H. G. Wells

H. G. Wells

Yazar
8.0/10
8,4bin Kişi
·
22bin
Okunma
·
951
Beğeni
·
19,9bin
Gösterim
Adı:
H. G. Wells
Tam adı:
Herbert George Wells
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Bromley, Kent, İngiltere, 21 Eylül 1866
Ölüm:
Londra, İngiltere, 13 Ağustos 1946
Herbert George Wells ya da daha çok tanındığı adla H. G. Wells (21 Eylül 1866 - 13 Ağustos 1946), Dünyalar Savaşı, Görünmez Adam, Dr. Moreau'nun Adası ve Zaman Makinesi adlı bilimkurgu romanlarıyla tanınan ama neredeyse edebiyatın her dalında birçok eser vermiş olan İngiliz yazardır. Sosyalist olduğunu açıkça söyleyen H.G. Wells'in çoğu eserinde önemli ölçüde siyasi ve sosyal yorumlar bulunmaktadır. Jules Verne gibi gelecekteki teknolojik gelişmeleri anlattığı kitaplarıyla bilimkurgu dalının öncülerinden hatta yaratıcılarından sayılmaktadır.

Wells'in bilimkurgu romanlarında teknolojinin gözlemlenmesinin getireceği olanaklar bir yana bırakılır. Wells'te spekülasyon bir edebiyat biçimine dönüşür ve teknolojinin değil de onun toplumsal temellerinin araştırılmasına dönük bir boyut kazanır.

Wells'in ilham kaynağı Jules Verne olmuştur, ama Verne'in Aya Seyahat'i (De la Terre à la Lune) ile Wells'in Aydaki İlk İnsanlar (The First Men in the Moon) romanını karşılaştıracak olursak, kolaylıkla görebileceğimiz gibi Wells; Verne'in teknolojiye verdiği önemi paylaşır, ama Verne'in romanında “Nasıl ve hangi teknolojik olanakla?” sorusu ortaya atılırken, Wells'te Ay yolculuğunun teknik sorunu baştan savma bir biçimde geçiştirilir. Çünkü Wells'in derdi, teknolojik olanakların gelecekteki muhtemel ürünlerini tahmin etmek değil, Ay'daki toplumsal hayatın bizzat kendisi üzerine, tıpkı bir zamanlar Thomas More'un “Ütopya Adası” örneğinde olduğu gibi, model düşünceler geliştirmektir.

Wells sadece bilimkurgu içindeki ütopya karşıtı düşüncelerin savunucusu olarak bu türe damgasını vurmakla kalmaz, toplumun şiddet ve zor yoluyla, gereğinden hızlı bir süreç içinde sosyalist bir topluma dönüştürülmesinin sakıncalarına olduğu kadar, sınıf karşıtlıklarınında iyice sivrileceğine karşı da uyarır bizi.

...
İnsanlardan kaçamıyordum; sesleri pencerelerden içeri doluyordu; kilitli kapılar bile yeterli bir güvenlik önlemi sayılmazdı.
Yollarını öğren, izle, bu dünyayla yüzleş. Anlamına dair acele tahminlerden kaçın, sonunda her şeyi çözen ipuçlarını bulacaksın.
120 syf.
·4 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 15. kitaptı ve bu kitap tam bir bilimkurgu roman özelliğine sahip. H.G. Wells çok özgün bir konuyu, zamanda yolculuğu, tarihte ilk işleyen yazar olarak anılıyor ve zamanda yolculuğu işlediği ilk kitap da işte bu kitap...

Zamanda yolculuk yapmak yıllardır insanların aklını kurcalayan bir soru. Bir gün bir bilimadamı çıkıp zaman makinesini icat edebilecek mi, bilmiyorum; ama düşüncesi bile son derece heyecan verici... Düşünsenize zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz ve kendinize istediğiniz bir zaman dilimi seçip oraya giderek hayatınızın kalanını o zaman diliminde sürdürüyorsunuz. Ne kadar da güzel bir şey olurdu değil mi?

H.G. Wells, henüz görelilik teorisi bulunmadan, kuantum teorisi ortaya atılmadan dört boyutlu zamandan bahsetmiş bu kitapta. Einstein'dan önce davranmış ve hayal ettiklerini 1890'larda bu kitap ile ortaya koymuş. Kim bilir, belki de Einstein'in kafasındaki ampul bu kitabı okuduktan sonra yanmıştır...

Yazar, kitaptaki ana kahramanına Zaman Yolcusu demeyi tercih etmiş. Zaman Yolcusu, bir bilimadamı olup zaman makinesini icat ederek zamanda yolculuk yapmayı başarmış ilk kişidir. Kitabın konusu da Zaman Yolcusu'nun Zaman Makinesi ile yaptığı yolculukları anlatmaktadır.

Zaman Yolcusu, zamanda yaptığı ilk yolculukta 802701 yılına yolculuk etmiş ve şimdiki dünyamızdan çok daha farklı bir dünya ile karşılaşmıştır. Zaman Yolcusu, bu gelecek dünyasında insan ırkının ikiye bölünerek iki farklı ırk olarak yaşadığını ortaya koymuştur. Bu ırklardan ilki, yeryüzünde yaşayan ve toplumsal gelişmeler neticesinde zekalarını kullanmak zorunda kalmayan, sürekli gülümseyen, barışçıl ve basit birkaç sözcük dışında konuşma yetisini kaybetmiş olan Eloilerdir. Diğer ırk ise, yer altı mağaralarında yaşayan, gün ışığından kaçan, savaşçıl ve yabani Marlocklar'dır.

Bu iki ırk gece ile gündüz gibi birbirinden ayrıdırlar ve birisi gündüzleri hayatlarını sürdürmektedir diğeri ise geceleri sürdürmektedir. Zaman Yolcusu, ilk yolculuğunda bu iki ırkın içerisine düşer ve geri dönebilmek için bir hayli çaba sarf etmek zorunda kalır. Konu ile igili daha ayrıntılı bilgi vermenin doğru olmadığını düşünerek bu kadarı ile yetiniyorum.

Zaman Makinesi kitabının ilgimi çeken bir diğer yönü ise, Darwinci görüşten hareketle oluşturulmuş ve alt metinlerinde evrim teorisini empoze eden bir kitap oluşudur. Geleceğe hareket eden Zaman Yolcusu'nun karşılaştığı manzara Charles Darwin'in geleceğimiz ile ilgili öngörülerinden çok da farklı değildir. Bu sebeple Eloiler ile Marlocklar üzerinde gerçekleşen değişimlerin de evrim teorisi ile açıklanması son derece doğaldır. Kaldı ki, yazarın hocasının Charles Darwin'in çok yakın bir arkadaşı olduğunu da hesaba katarsak, Wells'in Darwin'den etkilenmiş olduğunu söylemek mümkün.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde okuduğum ve en etkilendiğim kitaplardan biri bu kitap oldu. Özgün konusu ve akıcı anlatımı ile çok hoşuma gitti. En hoşuma giden yönü ise konuyu dallandırıp budaklandırmadan vermesi gereken mesajı vermesiydi. Zira okuyucuyu gereksiz bilimsel açıklamalar veya gereksiz kurgusal ayrıntılarla boğmamak son derece önemli bana göre.

Son olarak, zamanda yolculuk etme şansım olsaydı, hangi zamana giderdim bilmiyorum. Çok düşündüm ama kendime en uygun zaman dilimini bulamadım. Mutlu olduğum tüm zamanları durdurmak istediğim ise kesin. Bugüne kadar sizin zamanınız nasıl geçti bilemiyorum; fakat bundan sonraki zaman dilimlerinin sizin için mutluluk getirmesini diliyorum.
120 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir kitabın filmi çekilmiş ise önce kitabından mı filminden mi başlarsınız?
Kendi adıma kitabı derim. Çünkü anlatılmak istenilen olayın görselliğiden çok okurken betimlenmesini daha dogru buluyor ve seviyorum. Böylelikle farklılıkları daha net anlayabiliyorsunuz. Kitabı okudum filmini izleyip daha da pekiştirmiş oldum. Doğrusunu söylemek gerekirse filmi de bir kaç küçük detay dışında gayet başarılıydı.

Romanımıza gelecek olursak;
Kitabı okumadim resmen izledim. Wells yazdığı her satır ile okuyucuyu büyülemeyi başarmış.
En son George Orwell'in 1984 kitabında böyle hissetmiştim. O romanda da Zaman makinesi'nde olduğu gibi dönemin siyasal ve politik görüşlerine (baskılarına) atıfta bulunulmuş, insanların ayrıştırılması konu alınmıştı.

Kitabın alt başlığında da yer aldığı üzere bir buluş olan zaman makinesini icat eden Zaman gezgini (yazar burada ismini gizli tutmayı tercih etmiş, filminde ise yazarın ismi kullanılmıştır.) Ruh bilimci, hekim, yayın yönetmeni ve gazeteciden oluşan bir dost meclisinde, geleceğe yaptığı zaman yolculuğunu anlatarak icadının doğruluğunu kanıtlamaya çalışır. #109899802


Spoiler;
Zaman gezgini gelecek zamana (sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılına) yaptığı yolculukta, insan ırkının ikiye ayrılarak; iyi huylu Eloiler yeryüzünde baharı yaşayan canlılar iken, siyahla beyazın zıtlığı gibi yeraltında yabani yamyam Morlocklar'ın yaşamakta olduğuna tanık olur. Amaçları yukarı dünya insanı Eloilerin aristokrasisine istençsizcede olsa hizmet etmek olan Morlocklar, yazarın yaşadığı dönemin ötekileştirilen insan yapısına olan eleştirisini anlatmaktadır. Daha da detaylandirmak gerekirse; gelecek ile birlikte insanların makinelesmiş bir toplum olmasının korkusunu distopik olarak ortaya koymaya çalışmış. Ayrıca insan merak etmez, sorgulamaz ve düşünmez ise bir sebzeden farkı  olmadığına dair de bir argüman sunmuş. Bunu da şu alıntı ile açıklayabiliriz: "Alışkanlık ve içgüdü işe yaramaz hale gelmedikçe, doğa zekaya hiçbir zaman başvurmaz. Değişimin ve değişim gereksiniminin olmadığı yerde zêka da olmaz. Ancak çok çeşitli gereksinimleri ve tehlikeleri gidermek zorunda kalan hayvanlar zêka dan yararlanırlar."#110191903


Peki ya böyle bir şansınız olsaydı, zamanda yolculuk yapmak ister miydiniz? Bu kitabı okuyunca biraz farklı düşünebilirsiniz.
Wells'in fantastik bilim kurgusunu okumanızı ardından da filmini izlemenizi tavsiye ederim.
Kitaplı günler. :) 
144 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Hiç geleceğe yolculuk yapma gibi bir dileğiniz oldu mu? Ya da en azından insanları yüzyıllar sonra nasıl bir dünya bekliyor hayali kurdunuz mu? Evet mi? Şimdi kafanızda canlanan o parlak gelecek hayallerini silebilirsiniz. Çünkü bu kitapla birlikte gelecekle ilgili düşüncelerinizde biraz değişikliğe gitmeniz gerekebilir..

Zaman Makinesi, yazardan okumuş olduğum ikinci kitap. Tanıdık dili yine sade, anlaşılır ve akıcı. Karakterlerin çoğunun isimlerinin olmayışı, mesleklerinin isimleriyle ya da onların belirgin özellikleriyle tanıtılması yazarın kitabında dikkatimi çeken ve hoşuma giden ayrıntılardan biriydi.
Her şeyden önce H.G Wells'in bilim kurgu dalının öncülerinden olduğunu bilmek gerekir. Birçok kişiyi etkilemiş ve ondan sonra hızla gelişecek olan bu dalın temellerini atmış diyebiliriz. Hayal gücü ve ileri görüşlülüğü nedeniyle yazar gerçekten de bir zaman makinesine sahip olabilir mi diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz..

    Zaman Yolcusu çevresindeki insanlar tarafından zeki, gizemli ve kurnaz biri olarak tanınıyor. Güven vermeyen bir yapısının da olduğu söylenebilir. Bundan dolayı da arkadaşlarına zaman yolculuğunu mümkün kılan bir aleti tanıttığında, arkadaşları onun anlattıklarına pek ihtimal vermezler. Ancak birkaç gün sonra Zaman Yolcumuz yorgun, aç ve üstü başı dağılmış geldiğinde, onlar da bazı düşüncelerini tekrar gözden geçirme zorunluluğu hissedecekler. Artık kulağa çılgınca gelen hikayenin anlatılma vakti gelmiştir..

Zaman Yolcusu amacına ulaşıyor ve makinesini kullanarak geleceğe, sekiz yüz binli yıllara yolculuk yapıyor. Karşılaştığı dünya, kendi kafasında kurmuş olduğu 'gelecekteki dünya' ile bağdaşmıyor. Zaman yolcusu her şeyiyle daha gelişmiş, daha üstün olduğu bir dünyaya adım atacağını düşünmüştü. Oysa ki ilk izlenimleri ona yanıldığını söylüyordu. Yolcumuz ona yabancı gelen bu dünyayı keşfettikçe şaşkınlığı ve korkusu da artıyor. İnsanlar fiziksel ve zihinsel olarak olabildiğince farklı iki türe ayrılmış. Bir tür yukarıya, aydınlığa aitken diğer tür karanlığa, yeraltına ait. Günışığına ait olan ve karanlıktan korkan tür neredeyse çocuk görünümünde, sevimli, eğlence ve oyundan başka bir şey düşünmeyen insanlardır. Karşıdakine güven veren ifadeleri ve umursamaz bir yapıları var. Bu tür, herhangi bir güç ve zeka gerektiren iş yapmaktan oldukça uzak. Yeraltında yaşayanlar ise korkunç bir görünüme sahip, tehditkar ve saldırganlar. Fiziksel olarak da daha aktifler. Bu iki tür yaşamış oldukları farklı hayatlar nedeniyle adaptasyon süreci geçiriyorlar. Fiziki özellikleri, zeka kapasiteleri ve daha birçok şey aynı dünyada yaşamalarına rağmen değişikliğe uğramış. Zaman Yolcusu bu garip gelecekte, iki türe ayrılmış insanlar arasında kendi dönüş yolunu bulmaya çalışırken bir yandan da içine düşmüş olduğu dünyanın neden bu hale geldiğine dair teoriler üretecek...

Genellikle bizler de Zaman Yolcusu gibi bir gelecek hayal ederiz. Gelecek, neden her zaman her yönden daha gelişmiş olarak tasvir edilir? Daha zeki ve üstün insanlar, akıl almaz bir bilim ve teknoloji...
Bu durum gidişata göre yapılan gerçekçi bir tahmin mi yoksa boş, hayalci bir umut mu? Günümüzde ne kadar iyi şeyler yapıyoruz ki gelecek yıllarda bunun faydasını görebileceğimizi umuyoruz..
Yazar da insanlığı ve dünyayı hor kullanmanın gelecekte bizlere nasıl bir geri dönüşü olabileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş.

Kısa bir sürede bitirebileceğiniz, merak ve heyecanın size eşlik edeceği akıcı bir kitap. Keyifli okumalar.
232 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Hiç görünmez olmayı istediniz mi? Ya da şöyle sorayım istemeyenler neden istemedi? Görünmez olsaydınız başınıza neler gelirdi diye illa ki düşünmüşsünüzdür. Tarih boyunca herkes düşünmüş merak etmeyin. H.G. Wells’in Görünmez Adam kitabı 1897 yılında yayınlanmış ve o zamanlardaki insanlar için çok ufuk açıcı olmuş bu kesin evet ama görünmezlik denilen kavramı ortaya ilk atan kesinlikle o değil size yanlış bilgiler veriliyor ey ahali!

Klasik haline gelmiş bir eser hakkındaki yazımı okurken klasik haline gelmiş başka bir eseri dinlemeniz için link bırakıyorum: Queen- The İnvisible Man https://www.youtube.com/watch?v=zKdxd718WXg

Her şeyden önce fantastik veya bilimkurgu bir eser okurken yazarın aklına bu nasıl gelmiş diye ben de hep düşünürüm. Ve bu sorumun cevabını da mitolojiyi araştırarak bulurum genelde. Favori mitolojim Yunan mitolojisi olsa da Nordik, Pers, Germen, Asya, Türk ve daha bir çok mitolojide az çok bilgi sahibi olmuş oldum

Gelin örneklerle başlayalım;

Yunan Mitolojisinde Hades üç büyük tanrıdan birisidir ve yeraltı dünyasının efendisi olarak bilinir. Hades adı “Görünmez” anlamına gelir ve ona bu özelliğini veren bir başlığı bir kaskı vardır. Hatta mitolojide bu kaskı zaman zaman başka tanrıların veya yarı tanrıların da taktığını görebiliyoruz. Perseus mitinin bazı versiyonlarında, Perseus bu şapkayı tanrıça Athena’dan ödünç alır ve uyuyan Medusa’yı öldürmek için yanına gizlice yaklaşmakta kullanır. Aynı zamanda Roma mitolojisinde de Hades, “Plüton” ismiyle varlığını devam ettirir.

Alman mitolojisinde Nibelungen Destanında ve Nordik Mitolojide “Tarnkappe” veya “Tarnhelm” adı altında bir görünmezlik pelerini, görünmezlik kaskı olarak karşımıza çıkar.

Galler mitolojisinin önemli düzyazılarından biri olan Mabinogi’nin ikinci bölümünde, Caswallawn(tarihi Cassivellaunus) Caradog ap Bran’ı, bir görünmezlik pelerini giyerek öldürür.

Grimm Kardeşlerin “12 Dans Eden Prenses” masalında prenseslerin ayakkabılarının neden yırtıldığını çözmek isteyen bir genç, bir cadıdan aldığı görünmezlik pelerinini kullanır ve gizemi çözer.

Platon’un Cumhuriyet adlı kitabında bulunan Gyges’in Yüzüğü hikayesinde de takan kişiye görünmezlik özelliği veren bir yüzükle basit bir çoban hile hurda çevirerek kral olmayı başarmıştır.

Sonuç olarak bu kavramı bu artık klasik haline gelmiş kitabı okumadan önce sayısız yerde gördük, okuduk, maruz kaldık mitolojiler ve hatta J. R. R. Tolkien ile J. K. Rowling (Robert Galbraith) sağolsun.

Peki Görünmez Adam kitabında nasıl görünmez olunur? Cisimlerin optik kırılma endekslerindeki farklılıkları sıfırlarsak ışık içinden geçip gideceği için kırılamaz ve cisim de görünemez. İşte böyle çok basit bir mantık üzerine kurulu bu kitapta çok da komplike bir buluş falan yok aslında hatta gözün retinasından da kırılmayacağı için görünmez adamın kör olması gerekirdi ama çok da mantık aramamak lazım önemli olan fikir ve bize hissettirdikleri. Sayın Wells’in olayı da hep böyle olmadı mı zaten. Basit ama farklı ve yaratıcı fikirlerden sürükleyici hikayeler yazmayı başarıyor çünkü okur aşırı bilimsel şeyler anlatılarak insanların kafasını fazladan bulandırmayan fakat yeteri kadar sadelikte olmasını istiyor. Bence kendisine verilen “Bilimkurgunun Shakespeare’i ” lakabını sonuna kadar hak ediyor.

Bilimkurgu denildiğinde aklımıza gelen ilk isimlerden olan H. G. Wells ve Jules Verne birbirlerine benzedikleri yönler kadar benzemedikleri yönler de var tabiki. Mesela Jules Verne daha çok gerçek buluşlar, coğrafi keşifler, yolculuklar ve henüz yapılmamış şeyler anlatıp okuru bunlar üzerine düşünmeyi teşvik ediyor. H.G. Wells romanlarında amaçlanan insanın sürükleyici bir düşte duyacağı inanç kadar inandırıcılığa sahip olsa yeter. Hikayelerin amacı okuru kitabın sonuna kadar ispatlarla veya tartışmalarla değil, bir yanılsamaya çekerek tutmaya çalışmak. İkisi de amacına ulaşıyor ikisi de büyük yazarlar. Birini sevip diğerini sevmeyene pek rastlamadım o yüzden Jules Verne seviyorsanız H.G. Wells okumaya tam da bu kitaptan başlayabilirsiniz. Neden bu kitap çünkü akıcı ve temposu yüksek ayrıca Zaman Makinesi daha ağır veya Doktor Moreau'nun Adası daha acıklı.

Filmlere gelirsek de 1933 yapımı bir efsane haline gelen film gerilim ve aksiyon ögeleri içeriyor o zamana göre teknolojik olarak gayet başarılı ve kitaba çok sadık kalmış zamanının çok ötesinde bir film. 2020 yapımı olan günümüze uyarlama filme gelirsek de kitaba sadece fikir olarak benziyor onun haricinde o da fena sayılmaz.

Yazımı şu kısımla noktalamak istiyorum:

“O öğleden sonrasındaysa, her şey bir hayal kırıklığı haline gelmişti. Bir insanın arzu duyabileceği her şeyin üzerinden geçip gidiyordum. Şüphesiz görünmezlik bunları elde etmemi sağlıyordu ama elde ettiğim zaman onların tadını çıkarmamı da imkansız kılıyordu. Orada görünemeyecek olduktan sonra bulunduğun yerin getirdiği gururun önemi nedir ki?”
108 syf.
·Puan vermedi
https://youtu.be/bDD8sc9-PhQ
Selam kitapçokseverler. Bu bölümümüzde H. G. Wells’in Rusya’ya yaptığı üç ziyaretten 1920 yılında gerçekleşen ikincisini anlattığı Gölgeler İçinde Rusya eserini konuşuyoruz.

Bolşevik Devrimi sonrası Rusya’nın haletiruhiyesinin resmeden Wells üzerinden, iç savaşın henüz sona erdiği, Bolşeviklerin başta olduğu ama kontrolü tam sağlayamadığı bu dönemde Wells, Rus Çarlığı’nın yıkılmasının etkisindeki sosyal hayatı, kültür-sanat ve bilim dünyasındaki gelişmeleri değerlendiriyoruz. Ayrıca Wells'in Kremlinde Lenin'le yaptığı röportajı konuşuyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.

Sevgiler.
218 syf.
·5 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 18. kitap oldu. Bu kitap, görünmezlik fikrinin ilk defa ortaya atıldığı ve işlendiği kitap olarak bilimkurgu alanında son derece önemli bir yere sahip. Zaten kitabın yazım tarihi 1897. Sadece bu iki bilgi bile yazara ve kitaba ciddi bir saygı duymamızı gerektiriyor.

H.G. Wells, önceki okuduğum Zaman Makinesi adlı kitabında zamanda yolculuk kavramını işlemiş ve zamanda yolculuk yapılabileceği fikrini ilk defa ortaya atmış olan yazardır. Bu kitabında da görünmezlik fikrini ilk defa ortaya atması ve bilimsel açıklamalarla görünmezlik fikrini desteklemesi H.G. Wells'i gözümde bambaşka bir noktaya çıkardı. Gerçekten de anlatımına ve zekasına bir kez daha hayran oldum. Sanırım kendisinin bir bilimkurgu üstadı olduğunu söylemeye gerek yok.

Yazarımız ile ilgili bir paragraf daha açmak istiyorum. Bunun sebebi ise, diğer bilimkurgu yazarlarına göre farklı olduğunu düşündüğüm bir yönünü sizlerle paylaşmak... Wells, kitaplarında yarattığı karakterlerinin psikolojik tahlillerini son derece başarılı bir şekilde yapabilen bir yazar. Hatta bir ara Stefan Zweig okuyormuş gibi hissettiğimi de ifade etmek isterim. İlk okuduğum kitabı olan Zaman Makinesi'nde "zaman yolcusu" adını verdiği karakterinin psikolojik tahlillerini de bu kitabındaki Görünmez Adam Griffin'in psikolojik tahlillerini de son derece güzel bir şekilde okurun önüne sunmayı başarmış. Bu yönüyle bir takdiri hak ettiğini söylemek gerekiyor.

Kitap, bir pansiyona gelen ve yazarın "tuhaf adam" diye nitelendirdiği garip bir yabancının karşımıza çıkması ile başlıyor. Bu garip adam tabii ki Görünmez Adam Griffin'in ta kendisi. Ve Görünmez Adam kolaylıkla tahmin edeceğiniz üzere, görünmezlik iksirini bulmuş olan bir bilim adamı. Yalnız, biraz psikopat bir karakter. Mesela babasının intiharına sebep oluyor ve buna dair bir üzüntü duymuyor yahut gözünü kırpmadan hırsızlık yapabiliyor veya insanları terör estireceğine dair korkutabiliyor. Anlayacağınız, tavırları oldukça kaba ve antipatik. Fakat bence Wells'in ana karakterini sempatik göstermek gibi bir amacı da yok. Onun yapmaya çalıştığı tek şey, görünmezlik kavramının olumlu ve olumsuz yönlerini okuyucunun önüne sermek ve bu konu üzerine okuyucunun düşünmesini sağlamak.

Görünmez Adam, bir bilim kurgu kitabı olması nedeniyle görünmezliği ispatlama amacı güdüyormuş gibi görünse de bence gerçek öyle değil. Zira görünmezliği, ışığın kırılması gibi bir takım bilimsel gerekçelere dayandırsa da, aslında yazar görünmezliğin icat edilebileceğini ispatlamaya çalışmıyor. Onun yapmaya çalıştığı tek şey, görünmezlik tutkusuyla yanıp tutuşan bir bilim adamının, Griffin'in, görünmezliği keşfettikten sonra başına gelenleri, hissettiklerini, sonu gelmez bir çaresizliğe ve trajik bir maceraya sürüklenişini anlatmak.

Zira, görünmezliğin birçok olumsuz yönleri de var. Şöyle ki; Görünmez Adam'ımız üzerine bir şey giyerse hemen şekil alıyor ve doğal olarak görünür hale geliyor; soğuk havalarda bile üstüne bir şey giyemiyor ve dışarıda çıplak dolaşmak zorunda kalıyor; çamurlu yollardan yürüyemiyor, çünkü ayak izleri hemen belli oluyor; yemek yiyemiyor, çünkü yedikleri dışarıdan bakanlar tarafından midesinde hemen görülüyor... İşte görünmezliğin de böyle olumsuz yönlerini ortaya koyuyor yazar... Ayrıca Görünmez Adam, kitabın başından beri kime güvendiyse hep güveni boşa çıkarılan ve adeta sırtından bıçaklanan biri. Böyle olunca da kitabın sonlarına doğru, öfke dolu ve intikam dürtüsüyle yanıp tutuşan, hissiz bir yaratığa dönüşüyor.

Görünmez Adam, H.G. Wells'in okuduğum ikinci kitabıydı ve Zaman Makinesi'nde olduğu gibi yine beni kendisine hayran bırakmayı başardı. Son derece beğendiğim ve tavsiye ettiğim bir eser oldu. Görünmezlik fikri üzerine bir kere daha düşünmemi sağladı. Daha fazla ilginizi çekmesi için düşündüren bir soruyla yazımı sonlandıracağım. Çünkü görünmezlik üzerine biraz düşünmenizi istedim...

Görünmez bir insan olsaydınız ilk yapacağınız şey ne olurdu ve bunu yaptığınızda vicdanen rahatsız olur muydunuz?
247 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 27. kitap oldu. H.G.Wells'in ise daha önce üç kitabını okumuştum ve hepsini ayrı ayrı çok beğenmiştim. Bu kitap da diğerleri gibi muhteşemdi. Açıkçası hangi kitabını daha çok beğendin diye sorsanız, ne cevap veririm bilemiyorum. Benim için çok zor bir soru olur. En iyisi siz hepsini okuyup kendi kararınızı verin. Ayrıca sonda söyleyeceğimi bu kez başta söyleyeyim, H.G. Wells artık en sevdiğim yazarlardan birisi. Okuduğum dört kitabıyla bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum artık.

Ayrıca bu yazıyı sitemizdeki son zamanların suskun ismi, Murat Ç'ye armağan ediyorum. Çünkü Dünyalar Savaşı'nı ben daha okumadan önce bana çok değerli bilgiler vermişti. Dünyalar Savaşı ile H.G. Wells'in, Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk adlı eserinde geçen tek yabancı kitap ve tek yabancı yazar olduğunu ifade etmişti. Kendisi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili engin bir bilgiye sahip olduğu için daha fazla susmamasını ve aldığı karardan dönerek aramıza tekrardan katılmasını istiyorum.

Kitaba geçecek olursak, Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta bu kitabı değerlendirmiş olup muhteşem bir global bakış açısıyla kitabı yorumlamış. İşte kitapla ilgili Nutuk'ta geçen o ifadeler:

“Millete şunu da hatırlattım ki, kendimizi dünyanın hâkimi zannetmek gafleti, artık devam etmemelidir. Dünyanın durumunu ve dünyadaki gerçek yerimizi tanımamaktaki gafletle, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felâketler yetişir! Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz. Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce yayınlanan bir tarih yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz’; ‘hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği’ de bildiriliyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felâketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim. Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”

Sadece Atatürk'ün bu paragrafını layıkıyla anlamak bile insana önemli bir kazançtır bana göre. Atatürk'ün yazdıklarında özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var ki, o da yorumunun asla sadece Türkiye sınırları içerisinde ulusal bir siyasi yorum olmadığıdır. Tamamen global ve uluslarüstü bir yorum yaparak Wells'in kurguladığı birleşik dünya devleti hayalinin "tatlı" olduğunu ifade etmiştir. İşte benim siyasette aradığım düşünce tam olarak budur. Benim önüme geçerli ve bilimsel bir dünya görüşü sunamayan hiçbir siyasi düşünce veya siyasi parti oyumu almayı hak etmemektedir. Sadece ülke sınırlarıyla bağlı olan, geleceğe yönelik bir vizyonu olmayan, halkın safiyane duygularıyla sürekli oynayan, nefret politikası güderek oy kazancı sağlayan, iç siyasette koltuğunu sağlamlaştırıp dış siyasette kabadayılıkla hareket eden hiçbir siyasi örgütlenme biz insanlar tarafından desteklenmemelidir.

Atatürk'ün tırnak işareti içerisine aldığı gibi, "saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği" ve saldırgan tutumunun devam etmesi halinde diğer devletler tarafından yaptırımlarla karşılaşacağı unutulmamalıdır. Sıcak savaşın artık rafa kalktığı, soğuk savaşların akla gelebilecek her alanda görülmeye başlandığı 21. yüzyılda dış siyasette saldırgan bir tutum sergilemek son derece anlamsızdır.

Son dönemde özellikle Türkiye siyasetinde gördüğüm saldırgan ve kabadayıca bir dış siyaset politikası Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam filmindeki "Sen Sadece Bağırıyorsun" sahnesini aklıma getirmektedir. (Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=A2i3WpT68ck)

Şayet bu şekilde siyasi politika izlemeye devam edersek H.G. Wells'in Dünyalar Savaşı'ndaki gibi hem ülkece hem de dünya olarak yok olmanın eşiğine gelebiliriz. Oysaki biz insanların yapması gereken en önemli siyaset, "insanlığı" ve "bilimi" hayatımızın merkezine koyarak global bir dünya görüşüne sahip olmaktır. İşte ancak o zaman dünya olarak daha ileriye gidebilir ve daha güzel günlere yelken açabiliriz.
176 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
(Tüm incelemerimde belirttiğim gibi içerik-konuya dair bir bilgi vermeyeceğim)

Bana düşündürdükleri ve hissettirdikleri ile kelimenin tam anlamıyla olağanüstü bir kitap. Şahsen, insanların düşünmeye bile cesaret edemediği noktaları kaleme alan her yazar, benim gözümde Martin Luther ya da Jean Calvin' dir. Bu yönüyle yazarımız Wells, ciddi bir saygıyı hak ediyor.

İnsan bir problem durumuyla karşılaşır ve o problemi düşündükçe gelişir (problemi deneyimleyerek de gelişebilir denebilir; yürümeden önce defalarca yere düşüp ayağa kalkmak gibi...)

Bana göre Sayın Wells bu kitapta düşünce deneyi yapmış. Tezini sunmuş ve sizlerden antitez ile birlikte bir sentez yaratmanız için kitabın sonuna üç nokta koymuş. Artık meşrebinize göre.

Bir bakıma kitabımız başlı başına bir problem ve siz düşündükçe ufkunuzun açıldığını hissedeceksiniz.

Tanrı - Din - Hayvan (insan dahil) Bayılırım bu üçlüye. Kitabı okumak gibi bir niyetiniz varsa sizlerden ricam kitabın hemen bitiminde bu üçlü üzerine düşünmeniz. Korkmayın, henüz düşünce suçu ya da cezası yok. Ama tabi ki biraz da cesaret isteyen bir durum, o da meşrebinize göre...

Kitapta bulunan özellikler: kurgu, bilim-kurgu, psikoloji, ağır sosyoloji, birazcık da distopya. Daha ne olsun değil mi? Hikayenin girişi çok çok çok hafif karmaşık gelebilir, aldırmayınız.

Diğer güzel bir özellik şu ki dünya tarihinin ilk bilim-kurgu kitabı, yazarı olarak kabul ediliyor. (: Yani o hastası olduğumuz milyon dolarlık filmlerin esin kaynağıdır.

Benden bu kadar...

~~Kitapla kalınız~~
120 syf.
·Beğendi·7/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Dünkü selamsız bandosuyla girizgahtan sonra hepinize selam olsun kokoreçseverler ve kokoreç sevmeyip ölümü hakedenler !!! Sevecen kardeşim kokoreci .. Öyle bir dünya YOK!! Neyse bu konu daha çok su kaldırır...O yüzden yazar hakkında bilgilerle, "feyizli ve gönül gözü açan" sohbetlerin startını verelim .. Henüz dünyaya nefret kustuğumuz ve bünyemizde varolmasına rağmen varolduğundan haberdar olmadığımız politik görüşlerimizden bir haberken çokca dadandığım bir türdür bilimkurgu ve frp .. Bu alanlardan malülen emekli oldum desem sanırım ki zerrece yalan söylemiş olmam ..Bu bakımdan bu kitapla yollarımızın kesişmesi ve okuma süreci, eski dumanaltı ortamlı ve bol alkollü günlerin sönmeye yüz tutmuş ateşini közlere körükle dalarak tekrar canlandırdı .. Beni yakınen tanıyanlar Star Wars (EFSANE!!) alemlerimdeki rüyalarımı pek tabii ki biliyorlar .. Şimdi inceleme sulanmasın diye Darth Vader ile bizim evin önündeki lisenin kapısı önünde çekirdek çitleyip yamulan maskesini çekiçle düzelttiğim alemlere tekrar girizgah yapmayalım =)) Az yazardan ve bu eserin yazıldığı dönemden bahsetmek istiyorum sizlere .. Sürpriz bir de isim konuk edicem bu satırlara .. Sonrasında kitabı da spoilersız üstünkörü anlatıp sizi de bu zulümden kurtarıcam..

Herbert George Wells ile esas tanışmam aslında çoook çok daha öncelere dayanıyor ... Bu kitabından falan haberim yok tanıştığım dönemlerde .. Yalnız , 140 ya da 150 küsür eser vermiş bir isim bu amcamız .. Sadece bilimkurgu kulvarında koşmuş bir isim değil .. Thomas Huxley ' nin bir nevi öğrencisi .. Bildiğim kadarıyla Darwin 'in ya da oğlunun da kankisi .. Ondan kelli , bu romanda da okuyacağınız ve göreceğiniz üzere biyoloji alanında yetkin bir isim .. Ve evrim söz konusu olduğunda ateşli bir savunucu .. İşçi sınıfından bir anne babaya sahip olduğu için de sosyalist köklere sarılmış bir emmimiz .. Bunlarla kalsa yeter dersin ama kendisinin en çok kalem oynattığı alan da tarih .. Öyle ki , senelerdir aradığım ve bir türlü bulamadığım "Dünya Tarihinin Ana Hatları" kitabını Atatürk okuyup Türk Tarih Tezini yazdırıyor .. Senin anlayacağın deniz derya bir abimiz bu ... Yani romanlarında ele aldığı konular Görünmezlikmiş (bkz : stealth ...diablocu nesil elime mum diksin!) zaman yolculuğuymuş , tek dünya devletiymiş falan desem ve bu konuları da ilk yazmış şahıs desem gerisine laf-ı güzaf der gecersin .. Şakası yok ! İngiltere de zamanın ekollerinden ..

Şimdi azıcık es verip Amerikalı bir VİKİNGİ çağırıyorum huzurlarınıza ..
Kim mi?
JACK LONDON !!
Anlatıcam sayın cevizkabuğu ..Telaş yok .. Biramız , mühimmatımız ve cephanemiz bol .. Zamandan yana tasan da yok bugün cuma =))
Jack London ' ın İngiltere' ye yolunun düştüğü romanı hangisi ?
Evet !! UÇURUM İNSANLARI !!
Kimleri anlattı Jack London Uçurum İnsanlarında ?
Kraliçe Victoria döneminde Doğu Yakasında inim inim inleyen insanları .. Onun Uçurum İnsanları kitabını yazdığı dönemlerde H.G. Wells de bu romanı kaleme alıyordu ve eleştirdikleri Victoria döneminin politik aynası , kitapta gecen distopya ise bu dönemin bünyesine vermiş olduğu kaygılardan dolayı uyarmak istediği insanlığı bekleyen hazin sondan başka birşey değildi .. Yani.. İki sosyalist ister istemez PİŞTİ olmuşlardı .. Tabii Jack London o günlere değinirken , H. G. Wells çıtayı bir kademe daha kaldırıp gözünü yarınlara dikmişti..

Kitabı mercek altına aldığımızda , bilimkurgu türüne gönül verecekler ve arayış içinde olan arkadaşlarımız için şunu söylemek isterim ki BU BİR BİLİMKURGU ROMANI DEĞİL ! En azından "bana göre" tam olarak değil ..Bu daha çok bir distopya anlatımı .. Olaylardan çok kavramlar ön plana çıkarılmış .. Yani bir Star Wars ( tabii ki çok çok uç bir örnek !) ya da bir Asimov eserinde olduğundan çok çok daha az ayrıntı var söz konusu olaylar olduğunda .. Ben bilimkurgu söz konusu olduğunda kendimi yer sofrasında bulgur pilavı yerken düşünüyorsam eğer , bu kitabı okurken sofrada soğan ve cacık yok kardeşim.. Ortada bir zaman makinası var ve kolu cevirip 800 binli yıllara gidiliyor .. Nerden geliyor bu değirmenin suyu , nedir bu enerjinin kaynağı ? YUMURTA MI KIRIYORLAR İyon motorlarına bilmek istiyorum .. Bu ve benzeri sorular hep havada kalmış .. Eloğlu nerdeyse milyar yıl sonrasına gidip geliyor , seyahatnameyi dinleyenler TBMM de uyuklayan milletvekillerinden kellice .. Bunlar kitabın eksileri .. AMA!
Aması şu : Bu kitap ve içerisinde bulunan DÖRDÜNCÜ BOYUT KAVRAMI 1895 te yayınlandıktan tam on yıl sonra Einstein 'ın jeton düşüyor ve Özel Görelilik Kuramını yayınlıyor .. Pek tabii o da rövanşı 1916 ' da E=mc² ile alıyor =))

Kitap , çok uzak bir gelecekte iNSAN ETİ YİYEBİLECEK KADAR YOLDAN ÇIKMIŞ ve iki aşırı uca bölünmüş bir insanlığın üzerinden günümüz kapitalist sisteminin eleştirisni yapıyor ..Kafa açıcı dediğim örneklerden biri .. Alın okuyun.. Ama bilimkurgu niyetine değil ..

Esen kalın İŞSİZ kalın!!!

Şuraya da eski buhranlı günlerim için bir parca atayım kendime ..4. boyuta geçmek isteyenler buyursunlar ..

https://www.youtube.com/watch?v=94N1Tuw3tYs
176 syf.
·7/10 puan
Merhabalar Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasiklerinin 100.kitabı olan Doktor Moreau’nun Adası 121 yıl önce yaptığı deneyi konu almaktadır.Kitap 1977 ve 1996 yıllarında sinemaya uyarlanmış ancak beklediği ilgiyi görememiştir.Kitap filmine göre daha çok beğenilmiştir.Konu olarak Edward Prendick’in bakış açısından anlatılmaktadır.Edward Prendick bir gemi kazası sonucu kendini adada bulur.Hayatını kurtaran montgomery toplum tarafından dışlanmış çılgın bir bilim insanı ve Moreau İçin çalışarak adayı tuhaf yaratıklardan kurtarmak isterler.Genel olarak söylecek olursam kitap “Genetik”üzerinde durmaktadır.Günümüzde de tartışılmakta olan konular üzerinde durmuş ve sağlam kanıtlarla desteklemiştir.Kitapta uzun uzun betimlemelere yer verilmiş belirli bir süreden sonra çok ayrıntılı bir şekilde betimlemeler yapıldığı İçin sıkıcı olabiliyor.
Keyifli Okumalar Dilerim

Yazarın biyografisi

Adı:
H. G. Wells
Tam adı:
Herbert George Wells
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Bromley, Kent, İngiltere, 21 Eylül 1866
Ölüm:
Londra, İngiltere, 13 Ağustos 1946
Herbert George Wells ya da daha çok tanındığı adla H. G. Wells (21 Eylül 1866 - 13 Ağustos 1946), Dünyalar Savaşı, Görünmez Adam, Dr. Moreau'nun Adası ve Zaman Makinesi adlı bilimkurgu romanlarıyla tanınan ama neredeyse edebiyatın her dalında birçok eser vermiş olan İngiliz yazardır. Sosyalist olduğunu açıkça söyleyen H.G. Wells'in çoğu eserinde önemli ölçüde siyasi ve sosyal yorumlar bulunmaktadır. Jules Verne gibi gelecekteki teknolojik gelişmeleri anlattığı kitaplarıyla bilimkurgu dalının öncülerinden hatta yaratıcılarından sayılmaktadır.

Wells'in bilimkurgu romanlarında teknolojinin gözlemlenmesinin getireceği olanaklar bir yana bırakılır. Wells'te spekülasyon bir edebiyat biçimine dönüşür ve teknolojinin değil de onun toplumsal temellerinin araştırılmasına dönük bir boyut kazanır.

Wells'in ilham kaynağı Jules Verne olmuştur, ama Verne'in Aya Seyahat'i (De la Terre à la Lune) ile Wells'in Aydaki İlk İnsanlar (The First Men in the Moon) romanını karşılaştıracak olursak, kolaylıkla görebileceğimiz gibi Wells; Verne'in teknolojiye verdiği önemi paylaşır, ama Verne'in romanında “Nasıl ve hangi teknolojik olanakla?” sorusu ortaya atılırken, Wells'te Ay yolculuğunun teknik sorunu baştan savma bir biçimde geçiştirilir. Çünkü Wells'in derdi, teknolojik olanakların gelecekteki muhtemel ürünlerini tahmin etmek değil, Ay'daki toplumsal hayatın bizzat kendisi üzerine, tıpkı bir zamanlar Thomas More'un “Ütopya Adası” örneğinde olduğu gibi, model düşünceler geliştirmektir.

Wells sadece bilimkurgu içindeki ütopya karşıtı düşüncelerin savunucusu olarak bu türe damgasını vurmakla kalmaz, toplumun şiddet ve zor yoluyla, gereğinden hızlı bir süreç içinde sosyalist bir topluma dönüştürülmesinin sakıncalarına olduğu kadar, sınıf karşıtlıklarınında iyice sivrileceğine karşı da uyarır bizi.

...

Yazar istatistikleri

  • 951 okur beğendi.
  • 22bin okur okudu.
  • 588 okur okuyor.
  • 10,8bin okur okuyacak.
  • 279 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları