Gökhan Özcan

Gökhan Özcan

Yazar
8.1/10
206 Kişi
·
633
Okunma
·
305
Beğeni
·
25559
Gösterim
Adı:
Gökhan Özcan
Unvan:
Türk Yazar-Gazeteci
Doğum:
İnegöl, Bursa, 19 Mart 1965
19 Mart 1965 tarihinde İnegöl’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İnegöl’de tamamladı. 1987 yılında Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Zaman gazetesi Kültür-Sanat Servisi’nde çalıştı. Daha sonra TRT'de aralıklı olarak Mimar Sinan, Yayla Yollarında, Yunus Emre ve Kırk Ambar, Havuçlu Pilav, Zamanın Seyyahları, Çek Bir Film gibi yapımlarda çeşitli görevler aldı, senaryo ve metin yazarlığı yaptı. Panel ve İzlenim dergilerinde çalıştı. Birçok farklı dergide çocuklara hikayeler ve denemeler yayınladı. İlk çıktığı yıllarda Yeni Şafak gazetesinde Tersköşe’yi yazdı. Bir süre Medyakronik isimli internet sitesinde TV eleştirileri kaleme aldı. Ardından Hakan Albayrak ve Levent Gültekin ile birlikte Gerçek Hayat dergisini çıkardı. Hiçbişey, Altmışikiden Tavşan, Günlerin Gölgeleri, Ruh Yordamı, Kim Duma Dum Kime, Serçe Parmağı isimli kitapları kaleme alan yazar halen Yeni Şafak’ta yazılarına devam ediyor.
Biliyorum yanlışlarım olmasa, doğrularım da olmazdı. Bunun için onları gözümün önünden ayırmıyorum.
"Allahım, sabır kalelerimizi sağlamlaştır, dünyanın oklarından bunalan göğüslerimizi tevekkül zırhıyla zırhlandır Yarabbi."
Gökhan Özcan
Sayfa 167 - Vadi Yayınları
İnsanları bilmiyorum.
Güvenli olduklarını düşündüğüm an sırtımdan vuruyorlar. Artık hiç kimseye inanmayacağımı düşündüğümde bir sıcak yürek gelip buluyor beni. Çoğu zaman kim oldukları belli değil. Çoğu zaman sandığımdan daha fazla yaşıyorlar bende.
Ne isem oyum, başka birşey değilim!
Olamam!
Eğilmeye, bükülmeye, bardaktan bardağa dökülmeye gelemem.
Beni kendinize benzetmeye çalışmayın!
Ben size benzeyerek birşeye benzeyemem
172 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
BU İNCELEMEYİ inci/Duvar/ HOCAYA İTHAF EDİYORUM (BAŞKA TÜRLÜSÜ MÜMKÜN DEĞİLDİ)

GÖKHAN ÖZCAN : KELİMELERİ VİCDAN İPİYLE BİRBİRİNE BAĞLAYAN ADAM

Yazarı birkaç senedir takip ederim , zaman zaman yazılarını okurum. Yeni şafak gazetesinde yazıyor şimdilerde ve İzdiham dergisinde. Bu kitap da köşe yazılarından oluşuyor fakat 20 sene önceki yazıları. Bu öyle garip geldi ki okurken , ne kadar da her şey aynı değişen pek bir şey yok dedirtti bana. Uzatmadan beğendiğim yerlerden çeşitli alıntılar paylaşmak istiyorum, bu bir öykü ya da roman değil zaten, ancak bu şekilde bir şeyler aktarabilirim. Başlık ve birkaç cümle o yazıdan.

Kitaptaki yazılar özetle büyük bir vicdan çağrısı ve özeleştiri arzusu olarak tanımlanabilir. Birkaç tanesine biraz değinelim.

Dün Gece TV Seyretmedim ,

Dün gece hiç televizyon seyretmedim ve bugün kendimde hiçbir eksiklik hissetmiyorum. Hatta huzur gibi bir fazlalığım var. Bana bu imkanı bahşeden elektrik arızasına müteşekkirim. Meğer geceler ne kadar uzun, zaman da ne kadar bereketliymiş.

Güvenmek ,

Yaşamanın akıl almaz bir kıyıcılığı var ve biz kendimiz dışında birilerine güvenmek istiyoruz yaşarken. Bu, yalnızca bilincimizin yol göstericiliğinde ulaştığımız bir nokta değil, duygularımız da böyle bir mahkumiyete gönüllü kılıyor bizi. Çünkü “tek başınalık yükü”nü kaldıramıyoruz.

Bütün sözlerimizi rüzgara karşı söylüyoruz.Olan ve olması gereken arasındaki trajik uçurum bizi yolumuzdan döndürmüyor. Çünkü güvenmek ihtiyacındayız.Güvenmek ısrarını yitirmekten şiddetle korkuyor,güvenilir kalabilmenin ölümcül bir mücadele gerektirdiğini bıkmadan usanmadan tekrarlıyoruz. Ümit kuşlarını ürkütmekten sakınıyoruz.

Konuşulmayan,

Görünenin dışındaki varlığınız kimseyi ilgilendirmiyor.Zihni ya da kalbi üretiminiz , kariyer denen tek boyutlu cetveldeki puanınızı yükseltmiyor. Kafanızda çileleşen bir düşünce , avucunuza düşen bir hikmet pırıltısı , biyografiniz içinde bir yer tutmuyor. Çünkü dünyanın , mevcudu kemikleştirici dayatmalar ve maddi olana motive eden ilkeler dışında bir soyut alana, içinizi gezdirmeye çıkarabileceğiniz bir soyut ülkeye tahammülü yok.

Kendinizle konuşun!Sizi sarsması mukadder olan sosyal çerçevenin bir cendereye dönüşmemesi için kendinizle konuşun.Bunu yaparsanız; vakit kaybedecek ve belki de bu çılgın yarışı kaybedeceksiniz. Ama kazanırsanız ;zaferiniz,tarihin bu kör noktasında kazanılmış en parlak zafer olacaktır.

Ayıptır Söylemesi,

Terzilerin neden kefenli cep dikmeyi akıl edemediklerini düşündükçe sinirden deliye dönüyoruz. Satınalma gücümüzün bir ömürden daha fazlasına güç yetirememesi canımızı en esaslı yerinden şiddetle sıkıyor. Bozuluyoruz icabında..

İmtihan,

Çoğumuz ,korkarız güzel yoksulluğumuzun bir köşede paranın muhteris gözleriyle karşılaşmasından.

Sana Benzemek Zorunda Mıyım? ,

Bazen çorabı delik,bazen pantolonu ütüsüz, bazen geleceği karanlık,bazen geçmişi kalabalık dolaşabilirim.Ama gönlü yamuk, beyni bükük dolaşamam.

Herkesi kendine benzetmeye değil ;sadece kendine benzemeye çalışanlara helal olsun!
156 syf.
·8/10
Rilke’nin kitaplarını okurken yıllar öncesinden bir söz çıktı geldi beyin kıvrımlarının arasından. Bir şairin sözcükleri kaynatarak baldıran ürettiğini iddia eden bir sözdü bu. Söz konusu şair ise Rilke. Kitabı aldım elime, 18.02.2012 diye not düşmüşüm okuduğum tarihi. O zamanlar Rilke’den haberim bile yokken nasıl da dikkatimi çekmiş bu söz. Biraz karıştırayım elime almışken kitabı dedim, fark ettim ki zaten kitapta yazılı olan hemen hemen her cümle benimleymiş bunca senedir. Beni ben yapanlardanmış anlayacağınız. Çok iyi biliyordum bazı şeyleri, mesela “prensip olarak insanların örümceklerin gözlerinin önünde canlarına kıymalarına karşı” olmasını. Yahut ‘düşüncelerin son zamanlarda kişilik kazanmaya başladıklarını’ da. Kalbini elinde taşıyan Bayan Fildişi’yi de çok iyi hatırlıyorum mesela, düşmesin diye kulağını yerinden çıkaran adamla sohbet eden, hani Bir Yalan Kulübünde tanışmışlardı ya. 7 gizli hikayesini de hatırlıyordum, Ölü Prenses ve Yedi Cüceler’deki yedi gizli cücenin. Peki ya kafasındaki deliklere dünyayı gezdiren bir adam ile tanıştınız mı hiç? Ben tanışmıştım bu sayfalarda. Onu hatırlamıyordum ama hatırladım görünce. Peki ya Ölümlü bir insanla karşılaştınız mı? Ona “İnsanı bilir misin? Oralıdır.” Diye sorarsınız bir gün, karşılaşırsanız eğer, o da size cevap verecektir “Ölüm büyüktür. Kimse kimseyi bilmez.” O zaman “İnsan insanı bilmez mi hiç?” demeyin sakın, “Asıl insan insanı bilmez.” Cevabını alırsınız sonra. Peki siz bildiğiniz bütün şarkıları ilk kimden öğrendiniz? Bildiği bütün şarkıları “hiçkimseden!” öğrenen biri de var bu sayfalarda. Diyor ki, “Etrafa notalarını dökmeden kim şarkı öğretir başka insana!” Bir gün batan bir gemi ile kalabalık bir adaya düşen ıssız bir adamın öyküsü peki? Onu da mı bilmiyorsunuz? Aslında ne kadar da tanıdık bize bir bilseniz… Katlanamıyor gürültüye, sürekli konuşmalara, bağırmayı deniyor en sonunda. Bütün o gürültüyü yırtacak bir isyanla bağırıyor ve ne oluyor dersiniz? Yalnızca saniyenin onda biri kadar bir süre duruyorlar. Saniyenin onda biri…

Garip bir inceleme gibi mi geldi sevgili okurlar? Bir de Gökhan Özcan'dan dinlemeyi deneyin bu birbirinden garip ama bir o kadar tanıdık 22 hikayeyi. Bu anlattıklarım yalnızca yarısıydı. Daha binyıl yalnız yaşayan, eski kaşıntılarını özleyen adamdan yahut ömrünü serçelere adayan, konsunlar diye bir çift parmak sunandan da bahsetmedim. Hangi birinden bahsedeyim bu büyülü dünyanın? Yıllardır aklımdan çıkmayan, birbirinden farklı cümleler ve hikayelerle dolu 'karpuzlu kekine' ithaf edilmiş bu kitapla tanışmayı niçin hiç düşünmüyorsunuz sayın Ölümlüler?
172 syf.
·20 günde
Aklınıza geldikçe kitabı açıp içindeki herhangi bir konu hakkında yazılmış yazıyı okuyarak rahatlayabilir, düşünebilir, üzülebilir, sevinebilir, geçmişe dalıp gidebilir ve bu kitabı yazan kim diye araştırma yapmaya kalkabilirsiniz. Ben yaptım.
200 syf.
·Beğendi·10/10
"Hangi tatlı rüzgar söndürebilir hayallerimizi kundaklayan bütün o şuursuzluk yangınlarını?"
'Hangi altı çizili cümle ile başlasam' diye uzun uzun düşündüğüm bir vakitte kalbim bu cümleyi seçiverdi. O kadar altı çizili, o kadar kalbe değen, o kadar içli, o kadar naif, o kadar 'merhametli', o kadar haklı cümleler vardı ki... Öyle sarıp sarmalıyordu ki... Okuyanlar belki hissetmiştir; Nazan Bekiroğlu'nun zarafeti vardı bu kitapta. Ablam Gökhan Özcan için "Nazan Bekiroğlu'nun erkek versiyonu" demişti hatta.
Sayfalar ilerledikçe bir adam nasıl bu denli zarif olabilir diye geçirdim içimden çoğu vakit. Babam da "Filozof bu adam ya hu" demişti. Anlayacağınız evdeki hemen herkesin bir tanımlaması vardı Gökhan Özcan için. Sahi bendeki yeri neydi?
Birkaç kelimeye sığmaz ama...
Kendi kelimelerimi ararken, hissettiklerimi bulduğum bir kalemdi. Kalbimdeki yeri tam olarak bu: "bulmak". Bazen yitirdiğimi, bazen aradığımı, bazen korkularımı, bazen zamanı, bazen de kendimi...

"Bizler yakılıp yıkılmaya müsait şehirlerdik. Yağmalanmaya hazır çok eski söylenceler... Yenilmekle bitmeyecek kadar çoktu kendimizi kaybedişlerimiz."

Kırgınlığımı da bulduğumu söylemiş miydim?

Bu defa tavsiye edilir falan demeyeceğim. Sadece ve sadece; okuyun.
172 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle itiraf etmeliyim ki Gökhan Özcan’ı daha önce hiç duymamıştım. O da Mustafa Kutlu gibi gazete yazarlığı yapıyormuş. ‘’Ruh Yordamı’’ kitabını 1997 yılında tamamlamış. Kitap bir deneme kitabı. Yazar yer yer tarzıyla bana Ali Ural’ı hatırlattı. Kitapta altını çizdiğim ve beni etkileyen birçok yer bulunuyor. Mesela kitaptaki ikinci yazı beni çok etkiledi. Jean- Dominique Bauby adlı Fransız gazetecinin ‘’Kilitlenme Sendromu’’ adı verilen bir hastalık sonucu sol gözkapağı hariç vücudunun hiçbir yerini hareket ettirememesine rağmen 200 bin defa gözünü kırparak bir kitap yazmış olması bana ne kadar az şüktettiğimi ve ne kadar tembel olduğumu hatırlattı. Kitabın kapanış yazısı ise bir başka güzeldi. Çok ilginç, derin anlamları olan dualar ile kapatmış yazar. Oldukça faydalandığımı söyler ve sizlere kitabı tavsiye ederim efendim.
172 syf.
·3 günde·8/10
İlk Gökhan Özcan kitabım... Arkadaşımın tavsiyesiyle aldığım ve severek okuduğum bir kitap oldu. Günlük hayatta yaşadığımız, dillendirmediğimiz sorunları akıcı bir şekilde anlatmış yazar. Toplumsal sorunlara fazlasıyla yer vermiş. "Ne kadar da doğru!" dediğim birçok cümle mevcut kitapta. Hiç şüphesiz okuyucunun yüreğine dokunacak satırlar konusunda çok başarılı yazar.

Sadece beni rahatsız eden ısrarla yazım yanlışları yapılmasıydı, sanırım yazarın tarzı bu şekilde. Kitap sonuna kadar devam ettiği için başka bir şeye yoramadım. Bu konu dışında genel olarak değerlendirmek gerekirse okumaya değerdi, tavsiye ederim...
200 syf.
·5 günde·Beğendi
"Ümidim, bu yazılara ayıracağınız değerli vakitlerin hebâ olup gitmemesi, 'gözağrısı'ndan geriye seveceğiniz bir şeyler kalmasıdır" diye zarif bir temenni bırakmış Gökhan ağabey kitabın önsözüne.
Kalbimin heybesine öyle güzel hakikatler, tefekkürler, sorular, cevaplar, anımsamalar birikti ki, benim de altını çizmediğim cümle neredeyse kalmadı burada bir çok incelemede yazıldığı gibi.
"Neydi geçen zamanı unutulmaz kılan?" diye soruyor yazar ve maziyi unutulmaz kılan müthiş anları, çocukluğumuzu hatırlatarak sorunu cevabını veriyor satır aralarında.
Elimizden, gönlümüzden yitip gideni içimizde beliren bir sıkıntı ile daha da iyi anlıyoruz kitap bittiğinde.
Mevsimlere, günlere, kara, yağmura ve daha pek çok şeye gözümüzle değil de kalbimizle bakmayı tenbihliyor bize.
"Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır" vecizesini hatırlatıyor bana kitaptaki bir çok yer.
Sarı derviş diye bir lakabından haberdar oldum Gökhan ağabeyin, yazılarında bu derviş uslubunu hissediyorsunuz sahiden de.
Gözlerim meczubu aramadı değil tabi, bu da bir dipnot.
Velhâsılı kelam, 'gözağrı'sı kalbime bir ağrı bıraktı, zarif ve güzel bir ağrı.
Vesselâm.
131 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Şiirimsi bir dille altında derin anlamlar yatan cümlelerdi okuduklarım. Kimi beni elimden tutup sokağa çıkardı, “bak şu insanlara... onları anlatmıyor mu bu cümleler?” dedirdi. Kimi beni taaa çocukluğuma götürdü, “ne güzel günlermiş, özledim” dedirtti.

Sakin kafayla okunduğunda size katacağı şeyler olan bir kitap.
200 syf.
Gökhan Özcan, "Gözağrısı" kitabında yol gösteriyor ama zorlamıyor. Hatta yolu açıyor. Kalıp vaazlar vermiyor. Saf olanı bulmaya çalışıyor; arıyor, çabalıyor ve didiniyor..

Yazarın biyografisi

Adı:
Gökhan Özcan
Unvan:
Türk Yazar-Gazeteci
Doğum:
İnegöl, Bursa, 19 Mart 1965
19 Mart 1965 tarihinde İnegöl’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İnegöl’de tamamladı. 1987 yılında Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Zaman gazetesi Kültür-Sanat Servisi’nde çalıştı. Daha sonra TRT'de aralıklı olarak Mimar Sinan, Yayla Yollarında, Yunus Emre ve Kırk Ambar, Havuçlu Pilav, Zamanın Seyyahları, Çek Bir Film gibi yapımlarda çeşitli görevler aldı, senaryo ve metin yazarlığı yaptı. Panel ve İzlenim dergilerinde çalıştı. Birçok farklı dergide çocuklara hikayeler ve denemeler yayınladı. İlk çıktığı yıllarda Yeni Şafak gazetesinde Tersköşe’yi yazdı. Bir süre Medyakronik isimli internet sitesinde TV eleştirileri kaleme aldı. Ardından Hakan Albayrak ve Levent Gültekin ile birlikte Gerçek Hayat dergisini çıkardı. Hiçbişey, Altmışikiden Tavşan, Günlerin Gölgeleri, Ruh Yordamı, Kim Duma Dum Kime, Serçe Parmağı isimli kitapları kaleme alan yazar halen Yeni Şafak’ta yazılarına devam ediyor.

Yazar istatistikleri

  • 305 okur beğendi.
  • 633 okur okudu.
  • 49 okur okuyor.
  • 555 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları