Geri Bildirim
Guy De Maupassant

Guy De Maupassant

8.0/10
133 Kişi
·
425
Okunma
·
95
Beğeni
·
5.074
Gösterim
Adı:
Guy De Maupassant
Unvan:
Fransız Öykü ve Roman Yazarı
Doğum:
Tourville-sur-Arques, Fransa, 5 Ağustos 1850
Ölüm:
Paris, Fransa, 6 Temmuz 1893
Doğalcılık akımına bağlı Fransız öykü ve roman yazarıdır. Öykü alanında Fransa'nın en büyüklerindendir. Parisli bir borsa oyuncusunun oğlu olarak 5 ağustos 1850'de Dieppe kenti yakınlarındaki Miromesnil şatosunda dünyaya geldi. Guy de Maupassant, burada Normandiya bölgesini ve köylülerinin yaşamını yakından tanımak fırsatını buldu. İlk eğitimini Kilise'den aldı. 13 yaşında gönderildiği İlahiyat okulundaki yaşama ısınamadığı için kurallara aykırı davrandı. Böylece kendisini okuldan kovdurdu. Öğrenimini Rouen lisesinde tamamladı.

1869'da Paris'te hukuk okumaya başladı. Fransa ile Almanya arasında savaş çıkması üzerine öğrenimine ara verdi. Gönüllü olarak savaşa katıldı. 1870'de seyyar jandarma birliğinde asker oldu. Maupassant, o dönemde tanığı olduğu olayları, yaşadıklarını, gözlemlediklerini daha sonra kaleme aldığı birçok öyküsünde anlattı. 1871'de terhis olduktan sonra Paris'te hukuk öğrenimini sürdürdü.Babasını yardımıyla Donanma Bakanlığı'nda bir iş buldu. Atlet yapılıydı, iyi yüzer ve kürek çekerdi; yalnız aklı denizcilikte değildi; yazar olmak istiyordu. 1879'da da Eğitim Bakanlığı'na geçti. Canlı ve taşkın bir kişiliği olan Maupassant, hayatın zevklerine ve çalışmaya aynı coşkuyla sarılmıştı. Şair Louis Bouilhet, onun ilk şiir denemelerini teşvik etti. Yaşamını kazanmak için çalışmaya başladığı Bakanlıklarda bürokrasi dünyasını tanıdı. Böylece bürokratların bulunduğu ortamı gözlemlemek fırsatını buldu.

Maupassant'ın yazarlık hayatı, 1871'den sonra başladı. Şiirler yazdı (Le Mur, Au Bord de l'Eau). 1871 ile 1880 arasında, özellikle, annesinin çocukluk arkadaşı romancı Gustave Flaubert'in etkisinde kaldı. Flaubert, Maupassant'ı iyi bir yazar olarak yetiştirmek için çok çalıştı. Ona gerçeği değişik bir bakışla gözlemlemeyi, yalnız gördüklerini ve duyduklarını yazmayı öğretti. İlk yazdıklarını okuyup düzeltti. Flaubert, onu Emile Zola, Ivan Turgenyev, Edmond de Goncurt ve Henry James gibi ünlü yazarlarla tanıştırdı. Flaubert'in 1880'de beklenmedik ölümü, Maupassant'ı çok derinden etkiledi.

1880'de, Flaubert'in ölümünden bir ay önce, aralarında Emile Zola'nın da bulunduğu natüralist (doğalcı) bazı yazarların öykülerinin toplandığı "Les Soirées de Médan" (Médan Akşamları) adlı kitapta Maupassant'ın da bir öyküsü yer aldı (Boule de Suif - Kartopu - İs Yumağı). Bu öykü, Maupassant'a ilk büyük başarısını getirdi ve onun öykü yazarlığına olan eğilimini ortaya çıkardı.

Maupassant, 1880'den 1891'e kadar, 18 kitapta toplanan yaklaşık 300 öykü ile 6 roman yayımladı. Romanları şunlardır: Bir kadının yaşamı boyunca uğradığı hayal kırıklıklarını anlatan ve ilk romanı olan "Une Vie" (Bir Hayat - 1883), "Bel Ami" (Güzel Dost - 1885), "Mont Oriol" (Oriol Dağı - 1887), "Pierre et Jean" (Pierre ile Jean - 1888), "Fort Comme la Mort" (Ölüm Gibi Kuvvetli - 1889) ve "Notre Coeur" (Kalbimiz - 1890).

Maupassant, en güzel öykülerini, 1881 ile 1886 arasında yazdı. Elde ettiği başarılar, ona yüksek sosyetenin kapılarını açtı. Son romanlarında, yüksek sosyeteye ilişkin yaşantılarını anlattı. Bu romanlar, doğrudan doğruya, Maupassant'ın karşı cinsle olan ilişkilerinin verdiği sıkıntılardan esinlendi. Öykü kitaplarından elde ettiği gelirle "Bel Ami" adlı bir yata sahip oldu. Maupassant, bu yatla Akdeniz'de geziler yaptı ve yolculuk izlenimlerini 1884'te yayımlanan "Au Soleil" (Güneşte), "Sur l'Eau" (Denizde - 1888) ve "La Vie Errante" (Serseri Hayat - 1890) adlı öykülerinde anlattı.

Maupassant, genç yaşında baş ağrılarından şikayet etmeye başladı. Hastalığı, 1884'ten itibaren, zihin yorgunluğunun ve gördüğü hallüsinasyonların etkisiyle gittikçe artıyordu. Sağlık durumu günden güne bozuluyordu. Ne olduğunu bilmediği ve kendisine düşman bellediği bir varlığı hep yanı başında hissediyor ve ölüm düşüncesi sürekli olarak aklını kurcalayıp duruyordu.

Guy de Maupassant, 1887 yılında yayımlanan "Le Horla" adlı öyküsünde, delilik belirtilerinin nasıl başladığını ve insan üzerinde ne gibi değişiklikler meydana getirdiğini anlattı. Bu kitap yayımlandıktan sonra, iyileşmek ümidiyle, uzunca bir deniz yolculuğuna çıktı. Yolculuktan döndükten sonra "Pierre et Jean" adlı romanını tamamladı. Daha sonra "Notre Coeur" adlı romanı kaleme aldı. 1890'da yayımlanan "La Vie Errante" adındaki yapıtından sonra da pek bir şey yazamadı. Sağlık durumu da adamakıllı bozulmuştu. Fazla ilâç almak yüzünden o iriyarı bedeni ve zihni yıpranmıştı. 1892'nin Ocak ayında kendini öldürmeye kalkıştı. Ağır hasta olarak Paris'e getirildi ve bir sağlık yurduna yatırıldı. Maupassant, 1893 yılında iyileşemeden öldü. Paris'teki Montparnasse mezarlığına gömüldü.
"Zamane erkekleri bugünün kadınlarını kendi canlarını acıtacak kadar sevmiyorlar.”
Onun yanında olunca sessizleşiyor, kulaklarında bir uğultu ve beyninde de bir korku İle hiçbir şey söyleyemediği gibi, bir şey düşünemiyordu. Acaba, aşk denilen şey bu muydu?
Guy De Maupassant
Sayfa 7 - İnkılap Kitabevi
Kadınların gözleri keskin, zekaları uyanık, düşünceleri kuruntulu olur.
Hayat ne kadar tuhaf, ne kadar değişken! Kendinizi kaybetmeniz ya da kurtulmanız için ne kadar küçük bir şey gerek!
Hiçbir mantığın kavrayamadığı gizleri vardır gönlün.
Guy De Maupassant
Sayfa 92 - Oda Yayınları
Biraz da koşulların zoruyla, insanların kanılarında önyargıların payı gerçek yargıların payından çok daha fazladır genellikle...
Hemen her gün bir inceleme paylaşmama (inanmadıkları için) bazılarını rahatsız edip şikayet etmeleri bir yana, sayısız mesajla her gün bir kitabı nasıl bitiriyorsun diye soranlar oluyor. Tabi ki buna inandıkları için sormadıklarını bende biliyorum. Sonuçta bende bir insanım her gün bir kitap bitirebilecek bir mucizeye sahip değilim. Keşke öyle bir yeteneğim olsaydı. İlerleyen saatlerde 2 inceleme daha paylaşmayı düşünüyorum yani günde 1 değil 3 kitap bitiriyorum dermişim.

Sadece siteyi geç keşfettim ve bu güne kadar okuduğum kitaplara da inceleme yazıyorum.

Kitabımıza gelince kitabımız 20 küçük şirin hikayeden oluşuyor.

Birinci hikayemizde iki yol arkadaşının muhabbeti ve evine davet ettiği arkadaşının, karısının sırrını öğrenmesinden bahsediliyor.

İkinci hikayemizde iki ölü nöbetçisinin ölüyü beklerken yaşadıkları korku dolu komik hikayeleri anlatılıyor.
(çok eski çağlarda ölen kişinin gerçekten öldüğüne emin olmak işin ölü nöbetçileri olurdu. Ölen kişiyi bir hafta beklerlerdi. Yanlışlıkla öldü sanılıp tabutta canlanan veya daha kötüsü mezarda havasızlıktan ölen çok insan ölünce böyle bir yönteme başvuruldu.

üçüncü hikayemizde her daim kavga eden yaşlı karı kocanın ilginç ve komik bir olay sonucu yeniden birbirlerine olan aşklarını hatırlatmalarından bahsediyor.

Dördüncü hikayemizde aynı trenle yolculuk eden düsman ülkeler İngiliz ve Prusya askerlerinin maceraları konu ediniyor.

Beşinci hikayemizi ve devamını kitaptan okuyabilirsiniz.
İnsanı sıkmayan, yormayan basit anlatımlı keyifli bir kitaptır.
Benim için "eşekten inip ata binme etkisi" yaratan kitap oldu. Ne demek istediğimi açıklayayım hemen: Son zamanlarda Murathan Mungan gibi durum(kesit) öyküleri okuduğum için Maupassant'ın öykülerindeki olayları hızlıca anlatış tarzı kendimi ata binmiş de atı son sürat koşturuyormuş gibi hissetmeme sebep oldu.

Lisedeyken öğretmenlerimiz öykücülüğü ikiye ayırarak inceleme yapardı. Hiç unutmamışım. Hala öyle midir bilemem tabi. Dediğim gibi, bizim zamanımızda Mauppassant tarzı ve Çehov tarzı olarak ikiye ayrılıyordu öykücülük.

Maupassant tarzı, olayların egemen olduğu öykü tarzıydı ve edebiyatımızdan örnek olarak Ömer Seyfettin öyküleri gösteriliyordu.

Çehov tarzı ise, durum olaylarının anlatıldığı öykü tarzıydı ve edebiyatımızdan örnek olarak Peyami Safa öyküleri gösteriliyordu. Yine hiç unutmam Peyami Safa kitapları içerisinden de Matmazel Noralya'nın Koltuğu örneği veriliyordu.

Kitaba gelirsek; Maupassant bu kitabında tam 26 adet öyküye yer vermiş ve hepsinde olay anlatımları ön planda. Öyle ki, 7 sayfalık bir öykü içerisinde bir adamın doğumundan ölümüne kadar geçen olayları anlatabilmiş yazar. Hayret ettim doğrusu...

Bu kitabın bana katkısı ise, durum öykücülüğünü daha çok sevdiğimi ve bu alana yönelmem gerektiğini fark etmemi sağlaması oldu. Olay öykücülüğünü sevenlere tavsiye edebilirim.
Dünyadaki dört büyük öykücüden (Çehov, O. Henry, Poe ve Maupassant) üçünü okumuş, geriye okumadığım yalnızca Guy De Maupassant kalmıştı, Mutluluk ile onu da okumuş bulundum. Maupassant'ın yeri bende Çehov kadar özel oldu diyebilirim. Yazarı uzun zamandır okumak istemiştim fakat fırsat olmamıştı. Gerek kütüphanede geçen seferinde gördüğüm ve bir dahaki sefere almayı kafama koyduğum kitabının yerinde olmaması gerekse de mevcut okuduğum kitapları bitirememem bunda etkili oldu. Mutluluk'u kütüphanede, rafta gördüğümde dünyalar benim oldu.

Maupassant'da beni çeken özel bir yan vardı. Kitabın arka kapağında da bahsedildiği gibi yazar "hüzünlü bir gözlemci" rolü yüklüyor biz okurlara. Mutluluk'daki hikayelerin çoğu hüzün içeren öykülerdi. Ama bu rolü yalnızca duygusal anlatımla yapmıyor Maupassant. Hikayenin gidişatı daha en baştan belli ediyor kendini. Ama bu da ölçülü bir şekilde oluyor elbette. Hikayenin başında dramatik ve hüzünlü olaylar biraz biraz başlarken sonlara doğru işler öylesine karışıyor ki bir hüzün dalgasına kapılıyorsunuz. Bu dalgayı okura yansıtmak elbette ki kolay değil. Mesela bir öykücü, hikayesini nerede bitireceğini çok iyi ayarlamalıdır. Aksi takdirde hikaye okuru sıkabilir ya da beklentileri minimum halde iken öykünün bitmesi onu boğabilir.

Maupassant bunu çok iyi ayarlamış. Bir hikayeyi öyle bir noktada kesiyor ki, okur ister istemez öykünün vermiş olduğu duygusal akıma kapılıp gidiyor. Kendisi olay hikayecisi olduğu için öykülerinde bir devamlılık söz konusu değil. Yani öykü bittiğinde, olaylar okurun kafasında devam etmiyor. Fakat bu Maupassant'ın eksik bir yönü değil tabii ki; bu onun tarzı. Olay ve durum hikayeleri bu açıdan kıyaslanmamalı bana göre, ikisi de ayrı bir zevki yansıtıyor.

Maupassant'ın diğer bir yönü de betimlemelerindeki ustalık. Hocası Flaubert'in betimleme üzerine öğütlerine bağlı kalan yazar bunu zamanla öyle iyi bir dereceye getirmiş ki insan onu okurken ayrı bir zevk alıyor. İki aşığın gözyaşları ya da batan bir güneşin resmedilme anı öyle özgün bir dille betimlemiş ki okurken hayran kaldım. Elbette ki biz okurlara verilen "hüzünlü gözlemci" rolüne bu özgün betimlemeler de katılınca anlatım çarpıcı bir hale geliyor. Bu sayede de hikayelerin doruk noktası da mükemmel ayarlanmış. Üstte de bahsettiğim gibi hikayenin doruk noktasında içinize yepyeni duygular giriyor; bazen hüzün, bazense de neşe. Dolayısıyla her hikayeden sonra diğer bir hikayeye hemen başlayamıyorsunuz. Bu duyguların ağırlığı sizi bir süre onları sindirmeye zorluyor.

Maupassant'ın hikayelerine bir bütün olarak bakılmalı bana göre. Çünkü kimi öykülerinde ayrıntıya fazla yer verilmemiş. Dolayısıyla olaylar ve verilmek istenen duygular tüm hikayeye yayılmış. Bu açıdan bir bütün olan öykülerinin çoğu gereksiz ayrıntılarla kirlenmemiş desem yeridir. Bunun nedeni belki de Maupassant'ın öyküleriyle okura vermek istediği olgular. Okura kimi duyguları yaşatmak istemiş zannımca. Bu duygular genellikle hayattaki olaylar karşısında içimizde yeşeren ya da çürüyen duygulardan ibaret. Kısacası hayatın duygusal anlamdaki gerçekliğini öykülerinde gayet etkili bir şekilde yansıtmayı başarabilmiş bir yazar Maupassant.

Her öyküsünün sonundaki o duygu yoğunluğunu deneyimlenizi kesinlikle öneririm. Şahsen bundan sonra Maupassant dendiği zaman benim aklıma hikayelerindeki doruk noktaları gelecek. Bu deneyim bir nevi hayatın kendisi; kendi hayatınızı, başka hayatlardan yansıtıyor size Maupassant.
Maupassant'in hikayelerini bir edebiyat tartışmasında keşfettiğimden dolayı okumaya karar verdim. Olay örgüsünün öncüsü olarak sayılan Maupassant bazılarınca yapay bir kurgu ustası, bir gündüz düşü yazarı olarak nitelendiriliyor.

Yaşadığı çağ ve Flaubert'in hocalığı göz gönüne alındığında ( D. 1850) oldukça güçlü hikayeleri olduğunu söyleyebilirim. Çok nadir de yapsa bazı betimlemeleri çok etkileyici.

Örn: "Bütün Normandiya Ovası, çiftlikleri çeviren ağaçların gölgeleriyle beneklenmiş esmerliğini kara, ağır
ve uğursuz bir göğün altına sermekteydi.

300 kadar hikaye yazdığı bilinen Maupassant'ın bu kitabında en sevdiğim hikayesi, "deli" oldu : deli olduğu düşünülen bir yargıcın öldürme tutkusunu işlemekte yazar.
Kendisinin de psikolojik rahatsızlığı ( firengi nedeni ile son zamanlarında çıldırır) düşünüldüğünde hikaye daha ilginç bir hal alır. Hikayemizin kahramanı yargıç önce öldürme duygusunun yüceliğini ortaya koyar. Yok etmenin var olmaktan geldiğini savunur ve bu güdünün kendisine önlemez bir keyif verdiğini tıpkı psikopat bir katilin içsel bakışı ile anlatır. Kuşkusuz sınırları zorlayan bir hikaye. Sırf bu öyküsü bile ne kadar büyük bir yazar olduğunu idrak etmek için yeterlidir.
Ay ışığı Maupassant'ın on dört öyküsünden oluşuyor.
Yazarla tanışmak adına aldığım bu kitabın bukadar güzel olacağını tahmin etmemiştim.
Her öykü'yü ayrı ayrı çok sevdim
Birbirlerini tekrar etmeyen konular ustalıkla kurgulanmıştı.
Farklı çevrelerde,farklı insanlar arasında dolaştım.
Bazı öykülerinde çok duygulandım bazılarında da çok güldüm ama her öykünün sonunda mutlaka bir mesaj çıkardım
'
Yazar Maupassant'ın sürekli gördüğü hallüsinasyonların etkisiyle sağlık durumu günden güne bozulmuş.Ne olduğunu bilmediği ve kendisine düşman bellediği bir varlığı hep yanı başında hissediyor ve ölüm düşüncesiyle yaşıyormuş.Özellikle bu duygularını anlattığı son hikaye "horla" çok etkileyiciydi.
Öykü sevenler kitabı severek okuyacaktır diye düşünüyorum.
Tabi Türkçe'nin usta kalemlerinden Tahsin Yücel'in harika çevirisini de gözardı etmemek gerekiyor
İçinde ilginç olayların, farklı karakterlerin gözlemlendiği, sonunun nasıl biteceğini merak ettiren on dört öykü var. Anlatımının yalın, akıcı olması nedeniyle kitabı elinizden bırakmadan okuma zevkinizde en ufak bir düşüş olmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Öykülerdeki olaylar basit gibi görünmesine rağmen olay örgüsü, karakterlerin tahlili çok iyi yapılmıştı. Beklenmedik sonlara tepkisiz kalmak mümkün değil bazen öfkelenip üzüldüm, bazen gülümsedim.

Kitap çocukluğumda okuduğum masalların tadını anımsattı bana. Yazarın başka kitaplarını da merak ediyorum.

Öyküleri çeviren Tahsin Yücel Maupassant öyküleri yazısında yazarın romanlarının öykülerinin yanında sönük kalması nedeniyle eleştirmenler tarafından yukarıdan bakıldığını ancak altı sayfalık bir öyküsünü üç yüz sayfa boyunca derinlemesine çözümleyip onun zengin anlam evrenini gözler önüne seren Greimas’ın araştırmasının bize Maupassant’ın düşündüğümüzden önemli bir yazar olduğunu gösterdiğini yazmıştır.

İyi okumalar.
Güzel Dost. Adından anlaşılacağı gibi değil malesef. Buradaki 'dost' bizim Türkçede metres olarak duyduğumuz anlamın aynısı. Kitapta o zamanların Fransız siyasetinin nasıl yürüdüğünü, paranın önemini ve para uğruna yapılan ahlaksızlıkları görüyorsunuz. Özellikle Georges Du Roy'un etrafında dönüyor her şey. Romanın çevirisi çok iyiydi. Fazlaca diyaloglara yer verilmiş ve dili de çok yalındı. Kitabın 2012 yapım filmi de var. 'Bel Ami' olarak geçiyor. Hem de baş rolde yani Georges Du Roy'u , Robert Pattinson canlandırıyor :) Romanı bitirdikten sonra filmini de izledim ama beğenmedim :) Fransız edebiyatına merakınız varsa tavsiye edilecek bir kitap..

Yazarın biyografisi

Adı:
Guy De Maupassant
Unvan:
Fransız Öykü ve Roman Yazarı
Doğum:
Tourville-sur-Arques, Fransa, 5 Ağustos 1850
Ölüm:
Paris, Fransa, 6 Temmuz 1893
Doğalcılık akımına bağlı Fransız öykü ve roman yazarıdır. Öykü alanında Fransa'nın en büyüklerindendir. Parisli bir borsa oyuncusunun oğlu olarak 5 ağustos 1850'de Dieppe kenti yakınlarındaki Miromesnil şatosunda dünyaya geldi. Guy de Maupassant, burada Normandiya bölgesini ve köylülerinin yaşamını yakından tanımak fırsatını buldu. İlk eğitimini Kilise'den aldı. 13 yaşında gönderildiği İlahiyat okulundaki yaşama ısınamadığı için kurallara aykırı davrandı. Böylece kendisini okuldan kovdurdu. Öğrenimini Rouen lisesinde tamamladı.

1869'da Paris'te hukuk okumaya başladı. Fransa ile Almanya arasında savaş çıkması üzerine öğrenimine ara verdi. Gönüllü olarak savaşa katıldı. 1870'de seyyar jandarma birliğinde asker oldu. Maupassant, o dönemde tanığı olduğu olayları, yaşadıklarını, gözlemlediklerini daha sonra kaleme aldığı birçok öyküsünde anlattı. 1871'de terhis olduktan sonra Paris'te hukuk öğrenimini sürdürdü.Babasını yardımıyla Donanma Bakanlığı'nda bir iş buldu. Atlet yapılıydı, iyi yüzer ve kürek çekerdi; yalnız aklı denizcilikte değildi; yazar olmak istiyordu. 1879'da da Eğitim Bakanlığı'na geçti. Canlı ve taşkın bir kişiliği olan Maupassant, hayatın zevklerine ve çalışmaya aynı coşkuyla sarılmıştı. Şair Louis Bouilhet, onun ilk şiir denemelerini teşvik etti. Yaşamını kazanmak için çalışmaya başladığı Bakanlıklarda bürokrasi dünyasını tanıdı. Böylece bürokratların bulunduğu ortamı gözlemlemek fırsatını buldu.

Maupassant'ın yazarlık hayatı, 1871'den sonra başladı. Şiirler yazdı (Le Mur, Au Bord de l'Eau). 1871 ile 1880 arasında, özellikle, annesinin çocukluk arkadaşı romancı Gustave Flaubert'in etkisinde kaldı. Flaubert, Maupassant'ı iyi bir yazar olarak yetiştirmek için çok çalıştı. Ona gerçeği değişik bir bakışla gözlemlemeyi, yalnız gördüklerini ve duyduklarını yazmayı öğretti. İlk yazdıklarını okuyup düzeltti. Flaubert, onu Emile Zola, Ivan Turgenyev, Edmond de Goncurt ve Henry James gibi ünlü yazarlarla tanıştırdı. Flaubert'in 1880'de beklenmedik ölümü, Maupassant'ı çok derinden etkiledi.

1880'de, Flaubert'in ölümünden bir ay önce, aralarında Emile Zola'nın da bulunduğu natüralist (doğalcı) bazı yazarların öykülerinin toplandığı "Les Soirées de Médan" (Médan Akşamları) adlı kitapta Maupassant'ın da bir öyküsü yer aldı (Boule de Suif - Kartopu - İs Yumağı). Bu öykü, Maupassant'a ilk büyük başarısını getirdi ve onun öykü yazarlığına olan eğilimini ortaya çıkardı.

Maupassant, 1880'den 1891'e kadar, 18 kitapta toplanan yaklaşık 300 öykü ile 6 roman yayımladı. Romanları şunlardır: Bir kadının yaşamı boyunca uğradığı hayal kırıklıklarını anlatan ve ilk romanı olan "Une Vie" (Bir Hayat - 1883), "Bel Ami" (Güzel Dost - 1885), "Mont Oriol" (Oriol Dağı - 1887), "Pierre et Jean" (Pierre ile Jean - 1888), "Fort Comme la Mort" (Ölüm Gibi Kuvvetli - 1889) ve "Notre Coeur" (Kalbimiz - 1890).

Maupassant, en güzel öykülerini, 1881 ile 1886 arasında yazdı. Elde ettiği başarılar, ona yüksek sosyetenin kapılarını açtı. Son romanlarında, yüksek sosyeteye ilişkin yaşantılarını anlattı. Bu romanlar, doğrudan doğruya, Maupassant'ın karşı cinsle olan ilişkilerinin verdiği sıkıntılardan esinlendi. Öykü kitaplarından elde ettiği gelirle "Bel Ami" adlı bir yata sahip oldu. Maupassant, bu yatla Akdeniz'de geziler yaptı ve yolculuk izlenimlerini 1884'te yayımlanan "Au Soleil" (Güneşte), "Sur l'Eau" (Denizde - 1888) ve "La Vie Errante" (Serseri Hayat - 1890) adlı öykülerinde anlattı.

Maupassant, genç yaşında baş ağrılarından şikayet etmeye başladı. Hastalığı, 1884'ten itibaren, zihin yorgunluğunun ve gördüğü hallüsinasyonların etkisiyle gittikçe artıyordu. Sağlık durumu günden güne bozuluyordu. Ne olduğunu bilmediği ve kendisine düşman bellediği bir varlığı hep yanı başında hissediyor ve ölüm düşüncesi sürekli olarak aklını kurcalayıp duruyordu.

Guy de Maupassant, 1887 yılında yayımlanan "Le Horla" adlı öyküsünde, delilik belirtilerinin nasıl başladığını ve insan üzerinde ne gibi değişiklikler meydana getirdiğini anlattı. Bu kitap yayımlandıktan sonra, iyileşmek ümidiyle, uzunca bir deniz yolculuğuna çıktı. Yolculuktan döndükten sonra "Pierre et Jean" adlı romanını tamamladı. Daha sonra "Notre Coeur" adlı romanı kaleme aldı. 1890'da yayımlanan "La Vie Errante" adındaki yapıtından sonra da pek bir şey yazamadı. Sağlık durumu da adamakıllı bozulmuştu. Fazla ilâç almak yüzünden o iriyarı bedeni ve zihni yıpranmıştı. 1892'nin Ocak ayında kendini öldürmeye kalkıştı. Ağır hasta olarak Paris'e getirildi ve bir sağlık yurduna yatırıldı. Maupassant, 1893 yılında iyileşemeden öldü. Paris'teki Montparnasse mezarlığına gömüldü.

Yazar istatistikleri

  • 95 okur beğendi.
  • 425 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 347 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları