Haldun Taner

Haldun Taner

Yazar
8.4/10
274 Kişi
·
873
Okunma
·
143
Beğeni
·
6.662
Gösterim
Adı:
Haldun Taner
Unvan:
Öykü, Tiyatro ve Kabare Yazarı, Öğretim Üyesi ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, 16 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 7 Mayıs 1986
Haldun Taner (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 7 Mayıs 1986 İstanbul), öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir. Türkiye'de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncüsüdür.

1915 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Ahmet Selahaddin, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyesi ve mütareke yıllarında yazıları, dersleri ve nutuklarıyla ülkenin bağımsızlığını savunmuş bir aydındır. Beş yaşında iken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadı[1].
Vatana hizmeti geçenlerin ve şehit olanların çocuklarına tanınan haktan yararlanarak parasız yatılı olarak girdiği[1] Galatasaray Sultanisi'ndeki orta öğrenimini 1935 yılında tamamladı. Mezuniyetinden sonra devlet tarafından Heidelberg Üniversitesi'nde öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı ve yurda döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü.
Yüksek öğrenimini 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Filolojisi Bölümü’nde tamamladı. 1950-54 yıllarında üniversitenin sanat tarihi kürsüsünde asistanlık yaptı.
Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstanbul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık Dergisi’nin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi.
Asistanlığı sırasında yazdığı “Günün Adamı” oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı[2]. Asistanlığı bırakıp Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gitti. 1955-1957’de Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Gazeteci¬lik Enstitüsü'nde edebiyat ve sanat tarihi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde tiyat¬ro tarihi okuttu Bir yandan da Tercüman Gazetesi’nde (1952-1960) köşe yazıları yazmayı ve oyun yazarlığını sürdürdü.
1950’lerde oyun yazmaya başlayan ve tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren Haldun Taner, ardından epik tiyatro denemelerine girişmişti. Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneği olan "Keşanlı Ali Destanı" adlı oyunu ile dünya çapında tanındı. Bu oyun yurtdışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı (1964). Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Epik tiyatro ve kabarenin alanında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oldu. Eşsiz bir arı Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına girdi.
Devekuşu Kabare'yi (1967), Bizim Tiyatro'yu, Tef Kabare Tiyatrosu'nu kurdu. Küçük Dergi'yi çıkardı. Fıkra yazarlığını 1973’ten itibaren Milliyet’te sürdürdü. Öyküleri ve yazıları Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi, Yeni İnsan dergilerinde de yayınlandı.
Filme de alınan "Kaçak" (1955) ile "Dağlar Delisi Ferhat" (Lütfi Akad ve Orhan Kemal'le birlikte, 1957) adlı senaryoları sırasıyla Türk Film Dostları Derneği'nin senaryo ödülünü ve Basın-Yayın Senaryo Armağanı'nı kazandı. “Sancho'nun Sabah Yürüyüşü” (1969) ile Bordighera Uluslararası Mizah Festivali Öykü Ödülü'nü, tiyatro dalında da “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (1971) oyunuyla 1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü'nü kazandı. Sedat Simavi Vakfı 1983 Edebiyat Ödülü'nü Pertev Naili Boratav'la paylaştı.
Milliyet Gazetesinde "Deve Kuşuna Mektuplar" başlığı altında haftalık köşe yazıları yazan Taner, güncel olayları değerlendirdiği bu yazılarda yaşadığı dönemin bir çeşit edebi belgeselini sundu.
Yazarlığının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve Edebiyat Fakültesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde edebiyat, sanat tarihi ve tiyatro dersleri veren Haldun Taner, Milliyet Gazetesi yazarlığı yaparken 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da hayatını yitirdi.
Adı, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy’deki sahnesine verilmiştir. Bilgi Yayınevi, bütün eserlerini dizi halinde basmıştır. Milliyet gazetesi Haldun Taner anısına 1987’den beri her yıl Haldun Taner Öykü ödüllerini düzenlemektedir.
"Ana, çocuğunu dokuz ay karnında taşır, yürüyebilecek hale gelinceye kadar bir o kadar da kollarında taşır. Ondan sonra da bir yaşam boyu kalbinde taşır."
"Kime kalmış bu dünya? Hepsi gidecek, hepsi. Kralı da, karunu da."
Haldun Taner
Sayfa 48 - Yapı Kredi Yayınları 1.Baskı 2016
Tüm ölmüş anaları rahmetle analım!
Tüm yaşayan anaları şükranla öpelim!
Kan ağlayan büyük acılı anaları ise ulusça bağrımıza basalım!
Türk edebiyatında bazı eserler vardır; onları hiç okumamış olsanız bile adının toplumda, konuşmalarda, esprilerde bir karşılığı vardır. Keşanlı Ali Destanı da bunlardan birisidir. Ortalama her kitapseverin ya da tiyatro meraklısının adını ve yazarını bildiği bu eseri okumak ancak kısmet oldu…

Askerliğini Keşan’da yapmış birisi olarak, eserin kahramanına ayrı bir sempatim vardı. Onu da belirtmem lazım…

Ali, Keşanlı ancak mevzu Keşan’da değil İstanbul’un Sineklidağ’ında geçiyor. Tabii Sineklidağ muhayyel bir belde. Bir gecekondu bölgesi ve haliyle sakinleri de dar gelirli aile fertleri. Ancak oyunumuzda bir sosyete ailesi daha var. Keşanlı Ali, sevdiği kız olan Zilha’nın belalı ve pislik dayısını vurduğu için hapse girmiş bir karakter. Ama işin aslı farklı tabii; katil o değil. Yine de kimseyi inandıramıyor. Buna Zilha da dahil. Ancak mapushanede birkaç hadise sonrasında namı yürüyor. Dışarı çıkınca da Sineklidağ’ın yeni külhanbeyi oluyor…

Haldun Taner, şahane bir eser çıkarmış ortaya. Keşanlı Ali Destanı destanı diyebilirim. Kalabalık kadrolu, müzikalin olduğu, fevkalade bir tiyatro eseri. Zaten kitabın sonundaki ek kısmında bu eserin ününü görebiliyorsunuz. Almanya, Çekoslovakya, Macaristan gibi ülkelerde de o ülkenin dilinde ve sanatçılarınca oynanmış bir oyun. Türkiye’de oyun defalarca oynandı, oynanacak. Sinemaya ve televizyona aktarıldı.
Eserin 1964’teki ilk gösterimine baktığımda çok iyi bir kadro görüyorum. Bugün bir bölümü müteveffa olmuş, bir bölümü yaşayan harika bir tiyatro ekibi. Engin Cezzar, Umur Bugay, Ferdi Akarnur, Gülriz Sururi, Aydemir Akbaş, Mehmet Akan…
Haldun Taner, bir gecekondu mahallesinden yola çıkarak sosyolojik tespitler yapmış. O tespitler bugün için de geçerli görünüyor…

Hapse düşmüş birinin hak etmediği halde kahraman ilan ediyor mahalle halkı. Yapılan haksızlıklar, yanlışlar, hukuksuzluklar, kötü giden şeyler var ve o kişi mapustan çıkınca halkın desteği ile rakiplerini bertaraf edip, muhtar oluyor, ipleri eline alıyor. İllegaliteyi de kullanarak düzeni değiştiriyor. Ancak aslında değişen şey düzen değil, kişiler. Halk adaleti ya da insani bir hayatı değil, yeni bir efendiyi istiyor aslında. O yeni efendi, tevatürler ya da efsanelerle destanlaştırılmış bir kişi oluyor.

Hülasa, Keşanlı Ali Destanı şöhretini hak eden bir eser kesinlikle…
Ayışığında Çalışkur'uTürk Öykü geleneğinin dışına çıkılarak kaleme alınmış,bir öykü olarak tanımlamak hiç de yanlış olmaz sanırım.Teknik açıdan ve kullanılan dil bakımından oldukça farklı bir yerde durur.Öyle ki;bu duruş nedeniyle dönemin Edebiyat çevrelerinden ve öykü okurlarından çoğunlukla olumsuz olmakla birlikte ciddi tepkiler alır.
Öykü,tema ve olay örgüsü bakımından örnekleriyle nisbeten ayrışsa da,bu yönüyle diğer yazın örneklerinden çok büyük farklılık göstermez aslında.Kitabın ilk kısmında Çalışkur Apartmanı sakinlerinden,rüşvetçi işadamı, kürtajcı doktor,ahlaksız bekçi,kocasını hemşehrileri olan bu bekçi ile aldatan kapıcı kadın,sevgilisinin mahrem sırlarını gülmece uğruna pazarlayan sporcu,ablasını eniştesiyle aldatan kız,sübyancı yaşlı adam karakterleri üzerinden,saygın ve belli bir seviyenin üzerinde olan birçok insanın iç dünyalarındaki ahlaksızlığı,yüzsüzlüğü,bozulmuşluğu anlatılır...Bir de fakir mahallerinden ,o gece apartmanın yakınlarına gelip, mehtaba karşı güzel hayaller kuran genç bir çift vardır.Namuslu(!)bekçimiz onları yakalar ve ve ahlak abidesi(!)apartman sakinlerinin olaya el atmasıyla karakolun yolu tutulur.Öykü o gece başlar ve biter.
Ana fikir olarak,toplumsal değerlerimizin dejenere olmuş resmi ve ikiyüzlü insan portrelerinin eleştirisi çok yerinde ve büyük bir ustalıkla gözler önüne serilir...
Kitabın ikinci bölümüne öyküye dair hayali kişilerden gelen birçok mektup,inceleme ve eleştiri yerleştirildiğinizi görürsünüz.Üçüncü bölümde ise,bu hayali tepkilere istinaden öykü yeniden düzenlenerek kaleme alınır.(bir sayfada eski metin,hemen yan sayfada yeni metin şeklinde)
Kitabın son kısmında ise,yapılan bu düzenleme sonrasında gelen olumlu mektupları bulacaksınız.Yazar bu iki bölümde toplumsal önyargılarımıza mizahi bir üslupla ,eleştirel göndermeler yapar bana göre.
Neticede özellikle biçim açısından dönemin öykü kitaplarında hiç denenmemiş bir yöntem ile kaleme alnmış olması bakımından çok özel bir eser olduğu inancındayım...
Benim için ayrı bir özelliği de,Sait Faik'in Mahalle Kahvesinden sonra okuduğum ikinci öykü kitabı olması.Kitabın sonuna 07.01.1993 tarihini notlamışım:)
Yeniden okumak büyük bir keyif verdi bana.Okursanız sizlerin de keyif alacağınıza eminim.
Merhaba...

Yalıda Sabah içinde yedi öykü bulunan okuduğum beşinci Haldun Taner kitabı. Aynı zamanda rahmetli Haldun Taner'in son öykü kitabı.(1983)

Öykülerden kısaca bahsedecek olursam, kitaba adını da veren "Yalıda Sabah" öyküsünde, sabahın ilk ışıklarında kalkan kahramanımızın kendisi gibi erken kalkan insanları ve uyanan doğayı gözlemlemesini aktarır bizi.

"Küçük Harfli Mutluluklar" da öykünün adından da anlaşıldığı gibi küçük mutluluklardan zevk almasını bilen ordudan emekli olmasına rağmen yetmiş küsür yaşında ki işkolik emekli albay Nizamettin Bolayır'ın öyküsünü anlatır bize Haldun Taner.

"Karşılıklı" öyküsünde Haldun Taner'in Tiflis'ten aldığı bir kol saatinin yaşamındaki yerine tanık oluyoruz. Bir nesne ile bütünleşmek ve sonun da hayal kırıklığı.

Gelelim "Şeytan Tüyü"ne. Bu öykü, kitabın en çok sevdiğim öyküsü olmuştur. Haldun Taner bu öyküyü bir yıl yaşadığı Berlin'de yazmıştır. Öykü, Almanya'da ayı postu giyerek hayata tutunmaya çalışan Ökkeş Topalmusagil'in amcasının oğluna yazdığı tek taraflı mektuptan oluşuyor. Gurbetçilerin yabancı bir ülkede ve kültürde yaşadıkları sorunları tüm çıplaklığıyla bize sunuyor Haldun Taner. Bu öykü Almanya'da büyük yankı uyandırmış. Almanya'nın en ünlü, yüksek tirajlı, nadiren yabancı yazarlara yer veren "Die Zeit" dergisinde yayınlanmış. Haldun Taner "Şeytan Tüyü" için, "Bu, Berlin'de yazdığım tek hikaye oldu. Ama ömrümde hiç bu kadar yararlı ve işlevsel bir hikaye yazdı­ğımı hatırlamıyorum." demiştir. Varın gerisini siz düşünün...

"Sonsuza Kalmak" öyküsünde bir inşaat kazısında bulunan tarihi eserlerin inşaatın kanalizasyonunda kullanılması ile sanatın toplumdaki değerinin olmayışını sorgulatır bizlere.

"Neden Sonra" adlı öyküde iki sevgilinin toplumsal değerler karşısında duruşları irdelenmiş olup kitabın en kısa öyküsüdür.

"Yaprak Ne Canlı Yeşil" de ise doğallığı ile bir yazarı etkileyen zengin evinde bakıcılık yapan Zuhal görünümlü Hamide'nin öyküsüne götürür bizi Taner.

Haldun Taner'in kısa fakat dolu dolu öykülerden oluşan, oldukça akıcı bir dile sahip olan bu güzelim öykü kitabını okur arkadaşlarıma tavsiye ederim.

Keyifli okumalar dilerim...
Merhaba...

Haldun Taner'in farklı gazetelerde yazdığı içinde tarih, sanat, eğitim, mitoloji, edebiyat, ekoloji, tiyatro ve birçok farklı konuların bulunduğu köşe yazılarından oluşuyor "Çok Güzelsin Gitme Dur" adlı kitabı.

Kitabın adı, Goethe'nin Faust adlı eserinde, Mephisto'nun Faust'a vaad ettiği tekliflere, Faust'un "Çok güzelsin, gitme dur" şeklinde direnmesinden alınmış. Bundan da aynı isimli köşe yazısında bahsetmiş Haldun Taner. Bunu da söyleyelim.

Birçok farklı bilgiler öğrenebileceğiniz, daha önce, duymadığınız okumadığınız anekdotlara sahip olacağınız zengin içeriğiyle dopdolu bir eser.

Kitapta neler öğrendim? Dostoyevski'nin yazın başarısını geçirdiği sara nöbetlerinin şokuna borçlu olduğunu. Alain'in yazılarını felçli olarak yazdığını. Emeklilik hayatından usanıp 81 yaşında tekrar turneye çıkan sanatçı Charlie Rivel'ı. Almanların Goethe ile ilişkin araştırmalar yapan yabancı kültür insanlarına verdikleri bir ödül olan Goethe Madalyasını Türkiye'den ilk Muhsin Ertuğrul ile Seniha Göknil'in aldığını. İstanbul'un işgalini Mustafa Kemal Paşa'ya bildiren Manastırlı Hamdi'yi. Haldun Taner Paris'te iken Unesco Genel Merkezi'nden İstanbul Belediyesi için 100.000 dolarlık bir yardımın gerçekleştirmesini bizzat sağlayarak İstanbul'a küçük de olsa bir insanlık borcunu ödediğini. Yahya Kemal'in gençlik yıllarında Paris'te sık sık gittiği Closseri de Lilas adlı şair, yazar, ressamların uğrak yeri olan ünlü bir kahvede masalardan birinin adına Yahya Kemal'in adının da verildiğini. Fikret Hakan'ın babası Gaffar Güney'in Haldun Taner'in ilkokul öğretmeni olduğunu ve Gaffar Güney'in derste Ömer Seyfettin çevirili Homeros'un İlyada'sını okuması ile Haldun Taner'de mitolojiye ilgisinin başlamasını. Sakallı Celal Bey'in, Kemal Tahir'in, Behçet Necatigil'in, Sait Faik'in, Refik Halit'in anekdotlarını... Saymakla bitmez, daha neler neler...

Kitap, Haldun Taner'in elli üç köşe yazısından oluşmuş. Kitaptan oldukça zevk alarak okudum ve de çok beğendim. Üç günde okudum keşke elli üç günde bitirseydim. Her gün bir yazısını okusaydım. Sevdiğim bir köşe yazarının, gazetesindeki günlük köşe yazılarını okur gibi.

Tavsiye ederim okur arkadaşlarım. İyi okumalar dilerim...
Merhabalar...
Tuş, içinde on üç öykü bulunan bir Haldun Taner klasiği. (1951)
Öykülerin merkezi Haldun Taner öykücülüğüne uzak olmayan, aşk, kültürel ve sosyal yozlaşma, Avrapai yaşantı özentisi, sosyal-ekonomik eşitsizlikler, doğanın tahribi gibi toplumsal olaylardan oluşuyor.
Kitapta, "Bir Kavak ve İnsanlar" adlı bir öykü var ki, sırf bu öykü için bile bu klasik okunma sebebi. Fabrikalaşma karşısında doğa intikamını nasıl alır? Buyrun, okuyun, öğrenin. Kitaba ismini de veren "Tuş" adlı öyküde ise Dilaver Bey'in mahallenin namus bekçiliği görevinden bir güreşçi gibi 'tuş' olmasına uzanan öyküsü anlatıyor. Tabii öykünün ahlaksal! yanı ağır basan yönü çok güçlü.
Sıkılmadan okuyacağınız bu öyküleri okumanızı dilerim.
Keyifli okumalar...
Bir kitabı satın almamızı sağlayan çok farklı kriterler vardır. Bende o gün kitapçıya girdiğimde çok farklı bir kriterim vardı, en fazla 10tl'lik bir ödemeyle içeriğini beğendiğim bir kitabı almak istiyordum. Açıkca söyleyeyim, kriterim beni epey zorladı:) Ama bu sayede üstadın kitabıyla tanışmak benim için harika bir deneyim oldu. Her biri farklı bir tat veren öykülerden oluşan bu kitap, genel olarak 80'ler Türkiyesi'nin sosyal yaşantısını samimi, eğlenceli ve sohbet havasında bizimle paylaşıyor. Benden de bu kitabı tavsiye etmek kalıyor geriye:)
Merhaba...

Bu aralar Haldun Taner ustadan akıp gidiyorum, şimdiki durağım da Ayışığında Çalışkur oldu. Bu öykü kitabı okuduğum klasik Haldun Taner öykülerinden çok farklı bir konsepte sahip. Bu tarz da ilk defa bir kitap okuduğumu itiraf ediyorum.

Kitabın merkezindeki öykü önce bize sunuluyor. Daha sonra yazara gelen tepkiler(düşsel tepki) ile öykü farklı bir yola kıvrılıyor. Kitabın ikinci bölümünde sayfanın sol kısmı ilk öyküyü aynen tekrarlarken, sayfanın sağ kısmında ise merkezdeki öykünün değişilmiş varyantını okumuş okuyoruz.

Haldun Taner'in öykülerinin olmazsa olmazı olan mizah ve ironi unsuru Ayışığında Çalışkur'da da bariz görülüyor. Bu öykü de ise yerinde yapılan mizahın yanında, değişikliğe uğrayan aynı öykünün iki türevinde öykü kahramanlarını ahlaksal açıdan da sorguluyor yazar.

Ben kitaptan farklı bir tat aldım, değişik tarz da bir şeyler okumak isteyen okuyucu arkadaşlara ustanın bu öykü kitabını öneririm.

Keyifli okumalar dilerim...
Keşanlı Ali destanı kendi halinde bir mahallenin güldürü alt temalı bir tiyatro kesiti. Tiyatro metnindeki her karakter size çok tanıdık gelecek zira ne kadar senden, bir o kadar benden, tamamıyla içimizden biri hepsi.
Keşanlı Ali bu namı almış yürümüş. Mahallenin belalısı Çamur İhsan'ı öldürmüş küçümsenecek iş mi! Yatmış paşa paşa çıkacağı gün gelmiş. Vee perde! Sahne Keşanlı Ali'nin. Çünkü daha muhtar seçilecek, kafa tutacak, mahalleyi adam edecek, haraç alacak, sevdiği kadının gönlünü alacak. Hepsi tamam da bu sonuncusu zor işte be Ali. Zilha sana kızgın, Zilha sana dargın. Ne edesin de onu yola getiresin. Belki tekstin sonuna doğru.
En başta dediğim güldürü alt temalı ifadesini boşa sanmayın. Fazlasıyla komedi barındırıyor. Hakiki komedi. Küfürsüz, aşağılama olmadan, hakaret etmeden, tuhaf şekillere girmeden güldürüveriyor sizi. Gözünüzde canlanıyor perde açılıyor gülüyorsunuz, kapanıyor gülüyorsunuz. O arada da düşünüyorsunuz. Mahalleden arkadaşlarla toplanmış oturuyor gibi hissediyorsunuz.
Keşanlı Ali destanı ilk olarak 31 Mart 1964'te sahnelendi. Büyük ses getiren tiyatro oyunu Türkiye'de pek çok ilde 130 kez sergilendi. Yurtdışında Londra, Berlin, Hamburg, Beyrut, Münih gibi önemli yerlerde tam 342 kez oynandı. 1965'te sinemaya uyarlandı.
Haldun Taner Türk edebiyatının en mütevazı yazarlarından biri. Öyle ki; evinin kapısına adını bile yazdırmaz, imzasını küçük harflerle atar. "İmkan buldukça kendimden konuşmam" der ve ekler, "Kendi BEN'imi içimden çıkarayım ki, içime daha çok dünya sığsın."

Bu alçakgönüllü adam hikâye anlatışı bakımından II. Meşrutiyet kuşağı yazarlarına benzetilse de incitici ve kaba olmayan hoş bir mizah kullanıyor öykülerinde. Kendine has bir gerçekçilik anlayışı var ve bunu bize aktarırken oldukça ölçülü davranıyor. 7 öyküsü de birbirinden keyifliydi. Hikayelerinde bencillik, tembellik, cahillik, kabalık gibi konuları tatlı tatlı hicvetmiş. En beğendiğim öykü, kitaba da ismini veren "Yalıda Sabah" oldu. Gün tazeyken okunmalı bu öykü. Tek tek yazmayacağım, her bir hikâyesi candan, gülümsetici, her yaşa hitap eden, yumuşacık öyküler ve tanışmakta geç kalınmamalı.

Kitap şu an YKY'den çıkıyor ama bulursanız Bilgi Yayınevi'nden okumanızı tavsiye ederim. Bilgi Yayınevi 7 öyküsüne ek olarak Ayça Aktan-Haldun Taner röportajı ve "Ne Dediler" bölümlerine yer veriyor. (YKY'den çıkan kitabı görmedim ama sayfa sayılarından hareketle (104-136) o bölümlere yer vermemiş olabileceğini düşündüm, YKY'den okuyanlar yanlışsa düzeltsinler lütfen.)

Keyifli okumalar.
Sineklidağ burası
Şehre tepeden bakar
Ama şehir ırakta
Masallardaki kadar

Merhaba...
Türkiye'nin her köşesinden gelen insanların, Sineklidağ adlı gecekondu mahallesinde yaşadıkları hayattan bir kesit sunan olağanüstü bir Haldun Taner oyunu Keşanlı Ali Destanı. Aynı zamanda Türk Tiyatrosunun ilk epik tiyatro eseri.
Bertol Brecht’in epik tiyatro tarzı ile geleneksel Türk tiyatrosunu harmanlayarak bu güç işin altından başarıyla çıkmak da ancak Haldun Taner'e yakışırdı zaten.
Oyunu kısaca özetlersek, Keşanlı Ali, sevgilisi Zilha'nın dayısı olan mahallenin belalısı Çamur İhsan'ı öldürmekle kodesi boylar.(!) Kimseye inandıramaz kendini. Bundan sonra da halkın gözünde bir kurtarıcı kimliğine bürünür. Manyak Cafer'in işlediği cinayet Keşanlı Ali efsanesinin oluşmasına neden olmuştur artık.
"Demem şu ki, bu dünyada namuslu, insaniyetli oldun mu alaya alınıyorsun. Zorba, katil oldun mu saygı, itibar görüyorsun." diye de olayı özetler Keşanlı.
Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı başrollerinde Fikret Hakan(Keşanlı), Fatma Girik(Zilha)'in oynadığı sinema uyarlamasını ve Engin Cezzar(Keşanlı), Gülriz Sururi(Zilha)'li tiyatro oyununu izlemiştim lakin eseri okuma şansı bulamamıştım. Biraz geç oldu ama sonunda okuyabildim.
Biraz da kitabın içeriğinden bahsedelim. Kitap, 154 sayfadan oluşuyor ama oyun yalnız 90 sayfacık kadar. Kitapta, Haldun Taner'in önsüzü, sahnelenen oyunun fotoğrafları, basında çıkan oyunun başarısı ile ilgili haberler, Gülriz Sururi'nin oyun ile ilgili anısı da mevcut.
İncelemeyi bitirirken yerelde evrenseli yakalayan Haldun Taner'in epik oyunu Keşanlı Ali Destanı'nı aynı güzellikte yüzlerce kez oynayan, dakikalarca ayakta alkışlanan Gülriz Sururi(Zilha), Engin Cezzar(Keşanlı) Genco Erkal'lı (İzmarit Nuri)
oyunu da izlemenizi tavsiye ederim.
Linkler:
Keşanlı Ali Destanı, 1.nci bölüm: https://www.youtube.com/...uu4rdoEY&t=1244s
Keşanlı Ali Destanı, 2.nci bölüm: https://www.youtube.com/...Mhq8wn6f8&t=102s
Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğimle...

Yazarın biyografisi

Adı:
Haldun Taner
Unvan:
Öykü, Tiyatro ve Kabare Yazarı, Öğretim Üyesi ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, 16 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 7 Mayıs 1986
Haldun Taner (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 7 Mayıs 1986 İstanbul), öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir. Türkiye'de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncüsüdür.

1915 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Ahmet Selahaddin, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyesi ve mütareke yıllarında yazıları, dersleri ve nutuklarıyla ülkenin bağımsızlığını savunmuş bir aydındır. Beş yaşında iken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadı[1].
Vatana hizmeti geçenlerin ve şehit olanların çocuklarına tanınan haktan yararlanarak parasız yatılı olarak girdiği[1] Galatasaray Sultanisi'ndeki orta öğrenimini 1935 yılında tamamladı. Mezuniyetinden sonra devlet tarafından Heidelberg Üniversitesi'nde öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı ve yurda döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü.
Yüksek öğrenimini 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Filolojisi Bölümü’nde tamamladı. 1950-54 yıllarında üniversitenin sanat tarihi kürsüsünde asistanlık yaptı.
Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstanbul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık Dergisi’nin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi.
Asistanlığı sırasında yazdığı “Günün Adamı” oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı[2]. Asistanlığı bırakıp Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gitti. 1955-1957’de Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Gazeteci¬lik Enstitüsü'nde edebiyat ve sanat tarihi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde tiyat¬ro tarihi okuttu Bir yandan da Tercüman Gazetesi’nde (1952-1960) köşe yazıları yazmayı ve oyun yazarlığını sürdürdü.
1950’lerde oyun yazmaya başlayan ve tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren Haldun Taner, ardından epik tiyatro denemelerine girişmişti. Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneği olan "Keşanlı Ali Destanı" adlı oyunu ile dünya çapında tanındı. Bu oyun yurtdışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı (1964). Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Epik tiyatro ve kabarenin alanında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oldu. Eşsiz bir arı Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına girdi.
Devekuşu Kabare'yi (1967), Bizim Tiyatro'yu, Tef Kabare Tiyatrosu'nu kurdu. Küçük Dergi'yi çıkardı. Fıkra yazarlığını 1973’ten itibaren Milliyet’te sürdürdü. Öyküleri ve yazıları Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi, Yeni İnsan dergilerinde de yayınlandı.
Filme de alınan "Kaçak" (1955) ile "Dağlar Delisi Ferhat" (Lütfi Akad ve Orhan Kemal'le birlikte, 1957) adlı senaryoları sırasıyla Türk Film Dostları Derneği'nin senaryo ödülünü ve Basın-Yayın Senaryo Armağanı'nı kazandı. “Sancho'nun Sabah Yürüyüşü” (1969) ile Bordighera Uluslararası Mizah Festivali Öykü Ödülü'nü, tiyatro dalında da “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (1971) oyunuyla 1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü'nü kazandı. Sedat Simavi Vakfı 1983 Edebiyat Ödülü'nü Pertev Naili Boratav'la paylaştı.
Milliyet Gazetesinde "Deve Kuşuna Mektuplar" başlığı altında haftalık köşe yazıları yazan Taner, güncel olayları değerlendirdiği bu yazılarda yaşadığı dönemin bir çeşit edebi belgeselini sundu.
Yazarlığının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve Edebiyat Fakültesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde edebiyat, sanat tarihi ve tiyatro dersleri veren Haldun Taner, Milliyet Gazetesi yazarlığı yaparken 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da hayatını yitirdi.
Adı, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy’deki sahnesine verilmiştir. Bilgi Yayınevi, bütün eserlerini dizi halinde basmıştır. Milliyet gazetesi Haldun Taner anısına 1987’den beri her yıl Haldun Taner Öykü ödüllerini düzenlemektedir.

Yazar istatistikleri

  • 143 okur beğendi.
  • 873 okur okudu.
  • 18 okur okuyor.
  • 549 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları