeçmesi gerektiği söylendiğinde girdiği bunalımı atlatmasında da Petrarca yardımcı olur. Petrarca halk ağzıyla yazdığı yapıtlarını yok etmeye kalkışan Boccaccio’yu engeller edebiyatın da Tanrı’ya hizmet anlamına geldiğine inandırır onu Boccaccio olaydan sonra hep Latince yapıtlar verir.
Decameron’un ardından Boccaccio’nun yaratıcılığı bir iniş eğrisi çizer. Yaşamı olduğu gibi kabullenen iç dünyası da kırgınlıkların sıkıntıların ağır bastığı bir kötümserliğe yönelir. Yaklaşan yaşlılığın eşiğinde kendini Latin klasiklerini incelemeye filoloji çalışmalarına ahlaksal dinsel spekülasyonlara verir. Bir yanda da Dante’nin yapıtlarını değerlendirir. “Tanrısal Komedya’yı yorumladığı (yarım kalmış) “Commento alla Commedia”da (1373-1374) ise İtalyan dilinin temel taşı saydığı Dante şiirine Sevgisinin son örneğini verir. 21 Aralık 1375’te Certaldo’daki evinde ölür.

Yazar istatistikleri

  • 77 okur beğendi.
  • 491 okur okudu.
  • 84 okur okuyor.
  • 816 okur okuyacak.
  • 24 okur yarım bıraktı.