H. C. Armstrong

H. C. Armstrong

Yazar
7.7/10
66 Kişi
·
201
Okunma
·
5
Beğeni
·
1.389
Gösterim
Adı:
H. C. Armstrong
Tam adı:
Harold Courtenay Armstrong
Unvan:
İngiliz Asker ve Yazar
Doğum:
1891
Ölüm:
1943
I. Dünya Savaşı'ndan önce Hindistan ordusunda Askeri Ataşe olarak görev yapmış olan Harold Courtenay Armstrong (1892-1943), savaş sırasında istihbarat subayı olarak Arap yarımadasına gönderildi. Birleşik Krallık ordusunda Yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı İmparatorluğu'na karşı çarpışıyordu. 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonunda Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz "6. Poona Tümeni" (Hint Tümeni)'yle birlikte Türklere esir düştü. Bağdat, Musul, Halep, Mersin, Ankara üzerinden Kastamonu'ya, oradan da İstanbul'a getirildi. Nihai olarak da merkezi esir kampı olan Afyonkarahisar'a nakledildi. Savaş esiriyken kaçma teşebbüsü ve yakalandıktan sonra Enver Paşa'ya hakaret etmesi nedeniyle hücreye atıldı. Hücreden çıktıktan sonra esir kampında ayrıcalıklı muamele gördü ve kendisine tüm esir subayların ve erlerin sorumluluğu verilerek onların genel komutanı yapıldı. Esir İngiliz askerler kampta işledikleri suçlardan Türk askeri mahkemelerinde yargılandıklarında hem onların tercümanlığını yaptı hem de dava vekilliklerini üstlendi. Savaş sona ermeden önce Türkiye'den kaçmayı başardı. Türkler hakkında pek de olumlu düşünceler beslemeyen Armstrong bu kaçışını bile rüşvet vererek gerçekleştirdiğini söylemiştir.

Mütareke yıllarında ise İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı olarak bu kez işgal altındaki İstanbul'a gönderildi. Müttefikler adına çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1923 yılında İstanbul'dan ayrıldı. Türkiye'de kaldığı bu birkaç yıllık dönemdeki gözlemlerde bulundu. Aralarında Mustafa Kemal'in de olduğu birçok şahsiyetle temaslarını sürdüren Armstrong bu süre zarfında küllerinden yeniden yükselen bu ülkenin gelişimini gözlemledi, Türkiye ve yakın çevresiyle ilgili aralarında "Bozkurt"un da olduğu beş kitap yazdı. Bu kitaplar: Turkey in Travail (Türkiye Nasıl Doğdu), Turkey and Syria Reborn (Türkiye ve Suriye Yeniden Doğuyor), Unending Battle (Bitmeyen Savaş), Grey Wolf (Bozkurt) ve Lord of Arabia (Abdülaziz bin Suud).
Tek adama dayanan bir yönetim daima büyük ölçüde can güvenliği tehlikesini de beraberinde getirir.
Ancak, Mustafa Kemal önündeki yolu, sabır, temkin ve zeka silâhıyla açmayı başardı.
Mustafa Kemal uzun zamandan beri, yalnız kadının kurtuluşunu değil, aynı zamanda onların tüm devlet işlerinde yer almalarını da sağlamaya azmetmişti.
Mustafa Kemal hayat dolu ve dipdiri, Türkiye’nin tek adamıydı.
O, steplerde yaşayan Tatarların bir geri dönüşü, bir anakronizm, ilkel ve vahşi güce sahip biri, dünyaya gelmesi gerektiği çağdan çok geç doğmuş bir liderdi.
Tüm Ortaasya’nın göçü sırasında doğmuş olsaydı, Bozkurt sancağı altında ve bir Bozkurt’un yüreği ve iç güdüleriyle Süleyman Şah’ın yanında at koşturuyor olurdu.
H. C. Armstrong
Sayfa 226 - Kamer Yayınları
Yalın Türk askerinin ruhunu yepyeni bir cesaretle ateşlemişti. Hepsi de onu cehenneme kadar izlemeye hazır durumdaydı.
Fakat millet ölmemişti, o, milletin hayatta olduğunu biliyordu. Millete duyduğu bu inanç onu sarıyor, sarsıyor, her kelimesinde, her emrinde ya da söylevlerinde canlı bir yürek gibi atıyordu.
“Bütün sorunlar, dinin devlet içinde kötü kullanımından kaynaklanmaktadır. ... Hükümranlığını desteklemek üzere dine gereksinim duyan biri, zayıf bir adamdır,”
Kemal’e göre, Batının bir sembolü de fabrika bacalarından tüten du­mandı. Kendi pamuğunu elbiseye ve kendi demir filizini çeliğe dönüştür­meyi başarıncaya dek, Türkiye müstemleke köleliğinden kurtulamayacaktı.
Top atışı kesildi. Bir an için Mustafa Kemal, adeta güçlü bir lider figürü olarak, tek başına, ayakta durdu. Hemen sonra bir elini kaldırıp ileriye atıldı. Yabanıl naralar atan Türk piyadesi, karşı durulmaz bir süngü denizi halinde dalga dalga onun ardından tırmanmaya başladı. iki ingiliz taburunu ezip geçtiler. North Lancashire taburu bozuldu ve kaçmaya başladı; Wiltshire taburu ise son askerine kadar süngüden geçirildi. Türkler tepenin eteklerinden aşağıya doğru, denize kadar her şeyi ezip geçtiler. ingiliz savaş filosu, üzerlerine bombalar yağdırdı. Dev şarapneller ve demir parçaları sağanağı, toprakta kocaman delikler açıyordu. Geri çekildiler ve siper kazdılar; ancak, Conkbayırı Tepesi’ni temizlemişlerdi. Çarpışma kazanılmıştı.
O, “Türklerin Babası” (Atatürk) olarak adlandırılıyordu, “Ortadoğu’nun Babası” olarak değil.
Önemli Not: M.Kemal'in özelinde tüm kutsal sayılan,kusursuz görülen,sorgusuz sualsiz biat edilen liderler icin yazıyorum.

'Mustafa Kemal Atatürk'
- ilk okuldan baslayıp üniversiteye gecene kadar artık O ve kahramanlıkları daima karşımıza çıkmıştır. Yani nerden baksak 10-15 yıl Onu öğretmeye,ezberletmeye çalışıyorlar.
-Buna ilk itirazı orta 2'de yapmıştım, "Genclige Hitabeyi ne diye ezberliyoruz hocam"dediydim, sonuç mu? Sol kulakta bir çınlama...
-Oldum olası insanların kutsallaştırılmasına,kusursuz gösterilmesine,tek kisiye baglı bir yasam sürülmesine karşıyım.(Karşıyım derken ben yapmam anlamında tabi) ve malesef Mustafa Kemal'i de böyle görenlerin sayısı azımsanmayacak derecede.
-Evet herkes sevmeyebilir,ama ben bir ülkeyi yeniden ayaga kaldıran,bunca sey basardığı icin saygı duyulması gereken biri olarak görüyorum.

Kitaba gelirsek;
- Mustafa Kemal'i yabancı birinin gözünden okumak,mantıklı ve farklı bir deneyim. Çünkü malesef bizim ülkemizde,ya hep övüyorlar, ya da klişe bilgiler veriyorlar.
-Armstong Onu iyi ve kötü yönleriyle olduğu gibi aktarmaya calışmış.(Mustafa Kemal yayınlanmasına izin verdigine göre bunda basarılı da olmuş) Bazı arkadaşlar kötü yönleri cok görmek istemeyebilir elbet,ama bazı şeyleri kabullenmek,hataları görmek gerektiğini düşünüyorum.
-Kitapta gecen bazı özelliklerini aktarayım;
Talihli(bunun üstünde çok duruluyor),Cesur,Merhametsiz(özellikle ona ve devrime muhalif olanlara),Bencil,Akıllı,Kibirli(hemen hemen her liderde vardır),Yurtsever,Fikirleriyle ters olanları önemsemeyen,Kadın düşkünü,Alkolik ve Çok İyi Bir Asker...

Kitapta geçen bana ilginc gelen bilgiler;
-Mustafa Kemal ile Rauf Orbay arasında sürekli bir rekabetin var olması
-Yazar İnönü'yü yerden yere vuruyor(ki bence ilk cıktığında ülkede yayımlanmamasının sebebi bu,Mustafa Kemal ile ilgili yazılanlar değil)
-Mustafa Kemal'in her aldığı kritik kararda Halide Edip'i yanında istemesi gibi batıl bir inanca sahip olması
-Mustafa Kemal taraftarlarıyla padisah taraftarları arasında epey kanlı çatışmaların yaşanması; yani Türk'ün Türk'ü bu kadar acımasızca katletmesi
-Mustafa Kemal'in evlendigi Latife'nin aslında kızı yaşında olması
-Hep dolasan iki Atatürk vardı efsanesindeki kişinin ona ikizi kadar benzeyen ve Onun sag kolu olan Miralay Arif oldugu
-Mustafa Kemal'in bir diktatör gibi kararlar alıp uygalaması

Tüm bunlar için Armstong'un bir sözü var elbet:
"O,Türkiye'de bir daha kesinlikle bir diktatör ortaya çıkmasın diye diktatör olmuştur."

İste simdi Nutuk okuyabilirim :)
Mustafa Kemal'i sevenler ve sevmeyenler bence okumalısınız.
Incelememe başlarken kitaptan şu iki alıntıyı paylaşmak istiyorum:
1) Dokunaklı ağıtlarla çocuk beyinlerine kazınmaya çalışılan sahte Atatürk sevgisinin yeri­ni, inanılmaz azmi ve tartışılmaz cesaretiyle ülkesini içine düştüğü felâketten kurtarmayı başarmış, günahları ve sevaplarıyla canlı, ger­çek bir Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan akılcı bir sevginin alması, ancak bu şekilde mümkün olabilir.
2) Nitekim, Bozkurt’un yayınlandığı günlerde Sunday Times, “Mr. Armstrong sanki elinde portatif bir mikrofon olduğu halde, Mustafa Kemal Paşa’yı otel odalarında takip etmiş, hususi mükâlemelerini bi­le dinlemiştir. Bu kitap müverrihler için mehaz diye kullanılamaz” diye eleştiriyordu.

Yazarin Türkler hakkında neredeyse her Avrupalı gibi bazı önyargıları mevcut. Bunlar: Türkler barbardır, vahsidır, medeni değildir vb. Bu kitapta çok açık belli. Ancak bence yine neredeyse her Avrupalı gibi bu önyargının altında gizli bir hayranlık da mevcut. Artık ben bu önyargıları onemsemiyorum. Bir programda Avrupalı gözünden Türkler konusu işlenmişti. Saygın tarihçiler bunu çok iyi aciklamislardi. Atilla'dan beri biz Türkler bu Avrupaya akinlar duzenlemisiz sürekli. Taa içlerine kadar gitmisiz. Bunların en kutsal kişisi Papayi bile ayagimiza getirtmisiz. O yüzen bu onlarda bilincaltlarinda asırlarca korku olarak yerleşmiş. Daha sonra bizi yenmeye başlayınca korkunun ve hayranlığın yerini küçümseme vs almış. O yüzden yazarın bu Türkü aşağı gören dilini kafaya takmayin.

Kitabı okumaya başlarken ben, bir tarih kitabı huviyetinde bir eser okuyacağım beklentisi vardı. Ancak kitap daha çok tarihi kurgusal roman tarziydi. Surukleyici bir roman gibiydi. Kitabı da o açıdan değerlendirdim.

Kitapta İsmet İnönü'ye yönelik ağır eleştireler mevcut. Mustafa Kemal de taa gençlik yıllarından itibaren sözünü dinletmeye çalışan despot bir insan kimliğinde sunulmuş. Yazarın Mustafa Kemal'i Osmanogullarini Orta Asya bozkirlarindan Anadolu topraklarına getiren Süleyman Şah ve Ertuğrul Gazi'ye benzetmesi ve Bozkurt demesi hoşuma giden bir şeydi. Milletine önderlik eden ve milletinin başı her sıkıştığında imdadına yetişen bir karakter görüyoruz bu Bozkurt kimliginde. Ancak her zaman kendi sözünün geçmesini isteyen ve biraz da önündeki engelleri aşmak icin gerekirse en yakın arkadaşlarını bile despotlukla saf dışı bırakan bir kimlik bu. Hani tarihi diziler için 'tarih diziden ogrenilmez' diyoruz ya her defasında bu kitap için de bunu diyebiliriz. Çünkü yazarın olayların birinci tanığı gibi davranması oldukça fazla ve pek de objektif olduğu söylenemez.

Lord Kinross'un Atatürk kitabını da okumuştum. O kitap Atatürk hakkında objektiflikle yazılmış bir eserdi. Orda da Atatürk'ün diktatör olduğu vurgusu vardı. Bu kitapta da bu vardı. Ancak her iki kitapta da bu diktatorlugun bildiğimiz Zorba bir kişi figürü dışında şartların demokrasiye uygun olmayışı ve yeni kurulan ve gelişmeye muhtaç bir milletin ihtiyaçları doğrultusunda bu diktatorluk zorunluluk olmus diyebiliriz. Ve milletinin menfaatini ve en yüksek medeniyet seviyesine erismesine çabalayan bir diktatör figürü çizilmiş.

Mustafa Kemal'in yükselişinde şans faktorune de oldukça vurgu yapmış yazar. Ancak şunu da eklemiş: Büyük lider önüne çıkan şansı en iyi kullanan kişidir. Yani bu şansa vurgudan ben olumsuz bir sonuç çıkarmadim.

Ben genel olarak kitabı beğendim. Dedigim gibi kitabı kurgusal tarihi roman olarak değerlendirdim ve puanimi ona göre verdim. Yoksa yazarın tarih konusunda yanlışlari ve katilmadigim görüşleri vardı. Ancak şu hoşuma gitti: Bu kitapta kanlı canlı benim senin gibi bir insan Atatürk diyor insan; üzülüyo, kızıyor, hata yapıyor, aşık oluyor, doğru yapıyor. Yani bu kitapta Atatürk siyah yada beyaz değil; Gri.

Tavsiyem Lord Kinross'u Atatürk kitabını da okuyun. Ve iki kitaptaki Mustafa Kemal Atatürk kimliklerini kıyaslayın. Benzerlikleri ve farklilarini not edin ve sonra da Nutuk'u okuyun ki ben de yakın zamanda Nutuk'u okuyacağım.
“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diyen ve bu düşünceyi tüm benliğine ilmek ilmek işleyip, buna hayatını veren bir lider. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, bir tanımla babamız.

Kitap tam olarak Türk düşmanlığı düşüncesiyle ve objektiflikten uzak olarak yazılmış. Atatürk hakkında verdiği bilgileri Türk düşmanlığı ve Atatürk düşmanlığıyla harmanlamış. Evet o bu ülkenin lideriydi ancak bu liderliği kendine güç sağlamak için üstlenmemiş bu ülkeyi saplanıp kaldığı bataklıktan çıkarmak için kendi üzerine almıştı. Kitapta ise tüm bunlar apayrı bir boyuta taşınarak, yaptığı  her şeyi liderlik ve güç için yaptığını anlatma gibi bir amaç gütmüş yazar.

Onu bir diktatör olarak tanımlıyor aslına bakılırsa buna yok diyemeyiz ancak bunun için Celal Şengör'ün çok yerinde bir tanımı bulunmakta; " Evet, Atatürk diktatördü diyoruz. Niçin bir diktatördü? Bu, ilaç almayı reddeden bir hastaya, tedaviyi reddettiği için ilacı zorla vermek gibidir."

Atatürk'ün eski asyanın bozkırlarında olsa doğru bir lider olacağını söyleyip onun ilkel, zorba ve savaşma peşinde olan bir lider olduğunu söylüyor. Ancak biz biliyoruz ya onun nasıl biri olduğunu. Bu ülkeyi saran örümcek ağlarından kurtarmak ve uygar bir ülke haline getirmek için bunca çabalamışken hakkında büyük bir art niyetle yazılmış kişisel bilgiler bulunuyor.

Şunu da belirtmek gerekiyor ki kitap Mustafa Kemal Paşa yaşarken yazılmış bir biyografi olup , kendisi kitabı incelemiştir.
Yazar H.C. Armstrong tam manasıyla bir Türk ve Atatürk düşmanıdır.Mevzu bahis olan Bozkurt adlı kitapta kendi görüşlerini ihtiva eden satırlar tamamıyla iftiralar ve karalamalarla doludur.Bu kısımlar yazarın şahsi düşüncelerinin tezahürüdür.H.C. Armstrong bir çok kaynakta,belgelerde yer alan tarihi gerçekleri istemsiz de olsa da gözler önüne sermiş,Türk milliyetçiliğini şiar edinmiş okurları karşısında Atatürk lehine propaganda yapmak zorunda kalmıştır.Şahsi kanaatim bu Kitabın her Türk Milliyetçisi tarafından okunması yönündedir.
Mustafa Kemal Atatürk'ü sevmek ve putlaştırmak ince bir çizgiyle ayrılıyor günümüzde. Ki onu da sevmek demek maddi ve görünür olanı değil fikirlerini, devrimlerini, öğütlerini benimsemekken ne yazık ki insanüstü özellikler yüklemekten geri kalmıyoruz.
Özellikle son yıllarda ona karşı artan düşmanlıkla beraber bilgi sahibi olmadan sırf taraf olmak için sevdiğini saydığını söyleyenlerin sayısı giderek arttı ve artıyor.
Bu kitabı okuduktan sonra Atatürk'e duyulan sevgi ve nefretin net çizgilerle ayrıldığını daha iyi gördüm. Seviyorum diyenler ve nefret edenler. Atatürk yerine hangi ismi koyarsak koyalım aslında bu sonuç değişmiyor. Dengeyi kuramıyoruz.
Evet Mustafa Kemal alkol ve sigara kullanıyordu. Evet hurafelere itibar etmiyordu. Evet sinir hastasıydı. Evet hırslıydı. Fakat böyle ucuz bahanelerle koca ülkeyi yok olmaktan kurtardığı gerçeğini göz ardı etmek nankörlükten başka ne olabilir? Cumhuriyetin ilanından 1938'e kadar geçen süre sonunda hazinede bütçe fazlası olması, buraya yazmakla bitmeyecek acılan fabrikalar, kadınlara verilen haklar, çiftçinin kurtarıldığı vergiler, seçme seçilme hakkı, eğitimdeki devrimler, savaştan çıkmış bitkin bir halkın tekrar yaşama tutunması, hakkında yazılan kitaplar, kendi yazdığı kitaplar, vefatındaki insan seli... Liste daha da uzayabilir bunu hepimiz biliyoruz. Ama asıl konuya dönmem gerek.
Bozkurt. Okurken eğer Nutuk'u okumamış olsam, sadece tahta sıraların ardında verilen bilgilerle yetinmiş olsam, son yıllarda tv de gösterilen ucuz programların anlatımlarına inanmış olsam Mustafa Kemal benim için bambaşka bir konumda olurdu. Özellikle aldığı bütün önemli kararlarda yazara göre sadece "TALİH"in yardım etmiş olmasını okuduktan sonra ülkenin kazara kurtarıldığına karar verirdim. Alıntılarda da göreceğiniz üzere bazı yerlerde sanki havayı yumuşatmak için söylenmiş gibi övgüler koymuş yazar bana göre. Talih - kadın - kibir üçlemesinden oluşan bir Atatürk. Mustafa Kemal hayattayken de eleştirilere açık biriydi fakat bu kitapta yer alan birçok cümle eleştiriden ziyade yazarın içinde biriktirdiği kinin yansıması sadece. Körü körüne bağlı olanların okumaması gereken bir kitap. Sadece "ben onu çok seviyorum" diyenlerin kesinlikle uzak durması gereken bir kitap. Çünkü eleştirileri yapısalcı olmaktan çok hakaret düzeyinde olduğu için insanların sinirlerini bozabilir. Ki ben bile sırf ne demiş diye okumak için okudum. Ve biter bitmez bu cümleleri yazdım. Atatürk sevgisi veya saygısı ezber kalıplarla değil gönülden kurulan köprülerle öğretilmeli. Putlaştırmayla ya da kişisel yaşamıyla ilgilenmek yerine ülke için halk için neler yaptığına bakılmalı. Onu tanımak için Nutuk okunmalı okutulmalı.
Şu sözü harf harf anlaşılmalı anlatılmalı:
"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir."

Not: Incelemede ne yazdığımı geriye dönüp okumadım. Olumlu veya olumsuz eleştiriyle hiç alakası olmayan tamamen kişisel öfke ve nefretten doğan cümlelerle anlatılmış bir kitaptan öteye gidemedi benim için. Atatürk'ün bütün yaşamı talih kadın ve kibir üçgeninde geçmiş gibi gösterilen bu kitap benim için hiçbir tarihi veya edebi değer taşımıyor.
Yazar her ne kadar icindeki Türk ve Atatürk düşmanlığını kitaba dokmeye calismis olsa bile yine de Ataturk'un dehasini ve buyuklugunu itiraf etmekten kendini alikoyamamistir.
Atatürk e farklı bir bakış açısı ile yaklaşan ve insan Atatürk ü gözler önüne seren güzel bir eser. Ufkunu genişletmek isteyen kişilere öneririm .
Her Türk gencinin Atatürk'ü gerçek manada artıları ve eksileriyle tanımak için bu kitabı okumalı. Neden sansürsüzü basılmış anlamıyorum, Atatürk bu kitabı bizzat okumuş ve yayınlanmasında bir mahsur görmemiş.
http://www.atam.gov.tr sitesinde böyle bir inceleme görünce burada yayınlamak istedim.
YRD. DOÇ. DR. MUSTAFA YILMAZ
Armstrong ilk kitabı olan Turkey in Travail da, Türk Milli Mücadelesi’ni (1918-1923), açıklamaya çalışmıştır. Armstrong Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkler tarafından tutuklanmış ve savaş tutsağı olarak cezaevine konmuştur. Savaşın ilk yıllarında gerçekleşen bu tutuklamanın etkisi ile olsa sanırız, bundan sonra yazdığı gerek, Turkey in Travail adlı kitabında, gerekse 1930 yılında yayınlanan Türkiye ile ilgili ikinci kitabı olan, Turkey and Syria Reborn, adlı eserinde Türkiye’ye ve yeni Türk liderlerine karşı saldırgan bir tavır sergilemiştir.Tutukluluğu sona eren Armstrong, daha sonra İngiliz kuvvetlerine katılmış ve Mütareke sonrasında (1920) İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı görevini almıştır. İstanbul’dan 1923 yılında ayrılan Armstrong 1927 yılı başlarında tekrar savaşın verdiği zararları tamir için kurulan uluslararası komisyonda delege olarak İstanbul’a dönmüş ve 1927-1928 kışında İstanbul’da bulunmuştur. Turkey and Syria Reborn da Armstrong’un Türkiye ile ilgili gözlemleri yer almaktadır. Armstrong’a göre yeni Türk rejimi Mussoli’nin İtalyası ile benzeşmekteydi ve Mustafa Kemal Paşa dönemin diktatörleri içerisinde en keskin olanı idi.Mustafa Kemal Paşa’nın reformları gerçekleştirmede uyguladığı metodu da eleştiren Armstrong, Mustafa Kemal Paşa’yı mesajı olmayan bir peygambere benzetmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın gerçekleştirdiği inkılâplarla, özellikle kılık kıyafet alanında yapılanlarla, Avrupalılardan çok Avrupalı bir tavır takınıldığını söylüyordu.Yönetim olarak Türkiye’nin parlamentoya dayalı bir rejim olduğunu söyleyen Armstrong bunun yalnız sözde kaldığını, gerçekte durumun farklı olduğunu, Türkiye’de bir muhalif partinin olmadığını öte yandan Türk milletinin asla kendi kendini yönetmediğini ve disiplinli bir millet olduğunu belirtirken diğer yandan gelecekten ümitli olduğunu ve yeni kuşağın gelecekte ödev ve sorumluluklarını bilecek bir şekilde eğitildiğine işaret etmiştir. Ekim 1932’de yayınlanan Grey Wolf, Mustafa Kemal an Intimate Study of a Dictator da Mustafa Kemal Paşa’nın biografisini ve dönemin iç siyasi olaylarını anlatmaya çalışmıştır. Armstrong bu kitabında Türkiye ve Türkler özellikle de Mustafa Kemal Paşa’nın şahsı ve ülkeyi yönetim biçimi ile ilgili olarak gerçekleri yansıtmayan önyargılı ve saldırgan tavrını sürdürdüğünü görüyoruz.Kitabın yayınlanması Mustafa Kemal Paşa’yı kızdırdığı gibi Türk resmi çevrelerince de hoş karşılanmamıştı. Üstelik kitabın yayınlanmasının İngiliz Dışişleri’nin organize ettiği resmi bir sunuş ile Mustafa Kemal Paşa’ya Official History of the Dardanelles Campaign adlı iki ciltlik özel bir setin sunulduğu zamana rastlaması bir terslikti. Bu sunuş ile İngiliz Dışişleri Türkiye Cumhurbaşkanı’nın büyük bir general, yiğit bir düşman ve cömert bir arkadaş olduğunu vurguluyordu. İngiliz Dışişleri ileride doğabilecek istenmeyen olaylara karşı şu noktalara dikkati çekiyordu: Kitap muhtemelen Türkleri ciddi olarak üzecektiözellikle kitabın belli sayfaları saldırgan, gerçekle ilgisi olmayan abartılı ve mümkün olmayacak şeyleri kapsıyordu. Aklı başında bir okuyucunun kitapta yazılanları doğru olarak kabul etmesi mümkün değildi. Kitap tek taraflı ve kaynağı belli olmayan bilgiler vermekteydi. Ama kitabın yazarının bir zamanlar İstanbul’da İngiliz resmi görevlileri arasında bulunması yadsınamaz bir gerçekti. Yine Mustafa Kemal Paşa’nın biografisini yazan ilk kişinin bir İngiliz olması ve bu eserde Paşa’nın karalanması ve ona leke sürülmesi bir şansızlıktı. İngiliz Dışişleri Bakanlığı Doğu işleri ile ilgili bölümden A.K. Helm, Yüzbaşı Armstrong’un muhtemelen adı geçen kitap basılmadan önce kendisinin bir daha asla Türkiye’de savaş suçlusu olarak cezaevine konmayacağı konusunda ikna edilmiş olduğunu bildirerek, kitabın yaratacağı olumsuzluğa karşı yapacakları pek bir şey olmadığını söyleyerek Ankara’ya İngiliz Elçiliği’ne şu tavsiyelerde bulunuyordu: Eğer Türkler kitaptan etkilenerek tepki gösterirler ise onlara kitabın resmi çevrelerin oluruyla veya telkiniyle hiçbir ilgisinin olmadığı söylenebilir denilerek devamla, Türkler İngilizlerin kendileri ile gerçek düşüncelerini öğrenmek isterlerse onlara Gelibolu tarihi ile ilgili kitabın sunuşunun fotokopisinin hatırlatılması ve oraya referans verilmesi tavsiye ediliyordu.İngiliz Dışişleri’nin bu görüşlerine karşılık Ankara’dan İngiliz Elçiliği 10 Kasım 1932’de Dışişleri’ne gönderdiği bir yazıda şimdilik konuya ilişkin yani kitabın Türk liderleri ve resmi çevreler üzerinde yaptığı olumsuz etkiye ilişkin bir gelişmenin olmadığını bildiriyordu. Ankara’dan Konsolos J. Morgan, Helm’e, konuya ilişkin olarak Gazi’nin bu konuda kesin bazı bilgilere sahip olduğunu sandığını ama Gazi’nin yüksek sesle Ankara’daki elçilerle 29 Ekim akşamı yapılan yıllık akşam yemeğinde, yalnızca İngiliz ve Sovyet elçilerine güvendiğini ve onları kendisinin gerçek arkadaşları olarak gördüğünü söylediğini not ediyordu.Raporda bildirildiğine göre konuya ilişkin olarak tek habere Anadolu Ajansı’nın bir telgrafında rastlanıyordu ve bu haber 25 Ekim tarihli Türk gazetelerinde yayınlanıyordu”. Anadolu Ajansı, haber kaynağını Campbell Dixon’un, Armstrong’un kitabının tanıtımını yaptığı 24 Ekim tarihli the Daily Express olarak vermişti. Gerçekte ise Dixon’un tanıtım yazısı the Daily Telegraph’ta “Modern Turkey’s Dictator, Astounding Career of the Ail-Powerful Mustapha Kemal” başlığı ile yayınlanmıştı. Dixon yazısında Armstrong’un kitabının şimdiye kadar yaşayan diktatörler için yazılan kitapların en keskini olduğunu belirterek, Armstrong’un Mustafa Kemal Paşa’ya bazı isnatlarda bulunduğunu ama bunun yanında onun başarılarını da övdüğünü ifade ediyordu. Yazısında Dixon, Modern Türkiye’nin diktatörü Mustafa Kemal Paşa’nın başarılarla dolu kariyerini; bir asker olarak, bir devlet adamı olarak ve bir reformcu olarak yerine getirdiğini yazmıştı.Kitap ile ilgili bir diğer tanıtım yazısının A.T. Wilson, imzasıyla 4 Kasım 1932 tarihli the Spectator’da çıktığını görüyoruz. Wilson, kitabı olağanüstü bulduğunu ve Armstrong’un Türkiye’yi ve Türkleri çok iyi tanıdığını, onun olayları ve kişileri küçültme veya olduğundan başka gösterme gayretine girmediğini ve çoğu tarih profesörünün yaptığı gibi akıntıya kapılıp özür dilemek yerine, ölüm ve katletmelerin düşman elemanların elimine edilmesi şeklinde verilmesi yerine, olduğu gibi verildiğini ve sadece gerçeklerin yazıldığını söylüyor ve Armstrong’un kitabını önyargısız, yargılamadan ve mahkum etmeden, sadece olayları kaydederek yazdığına inanıyordu. Kitabın söylenildiği gibi, Mustafa Kemal Paşa’yı memnun etmeyeceği ve Türkiye’de sıkıntı ve üzüntü yaratacağı yolundaki görüşlere katılmayarak, bu düşüncelerin tamamen aksinin olacağını tahmin ediyordu. Wilson yazısında ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın, Halifeliğin kaldırılması, alfabenin değiştirilmesi, medeni kanunun kabulü gibi değişiklikleri kendi isteği ile yaptığını söyleyerek, insanlık tarihinde bir kişinin bu kadar değişikliği yapmasına rastlamanın mümkün olmayacağını not ederek Mustafa Kemal Paşa’nın başarılarının olağanüstü ve harika olduğunu yazmıştır.10 Aralık 1932 tarihinde Ankara’dan, İngiliz Elçiliği’nden gizli kaydı ile James Morgan imzasıyla, İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Doğu İşleri Şubesi’nden A.K. Helm’e gönderilen yazıda; Morgan Türk basınında şimdiye değin “Grey Wolf” (Bozkurt), kitabına ilişkin bir yazı görülmemesine rağmen Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuda kızgın olduğunu ve söylentiye göre Necmettin Sadık’ın Akşam gazetesinde kitap ile ilgili olarak yazı yazmasının istendiğinden bahsediyordu. Morgan ayrıca İngiliz gazetelerinin ve yazarlarının Armstrong örneğinde olduğu gibi önemsiz şeyler üzerinde durarak, kendi kibirlerini ve kişisel kinlerini tatmin etmek uğruna İngiltere’ye ve İngilizlere zarar verdiklerini ve yabancı insanların kırılmasına neden olduklarını bildiriyordu. Morgan, ayrıca bu türden davranışların İngiltere’ye olan yabancı sempatisini azaltacağını not etmekteydi. Konu ile ilgili olarak Ankara’dan James Morgan imzasıyla 22 Aralık 1932’de İngiliz Dışişleri Bakanı Sir John Simson’a yazılan yazıda kitabın, Spectator’da konu ile ilgili yazısı çıkan Wilson’un tahminleri aksine Mustafa Kemal Paşa’yı büyük ölçüde gücendirdiği bildirilmekteydi. Gücenmenin kısmen kitabın yalan ve iftiradan oluşmasından, esas olarak da, bir İngiliz tarafından mahalli bir İngiliz’in görüşünü temsil eden bir kitap gibi İngilizce konuşan insanlara böyle bir kitabın sunulması ve Gazi’nin gerçek kimliğini hayatını ve başarılarını gösteren bir çalışmanın yapılmamış olması gösteriliyordu. Raporda yine ileride değineceğimiz Necmeddin Sadık’ın 8-20 Aralık tarihleri arasında Akşam gazetesinde konuya ilişkin olarak çıkan yazılarının İngiltere’ye ve İngiliz çıkarlarına karşı resmi ve genel olarak Türk tavrının değişmesine etki eder nitelikte olmadığı belirtiliyordu. Yine Ankara’dan James Morgan imzasıyla İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Doğu İşleri Şubesi’nden Helm’e gönderdiği bir yazıda, Türk Dışişleri’nin ve resmi çevrelerin Armstrong’un kitabının İngiliz görüşünü temsil eden bir kitap olduğuna inanmadıkları söylediklerini ama sıradan bir Türk’ü kitabın üzmediğini söylemenin güçlüğüne değinerek Konsolos Morgan bu konunun tamiri için şunları öneriyordu: Eğer mümkün olursa İngiltere’de Ankara’nın kabaran hislerini yatıştırmak için bir şeylerin yapılmasını görmek istediğini, kitabın Ankara’da hâlâ eleştirilen bir konu olduğunu belirtilerek, bu konuda kitabın yarattığı olumsuz havayı yumuşatmak için bir şeyler yapmanın Türklerden çok İngilizlere düştüğüne işaret ederek; ileri gelen bir İngiliz’e Mustafa Kemal Paşa ile görüşme yaptırarak Paşa’nın yaptığı işlerin hakkıyla anlatılması ve takdir edilmesini veya tanınmış birisine bir makale veya mektup yazdırarak Grey Wolf’ta yazılanların doğru olmadığını ve Mustafa Kemal Paşa’yı gerçekten tanıyan bir şahsın kendi deneyimlerinden hareketle Gazi’nin bir asker ve lider olarak dehasını ortaya koyması neden olmasındı. Morgan, bütün bunların Ankara’da olumlu etkiler yapabileceğine inanıyordu. Morgan, muhtemelen George Young’un bu tür bir kitabı yazabileceğini ve bunun Türklerin gururunu okşayacağını bildiriyordu. Bu bağlamda Morgan, Türkiye’de yaşanan Belçika örneğini de veriyordu. Belçika’da the Independence Belge’nin Türkler hakkında yazdığı kabul edilmeyen şeylerin, Türklerin tepkilerine neden olduğunu ve hatta Türklerin Belçika Kraliyet ailesini de işin içine katarak karşılık verdiklerini, ama Belçika Dışişleri Bakanı’nın Türkler hakkında olumlu şeyler söylemesi ile olayın kapandığını bildiriyor ve kendilerinin de benzer şeyleri yapmasına müsaade verilmesini istiyordu. Morgan’ın önerileri doğrultusunda bir hareketin altı ay sonra yerine getirildiğini görüyoruz. Gazeteci yazar ve yayıncı olan Vernon Bartlett’in İngiliz Dışişleri ile teması sağlanarak, Bartlett’in o günlerde BBC’de yayınlanan “Strong Men of Europe” programına Mustafa Kemal Paşa da dahil edilerek Mustafa Kemal Paşa ve onun Modern Türkiyesi hakkında “Strong Men of Europe VIII. The Ghazi” başlıklı bir yayın yapmıştır. Bartlett’in bu konuşması dışında, yine Türkiye ile ilgili bir yayını daha olmuştur. Bu konuşmasının başlığı ise, “Avrupa’nın Hasta Adamının İyileşmesi” idi. Bartlett, konuşmalarında; İstanbul ve Ankara’daki gözlemleri ile yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği inkılâpları anlatmış ve Mustafa Kemal Paşa’nın hayatından kesitler vererek onun dönemin devlet adamları içerisinde en önde gelen bir liderliğe sahip olduğu vurgulanmıştır. Türk halkının Mustafa Kemal Paşa’yı Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllardaki gibi sevdiği ve onun halkın gözünde popüler bir lider olduğu belirtilerek, İsmet Paşa’nın da yardımları ile Türkiye’nin güçlü bir ülke konumuna geldiğini ve Avrupa’nın hasta adamının yakın doğuda, güçlü ve etkin bir yere ulaştığını söylemiştir.Armstrong’un kitabı dışında Mustafa Kemal Paşa ile ilgili olarak, İngiliz Dışişleri’ni rahatsız eden diğer bir yazı ise 1934 yılında New Britain adlı bir dergide yayınlanmıştır. Bunun üzerine İngiliz Dışişleri New Britain’ı uyarmıştır. Derginin o günkü editörü olan C.B. Purdon ile yapılan görüşmede, Purdon kendisinin izinli olduğu bir döneme rastlayan bu yayının gözden kaçtığını ve kazara böyle bir yazının yayınlandığını söyleyerek, bundan sonra bu tür bir olayın olmayacağı sözünü vermiştir. Buraya kadar gelişen olaylar kitabın İngiltere açısından ele alınışı ile ilgiliydi. Şimdi aynı konuyu Türkiye tarafından ele almağa çalışacak olursak, bu konuda ilk olarak daha önce sözünü ettiğimiz 25 Ekim 1932 tarihli Anadolu Ajansı kaynaklı Türkiye’de çıkan gazetelerdeki haberi görüyoruz. 25 Teşrinievvel 1932 tarihli Cumhuriyet gazetesi haberi son telgraflar başlığı altında şöyle vermekteydi: “Gazi bir fevkalbeşerdir!”. İngiltere’de Gazi’ye dair bir tarih neşredildi, “Bozkurt” kitabından bahseden Daily Express Büyük Dahi’yi nasıl tarif ediyor?” telgraf ise aynen şöyleydi: “Yüzbaşı Armstrong’un Gazi hakkında “Bozkurt” isminde bugün çıkan kitabını Daily Express gazetesinde mevzuu bahseden M. Campbell Dixon Gazi’yi Harbi Umumi’nin devasa bir nisbet almağa başlayan birkaç şahsiyeti arasına koyarak diyor ki:“Henüz yaşamakta olan bir hükümet hakkında şimdiye kadar asla yazılmamış bu derece acı bir kitapta bile Armstrong, Gazi’nin dehasını ve eserini takdir ve tescil etmektedir. Gazi’nin tarihi okunduğu vakit onun şahsında, Lenin’in sabit prensiplerini, Mussolini’nin heyecani olan meylini, Cengiz’in askerlik dehasını ve Troçki’nin veya Karno’nun sürükleyici kudretini bulmamak kabil değildir. Gazi, fevkalbeşer bir görüş sahibi ve çok kuvvetli bir teşkilâtçıdır”. Daha sonra aynı konuda İngiliz Elçiliği’nin, Mustafa Kemal Paşa’ya yakınlığından bahsettiği Sivas Milletvekili Necmeddin Sadık Bey’in Akşam gazetesinde, 8-20 Aralık tarihleri arasında çıkan yazılarını görmekteyiz. Necmeddin Sadık Bey, “Bozkurt: Mustafa Kemal [Yüzbaşı Armstrong’a Cevap]” başlığı altında Akşam gazetesinde çıkan yazılarının ilkinde Armstrong’un kim olduğu sorusunu sorarak, onun mütareke sonrası İstanbul’u işgal eden İngiliz ordusunun istihbarat şubesinde görevli Yüzbaşı Benett ile beraber çalıştığını, İstanbul’un eğlence yerlerinden çıkmayan ve kumara olan merakı ile tanınan maceraperest bir kişi olduğunu bildiriyordu. Ayrıca Armstrong’un Sait Molla ile tanıştığını ve onunla samimiyetini artırarak Sait Mila’ya “İngiliz Muhipler Cemiyeti”ni kurdurttuğunu yazıyordu. Necmeddin Sadık Bey kitap ile ilgili olarak böyle bir yazı yazmasının Armstrong’a ilmi veya ahlaki bir değer vermekten değil, ama kitaptan İngiliz kamuoyunda çokça bahsedilmesinden kaynaklandığını söylüyordu. Gerçek İngiliz yazarlarının tarafsız ve gerçekçi oluşlarıyla tanındıklarını söyleyen Necmeddin Sadık, amacını Armstrong’un kitabında yer alan, hiçbir belgeye dayanmayan, tamamen uydurma ve hayal ürünü olan konuların tarihi örneklerle çürütmek olduğunu söylüyordu. N. Sadık bey 9 Aralık’ta çıkan yazısında ise kitabın adının, “Bozkurt, Mustafa Kemal: Bir diktatörün hususi hayatının tetkiki” olması ve özellikle o dönemde Batılı yazarlar tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya atfedilen diktatörlük vasfı üzerinde durarak şunları söylüyordu: Mustafa Kemal Paşa’nın nefret ettiği bu yakıştırmanın yanlış olduğu ortada idi, Mustafa Kemal Paşa bir siyasi oyun, bir hükümet darbesi veya zor kullanarak iktidara gelmiş değildi. O ülkenin içine düşmüş olduğu zor durumdan kurtuluş için Millet tarafından iş başına getirilmişti ve Mustafa Kemal Paşa milli bir kahramandı. Ülke savaş halindeyken bile egemenliğin temsil edildiği yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni hiç bir zaman ihmal etmeyen ve Meclis’te hararetli tartışmalara cepheden gelerek katılan Mustafa Kemal Paşa idi. Armstrong’un kitabının girişinde bahsettiği Türkler ve Türk tarihine ilişkin verdiği bilgiler gerek Mustafa Kemal Paşa’nın hayat hikâyesine ilişkin, annesi, babası, doğduğu ev, mahalle hayatı, Şemsi Efendi Mektebi ve Askeri Rüşdiye’ye ilişkin bilgiler yalan yanlış ve tarihi hatalarla dolu idi. Necmeddin Sadık Bey, Armstrong’un kitabında yer alan konulara ilişkin yazdığı yazıları şu başlıklar altında toplamıştır: Gazinin gençlik ve tahsil hayatı hakkında, müellifin garazkarane yalanları, Mustafa Kemal hiçbir zaman farmason olmamıştı!”, “Hareket Ordusu ve Mustafa Kemal, Trablusgarp Seyahati, Gazi’nin Sofya Ateşmiliterliği, Şark Cephesi hakkında müellifin bazı hataları”, “Maslup Arifin idam kararını Gazi’ye imzalattıran müellif, nasıl uydurma sahneler tertip ediyor!”, “Milli Mücadele Devri: Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey, Halide Edip hanıma, müellif, mühim yer ayırmış… İçki ve kadın meselesinde, kumar bahsinde, Armstrong’un garazkarlığı”, “Gazinin elinden kurtulamayanlar kimlermiş?, Fikriye hanım meselesi, bir tiyatro dramı haline nasıl sokulur… Mustafa Kemal kimseye söz söyletmez, herkesi sopa ile kovarmış!”, “Halide hanım cepheye niçin gitmiş?, ‘Ordular hedefimiz Akdeniz!’, Gazinin Latife hanımla izdivacı hadisesini müellif nasıl tağyir ediyor?”, “Gazi hazretlerinin, Latife hanımla izdivacı, niçin ve nasıl olmuştu… Geçimsizliğin ve ayrılışın sebepleri… Gaziyi zehirlemişler, az kaldı ölüyormuş?, Müellifin cehaletine, daha birçok örnekler”, “Müellife göre Gazi’ye başka zemin, başka zaman lâzımdı; Mustafa Kemal, bir Timur, bir Cengiz Han olabilirdi, fakat ruhsuz ve tembel bir halkı adam etmek gibi sıkıcı bir işe yakalanmış!…”, “Gazi bir aşiret reisi midir? Gazi’nin müstesna terbiye ve nezaketi, Gazinin hususiyet ve samimiyet hayatı, müellif, kralların zevk ve sefahat alemlerini ezbere, model olarak almışa benziyor” . Necmeddin Sadık Bey bu başlıklar altında Armstrong’un kitabına verdiği cevapta kitapta bahsi geçen konuların tam anlamıyla yazarın hayal ürünü olduğunu ve yazarın Mustafa Kemal Paşa gibi bir şöhretin ismi altında üne kavuşmak istediğinde olduğunu ortaya koymuştur. Necmeddin Sadık Bey yazısını şöyle noktalamıştır: “İngiliz muharirinin talihsizliği, hususi hayatında küçük göstermek istediği büyük adamın Mustafa Kemal olmasıdır… Ahlâksızlık bile her yerde sökmez. Çarptığın kaya çok serttir, yüzbaşı efendi, başka kapıya…”Armstrong’un kitabına ilişkin olarak 4/12/1933 tarihinde bir Bakanlar Kurulu Kararnamesi görmekteyiz. Kararnamede: “Almanya’nın Karlsruhe şehrinde çıkan ‘Badische Presse’ gazetesinde H.G. Armstrong tarafından tefrika halinde yazılarak Fransız, İngiliz ve Alman dilleriyle kitap halinde basılmış olan ‘Bozkurt – Mustafa Kemal’ adlı kitabın, zararlı yazılar ihtiva etmesine binaen gerek bu dillerle basılmış ve gerekse başka dillerle basılacak olanlarının memlekete sokulmasının yasak edilmesi; Dahiliye Vekilliği’nin 28.11.933 tarih ve 10371 sayılı tezkeresi üzerine İcra Vekilleri Heyeti’nin 4.12.933 toplanışında kabul olunmuştur.” denilmekteydi.Yine aynı konuda “Le Mois” adlı mecmuanın Kasım – Aralık 1933 tarihli 35’nci sayılı nüshalarında yer alan “Mustafa Kemal veya Bozkurt” başlıklı makalesinde Mustafa Kemal Paşa’ya bulunulan çirkin saldırı nedeniyle toplattırıldığını görüyoruz. Son olarak 27.9.1934 tarihli “Journal des Debars” adlı Paris’te çıkan bir gazetede CM. Laroche tarafından yazılan “Bozkurt” başlıklı makalede Armstrong’un kitabından bahsedilmesi üzerine 11.12.1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile adı geçen gazetenin ülkeye girişi yasaklanmıştır. Konu ile ilgili olarak sonuç yerine şunlar söylenebilir: İngiliz Dışişlerinin Grey Wolf’un yarattığı olumsuz etkiyi azaltmak için aldıkları tavır, sanırız Türk-İngiliz ilişkilerinin o yıllardaki durumu ile yakından ilgilidir. Bildiğimiz gibi 1926 yılına gelinceye değin, yani Musul anlaşmazlığı çözümleninceye kadar Türk-İngiliz ilişkileri belirli bir gerginlik içerisinde olmuştur. 1927 yılından itibaren Türk-İngiliz ilişkilerinin bir yumuşama sürecine girdiğini ve yavaş ama sağlıklı bir ilişki döneminin başladığını görüyoruz. Bu yeni dönemde İngiliz kamuoyu ve resmi çevrelerinde Türkiye Cumhuriyeti artık barışçı bir devlettir. Lozan Barış Anlaşması ile belirlenen sınırları dışında herhangi bir toprak talebi olmayan bir ülke konumundadır. Mustafa Kemal Paşa tarafından ifade edilen “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” artık Türk dış politikasının temel taşıdır. Buna bağlı olarak İngiltere için artık Türkiye uluslararası barış ve güvenlik için vazgeçilemeyecek bir ülke olacaktır. Diğer yandan Batı’ya karşı ulusal bir savaş veren ve yeni bir devlet kuran Türkiye’nin yeni önderi kendisine Batı’yı model almıştı. Batılı bir ülke olma yolunda zaman zaman Batı kamuoyunu da hayrete düşüren köklü değişiklikler gerçekleştirilmişti. Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında tüm inkılâplar alkışlanmaktaydı. Armstrong’un kitabı ne Batı’nın ne de İngiliz kamuoyunun görüşlerini içermekteydi kitap sadece kendi kişisel hayali idi.
Kitabın yazarı 1.dünya savaşında ingiliz 6.orduda görev yapan Türklere esir düşen yüzbaşı armstrong
kitap Atatürk hakkında yazılan ilk biyografi olma özelliğini taşıyor yazar Atatürkün hayatını hikayeci bir dille anlatmış bu yüzden benim gözümde bir Tarihi belge niteliği taşımıyor , tabii ingiliz bir yüzbaşının Atatürk'ü objektif bir şekilde anlatması beklenemez buna rağmen çoğu sayfada Atatürk'den övgü dolu sözlerle bahsediyor
okurken bilinçli bir şekilde okuyup acaba? dediğiniz kısımlarda kitaba ara verip sağlam kaynaklardan araştırma yapmanızı öneririm iyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
H. C. Armstrong
Tam adı:
Harold Courtenay Armstrong
Unvan:
İngiliz Asker ve Yazar
Doğum:
1891
Ölüm:
1943
I. Dünya Savaşı'ndan önce Hindistan ordusunda Askeri Ataşe olarak görev yapmış olan Harold Courtenay Armstrong (1892-1943), savaş sırasında istihbarat subayı olarak Arap yarımadasına gönderildi. Birleşik Krallık ordusunda Yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı İmparatorluğu'na karşı çarpışıyordu. 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonunda Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz "6. Poona Tümeni" (Hint Tümeni)'yle birlikte Türklere esir düştü. Bağdat, Musul, Halep, Mersin, Ankara üzerinden Kastamonu'ya, oradan da İstanbul'a getirildi. Nihai olarak da merkezi esir kampı olan Afyonkarahisar'a nakledildi. Savaş esiriyken kaçma teşebbüsü ve yakalandıktan sonra Enver Paşa'ya hakaret etmesi nedeniyle hücreye atıldı. Hücreden çıktıktan sonra esir kampında ayrıcalıklı muamele gördü ve kendisine tüm esir subayların ve erlerin sorumluluğu verilerek onların genel komutanı yapıldı. Esir İngiliz askerler kampta işledikleri suçlardan Türk askeri mahkemelerinde yargılandıklarında hem onların tercümanlığını yaptı hem de dava vekilliklerini üstlendi. Savaş sona ermeden önce Türkiye'den kaçmayı başardı. Türkler hakkında pek de olumlu düşünceler beslemeyen Armstrong bu kaçışını bile rüşvet vererek gerçekleştirdiğini söylemiştir.

Mütareke yıllarında ise İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı olarak bu kez işgal altındaki İstanbul'a gönderildi. Müttefikler adına çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1923 yılında İstanbul'dan ayrıldı. Türkiye'de kaldığı bu birkaç yıllık dönemdeki gözlemlerde bulundu. Aralarında Mustafa Kemal'in de olduğu birçok şahsiyetle temaslarını sürdüren Armstrong bu süre zarfında küllerinden yeniden yükselen bu ülkenin gelişimini gözlemledi, Türkiye ve yakın çevresiyle ilgili aralarında "Bozkurt"un da olduğu beş kitap yazdı. Bu kitaplar: Turkey in Travail (Türkiye Nasıl Doğdu), Turkey and Syria Reborn (Türkiye ve Suriye Yeniden Doğuyor), Unending Battle (Bitmeyen Savaş), Grey Wolf (Bozkurt) ve Lord of Arabia (Abdülaziz bin Suud).

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 201 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 85 okur okuyacak.