Gülten Akın

Gülten Akın

Yazar
8.2/10
221 Kişi
·
760
Okunma
·
307
Beğeni
·
16.486
Gösterim
Adı:
Gülten Akın
Tam adı:
Gülten Akın Cankoçak
Unvan:
Türk şair ve yazar
Doğum:
Yozgat, 23 Ocak 1933
Ölüm:
Ankara, 4 Kasım 2015
Gülten Akın Cankoçak (d. 23 Ocak 1933, Yozgat - ö. 4 Kasım 2015). Türk şair ve yazar.

1950’li yıllarda yazmaya başladığı şiirleriyle, kısmen İkinci Yeni çizgisinde görülen, ancak 1970’li yıllardaki şiirlerinden itibaren bireysellikten toplumculuğa yönelen bir şairdir.

Şiirleri pek çok dile çevrilen ve kırktan fazla şiiri bestelenen Gülten Akın, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın 2008 yılındaki vefatından sonra Milliyet gazetesinin yaptığı bir araştırmada en fazla oyu alarak "Yaşayan En Büyük Türk Şairi" olarak gösterildi. Şiirinde bir doruk noktası olarak nitelenen Beni Sorarsan’ı 2013’te yayımladı.

Yaşamı

23 Ocak 1933 tarihinde Yozgat’ta doğdu. Yozgat’ın Sorgun ilçesinde ilköğrenimini tamamladı. 1940’lı yıllarda memleketi Yozgat’tan Ankara’ya göç etti ve ortaöğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi 'nde tamamladı. 1955'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

1956’da Yaşar Cankoçak'la evlendi; bu evlilikten beş çocuk sahibi oldu.Kaymakam olan eşinin görevi nedeniyle 1958-1972 arasındaAnadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. Gevaş, Alucra, Gerze, Saray ilçelerinde ve Kahramanmaraş'ta yardımcı avukatlık, avukatlık ve öğretmenlik yaptı.

1972'de Ankara'ya yerleşerek Türk Dil Kurumu Derleme ve Tarama Kolu'nda çalıştı. Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu üyeliğinde bulundu. Demokratik kitle örgütlerinin yeniden kuruluşu çalışmalarına katıldı. İnsan Hakları Derneği, Halkevleri, Dil Derneği gibi örgütlerde kurucu ve yönetici olarak görev aldı. 1978'de emekliye ayrıldı. 1980’lerde Ankara’da bir banka soygununa katıldığı gerekçesiyle tutuklanan ve dosyası Şentepe Devrimci Yol davasıyla birleştirilerek önce müebbet hapse mahkum edilen sonra cezası Yargıtayca bozulan oğlunun cezaevi günlerinde yaşadıklarını şiirine yansıttı.42 gün (1986) adlı kitabında Mamak Cezaevi'nde süren açlık grevini anlattı. Yaşamını Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde sürdürdü.

4 Kasım 2015’te tedavi görmekte olduğu hastanede hayatını kaybetti. Cenazesi 6 Kasım 2015 cuma günü Kocatepe Camii'nden kaldırılarak Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi.

Edebi yaşamı

Son Haber gazetesinde ilk şiiri 1951'de yayımlandı. Ardından Hisar, Varlık, Yeditepe, Türk Dili, Mülkiye gibi dergilerde çıktı. Başlarda şiirlerinin konusu doğa, aşk, ayrılık, özlem iken, daha sonraları ise toplumsal sorunlar ağır bastı. 1980 öncesinde halkın yaşadıkları, onun da hayatına ve şiirine yansıdı. Daha sonraki şiirlerinde toplumsal sorunlara yöneldi. Gezip gördüğü yerlerden aldığı esinle zenginleşen ve coşkulu bir insan sevgisiyle yoğrulan şiiri, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini öne çıkardı.

Şiirlerinde büyük ölçüde folklor öğelerinden yararlandı. Şiir üzerine yazılarını bir araya getiren "Şiiri Düzde Kuşatmak" (1983) kitabında, halk kaynağına inme isteğini, "alkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek, şiiri yükseltirken halkın yaşamının ve yaşam biçimlerinin yükselmesine yardımcı olmak" sözleriyle açıklar. Şiirleri pek çok dile çevrildi ve kırktan fazla şiiri bestelendi. Bestelenen şiirlerinden biri, Sezen Aksu'nun 1993 tarihli albümüne adını veren Deli Kızın Türküsü’dür.

2008’de Dağlarca'nın ölümünden sonra Milliyet gazetesinin yaptığı yaşayan en büyük şair araştırmasında en çok oyu alan Gülten Akın, şiirinde bir doruk noktası olarak nitelenen Beni Sorarsan’ı 2013’te yayımlamış ve bu kitabı ile Metin Altıok Şiir Ödülü’ne layık görülmüştür.

Akın, şiir dışındaki edebi türlere fazla ilgi göstermedi ancak yedi adet kısa oyun yazdı. Ürettiği tiyatro metinlerinde kadın, evlilik, düzene yönelik eleştiriler, yoksulluk, yalnızlık, yaşlılık ve yabancılaşma gibi konular üzerinde durdu.

Ödülleri


1955 - Varlık şiir yarışmasında birincilik ödülü
1964 - Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü ,Sığda ile
1972 - TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda Başarı Ödülü , ı Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı ile
1976 - Yeditepe Şiir Armağanı, Ağıtlar ve Türküler ile
1991 - Halil Kocagöz Şiir Ödülü
1992 - Sedat Simavi Edebiyat Ödülü
1999 - Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü
2003 - Dünya gazetesi Yılın Telif Kitabı Ödülü
2008 - Erdal Öz Edebiyat Ödülü
2014 - Metin Altıok Şiir Ödülü
Kendi bedenine tutkunlar ey
Kendi aydınlığını sevenler ey
Yorgan gibi bürünüp geceyi
Kendi sıcağında uyuyanlar
Bu nedir bu nedir, bir gencecik ozan
Yazdı ama size değsin istemedi
Sizi değmez gördüğündendir
Reddetti güzelim şiirlerini
Sizi reddetti
Gülten Akın
Sayfa 65 - YKY 6. Baskı - 2016
Haksızlık nerede olursa olsun
Zulüm nereden gelirse gelsin
Barışla sevgiyle olmayacaksa
Ey gerçek sesimiz, ey büyük kavga
Yankılan dağdan dağlara
Yankılan dağdan dağlara
Halk birikir cellat ölür
Zulüm bir başına kalır
İp çürür, kurşun çözülür
Bedrettin yaşamakta
Gülten Akın
Sayfa 61 - YKY 6. Baskı - 2016
DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ

Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan

Elimi uzatsam tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü

Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur geceleyin
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli

Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
Böcekler gibi başlamalı yeniden
Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek yan
Gitti giden
48 syf.
''Kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi
Bir şeycik olmadı -Deneyin lütfen-''


7 ya da 8 yaşındaydım. O zamanlar nedendir bilinmez bitlenme korkum hat safhadaydı. Aslında nedeni açıktı, gittiğim ilkokulda çocuklar bitlenirdi. Demek ki bite daha uygar bir çare bulunmamıştı :)) Kafalarına sürülmüş gazyağı bağlanmış eşarp ile okula gelirdi kız çocukları . Bitlenmekten korktuğum için kestirdim saçlarımı.

Lisenin en inek çocuklarından biriydim. Bir gün öğretmen , saçlarınız at kuyruğu bağlı olmayacak, dağınık asla olmayacak illa ki iki yanda örgü deyince isyandan kestirdim saçlarımı.


İlk aşık olduğum o insanla 5 yıla yakın sevgili olduk. İyiydi, güzeldi. Sonra o eğitim için başka bir ilde bulunan üniversiteye gitti ben de memkeketimdeki üniversiteye. Ara tatilinde yolda gelirken geçirdiği bir trafik kazası sonucu vefat edince üzüntüden kestirdim saçlarımı.

Polis okuluna eğitime gidince uzun saçlı bayan memur olmaz mevzuatlı saçma sapan bir düzen baskısından dolayı mecburiyetten kestirdim saçlarımı.

Evleneceğim , gelinlikte en uygun uzun topuz saç dediler en uyguna uyan sıradan olmayan anarşist ruhumun asiliğinden dolayı kestirdim saçlarımı.
Çeyrek asıl süren evliliğim benden genç uzun saçlı bir hatun sebebiyle sona erince şizofren duygularımdan dolayı öfkeden kestirdim saçlarımı.

40 lı yaşlara geldim artık saç bir kadının ziynetidir mantığına ulaşma aşamasındayken geçirdiğim rahatsızlık sonucu nasılsa dökülecek en iyisi kestireyim dedim ve sonrasında ağlamamak için kestirdim saçlarımı.
45 li yaşımda ruhu hayat dolu bir adama yorgun ruhumla eşlik etmemin mümkünsüzlüğünü anlayınca kendi imkansızlığımdan kestirdim saçlarımı.
Muhatabımız istediğimiz gibi olamayınca kendimiz de istemediğimiz bir hâl alır , sabah şen şakrak fön çektirmek için gittiğimiz kuaförden bir anda eskiklikleri tamamlamak yerine fazlalıkları atmaya karar verir biz kadınlar kestiririz hiç çekinmeden saçlarımızı.

Kadın, öyle güzel öyle samimi ve öyle gerçekçi sever ki tüm saç diplerine kadar aşkını hisseder size de hissettirir. Her şeyin bittiğini ise sessizliğiyle bakışlarıyla söyler kadınlar…
Eğer ki kadının gözlerinde buz gibi bakışları gördüğünüzde , hele de kestirdiyse saçlarını bilin ki bitmiştir sevginiz de siz de her ne kadar bunu kabul etmek istemeseniz de…

Aslında benim duygularım şizofren, ruhum anarşist olsa da düşlerim uysaldır ve sevecen diyorum kendimce anlatamadığım için sürekli kestiriyorum saçlarımı :))
Uzatabilenlere selam olsun o vakit.
Keyifli okumalar.
Şair Didem Madak okuma ve 1000k ya okutturma projem umduğumdan fazla ilgi görünce yeni bir kadın şairin peşine düştüm. Didem Madak okuma sayısı 300 lü sayıdan 1990a çıktı.

Yine biraz feminist takılacağım. Şairimiz Türkiye'de zaten parmakla sayılabilecek kadın şairlerden birisi. Neden okunma sayısı 206. Herkese ve kendime çok kızdım. Neden okumamışız. Neden Şair denince aklımıza hep erkek şairler geliyor. Üstelik Gülten Akın için TÜRK ŞİİRİNİN ANASI denilmiş iken.

Didem Madak kitaplarında yaptığım gibi linkleri veriyorum. Kesinlikle korsan kitap olarak algılanmasın. Elbette ki biz kitap severler her kitaba sahip olmak isteriz. Ancak bazılarımız gerçekten alamıyor. Ve alamama nedeni çoğunlukla para değil. Ben şimdi kalkıp tüm Rizeyi baştan sona dolaşsam bir tane bile Gülten Akın kitabı bulamayacağımdan eminim. Bulamayanlar için link paylaşıyorum. Kitaptan okumanın zevki farklıdır. Kitap alabilme imkanınız varsa ne mutlu size.


Toplu şiirler 1. kitabında 1956 1976 yılları arasında çıkan, isimlerini yazdığım kitaplar mevcut. Bu linkle Hepsini beraber hepsini okumuş olacaksınız.

Rüzgar Saati

Kestim Kara Saçlarımı

Sığda

Kırmızı Karanfil

Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı

Ağıtlar Ve Türküler

Kitap Linki : https://yadi.sk/i/rWwfDNtf3QpF43
80 syf.
''Bir şiir kitabı gibiyim
cezaevinden çıkma
yeniden yazıldım da
giderek daha ağır, daha sessiz,
eski deyimle daha asude
orası burası işaretlene çizile''

Ya ben Gülten Akın;

Bir değişiklik yapmalı, karşı çıkmalı kedere dedim bu akşam kendime.. çekmek geçiyor içimden, çekilmek uzak diyarlara…Adı konmamış bir şehre mesela.
En koyusundan özlemlerimi geçirip üzerime ; karmaşıklığımın çözümüne, çaresizliğimin anlamını bulmaya , uzaklardan sevdiğim adama ..

Bir değişiklik yapmalı karşı çıkmalı kedere dedim bu akşam kendime...sesine sarılarak, huzurun koynunda uyuyamadım şuracıkta..başucumda kokun...çekmek geçiyor içimden, çekilmek uzak diyarlara…Adı konmamış bir şehre mesela..
Tüm iyi niyetlerimi aramaya çıktım, yüreğimin ellerinden tutup da ömrümü ömrüne katmaya, uzaklardan sevdiğim adama ..

Bekliyorsun biliyorum , bırak uyusun Adı konmamış bu şehir... sen uyuma, dudaklarıma yerleşen adını,sabrı aşk’ı ,neşeyi ahde vefayı seni sevdiğimi söyleyeceğim kulağına ...Hızla yol alıp kadınlığımın makamına erişmek, yalnızlığımın kirlerinden arınıp seninle safileşmek, masum kahkahalar devşirmek çok güzel olacak Adı konmamış bir şehirde mesela.

Şimdi bana biraz daha lazım değil kelime ...sussun artık uzun ve konuşan birkaç cümle...sen gözlerinle vuruldun ben sözlerle…gözlerin ardına indikçe, yanacak canımız , sözleri kalbimize kazıdıkça, hatırladıkça almayalım durduk yere dizelerin ahını..sen susacaksın ben susacağım , kalplerimiz susmayacak, sevdamızın masalını gizlice yazacak
Adı konmamış bir şehirde mesela....

Bekliyorsun biliyorum , bırak uyusun Adı konmamış bu şehir... serin bir bahar akşamı üstelik, saçlarımız ağarsa da sesimiz kırık dökük , gözlerimizde nemli ama özlemli o bakış, olsun varsın kim kusursuz ki başka baharda kalmış olsa da heveslerimiz.. ... havada efsunlu bir telaş , kokumuz dağılacak önce bahçeye, içimizdeki özlem neş’eyle susacak
Adı konmamış bir şehirde mesela....


Bir değişiklik yapmalı, karşı çıkmalı kedere dedim bu akşam kendime.. çekmek geçiyor içimden, çekilmek uzak diyarlara… Ve sen sakın asla uyuma bana hoş geldin demek için
Adı konmamış bir şehirde mesela....
https://www.youtube.com/watch?v=3oudc7-lu4s
Keyifli okumalar.
54 syf.
Yaşamam yetişmem gereken bir hayat var.
Saklamaya çalışamıyorum bir türlü YAŞLANMAK BİLMEYEN "güzel umutlu günler" özlemimi..
Uzun uzun anlatmayı isterdim ama çok laf edemem ben. Kocaman bir yıl iyisiyle kötüsüyle bitti gitti, geldi yenisi. Ne çabuk geçiyor günler, dünyaya alışamadan gideceğim sanırım.
Hepimiz yarını bekliyorken yarınımızda bizi neyin beklediğini bilmiyoruz.
Hüzünlerin, ihanetlerin, acıların hadi gecesi yok gündüzü yok anladım da; yılbaşı tatili filan da yok mudur ? Ya sonrası hiç bir şey olmamış gibi hayata devam etmek diye çok acıklı bir şey de var..
Gerçi nedir ki hayat dediğimiz şey ? Bir kaç cümleden ibaret değil midir haber bültenlerinde ?
Neye ihtiyacım var bugün , yarın, tüm hafta hatta gelecek tüm zamanlarda? Sevmem gerek , çaba sarf etmem , anlamam dinlemeyi bilmem adil ve merhametli olmam gerek.
Bir tebessüme gönülsüz, öfkelenmeye ve nefret etmeye dünden hevesli, gıybet etmeyi alıştırmaya gayretli insanlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz.Yolumuzun kesiştiği insanlar, her halükarda örneğimiz, sınavımız, ibretimiz ya da nasibimiz bizim için.
Kıymetlendirdiğim ne çok lüzumsuz insan var. Ne kadar güzel, bilgili ve kariyerli olduğumuza değil nasıl yaşadığımıza bakacaklar öbür tarafta ..
Nasılsa yok olacak bir gün varlığım , sonrasında ise hiç hatırlanmayacak adım.
Biliyorum ki ; Dualardır işte sadece ardımdan gelecek olan.
Değer mi umutsuzluğa kötülüğe diyelim ve ümidinizi kesmeyelim.
Adımız ve sıfatımız hiç önemli değil;
Annesinin sesini, dostunun seslenişi ve yarinin nefesini hissedip ses verebilenlere, şükürle güne uyanan , güneşin herkese aynı duygularla doğduğunu anlayabilen , korkular, acılar, umutsuzluklar endişeler , kahır ve güvensizlik duygusundan uzak, aynı topraklar üzerinde , aynı inanmışlıkla bir çift güzel söz, bir tutam tebessüm ile “iyi insan” olarak , hiç bir gönle yük olmadığımız yeni bir yılda herkese tüm dilediklerinin gerçekleşmesi temennisiyle..
Keyifli okumalar dilerim.
Bugünkü konuğum Gülten Akın

23 Ocak 1933 yılında Yozgat’ta doğdu. Hukuk fakültesi mezunudur. Eşinin görevi nedeniyle bir çok şehir dolaştı ve Anadolu’yu yakından tanıdıkça, bireysel duyarlıklardan toplumsal sorunlara yöneldi.

Anadolu’da yaşarken edindiği birikimle halkımızın sorunlarına yöneldiği görüldü. Destan, ağıt, türkü, ilahi gibi geleneksel türleri, şiirinin ulaştığı yenilikçi anlayışla işledi. 4 Kasım 2015 yılında aramızdan ayrıldı.

Sezen Aksunun sesinden https://www.youtube.com/watch?v=MNsnKNbN1Sk en sevdiğim şarkısı

Toplu şiirler 2. kitabında 1979 1999 yılları arasında çıkan, isimlerini yazdığım kitaplar mevcut. Bu linkle Hepsini beraber hepsini okumuş olacaksınız.

Seyran

İlahiler

42 Gün

Sevda Kalıcıdır

Sonra İşte Yaşlandım

Sessiz Arka Bahçeler

Kitap Link : https://yadi.sk/i/Rk4yi7Vn3QpF6x
112 syf.
·9/10
Aylar önce Gülten Akın incelemelerimde kitap linkleri beraber vermiştim. Linkler hala incelemelerde aktiftir. Okumak isteyenlere selam ederim.

Toplu Şiirler 1 için https://yadi.sk/i/rWwfDNtf3QpF43

Toplu Şiirler 2 için https://yadi.sk/i/Rk4yi7Vn3QpF6x


Gülten Akın'ı neden okumalıyız diye sorarsanız eğer cevap basit çünkü o Türk şiirinin anasıdır. Gülten Akın bir kadındır. Ve kadın olmak şiirde bile zordur. Şiirde bile ikinci sınıf vatandaşsındır.

Evet kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya demiş. Bu ince şeyler kadınların işidir. Erkekler önem vermez. Analık, özlem, toplum, coğrafya. Acıyı umudu çocuklar ve doğayla harmanlanmış.

Aşk elbette vardır Gülten Akın şiirinde ama erkekler gibi değil. İnce ince işliyor aşkı kadın haliyle nazikçe.

Şimdi kavramların ve cümle rüzgârların dışında
Durdum bekliyorum, gelme

Daha fazla terk edilmiş, daha fazla platonik ve kendi halinde aşklar. Senin unutmuşluğunu affetmeyeceğim diyerek giden sevgilinin arkasından kendi dünyasını özetlemiş ve bizlere unutanları affetmememiz gerektiğini tekrar hatırlatmış.

Deli kızın türküsü şiirlerinin tamamına kitapta yer vermemelerini esefle kınıyorum. Benim gibi bir deli kızın yüreğine işlemiştir. Neyse ki en güzeli 3 numarayı almışlar.

Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan

Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek yan
Gitti giden

Sezen ablamızın yerini tutmasa bile yeni hali güzel
https://www.youtube.com/watch?v=BOeyUgki9oE
112 syf.
·61 günde·Beğendi·10/10
Kuşsal Kitap

Gülten Akın'ı okumak dağların arasında mavi yeşil uçan kuşlar görmek gibi. Özgür, doğayla içiçe ve aşkın. Neyi aşkın peki? Her şeyden öte maddeyi, kılıfı, toplumu ve elbette kelimeleri... Hepsini kendine has bi' ifadeyle iteliyor şiirler. Onlarda salt samimiyeti gördüm ben. Şiir saf dilli, alçak uçuşlu. Ama bu elbette bu kadar basit değil. Zira o alçak uçuşlu ifade kişiyi öyle bi' noktaya çıkarıyor ki, tüm göğü görebiliyorsunuz...

Şiiri bence diğerlerinden en çok ayıran özellik belirsizliğin biriciği olmasıdır. Hangi yazın her okunduğunda sürekli farklı noktalardan vurabilir kişiyi, farklı ayrıntılarla uçurur hiç gitmediği yerlere?
Ben, Gülten Akın'ın bu yürekyakan şiirlerinde gece göğüne de yükseldim, ormanda yürüyüş de yaptım, toplumla da savaştım. İnsanları sevdim, aynı zamanda nefret ettim. Yerinde bi' taş yerinde çağıldayan bi' su oldum. Şiir ki, özgürlüğüyle, uçsuzluğuyla beni formdan forma, şekilden şekile soktu; ifadeleri derindim. Bana bunu kim hissettirebilirdi ki? Şiir benim kendi git-gelli ruhumda bi' koruyucu, yürekaçan, sevgili oldu. Yine de anlatma uğraşım bitmez bi çaba...

Gülten Akın'ın şiirleri rüzgarda uçuşan dalgalı saç gibi. İsyanı, kendi doğallığında yaşamış, bununla büyümüş ve bununla devinen nice ifadeler var şiirlerinde. Bildik, tek renk duygularımın alacalanıp bana benden daha iç, daha anlamlı gözlerle bakmalarına tanıklık ettim. Bu gözler zıplak oldukları kadar doğaldılar, kendileri gibi özhalliydiler.

Bir şiir bence okununca bitmez sadece. Hatta benim en büyük sorunum bu oldu bu yazında. Okuyorum ama ne roman gibi iz bırakıp bitiyor içimde, ne de hikaye gibi yara izi bırakıp kabuk bağlıyor. Şiir faça atıyormuş, öğrendim. O şiir okunup bittikten sonra, onun aslında yeni başladığını, bitmek bilmez bi' tekrar sarmalına girdiğini öğrendim. O izler(imgeler, okurkenki hayaller, anılar, tüm o uçuş hissi, nefret, isyan, özgürlük...) aslında hiç bitmeyecek, okurla birlikte hep devinim halinde olan "imge" görünümlü duygu selleriymiş. Bunu yaşamak, anlamak benim için cok uç bi' edebi-deneyim oldu.
İki ay öncesine kadar hiç şiir kitabım olmamıştı. Fakat şiirin o belirsizliği, kendine haslığını okurun kafasının güzelliğinden alan samimi ifadesi beni hep çekiyordu. Bu nedenle, benim de bi' şiir kitabım oldu: Deli Kızın Türküsü.

İki ay boyunca savaştım bu şiir kitabıyla. Şiir okumak nedir, bunu da çok düşündüm. Bi' yetkinlik mi, doğal yetenek mi, nasıl ulaşabilirim anlama, yoksa anlam sadece bi' illüzyon mu? Bu süreç beni anlamaya ve sorgulamaya itti, kuşkusuz çabam çoktu çünkü şiir benim için yeni bi' türdü ama benden daha güçlü olan şey şiirin kendisiydi. O itti beni, o zorladı sorgulamaya... Şiirin, meskeni isyan ve belirsizlik olan bu kuş ruhlu kitabın beni bu kadar düşündüreceğini asla tahmin edemezdim.

Bu süre içinde "şiir kitabını bitirmeye çalıştım". Yapabildim mi, çok tartışılır. Şiir ne kadar farklı bi' türmüş bi' kez daha anladım; bitimsizmiş o.
Romanda ya da hikayede okuduğum düzyazı bana duyguyla olduğu kadar bilgiyle de geri dönüyor. Olaylarla dolu çünkü. Şiir öyle değil! Okuduğum her şey duyguyla geri dönüş yapıyor. İşte burada şiirin duygusal anlamda diğer edebi türlere nazaran ne kadar daha yoğun olduğu gerçeğiyle sarsıldım. Romandaki olaylar akılda tutulabiliyor ama şiirdeki duygular? Bu, bulutu hapsetmeye benzer. Oysa o çoktan yok olmuştur... Yağmıştır, uçmuştur, senin soluğuna karışmıştır...
Ve Gülten Akın'ın şiiri yer yer kuşlu, uçkun, aşkın yer yer ateşli-asi imgelerle dolu... Göğün, doğanın ruhuyla bezeli ne çok ifade var bu kitapta.
Deli Kızın Türküsü kuşsal bi' kitap! İçinde bi' kuşun zarifliğini, içtenliğini, güzelliğini, özgürlüğünü, savaşımını, asiliğini barındırıyor.
Ruhunuza kafes vurulduğunu düşünüyorsanız Gülten Akın okuyun. Şiirlerdeki kuşların içinize dolduğunu hissedeceksiniz. Bi' yarınızın hep kuşlarla birlikte gökte kalması dileğiyle...


"Arsızlık bugünden geri
Umut ve direnç demektir
Sokulmak demektir yaşamın koynuna
Özdeşlik demektir yaşamla
İnan olsun dostlar, inan olsun
Dalından kopan sardunya
Bozulmadı bir kez, eğmedi başını
Açmayı sürdürdü diktiğim toprakta"

Gülten Akın - Sardunya
96 syf.
·4 günde
—————————————————
ELEKTRONİK KİTAP DİZİSİ - 4
—————————————————

12 Eylül!. Türkiye tarihinin en kara günü.. Öyle bir gün ki, acısı yıllarca sürmüş, fakat buna rağmen hâlâ kimi gönüllerde tazedir yarası.. Onlarca gözaltı, onlarca işkence, onlarca eziyet.. Sağ da yara aldı, sol da.. Devrimcisi de yara aldı, muhafazakarı da, islamcısı da.. Yara almayan kaldı mı bu iğrenç günden?.

Mamak Askeri Cezaevi!. İşkence yapılan en namlı birkaç hapishaneden biri.. Diğerleri Diyarbakır ve Metris Cezaevleri.. Bütün cezaevleri kötüdür ama, bu üçünün namı dillere destansı.. Bu üçünden birinden kalmak, "Keşke ölseydim dedirdetecek cinstendi.." Ben de anlatanların yalancısıyım.. Yoksa kalmadım buralarda.. Türk Edebiyatının en başarılı şairlerinden Gülten Akın'ın da oğlu bir banka soygununa karışmış ve nasıl olmuşsa (o dönemler meşhurdu, her faili meçhul suç, birinin üstüne kalırdı elbet) siyasal suçlu olarak davası görülmüş ve Mamak Cezaevi'ne gönderilmiş..

Mamak, ölümevi.. Mamak cezaevi değil.. Mamak karmaşık.. Mamakta sağcı da yatar solcu da.. İkisi karma edilir.. Çektirilen eziyet ve işkenceler yetmezmiş gibi ateş ve barut tek hücreye tıkılır.. Ya unutacaksın husumeti ya da bir de siz vuracaksınız birbirinize.. Öyle böyle dayanamaz olur mahkumlar.. Talep ederler, biraz huzur, biraz rahat, biraz insanca yaşamak.. Reddedilir.. Bu, yaşanacak şey değil, çekilecek dert değil.. Ne yapmalı?. Tek çıkar var: Açlık Grevi!.

Öyle bir açlık grevi ki bu, ölüm orucuna döner kimi yerlerde ve kimi kimselerde.. Ölen de olur nitekim.. Ağır hastalanan da.. Bir hafta süren de olur, birkaç ay da.. Bu kitapta Mamak Cezaevi'nde 42 Gün süren grev anlatılır.. Şairimizin oğlunun da katılmış olduğu.. 42 gün.. Aç, susuz..

Fakat, bu grev ve acılar, çekilen dertler mahkumları mı bağlar?. Ya anneleri?. Ya babaları?. Ya eşleri, nişanlıları, sevdicekleri?. Ya onlar?.

42 Gün'de Gülten Abla bunlara yer veriyor.. Mamak önünde bekleyen anneleri.. Açlık grevine girmiş çocukların annelerini, eşlerini.. Onların da bu acıdan aldıkları nasiplerini şiir ve hikayeyi harmanlayarak anlatır.. Gözler önüne serer bu hazin tabloyu..

Yüzseksenüç imza toplanır.. Beş kişi, beş anne baba, alırlar bu imza tomarını kendine halk adamı diyen birine götürürler.. Götüremezler.. Durdurulurlar çünkü.. Aman Elma Bey'in işi başından aşkın, halk adamı o diye geri çevirirler.. Biri alır iletirim diye.. Ama sonuç?. Bilemeyiz.. Hele ki görevlinin bu dertli aileler karşısında kendi sunduğu dertleri.. Bu hikaye ayrı bir etkiledi beni.. Bizim, sanki yeryüzünün en ağır acısını çekiyormuş gibi o küçük sıkıntılarımız geldi aklıma.. Oysa ne acılar var yeryüzünde.. Bilemiyoruz..

İşte bu yüzden okumalıyız!. İşte bunun için yazmalıyız.. İşte bunun için anlatmalıyız.. Herkesin "Ben" diye sadece kendi derdine düştüğü bu devirde "Biz" diyebilmeliyiz.. Merhem olmak lazım insanlara.. Merhem olmak lazım birbirimize.. Bunun için de önce yaralarımızı görmeli, yaralarımızı bilmeliyiz..
112 syf.
·Puan vermedi
Gülten Akın başkadır, bambaşka :) Çok yoğun insanlar vakitleri yokDurup ince şeyleri anlamaya ve okumaya... Ama olsun biz vakti olanlara okumalarını tavsiye ederiz
“Elimi uzatsam tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü” #gültenakın #delikızıntürküsü #yapıkrediyayınları #hayallervekitaplar #benbirkitapkurduyum #okudumbitti
251 syf.
·Puan vermedi
Kütüphanecimiz DUA'nin verdiği linkler sayesinde okumuş olduğum çok güzel şiirler topluluğudur. Kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum. isim etiketlemeyi bilmediğim için yapamadım. Gülten Akın siyasiden kadınlığa her konuda şiirler yazmış. bu kitabı okuduğum için mutluyum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gülten Akın
Tam adı:
Gülten Akın Cankoçak
Unvan:
Türk şair ve yazar
Doğum:
Yozgat, 23 Ocak 1933
Ölüm:
Ankara, 4 Kasım 2015
Gülten Akın Cankoçak (d. 23 Ocak 1933, Yozgat - ö. 4 Kasım 2015). Türk şair ve yazar.

1950’li yıllarda yazmaya başladığı şiirleriyle, kısmen İkinci Yeni çizgisinde görülen, ancak 1970’li yıllardaki şiirlerinden itibaren bireysellikten toplumculuğa yönelen bir şairdir.

Şiirleri pek çok dile çevrilen ve kırktan fazla şiiri bestelenen Gülten Akın, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın 2008 yılındaki vefatından sonra Milliyet gazetesinin yaptığı bir araştırmada en fazla oyu alarak "Yaşayan En Büyük Türk Şairi" olarak gösterildi. Şiirinde bir doruk noktası olarak nitelenen Beni Sorarsan’ı 2013’te yayımladı.

Yaşamı

23 Ocak 1933 tarihinde Yozgat’ta doğdu. Yozgat’ın Sorgun ilçesinde ilköğrenimini tamamladı. 1940’lı yıllarda memleketi Yozgat’tan Ankara’ya göç etti ve ortaöğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi 'nde tamamladı. 1955'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

1956’da Yaşar Cankoçak'la evlendi; bu evlilikten beş çocuk sahibi oldu.Kaymakam olan eşinin görevi nedeniyle 1958-1972 arasındaAnadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. Gevaş, Alucra, Gerze, Saray ilçelerinde ve Kahramanmaraş'ta yardımcı avukatlık, avukatlık ve öğretmenlik yaptı.

1972'de Ankara'ya yerleşerek Türk Dil Kurumu Derleme ve Tarama Kolu'nda çalıştı. Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu üyeliğinde bulundu. Demokratik kitle örgütlerinin yeniden kuruluşu çalışmalarına katıldı. İnsan Hakları Derneği, Halkevleri, Dil Derneği gibi örgütlerde kurucu ve yönetici olarak görev aldı. 1978'de emekliye ayrıldı. 1980’lerde Ankara’da bir banka soygununa katıldığı gerekçesiyle tutuklanan ve dosyası Şentepe Devrimci Yol davasıyla birleştirilerek önce müebbet hapse mahkum edilen sonra cezası Yargıtayca bozulan oğlunun cezaevi günlerinde yaşadıklarını şiirine yansıttı.42 gün (1986) adlı kitabında Mamak Cezaevi'nde süren açlık grevini anlattı. Yaşamını Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde sürdürdü.

4 Kasım 2015’te tedavi görmekte olduğu hastanede hayatını kaybetti. Cenazesi 6 Kasım 2015 cuma günü Kocatepe Camii'nden kaldırılarak Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi.

Edebi yaşamı

Son Haber gazetesinde ilk şiiri 1951'de yayımlandı. Ardından Hisar, Varlık, Yeditepe, Türk Dili, Mülkiye gibi dergilerde çıktı. Başlarda şiirlerinin konusu doğa, aşk, ayrılık, özlem iken, daha sonraları ise toplumsal sorunlar ağır bastı. 1980 öncesinde halkın yaşadıkları, onun da hayatına ve şiirine yansıdı. Daha sonraki şiirlerinde toplumsal sorunlara yöneldi. Gezip gördüğü yerlerden aldığı esinle zenginleşen ve coşkulu bir insan sevgisiyle yoğrulan şiiri, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini öne çıkardı.

Şiirlerinde büyük ölçüde folklor öğelerinden yararlandı. Şiir üzerine yazılarını bir araya getiren "Şiiri Düzde Kuşatmak" (1983) kitabında, halk kaynağına inme isteğini, "alkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek, şiiri yükseltirken halkın yaşamının ve yaşam biçimlerinin yükselmesine yardımcı olmak" sözleriyle açıklar. Şiirleri pek çok dile çevrildi ve kırktan fazla şiiri bestelendi. Bestelenen şiirlerinden biri, Sezen Aksu'nun 1993 tarihli albümüne adını veren Deli Kızın Türküsü’dür.

2008’de Dağlarca'nın ölümünden sonra Milliyet gazetesinin yaptığı yaşayan en büyük şair araştırmasında en çok oyu alan Gülten Akın, şiirinde bir doruk noktası olarak nitelenen Beni Sorarsan’ı 2013’te yayımlamış ve bu kitabı ile Metin Altıok Şiir Ödülü’ne layık görülmüştür.

Akın, şiir dışındaki edebi türlere fazla ilgi göstermedi ancak yedi adet kısa oyun yazdı. Ürettiği tiyatro metinlerinde kadın, evlilik, düzene yönelik eleştiriler, yoksulluk, yalnızlık, yaşlılık ve yabancılaşma gibi konular üzerinde durdu.

Ödülleri


1955 - Varlık şiir yarışmasında birincilik ödülü
1964 - Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü ,Sığda ile
1972 - TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda Başarı Ödülü , ı Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı ile
1976 - Yeditepe Şiir Armağanı, Ağıtlar ve Türküler ile
1991 - Halil Kocagöz Şiir Ödülü
1992 - Sedat Simavi Edebiyat Ödülü
1999 - Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü
2003 - Dünya gazetesi Yılın Telif Kitabı Ödülü
2008 - Erdal Öz Edebiyat Ödülü
2014 - Metin Altıok Şiir Ödülü

Yazar istatistikleri

  • 307 okur beğendi.
  • 760 okur okudu.
  • 24 okur okuyor.
  • 493 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları