Haldun Taner

Haldun Taner

8.3/10
227 Kişi
·
698
Okunma
·
125
Beğeni
·
5.974
Gösterim
Adı:
Haldun Taner
Unvan:
Öykü, Tiyatro ve Kabare Yazarı, Öğretim Üyesi ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, 16 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 7 Mayıs 1986
Haldun Taner (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 7 Mayıs 1986 İstanbul), öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir. Türkiye'de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncüsüdür.

1915 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Ahmet Selahaddin, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyesi ve mütareke yıllarında yazıları, dersleri ve nutuklarıyla ülkenin bağımsızlığını savunmuş bir aydındır. Beş yaşında iken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadı[1].
Vatana hizmeti geçenlerin ve şehit olanların çocuklarına tanınan haktan yararlanarak parasız yatılı olarak girdiği[1] Galatasaray Sultanisi'ndeki orta öğrenimini 1935 yılında tamamladı. Mezuniyetinden sonra devlet tarafından Heidelberg Üniversitesi'nde öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı ve yurda döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü.
Yüksek öğrenimini 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Filolojisi Bölümü’nde tamamladı. 1950-54 yıllarında üniversitenin sanat tarihi kürsüsünde asistanlık yaptı.
Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstanbul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık Dergisi’nin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi.
Asistanlığı sırasında yazdığı “Günün Adamı” oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı[2]. Asistanlığı bırakıp Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gitti. 1955-1957’de Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Gazeteci¬lik Enstitüsü'nde edebiyat ve sanat tarihi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde tiyat¬ro tarihi okuttu Bir yandan da Tercüman Gazetesi’nde (1952-1960) köşe yazıları yazmayı ve oyun yazarlığını sürdürdü.
1950’lerde oyun yazmaya başlayan ve tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren Haldun Taner, ardından epik tiyatro denemelerine girişmişti. Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneği olan "Keşanlı Ali Destanı" adlı oyunu ile dünya çapında tanındı. Bu oyun yurtdışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı (1964). Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Epik tiyatro ve kabarenin alanında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oldu. Eşsiz bir arı Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına girdi.
Devekuşu Kabare'yi (1967), Bizim Tiyatro'yu, Tef Kabare Tiyatrosu'nu kurdu. Küçük Dergi'yi çıkardı. Fıkra yazarlığını 1973’ten itibaren Milliyet’te sürdürdü. Öyküleri ve yazıları Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi, Yeni İnsan dergilerinde de yayınlandı.
Filme de alınan "Kaçak" (1955) ile "Dağlar Delisi Ferhat" (Lütfi Akad ve Orhan Kemal'le birlikte, 1957) adlı senaryoları sırasıyla Türk Film Dostları Derneği'nin senaryo ödülünü ve Basın-Yayın Senaryo Armağanı'nı kazandı. “Sancho'nun Sabah Yürüyüşü” (1969) ile Bordighera Uluslararası Mizah Festivali Öykü Ödülü'nü, tiyatro dalında da “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (1971) oyunuyla 1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü'nü kazandı. Sedat Simavi Vakfı 1983 Edebiyat Ödülü'nü Pertev Naili Boratav'la paylaştı.
Milliyet Gazetesinde "Deve Kuşuna Mektuplar" başlığı altında haftalık köşe yazıları yazan Taner, güncel olayları değerlendirdiği bu yazılarda yaşadığı dönemin bir çeşit edebi belgeselini sundu.
Yazarlığının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve Edebiyat Fakültesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde edebiyat, sanat tarihi ve tiyatro dersleri veren Haldun Taner, Milliyet Gazetesi yazarlığı yaparken 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da hayatını yitirdi.
Adı, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy’deki sahnesine verilmiştir. Bilgi Yayınevi, bütün eserlerini dizi halinde basmıştır. Milliyet gazetesi Haldun Taner anısına 1987’den beri her yıl Haldun Taner Öykü ödüllerini düzenlemektedir.
"Ana, çocuğunu dokuz ay karnında taşır, yürüyebilecek hale gelinceye kadar bir o kadar da kollarında taşır. Ondan sonra da bir yaşam boyu kalbinde taşır."
"Kime kalmış bu dünya? Hepsi gidecek, hepsi. Kralı da, karunu da."
Haldun Taner
Sayfa 48 - Yapı Kredi Yayınları 1.Baskı 2016
Amerikalı bir işadamının bürosu bir göktırmalayıcının yirminci katındadır. Adam her sabah asansöre girince on beşinci katın düğmesine basmakta, orada inip yirminci kata merdivenlerden çıkmaktadır. Ama akşamları evine dönerken asansörden arada hiç ayrılmadan doğruca zemin kata inmektedir.
Acaba bu garip davrranışının sebebi nedir?
- Akla gelen ilk olasılıklardan biri şu olabilir: Sabahları vakit azdır, cimnastik yapamamakta, sabah yürüyüşüne vakit ayıramamakta, kan dolaşımı için gerekli hareket ihtiyacını hiç değilse beş kat merdiven çıkarak sağlamaktadır.
- Bir başka olasılık olarak, on beşinci katta bir ahbabına uğrayıp işten önce onunla bir sabah kahvesi içtiği akla gelebilir.
- Belki de yavaş yavaş merdivenleri çıkarken çevredeki manzarayı seyretmekten hoşlanıyordur.
- Yahut da yukarı katlardaki bürolar, aşağıdakilere nazaran daha ucuz olduğu için asansördekilere on beşinci kattaymış havası atıp bürosu oradaymış gibi iniyordur.
Bir garip davranışın sebebine varmak için insanın muhayyilesini zorlayan varsayımlar daha da çoğaltılabilir.
Ama bu adamın garip davranışının hiç de garip olmayan pek sade bir izahı vardır. Boyu bir elli beş olduğu için, eli ancak on beşinci düğmeye erişebilmektedir.
İnişte zemin düğmesi en altta olduğu için ona rahatlıkla basıp güzel güzel aşağı inmektedir.
Tüm ölmüş anaları rahmetle analım!
Tüm yaşayan anaları şükranla öpelim!
Kan ağlayan büyük acılı anaları ise ulusça bağrımıza basalım!
"An, anı kovalıyor, anlar sonsuzlukta eriyor. Çarşamba perşembeyi, perşembe cumayı sürüklüyor. Kasım, aralık oldu, aralık ocak, ocak şubat olacak. Şubat da mart. Ve biz, karanlığın içinde şu vapur gibi zamanı yara yara ilerliyoruz. Nereye? Bir zamansızlık ülkesine doğru... Karşıda sahil göründü. Esrarlı ve karanlık. Yaklaştıkça yaklaşıyoruz. Ah şu vapur bir dursa... İyisi, geri geri gitse... Akreple yelkovan, yollarını şaşırıp ters işlemeye başlasalar. Gün kadranı perşembeden çarşambaya dönse, neticeden sebebe doğru ters bir akış başlasa... Başladı diyelim ne olacak? Vapur geri geri gitse, ulaşacağımız sahil, bu sefer de ilk kalktığımız zamansızlık ülkesi olmayacak mı? İster öne git, ister geri; dünyanın denizleri biter efendi."
Yabancı bir turist, Ege'nin bir kıyı ilçesinde çok güzel bir hasır koltuk görmüş. Yapanı sormuş.
"Dükkanı yok mudur?" demiş.
"Vardır ama pek oturmaz" demişler.
"Nerde bulabilirim?"
"Ya balık avlıyordur ya da çınarın dibinde yatıyordur."
Meraklı turist adamı gerçekten çınarın dibinde tatlı tatlı kestirirken bulmuş.
"Bu koltukları siz mi yapıyorsunuz?" demiş.
"Ben yapıyorum."
"Bunlar harika dostum, bana on dolara satar mısınız?"
"Neden satmayayım, satarım."
"Bunları kaç günde yaparsınız?"
"Üç günde."
"Üç günde on dolar çok az, ben sizin yerinizde olsam yanıma birkaç çırak alırım, günde bir koltuk yaparım. Ayda otuz koltuk, yani 300 dolar eder. Bu kazancımla bir imalathane açar, işi daha da büyütürüm. Üretim günde on koltuğa, yirmi koltuğa, aylık gelir de 3000 ya da 6000 dolara yükselir."
"Peki sonra?" demiş bizim uykucu.
"Sonrası var mı? Zengin olur yan gelir yatarsın."
Mahmur dostumuz, "Peki ya ben şimdi ne yapıyorum?" demiş.
"Demem şu ki, bu dünyada namuslu, insaniyetli oldun mu alaya alınıyorsun. Zorba, katil oldun mu saygı, itibar görüyorsun."
Haldun Taner
Sayfa 51 - YKY Yayınları
Ayışığında Çalışkur'uTürk Öykü geleneğinin dışına çıkılarak kaleme alınmış,bir öykü olarak tanımlamak hiç de yanlış olmaz sanırım.Teknik açıdan ve kullanılan dil bakımından oldukça farklı bir yerde durur.Öyle ki;bu duruş nedeniyle dönemin Edebiyat çevrelerinden ve öykü okurlarından çoğunlukla olumsuz olmakla birlikte ciddi tepkiler alır.
Öykü,tema ve olay örgüsü bakımından örnekleriyle nisbeten ayrışsa da,bu yönüyle diğer yazın örneklerinden çok büyük farklılık göstermez aslında.Kitabın ilk kısmında Çalışkur Apartmanı sakinlerinden,rüşvetçi işadamı, kürtajcı doktor,ahlaksız bekçi,kocasını hemşehrileri olan bu bekçi ile aldatan kapıcı kadın,sevgilisinin mahrem sırlarını gülmece uğruna pazarlayan sporcu,ablasını eniştesiyle aldatan kız,sübyancı yaşlı adam karakterleri üzerinden,saygın ve belli bir seviyenin üzerinde olan birçok insanın iç dünyalarındaki ahlaksızlığı,yüzsüzlüğü,bozulmuşluğu anlatılır...Bir de fakir mahallerinden ,o gece apartmanın yakınlarına gelip, mehtaba karşı güzel hayaller kuran genç bir çift vardır.Namuslu(!)bekçimiz onları yakalar ve ve ahlak abidesi(!)apartman sakinlerinin olaya el atmasıyla karakolun yolu tutulur.Öykü o gece başlar ve biter.
Ana fikir olarak,toplumsal değerlerimizin dejenere olmuş resmi ve ikiyüzlü insan portrelerinin eleştirisi çok yerinde ve büyük bir ustalıkla gözler önüne serilir...
Kitabın ikinci bölümüne öyküye dair hayali kişilerden gelen birçok mektup,inceleme ve eleştiri yerleştirildiğinizi görürsünüz.Üçüncü bölümde ise,bu hayali tepkilere istinaden öykü yeniden düzenlenerek kaleme alınır.(bir sayfada eski metin,hemen yan sayfada yeni metin şeklinde)
Kitabın son kısmında ise,yapılan bu düzenleme sonrasında gelen olumlu mektupları bulacaksınız.Yazar bu iki bölümde toplumsal önyargılarımıza mizahi bir üslupla ,eleştirel göndermeler yapar bana göre.
Neticede özellikle biçim açısından dönemin öykü kitaplarında hiç denenmemiş bir yöntem ile kaleme alnmış olması bakımından çok özel bir eser olduğu inancındayım...
Benim için ayrı bir özelliği de,Sait Faik'in Mahalle Kahvesinden sonra okuduğum ikinci öykü kitabı olması.Kitabın sonuna 07.01.1993 tarihini notlamışım:)
Yeniden okumak büyük bir keyif verdi bana.Okursanız sizlerin de keyif alacağınıza eminim.
Merhaba...

Yalıda Sabah içinde yedi öykü bulunan okuduğum beşinci Haldun Taner kitabı. Aynı zamanda rahmetli Haldun Taner'in son öykü kitabı.(1983)

Öykülerden kısaca bahsedecek olursam, kitaba adını da veren "Yalıda Sabah" öyküsünde, sabahın ilk ışıklarında kalkan kahramanımızın kendisi gibi erken kalkan insanları ve uyanan doğayı gözlemlemesini aktarır bizi.

"Küçük Harfli Mutluluklar" da öykünün adından da anlaşıldığı gibi küçük mutluluklardan zevk almasını bilen ordudan emekli olmasına rağmen yetmiş küsür yaşında ki işkolik emekli albay Nizamettin Bolayır'ın öyküsünü anlatır bize Haldun Taner.

"Karşılıklı" öyküsünde Haldun Taner'in Tiflis'ten aldığı bir kol saatinin yaşamındaki yerine tanık oluyoruz. Bir nesne ile bütünleşmek ve sonun da hayal kırıklığı.

Gelelim "Şeytan Tüyü"ne. Bu öykü, kitabın en çok sevdiğim öyküsü olmuştur. Haldun Taner bu öyküyü bir yıl yaşadığı Berlin'de yazmıştır. Öykü, Almanya'da ayı postu giyerek hayata tutunmaya çalışan Ökkeş Topalmusagil'in amcasının oğluna yazdığı tek taraflı mektuptan oluşuyor. Gurbetçilerin yabancı bir ülkede ve kültürde yaşadıkları sorunları tüm çıplaklığıyla bize sunuyor Haldun Taner. Bu öykü Almanya'da büyük yankı uyandırmış. Almanya'nın en ünlü, yüksek tirajlı, nadiren yabancı yazarlara yer veren "Die Zeit" dergisinde yayınlanmış. Haldun Taner "Şeytan Tüyü" için, "Bu, Berlin'de yazdığım tek hikaye oldu. Ama ömrümde hiç bu kadar yararlı ve işlevsel bir hikaye yazdı­ğımı hatırlamıyorum." demiştir. Varın gerisini siz düşünün...

"Sonsuza Kalmak" öyküsünde bir inşaat kazısında bulunan tarihi eserlerin inşaatın kanalizasyonunda kullanılması ile sanatın toplumdaki değerinin olmayışını sorgulatır bizlere.

"Neden Sonra" adlı öyküde iki sevgilinin toplumsal değerler karşısında duruşları irdelenmiş olup kitabın en kısa öyküsüdür.

"Yaprak Ne Canlı Yeşil" de ise doğallığı ile bir yazarı etkileyen zengin evinde bakıcılık yapan Zuhal görünümlü Hamide'nin öyküsüne götürür bizi Taner.

Haldun Taner'in kısa fakat dolu dolu öykülerden oluşan, oldukça akıcı bir dile sahip olan bu güzelim öykü kitabını okur arkadaşlarıma tavsiye ederim.

Keyifli okumalar dilerim...
Merhaba...

Haldun Taner'in farklı gazetelerde yazdığı içinde tarih, sanat, eğitim, mitoloji, edebiyat, ekoloji, tiyatro ve birçok farklı konuların bulunduğu köşe yazılarından oluşuyor "Çok Güzelsin Gitme Dur" adlı kitabı.

Kitabın adı, Goethe'nin Faust adlı eserinde, Mephisto'nun Faust'a vaad ettiği tekliflere, Faust'un "Çok güzelsin, gitme dur" şeklinde direnmesinden alınmış. Bundan da aynı isimli köşe yazısında bahsetmiş Haldun Taner. Bunu da söyleyelim.

Birçok farklı bilgiler öğrenebileceğiniz, daha önce, duymadığınız okumadığınız anekdotlara sahip olacağınız zengin içeriğiyle dopdolu bir eser.

Kitapta neler öğrendim? Dostoyevski'nin yazın başarısını geçirdiği sara nöbetlerinin şokuna borçlu olduğunu. Alain'in yazılarını felçli olarak yazdığını. Emeklilik hayatından usanıp 81 yaşında tekrar turneye çıkan sanatçı Charlie Rivel'ı. Almanların Goethe ile ilişkin araştırmalar yapan yabancı kültür insanlarına verdikleri bir ödül olan Goethe Madalyasını Türkiye'den ilk Muhsin Ertuğrul ile Seniha Göknil'in aldığını. İstanbul'un işgalini Mustafa Kemal Paşa'ya bildiren Manastırlı Hamdi'yi. Haldun Taner Paris'te iken Unesco Genel Merkezi'nden İstanbul Belediyesi için 100.000 dolarlık bir yardımın gerçekleştirmesini bizzat sağlayarak İstanbul'a küçük de olsa bir insanlık borcunu ödediğini. Yahya Kemal'in gençlik yıllarında Paris'te sık sık gittiği Closseri de Lilas adlı şair, yazar, ressamların uğrak yeri olan ünlü bir kahvede masalardan birinin adına Yahya Kemal'in adının da verildiğini. Fikret Hakan'ın babası Gaffar Güney'in Haldun Taner'in ilkokul öğretmeni olduğunu ve Gaffar Güney'in derste Ömer Seyfettin çevirili Homeros'un İlyada'sını okuması ile Haldun Taner'de mitolojiye ilgisinin başlamasını. Sakallı Celal Bey'in, Kemal Tahir'in, Behçet Necatigil'in, Sait Faik'in, Refik Halit'in anekdotlarını... Saymakla bitmez, daha neler neler...

Kitap, Haldun Taner'in elli üç köşe yazısından oluşmuş. Kitaptan oldukça zevk alarak okudum ve de çok beğendim. Üç günde okudum keşke elli üç günde bitirseydim. Her gün bir yazısını okusaydım. Sevdiğim bir köşe yazarının, gazetesindeki günlük köşe yazılarını okur gibi.

Tavsiye ederim okur arkadaşlarım. İyi okumalar dilerim...
Merhabalar...
Tuş, içinde on üç öykü bulunan bir Haldun Taner klasiği. (1951)
Öykülerin merkezi Haldun Taner öykücülüğüne uzak olmayan, aşk, kültürel ve sosyal yozlaşma, Avrapai yaşantı özentisi, sosyal-ekonomik eşitsizlikler, doğanın tahribi gibi toplumsal olaylardan oluşuyor.
Kitapta, "Bir Kavak ve İnsanlar" adlı bir öykü var ki, sırf bu öykü için bile bu klasik okunma sebebi. Fabrikalaşma karşısında doğa intikamını nasıl alır? Buyrun, okuyun, öğrenin. Kitaba ismini de veren "Tuş" adlı öyküde ise Dilaver Bey'in mahallenin namus bekçiliği görevinden bir güreşçi gibi 'tuş' olmasına uzanan öyküsü anlatıyor. Tabii öykünün ahlaksal! yanı ağır basan yönü çok güçlü.
Sıkılmadan okuyacağınız bu öyküleri okumanızı dilerim.
Keyifli okumalar...
Keşanlı Ali destanı kendi halinde bir mahallenin güldürü alt temalı bir tiyatro kesiti. Tiyatro metnindeki her karakter size çok tanıdık gelecek zira ne kadar senden, bir o kadar benden, tamamıyla içimizden biri hepsi.
Keşanlı Ali bu namı almış yürümüş. Mahallenin belalısı Çamur İhsan'ı öldürmüş küçümsenecek iş mi! Yatmış paşa paşa çıkacağı gün gelmiş. Vee perde! Sahne Keşanlı Ali'nin. Çünkü daha muhtar seçilecek, kafa tutacak, mahalleyi adam edecek, haraç alacak, sevdiği kadının gönlünü alacak. Hepsi tamam da bu sonuncusu zor işte be Ali. Zilha sana kızgın, Zilha sana dargın. Ne edesin de onu yola getiresin. Belki tekstin sonuna doğru.
En başta dediğim güldürü alt temalı ifadesini boşa sanmayın. Fazlasıyla komedi barındırıyor. Hakiki komedi. Küfürsüz, aşağılama olmadan, hakaret etmeden, tuhaf şekillere girmeden güldürüveriyor sizi. Gözünüzde canlanıyor perde açılıyor gülüyorsunuz, kapanıyor gülüyorsunuz. O arada da düşünüyorsunuz. Mahalleden arkadaşlarla toplanmış oturuyor gibi hissediyorsunuz.
Keşanlı Ali destanı ilk olarak 31 Mart 1964'te sahnelendi. Büyük ses getiren tiyatro oyunu Türkiye'de pek çok ilde 130 kez sergilendi. Yurtdışında Londra, Berlin, Hamburg, Beyrut, Münih gibi önemli yerlerde tam 342 kez oynandı. 1965'te sinemaya uyarlandı.
Merhaba...

Bu aralar Haldun Taner ustadan akıp gidiyorum, şimdiki durağım da Ayışığında Çalışkur oldu. Bu öykü kitabı okuduğum klasik Haldun Taner öykülerinden çok farklı bir konsepte sahip. Bu tarz da ilk defa bir kitap okuduğumu itiraf ediyorum.

Kitabın merkezindeki öykü önce bize sunuluyor. Daha sonra yazara gelen tepkiler(düşsel tepki) ile öykü farklı bir yola kıvrılıyor. Kitabın ikinci bölümünde sayfanın sol kısmı ilk öyküyü aynen tekrarlarken, sayfanın sağ kısmında ise merkezdeki öykünün değişilmiş varyantını okumuş okuyoruz.

Haldun Taner'in öykülerinin olmazsa olmazı olan mizah ve ironi unsuru Ayışığında Çalışkur'da da bariz görülüyor. Bu öykü de ise yerinde yapılan mizahın yanında, değişikliğe uğrayan aynı öykünün iki türevinde öykü kahramanlarını ahlaksal açıdan da sorguluyor yazar.

Ben kitaptan farklı bir tat aldım, değişik tarz da bir şeyler okumak isteyen okuyucu arkadaşlara ustanın bu öykü kitabını öneririm.

Keyifli okumalar dilerim...
Kitabı okurken, yazarının Haldun Taner olduğunu bir anlık unutarak, içinizden ben bu kitabın yazarı ile sohbet etmeli, karşılıklı çay içmeliyim diyorsunuz veya bir anlığına yazar ile beyinlerimizin değişmesini istiyor ve hayata bambaşka bir çerçevede bakarak etrafıma afili cümleler kurarak insanlara caka satmayı isterdim.
Kitabın Kalender atlı bir atın kişnemesiyle başlayıp aynada kendisini görmesi, Sao Paulo'ya kadar uzanan ve muhteşem tahlilleri barından öyküleriyle devam etmesi muhteşem bir detay. Ve bir kitabın adı ancak bu kadar güzel olabilirmiş. Başlı başına bir öykü gibi bir ad; "Şişhane'ye yağmur yağıyordu."
En beğendiğim kısımlar ise ;Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu, Ablam, Fraulen Haubold'un Kedisi ve Fasarya'ydı.
Sineklidağ burası
Şehre tepeden bakar
Ama şehir ırakta
Masallardaki kadar

Merhaba...
Türkiye'nin her köşesinden gelen insanların, Sineklidağ adlı gecekondu mahallesinde yaşadıkları hayattan bir kesit sunan olağanüstü bir Haldun Taner oyunu Keşanlı Ali Destanı. Aynı zamanda Türk Tiyatrosunun ilk epik tiyatro eseri.
Bertol Brecht’in epik tiyatro tarzı ile geleneksel Türk tiyatrosunu harmanlayarak bu güç işin altından başarıyla çıkmak da ancak Haldun Taner'e yakışırdı zaten.
Oyunu kısaca özetlersek, Keşanlı Ali, sevgilisi Zilha'nın dayısı olan mahallenin belalısı Çamur İhsan'ı öldürmekle kodesi boylar.(!) Kimseye inandıramaz kendini. Bundan sonra da halkın gözünde bir kurtarıcı kimliğine bürünür. Manyak Cafer'in işlediği cinayet Keşanlı Ali efsanesinin oluşmasına neden olmuştur artık.
"Demem şu ki, bu dünyada namuslu, insaniyetli oldun mu alaya alınıyorsun. Zorba, katil oldun mu saygı, itibar görüyorsun." diye de olayı özetler Keşanlı.
Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı başrollerinde Fikret Hakan(Keşanlı), Fatma Girik(Zilha)'in oynadığı sinema uyarlamasını ve Engin Cezzar(Keşanlı), Gülriz Sururi(Zilha)'li tiyatro oyununu izlemiştim lakin eseri okuma şansı bulamamıştım. Biraz geç oldu ama sonunda okuyabildim.
Biraz da kitabın içeriğinden bahsedelim. Kitap, 154 sayfadan oluşuyor ama oyun yalnız 90 sayfacık kadar. Kitapta, Haldun Taner'in önsüzü, sahnelenen oyunun fotoğrafları, basında çıkan oyunun başarısı ile ilgili haberler, Gülriz Sururi'nin oyun ile ilgili anısı da mevcut.
İncelemeyi bitirirken yerelde evrenseli yakalayan Haldun Taner'in epik oyunu Keşanlı Ali Destanı'nı aynı güzellikte yüzlerce kez oynayan, dakikalarca ayakta alkışlanan Gülriz Sururi(Zilha), Engin Cezzar(Keşanlı) Genco Erkal'lı (İzmarit Nuri)
oyunu da izlemenizi tavsiye ederim.
Linkler:
Keşanlı Ali Destanı, 1.nci bölüm: https://www.youtube.com/...uu4rdoEY&t=1244s
Keşanlı Ali Destanı, 2.nci bölüm: https://www.youtube.com/...Mhq8wn6f8&t=102s
Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğimle...
Merhabalar...
Yaşasın Demokrasi, Haldun Taner'in 10 öyküden oluşan ilk öykü kitabı. 10 öykünün beşi siyasi ağırlıklı sayılabilen öykülerden. Bunlar: "Dairede Islahat", kitabın adı da olan "Yaşasın Demokrasi", "Sahib-i Seyf-ü Kalem", "Yağlı Kapı" ve "Heykel". Öyle vıcık vıcık saf siyaset kokan öykü değil bunlar. Az mizahlı, bol ironili, düşündürücü öyküler.
Kitapta ki on öyküyü de çok sevmemle beraber "Heykel" ve "Geçmiş Zaman Olur ki" öykülerini biraz daha fazla sevdim.
"Geçmiş Zaman Olur ki" adlı öyküde Mahinur, Faruk Nafiz Çamlıbel'in "Kıskanç" adlı bir şiirini okuyor. Şarkıyı biliyorduk ama şiirin Faruk Nafiz'e ait olduğunu da menekşe bakışlı Mahinur sayesinde öğrenmiş olduk.
Keyifli dinlemeler, keyifli okumalar...
https://www.youtube.com/watch?v=Srido7UzSDk
Haldun Taner 1979 yılında yazdığı bu eserde, hayatının bir döneminde beraber çalıştığı, dost olduğu, ya da öğrencisi-hocası olduğu kimi şahsiyetleri, ölümlerinden sonra -onları tanıtmaktan çok belki de tekrar anmak niyetiyle- kişiliklerinin inceliklerini, sanatlarını, uğraşlarını okuyucuya o müthiş üslubuyla anlatmış. Yakup Kadri, Orhan Kemal, Ahmet Rasim, Muhsin Ertuğrul, Ulvi Uraz, Ahmet Hamdi, Kemal Tahir ve daha niceleri yer alıyor bu kitapta. Okurken büyük keyif aldım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Haldun Taner
Unvan:
Öykü, Tiyatro ve Kabare Yazarı, Öğretim Üyesi ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, 16 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 7 Mayıs 1986
Haldun Taner (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 7 Mayıs 1986 İstanbul), öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir. Türkiye'de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncüsüdür.

1915 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Ahmet Selahaddin, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyesi ve mütareke yıllarında yazıları, dersleri ve nutuklarıyla ülkenin bağımsızlığını savunmuş bir aydındır. Beş yaşında iken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadı[1].
Vatana hizmeti geçenlerin ve şehit olanların çocuklarına tanınan haktan yararlanarak parasız yatılı olarak girdiği[1] Galatasaray Sultanisi'ndeki orta öğrenimini 1935 yılında tamamladı. Mezuniyetinden sonra devlet tarafından Heidelberg Üniversitesi'nde öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı ve yurda döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü.
Yüksek öğrenimini 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Filolojisi Bölümü’nde tamamladı. 1950-54 yıllarında üniversitenin sanat tarihi kürsüsünde asistanlık yaptı.
Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstanbul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık Dergisi’nin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi.
Asistanlığı sırasında yazdığı “Günün Adamı” oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı[2]. Asistanlığı bırakıp Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gitti. 1955-1957’de Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Gazeteci¬lik Enstitüsü'nde edebiyat ve sanat tarihi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde tiyat¬ro tarihi okuttu Bir yandan da Tercüman Gazetesi’nde (1952-1960) köşe yazıları yazmayı ve oyun yazarlığını sürdürdü.
1950’lerde oyun yazmaya başlayan ve tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren Haldun Taner, ardından epik tiyatro denemelerine girişmişti. Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneği olan "Keşanlı Ali Destanı" adlı oyunu ile dünya çapında tanındı. Bu oyun yurtdışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı (1964). Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Epik tiyatro ve kabarenin alanında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oldu. Eşsiz bir arı Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına girdi.
Devekuşu Kabare'yi (1967), Bizim Tiyatro'yu, Tef Kabare Tiyatrosu'nu kurdu. Küçük Dergi'yi çıkardı. Fıkra yazarlığını 1973’ten itibaren Milliyet’te sürdürdü. Öyküleri ve yazıları Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi, Yeni İnsan dergilerinde de yayınlandı.
Filme de alınan "Kaçak" (1955) ile "Dağlar Delisi Ferhat" (Lütfi Akad ve Orhan Kemal'le birlikte, 1957) adlı senaryoları sırasıyla Türk Film Dostları Derneği'nin senaryo ödülünü ve Basın-Yayın Senaryo Armağanı'nı kazandı. “Sancho'nun Sabah Yürüyüşü” (1969) ile Bordighera Uluslararası Mizah Festivali Öykü Ödülü'nü, tiyatro dalında da “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (1971) oyunuyla 1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü'nü kazandı. Sedat Simavi Vakfı 1983 Edebiyat Ödülü'nü Pertev Naili Boratav'la paylaştı.
Milliyet Gazetesinde "Deve Kuşuna Mektuplar" başlığı altında haftalık köşe yazıları yazan Taner, güncel olayları değerlendirdiği bu yazılarda yaşadığı dönemin bir çeşit edebi belgeselini sundu.
Yazarlığının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve Edebiyat Fakültesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde edebiyat, sanat tarihi ve tiyatro dersleri veren Haldun Taner, Milliyet Gazetesi yazarlığı yaparken 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da hayatını yitirdi.
Adı, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy’deki sahnesine verilmiştir. Bilgi Yayınevi, bütün eserlerini dizi halinde basmıştır. Milliyet gazetesi Haldun Taner anısına 1987’den beri her yıl Haldun Taner Öykü ödüllerini düzenlemektedir.

Yazar istatistikleri

  • 125 okur beğendi.
  • 698 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 456 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları