Gül İrepoğlu

Gül İrepoğlu

Yazar
7.4/10
41 Kişi
·
99
Okunma
·
3
Beğeni
·
1.846
Gösterim
Adı:
Gül İrepoğlu
Unvan:
Sanat Tarihçisi ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 1956
Gül İrepoğlu İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Estetik ve Sanat Tarihi Kürsüsü'nde akademik kariyerine başladı. 1997’de Sanat Tarihi profesörü unvanını aldı, 26 yıl hizmetten sonra yazmaya vakit ayırmak üzere üniversiteden erken emekli oldu.
18.-20.yüzyıllarda Resim Sanatı, Lale Devri, Doğu ile Batının sanatsal ilişkileri ve mücevher tarihi alanlarında çalışmaktadır, bu konularda çeşitli bilimsel kitapları ve makaleleri vardır. TRT2 TV kanalında 2005-07 yıllarında yayınlanan haftalık “Şehir-Mekan” ve “Sanat-Mekan” programınlarını hazırlayıp sundu. 2007-2009 arasında TAÇ Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı başkanlığında bulundu. 2006 yılından bu yana UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu üyesidir ve bu kurumda Somut Kültürel Miras Komitesi’nin başkanıdır.
2004’te yayımlanan “Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde” romanı Topkapı Sarayı’ndaki ilişkileri ve Lale Devri’ni anlatır, 2007’de çıkan “Cariye” romanı 18.yüzyılda Osmanlı Sarayı hareminde geçen imkansız bir aşk öyküsünü aktarır. 2008’de “Kadın Öykülerinde İstanbul” Öykü Seçkisi’nde yer alan “Ağaç” öyküsü İstanbul’un eski bir semtini, 2009’da yayımlanan üçüncü romanı “Fiyonklu İstanbul Dürbünü” giysilerden yola çıkarak İstanbul’un son 50 yılını konu almaktadır.
Romanları İngilizce, Portekizce, Yunanca, Arapça, Bulgarca, Romence ve Arnavutça ve Çince’ye çevrilmektedir.

Roman ve öykü çalışmalarını sürdürmekte, yurt içinde ve dışında konferanslar vermektedir. Şu sırada Osmanlı Saray Mücevheri konulu kitabını tamamlamıştır.
...bir anlasa...
...vazgeçemediğinin sadece aşkın kendisi olduğunu...
Gül İrepoğlu
Sayfa 97 - Doğan Kitap - 4. Basım - 2007
...kader birliği eden kadınlar birlikte yakarırlar Tanrılarına.
Gül İrepoğlu
Sayfa 35 - Doğan Kitap - 4. Basım - 2007
Bir hayatın sona ermesiyle, yepyeni bir hayat başlıyor...
Gül İrepoğlu
Sayfa 144 - Doğan Kitap - 4. Basım - 2007
Elmas sıra dışı rengiyle olduğu kadar, olağanüstü parlaklığıyla da şaşırtıyordu; yıldız misaliydi ışığı. Geceleri gökyüzünün karanlığını delen yıldızların en parlağına öykünen.
"Avrupa fatihi olmaya hazırlanan bir padişahın tacı da Avrupalı fatihinkileriyle yarışmalıdır! Hatta onlardan daha muhteşem olmalıdır. Mukayese edenler onunkinin üstünlüğünde hemfikir olmalıdır. Maruzatım budur devletlim."
Buna katılıyorum İbrahimim,evet. Amma bir başka husu daha vardır. Sen ki sarayda, şehirde esasen devlette olan biten her şeyden haberdarsındır. Dolayısıyla vezirlerle papaların bu nevi harcamalara girişmemizi katiyen arzu etmediği de malumundur muhakkak. Tam hayati bir sefere çıkar iken böylesi tuhaf ve böylesi gösterişli bir başlığa bunca masraf etmek evla mıdır?" diye söylenecek erkanın sesine kulak vermemek nice olur dersin?"
"Buyurduğunuz şüphesiz ki doğrudur devletlim.Ancak ben huzurunuzda güzelliklerden bahsetmeyi tercih ederim ve bu elmas sahici ve biricik güzelliğin ta kendisidir, yüreği andırır şekli onu daha da farklı kılar. İsmi de kendiyle müsemmadır : İstanbul Yıldızı... Şehrimiz yeryüzündeki en güzel yer olduğundan bu ismi vermişler elmasa da.
144 syf.
·8 günde·3/10
“Baba, eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz. Yok, eğer padişah ben isem, size emrediyorum! Gelip ordunun başına geçiniz.” “#Fatih Sultan Mehmet Han”

Kitap Padişah I. Abdülhamit Han, Cariye Aşkıdil ve Harem Ağası Cafer’in ortak hikâyelerini konu eder. Kitap birinci tekil şahıs ile üç farklı karakterin anlatımıyla başlayıp, bitmektedir. Gözünü padişah ile açan Aşkıdil’in padişaha aşkını ve padişaha yazdığı sayısız mektuplarını biz okurlara ifşa eder. Bu mektupların sadece bir tanesi padişaha gitmiştir. Diğerleri ise padişaha oluşmayacağı için cesaretle yazılmış cümlelerle bezelidir. Ayrıca çokta sıkıcıdır.

Cafer Ağa, harem ağasıdır ve padişah, şehzade iken sıkı dostlardır. Sultan III. Mustafa hakka yürüyüp, saltanat kapıları I. Abdülhamit’e açılınca yay ustası Cafer’e “en yakınımda ol” diye ricada bulunur. Cafer ise padişahın bu ricasını kabul eder ve hadım olur.

Padişahlık? Zor zanaat. İçtiği çorbaya kaşık atılan adam… Dilediği gibi dağda bayırda gezemeyen adam… Otlarda çimenlerde yuvarlanmayan adam… Akrabalarına gönül rahatlığı ile sarılamayan adam… Ki bu saydıklarım en basiti. Tüm her şeylerden mahrumsun ama padişahsın. Allah hepsinin mekânını cennet eylesin zor mesele her şeyi idare etmek.

“Padişahlara layık.” Bu sözün ata babası kimdir bilmem lakin denizde ya da karada yapılan baskınlarda rehin olan kızların, kadınların güzelliğinin sebep olduğu söz olduğu da aşikârdır.

Kitap dil olarak eski Türkçe kelimelere yer vermesi ile hoş bir görünüm kazanmıştır. Lakin konunun bağnazlığı ve Aşkıdil adlı cariyenin bir dolu, aynı mektupları bolca okuru sıkmaktadır. Kitabı kurtaran karakter ise Hadım Cafer’dir. Cafer ise hadım haliyle Cariye Aşkıdil’e vurgundur.

Algı; Osmanlı padişahına erkek evlat veren kadının başına devlet kuşu konması…
Algı; “Aslında tam da tersi idi beklenen; benliğini yok ederek Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesine hizmet etmekti, yalnızca onu memnun etmekti, yoksa kendi değersiz nefsini tatmin etmek değil.” Bu kısım kitaptan alıntıdır. Lakin bana çok ama çok bağnazca geldi. Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesine hizmet etmek yazarın Hilafet sahiplerine her hakkı tanımasıdır. Günümüz sahte mehdiler ile dolup taşmaktadır. Keza bu insanların psikolojik sorunları olduğu ise aşikârdır. Peki, bunlara inanan insanların psikolojik rahatsızlığı nedir? Tanısı nedir? Bu bilinmez. Ayrıca I. Abdülhamit gerçekten dinine aşırı bağlı, örnek insanlardan birisiydi. Ben okur olarak yazarın bu ithamı padişahımıza yakıştırmasını esefle kınıyorum.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi değil. Okura hiçbir şey katmayacağı ortada, ne için yazıldığı belli olmayan bir eserdir. Kitabın ön sözünde der ki en ayrıntılı şekilde haremi anlatan kitaptır. Lakin ben anlatılanlarla hiç tatmin olmadım.

Sevgi ile kalın.
300 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Kısa öykülerden oluşan keyifli bir kitap. Yeni yazarlarla tanışmak için şahane bir fırsattı benim için. Bazı öyküler sıkıcı olsa da beni kendine bağlayıp elimden bırakamadan okuduğum öyküler de oldu, tavsiye ederim.
300 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bir çok yazarı keşfetmeme ön ayak olmuş şahane kitap. Her bir öykünün temasının kar ve cinayet olması ise yazarların yaratıcılığı hakkında bize ışık tutuyor. Mutlaka okunmalı.
300 syf.
·5/10
Hakan Günday için okuduğum bir kitaptı. 20 farklı hikayeden oluşuyor. 20si de güzel diyemeyeceğim ama Türk edebiyatı açısından farklı ve denendiği için mutlu olduğum bir tarz. Farklı ve hayal gücünüzü uykudan uyandıracak bir şeyler okumak isterseniz tavsiye ederim.Bütün öyküler kar ve cinayet temalı olduğu için sizinle benzer kurguyu hayal eden yazarı keşfedebilirsiniz. Ben yine de Hakan Günday diyorum.
300 syf.
·8 günde·8/10
Çok rastlanmayan bir türde yazılmış , birbirinden değerli 20 yazarımızın öykülerinden oluşan bir kitap #karizleriörttü Kimler var kimler :)
*********
Öykülerin hepsinde ortak olan üç tema var. Yılbaşı, kar ve cinayet.
*********
Evet bu yirmi öyküden bazılarını sevemedim, ancak öyle içine alan hikayeler de var ki ..iki-üç sayfalık öykü size çok kalın bir romanı bir solukta okumuşsunuz hazzı veriyor. Bazılarının tadı damağınızda kalıyor. Bu hikayenin devamı gelmeli mutlaka dediklerim oldu, muhtemelen sizinde olacaktır..
*********
Daha önce kalemi ile hiç tanışmadığım ama mutlaka okumalıyım dediğim yazarlar oldu. Bunun yanında iyi ki yazıyor dediklerimi bir kez daha alkışladım.

Yani demem o ki kitaplığınızda bulunması gereken bir kitap :)
300 syf.
·6 günde·5/10
Yirmi farklı hikaye, yirmi farklı yazar.
Ve elbette Hakan GÜNDAY...
Öykülerde ana tema aynı; bir yılbaşı gecesi, kar yağışı ve bir cinayet.
Hakan GÜNDAY'ın öyküsü haricinde Aslı E. Perker, Gülşah Elikbank, Levent METE ve Nermin YILDIRIM'ın öyküsünü beğendim.
Diğer öyküler ise yarıda kesilmiş ya da gereksizce uzatılmış gibiydi.
319 syf.
Bir giysiye neler yüklenebilir? Lacivert manto, evde dikilmiş. Mor yorganın altında pembe pijama... Giysilerin anımsatıklarıyla yazılan güzel bir anı romanı. Masalsı bi tadı var. Geçmişte yaşayıp unuttuğumuz pek çok şey canlanıveriyor gözlerimizin önünde.
300 syf.
·2 günde
Daha önce de bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ama, derleme öykülerden oluşan kitaplar ilgimi çekiyor fazlasıyla. Hele bunlar bir tema etrafında toplanıyorsa tadından yenmiyor. Kar İzleri Örttü de böyle güzel bir kitap.

Neden?

E tabii ki: Gel seninle bu gün bir oyun oynayalım. Bu kelimeleri okudun (tekrar yazıyorum temamız Kar, Yılbaşı ve Cinayet). Bu 3 öğenin etrafında bir kurgu oluştur. Eminim ki bir tane daha gelecektir. Lütfen bir tane daha gelirse durdurma kendini. AKLINA KAÇ TANE KURGU GELİYORSA YAZ LÜTFEN. Ufak notlar al. Üşeniyorsan elindeki o çok akıllı zımbırtının notlar kısmına bir şeyler kondur. Daha sonra da bu kitabı oku.

Muhakkak senin yazdıklarına paralel olanları (seninle benzer frekansta olanları) yakalayacaksın. Ama inan pek enteresan kurgular var. Burada da kişisel filtre/ algı dediğimiz olay devreye giriyor. Senin, benim, onun, bizim, sizin, onların, falanın filanın farklılaşmasını sağlıyor. Ve bu farklılıklar olaylara bizim de diğer dediğimiz farklı açılardan yaklaşmamızı sağlayıp yepyeni pencereler açıyor. E haliyle yüzümüzün gülmesini de sağlıyor -boş zamanın olursa bu filtre mevzusunu konuşalım-. İyi ki var.

Kitapta 20 tane de yazar, e haliyle 20 hikaye var. Yakın arkadaşlarım Hakan Günday sevgimi bilirler. Zat-ı şahanelerini takip ederken bu kitapta da bir şeyler karalamış olduğunu görüp aldım. Ha bir de sevgili Doğu Yücel var onu es geçmeyelim. Gerçi Yekta Kopan ve Tuna Kiremitçi ikilisini görünce “git kendini daha fazla sevdirmeden” deyip aldığım rafa bırakmış sonra da geri almış olabilirim Ama kitabı bitirdiğimde aldığıma değmiş diye düşündüm.

Açıkçası Doğu Yücel’ in hikayesini Güneş Hırsızları kitabında da okumuş ve sevmiştim (onun da yorumunu bir ara yazmayı düşünüyorum ya da ekipten birileri yazar sanırım. ya-zar şeklinde aman ha keşke yeni bir şeyler karalasaymış. Neyse..

Adını sanını duymadığım –hepsine yetişemiyoruz malum. Al sana bir klişe daha. Bu ülkede iyi okurdan daha fazla yazar var. Orduyla gelenlerin arasında kaybolmuş bu güzide yazarlar- pek çok yazarın kurgularını okuma şansım oldu. Açıkçası Barış Müstecaplıoğlu ve Nermin Yıldırım’ ın hikayeleri dikkatimi biraz daha fazla çekti.

Genel olarak amacına ulaşmış, klişe olarak andığımız kurgulardan biraz daha uzaklaşmış, açık denizlerde yüzmeye çalışmış bir kitap diyelim. Şans vermekte fayda var.

Long Live Rock’n Roll!!

Yazarın biyografisi

Adı:
Gül İrepoğlu
Unvan:
Sanat Tarihçisi ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 1956
Gül İrepoğlu İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Estetik ve Sanat Tarihi Kürsüsü'nde akademik kariyerine başladı. 1997’de Sanat Tarihi profesörü unvanını aldı, 26 yıl hizmetten sonra yazmaya vakit ayırmak üzere üniversiteden erken emekli oldu.
18.-20.yüzyıllarda Resim Sanatı, Lale Devri, Doğu ile Batının sanatsal ilişkileri ve mücevher tarihi alanlarında çalışmaktadır, bu konularda çeşitli bilimsel kitapları ve makaleleri vardır. TRT2 TV kanalında 2005-07 yıllarında yayınlanan haftalık “Şehir-Mekan” ve “Sanat-Mekan” programınlarını hazırlayıp sundu. 2007-2009 arasında TAÇ Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı başkanlığında bulundu. 2006 yılından bu yana UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu üyesidir ve bu kurumda Somut Kültürel Miras Komitesi’nin başkanıdır.
2004’te yayımlanan “Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde” romanı Topkapı Sarayı’ndaki ilişkileri ve Lale Devri’ni anlatır, 2007’de çıkan “Cariye” romanı 18.yüzyılda Osmanlı Sarayı hareminde geçen imkansız bir aşk öyküsünü aktarır. 2008’de “Kadın Öykülerinde İstanbul” Öykü Seçkisi’nde yer alan “Ağaç” öyküsü İstanbul’un eski bir semtini, 2009’da yayımlanan üçüncü romanı “Fiyonklu İstanbul Dürbünü” giysilerden yola çıkarak İstanbul’un son 50 yılını konu almaktadır.
Romanları İngilizce, Portekizce, Yunanca, Arapça, Bulgarca, Romence ve Arnavutça ve Çince’ye çevrilmektedir.

Roman ve öykü çalışmalarını sürdürmekte, yurt içinde ve dışında konferanslar vermektedir. Şu sırada Osmanlı Saray Mücevheri konulu kitabını tamamlamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 99 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 285 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.