Güven Turan

Güven Turan

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.6/10
317 Kişi
·
1.092
Okunma
·
9
Beğeni
·
943
Gösterim
Adı:
Güven Turan
Unvan:
Şair, yazar ve çevirmen
Doğum:
Sinop, 1944
Ortaöğrenimini Samsun’da Maarif Koleji’nde tamamladı. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. 1973'te aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı ve İngilizce okutmanlığı yaptı. 1976-1995 yıllarında İstanbul’da reklamcılık alanında çalıştı.

Güven Turan, Dalyan ile 1979 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü, Düş Günler ile 1990 Yunus Nadi Yayımlanmış Öykü Kitabı Ödülü’nü, Bir Albümde Dört Mevsim ile1991 Yunus Nadi Yayımlanmamış Şiir Kitabı Ödülü’nü, Cendere ile 2004 Altın Portakal Şiir Ödülü’nü kazandı.

Yurtdışında, Iowa International Writing Program (ABD, 1980), British Council Cambridge Seminars (İngiltere, 1998), Voix de la Méditerranée (Fransa, 2002) gibi uluslararası etkinliklere katıldı.
112 syf.
·1 günde·9/10
Yaşar Kemal'in şairliğini bilir misiniz?
Bilmiyorsanız bu kitabı okuyun.

Yaşar Kemal'e göre; "şiir bir çığlıktır; has kaybolamayan bir çığlık"
Şiirlerini okuduğunuzda bu çığlıkları duyacaksınız.

Çok genç yaşlarında (14 yaşlarında iken) şiir yazan Yaşar Kemal bu yazdığı şiirlerini ve Hürriyet gazetesinde yayınlanan şiirlerini bu kitapta toplamış ve sadece ufak değişiklikler tek yapmıştır.

Şiirlerinde haykırışı, öfkeyi, sevgiyi ve tabiki de umudu göreceksiniz.

Tabi birde Yaşar Kemal'i olmazsa olmazı Çukurova'sını göreceksiniz.

Kitabı okurken Anadolu'nun o eşsiz güzelliğini görecek, sesini duyacaksınız.

Şair Yaşar Kemal'i de tanımalısınız.

Okuyacaklar için keyifli okumalar. :)
112 syf.
·Puan vermedi
“Hele ulaşa ulaşa / Ulaş benziyor güneşe
Ulaş kardaş can verirken / görenlerin aklı şaşa
Ulaş canım Ulaş gülüm / sana yakışmıyor ölüm
Sana demedim mi kardeş / düşman hayin düşman zalim”

Hürriyet gazetesinin, 20 Şubat 1972 tarihli sayısının manşetinde,İstanbul’da, dönemin gençlik liderlerinden Ulaş Bardakçı’nın sabaha karşı yapılan bir polis operasyonu sonucu öldürüldüğü haberi yayınlanmıştı.Bu haber kimi çevrelerce,bir  ‘şehir eşkiyası’nın,bir ‘terörist’in öldürülmesi gibi görünse de; üzerinden bunca yıl geçmesine karşın, 25 yaşından büyük olmayan  gençlerin devletin polis ve asker güçlerince öldürülmesi,ciddi bir  toplumsal vicdan kanamasına da yol açmıştı. Bir çok kitaba,şarkıya ya da şiire ilham vermiş olan Ulaş Bardakçı,öldürüldüğü 25 yaşında kalmıştır hep. Bir çocuğun öldürülmesine, insan sevgisiyle dolu yüreği dayanamayan bir edebiyat dehası da ona şiir yazanlardan biridir.Bu dev kalem,bu ulu çınar Yaşar Kemal’dir.

“Ulaş benim gülüm güzel / insanlığım yolum güzel
Kardeş sen öldükten sonra / vallah billah ölüm güzel”

YKY tarafından,2019 yılında,112 sayfalık “Bugünlerde Bahar İndi” adlı bir şiir kitabı yayınlanır.Yazarı büyük usta Yaşar Kemal…Kitabın editörü Güven Turan’ın ‘Gizlenen Bir Şairin İlk Kitabı’ seslenişiyle yayınlanan kitapta ilk kez karşılaştığımız birçok şiir,daha çok romancılığıyla bildiğimiz Yaşar Kemal’in olağanüstü şiir damarı hakkında da bizi şaşırtıyor.Bir çok şiirin yanı sıra ‘Ulaş’ adlı şiir üzerinde duracağız bugün…Editör,Yaşar Kemal’in ‘Ulaş’ adıyla 25 yaşında vurularak öldürülen Ulaş Bardakçı için yazdığı şiiri bakın nasıl değerlendiriyor: “Ulaş” şiiri Ulaş Bardakçı için yazılmış bir ağıt mı? Bence değil… Ne yakınma var ne acıma… Vahlanma yok, ağıtların temeli olan. İsyancı bir şiir aksine; diklenen bir şiir… Bir destan mı? Böyle olmasını engelleyen temel bir şey var: Anlatımcı değil, sayıp dökmüyor, öykülemiyor kahramanlıklarını Ulaş’ın. Ayrıca, sadece Ulaş’a da odaklanmıyor: ‘Selam söyle’ diye 1960’ların ve 1970’lerin öldürülen devrimcilerini kuşatıyor. Eluard’ın, Aragon’un savaş sırasında yazdığı şiirler gibi, kolay kolay kabına, kalıbına sığmayan bir şiir ‘Ulaş’ bence…”
İsterseniz çok çok kısa da olsa Ulaş Bardakçı ve eylemi hakkında bir iki söz edelim. Ulaş Bardakçı,sade giyim ve yaşantı tarzı sebebiyle arkadaşları arasında “fukara” lakabıyla tanınırdı.Ankara Kurtuluş Lisesi’ni bitirdikten sonra 1964 yılında ODTÜ Fizik Bölümü’nü kazanmış ve devrimci çevrelerle burada tanışmıştır… TİP, FKF (daha sonra DEV-GENÇ) içinde yer almış, son olarak THKP-C  önderlerinden olmuştur. 1969 yılında Kommer’in arabasının yakılması ile başlayan ve okulun işgaliyle devam eden ODTÜ olaylarının ön saflarında Ulaş da vardır. Arkadaşı Münir Ramazan Aktolga’yla beraber Ankara Demirtepe’de, Gölbaşı Sineması’nın hemen yanında Çıt Çıt Kuruyemiş adlı bir çerez dükkanı açarlar. Görünürde kuruyemişçi olan dükkan, aslında inandıkları örgüt için bir hazırlık ve depo yeri olarak kullanılmaktadır. THKP-C kurulduktan sonra örgütün ses getiren tüm eylemlerinde Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’le beraber yer alır. Bazı iş adamlarının kaçırılarak fidye alınması ve Ephraim Elrom’un öldürülmesi de bu olaylarının içindedir. Arandığı dönemler bir süre Yılmaz Güney’in evinde saklanır.19 Şubat 1972’de,Arnavutköy’de, polisle girdiği çatışmada vurularak öldürülür.Mezarı Ankara Karşıyaka Mezarlığı’ndadır.

“Döğünürüm yana yana / haber olmadı mı sana
Yüreğindeki kırk kurşun / ağır gelmiyor mu sana”

Şimdi de dönem hakkında biraz genel bilgi verelim.1972 yılının 6 Mayıs günü idam edilerek öldürülen Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını engellemek için THKP-C tarafından  bir dizi eylem yapılmıştı. Sinan Cemgil ve arkadaşlarının Nurhak dağlarına çıkıp, kır gerillası olarak mücadele etmesinin yanı sıra,eylemlerin en etkililerinden  kabul edilen İsrail konsolosu  Ephraim Elrom’un kaçırılması dönemin gündemini belirlemişti. Amerikan generallerinin “ABD’nin toprakları Kars’tan başlar” açıklamalarına ve Vietnam kasabı diye bilinen Kommer’in ülkemizi ziyeret etmesine tahammül edemeyen dönemin duyarlı gençleri,Amerikan savaş zırhlısı 6.Filo’nun ülkemize gelişinde büyük eylemler yapıp,Amerikan askerlerini Dolmabahçe kıyılarında denize atmışlardı.Tüm muhalif çocuklar için arama ve neredeyse bulunduğu yerde  ‘vur’ emri verilmişti.Kaçırılan İsrail konsolosunun  öldürülmesinin sorumlularından biri olan Ulaş Bardakçı da her yerde aranmaktaydı . Çünkü kısa süre önce tutuklu bulunduğu Maltepe Hapishanesi’nden Mahir Çayan ve diğer arkadaşlarıyla birlikte firar etmişti. (Meraklısına Not; Ulaş Bardakçı o kadar cesur ve şakacı biriymiş ki,Maltepe Cezaevi’nden kaçtığı gece kendisini polise ihbar ederek Kalyoncu Kulluğu’ndaki bir eve baskın yaptırmıştır.Polislerin bastığı,Ulaş Bardakçı’nın ihbar ettiği ev, bir genelevdir.) Bu eylemler 30 Mart 1972’de Kızıldere’de,Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürülmesiyle son bulacak; ancak Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerini engellemeye yetmeyecekti.

“Şu boğazın günden yanı / gitti gelmez Ulaş hani
bu dünya güzel olacak / bu insan güzel olacak
Ulaş kardeş koç yiğidim / görmeyecek güzel günü
Dağlar taşlar geldi dile / bu dünya kalır mı böyle / öcümüz yerde kalmaz
Sinanıma selam söyle / Kadirime selam söyle”

Biraz da Ulaş Bardakçı’nın öldürülmesine bakalım.Çünkü bunu bilmezsek,Yaşar Kemal’in şiirini çok da doğru anlayabileceğimizden emin değilim.Kurucularından ve İstanbul liderlerinden biri olduğu ve THKP-C Davası olarak bilinen olayın iddianamesi’nde öldürülme olayı şöyle yazar;
“Ulaş Bardakçı’nın Arnavutköy Üvez Sokak No. 8/1’deki evde gizlendiği istihbar edilmesi üzerine, 19 Şubat 1972 günü saat 07.00’de mezkur mahalle Komiser Muavini Alican Özgenler başkanlığında polis memurları Reşat Okutan, Tamer Gürbüz, Tayfun Ergüven, Turan Koçak, Salim Somun ve Habib Gür’den müteşekkil tim gelmiş, ayrıca ev çevresinde asker ve toplum zabıtası kuvvetlerince çevre emniyeti alınmasını müteakip Alican Özgenler, Reşat Okutan, Tamer Gürbüz ve Turan Koçak, Ulaş Bardakçı’nın gizlendiği öğrenilen Lale Arıkdal’a ait daire kapısını çalmışlardır. Görevliler, kapıyı açan Lale Arıkdal’a evde arama yapacaklarını, başkaca kimse olup olmadığını sorduklarında, adı geçenin gayet soğukkanlı bir şekilde evde yalnız oturduğunu başka bir kimse olmadığını beyan etmesi üzerine tim mensupları derhal eve girerek salon salomanje, bir küçük oda, bir küçük koridor, mutfak ve 2 odadan ibaret dairede arama yapmaya başlamışlardır. Komiser muavini Alican Özgenler ve görevli memurlardan ikisi Lale Arıkdal’dan gerekli görülen bazı konuları sorarken, polis memuru Reşat Okutan küçük koridor nihayetindeki odaya girmiş, oda kapısı soluna düşen köşedeki karyola üzerinde bir erkek ceketinin bulunduğunu görerek arkadaşlarına burada erkek elbiseleri var diye seslendiğinde bu sırada karyolanın karşısındaki duvara bitişik bulunan vinylexten mamul gardrop ön tarafının açıldığını, bir tabanca namlusunun dışarı doğru uzatıldığını görmesiyle birlikte, Ulaş Bardakçı tarafından tabanca ile atışa başlanılmıştır. Bu durum karşısında polis memuru Reşat Okutan ile oda penceresi dışında bulunan diğer görevliler de karşı atışta bulunmaları sonucu, Ulaş Bardakçı, isabet eden kurşunlar sebebiyle ölmüş, görevli polis memuru Reşat Okutan ve Tamer Gürbüz hayati tehlike arz edecek şekilde yaralanmışlardır.Görevlilerce mahallinde yapılan tespit ve tahkikte: Ulaş Bardakçı tarafından çatışmada kullanılan 9 mm. çaplı Smith-Wesson marka tabanca ve 62 adet aynı çaplı mermi, yasaklanmış Marksist-Leninist kitaplar ile Ulaş Bardakçı’nın üzerinden  11.853 lira 50 kuruş ve ayrıca gizli haberleşmeyi sağlamada kullanılan harfleri ifade eden muayyen şekillerden ibaret şifre belgesi bulunarak, güvenlik kuvvetlerince zaptedilmiştir.”

“Sinan Kadir Hüseyinim / soylu dağım yüce kinim
Ulaş selam et dostlara / bizi durduramaz ölüm
Bu zalim günler  geçecek / bu zalim günler geçecek / düşmanlar ağu içecek
Bundan sonra yeryüzünde / çiçekler Ulaş açacak
Çiçekler Kadir açacak / çiçekler İlkay açacak
Bundan sonra yeryüzünde / çiçekler dostluk açacak”

(Meraklısına Not; Yaşar Kemal şiirinde sadece Ulaş Bardakçı’dan söz etmiyor.31 Mayıs’ta Nurhak Dağları’nda birlikte öldürülen Kadir Manga, Sinan Cemgil, Deniz Gezmiş’le asılan Hüseyin İnan ve genç yaşta kanserden ölen İlkay Demir’den de söz ediyor.)
Şimdi soru şudur; ne oldu bize? Cesaretimizi mi kaybettik,aklımızı mı? O günlerdeki ‘çocuklardan’ çok daha şanslıyız.Bilgiye ulaşmak çocuk oyuncağı artık…Çok şık giysilerimiz var,kimseler yamalı giysiler giymiyor.Hepimizin elinde çok milyarlık telefonlar var ama mide bulandıracak kadar yalnız ve tutsağız…Ne oldu bize? Bu senin hayatın mı arkadaş,hele bir cevap ver bana? Çalıştığın için çok gururlusun muhtemelen? Aylık zamanı eline tutuşturulan sadaka niyetine verilmiş ve asla hiç bir şeye yetmeyen maaşın mı sana bu gururu sağlayan? Yoksa yılda 15-20 gün tatile gitmek için kapitalizmin genelevleri gibi insan umutlarını sermaye eden bankalardan çektiğin kredi adındaki tutsaklık mı sana tatil dinlenmesinin huzurunu sağlayacak olan? Milyar maaş alsan ne olacak arkadaş,onu kullanmayı bilmedikten sonra?Yaşamadığın günlerin bedelini ödemeyi çağdaş yaşam diye sana yutturuyorlar,görsene!…Hayatın ipotek edilecek kadar değersiz mi senin?Kendini özgür sanıyorsun da arkadaş,son olarak ne zaman bir renkli rüya gördün hatırında mı? Maaşının üçte birini vergi diye verdiğin devletin başka kimlerden vergi aldığını ya da alamadığını bilecek kadar akıllı mısın? Hadi anladın diyelim, bunu sızlanarak söylediğin berberinden ötesine söyleyebilecek kadar cesur musun? Gölgesinden korktuğu için İktidar düdüğü çalan haber bültenlerinin dış haberlere ayırdığı zamanın bit kadar olmasının, dünya kardeşliğinin öğretilmesi gerekirken,küçükken öğretilen “bir iki üçler, yaşasın Türkler,” diye başlayıp, ‘Türkün Türkten başka dostu yoktur’ temasıyla biten şarkıyla bağlantısını kurabilecek kadar zeki, jeopolitik önemin bir coğrafya kitabından öte anlamları olduğunu kavrayabilecek kadar çevik, dışarıda seninle ilgili olmadığını zannettiğin gelişmelerin, içeride seni oyalayan binlerce oportünist,bencil ve kendi pis kaygan karanlığına tutsak edildiğin davalarla bağlantısızlığını dile getirebilecek kadar ahlaklı mısın?
Devletin başındakilerin  bir çiftçiye ettiği “ananı da al git ” lafını üstüne alabilecek kadar gururlu musun, yoksa zaten sadece Mc Donald’s, Burger King tükettiğin ve yaşadığın ülkenin domatesini, buğdayını yetiştiren insanı kendin de aşağıladığın için o ahlak fukaralarını sadece seyredip,onları alkışlar mısın?  Artık çok zor ya; diyelim ki başardın,emekli olduğunda şekerin, tansiyonun, romatizman çıktığında özel sağlık sigortan olmadığını farkettiğinde ne yapacağını düşündün mü hiç? Sen kredi kartının yalancı özgürlüğünde,barda-sazda çalıp oynarken,taksitlere bölünmüş ölümlere maruz bırakıldığımızı görecek ve bu uğurda harekete geçecek kadar cesur musun? Ne oldu bize?
Bana kalırsa Yaşar Kemal diyor ki; sen kendini muhteşem insan sanıp,çaresizliğinin içinde polemiklere gömülürken, Ulaş Bardakçı gibi insanların mücadele ettiği sistemin seni ne yerine koyduğunun farkında mısın?

“Hele ulaşa ulaşa / Ulaş benziyor güneşe
Ancak sen ölürsün böyle /böyle yiğit biz ölürüz
Düşmanların aklı şaşa / Ulaş benziyor güneşe
Bundan sonra yeryüzünde / hep çiçekler Ulaş aça.”
112 syf.
İNCELEME NE HADDİME! DERDİM SADECE GÜZELLEME VE YORUMLAMA. DERDİMİ ANLATABİLME, DİLİM DÖNDÜĞÜNCE AKLIM ERDİĞİNCE

İnsan mezar başında kahkalar atar mı ulan? Daha demincek ağlarken? Atar! Marlin Monronun gözleri, işte o kadar.

Vakitlerden bi şubat ayazı. Dediler Yaşar öldü. Etme eyleme ne demek lan öldü! Saçmalamayın ajanslar, Yaşar ölür mü? İsmi ile müsemma o, ilelebet yaşayacak!

Vakitlerden bir Nisan baharı. Yaşar'ın ve Tilda'nın ayak uçlarında "fırdola" fırıldamakta. Üç insan, farklı dünyalardan, farklı memleketlerden olan, ortak paydaları, az önce öldü sanılan Yaşar Kemal olan.

Onun sayesinde tanıştılar. Demişti ki Elif:

"İnce Memed'in insanları birleştirici bir gücü olduğuna inanıyorum"

Evet tıpkı bu şekilde idi. İnce Memed'in çağrısına kulak vermiştik ve benim yazdığım üç beş dert anlatma yazım sayesinde iki iyi insanla tanışmış oldum. Sanırdım ki, Yaşar Kemal'in ardından ağlayan üzülen onu çok seven bir tek benim. Hadi oradan deli, az ötede üzül. Tek değilsin. Ve bu yanılma belki de beni hayatta en çok mutlu eden yanılmalardan biri. İyi ki yanılgıya düşüp o yazıları yazmışım.

Teşekkürler mazlum ve elif.

Vakitlerden, az önce dediğim Nisan baharı. Fırdola gönülsüz. Belli ki o da üzgün. Ama bir yandan da heyecan dolu, umut dolu, gökyüzü renklerine boyanmış. Biz oraya varınca, yani Yaşar ile Tilda'nın yanına,

Sanki onlardan gelen bir "hoş geldiniz" edası ile bir iki tur dolandı. Bizde ise ince bir tebessüm, buruk bir acı ile karışık, umut ve sevgi ile boca edilmiş.

Sevdiklerimin mezarına gidince konuşamam nedense. Dinlerim onları, içimden bir şeyler anlatırım. Gizliden ağlarım arada.

Bir insan hiç bir bağı olmayan birinin mezarı başında göz yaşlarına söz geçirmekte diretir mi hiç? Anasının babasının mezarı sanıp, aynı hislere kapılır mı? Kapılır. Marlin Monronun gözleri, işte o kadar.

Az öteye gitmiştim ki baktım elif şiir okuyor. Çöktüm yanına. Yaşar Kemal'in şiir kitabı. Bu kitaptan haberim yoktu. Daha sonra "Kırmızı Deynek" şiirini sıra ile üçümüz okuduk. Marlin Monronun gözleri, işte o kadar.

Satır aralarında "Marlin Monronun gözleri, işte o kadar" dizesini okudukça aldı beni bir gülme. Aldı da gitti. Ortada ne bir hüzün kaldı ne de kasvet. Hepsi fırdolanın kollarında semaya dolandı. İşte o kadar!

İşte böyle oldu kahkamız onun yanında. Üstelik ben öncesinde utanmadan onun yanında sigara içtim. Beni kınamayın a dostlar. Ben büyüklerimin yanında sigara içebiliyorsam, onlara karşı akıl almaz bir sevgi duyuyorum demektir. (Babam istisna. Severim çok ama içemem :/ )

Ne iyi oldu sizleri gördüğümüz. Yaşarımız Tildamız. Yanında türkülerini dinledik, şiirlerini okuduk, "yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek" dedik. Evet aynen öyle, Marlin Monronun gözleri, işte o kadar!

Bu kitabı ise Eliften, cebren ve hile ile, kendime hediye ettirmek suretiyle elde etmiş oldum. Teşekkür ediyorum. Otobüste ve evde okudum.

Yaşar Kemal zaten destansı ve şiirsel bir üslupla yazıyor. Bu kitabı okurken inanılmaz mutlu oldum. Şiirler tepeden tırnağa muziplik ve gençlik ateşi kokuyor.

Onun çocuksu yanını da görebiliyoruz. Yaramaz, bıçkın aynı zamanda da umut dolu yüreği! Özellikle "Kırmızı Deynek" çok tatlı bir şiir. Sıcacık, samimi. Soba üstündeki sımsıcak çay tadında.

Zülfü Livaneli'nin bestelediği "Yalnızlık", "Ulaşa", "Merhaba" şiirlerinin ona ait olduğunu bilir miydiniz? Ben sadece "yalnızlık"ı biliyordum.

Ulaşa ağıt
https://youtu.be/FNVhEiPr-Xs

Merhaba
https://youtu.be/BK8-SwH9IME

Yalnızlık
https://youtu.be/lJUo-RY-9YY

Yaşar, bizim Homeros. Yüce anlatıcı. Olanı olduğu gibi ama kendi renkli, kokulu, cıvıl cıvıl gözlüğünden bakarak anlatır. En basit bir ağaç bile onun kaleminde, köklerini yerin merkezine salar, dalları ile semayı deler. Onun hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki, kafam bulanıyor tutuluyorum.
O yüzden şu şiirin bir kısmını bırakıyorum.

(...)
Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...


Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel
https://youtu.be/h1mZ2QE5E1g


Kitabını alıp kaçtığım, süpürge saçlı, anarşik kadın Roquentin ' e ve kahrımı çeken yüreğimizin şantiye şefi, ceryandan sorumlu dostumuz
https://1000kitap.com/mazkap ' sonsuz teşekürler.

Bu kitabı okuyunuz a dostlar, şiirlerinde Kemal'i arayınız. Sevgi ile esen kalınız a dostlar, Marlin Monronun gözleri, işte o kadar!!!
112 syf.
·42 günde·Beğendi·10/10
"Tuttum mavisini bahara vurdum,
Tuttum mavisini güneşe verdim."

Bugünlerde bahar bana indi. Yoksa 111 sayfacık kitap bu kadar güne yayılır mı imiş. Bence bir ömür okunabilirmiş. Yaşar Kemal bir ömür yazar da bir ömür okumasak ayıp olmaz mı...

"Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı
Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı! "

Ben bilmez miyim satırlarının derinliğini, ben anlamaz mıyım,sevmemiş, sevilmemiş, sevişmemiş köpoğlu köpeklere saldırmanın anlamını; zulüm yapan adam azgınlarını yok etmenin gereğini hissetmez miyim...

Senin şiirin ne güzel Yaşar Kemal, yüreğin ne güzel. Bir Marliyn Monroe'nun gözleri bir senin şiirlerin işte o kadar:)

İnsanlardan, dünyadan umudu kestiğimde bir doz Yaşar Kemal bağlar beni hayata:
"İçimde müthiş bir umut var. Bu insanlar böyle kör kalmayacaklar. Böyle aptal, böyle merhametsiz, böyle taş gibi sağır olmayacaklar. " diyor da boşuna demiyor.

Yeryüzüne dayanabilmek için adres Yaşar Kemal.
Yaşar Kemal'in tek gözü, işte o kadar.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Dünyanın ucunda bir gül açılmış,
Efil efil esen yele merhaba!
Karanlığın sonu bir ulu şafak,
Sarp kayadan geçen yola merhaba!"


Şimdi bu dörtlük, en ağır anti depresandan daha etkili değil mi?

Ben Yaşar Kemal kitaplarına inceleme yazamıyorum. Yazsam yazsam, içimin o umut dolu heyecanını diri tutan, bakmakla görmeyi birbirinden ayıran, kelimelere dönüşmüş kalp atışlarımdır yazdıklarım.

Okuduğum kitap, yazarın kendi seçtiği kırk şiirinden oluşan bir şiir kitabı. Fakat başta yer alan kısım, şiirlere geçmeden önce derin çizikler atıyor yüreğinize. Ve kitabın geri kalanı, yaraya basılan tuz misali kimi zaman.
Buram buram Çukurova toprağı kokan..

"Bu günlerde bahar indi Çukurova 'nın düzüne
Donandı ağaçlar
Donandı dünya.."

Donanmanın delicesine olanı nasıl olur?
Bir ışık, nasıl fışkırır topraktan?
Çiçekler ne zaman açılır, dağlar ne zaman nennilenir?
Sürülmüş Çukurova toprağı nasıl kokar?
İnsan bu kadar mı benzer esen yele?
Fukaralık insanın belini nasıl büker?
Kime benzer yürüyen toprak parçası?
Kim zehirleyebilir sarı bir şafağı?
Ve neden kapanmaz umudun kapısı?
Toprak nasıl boy atar, nasıl genişler?
Bereket, neden ikinci adıdır Çukurova 'nın?

Yazıp yazıp zihnimize kazıdığı eşsiz dizelerin sonuna noktayı yine kendince koyar ;
"UMUT, GÜN IŞIĞIDIR."

Yaşar Kemal' i okumak başka, ama şiirlerini okumak çok daha başkaymış. Bir umut seli, insanın sol yanını yıkayıp geçiyor.

Sevdayı, kafa tutmayı, hasreti ve tabi ki Çukurova 'yı onun kadar güzel anlatan birinin daha olduğunu sanmıyorum.

Yazdıklarını okumak, onunla sohbet etmek gibi. Ve her okuduğum şiirinde sesini duyuyorum.

Tamam, o Çukurova' yı anlatırken, ben kendimi dinliyormuş gibi hissediyorum ama sadece bu değil.
Onun kaleminden yüreği dökülüyor sayfalara.

Keyifli okumalar. ;))
112 syf.
·2 günde
Çoğunuz biliyorsunuzdur belki Yaşar Kemal hikaye ve romandan önce, küçük yaşlardan beri şiirler yazardı.
Bu kitap da Yaşar Kemal’in ilk şiir kitabı ve kitabın içinde de daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış şiirlerlerini barındırıyor.
Özellikle kitabın ilk sayfalarında Yaşar Kemal’in küçük yaşlardayken annesi ile geçen konuşmaları da çok samimi ve çok içten..

Kitap bitince “Şiir bir çığlıktır bastırılamayan bir çığlık“ diyen Yaşar Kemal’in ne kadar haklı olduğunu anlayacaksınız.

Yaşar Kemal’in romanları ve hikayeleri kadar şiirleri de çok güzel, onun şiirlerini okumalısınız.
Şüphesiz ki Yaşar Kemal’in şair ruhunu da çok seveceksiniz.
Şiirle kalın..
112 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Hülyamdaki kadını
Yaratsaydı Tanrı eğer,
Kulluk ederdim ölünceye kadar,
Öldükten sonra da ...

Yaşar Kemal 'in taze okuru olduğumu öncelikle belirtmek istiyorum.
Lise yıllarımin son demlerinde cumhuriyet dönemi edebiyatçılari konusunu işlerken yaşar Kemal ile ufak bir tanışmamış olmuştu. Edebiyat öğretmenim' o bir Çukurova hayranı, dağ, bayır, böcek, çiçek hayranı ' derken tam olarak ne kast ettiğini o an anlayamamistim. Ben o sıralar "Dünya klasiklerine" gönül vermiştim ve bizim edebiyatçılardan ne bekliceksiniz hocam demiştim. (şu an çok utanarak) o ısrarla yaşar Kemal derdi ben ısrarla Maksîm Gorkî derdim... Bu kadar geç tanıdığım için yaşar Kemal 'e karşı mahcubiyet duyuyorum.
Li3 un incelemesi Roquentin ilgisi ve mazlum hocanın pdf ile yaşar Kemal okumak gundên güne zevk vermeye başladı.Oyle ki etkinliği bekleyemez oldum.
Yaşar Kemal' in annesine ayrıca hayran kaldım. Bizim kültürde fakire fukaraya merhamet vardır ama bu kadarını görmemiştim :)) kitabın giriş sayfalari şiirlerden daha çok hoş hisler barındırdı bende. Hele ki şu bölüm :


Saçlarımı okşayarak anam gene başladı: "Bu kasabada, şu Türklerde senin gibi var mı ki? Senin gibi okumuş, hem de Adanalara gitmiş, büyük mekteplerde oku­muş? Bak güzel oglum, sen fıkaraya yardım mı edeceksin, ba­ban gibi ol. Baban gibi zengin ol. Aç büyük bir oda, ser sofra­yı odaya, gelen yesin, giden yesin. Sen fıkarayı seviyor musun, ol büyük bir katip, yeme içme, zengin ol, öküzsüz kalmış fıka­raya öküz al. Tohum ver. Onlar bahar gelince aç kalırlar, ambar ambar bugdayların olsun da baharın tıkaralara dagıt. Şimdi inat ediyorsun, hem sen aç kalıyorsun hem de fıkaralara bir şey ya­pamıyorsun. Bir lokma ekmek veremiyorsun. Ben fıkarayı sev­mez miyim güzel oglum ... Sen gözünle gördün, o Kürt Resulün oglunu aldım eve de, bu halimde, bu fıkaralıgımda bir ay bes­lernedim mi? Sen katip ol, senin anan kazancıyın bir kuruşunu yemeden hepsini fıkaraya vermezse başını al da var git yabancı ellere, bir daha da yüzüme bakma ... Bir kuruşunu bir kuruşunu yemem. Haram olsun yersem. Cehennemde yanayım.

Şiirlerini okurken kahkaha ata ata okudum Marilyn Monroe 'nun gözleri işte o kadar dediği kısımları özellikle.. :)) öyle güzel isyan, öyle güzel karşı koymuş ki yaşar Kemal hayran kalmamak mümkün değil..
Şiirlerindeki Çukurova aşkı, doğa börtü böcek aşkı bir başka geldi :)
Kesinlikle okunması gereken bir şiir kitabı.. Yaşar Kemal okuyanlar ve yaşar Kemal sevenlerin dünyayı sarsın :)

Ben diyorum ki size,
ben aşkın ve ümidin adamı
İşte ben böylesi bir adam
Ben diyorum ki size
Bir dil bulacağız her şeye varan
Bir şeyleri anlatabilen
Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük
Dolaşmayacağız bu dünyada
Her şey her şeyi söyleyebileceğiz bu dünyada
Her şeyi birbirimize

Sevgiyi, dostluğu, aşkı ve ümidi anlatan dili bulmak dileğiyle.!!
Keyifli okumalar :))
224 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Nazım Hikmet’in 1929-1935 yılları arasında yazdığı ama sağlığında yayımlanan kitaplarına almadığı şiirlerinin yanında 1937-1951 yılları arasında yazdığı ama sağlığında kendi derlediği (ve ancak ölümünden sonra basılabilen) kitaplarına almadığı şiirleri bu kitapta toplanmış.

Nazım’ın okuduğum ilk eseri olma özelliğini taşıyan bu kitabı Fazıl Say’ın bestelediği, Genco Erkal’ın seslendirdiği “Yaşamaya Dair” adlı Nazım Hikmet şiirine hayranlık duyduğum için aldım.

Şiirseverlerin başucu kitabı olmalı. İnsanların Facebook sayfasında paylaştığı çoğu şiir bu kitapta yer alıyor diyeyim de, nemalanın .p
112 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Her kitabın yazılma, okunma, alınma serüveni vardır muhakkak. Bir şiir düşünün, gecelerce gündüzlerce dinlenip ve her dinlenildiğinde de gözlerinizden yaşlar getiren...
"Yalnızlık" şiiriydi bu.
"Yalnızlık şiiriydi bu kitabı almamın ana nedeni.
Yaşar Kemal (Kemal Sadık Göğçeli) roman,hikaye, röportaj, deneme türlerinin yanında gizliden gizliye büyük bir şair aynı zamanda. O Karacaoğlan, Dadaloğlu, Aşık Yunus gibi büyük edipleri özümsemiş ve buna rağmen şairane yönünü bizlere tam anlamıyla göstermemiştir. Bu bence şairlere, şairliğe ve şiir sanatına duyduğu büyük saygıdan ötürüdür. Hassastır çünkü.
Kitap daha önce yayımlanmayan Irgatlık anıları ile başlar ve eşsiz lezzete sahip şiirlerle devam eder. Ülkemin ne kadar şanslı, zengin bir ülke olduğunun kanıtıdır Yaşar Kemal.
Her eserinde ayağınız terütaze toprağa değer.
Her eserinde güneş teninizi ısıtır ve yakar.
Her eserinde doğayı solursunuz.
E biraz oksijen almasın mı o halde dimağ ciğerlerimiz?
(Naçizane inceleme.)iyi okumalar dileğiyle...
96 syf.
·2 günde
Güven Turan'la ilgili ilk deneyimim diyebilirim. :) Çoğu öyküden bir şey anlamadan etkilendim. Zemberek kitabın ismi, öykülerin hiç birinin adı zemberek değil. Zemberek anlam itibariyle saatin içindeki belirli parçaları harekete geçiren yay... Kitaptaki 12 öyküyü bu şekilde görmek gerekiyor. Okuduğum bir yorumda "edebiyatın bellek sınırlarını oldukça zorlayan hikayeler" yazıyordu. Ne diyeyim size farklı bir şeyler var, anlamak için bazı konularda kesinlikle bilgili olmak gerekiyor. Ben kolay pes etmem tekrar elden geçireceğim öyküler olacak. Sorun yazanda değil okuyanda velhasıl...

Yazarın biyografisi

Adı:
Güven Turan
Unvan:
Şair, yazar ve çevirmen
Doğum:
Sinop, 1944
Ortaöğrenimini Samsun’da Maarif Koleji’nde tamamladı. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. 1973'te aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı ve İngilizce okutmanlığı yaptı. 1976-1995 yıllarında İstanbul’da reklamcılık alanında çalıştı.

Güven Turan, Dalyan ile 1979 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü, Düş Günler ile 1990 Yunus Nadi Yayımlanmış Öykü Kitabı Ödülü’nü, Bir Albümde Dört Mevsim ile1991 Yunus Nadi Yayımlanmamış Şiir Kitabı Ödülü’nü, Cendere ile 2004 Altın Portakal Şiir Ödülü’nü kazandı.

Yurtdışında, Iowa International Writing Program (ABD, 1980), British Council Cambridge Seminars (İngiltere, 1998), Voix de la Méditerranée (Fransa, 2002) gibi uluslararası etkinliklere katıldı.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 1.092 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 531 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.