H. C. Armstrong

H. C. Armstrong

7.7/10
50 Kişi
·
158
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.300
Gösterim
Adı:
H. C. Armstrong
Tam adı:
Harold Courtenay Armstrong
Unvan:
İngiliz Asker ve Yazar
Doğum:
1891
Ölüm:
1943
I. Dünya Savaşı'ndan önce Hindistan ordusunda Askeri Ataşe olarak görev yapmış olan Harold Courtenay Armstrong (1892-1943), savaş sırasında istihbarat subayı olarak Arap yarımadasına gönderildi. Birleşik Krallık ordusunda Yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı İmparatorluğu'na karşı çarpışıyordu. 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonunda Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz "6. Poona Tümeni" (Hint Tümeni)'yle birlikte Türklere esir düştü. Bağdat, Musul, Halep, Mersin, Ankara üzerinden Kastamonu'ya, oradan da İstanbul'a getirildi. Nihai olarak da merkezi esir kampı olan Afyonkarahisar'a nakledildi. Savaş esiriyken kaçma teşebbüsü ve yakalandıktan sonra Enver Paşa'ya hakaret etmesi nedeniyle hücreye atıldı. Hücreden çıktıktan sonra esir kampında ayrıcalıklı muamele gördü ve kendisine tüm esir subayların ve erlerin sorumluluğu verilerek onların genel komutanı yapıldı. Esir İngiliz askerler kampta işledikleri suçlardan Türk askeri mahkemelerinde yargılandıklarında hem onların tercümanlığını yaptı hem de dava vekilliklerini üstlendi. Savaş sona ermeden önce Türkiye'den kaçmayı başardı. Türkler hakkında pek de olumlu düşünceler beslemeyen Armstrong bu kaçışını bile rüşvet vererek gerçekleştirdiğini söylemiştir.

Mütareke yıllarında ise İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı olarak bu kez işgal altındaki İstanbul'a gönderildi. Müttefikler adına çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1923 yılında İstanbul'dan ayrıldı. Türkiye'de kaldığı bu birkaç yıllık dönemdeki gözlemlerde bulundu. Aralarında Mustafa Kemal'in de olduğu birçok şahsiyetle temaslarını sürdüren Armstrong bu süre zarfında küllerinden yeniden yükselen bu ülkenin gelişimini gözlemledi, Türkiye ve yakın çevresiyle ilgili aralarında "Bozkurt"un da olduğu beş kitap yazdı. Bu kitaplar: Turkey in Travail (Türkiye Nasıl Doğdu), Turkey and Syria Reborn (Türkiye ve Suriye Yeniden Doğuyor), Unending Battle (Bitmeyen Savaş), Grey Wolf (Bozkurt) ve Lord of Arabia (Abdülaziz bin Suud).
Tek adama dayanan bir yönetim daima büyük ölçüde can güvenliği tehlikesini de beraberinde getirir.
Ancak, Mustafa Kemal önündeki yolu, sabır, temkin ve zeka silâhıyla açmayı başardı.
Mustafa Kemal uzun zamandan beri, yalnız kadının kurtuluşunu değil, aynı zamanda onların tüm devlet işlerinde yer almalarını da sağlamaya azmetmişti.
Mustafa Kemal hayat dolu ve dipdiri, Türkiye’nin tek adamıydı.
O, steplerde yaşayan Tatarların bir geri dönüşü, bir anakronizm, ilkel ve vahşi güce sahip biri, dünyaya gelmesi gerektiği çağdan çok geç doğmuş bir liderdi.
Tüm Ortaasya’nın göçü sırasında doğmuş olsaydı, Bozkurt sancağı altında ve bir Bozkurt’un yüreği ve iç güdüleriyle Süleyman Şah’ın yanında at koşturuyor olurdu.
H. C. Armstrong
Sayfa 226 - Kamer Yayınları
Yalın Türk askerinin ruhunu yepyeni bir cesaretle ateşlemişti. Hepsi de onu cehenneme kadar izlemeye hazır durumdaydı.
Fakat millet ölmemişti, o, milletin hayatta olduğunu biliyordu. Millete duyduğu bu inanç onu sarıyor, sarsıyor, her kelimesinde, her emrinde ya da söylevlerinde canlı bir yürek gibi atıyordu.
“Bütün sorunlar, dinin devlet içinde kötü kullanımından kaynaklanmaktadır. ... Hükümranlığını desteklemek üzere dine gereksinim duyan biri, zayıf bir adamdır,”
Önemli Not: M.Kemal'in özelinde tüm kutsal sayılan,kusursuz görülen,sorgusuz sualsiz biat edilen liderler icin yazıyorum.

'Mustafa Kemal Atatürk'
- ilk okuldan baslayıp üniversiteye gecene kadar artık O ve kahramanlıkları daima karşımıza çıkmıştır. Yani nerden baksak 10-15 yıl Onu öğretmeye,ezberletmeye çalışıyorlar.
-Buna ilk itirazı orta 2'de yapmıştım, "Genclige Hitabeyi ne diye ezberliyoruz hocam"dediydim, sonuç mu? Sol kulakta bir çınlama...
-Oldum olası insanların kutsallaştırılmasına,kusursuz gösterilmesine,tek kisiye baglı bir yasam sürülmesine karşıyım.(Karşıyım derken ben yapmam anlamında tabi) ve malesef Mustafa Kemal'i de böyle görenlerin sayısı azımsanmayacak derecede.
-Evet herkes sevmeyebilir,ama ben bir ülkeyi yeniden ayaga kaldıran,bunca sey basardığı icin saygı duyulması gereken biri olarak görüyorum.

Kitaba gelirsek;
- Mustafa Kemal'i yabancı birinin gözünden okumak,mantıklı ve farklı bir deneyim. Çünkü malesef bizim ülkemizde,ya hep övüyorlar, ya da klişe bilgiler veriyorlar.
-Armstong Onu iyi ve kötü yönleriyle olduğu gibi aktarmaya calışmış.(Mustafa Kemal yayınlanmasına izin verdigine göre bunda basarılı da olmuş) Bazı arkadaşlar kötü yönleri cok görmek istemeyebilir elbet,ama bazı şeyleri kabullenmek,hataları görmek gerektiğini düşünüyorum.
-Kitapta gecen bazı özelliklerini aktarayım;
Talihli(bunun üstünde çok duruluyor),Cesur,Merhametsiz(özellikle ona ve devrime muhalif olanlara),Bencil,Akıllı,Kibirli(hemen hemen her liderde vardır),Yurtsever,Fikirleriyle ters olanları önemsemeyen,Kadın düşkünü,Alkolik ve Çok İyi Bir Asker...

Kitapta geçen bana ilginc gelen bilgiler;
-Mustafa Kemal ile Rauf Orbay arasında sürekli bir rekabetin var olması
-Yazar İnönü'yü yerden yere vuruyor(ki bence ilk cıktığında ülkede yayımlanmamasının sebebi bu,Mustafa Kemal ile ilgili yazılanlar değil)
-Mustafa Kemal'in her aldığı kritik kararda Halide Edip'i yanında istemesi gibi batıl bir inanca sahip olması
-Mustafa Kemal taraftarlarıyla padisah taraftarları arasında epey kanlı çatışmaların yaşanması; yani Türk'ün Türk'ü bu kadar acımasızca katletmesi
-Mustafa Kemal'in evlendigi Latife'nin aslında kızı yaşında olması
-Hep dolasan iki Atatürk vardı efsanesindeki kişinin ona ikizi kadar benzeyen ve Onun sag kolu olan Miralay Arif oldugu
-Mustafa Kemal'in bir diktatör gibi kararlar alıp uygalaması

Tüm bunlar için Armstong'un bir sözü var elbet:
"O,Türkiye'de bir daha kesinlikle bir diktatör ortaya çıkmasın diye diktatör olmuştur."

İste simdi Nutuk okuyabilirim :)
Mustafa Kemal'i sevenler ve sevmeyenler bence okumalısınız.
“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diyen ve bu düşünceyi tüm benliğine ilmek ilmek işleyip, buna hayatını veren bir lider. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, bir tanımla babamız.

Kitap tam olarak Türk düşmanlığı düşüncesiyle ve objektiflikten uzak olarak yazılmış. Atatürk hakkında verdiği bilgileri Türk düşmanlığı ve Atatürk düşmanlığıyla harmanlamış. Evet o bu ülkenin lideriydi ancak bu liderliği kendine güç sağlamak için üstlenmemiş bu ülkeyi saplanıp kaldığı bataklıktan çıkarmak için kendi üzerine almıştı. Kitapta ise tüm bunlar apayrı bir boyuta taşınarak, yaptığı  her şeyi liderlik ve güç için yaptığını anlatma gibi bir amaç gütmüş yazar.

Onu bir diktatör olarak tanımlıyor aslına bakılırsa buna yok diyemeyiz ancak bunun için Celal Şengör'ün çok yerinde bir tanımı bulunmakta; " Evet, Atatürk diktatördü diyoruz. Niçin bir diktatördü? Bu, ilaç almayı reddeden bir hastaya, tedaviyi reddettiği için ilacı zorla vermek gibidir."

Atatürk'ün eski asyanın bozkırlarında olsa doğru bir lider olacağını söyleyip onun ilkel, zorba ve savaşma peşinde olan bir lider olduğunu söylüyor. Ancak biz biliyoruz ya onun nasıl biri olduğunu. Bu ülkeyi saran örümcek ağlarından kurtarmak ve uygar bir ülke haline getirmek için bunca çabalamışken hakkında büyük bir art niyetle yazılmış kişisel bilgiler bulunuyor.

Şunu da belirtmek gerekiyor ki kitap Mustafa Kemal Paşa yaşarken yazılmış bir biyografi olup , kendisi kitabı incelemiştir.
Yazar H.C. Armstrong tam manasıyla bir Türk ve Atatürk düşmanıdır.Mevzu bahis olan Bozkurt adlı kitapta kendi görüşlerini ihtiva eden satırlar tamamıyla iftiralar ve karalamalarla doludur.Bu kısımlar yazarın şahsi düşüncelerinin tezahürüdür.H.C. Armstrong bir çok kaynakta,belgelerde yer alan tarihi gerçekleri istemsiz de olsa da gözler önüne sermiş,Türk milliyetçiliğini şiar edinmiş okurları karşısında Atatürk lehine propaganda yapmak zorunda kalmıştır.Şahsi kanaatim bu Kitabın her Türk Milliyetçisi tarafından okunması yönündedir.
Atatürk e farklı bir bakış açısı ile yaklaşan ve insan Atatürk ü gözler önüne seren güzel bir eser. Ufkunu genişletmek isteyen kişilere öneririm .
Yazar her ne kadar icindeki Türk ve Atatürk düşmanlığını kitaba dokmeye calismis olsa bile yine de Ataturk'un dehasini ve buyuklugunu itiraf etmekten kendini alikoyamamistir.
Her Türk gencinin Atatürk'ü gerçek manada artıları ve eksileriyle tanımak için bu kitabı okumalı. Neden sansürsüzü basılmış anlamıyorum, Atatürk bu kitabı bizzat okumuş ve yayınlanmasında bir mahsur görmemiş.
Kitabın yazarı 1.dünya savaşında ingiliz 6.orduda görev yapan Türklere esir düşen yüzbaşı armstrong
kitap Atatürk hakkında yazılan ilk biyografi olma özelliğini taşıyor yazar Atatürkün hayatını hikayeci bir dille anlatmış bu yüzden benim gözümde bir Tarihi belge niteliği taşımıyor , tabii ingiliz bir yüzbaşının Atatürk'ü objektif bir şekilde anlatması beklenemez buna rağmen çoğu sayfada Atatürk'den övgü dolu sözlerle bahsediyor
okurken bilinçli bir şekilde okuyup acaba? dediğiniz kısımlarda kitaba ara verip sağlam kaynaklardan araştırma yapmanızı öneririm iyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
H. C. Armstrong
Tam adı:
Harold Courtenay Armstrong
Unvan:
İngiliz Asker ve Yazar
Doğum:
1891
Ölüm:
1943
I. Dünya Savaşı'ndan önce Hindistan ordusunda Askeri Ataşe olarak görev yapmış olan Harold Courtenay Armstrong (1892-1943), savaş sırasında istihbarat subayı olarak Arap yarımadasına gönderildi. Birleşik Krallık ordusunda Yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı İmparatorluğu'na karşı çarpışıyordu. 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonunda Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz "6. Poona Tümeni" (Hint Tümeni)'yle birlikte Türklere esir düştü. Bağdat, Musul, Halep, Mersin, Ankara üzerinden Kastamonu'ya, oradan da İstanbul'a getirildi. Nihai olarak da merkezi esir kampı olan Afyonkarahisar'a nakledildi. Savaş esiriyken kaçma teşebbüsü ve yakalandıktan sonra Enver Paşa'ya hakaret etmesi nedeniyle hücreye atıldı. Hücreden çıktıktan sonra esir kampında ayrıcalıklı muamele gördü ve kendisine tüm esir subayların ve erlerin sorumluluğu verilerek onların genel komutanı yapıldı. Esir İngiliz askerler kampta işledikleri suçlardan Türk askeri mahkemelerinde yargılandıklarında hem onların tercümanlığını yaptı hem de dava vekilliklerini üstlendi. Savaş sona ermeden önce Türkiye'den kaçmayı başardı. Türkler hakkında pek de olumlu düşünceler beslemeyen Armstrong bu kaçışını bile rüşvet vererek gerçekleştirdiğini söylemiştir.

Mütareke yıllarında ise İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı olarak bu kez işgal altındaki İstanbul'a gönderildi. Müttefikler adına çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1923 yılında İstanbul'dan ayrıldı. Türkiye'de kaldığı bu birkaç yıllık dönemdeki gözlemlerde bulundu. Aralarında Mustafa Kemal'in de olduğu birçok şahsiyetle temaslarını sürdüren Armstrong bu süre zarfında küllerinden yeniden yükselen bu ülkenin gelişimini gözlemledi, Türkiye ve yakın çevresiyle ilgili aralarında "Bozkurt"un da olduğu beş kitap yazdı. Bu kitaplar: Turkey in Travail (Türkiye Nasıl Doğdu), Turkey and Syria Reborn (Türkiye ve Suriye Yeniden Doğuyor), Unending Battle (Bitmeyen Savaş), Grey Wolf (Bozkurt) ve Lord of Arabia (Abdülaziz bin Suud).

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 158 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 67 okur okuyacak.