Gürsel Korat

Gürsel Korat

Yazar
8.3/10
199 Kişi
·
450
Okunma
·
49
Beğeni
·
2595
Gösterim
Adı:
Gürsel Korat
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Kayseri, 1960
Yaşam Öyküsü

1960'ta doğdu. Nüfus cüzdanına göre adı, Gürsel Sağlamöz'dür. Çocukluğu ve ilkgençliği Kayseri'de geçti. Öğrenimini 1985 yılında Ankara Üniversitesi'nde tamamladı. Bu yıldan itibaren de yazı hayatı başladı: 1984 yılından bu yana pek çok yayın organında yazıları yayımlanan Gürsel Korat'ın ilk kitabı 1994 yılında basıldı. Senaryo yazarlığı, film yapımcılığı, felsefe öğretmenliği, serbest gazetecilik gibi işler yapan yazar, İstanbul ve Ankara'daki bazı üniversitelerde edebiyat-iletişim ve dramatürji ekseninde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk yazısı 1984 yılında Ankara'da Yarın Dergisi'nde yayımlanan Gürsel Korat, Mayıs 1986-87, Edebiyat Dostları 1987-89, Edebiyat ve Eleştiri dergilerinde 1990-94 yılları arasında yazdı. Doksanlı yıllarda peş peşe kitapları yayımlanan yazar, kısa bir dönem serbest gazetecilik yaptığı 1999-2003 yılları dışında dergi etkinliklerine girmedi. YKY Kitaplık, Sözcükler, Adam Sanat, Varlık gibi dergilerde zaman zaman yazılar yayımlayan Gürsel Korat, Ankara'da yaşamını sürdürmektedir.

Edebi Dünyası

Gürsel Korat'ın roman, öykü, inceleme, oyun ve senaryo gibi alanlarda yaptığı çalışmalar, yazarın sanatı kavrayışındaki çeşitliliğin işaretidir. Bu kavrayış zenginliği, geçmiş dünyayı ve günümüzü kavramada da kendisini gösterir; yazarın başka bir dil kurarak yazdığı Kalenderiye romanında onaltıncı yüzyıl Türkçesiyle konuşan bir Orta Anadolulu anlatıcı, üçüncü ve son bölümü bir dil şöleni haline getirerek noktalar. Böyle bir dilsel denemenin Türkçe edebiyatta benzeri yoktur. Gürsel Korat'ın yazarlığında Kapadokya coğrafyası önem taşır. "Kapadokya'yı estetik bir varlık olarak yeni bir biçime dönüştürmek" amacı taşıdığı söylenmelidir. Fakat yerel bir bakışla kendini sınırlamayan yazarın, merkeze ait olduğunu düşündüğü dilden ve mekandan uzak durduğu, bu nedenle Kapadokya'yı sembolize ettiği, kendisiyle yapılan röportajlardan anlaşılmaktadır.

Yazar, edebi yapıtlarında ölüm, acı, tutku, aşk, din, metafizik, yoksulluk, eşitlik, korku, saplantı gibi konulara ve klasik edebiyatlara özgü trajik unsurlara, modern sonrası dönemin eğilimleriyle yaklaşır; ayrıca zaman kavramını irdeler. Deyim yerindeyse "açıklayan" ve "anlatan" bir edebi yapı kurmakla ilgilenmez, o daha çok "yeniden kuran" bir izleğin peşindedir.

Gürsel Korat'ın romanlarında temel olarak şu temel noktalar öne çıkar:

1. Tarihsel zaman: Yazara göre romancı tarihsel zamana uygun davransa da tarihsel olayları açıklamak veya kanıtlamakla uğraşamaz. Romancının görevi tarihi açıklamak değil, olabilir olandanhareketle insanda bilinmeyen bir hakikati ortaya çıkarmaktır.

2. Zaman: Bu felsefi kavramı, edebi kavram olarak derinleştiren yazar,kahramanlarının zamanla ilgili açmazlarında ve düşüncelerinde yeni bir estetik olanak arar.

3. Mekân: Gürsel Korat özellikle Zaman Yeli'yle başlattığı dörtlemesinin yazılmış üç romanında (Zaman Yeli- Güvercine Ağıt- Kalenderiye) Kapadokya'nın çeşit çeşit görünümleri üzerinde düşünür, onun dilini eğip büker, yeni bir edebi dilin olanaklarını işte bu "periferik çeper"de arar.

4. Özgün deyişler: Gürsel Korat'ın yapıtlarında görülen deyişlerin, atasözlerinin, şiirlerin veya metinlerin -bilinen bir iki tarihsel örnek dışında-tamamı yazar tarafından yazılmıştır. Bunun nedeni romanın kurmaca özelliğinin gerektirdiği sözün, alıntı yapıldığı takdirde özünü yitireceği düşüncesidir. Çünkü romanda başka şairlerden, yazıtlardan veya metinlerden yapılan alıntılar, yazara göre o edebi yapıtı pastiş (yapıştırma) haline getirir ve onu edebi yapıt olmaktan uzaklaştırır.

5. Haz: Yazar düşünce edebiyatına yakın duran metinlerinde heyecan ve acı arasında salınan bir anlatım yeğler. Edebiyatın düşünsel ve tensel hazların estetik imkânlarıyla kurulduğunu belirten yazar; edebiyattan düşünce çıkarmanın yazarın değil, okurun işi olduğu görüşündedir.
"Tanrının bulunduğu bir alemde
bunca acıya ne gerek vardı? Tanrının olmadığı, her zaman, her koşulda güçlü olanın kazanmasından belli değil miydi?"
Sevdiklerimiz ya biz doğarken, ya biz giderken ya da biz ölürken yanımızda olmalıdır.
Gürsel Korat
Sayfa 57 - Yapı Kredi Yayınları - 2. baskı
"Bak, Tanrı'yı yalan söylerken ve ihanet ederken düşünebiliyor musun? Hayır. Çünkü sevgi verenler hain olmaz. Sevgi arayanlar yalancıdır, aşıktır ve ihanet eder, kural budur."
"Şeklin önemi yok" dedi Dimitri. "Ben ne camiler gördüm bir yanında Hıristiyanlar da ilahiler okur. Onlarında kutsal kitabı bizimkine benzer. Camilerini yapan taş ustaları Ermeni'dir; nice Sultan'ın validesi Hıristiyandır."
Sevgi nasıl bir şeydir ki, sevdiklerimizi hem acımasızca eleştirir, hem de onları görünce kendi yüzümüzü görmüş gibi oluruz.
Gürsel Korat
Sayfa 96 - Yapı Kredi Yayınları - 2. baskı
220 syf.
…Öyle garip bir zamanda yaşıyoruz ki
Yaşam rüyayla eşdeğer,
Ve insan yaşamı uyanıkken görülen
Bir rüya bence.

Zengin kendisine kaygı veren
Servet rüyaları görür.
Yoksul olan sefalet ve talihsizlik,
Hırslı olan hırs,
Yaralanmış olan intikam rüyaları görür.
Dünyada herkes bilmeden
Sadece kendi olduğu şeyi görür.

Yaşam nedir? Bir yalan mı,
Bir parça gölge mi,
Talih mi? Bir sanrı mı?
Yaşam sadece bir rüyadır ve
Rüyalar da kendileri rüyadır.

La Vida es Sueno’dan ‘Yaşam Rüyadır’

İncelememe bir şiirle, rüyayla ilgili bir şiirle başlamak istedim çünkü bir rüyanın romanına böyle başlanır diye düşündüm.
Hepimiz farklı farklı rüyalar görürüz, bazılarını hatırlarız, hatta yıllarca unutamayız belki, bazılarını ise hiç hatırlayamayız. Gördüğümüz ve hatırladığımız rüyaları kendimizce yorumlamaya çalışırız. Bazen geçmişte yaşanmış bir olayla bütünleştiririz bazen de gelecekte yaşanabilecek bir duruma yorumlarız.
Acaba gerçekten, rüyalarımız bize olmuş olanı mı anlatır gelecekte olabilecek olana işaret mi verir?


‘Rüya Körü’ …
Tarihin, coğrafyanın, psikolojinin romanı ama en çok rüyaların romanı. Geçmişin, geleceğin ve belki de olmayan şimdinin çatışması.
Tarihin romanı, çünkü kitaptaki karakterlerin pek çoğu tarihte yaşamış gerçek kişiler. Yapılan savaşlar, imzalanan antlaşmalar gerçek. Bizans imparatorları, Selçuklu hükümdarları ve diğer insanlar.
Coğrafyanın romanı, çünkü mekanlar yerler günümüz Anadolu’sunun eski isimleriyle yazılmış hali. Antiyokya, Kilikya, Trapezon, Laranda…
Psikolojinin romanı, çünkü karakterler anlatılırken onların psikolojilerinden, etkilerinden çokça bahsedilmiş. Aynı zamanda karakterleri analiz ederken de psikolojik olarak anlamak gerekir.

Ve rüyaların romanı, en can alıcı en heyecanlı yönü.
Geçmiş de olan gerçeği rüyamızda görebilsek ne yapabiliriz?
Geleceğin ne olacağını görebilsek bunu gerçek hayatta değiştirebilir miyiz?
Geçmiş ve geleceği şimdi de bir araya getirebilir miyiz?
Tüm bu sorularımın cevabını üç günde heyecandan kalbim küt küt atarak okudum. Kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar heyecan dorukta.
Daha fazla kitabın içeriğine girmeden bu yazımı sonlandırayım geriye kalanını sizler okuyarak tamamlayın. Benim okuduğum ilk Gürsel Korat romanı oldu bu kitap. Bir yazarın da diğer kitaplarını okuma şevkini genellikle okunan ilk kitaplar belirler ben de yazarın diğer kitaplarını hiç tereddüt etmeden okuyacağım.
Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar…

‘’Rüyalarınızın ışığında güvenle ilerleyin. Hayal ettiğiniz biçimde yaşayın.’’
D. H. Thoreas
124 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Geç kalınmış yazarlardan biriyle tanışmanın buruk sevincini yaşıyorum. Kendisi bir eğitimci ve ben bu çağdaş yazarımızın verdiği eğitimi almaya nail olamadığım için çok üzgünüm. Dilerim kitaplarında da eğitimci kişiliğiyle sıkça karşılaşırım.
124 syf.
"Geçmiş neydi?Yaşanıp bitmiş bir düş. Zaman neydi? Şimdi."

Kitapta efsanevi olaya Selçuklular safında Babailere karşı savaşıp esir düşen Kör Leon ve Kilise Ressamı Sağır Dimitri'nin arkadaşlığı basit ama yıkıcı nedenlerle bir araya getirmiştir. Efsanenin farklı statü ve dindeki insanın kaynaştıran insanca yaşamı müjdeleyen bir deprem olduğunu vurgulanır...

“…Hangi dinden geldiğine bakılmaksızın insanlar ortaklaşa çalışır"ifadesiyle belirtilen her dinden her boydan insanın ortak yaşam sürmesi dönemin şartlarında hiç de olağan değildir.

"İnsanların birçok dine ait değerleri iç içe geçirerek ve hiç yadırgamadan yaşamaları, cinsiyet ayrımının bile önemini yitirmiş olması", "süse düşkün Yakovus’un adeta çuval gibi bir paçavranın içinde kendini mutlu hissetmesi "de hayatın olağan akışından kopuşun göstergeleri olarak değerlendirilebilir.

Romanın insan sevgisi ve eşitlik anlayışına sahip bir görüşü okuyucuya aktarılmıştır. Zulme karşı birleşen, ortak tavır takınmak zorunda kalan Kapokya halkı dinsel, mezhepsel ayırılıklara ayrılıkları bir kenara bırakıp ortaklık oluşur.


Kapadokya'nın yeraltı şehirlerinde Moğollara,Selçuklara ve tüm baskıcı iktidarlara karşı kurulan örgütün de sembol kullanıyor Çift gövdeli aslan, tarihte böyle bir tarikat yok ama Aksaray- Nevşehir yolu üzerinde bulunan Alayhan Kervansarayının girişinde kabartmadan esinlenir.

Yazar romanı gerçeğe ve kurguyu başarılı bir şekilde yansıtır.Bu yönden sevdim yazarı unutmadan çift gövdeli aslan kabartması (https://encrypted-tbn0.gstatic.com/...UKdqByqgZdw&s=10, Aksaray'ın amblemi de çift gövdeli aslan https://www.google.com/...biw=1280&bih=727
ve Alayhan'dan görüntühttps://www.google.com/...iw=1280&bih=800#)
Not: Kapadokya'da bölgesinde yaşayıp da gezmemek ayıp olurdu tabii ki de gezdim. Anılarım canlandı resmen. :)


Son olarak kitap ara ara felsefi düşünceler mevcut, İncil'den ve çok kültürlü Kapadokya'nın tarihinden ve dini olaylardan bahsetmiştir.. Kapadokya üçlemesi'nin ilkini okudum diğerlerini de okuyacağım.. Özellikle tarih bilgisi ve tarihi sevmek önemli... Tavsiye ederim..
124 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Yazarlığı dışında felsefe öğretmenliği yapan ve edebiyat fakültesinde ögretim görevlisi olarak da çalışan Gürsel Korat'ın 34 yaşında basılan ilk romanı; Zaman Yeli. Üçleme olarak yazılmış olan bu kitabın devam kitapları sırasıyla; Güvercine Ağıt ve Kalenderiye. Kitap temel olarak iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde önceleri itilip kakılan ama sonradan aziz olduklarına inanılarak efsaneleri dilden dile dolaşan biri kör diğeri sağır iki Selçuklu askerinin yaşadıkları anlatılıyor. Dimitri ve Leon Tatarlara esir düşünce birisine gözleri kör edilerek, diğerine ise kulakları kırılarak işkence edilir. Dimitri Leon'un gözleri, Leon da Dimitri'nin kulakları olarak seyahat etmeye başlarlar. Kitaba konu olan çift gövdeli tek başlı aslan sembolü gibi olurlar. Kapadokya Ihlara vadisine vardıklarında aslında usta bir ressam olan Dimitri'den bir klisenin duvarlarını boyaması istenir. Dimitri, hristiyanlığa hakaret gibi görülen ve daha çok müslümanlık sembolü olduğu söylenen çift gövdeli tek başlı uzun kuyruklu aslan simgesini ve hristiyanlığın klasik sembollerini de kendine göre yorumlayıp değiştirerek klise duvarına resmeder. Ancak resme kattığı yorumu bilinen gerçekleri yansıtmıyor diye dinine çok bağlı olmasına rağmen kliseden kovulur. Tam bu sırada çıkan bir depremde Dimitri ve Leon hayatını kaybeder

İkinci bölümde anlatıcı Emir Haydar Bey olur. Dimitri ve Leon'un cesetleri bulunamayınca aziz mertebesine ulaşarak göğe yükseldiğine inanılır. Buna inanan bazı beyler birleşir ve bu aziz olduğuna inandıkları kişilerin önceden yapılmasını istedikleri Moğollara karşı savaş açarlar. Bu arada savaşmak için birleşen insanlar arasında sınıf ve din farkı ortadan kaldırılmaya çalışılsa da bu yine mümkün olmaz. Yeraltında saklanan bey hanımları hala kendilerini efendi gibi hissedip hizmetkarlarını ezmeye, hizmetkarlar da kendilerini efendilerinin yanında ezik hissetmeye devam eder. Moğollar, beylerin birkısmını acımasızca, korkunç şekillerde öldürürken kimi bey kaçar, kimisi teslim olur. Hayatta kalan beylerinse hayatı tamamen değişir. Emir Haydar'ın karısı hayatta kalabilmek için Haydar'ın kardeşi ile evlenir, Haydar deli rolü yapar.
Kitapta Kapadokya için çok güzel tasvirler yapılmış. Kapadokya'nın Tanrının yaptığı bir resim gibi göründüğü ve sanki Tanrı oyun oynamış da bu kayaları üstüste koymuş, yoksa bir insan gücü bu kayaları kaldırmaya yetemez gibi betimlemeler ile Kapadokya'nın büyüleyici görüntüsü çok güzel ifade edilmiş.
Kitapta hayat ve Tanrı bilincini sorgulayan felsefi düşünceler yer alıyor. Halk edebiyatı açısından da kıymetli bir eser. Haydar mahlası ile Hz. Ali'den, çilehaneden bahsederken İncil'den Hristiyanlık'tan bahsetmesi ile kafaları karıştırarak çok kültürlü Kapadokya tarhine değinilmiş. Ayrıca Halk Edebiyatından don değiştirme (=kılık değiştirme) gibi kavramlar da var. Okurken biraz tarihi biraz da edebi bilgiye ihtiyaç var. Anlamını bilmediğiniz deyimleri basım hatası deyip geçmeyin, bilenlere danışın.
119 syf.
·Puan vermedi
Sevmek... Bir kitabı sevmek. “Çizgili Sarı Defter” sayfalarında gezerken bir sevdayı gördüm. Kelimelerle anlatmaya çalıştım. Ama kelime hazinem o kadar sığmış ki anlatmak mümkün olmadı. Okuyun. Sevdaya siz de dahil olun.
280 syf.
#unutkanayna 1915 yılında Nevşehir'de geçen on günlük bir zaman dilimini saat saat aktarıyor bizlere.
Kurgusu Ermeni tehciri üzerine ve film tadında merakla okunan,su gibi akıp giden bir kitap
Kitapta karakterler çok.Türk,Ermeni,Rum,müslüman ve gayri müslimler... Hepsi birbirinden farklı karakterler ancak asla karışıklık yaratmıyor aksine kitaba renk katıyor.
'
Kapıları işaretlenen Ermenilerin evleri aranıyor.Falakaya yatırılıp sorgulanıyor ve aşağılanıyorlar...
Vatan'ı bildikleri topraklardan zorla tehcir ediliyorlar.
Ne yazık ki sanki hepimizin gideceği yer aynı değilmiş gibi vicdansızca davranan,insanlara dininden,dilinden,kendi tercihlerinden dolayı baskı yaparak onları göçe zorlayanlar var.
Bu insanlık ayıbı geçmişten günümüze hala devam etmekte.
Boş yere yaşanan üzüntüler,acılar,kaybedilen hayatlar...
Keşke herkes "Yaratılanı severim,yaratandan ötürü" sözünü düstur edinebilse...
'
Geçmişimize ayna tutan bu samimi kitabı için sevgili @gursel_korat 'ı tebrik ediyorum
60 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Alanım gereği ülkemizde yazılan çocuk kitaplarına da bir bakmak istedim. İlkokul düzeyinde, çok güzel yazılmış bir kitap. Doğrusu içinde verdiği mesajlar çok hoşuma gitti. Eğer çocuklara kitap okumayı seviyor ve onlara da sevdirmek istiyorsanız tavsiye ederim.
280 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın konusu tarihten besleniyor. Birinci Dünya savaşı yıllarında Anadolu'da Ermeni tehciri ele alınmış. Ayrıca Türk ve Ermeni halkın birbiriyle dini, etnik, kültürel vs açıdan muhabbetleri ve sentezleri kitapta doğal bir şekilde işlenmiş. Kitap bence gayet güzel okumak isteyenlere tavsiye ederim.
124 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İstiklâl YKY’de kızımla kitapların arasında dolanırken (biraz da yazar indirim günlerinde olmasının etkisiyle) aldığım bir set idi.. Bugün öğleden önce başladığım okumamı saat 17:00 itibariyle bitirdim.. Anlatımından çok etkilendim. Kapadokya, bu ülkede benim birinci sıraya yazdığım bir bölgedir. Anlatı merkezinde Kapadokya olması da beni çeken noktalardan. Bu yazar ile bugüne kadar tanışmamak da benim ayıbım olsun. Şimdi Güvercine Ağıt zamanı...

Yazarın biyografisi

Adı:
Gürsel Korat
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Kayseri, 1960
Yaşam Öyküsü

1960'ta doğdu. Nüfus cüzdanına göre adı, Gürsel Sağlamöz'dür. Çocukluğu ve ilkgençliği Kayseri'de geçti. Öğrenimini 1985 yılında Ankara Üniversitesi'nde tamamladı. Bu yıldan itibaren de yazı hayatı başladı: 1984 yılından bu yana pek çok yayın organında yazıları yayımlanan Gürsel Korat'ın ilk kitabı 1994 yılında basıldı. Senaryo yazarlığı, film yapımcılığı, felsefe öğretmenliği, serbest gazetecilik gibi işler yapan yazar, İstanbul ve Ankara'daki bazı üniversitelerde edebiyat-iletişim ve dramatürji ekseninde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk yazısı 1984 yılında Ankara'da Yarın Dergisi'nde yayımlanan Gürsel Korat, Mayıs 1986-87, Edebiyat Dostları 1987-89, Edebiyat ve Eleştiri dergilerinde 1990-94 yılları arasında yazdı. Doksanlı yıllarda peş peşe kitapları yayımlanan yazar, kısa bir dönem serbest gazetecilik yaptığı 1999-2003 yılları dışında dergi etkinliklerine girmedi. YKY Kitaplık, Sözcükler, Adam Sanat, Varlık gibi dergilerde zaman zaman yazılar yayımlayan Gürsel Korat, Ankara'da yaşamını sürdürmektedir.

Edebi Dünyası

Gürsel Korat'ın roman, öykü, inceleme, oyun ve senaryo gibi alanlarda yaptığı çalışmalar, yazarın sanatı kavrayışındaki çeşitliliğin işaretidir. Bu kavrayış zenginliği, geçmiş dünyayı ve günümüzü kavramada da kendisini gösterir; yazarın başka bir dil kurarak yazdığı Kalenderiye romanında onaltıncı yüzyıl Türkçesiyle konuşan bir Orta Anadolulu anlatıcı, üçüncü ve son bölümü bir dil şöleni haline getirerek noktalar. Böyle bir dilsel denemenin Türkçe edebiyatta benzeri yoktur. Gürsel Korat'ın yazarlığında Kapadokya coğrafyası önem taşır. "Kapadokya'yı estetik bir varlık olarak yeni bir biçime dönüştürmek" amacı taşıdığı söylenmelidir. Fakat yerel bir bakışla kendini sınırlamayan yazarın, merkeze ait olduğunu düşündüğü dilden ve mekandan uzak durduğu, bu nedenle Kapadokya'yı sembolize ettiği, kendisiyle yapılan röportajlardan anlaşılmaktadır.

Yazar, edebi yapıtlarında ölüm, acı, tutku, aşk, din, metafizik, yoksulluk, eşitlik, korku, saplantı gibi konulara ve klasik edebiyatlara özgü trajik unsurlara, modern sonrası dönemin eğilimleriyle yaklaşır; ayrıca zaman kavramını irdeler. Deyim yerindeyse "açıklayan" ve "anlatan" bir edebi yapı kurmakla ilgilenmez, o daha çok "yeniden kuran" bir izleğin peşindedir.

Gürsel Korat'ın romanlarında temel olarak şu temel noktalar öne çıkar:

1. Tarihsel zaman: Yazara göre romancı tarihsel zamana uygun davransa da tarihsel olayları açıklamak veya kanıtlamakla uğraşamaz. Romancının görevi tarihi açıklamak değil, olabilir olandanhareketle insanda bilinmeyen bir hakikati ortaya çıkarmaktır.

2. Zaman: Bu felsefi kavramı, edebi kavram olarak derinleştiren yazar,kahramanlarının zamanla ilgili açmazlarında ve düşüncelerinde yeni bir estetik olanak arar.

3. Mekân: Gürsel Korat özellikle Zaman Yeli'yle başlattığı dörtlemesinin yazılmış üç romanında (Zaman Yeli- Güvercine Ağıt- Kalenderiye) Kapadokya'nın çeşit çeşit görünümleri üzerinde düşünür, onun dilini eğip büker, yeni bir edebi dilin olanaklarını işte bu "periferik çeper"de arar.

4. Özgün deyişler: Gürsel Korat'ın yapıtlarında görülen deyişlerin, atasözlerinin, şiirlerin veya metinlerin -bilinen bir iki tarihsel örnek dışında-tamamı yazar tarafından yazılmıştır. Bunun nedeni romanın kurmaca özelliğinin gerektirdiği sözün, alıntı yapıldığı takdirde özünü yitireceği düşüncesidir. Çünkü romanda başka şairlerden, yazıtlardan veya metinlerden yapılan alıntılar, yazara göre o edebi yapıtı pastiş (yapıştırma) haline getirir ve onu edebi yapıt olmaktan uzaklaştırır.

5. Haz: Yazar düşünce edebiyatına yakın duran metinlerinde heyecan ve acı arasında salınan bir anlatım yeğler. Edebiyatın düşünsel ve tensel hazların estetik imkânlarıyla kurulduğunu belirten yazar; edebiyattan düşünce çıkarmanın yazarın değil, okurun işi olduğu görüşündedir.

Yazar istatistikleri

  • 49 okur beğendi.
  • 450 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 344 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.