H. C. Armstrong

H. C. Armstrong

Yazar
7.6/10
184 Kişi
·
605
Okunma
·
12
Beğeni
·
2211
Gösterim
Adı:
H. C. Armstrong
Tam adı:
Harold Courtenay Armstrong
Unvan:
İngiliz Asker ve Yazar
Doğum:
1891
Ölüm:
1943
I. Dünya Savaşı'ndan önce Hindistan ordusunda Askeri Ataşe olarak görev yapmış olan Harold Courtenay Armstrong (1892-1943), savaş sırasında istihbarat subayı olarak Arap yarımadasına gönderildi. Birleşik Krallık ordusunda Yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı İmparatorluğu'na karşı çarpışıyordu. 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonunda Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz "6. Poona Tümeni" (Hint Tümeni)'yle birlikte Türklere esir düştü. Bağdat, Musul, Halep, Mersin, Ankara üzerinden Kastamonu'ya, oradan da İstanbul'a getirildi. Nihai olarak da merkezi esir kampı olan Afyonkarahisar'a nakledildi. Savaş esiriyken kaçma teşebbüsü ve yakalandıktan sonra Enver Paşa'ya hakaret etmesi nedeniyle hücreye atıldı. Hücreden çıktıktan sonra esir kampında ayrıcalıklı muamele gördü ve kendisine tüm esir subayların ve erlerin sorumluluğu verilerek onların genel komutanı yapıldı. Esir İngiliz askerler kampta işledikleri suçlardan Türk askeri mahkemelerinde yargılandıklarında hem onların tercümanlığını yaptı hem de dava vekilliklerini üstlendi. Savaş sona ermeden önce Türkiye'den kaçmayı başardı. Türkler hakkında pek de olumlu düşünceler beslemeyen Armstrong bu kaçışını bile rüşvet vererek gerçekleştirdiğini söylemiştir.

Mütareke yıllarında ise İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı olarak bu kez işgal altındaki İstanbul'a gönderildi. Müttefikler adına çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1923 yılında İstanbul'dan ayrıldı. Türkiye'de kaldığı bu birkaç yıllık dönemdeki gözlemlerde bulundu. Aralarında Mustafa Kemal'in de olduğu birçok şahsiyetle temaslarını sürdüren Armstrong bu süre zarfında küllerinden yeniden yükselen bu ülkenin gelişimini gözlemledi, Türkiye ve yakın çevresiyle ilgili aralarında "Bozkurt"un da olduğu beş kitap yazdı. Bu kitaplar: Turkey in Travail (Türkiye Nasıl Doğdu), Turkey and Syria Reborn (Türkiye ve Suriye Yeniden Doğuyor), Unending Battle (Bitmeyen Savaş), Grey Wolf (Bozkurt) ve Lord of Arabia (Abdülaziz bin Suud).
Abdülmecit hilekâr biri değildi. Elli yaşlarında, resim öğrenimi almış, kitaplarını ve bahçesini çok seven, yalın, dürüst, güzel görünüşlü, sakin bir adamdı. Boğaziçi’ndeki sarayında, gençliğinden bu yana yalın bir yaşam sürmüştü. Dili uzun İstanbullular bile onun hakkında kötü bir dedikodu çıkaramamışlardı.
Tüm Müslümanları Halife-Sultan’ın bayrağı altında bütünleştirmek; Türkçe konuşan bütün halkları Türkiye çevresinde birleştirmek ve böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük zaferlerini yeniden canlandırmak gibi son derece büyük projeleri vardı. Almanlar onu müttefikleri olarak görüyorlardı.

Mustafa Kemal ise devamlı homurdanan ve hoş olmayan tavırlar sergileyen alt rütbeli bir subaydan başka bir şey değildi.
Çoğu kişi, özellikle yabancılar, halkın yalnızca kendi seçtiği adaylara oy vermek zorunda olması nedeniyle, son altı yıldır yapılan seçimlere gülüp geçiyordu.
... kaçınılmaz kısıtlamalar onu rahatsız ediyor, boğuyordu. Devamlı dır dır eden, öğüt veren, eleştiren, gevezelik eden; fakat daha da kötüsü, üzerine titreyip, çevreyi telaşa veren, bütün işlerine burnunu sokan kadınlarla çevrili olmaktan nefret ediyordu. Her şeyde, yaşamın en küçük ayrıntılarında bile tümüyle özgür, prangasız olmalıydı.
Bir darbe girişimi nedeniyle yirmi beş kişiyi astırdı. Orduyu pençesine aldı; efendisini derhal tanıyan ordu, itaat etti.
Pek az dostu ve yalnız bir tane samimi arkadaşı vardı: Miralay Arif. Arif Almanya’da eğitim görmüş, yetenekli bir kurmay subaydı. Mustafa Kemal’den daha gençti. Birbirlerini Selanik ve Manastır’daki okul günlerinden bu yana tanıyorlardı: Suriye’de, Balkanlar’da ve Gelibolu’da birlikte çarpışmışlardı. Mütareke’den sonra yakın bir dostluk geliştirmişlerdi.

Ortak zevkleri vardı; her ikisi de askeri sorunlara kafa yormayı, eğlenceyi ve içkiyi seviyorlar, kadınlarla çılgınca geceler geçirmekten hoşlanıyorlardı.
248 syf.
·15 günde·Beğendi·Puan vermedi
Önemli Not: M.Kemal'in özelinde tüm kutsal sayılan,kusursuz görülen,sorgusuz sualsiz biat edilen liderler icin yazıyorum.

'Mustafa Kemal Atatürk'
- ilk okuldan baslayıp üniversiteye gecene kadar artık O ve kahramanlıkları daima karşımıza çıkmıştır. Yani nerden baksak 10-15 yıl Onu öğretmeye,ezberletmeye çalışıyorlar.
-Buna ilk itirazı orta 2'de yapmıştım, "Genclige Hitabeyi ne diye ezberliyoruz hocam"dediydim, sonuç mu? Sol kulakta bir çınlama...
-Oldum olası insanların kutsallaştırılmasına,kusursuz gösterilmesine,tek kisiye baglı bir yasam sürülmesine karşıyım.(Karşıyım derken ben yapmam anlamında tabi) ve malesef Mustafa Kemal'i de böyle görenlerin sayısı azımsanmayacak derecede.
-Evet herkes sevmeyebilir,ama ben bir ülkeyi yeniden ayaga kaldıran,bunca sey basardığı icin saygı duyulması gereken biri olarak görüyorum.

Kitaba gelirsek;
- Mustafa Kemal'i yabancı birinin gözünden okumak,mantıklı ve farklı bir deneyim. Çünkü malesef bizim ülkemizde,ya hep övüyorlar, ya da klişe bilgiler veriyorlar.
-Armstong Onu iyi ve kötü yönleriyle olduğu gibi aktarmaya calışmış.(Mustafa Kemal yayınlanmasına izin verdigine göre bunda basarılı da olmuş) Bazı arkadaşlar kötü yönleri cok görmek istemeyebilir elbet,ama bazı şeyleri kabullenmek,hataları görmek gerektiğini düşünüyorum.
-Kitapta gecen bazı özelliklerini aktarayım;
Talihli(bunun üstünde çok duruluyor),Cesur,Merhametsiz(özellikle ona ve devrime muhalif olanlara),Bencil,Akıllı,Kibirli(hemen hemen her liderde vardır),Yurtsever,Fikirleriyle ters olanları önemsemeyen,Kadın düşkünü,Alkolik ve Çok İyi Bir Asker...

Kitapta geçen bana ilginc gelen bilgiler;
-Mustafa Kemal ile Rauf Orbay arasında sürekli bir rekabetin var olması
-Yazar İnönü'yü yerden yere vuruyor(ki bence ilk cıktığında ülkede yayımlanmamasının sebebi bu,Mustafa Kemal ile ilgili yazılanlar değil)
-Mustafa Kemal'in her aldığı kritik kararda Halide Edip'i yanında istemesi gibi batıl bir inanca sahip olması
-Mustafa Kemal taraftarlarıyla padisah taraftarları arasında epey kanlı çatışmaların yaşanması; yani Türk'ün Türk'ü bu kadar acımasızca katletmesi
-Mustafa Kemal'in evlendigi Latife'nin aslında kızı yaşında olması
-Hep dolasan iki Atatürk vardı efsanesindeki kişinin ona ikizi kadar benzeyen ve Onun sag kolu olan Miralay Arif oldugu
-Mustafa Kemal'in bir diktatör gibi kararlar alıp uygalaması

Tüm bunlar için Armstong'un bir sözü var elbet:
"O,Türkiye'de bir daha kesinlikle bir diktatör ortaya çıkmasın diye diktatör olmuştur."

İste simdi Nutuk okuyabilirim :)
Mustafa Kemal'i sevenler ve sevmeyenler bence okumalısınız.
260 syf.
·2 günde·Puan vermedi
"Yabancı gözüyle Atatürk nasıl görünüyor acaba" diye merak edip aldığım kitabı okudum. Yazarının Osmanlıya esir düşmüş bir subay olduğunu öğrendikten sonra kuyruk acısının nedenini de anlamış oldum. Kitapta bahsettiği tarihlerin,önemli bir kısmı yanlış. Olayların bir çoğu ya gerçek dışı ya da tamamen yanlış. Kişiler hakkında verilen bazı bilgiler asılsız. Daha fazla söze gerek yok.
248 syf.
·153 günde·Beğendi·9/10
Mustafa Kemal daha hayattayken 1932 yılında yazılmış olup, kitap o zamanlar Türkçe'ye çevrilmeden önce mecliste alınan bir karar ile yasaklanmıştır. Bunun üzerine Mustafa Kemal henüz daha hayatta iken kendisi ile ilgili yazılmış biyografiyi bir çevirmene çevirterek dinlemiştir. Dinledikten sonra da kitap hakkında: 'bunun ithalini men etmekle hükümet hataya düşmüş. adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsaade edilsin ve memlekette okunsun!' diye latife etmiş. Kaynak: Kılıç Ali, Atatürk'ün hususiyetleri, 1955. Kitapta yanlış bilgiler bulunmamakta olup, üslubu rahatsız edici olabilir. Atatürk'ü gerçekten tanımak isteyenlerin okuması gereken bir kitaptır. Kitap, bol bol Mustafa Kemal hakkında detaylar vererek çoğu yerde rastlanmayacak bilgiler içermektedir. Herkese tavsiye edilir...
260 syf.
·7 günde·3/10
İlk önce kitabın içeriğine değinmeden bahsetmem gereken bir konu var. Sevgili Hacı Ali Yıldız bu kitaba editör olarak adinizi yazdirmaya utanmadiniz mi? Siz bu kitabin gerçekten de editörlüğünü yaptıniz mı? Siz bu kitabı hakikaten okudunuz mu? Devam yerine devem.
Bir şey yerine birşey, herşey....
Şahit olduya şehit oldu....
Bu ve bunlar gibi onlarca hata kitabi zaten ucuzlaştırmış.
Kitabin içeriğindeki görselleri de Googlea Atatürk yazıp çıkan görselleri mi bastınız naptıniz.. .

Kitabın içeriğine gelecek olursak benim beklediğim gibi çıktı.

Cephede paketlenip esir düsen bir ingilizden tarafsız yazım beklemek Yeşim Salkım'ın Gülben ergen hakkinda tarafsız ve art niyetsiz yazmasını beklemek kadar saçma.
Kitap biyografiden çok, ucuz bir tarihi roman hissiyatı yaratti bende.

Ayrıca çok tarihi yanlışlik var. Yazar Türklerin Osmanlilar ile birlikte bozkurtlu sancak eşliğinde anadoluya geldiklerini saniyor. Selçuklu devletinden haberi bile yok.
Yazar fikriye hanim ile ilgili bi sey anlatırken, arkasindan hemen bambaşka bir konudan bahsesiyor sayfalar arasında uyum yok. İsmet inönüye ayri Atatürke ayri, Enver Paşaya ayri giydirmiş. Menemen isyanindan bahsetmiş ama o isyanciların öldürdüğü kubilaydan bahsetmemiş. İşine geldigi gibi yazmiş.

Kitabi hep cok merak ediyordum.
Cephede Atatürk'e kaybeden bir ingilizin, onu kalem ile yenmeye çalışmasindan baska bir sey değil.

Bir de anladığım kadariyla bir gecede cahil kaldıkci tayfanin dayanak noktalarından biri bu kitap. Yazar da hane bası 2 profesör düşen osmanli halkinin bir gecede cahil kaldiğıni düşünüyor.
260 syf.
·9 günde·4/10
“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diyen ve bu düşünceyi tüm benliğine ilmek ilmek işleyip, buna hayatını veren bir lider. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, bir tanımla babamız.

Kitap tam olarak Türk düşmanlığı düşüncesiyle ve objektiflikten uzak olarak yazılmış. Atatürk hakkında verdiği bilgileri Türk düşmanlığı ve Atatürk düşmanlığıyla harmanlamış. Evet o bu ülkenin lideriydi ancak bu liderliği kendine güç sağlamak için üstlenmemiş bu ülkeyi saplanıp kaldığı bataklıktan çıkarmak için kendi üzerine almıştı. Kitapta ise tüm bunlar apayrı bir boyuta taşınarak, yaptığı  her şeyi liderlik ve güç için yaptığını anlatma gibi bir amaç gütmüş yazar.

Onu bir diktatör olarak tanımlıyor aslına bakılırsa buna yok diyemeyiz ancak bunun için Celal Şengör'ün çok yerinde bir tanımı bulunmakta; " Evet, Atatürk diktatördü diyoruz. Niçin bir diktatördü? Bu, ilaç almayı reddeden bir hastaya, tedaviyi reddettiği için ilacı zorla vermek gibidir."

Atatürk'ün eski asyanın bozkırlarında olsa doğru bir lider olacağını söyleyip onun ilkel, zorba ve savaşma peşinde olan bir lider olduğunu söylüyor. Ancak biz biliyoruz ya onun nasıl biri olduğunu. Bu ülkeyi saran örümcek ağlarından kurtarmak ve uygar bir ülke haline getirmek için bunca çabalamışken hakkında büyük bir art niyetle yazılmış kişisel bilgiler bulunuyor.

Şunu da belirtmek gerekiyor ki kitap Mustafa Kemal Paşa yaşarken yazılmış bir biyografi olup , kendisi kitabı incelemiştir.
488 syf.
·Beğendi·10/10
"...Yani tarih daima kazananlar tarafından yazılır. İki kültür çarpıştığında, kaybeden silinir ve tarih kitaplarını kazanan taraf yazar... kendi davalarını yücelten ve kaybeden düşmanı küçük düşüren bir tarih. ..."
Dan Brown - Da Vinci Şifresi.

Yabancı birinin gözünden yakın tarihimiz ve aktörleri. Bize yıllardır ders kitaplarında anlatılanlarla dış gözün gördüklerini okuyunca çok şaşıracaksınız.
248 syf.
·Beğendi·9/10
Atatürkçüyümdür fakat bunu ilahlaştırmadan yapmayı bana küçük yaşımda öğreten kitap sanırım.Herkes hata yaparmış sözü değilde,Atatürk bile hatalar yaparmış sözü geldi kitabı bitirdiğimde.Özel hayatı hakkında müthiş bilgiler sunmuş.Ayrıca kitabın basımı yasaklanmış fakat Atatürkün bir gecede tüm kitabı çevirttirip okuması ile kitabın Türkiyede de yayımlanmasına bizzat kendisi izin verdiği rivayet edilir.Ah paşam şimdi bırakın eleştirecek kitap çıkarmayı,konuşmamıza karşı çıkıyorlar.
260 syf.
·5/10
Bir İngiliz İstihbarat Yüzbaşısının yazdığı bu biyografinin(1), bana göre en önemli özelliği; 1932 yılında yani Atatürkün döneminde yazılmış olan ilk biyografi olması ve Atatürkün bizzat bu biyografiyi simultane çevirterek, hiç kızmadan ve kibirlenmeden atılan iftiralara on iki gün boyunca dönemin "Akşam" gazetesinde Necmettin Sadak vasıtasıyla tekzip tefrika ettirmiş olmasıdır.(2)

Kitabın bu ve bundan önceki Türkçe çevirileri sansürlenmiş vaziyettedir. Bazı mutaassıp geçinen, ahlakı ve şerefi ilminden noksan mürteci çevrelerin, Atatürkün cinsel hayatı ile ilgili kaynak gösterdiği Rıza Nurun Hatıratının dayanağı aslında bu biyografi olmasına rağmen, bu pek bilinmemektedir.

Atatürkten habersiz bir biçimde hükümet tarafından memlekete sokulması yasaklanan ki bana göre bunun en büyük nedeni kitapta defaatle bahsi geçen "Atatürk, savaşı ve mücadeleyi silah arkadaşlarıyla değil, silah arkadaşlarına rağmen kazandı" önermesidir, ve Atatürkün bu yasağı duyarak çevirtip ilgili yerlere düzeltme babında cevap vermesiyle, yasağın kaldırılmasını söylediğini, Kılıç Ali Hatıratında Atatürkün şu sözüyle anlatmaktadır;
"Bunun ithalini menetmekle hükümet hataya düşmüş. Adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsaade edilsin ve memlekette okunsun!"

Aslında aşağıda linklerini verdiğim kitabın orjinalini ve Atatürkün cevaplarını okuduktan sonra; Atatürkün kızmadan, sinirlenmeden, hayıflanmadan -bazılarının uydurduğu gibi- yasakçı bir diktatörden ziyade bir demokrat gibi yayınlanmasına müsaade etmesine hem şaşırdım hem de sevindim diyebilirim, gerçekten saygı duyulacak ve bugün en müsamahakar geçinenlerin dahi gösteremeyeceği bir olgunluk ve erdem...

(1) https://archive.org/...tatorByH.c.Armstrong

(2) http://gazeteler.ankara.edu.tr/...9&sayi_id=171069
(İlgili gazete arşivinde, Atatürkün cevaplarını 1932-12-08 tarihi ile 1932-12-20 tarihi arasındaki, Kanunuevvel yani Aralık ayındaki Akşam Gazetesi pdflerine tıklayarak manşetlerde bulabilirsiniz.)
260 syf.
·4 günde·1/10
İngiliz bir askerin yazdığı bu "biyografi" kitabı her satırında dik başlı, 10 yılda 2 kere yenilmiş bir milletin kendilerini yenen Başkumandana attığı iftiralardan ibarettir.
Küçük geri çekilmeler "yenilgi" oluyor, büyük zaferler "İngiliz ve Fransızların gözden çıkardığı alalede yerler" oluyor. Armstrong'un aklına gelse uydurma bir bölüm daha ekleyip İngiliz hükümeti'nin başka işlerinin olduğunu o yüzden 5 yıl önce 400.000 askerinin öldüğü bu ülkeyi Ankara'da kurulan yeni hükümete hediye ettiklerini de yazardı.
248 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Hangi kalemden okursam okuyayım değişmeyen tek düşüncem, onun ülkemin şansı olduğunu hiç bir kalem değiştiremiyor.
Okuduğum bu kitap Türk düşmanı bir yazar tarafından yazılmış olduğundan karalamaların çok fazla olduğunu biliyordum. Ancak bir düşman tarafından da yazılsa onun başardığı mucizeyi tamamen göz ardı edememiş. Zaten bu tarz inkârlara gitseydi, kitabın çöp olmaktan kurtulamayacağının yazar da bilincindeydi sanırım. Zira güneşi balçıkla sıvamak en nafile çabadır.

Yazarın biyografisi

Adı:
H. C. Armstrong
Tam adı:
Harold Courtenay Armstrong
Unvan:
İngiliz Asker ve Yazar
Doğum:
1891
Ölüm:
1943
I. Dünya Savaşı'ndan önce Hindistan ordusunda Askeri Ataşe olarak görev yapmış olan Harold Courtenay Armstrong (1892-1943), savaş sırasında istihbarat subayı olarak Arap yarımadasına gönderildi. Birleşik Krallık ordusunda Yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı İmparatorluğu'na karşı çarpışıyordu. 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonunda Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz "6. Poona Tümeni" (Hint Tümeni)'yle birlikte Türklere esir düştü. Bağdat, Musul, Halep, Mersin, Ankara üzerinden Kastamonu'ya, oradan da İstanbul'a getirildi. Nihai olarak da merkezi esir kampı olan Afyonkarahisar'a nakledildi. Savaş esiriyken kaçma teşebbüsü ve yakalandıktan sonra Enver Paşa'ya hakaret etmesi nedeniyle hücreye atıldı. Hücreden çıktıktan sonra esir kampında ayrıcalıklı muamele gördü ve kendisine tüm esir subayların ve erlerin sorumluluğu verilerek onların genel komutanı yapıldı. Esir İngiliz askerler kampta işledikleri suçlardan Türk askeri mahkemelerinde yargılandıklarında hem onların tercümanlığını yaptı hem de dava vekilliklerini üstlendi. Savaş sona ermeden önce Türkiye'den kaçmayı başardı. Türkler hakkında pek de olumlu düşünceler beslemeyen Armstrong bu kaçışını bile rüşvet vererek gerçekleştirdiğini söylemiştir.

Mütareke yıllarında ise İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı olarak bu kez işgal altındaki İstanbul'a gönderildi. Müttefikler adına çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1923 yılında İstanbul'dan ayrıldı. Türkiye'de kaldığı bu birkaç yıllık dönemdeki gözlemlerde bulundu. Aralarında Mustafa Kemal'in de olduğu birçok şahsiyetle temaslarını sürdüren Armstrong bu süre zarfında küllerinden yeniden yükselen bu ülkenin gelişimini gözlemledi, Türkiye ve yakın çevresiyle ilgili aralarında "Bozkurt"un da olduğu beş kitap yazdı. Bu kitaplar: Turkey in Travail (Türkiye Nasıl Doğdu), Turkey and Syria Reborn (Türkiye ve Suriye Yeniden Doğuyor), Unending Battle (Bitmeyen Savaş), Grey Wolf (Bozkurt) ve Lord of Arabia (Abdülaziz bin Suud).

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 605 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 329 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.